Doğan DAĞ / Bir Zamanlar Malatya İmam Hatip Lisesi Hocaları: Aydın TABU
ÖZEL HABERDoğan DAĞ yazdı.
Bir neslin, bir kuşağın harika koleji!
Hocaları!
Kendilerini adamış!
Öğrencisini evladı gibi gören tutkulu bir sorumluluk…
Celal Hoca (Celalettin Öktem) meşrebi…
Şehirde her yerde gölgelerini hisseder idik.
Sinemalara baskın!
Zinhar, bir İmam Hatipli sinemada mı?!
Film durdurulur, öğrenci aranır idi…
Ve kahveler!
Dolaşılır, öğrenciler aranır idi…
Şehirde başıboş bırakılmış, keyfi hallere düşmüş bir İmam Hatipli göremez idiniz.
Hocalarımızın siluetini sokağın başında görsek toparlanır, hemen elimiz ceket düğmesine gider, saygılı bir eda ile vaziyet alır idik…
Zinhar!
Bir zamanların Malatya İmam Hatip Lisesi aslında ne idi?!
Evet aslında bir kolej ...
Ve tam anlamı ile
Osmanlı bakiyesi bir eğitim yuvası
HAMİDİYE MEDRESESİ / KOLEJİ idi.
Muhteşem bir hoca kalitesi…
Muhteşem bir müfredat…
Ve okul-şehir avantajı olarak Malatya…
O zamanların öğrencileri, üstün bir eğitim almış başarılı bir kuşak oldu!
Bu muhteşem hocalarımızı bir bir anmak, hatırlamak ve bugüne takdim etmek adına bu yazımızda Aydın Tabu Hocamızı anmak istedim.
Bir dizi halinde diğer hocalarımızı da anekdotlar ve hatıralar eşliğinde anmak niyetindeyiz.
Bir Güzel İnsan: AYDIN TABU
Hocamız
Salih kimselerin güzel hallerini yâd etmek, onların arkalarında bıraktığı o eşsiz ve vefalı izleri yeniden hatırlamak; bu ahlak mirasını yeni kuşaklara aktarmak adına, gönüllerimizde taht kurmuş merhum Aydın Tabu Hocamızı rahmetle anma ihtiyacı duyuyoruz.
Tarih 1970’li yılların sonu… Malatya İmam Hatip Lisesi’nin o ruhlu koridorları…
Ders: Fizik.
Sınıfın kapısı açılır; içeriye mütevazı edalı, zayıf, çelimsiz, beyaz önlüklü bir muallim girerdi.
Cebinde renkli renkli tebeşirler…
Zarafet ama naif bir hoş vakar!
Mesleğini adeta bir izzet elbisesi gibi üzerine kuşanmış tam bir öğretmendi o.
Şefkat dolu bir selamla bizleri selamlar, sınıf defterini imzaladıktan sonra o eşsiz zarafeti ve naifliğiyle gönlümüzü daha ilk dakikada kazanıverirdi.
Yumuşak, tane tane ve adeta bir ney sesi gibi huzur veren konuşmasıyla derse hemen pat diye girmezdi.
Talebesinin yanına yaklaşır, elini başımızın üstüne koyarak kendine has o şefkatli dokunuşuyla muhatap olur, insanı onore ederdi.
Sizde gizli kalmış bir meziyet sezer, öğrenir ya da yakıştırır; ardından samimi bir iltifatla gönül kapılarınızı sonuna kadar açardı.
Fazilete, ahlaka ve imana taalluk eden meseleleri ders başlamadan evvel tatlı bir dille gündeme getirir, ruhumuzu doyurduktan sonra fizik ilmine geçerdi.
Bir fizik dersi ancak bu kadar sevdirilerek anlatılabilirdi…
Bugün bile o tahtadaki sahneler, renkli tebeşirlerle çizdiği fizik kanunları, açıklamaları ve formülleri gözümün önündedir.
Mehmet Çelen Hocamızın da pek güzel ifade ettiği üzere; o sadece derse can atan yetkin bir muallim değil, fizik kanunlarını ayetlerle mukayese ederek kâinat ile ilahi nizam arasındaki bağı önümüze seren, bizleri motive eden eşsiz bir rehberdi.
Dersini öyle ustalıkla işlerdi ki öğrenmemeniz imkânsızdı.
Hocaya mahcup olmamak için hususen ders çalışır, onun o hassas yüreğinin üzülmesini asla istemezdik.
Liseli gençlerin muzipliklerinden biri olan "hocaya lakap takma" huyu dahi onun karşısında erir giderdi; Mehmet Çelen Hocamızın da şahitliğiyle, Aydın Hocamıza tek bir lakap dahi takıldığına hiç kimse şahit olmamıştı.
O, sadece derste değil, hayatın her anında bir pedagoji ve zarafet örneği idi.
Başarılı ve özel meziyetleri olan başka sınıflardan arkadaşları kendi sınıfımıza getirir, bizlere takdim eder ve yeteneklerini sergilemelerini sağlardı.
Böylece hem o kardeşimizi onore eder hem de bizleri şevke getirirdi.
Çarşıda karşılaştığımızda hâl hatır sorar, sözü tatlıca ibadete getirip "Namaz kıldınız mı?" derdi.
Kılmadıysak o eşsiz tevazusuyla "Bana imam olun" ricasında bulunurdu.
Bir keresinde ben de bu tatlı suale maruz kalmış ve mahcubiyetle "Estağfurullah hocam, olur mu hiç..." demiştim.
O ise tebessüm ederek "Ben fizikçiyim, sen İmam Hatiplisin..." diyerek beni imamete teşvik etmişti.
Kendisine imamlık yapmanın verdiği o heyecanla ikindi namazını açıktan (cehrî) kıldırmışım!
Selam verip namaz bitince birden yaptığım hatayı fark ettim.
Yüzüm kızardı, utancımdan yerin dibine geçtim.
"Hocam çok utandım, hakkınızı helal edin, namazı iade edelim..." dediğimde, o yüce gönüllü öğretmenim beni hiç rencide etmeden teselli etti:
"Sen ne çok yüksek ne de çok alçak okudun evladım, namaza bir zarar gelmez. Namazımız oldu inşallah..."
Talebesinin heyecanını hoşa giden bir olgunlukla kucaklayan, hatasını yüzüne vurmak yerine onu onaran şefkatli bir mürebbiydi o…
Cemal Çiçek Hocamızın da naklettiği gibi; bir gün bir öğrenci kendisini çok üzdüğünde, "Hocam bunu disipline verelim" denildiğinde bile "Aman asla olmaz, ben zamanla onunla helalleşirim" diyecek kadar kin tutmayan, affedici ve zarif bir gönül insanıydı.
Mehmet Çelen Hocamızın ifadesiyle; okuyan, araştıran, sahih İslam düşüncesine sahip, dindar ve kimseyi incitmeyen bu kıymetli şahsiyet, ne yazık ki çok genç yaşta dâr-ı bekaya irtihal etti.
Demek ki ömrü bu kadarmış; ecel geldiğinde ne bir saat ileri ne bir saat geri kalıyordu…
Erzurumlu hocamız, bugün şehir Mezarlığında Malatya'mızın bağrında medfun...
...
İlginizi Çekebilir