© Malatya Time

Ebuzer AYDIN / Yılanın Başı Ezilsin, Ama Kur'an'a Gönül Verenler Korunsun...

Ebuzer AYDIN yazdı.

Hadimü’l-Kur’an olan, Allah’ın kitabı için hayatlarını bir bavula siğdırıp, maddi manevi hiçbir desteği esirgemeden Kur’an hizmetinde bulunan, Süleyman Hilmi TUNAHAN hazretlerine intisab eden kıymetli Süleymancı kardeşlerim.

Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim:

Biz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşlarıyız ve bu ülkede yaşıyoruz.

Bu devletin ve bu milletin son bir asırda neler yaşadığını, Müslümanların neler çektiğini hepimiz biliyoruz.

Bir asır boyunca bu milletin dinine, imanına, Kur’an’ına ve değerlerine karşı uygulanan baskıları unutmadık. Devletin başındaki zihniyet neyse, çoğu zaman aşağıdaki uygulamalar da ona göre şekillendi.

Bir asır geçirdik.

Şimdi ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ikinci yüzyılında yeniden millîleşiyor. Devlet, devlet olmanın gereğini yeniden hatırlıyor. Devlet aklı yeniden kendi milletinin değerleriyle barışıyor.

KUR’AN’IN YASAKLANDIĞI YILLARDA BİR ALLAME ÇIKTI

Kur’an-ı Kerim’in yakıldığı, Kur’an-ı Kerim’in evlerde bulundurulmasının dahi yasak olduğu; Allah’ın kitabının iki kapak arasında bulunmasının bile ağır suç sayıldığı, evinde Kuran bulundurmanın hayatına mal olabildiği, insanların darağaçlarına gönderildiği karanlık bir dönemde bir allame, bir Kuran aşığı çıktı.

Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleri...

1930’lu yıllarda İstanbul’da Kur’an dersleri vermeye başladı.
Ve Rabbiyle bir ahde girişti.

Öyle bir hareket başlattı ki, Kur’an halkalarının asırlar boyunca devam etmesini hedefledi. Öyle bir bereket, öyle bir ihlas ve samimiyetle başladı ki bu hareket, aradan geçen onca zamana rağmen bugünlere kadar ulaştı.

Kur’an’ın yasaklandığı bir dönemde, Kur’an’ı ezberlemeyi ve ezberletmeyi kendisine dava edindi.

Talebelerini bu işe vakfetti.
“Kur’an’ı ezberleyeceğiz" ve “Allah’ın kitabını gelecek nesillere ezbere aktaracağız” dedi.

Ve gerçekten de bunu başardı. 

Yurt içinde ve yurt dışında, kimi zaman bir bavulda hayatlarını taşıyarak, kimi zaman kapı kapı dolaşıp maddi imkânsızlıklarla mücadele ederek, kimi zaman da hiçbir karşılık beklemeden Allah’ın kitabına hizmet ettiler.

Bugün Kur’an’a hizmet eden, Kur’an’ı ezberleyen ve ezberleten insanların önemli bir kısmında bu hareketin emeği, izi ve alın teri vardır.

ZAMANLA SİSTEMİN İÇİNE SIZMALAR BAŞLADI

Ne var ki zaman içerisinde başka bir süreç yaşandı.

Siyonistler, din ve devlet düşmanları her iyilik hareketinin içine sızdıkları gibi bu tür dini yapıların da içine sızmaya başladılar.

Bugün geldiğimiz noktada ise devletin FETÖ olarak tanımladığı yapı, bir terör örgütü olarak ortaya çıktı.

Müslümanların iyi niyetleri kullanıldı.
İnsanların dinî hassasiyetleri istismar edildi.
Paralar toplandı.
Milyarlarca dolar yurt içinde ve yurt dışında çeşitli alanlarda kullanıldı.

Ve nihayetinde devletin kurumlarına kadar uzanan büyük bir yapı ortaya çıktı.

Devlet, FETÖ’yü temizlemeye başladığında çok zordu ama mecburi bir işe girişmişti.

Çünkü karşısında yalnızca bir örgüt yoktu.

Devletin içerisine, ticaret hayatına, eğitim sistemine, bürokrasiye ve toplumun farklı kesimlerine kadar uzanmış bir yapı vardı.

“BAŞI İHANET, ORTASI TİCARET, TABANI İBADET”

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, devlet aklıyla bu yapının piramit fotoğrafını ortaya koydu.

Ve şöyle tarif etti:

“Başı ihanet, ortası ticaret, tabanı ibadet.”

İhanet kısmına ulaşmak kolay değildi.

Çünkü ihanet kısmını bütün dünya besliyordu.

Ticaret kısmı ise sormayın gitsin, Cumhurbaşkanımızın ben yalnızım dediği dönemde ticaretin adeta borsası kuruldu.

Bundan istifade etmeye çalışanlar vardı elbette.

Fakat bütün bunların arasında en büyük zararı kim gördü?
İbadet kesimi.
Samimi Müslümanlar.
Kuran ile aldatılanlar. 
Allah’ın dinine hizmet ettiğine inanan insanlar.
Malını, mülkünü, zamanını ve hayatını bu işe adayan insanlar.
Yani piramidin altındaki insanlar.

İbadet kesimi elbette ezildi.
Kurunun yanında yaş da yandı.

DEVLET BU DEFA AYNI HATAYI YAPMADI

İşte bugün asıl üzerinde durmamız gereken nokta burasıdır.

