Ebuzer AYDIN / Enkazın Adı: Ali Yerlikaya
ÖZEL HABEREbuzer AYDIN yazdı.
Türkiye, sıradan bir ülke değildir.
İçişleri Bakanlığı da sıradan bir bakanlık hiç değildir.
Bu ülke; üç kıtanın kavşağında, ateş çemberinin ortasında, Osmanlı mirasının ve Cumhuriyet sorumluluğunun taşıyıcısıdır. Böyle bir ülkede İçişleri Bakanlığı, sadece asayiş bürosu değildir; devlet aklı, toplumsal denge ve jeopolitik bilinç gerektirir.
Ali Yerlikaya dönemi ise, ne yazık ki bu üç başlığın da sistematik biçimde yok sayıldığı bir dönem olarak kayda geçmiştir.
İçişleri Bakanlığı Bu Dönemde Twitter Operatörlüğüne İndirgenmiştir:
Bakanlık faaliyeti, neredeyse tamamen sosyal medya operasyon bültenlerine indirgenmiştir.
Her sabah “şu kadar yakalandı, bu kadar gözaltı” tweetleriyle görünürlük yönetimi yapıldı.
Devlet yönetimi, algı üretimine, kamu güvenliği ise gösteriye kurban edildi.
Torbacı ile mücadele elbette devlet görevidir.
Ama devlet sadece torbacı kovalamaz.
Türkiye’yi Tek Gündeme Mahkûm Eden Dar Güvenlik Okuması:
Sanki Türkiye’nin tek sorunu uyuşturucuymuş gibi bir tablo çizildi.
Oysa Türkiye;
Milyonlarca göçmene ev sahipliği yapan,
bölgesel savaşlardan doğrudan etkilenen,
İç-dış güvenliği birlikte yönetmesi gereken çok katmanlı bir devlettir.
Bu tabloyu okuyamayan bir İçişleri Bakanı, devleti yönetemez; ancak emniyeti yorar.
Ensarlığı Kriminalize Eden Kırılma Noktası:
AK Parti hükümetleri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
son 15 yılda dünyada emsali olmayan bir muhacir politikası yürüttü.
Türkiye, milyarlarca dolarlık bedeli göze alarak mazlumlara kapısını açtı.
Bu, sadece siyaset değil; medeniyet tavrıydı.
Ali Yerlikaya dönemiyle birlikte bu tavır tersine çevrildi.
Yatırımcıyı, Sermayeyi ve Aklı Kaçıran Baskı Rejimi:
Milyonlarca dolar yatırımı olan insanların ikametleri yenilenmedi; insan yerine konulmadılar.
Yasal statüsü olan insanlar, adres bahanesiyle sistem dışına itildiler.
Bilinçli, eğitimli, üretken ne varsa bu ülkeden soğutuldu.
Doktorlar gitti,
mühendisler gitti,
yazılımcılar gitti,
sermaye gitti...
Avrupa kapıları açtı.
Biz içeriden kapıları tekmeledik…
Sokakta, Metro Kapılarında Devletçilik:
Metro girişlerinde kardeş avı başladı.
Ekmeğini kazanan esnafın burnundan getirildi. Yapılan baskı ve bu ülkeden insan kaçırma olayları bugün on binlerce insanımızı ekmeksiz bıraktı.
Sabaha karşı ev baskınlarında kardeş avı yapıldı.
Çoluk çocuk korkutularak evlerden masum insanlar alındı.
Karakollar ile gönderme merkezleri arasında insanlar öğütüldü.
Bu devlet geleneği değildir.
Bu, devlet refleksi hiç değildir.
Hukukla Güvenlik Arasına Dinamit Döşeyen Uygulamalar:
Yasal kimliği olan insanlar bile sistemden dışlandı.
Kimlik–adres–ikamet uyumu bilinçli olarak yönetilmedi.
Bu insanlar üretime, eğitime, entegrasyona yönlendirilmedi; bilakis engellendi.
Devlet, elindeki insan kaynağını korumadı, işlemedi, değerlendirmedi.
Somut Bir Örnek: Heysem el-Halebi Vakası:
Yıllardır Türkiye’de yaşayan,
kimliği, adresi, geçmişi belli olan Suriyeli bir sanatçı...
Devrimin gözbebeği, marşlarını yapan Mehteri.
Babasının adı Abdülhamit, oğlunun adı Abdülhamit. Annesi Türkiye’de vefat etti.
Bu insanı ve bunun gibi binlercesini bir şafak operasyonuyla gözaltına alıp geri gönderme merkezlerine götürdüler.
“DEAŞ” yaftasıyla sabah namazı vaktinde evinden aldılar.
Gerekçe:
İnsana dahi benzemeyen bir hayvanın fotoğrafını göstererek “sen bu kişisin” dediler.
“Nerem benziyor? Ben DEAŞ’ın ölüm listesinde olan biriyim” Bakın bu benim ikamet tezkerem dese de kim dinler?
Emir büyük yerden gelmişti; “Türkiye’de Türkiye’yi seven kimseyi bırakmayın” demişlerdi belki de!
Günlerce gönderme merkezlerinde süründürüldü.
Anlattıkları içler acısıydı!
Sonuç?
Adam Türkiye’yi terk etti.
Bu ülke kalifiye bir insanı daha kaybetti.
...
...
İlginizi Çekebilir