Doğan DAĞ / 15 Temmuz: Bir Doğum Günü Tefekkürü
ÖZEL HABERDoğan DAĞ yazdı.
İhanetin Gölgesinde Diriliş...
15 Temmuz, bugün benim doğum günüm..
Ve dahi Emekli olduğum gün ...
Ama 15 Temmuz 2016 ise benim Sakarya Camili'de vilayet önünde kıyam gecem oldu...
İlahi bir güç Şevki ile adeta bir feraset atı şehadet aşkı ile meydanlara koşuyorduk...
Her insanın takviminde, hayatının rotasını belirleyen, ruhuna bir nişan gibi işlenen günler vardır.
İşte bu kıyam gecesi o günlerden biri idi...
Kimi için bir başarı, kimi için bir kavuşma günüdür bunlar.
Benim için 15 Temmuz ise hem ömrümün en şahsi dönüm noktası olan emeklilik günümü hem de bu necip milletin üzerine çökmeye çalışan en büyük karanlığı, ihanetin o en koyu tonunu temsil ediyor.
Doğduğum gün ile vatanımın diriliş gününün aynı takvime yazılması, benim için sadece bir tesadüf değil, ömrümün kalanını bir nöbet ve şükür bilinciyle geçirmem için verilmiş ilahi bir sevkediştir...
Ve Tefekkür!
Acıtan hali ile...
Aldatılmışlığın Acı Anıları...
Geriye dönüp baktığımızda, hafızamız bizi o masum günlerin sarı loşluğuna götürüyor.
Nur topu gibi gençler...
Muhitimizde, çevremizde...
Birikmeye başladı...
Sanki aynı tornadan çıkmış gibi...
Tek tip idi bu gençler...
Mahallemizde, ailemizde her yerde karşımıza çıkan bu pırıl pırıl gençler, nazik ve saygılı öğrenciler, gençler, hızla biriktiler hayatımızda...
Bu gençler;
İnsanın içini ısıtan bir gayretle derslerine çalışır, geleceğin teminatı gibi görünürlerdi.
İmrendik, sevdik, güvendik. "Zekât" dediler malımızı, "kurban" dediler kurbanımızı, "deri" dediler emelimizi teslim ettik.
Gözümüzün nuru evlatlarımızı, daha iyi bir eğitim alacaklar, vatanına milletine hayırlı birer nefer olacaklar ümidiyle o dershanelerin, o okulların kapısından içeri emanet ettik.
Fakat biz, ilmik ilmik örülen bir "zombileşme" operasyonunun farkında değildik.
Kendi öz evlatlarımızı, bizden koparıp bir başka iradenin kuklası haline getiren o sinsi mekanizma, evlerimizin içinden, sofralarımızın başından sızdı.
Biz, huzurla uyurken, onlar bakanlıklarda, genel müdürlüklerde, ordunun mahreminde, emniyetin ve maliyenin kalbinde, devleti içeriden çürüten bir kanser hücresi gibi çoğaldılar.
Meğer biz, "Devletimiz var" derken, farkına varmadan bir "FETÖ devleti" kuşatması altındaymışız.
İlahi Bir Müdahale ve Feraset Şafağı...
Ancak unutulan bir hakikat vardı:
Bu şüheda yurdunun sahibi, hoca görünümlü kardinallere teslim edilmeyecek kadar azizdir. Allah’ın da bir hesabı, bir muradı vardı.
O gece, bir ilahi emredişle bu milletin feraset pencereleri sonuna kadar açıldı.
Sapan taşlarıyla F-16’lara kafa tutan o cesur yürekler, Çanakkale’nin, Gelibolu’nun aziz ruhunu 15 Temmuz’un karanlığına bir meşale gibi taşıdı.
O gece, o sözde hoca ve müritleri, bir lağım faresi gibi kuyruğundan yakalandı ve tarihin çöplüğüne mahkûm edildi.
Unutulmamalıdır ki!
O gün, kafası ezilen o yapı, ininin en karanlık köşelerine sinip, kripto moduna geçtiler...
Ancak ne yazık ki eniklerinin çıkacağı yılan yumurtalarını kilit yerlerin kuytularında bıraktılar!
"Ak Kıl İçinde Ak Domuz Kılı" ve Güncel Tehditler
Bugün en büyük tehlike, o günün dehşetini unutmak ve "normalleşme" kisvesi altında bu sinsi yapının sızma girişimlerine göz yummaktır.
Bu habis yapı,
örgüt elebaşının ölümünün ardından tehdit bitmemiştir; aksine yapı, paravan şirketler, sosyal gruplar ve dijital hatlar üzerinden kamufle olarak "güncel yapılanma" faaliyetlerini sürdürmektedir.
Bunlar!...
"Kendilerine yeni gizli finansal kaynaklar bulmaya çalışan, 'kripto' unsurları üzerinden yeniden toparlanma hayalleri kuran" bu şebeke, devleti dışarıdan değil, içeri sızarak kendi gücüyle yıkmaya çalışmaktadır.
Köy tavuğunun altındaki yılan yumurtası gibi, bu necipilletin şefkatli kanatları altında "masum ve sevimli" bir çehreyle saklanan o yılan enikler, bugün fırsat kolluyor.
Aman dikkat!
Kimi akl-ı evvellerin sinsi telkinleriyle, Ömer Halisdemirlerin şahadetini unutturmaya; o yapıyı "masum" göstermeye çalışan sesler yükseliyor.
Hayır!
Bugün her zamankinden daha dikkatli olma günüdür.
Bakan Gürlek'in de belirttiği üzere, "mücadelemiz son kripto unsur temizlenene kadar" sürecektir.
Bizler de kılı kırk yaran bir dikkatle; ak kılın içinde, o sinsi "ak domuz kılını" ayırt edecek bir ferasetle hareket etmek zorundayız.
...
İlginizi Çekebilir