Ebuzer AYDIN / Nesebin Korunması ve Soy-Adı
ÖZEL HABEREbuzer AYDIN yazdı.
Neseb ve soy kişinin kimliğidir. Soyunun kimlere dayandığı, kabilesinin, aşiretinin, milletinin bilinmesi şüphesiz çok önemlidir.
Yüce yaratıcımız;
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, birbirinizi tanıyasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık..." buyuruyor.
Kur’an-ı Kerim’de bir kelime, bir hitap, insanın önünde derin bir tefekkür kapısı açar. Saff suresinin peş peşe gelen iki ayetini dikkatli okuduğumuzda…
Beşinci ayette Hz. Musa’nın kavmine hitabı aktarılır:
“Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği elçi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz?”
Hemen sonraki ayette ise Meryem oğlu İsa şöyle seslenir:
“Ey İsrailoğulları!”
Her ikisi peygamber olmalarına rağmen birinde “Ey kavmim!”, diğerinde “Ey İsrailoğulları!” deniliyor. Üstelik Hz. İsa, annesinin adıyla, “Meryem oğlu İsa” olarak anılıyor.
Hz. Nuh’un kavmine gönderildiğini okuyoruz. Hz. Hud’un Âd’a, Hz. Salih’in Semûd’a, Hz. Şuayb’ın Medyen’e hitaplarında kavim bağını görüyoruz. Hz. İsa’nın hitabında ise farklı bir ifade karşımıza çıkıyor.
Bu farklılık, Hz. İsa’nın Kur’an lisanıyla babasız yaratılışına bağlıdır. Bir babaya nispet edilmeyen Hz. İsa’nın annesiyle anılması ve İsrailoğullarına doğrudan seslenmesi, “Ey kavmim!” dememesi bu sebepledir.
Hz. Âdem ile Hz. İsa’nın isimleri Kur’an’da yirmi beşer defa geçer. Hz. Âdem annesiz ve babasız, Hz. İsa ise babasız yaratılmıştır. Âl-i İmrân suresinin 59. ayetinde Hz. İsa’nın yaratılışının Hz. Âdem’in yaratılışıyla karşılaştırılması, Allah’ın kudretini açıkça hatırlatır.
Hz. Âdem için de kavim kelimesi kullanılmamıştır. Çünkü babasız olduğundan nesebine kavim isnat edilmemiştir.
Buradan hareketle üzerinde durulması gereken mesele, nesebin korunmasıdır.
Ahzâb suresinin 5. ayetinde çocukların babalarına nispet edilmesi emredilir. “Çocuk yatağa aittir” hadisi de nesebin belirlenmesinde meşru evlilik bağının önemini ortaya koyar.
Soy bağı, kişilerin arzusuna göre değiştirilecek bir etiket değildir; hakları ve sorumlulukları bulunan bir emanettir.
Osmanlı tarihi, baba üzerinden devam eden hanedan bağının güçlü örneklerindendir. Altı asrı aşan tarihi boyunca Osmanlı hanedanında farklı kökenlerden kadınlarla evlilikler yapılmıştır. Annelerinin kökeni farklı olan şehzadeler, babaları üzerinden Osmanlı hanedanının mensubu olmuş; hanedanın adı ve devamlılığı değişmemiştir.
Bu örnek, baba üzerinden yürüyen soy çizgisini gösterir. Hanedan adı, kavim ve etnik köken farklı kavramlar olsa da burada dikkat çektiğim husus, babadan devam eden aidiyet bağıdır.
Geleneksel Yahudi din hukukunda ise doğum yoluyla kazanılan Yahudi kimliği anne üzerinden aktarılır. Annesi Yahudi olan çocuk, babasının kimliğinden bağımsız olarak Yahudi kabul edilir. Babanın Yahudi olması çocuğunu Yahudi nesebine dâhil etmez. İlla da annenin Yahudi olma şartı vardır.
Bu durum ise ilahi fıtrata ve İslam’a taban tabana zıttır. Müslümanın nesli baba üzerinden devam ederken, Yahudilerde anne üzerinden devam eder.
Ailede babaya yüklenen sorumluluğu ve velayet anlayışını da bu çerçevede değerlendiririz. Soyun devamını sağlayan baba olduğundan, nesebin korunmasında da baba önemlidir.
Çocuğun babası belli olsun diye dinde nikâh akdi vardır. Babası belli olmadığı zaman çocuk soysuz kabul edilir. Dolayısıyla soy anne ile değil, baba ile ilişkili bir ilahi fermandır.
Kadın ve aile üzerinden yürütülen tartışmalarda yok etmek istedikleri bu ilahi durumdur.
Kadının hakkını korumak adına babalığın gereksizleştirilmesini, aile bağlarının aşındırılmasını ve nesebin önemsizleştirilmesini asla kabul edemeyiz.
Anneyi ve babayı birbirinin rakibi haline getiren feminist kafa, laik ve kemalist düzenden güç alır. Kadını erkekle yarıştırır. Haklarını birbirine karıştırır. Kadın hakları adı altında kâinatın düzenini bozmaya, fıtratı yok etmeye, annelik gibi kutsal bir mekanizmayı ortadan kaldırmaya çalışır.
Bizim inancımıza göre cennet, annelerin ayağının altındadır. Anneye itaat, babaya itaatten üç kat daha fazladır. Ama hiçbir zaman anne baba rakip değillerdir.
Bugün dikkat edilmesi gereken başka bir konu ise şudur:
Evlilik yoluyla kadının soyadının değiştirilmesi, kocasının soyadını almasıdır!
Bu tamamen yaratılışa ve İslam’a aykırıdır. Kadının soyadı bugün medeni hukukta kendisinin soy adıdır, bir lakap değildir. Dolayısıyla evlenen bir kadın kendi soyadını taşımalı, kocasının soyu ile anılmamalıdır.
...
İlginizi Çekebilir