Ebuzer AYDIN / Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı'na Reddiye
ÖZEL HABEREbuzer AYDIN yazdı.
Keşke yirmi beş yıldır biriken sorunları hükümete zamanında ve peyderpey iletseydiniz, gerekli ikazlarda bulunsaydınız!..
Ben de X'te paylaşılanın sadece bir kısmına 24 madde halinde cevap vereceğim. Tamamına bir kitap yazmak gerekir.
1. Bilge birinin yıllar önce söylediği söz
Cemaatleri sordum. Bana öyle bir cevap verdi ki:
“Cemaatler diye bir şey yoktur. A cemaati, B cemaati, C cemaati yoktur. CIA vardır.”
Bu sözün ne kadar ağır bir iddia içerdiğinin farkındayım. Elbette bütün cemaatlerin bir istihbarat örgütüne bağlı olduğunu söylemek doğru değil. Ancak bu söz, zihnimde önemli bir soruyu hep canlı tutmuştur:
Türkiye'deki dinî yapılar, vakıflar ve cemaatler gerçekten hangi amaçlara hizmet ediyor? Kendi millî ve manevi sorumluluklarını mı yerine getiriyorlar, yoksa farkında olarak veya olmayarak başka güçlerin politikalarına hizmet eden sonuçlar mı doğuruyorlar?
Ayrıca cemaat, vakıf, dernek ve sivil toplum kuruluşu denildiğinde toplumumuzda çoğunlukla Müslümanlara ait yapılar akla geliyor.
Oysa bu ülkede farklı dinlere, inançlara ve kültürlere mensup toplulukların da vakıfları, dernekleri, örgütlü yapıları ve cemaatleri vardır.
2. Manifestoda dile getirilen yanlışlara itirazımız yok
Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı'nın yayımladığı ve Türkiye'de konuşulan manifestoyu okudum.
Ahlaki yozlaşmadan, aile kurumunun zayıflamasından, eğitimde terbiyenin ihmal edilmesinden, televizyon dizilerinden, uyuşturucudan, sanal kumardan, mahremiyetin kaybolmasından, yolsuzluktan, torpilden ve kul hakkından söz ediliyor.
Biz bunların konuşulmasına karşı değiliz. Aksine, toplumun ahlaki değerlerinin korunmasını, aile kurumunun güçlendirilmesini, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak tutulmasını ve kamu yönetiminde dürüstlüğün hâkim olmasını istiyoruz.
Doğru meseleleri dile getirmek, o meseleleri dile getirenleri sorgulamamıza engel değildir.
Ancak bu manifestonun hangi dönemde ve neden şimdi yayımlandığı da en az içeriği kadar önemlidir.
Bugün sıraladığınız bu sorunlar bir gecede mi ortaya çıktı?
Bunları daha önce görmediniz mi?
3. Söylediklerinizin hangisini kendi hayatınızda uyguladınız?
Topluma ahlak öğütleyenlerin önce kendi hayatlarıyla örnek olmaları gerekir.
Bugün yüz binlerce okuyucusu, takipçisi veya mensubu bulunduğunu söyleyen vakıflar, cemaatler ve dinî kuruluşlar var.
Bu kadar geniş bir toplumsal çevreye sahip olan yapılar, savundukları değerleri kendi hayatlarında uygulamış olsalardı bunun toplumda mutlaka bir karşılığı olurdu.
Yüz bin kişiyi bir tarafa bırakıyorum.
Bin kişi bile gerçek anlamda örnek olsaydı, çevresinde bir ahlak ve erdem halkası oluşturabilirdi.
Peki bu kurumlar kendi mensuplarını ne ölçüde yetiştirdiler?
Çocuklarına hangi değerleri kazandırdılar?
Aile hayatlarında nasıl örnekler ortaya koydular?
Savundukları ahlakı kendi ticaretlerinde, sosyal ilişkilerinde ve kurumsal yönetimlerinde ne ölçüde uyguladılar?
4. Yirmi beş yılda ahlakı mı paylaştınız, serveti mi?
AK Parti iktidarı döneminde imkânlarını genişleten cemaatlerin ve dinî yapıların ekonomik gelişimlerine baktığımızda şu soruyu sormamız gerekiyor:
Yirmi beş yıl önce hangi imkânlara sahiptiler, bugün hangi ekonomik güce ulaştılar?
Gayrimenkulleri, ticari faaliyetleri, bağış gelirleri ve yöneticilerinin yaşam standartları nasıl değişti?
Mercedesler, lüks araçlar, köşkler, yüksek konforlu yaşam alanları ve büyük ekonomik imkânlar söz konusuysa bunların kaynakları ve toplumsal hizmetlerle ilişkisi açıklanabilmelidir.
Siz bu 25 yılda topluma ahlakı mı yaydınız, yoksa kendi ekonomik konforunuzu mu büyüttünüz?
Toplumun ahlaki sorunlarına karşı kendi kaynaklarınızdan ne kadar fedakârlık yaptınız?
5. İktidara Hz. Ömer'in hilafeti mi teslim edildi?
Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve AK Parti iktidarına yöneltilen eleştirilerde tarihî ve hukuki şartların göz ardı edildiğini düşünüyorum.
Türkiye Cumhuriyeti, laik bir hukuk devleti olarak kurulmuştur.
AK Parti'ye teslim edilen devlet, şeriat hükümleriyle yönetilen bir devlet değildi.
Sanki Hazreti Ömer'in hilafeti teslim edilmiş de bugün o dönemin şartlarıyla hesap soruluyormuş gibi bir yaklaşım sergilenmesini doğru bulmuyorum.
Sanki sahabe ahlakıyla yetişmiş bir toplum devralınmış da bugün yaşanan bütün sorunların tek sorumlusu mevcut iktidarmış gibi konuşuluyor.
Oysa hükümet, kendisinden önce oluşmuş siyasi, hukuki, ekonomik ve toplumsal şartlar içerisinde görev yapmaktadır.
Bu şartları değiştirme ve iyileştirme sorumluluğu elbette iktidara aittir. Ancak bütün toplumsal bozulmayı tek başına hükümetin üzerine yıkmak hakkaniyetli değildir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti, toplumun ve devletin ıslahı için çalışmalar yürütmektedir. Yapılanları görmezden gelerek bütün sorunları mevcut iktidarın eseri gibi göstermek adil bir değerlendirme değildir.
6. Fon krizinin AK Parti'si, CHP'si olmaz
Manifestoda fon krizine de atıfta bulunuluyor.
Bu tür olaylarda bazı kişilerin siyasi kimlikleri veya kamu görevlileriyle ilişkileri üzerinden bütün bir siyasi hareketin sorumlu tutulmasını doğru bulmuyorum.
Haram kazancın AK Parti'si olmaz, CHP'si olmaz.
Hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin ve kul hakkı ihlalinin siyasi partisi olmaz.
Cumhurbaşkanı'nın elinde insanların ahlakını ve gelecekte ne yapacaklarını önceden ölçebilecek bir cihaz mı var?
Bir insanın makam sahibi olması, onun mutlaka ahlaklı davranacağını garanti etmez.
Toplumda ahlaki yozlaşma yaygınlaşmışsa bunun etkileri siyasette, bürokraside, ticarette ve sosyal hayatta da görülebilir.
Çürümüş bir toplumun içerisinden çıkan Bakan da çürüyebilir.
Elbette bu durum kamu yöneticilerinin denetim ve hesap verme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, etkili denetimin neden gerekli olduğunu gösterir.
7. Toplumsal çürümenin tek sorumlusu hükümet midir?
Bir toplumda insanlar yolsuzluğa susuyorsa, torpile göz yumuyorsa, kul hakkını önemsemiyorsa, güçlü karşısında sessiz kalıyorsa ve yanlışlara karşı alternatif üretmiyorsa bunun sorumluluğu yalnızca hükümete mi aittir?
Ailelerin sorumluluğu yok mudur?
Öğretmenlerin, üniversitelerin, medyanın, iş dünyasının ve kanaat önderlerinin sorumluluğu yok mudur?
Vakıfların, cemaatlerin ve dinî kuruluşların sorumluluğu yok mudur?
Bir toplumun ahlakını yalnızca kanunlarla koruyamazsınız.
Devletin görevi adaleti sağlamak, suçları önlemek ve kamu düzenini korumaktır. Ancak ailede verilen terbiye, okulda kazandırılan değerler ve toplumda sergilenen davranışlar da belirleyicidir.
Bütün bunları görmezden gelip sorumluluğu yalnızca siyasi iktidara yüklemek meseleyi eksik değerlendirmektir.
8. Söz değil, fiiliyat istiyoruz
Manifestonun içeriğinde doğru talepler bulunuyor.
Ancak bu meseleler yalnızca sözle çözülmez.
Elini taşın altına koymak gerekir.
Mercedes'ten inip sokağa çıkmak gerekir.
Bir yanlış görüldüğünde zamanında müdahale etmek gerekir.
Hükümete proje sunmak, ilgili kurumlara çözüm önerileri götürmek, yasal hakları kullanmak ve toplumsal duyarlılık oluşturmak gerekir.
Sırça köşklerde oturup ültimatom dağıtmakla, yılların sonunda yüksek perdeden manifesto yayımlamakla toplumsal sorumluluk yerine getirilmiş olmaz.
Madem geniş imkânlarınız vardı, neden bunları daha önce kullanmadınız?
Madem yüz binlerce insana hitap ediyordunuz, neden bu toplumsal gücü somut iyileştirmelere dönüştürmediniz?
Çok küçük grupların örgütlü çalışmalarla kamuoyu oluşturabildiğini görüyoruz.
Siz bugüne kadar sapkın bir LGBT hareketi kadar etki oluşturdunuz mu?
Siz milyonlara hitap edenler, savunduğunuz değerler için ne ölçüde örgütlü, sürekli ve sonuç veren çalışmalar yaptınız?
9. Eğitimde talim var, terbiye yok diyorsunuz!
Manifestonun önemli iddialarından biri, eğitim sisteminin bilgi verdiği ancak ahlak ve terbiye kazandırmakta yetersiz kaldığıdır.
Bu eleştiri ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Yıllardır okullarınız, kurslarınız, yurtlarınız ve eğitim programlarınız var. Bu alanlarda nasıl bir model geliştirdiniz?
Yetiştirdiğiniz öğrenciler topluma hangi değerleri taşıdı?
Millî Eğitim Bakanlığına hangi projeleri sundunuz?
Millî Eğitim Bakanlığının eğitim alanında gerçekleştirdiği tarihî nitelikteki değişimlerden haberiniz var mı?
10. Televizyonlar, diziler ve yayın denetimi
Manifestoda televizyon dizilerinin, gündüz kuşağı programlarının ve bazı medya içeriklerinin aile kurumuna ve gençlere zarar verdiği söyleniyor.
Buna katılmamak mümkün değildir.
Peki bu kuruluşlar yıllardır ne yaptı?
RTÜK'e hangi başvuruları yaptılar?
Hangi yayınlar hakkında somut şikâyetlerde bulundular?
Hangi alternatif televizyon programlarını, dizileri, belgeselleri veya çocuk içeriklerini ürettiler?
11. Uyuşturucu, sanal kumar ve bağımlılıkla mücadele
Uyuşturucu ve sanal kumar, aileleri dağıtan ve gençlerin hayatını etkileyen ciddi sorunlardır.
Bu konuda devletin etkili mücadele yürüttüğünü biliyoruz.
Ancak geniş maddi imkânlara ve insan kaynağına sahip vakıfların da sorumluluğu vardır.
Gençleri bağımlılıktan korumak için hangi eğitimleri verdiniz?
İlgili bakanlıklara ve kamu kurumlarına hangi projeleri sundunuz?
12. Aile kurumunu korumak için ne yaptınız?
Aile kurumunun zayıflamasından şikâyetçisiniz.
Çok doğru, hepimiz şikâyetçiyiz.
Peki aileyi güçlendirmek için hangi çalışmaları yaptınız?
Evlilik öncesi eğitim, aile danışmanlığı, ebeveyn desteği, gençlerin evliliklerini kolaylaştırma ve aile içi sorunların çözümü konusunda hangi modelleri geliştirdiniz?
Kendi mensuplarınızın aile hayatında savunduğunuz değerlere ne ölçüde örnek olabildiniz?
KADEM diye bir kuruluş var. Size de komşu.
KADEM'in faaliyetlerine yönelik toplumun farklı kesimlerinden ciddi eleştiriler yükseliyor.
