© Malatya Time

Doğan DAĞ / 44 MK 444 Mersedes Kadir

Doğan DAĞ yazdı.

Anadolu, zahiri akılların ötesinde

Hakikat ehli, bu topraklarda sırla yürür.

Görünenin ardındaki görünmeyen sırlar vardır...

Delimidir ?

Velimidir?


Asıl özü görmek, ancak kalbin gözüyle mümkündür.

Ne var ki,
İnsanlar unvanlar peşindedir.

Makamlar ve lüks oyuncaklarlar ile ömür tüketir.

Bu toprakların garip dervişleri ise başkadır.

Yalan dünyanın hakikatini sessizce yüzümüze çarparlar.

Akıl nimetini zahiri hesaplardan azat etmiş masum ruhlardır bunlar...

Onlar, kâinat kitabının okunmasında ilahi birer ibret satırıdır.

İşte Malatya’nın caddeleri...

Bu ibret satırlarının kiminin kahramanı...

Üç metrelik kavak sopasını "Mercedes" bilen bir adam...

Adı Mercedes Kadir!

Kâinatın büyük tiyatrosunda çocuksu bir kupkuru bir saflık ile Malatya sahnesinde hoş ve tatlı bir aktör...

İlahi senaryonun ona biçtiği o çocuksu berraklık hali ile Malatya'nın bir manevi ödülü...

Teslimiyet makamında yaşayan simge  bir şahsiyet.

Mersedes Kadir!

Onu sıradan bir mahalle figürü sanmak büyük yanılgıdır.

Suret perdesine takılıp kalmaktır.

Satıhta ki sebeplere kapılıp mananın derin denizini ıskalamaktır.

İşte asıl mesele, tam da bu perdenin arkasındadır.

Sade bir insan olabilmenin sırrıdır orası.

Berrak ve duru bir  saflık.


Onda kibir yoktu.

Hesap yoktu.

Sinsilik yoktu.

Hile, hurda, menfaat hesabı hiç yoktu.

Bencillik, o kalbe hiç uğramamıştı.

Aksine;
Lüks ciplere tapınırcasına bağlanan modern insanın...


Zamane insanı;
O sopaya amblem takıp gezen Kadir’den hakikat  penceresinde ne kadar farklıdır?

Gerçek adı:

Fatih Kaydı, 1985 yılında Tecde Mahallesi’nde doğdu.

Evde kendisi gibi özel durumları bulunan abisi Neco ve 
Ablası Sema ile yaşadılar...
Tam bir trajedi...

Yoksullukla yoğruldu ömürleri.

Sabırla ve mahalleli ve şehrin merhametiyle süren;
Sade, çileli ve kimsesiz bir hayat...

İşte böyle bir dramın içine doğan Kadir ve kardeşleri bu haliyle bir kalp sızısıdır.

Onlar,

Dünyevi hesaplardan habersiz...

Kibir, hırs ve hoyratlıktan uzak...

Kadir,

Bir sessiz bir derviş gibi tüketti masum ve mahzun ömrünü...

Mahallesi Tecde ile Malatya merkez arasındaki on kilometrelik yol...

O sopayla bıkmadan bu yolu usanmadan bir mersedes sürmenin keyfini hissederek  arşınlandı.

O yürüyüş, afralı tafralı davranışlardan bihaberdi.
İçine hırsın, riyanın uğramadığı bir hali vardı.

Saf ve hakiki halin ta kendisiydi.

Sessiz ve masum    bir yürüyüştü o.

Hayatına dair hatıralar dilden dile aktarıldı.

Kentin ortak vicdanını özetledi.

Mizahını ve safiyetini gözler önüne serdi.

Sanayi tamiratı hatırası bunlardan en çarpıcı olanıdır.

Anlatılana göre:
 
Kadir, "arabası" arızalandığı iddiasıyla sanayi sitesine gitti.

Usta, kavak sopasını aldı.

Liftin üzerine koydu.

Titizlikle inceledi.

"Kadir, motoru yakmışsın" dedi.

"Bunun işi uzun, ancak üç gün sonra gel."

Üç gün sonra 
Kadir yine geldi.

Usta işin bitmediğini söyledi.

Bu gidip gelmeler iki hafta sürdü.

Esnaf muazzam bir vefa gösterdi.

Ciddiyetle oyunu sürdürdü.

En sonunda sabrı taştı Kadir’in.

Ustaya çıkıştı:

"Yeter artık yap şu arabayı, iki haftadır eve yürüyerek gidip geliyorum!"

Sanayi esnafı bu oyunu hiç bozmadı.

Onun serzenişini ciddiyetle dinledi.

Sopanın vidalarını sıkmaya devam etti.

Trafik polisi ve ruhsat hatırası da başkaydı.

Şehrin fıtri nizamla kurduğu latif bağın resmidir o.

Malatya Emniyet Müdürlüğü trafik ekipleri...

Kurallara uyan Kadir’i durdururdu.

Kırmızı ışıkta bekleyen, yayalara yol veren bu adamı izlerlerdi.

Şaka yollu denetim yaparlardı.

Ehliyet sorulduğunda evde unuttuğunu söylerdi Kadir.

Halk arasında bir laf dillenmişti.

Kadir'in Mersedes'inin ruhsatı varmış meğer...

"44 MK 444" plakalı...
olarak tescil edilmiş bir ruhsat...

Kadir’in kırmızı ışıkta durması...

Yayalara yol vermesi...

Bilerek yapılan bir kuralcılık değildi.

Kalbinde riya barındırmayan fıtri bir edepti.

Evrensel bir nizamın en saf resmiydi.

Koca bir şehir, 

Kadir için bu tiyatroyu büyük bir zarafetle sürdürdü.

Kimse bozuntuya vermedi.

Kimse o masum dünyayı incitmedi.

Dünyanın gailesiyle kirlenmemiş masum ruhlar...

Kardeşleri Neco ve Sema ile birlikte...

İslam nazarında zihni yetileri dünyevi hesaplara kapanmış ilahi birer emanetti.

Şehir halkı bu garibe sahip çıktı.
Ocağını korudu.

Bu, sadaka kültürünün ötesindeydi.
"Hakk'ın kullarına ihtiram" şuuruydu.

Menfaatsiz bir ihlasın canlı tecellisiydi.

Yunus’ların coğrafyasındayız biz.

Şehirler kuleleriyle ayakta durmaz.

Aralarındaki zayıf ve garipleri korudukları rahmet vesileleriyle var olurlar.

Zira zayıflarımız sayesinde nusret buluruz.

Halk, kendi kalbindeki enaniyet ve riyayı onun saf aynasında gördü.

Bu tatlı insanlar şehrin bir sigortası gibi
Sehri korur...

Şehre manevi bir kalkan olurlar...

Şehrin onlara verdiği değer ve anlam ile...

Ve 
henüz genç bir yaşta...

...

YAZININ DEVAMI BURADA

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER