"Babam, Cerrahın En İyisi Kalp Cerrahıdır Derdi"
YAZI DİZİSİÇocukluk hayalinden ameliyathaneye uzanan yolculuk...
Bazı meslekler vardır, seçilir.
Bazıları ise daha çocukluk yıllarında insanın kaderine yazılır.
Prof. Dr. Mehmet Cengiz Çolak’ın hikâyesi biraz da böyle bir hikâye.
Malatya’da başlayan hayat yolculuğunda, doktorluk yalnızca kendi hayali değildi. Annesi ve babası da onu beyaz önlüğün içinde görmek istiyordu. Hatta babasının hedefi daha da netti:
“Doktor olsun… Cerrah olsun… Cerrah olacaksa da kalp cerrahı olsun…”
Yıllar sonra dönüp bakıldığında, bu sözlerin bir baba temennisinden çok daha fazlası olduğu görülüyor.
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan genç doktor, Mardin’in Dargeçit ilçesinde göreve başladı. Sonrasında yolu yeniden Malatya’ya düştü. Ancak onu kalp ve damar cerrahisine götüren süreç sanıldığı kadar doğrudan olmadı.
Önce anestezi ihtisasını kazandı.
Sonra ameliyathanede gördükleri hayatının yönünü değiştirdi.
Malatya Time olarak İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cengiz Çolak ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ilk bölümünde; çocukluk yıllarını, mesleğe adım atışını ve kalp ve damar cerrahisine uzanan yolculuğunu konuştuk.
“ÇOCUKLUKTAN BERİ BÖYLE BİR HAYALİM VARDI”
Hocam, Malatya’da doğup yine Malatya’da insanların hayatına dokunan bir cerrah oldunuz. Çocukluğunuzdaki Mehmet Cengiz Çolak’a bugün dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz?
Çocukluğumda çok hareketli ve yaramaz bir çocuktum. Ama ileride doktor olmak gibi bir hayalim vardı. Aslında bu sadece benim hayalim değildi. Annem ve özellikle babam da doktor olmamı çok isterdi. Hatta babam, “Doktorun en iyisi cerrahtır, cerrahın en iyisi de kalp cerrahıdır” derdi.
Çocukluk yıllarından beri böyle bir hedefimiz vardı. Allah da nasip etti. Bugün kalp ve damar cerrahisinde ülkemizin önemli merkezlerinden birinde görev yapıyoruz. Şükürler olsun.
“ANESTEZİYİ BIRAKIP YENİDEN SINAVA GİRDİM”
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan genç bir doktorun yolu nasıl oldu da kalp ve damar cerrahisine çıktı?
Mezuniyet sonrasında Mardin’in Dargeçit ilçesinde görev yaptım. Daha sonra Malatya’ya döndüm ve uzmanlık sınavına girdim. Beş arkadaş hemen hemen aynı puanlarla anestezi bölümünü kazandık.
Anesteziye başladıktan sonra hayatımın yönünü değiştiren bir süreç yaşadım.
O yıllarda rahmetli hocamız Prof. Dr. Rıza Türköz öncülüğünde üniversitemizde kalp ameliyatları yeni yeni yapılmaya başlanıyordu. Ben de anestezi tarafında görev alıyordum.
Kalp ameliyatlarını yakından görmeye başladım.
Bypasslar…
Kapak ameliyatları…
Aort yırtılmaları…
Kalp krizleri…
Sürekli bir hareket vardı.
Bir yanda ölümle yaşam arasındaki mücadele, diğer yanda birkaç gün sonra yürüyerek taburcu olan hastalar…
Anestezide hastayla ilişkiniz sınırlıdır. Ama kalp cerrahisinde hastanın gözünün içine bakarsınız. Taburcu olurken duasını alırsınız.
Bir süre sonra kendi kendime dedim ki:
“Ben kalp cerrahı olacağım.”
Anesteziyi bırakıp yeniden sınava girdim.
Kalp ve damar cerrahisini kazandım.
Ve yolculuk böyle başladı.
“HASTANIN DUASINI ALMAKTAN DAHA BÜYÜK MUTLULUK YOK”
Binlerce ameliyat, yüzlerce öğrenci ve uzun bir akademik kariyer… Geriye dönüp baktığınızda ‘iyi ki bu yolu seçmişim’ dediğiniz an hangisidir?
Aslında bunun tek bir cevabı yok.
Bazen bir diyaliz hastasına yaptığınız damar ameliyatı bile onun hayatını tamamen değiştirebiliyor.
Boynundaki kateterlerden kurtuluyor.
Rahat hareket ediyor.
Normal hayatına dönüyor.
Sonra sizi gördüğünde:
“Hocam Allah razı olsun” diyor.
Bazen de gece yarısı gelen bir kalp krizi hastasını ameliyata alıyorsunuz.
Ya da aort damarı yırtılmış bir hastayı…
Saatler süren mücadeleden sonra hasta hayata dönüyor.
Kontrole gelirken elinde bir kutu çikolata ile çıkıp geliyor.
“Hocam Allah sizden razı olsun” diyor.
İnanın bunun tarif edilebilecek bir karşılığı yok.
“AMELİYATHANE BİR İBADETHANEDİR”
Meslek hayatınız boyunca size en önemli dersi veren şey ne oldu?
Bizim çok kıymetli hocalarımız vardı.
Onlardan biri Prof. Dr. Ali Telli hocamızdı.
Ameliyathaneye girerken bize hep şunu söylerdi:
“Burayı bir ibadethane gibi göreceksiniz.”
Bu söz beni çok etkilemiştir.
Gerçekten de ameliyathane sıradan bir yer değildir.
Orada bir insanın hayatı size emanet edilir.
Nasıl insan ibadet ederken dikkatli davranıyorsa, ameliyat sırasında da aynı hassasiyeti göstermek zorundadır.
Kalp cerrahisinde dikkatinizi kaybetme lüksünüz yoktur.
Bir ameliyat bazen beş saat sürer.
Bazen daha fazla.
Ama başından sonuna kadar aynı dikkat ve titizlikle devam etmek zorundasınızdır.
Ben bugün hâlâ ameliyathaneye bu anlayışla giriyorum.
“ASIL KAZANÇ İNSANIN ARKASINDA BIRAKTIĞI DUADIR”
Bugün geriye dönüp baktığında Prof. Dr. Cengiz Çolak’ın anlattıkları arasında akademik unvanlardan, makam ve mevkilerden çok daha fazla öne çıkan bir şey var:
İnsan hayatına dokunmak.
Belki de yıllar önce babasının kurduğu hayalin özeti de tam olarak bu.
Bir kalbi onarmak…
Bir hayatı yeniden başlatmak…
Ve ardından duyulan o kısa ama kıymetli cümle:
“Allah razı olsun hocam.”
Röportajımızın ikinci bölümünde Prof. Dr. Cengiz Çolak ile ameliyathanenin kapısını aralayacak; ölümle hayat arasındaki ince çizgide verilen mücadeleyi, aort yırtılmalarını, kritik ameliyatları ve kalp cerrahisinin görünmeyen yüzünü konuşacağız.
Röportaj: Murat ÇETİN
İlginizi Çekebilir