Doğan DAĞ / Malatya'da Kurban Bayramı
ÖZEL HABERDoğan DAĞ yazdı.
İnsanlık tarihi boyunca bayramlar, toplumların sadece inanç dünyasını yansıtmaz; birbirimize ne kadar güçlü bağlarla bağlandığımızı da gösterir. Çünkü bir toplumu gerçekten anlamak, onun bayramı nasıl yaşadığına, o coğrafyanın insanı nasıl bir araya getirdiğine bakmaktan geçer.
İslam’ın Medine ufkunda parlayan ilk kurban bayramı, sadece dini bir ibadet değil, aynı zamanda toplumdaki tüm ayrılıkları, dargınlıkları ve hiyerarşileri yıkan büyük bir kucaklaşmaydı.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bayram namazı için Medine’nin dar sokaklarından çıkıp herkesin eşitlendiği o geniş açık alana (Musallâ) yönelmesi, dönüş yolunda daha çok insanla selamlaşmak için güzergâhını değiştirmesi ve kurban etini üçte bir kuralıyla paylaştırması, yepyeni bir kardeşlik toplumunun temellerini atmıştı.
İşte Medine’de atılan o ilk bereketli tohum, yüzyıllar boyunca coğrafyaları aşarak Fırat’ın bereket suladığı topraklarımıza kadar ulaştı.
Köklerini kadim medeniyetlerin harcından alan, inanç ve köklü manevi bağların nakış gibi işlendiği o asil Malatya kültüründe, kendine has derin bir bayram geleneğine dönüştü.
Bugün bu ortak sevincin, köklü aile bağlarının ve köye-sılaya dönüşün en canlı, en vefalı yaşandığı yerlerin başında, medeniyetlerin harmanlandığı kadim şehir Malatya gelir.
Herkesin Eşitlendiği Ortak Alan: Cami Avluları...
Malatya, komşuluk ilişkilerinin, köklü geleneklerin ve birbirine bağlı hanelerin asırlardır büyük bir huzurla bir arada yaşadığı çok asil bir şehirdir.
Eski Malatya’nın (Battalgazi) sur diplerinden Yeşilyurt’un yemyeşil bahçelerine, Darende’nin inanç ikliminden ovadaki her bir cana kadar tüm hemşehrilerimiz bu toprakların bereketinde yan yana ömür sürer.
Bayram sabahı tarihî camilerimizde, mahalle mescitlerimizde saf tutulduğunda, Medine’deki o tek yürek olmuş topluluk yeniden canlanır.
Aynı topraktan beslenen gönüller ve dualar, bayram namazının o gür teşrik tekbiriyle tek bir sese dönüşür.
Cami çıkışlarında uzayıp giden, cemaatin birbirini kucakladığı o uzun musafaha halkaları, şehrin tüm fertlerinin birbirine sunduğu bir dostluk, saygı ve akrabalık sözleşmesidir.
Arife Günü, küncülü ve yağlı ekmek Kokulu Vefa Köprüsü...
Malatya’da bayram, aslında arife gününün ikindi vaktinde mahalle kabristanlarına ve o eski şehir hafızasını taşıyan mezarlıklara doğru akan o sessiz insan seliyle başlar.
Bizim kültürümüzün en vefalı adetlerinden biri olan kabir ziyareti, geçmişle gelecek arasında kurulan manevi bir köprüdür.
Malatya halkı, bayram neşesini evine taşımadan önce bu ovayı kendilerine yurt bırakan geçmişlerine, atalarına koşar, onlarla helalleşir.
Mezarlar sulanır, dualar edilir.
Taş fırınlardan yeni çıkmış yağlı ekmek küncülü açık ekmek
Kömbe, bilik yanında şekerlemeler kabir başında çocuklara ve yoksullara dağıtılır.
Kabir başında okunan duaların ve Yasin-i Şeriflerin ardından dağıtılan bu ikramlar, ölümün hüznünü bayramın şefkatiyle yumuşatır.
Bayram Sofrası... "Bayram çöreği"nden Etli Bulgur Pilavına
Kurban eti Malatya’da sadece tek bir yöntemle pişirilip yenmez; şehrin köklü mutfak zenginliğinin bir yansıması olarak asırlık tariflerle harmanlanır.
Kurban sabahı, kesim telaşının ardından her evde ilk lokma niyetine kurbanın ciğeri kavrulurken, sofranın asıl manevi bereketi namaz dönüşü kendini gösterir.
Bayram sabahı, kurban eti henüz tam hazır değilken ev halkının ve kapıyı çalanların bayram bereketini hissetmesi için hanımların önceden hazırladığı o mayalı, yağlı Bayram çöregi" (Niyaz Çöreği), kömbe ikram edilir. Bu çörek, birbirimize olan bağlılığımızın somutlaşmış halidir.
Ardından Malatya mutfağının şahı olan bulgur, kurban etiyle birleşerek devasa tepsilerde etli bulgur pilavı ya da etli köfteler, analı kızlı, ayranlı köfte olarak yerini alır.
Altın sarısı kayısılarımızın eşlik ettiği bu zenginlik gösterir ki; Malatya’da kurban sofrası, tüm ailenin aynı şükür duygusunda buluştuğu ortak bir ziyafettir.
Kul Hakkı ve "Komşu Payı Hassasiyeti...
Peygamber Efendimiz’in kurban etini evde biriktirmeyip ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı o Medine titizliği, Malatya’nın eski mahallelerinde ve köylerinde tam bir hakkaniyetle uygulanır.
Etler, mahallede hiçbir hane dışarıda kalmayacak şekilde özenle pay edilir.
Konu komşu, akrabalar ve parmağı taşa değen ihtiyaç sahipleri arasındaki o güçlü hak hukuku, kurban paylarının kapı kapı gezmesiyle daha da perçinlenir. Sadece pay dağıtmakla kalınmaz; nişanlı kız evine süslenip boynuzuna kırmızı elma iliştirilerek gönderilen *Gelin Koçu geleneğiyle aileler arası hürmet zirveye taşınır.
Sağ elin verdiğini sol ele göstermeyen o asil medeniyet ahlakı, sessizce yaşatılır.
Amaç; fırından, ocaktan yükselen o kurban kokusunu mahallenin ortak nefesi haline getirmek, her hanede aynı neşeyi hissettirmektir.
...
İlginizi Çekebilir