Peki bu kurumun doğru işlevini yerine getirmesi için ne yaptınız?
Onların iktidarı yanlış yönlendirdiğini düşündüğünüz konularda sizler acaba ne yapıyordunuz?
13. Mahremiyet, sosyal medya ve dijital kültür
Manifestoda mahremiyetin kaybolmasından, bedenin metalaştırılmasından ve insanların beğeni sayıları uğruna değerlerinden uzaklaşmasından söz ediliyor.
Peki gençlerin dijital dünyada karşı karşıya kaldığı tehlikelere karşı hangi önlemleri geliştirdiniz?
Medya okuryazarlığı, dijital ahlak, mahremiyet bilinci ve güvenli internet kullanımı konusunda hangi programları uyguladınız?
Gençlerin ilgisini çekebilecek alternatif kültürel içerikler ürettiniz mi?
Bu alanda ilgili kamu kurumlarıyla hangi ortak çalışmaları yürüttünüz?
14. Çocuklar arasındaki şiddet ve okul güvenliği
Çocukların birbirine yönelik şiddeti son derece ciddi bir meseledir.
Ancak bu sorunu yalnızca ahlak derslerinin eksikliğine bağlamak yeterli değildir. Aile ortamı, okul güvenliği, psikolojik destek, akran zorbalığı, dijital içerikler ve sosyal çevre birlikte değerlendirilmelidir.
Eskiden okullarda çok büyük ahlak ve din dersleri vardı da akran zorbalığı ve benzeri olaylar bu yüzden mi yaşanmıyordu?
Bugün okullarda zorunlu din eğitimi var. Dinî ve mesleki eğitim alanındaki derslerin kapsamı da geçmişe göre önemli ölçüde genişletildi. Bunlardan haberiniz var mı?
Peki vakıflar bu alanlarda hangi somut projeleri geliştirdi?
İlgili kurumlara hangi çözüm önerilerini ilettiler?
15. Rüşvet, torpil, kul hakkı ve kurumsal şeffaflık
Manifestoda yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susanların ahlaktan söz edemeyeceği belirtiliyor.
Bu ilke yalnızca kamu kurumları için değil, vakıflar ve cemaatler için de geçerlidir.
Kendi kurumlarınızda işe alımlar nasıl yapılıyor?
Yöneticiler hangi ölçülerle belirleniyor?
Bağışlar nasıl kullanılıyor?
Mali kaynaklarınız hangi denetimlerden geçiyor?
Hesap verebilirlik ve şeffaflık konusunda hangi uygulamaları hayata geçirdiniz?
Topluma önerdiğiniz ahlaki ölçüleri kendi kurumsal yönetiminizde ne ölçüde uyguluyorsunuz?
16. Bir iğnenin ucundaki su kadar mı?
Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı'nın ve benzeri kuruluşların yaptığı hayırlı hizmetleri yok saymak doğru değildir.
Ancak bu hizmetlerin kapsamı ile sahip oldukları imkânlar arasında bir değerlendirme yapmak gerekir.
Devletin yürüttüğü geniş çaplı kamu hizmetleriyle vakıfların faaliyetleri aynı nitelikte ve ölçekte değildir. Bununla birlikte her kurum kendi kapasitesi ve misyonu bakımından değerlendirilebilir.
Bir iğneyi denize batırıp çıkardığınızda ucunda kalan su kadar bir katkıyla mı yetindiniz?
Yoksa kendi imkânlarınız ölçüsünde toplumun geleceğini değiştirebilecek kalıcı projeler mi geliştirdiniz?
17. Türkiye'nin yükselişi ve dışarıdan gelen baskılar
Türkiye son çeyrek asırda altyapı, savunma sanayii, ulaştırma ve çeşitli kamu hizmetleri alanlarında önemli yatırımlar gerçekleştirdi.
Bunun yanında ekonomik, sosyal ve kurumsal sorunlar da devam ediyor.
Türkiye'nin çevresinde savaşlar, çatışmalar ve büyük güç mücadeleleri yaşanıyor.
Türkiye'nin bölgesel etkinliğinin artmasının bazı devletlerin çıkarlarıyla çatıştığını görüyoruz.
Türkiye'nin başına bela edilen İrancıların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor musunuz?
Bu ülkede İran'a daha çok bağımlı olan, İran'ı kendi ülkesinden daha fazla destekleyen partileri, parti başkanlarını ve mensuplarını görüyor musunuz?
İran'ın, İngiltere'nin, İsrail'in ve çeşitli Batılı güçlerin politikalarının Türkiye üzerindeki tarihî ve güncel etkilerini hiç değerlendiriyor musunuz?
Türkiye dış politikada etkisini artırmaya çalışırken içeride aile, eğitim, medya ve toplumsal değerler alanındaki sorunların büyümesi önemli bir meseledir.
Burada itirazım, bütün bu süreç boyunca toplumun manevi ve ahlaki gelişiminden sorumlu olduğunu söyleyen yapıların kendi paylarına düşen görevleri ne ölçüde yerine getirdiklerinedir.
18. Çürüme bir gecede olmadı
Bugün yaşadığımız sorunlar bir sabah uyandığımızda karşımıza çıkmadı.
Bunlar yıllar içerisinde birikti, kademe kademe büyüdü. Ailede, eğitimde, sokakta, ticarette, medyada ve toplumsal ilişkilerde zamanla derinleşti.
Peki bu süreçte bu manifestoyu yayımlayanlar neredeydi?
Sel yıllardır akıyor.
Siz bu selin önüne ne kadar set çektiniz?
Kaç yanlış uygulamaya karşı somut çözüm geliştirdiniz?
Kaç defa hükümetin kapısını çalıp uygulanabilir bir proje sundunuz?
19. Sultan Abdülhamid'den alınmayan ders
Sultan II. Abdülhamid'e karşı çıkanlar arasında âlimler, aydınlar ve Mehmet Âkif gibi önemli isimler de vardı. İttihat ve Terakki'ye verilen desteğin ardından Abdülhamid 1909'da tahttan indirildi. Sonrasında Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı'nın yıkılışı yaşandı.
Osmanlı'nın yıkılışının en önemli sebebi Abdülhamid'in tahttan indirilmesiydi. Sonraki felaketler, onun gidişiyle başladı.
Tarihten ders almayanlar, aynı hataların bedelini yeniden ödeyebilir.
Bugün aynı senaryo sahnelenmek isteniyor.
Benim siyasi endişem de tam olarak budur. Dün Sultan Abdülhamid'e karşı oluşturulan siyasi atmosferin nelere yol açtığını tarihimizden biliyoruz. Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik gelişmeleri değerlendirirken de yalnızca iç siyasetteki tartışmalara değil, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu bölgesel ve küresel tehditlere bakılması gerektiğine inanıyorum.
20. Yeni Türkiye aynı akıbeti yaşamamalı
Bugün Türkiye'nin etrafı ateş çemberi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin bölgesel gücünü artırdığı bir dönemdeyiz.
Elbette iktidarın yanlışları eleştirilmeli, eksiklikleri giderilmelidir. Ancak benim endişem, içerideki sorunlar üzerinden yürütülen siyasi mücadelelerin ülkemizi daha büyük istikrarsızlıklara açık hâle getirmesidir.
Bugün Cumhurbaşkanımızın şahsında yürütülen siyasi tartışmaların, Türkiye'nin geleceği açısından doğurabileceği sonuçları da hesaba katmak zorundayız.
Eleştiri başka şeydir; ülkenin içinde bulunduğu şartları, karşı karşıya olduğu tehditleri ve tarihî tecrübelerini görmezden gelmek başka şeydir.
21. Bir manifesto yayımlamakla sorumluluk tamamlanmaz
Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı'nın manifestosunda şöyle deniliyor:
“Bu metin bir rica değil, bir ikazdır.”
Peki bu ikazın muhatabı kimdir?
Hükümet midir?
Toplum mudur?
Yoksa bu sorunların çözümünde sorumluluğu bulunan herkes midir?
Metnin hazırlanış biçimine, içeriğine ve yayımlandığı zamana baktığımızda asıl muhatabın AK Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olduğu kesindir.
Eğer gerçekten toplumsal çürümeden söz ediyorsanız, bu sorunların çözümünde sorumluluğu bulunan herkesin kendi payına düşeni üstlenmesi gerekmez mi?
Manifestoyu yayımlayan kurum da bu sorumluluğun içinde değil mi?
İkaz etmek kolaydır.
Önemli olan ikaz edilen sorunların çözümüne ne kadar katkıda bulunulduğudur.
Ancak bu metin o kadar masum bir metin değildir. Hazırlanış ve zaman itibarıyla Osmanlı'yı yıkan İttihat ve Terakki'ye tam destek niteliğinde ve örneğindedir.
22. İktidarı eleştirmek başka, toplumsal sorumluluktan kaçmak başka
Hükümetin yanlışlarını eleştirmek, demokrasi ve hukuk düzeni içerisinde meşru bir haktır.
Hiçbir siyasi yönetim eleştiriden muaf değildir.
Ancak toplumsal sorunları yalnızca siyasi iktidarın üzerine yıkmak da doğru değildir.
Yirmi beş yıl boyunca toplumsal hayatta etkili olan vakıflar, cemaatler, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, eğitim kurumları ve medya kuruluşları kendi sorumluluklarını da değerlendirmelidir.
Manifestoda yer alan tespitleri kabul ederken, bu tespitlerin gereğinin neden daha önce yapılmadığını sormak hakkımızdır.
23. Bütün manifestoya karşı sorulması gereken ortak soru
Manifestonun eğitimden aileye, uyuşturucudan sanal kumara, televizyon yayınlarından çocukların korunmasına, yolsuzluktan kul hakkına kadar sıraladığı bütün sorunları tek tek ele aldığımızda aynı noktaya geliyoruz.
Bu sorunların çözümü için hükümete ve ilgili kurumlara ne sundunuz?
Hangi Bakanlığa hangi projeyi götürdünüz?
Hangi kamu kurumuna hangi raporu verdiniz?
Hangi yasal girişimde bulundunuz?
Hangi çözüm öneriniz kabul edildi, hangisi reddedildi?
Kendi imkânlarınızla hangi projeleri hayata geçirdiniz?
Yirmi beş yıl boyunca ne yaptınız, bugün ne yapıyorsunuz ve yarın ne yapmayı taahhüt ediyorsunuz?
24. İyiliği anlatmak yetmez, yaşamak gerekir
“İyiliği öğreteceğiz, yaşayacağız, yayacağız ve koruyacağız. Geleceğimize hep birlikte sahip çıkacağız” deniliyor.
Güzel sözler.
Edebiyat güzel.
Belagat güçlü.
Slogan etkileyici.
Ancak mesele söz söylemek değil, söylenen sözün gereğini yerine getirmektir.
İyiliği öğretmek isteyen önce iyiliği yaşamalıdır.
Ahlakı savunan önce kendi hayatında ahlaklı davranmalıdır.
Kul hakkından söz eden önce kendi kurumunda kul hakkını gözetmelidir.
Fedakârlık öğütleyen önce kendi konforundan fedakârlık etmelidir.
Toplumu değiştirmek isteyen önce kendi çevresinden başlamalıdır.
Bugün toplumsal çürümeden şikâyet eden herkes, kendi payına düşen sorumluluğu da üstlenmelidir.
Çünkü toplumsal çürüme bir günde gerçekleşmediği gibi, toplumsal iyileşme de yalnızca bir manifesto yayımlamakla gerçekleşmez.
Savaşın eşiğine getirilmiş, etrafı ateş çemberiyle kuşatılmış, ümmetin bütün yükünü sırtında taşıyan, Müslümanların kanı oluk oluk akarken yeniden ayağa kalkmaya çalışan Türkiye'nin ayağına bağ olmayın!
Mecusilerin ekmeğine yağ sürmeyin!
Birlik zamanıdır. Süreç son derece sıkıntılıdır. Etrafımız sarılmıştır.
Islahatçı bir iktidarın etrafında kenetlenmemiz gerekirken, yanında görünüp kuyusunu kazanlardan olmayalım.
Geminin suyun içinde olması problem değildir. Ama su geminin içindeyse o zaman kelime-i şehadeti getirme zamanı gelmiştir...
Bu süreçte gemiyi delip suyu geminin içine taşımayın.
Allah'ın da bir hesabı vardır.
Bu davanın tek sahibi siz değilsiniz.
Allah var, ALLAH!..
...
İlginizi Çekebilir