Devlet, FETÖ tecrübesinden sonra aynı hatayı ikinci defa yapmak istemiyor.

Çünkü FETÖ temizlenirken yaşananların acısı hâlâ hafızalardadır.

Samimi insanların, Kur’an talebelerinin, bu işe gönül veren Müslümanların zarar görmemesi gerekiyordu.

Devlet bu defa başka bir yöntem tercih etti.

Temelden değil, tepeden başladı.

FETÖ tecrübesinde piramidin tamamıyla mücadele etmek zorunda kalınmış, bunun sonucunda aşağıdaki samimi insanlar daha çok zarar görmüştü.

Bu defa ise devlet, aynı acının yeniden yaşanmaması için doğrudan yapının tepesine yöneldi.

Örgütün başını aldı.
Çıbanın başına yöneldi.
Yılanın başını ezmeye karar verdi.

Çünkü devletin görevi, vatandaşını cezalandırmak değil; vatandaşını korumaktır.

SÜLEYMANCILAR VE AYNI TEHLİKE

FETÖ’nün çökertilmesinden sonra Süleymancıların da aynı paralelde büyüdüğü, büyümüş olduğu yönünde devletin değerlendirmeleri bulunmaktadır.

İşte burada çok hassas bir ayrım yapmak gerekiyor.

Bir tarafta Kur’an’a hizmet ettiğine inanan, çocuklarına Kur’an öğreten, Kur’an hafızları yetiştiren, hayatını bu işe adayan samimi Müslümanlar var.

Diğer tarafta ise bu samimiyeti kendi amaçları için kullanabilecek, devletin kurumlarına ve vatandaşın iradesine karşı bir yapılanmaya dönüştürebilecek unsurlar var.

Devletin görevi bu ikisini birbirinden ayırmaktır.

Çünkü devlet, bir yapının tamamını düşman ilan ederek hareket ederse masum da zarar görür.

Ama devlet doğrudan tepedeki yapıya yönelirse, aşağıdaki samimi vatandaşları koruma imkânı doğar.

İşte bugün yapılan operasyonları bu açıdan okumak gerekir.

BU OPERASYONDAN EN ÇOK KİM KÂRLI ÇIKACAK?

En çok bu harekete gönül verenler kârlı çıkacak.
Kur’an’a gönül verenler...
Kur’an hadimlerine gönül verenler...
Kur’an talebelerine gönül verenler...
Allah’ın kitabını öğretmeyi hayatının gayesi haline getirenler...

Çünkü eğer mesele FETÖ’de olduğu gibi aşağıdan yukarıya doğru genişletilirse, samimi Müslümanlar yeniden zarar görebilir.

Bugün yaşanan gelişmelerin acısı henüz çok sıcak.

Yaranın sıcaklığı, insanın meseleyi bütün boyutlarıyla görmesini engelleyebilir.

Bugün belki bunu göremeyecekler.
Belki altı ay sonra anlayacaklar.
Belki bir yıl sonra...
Belki üç yıl sonra...
Belki on yıl sonra...

Ama zaman geçtikçe şunu söyleyecekler:

“Devlet doğru olanı yaptı.”
“İsabetli bir operasyon yapıldı.”
“Biz bu işten zarar görmedik, aksine kurtulduk.”

YA FETÖ’DEKİ GİBİ OLSAYDI?

Bir an düşünelim.

Bugün yaşanan süreç FETÖ dönemindeki gibi bütün tabana yayılsaydı ne olurdu?

Kur’an’a gönül verenler zarar görecekti.
Kur’an talebeleri zarar görecekti.
Samimi Müslümanlar zarar görecekti.
Allah’ın kitabına hizmet ettiğini düşünen insanlar zarar görecekti.
Malını, canını, zamanını ve varlığını bu işe adayan insanlar zarar görecekti.

“Ben ahiretimi böyle kurtaracağım.” diye düşünen insanlar bile kendilerini bir anda ağır bir mağduriyetin içerisinde bulabilecekti.

İşte devlet bu defa bunu istemiyor.

Devlet, Müslümanı Müslümanlıkla aldatan bir yapıdan korumak istiyor.

Devlet, samimi vatandaşı korumak istiyor.

Devlet, masum Kur’an talebesini korumak istiyor.

Devlet, Kur’an’a hizmet eden insanların yanlış bir yapının içerisinde ezilmesini istemiyor.

Bu nedenle doğrudan tepeye yöneliyor.

DEVLETİN MERHAMETİ DE VAR, GADDAR YÜZÜ DE

Devletin gücü yalnızca ceza vermek değildir.

Devletin gerçek gücü, kime merhamet edeceğini ve kime karşı sertleşeceğini bilmesidir.

Devlet vatandaşına karşı merhametli olmalıdır.

Masumuna, samimi vatandaşına, Kur’an talebesine, ailesine, çocuğuna, alın teriyle yaşayan insanına sahip çıkmalıdır.

Ama devletin karşısında örgütlü ihanet varsa, devletin kurumlarını ele geçirme teşebbüsü varsa, vatandaşın dinî hassasiyetleri istismar ediliyorsa, devletin merhameti zaaf değildir.

İşte o zaman devletin başka bir yüzü ortaya çıkar.

Devlet zalime çok serttir.

Devlet ihanetin karşısında acımasızdır.

Devlet vatandaşının hukukunu çiğneyene merhamet etmez.

Çünkü devletin merhameti mazluma, sertliği zalime olmalıdır.

...

YAZININ DEVAMI BURADA

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER