Ersoy BABA / Duvara kafa atarım haa!
ÖZEL HABERErsoy BABA yazdı.
Merhaba değerli okurlarım.
Yoğun bir hafta geçirdik. ABD ve İsrail, yani Siyonist koalisyon İran’a saldırdı.
İran’ın ölmüş olan 8. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin eşi Cemile Alamolhoda:
-“Türkler tarih boyunca en büyük ve tek düşmanımızdır” demişti.
Reisi’nin helikopteri kaza yapıp düştüğünde enkazın yerini o düşman belledikleri Türkler Akıncı Siha ile bulmuştu. Bize kinleri bitmeyen ve muhtemelen de hiç bitmeyecek bir toplumdur İranlılar. Öyle ya İslam’ın ilk 3 halifesine sürekli nefret kusan insanlar bunlar. Biz kimiz ki?...
Ancak Siyonist koalisyon bunlara saldırdığında gene de üzüldüm. İsrail ve ABD Benim düşmanımdı. Beni düşman bellemiş İran’dan birkaç tık üstteki bir düşman.
-“İt iti ısırmaz” sözünün yanlış bir söz olduğunu 12 gün savaşında ve evvelki günkü saldırılarda öğrendik bu savaşla. Baya ısırıyorlardı birbirlerini. 80-85 çocukları okulda bombalanarak katledilince gerçek düşmanlarını tanımış olma imkânları olmuştur inşallah.
Savaşın kazananı yoktur. Ancak baskın da basanındır. İran ABD’ye çok büyük zararlar verse de ABD toprakları çok uzakta. Onlar gene şatafat içinde yiyip, içip, mıçmaya devam edecekler. Yani İran için zaferin bile faydası yok.
Devlet aklıyla yönetilen 2 ülkeden biri olan İran’ın ABD topraklarında hiç mi inanmış neferleri yok. Ben size benzer bir durumda yaşananları anlatayım.
1912 yılında İngilizler, Hindistan’ı işgal eder. Osmanlı ordusu da 300'ü aşkın asker ile Hindistan’a yardıma gider. Buradaki savaşlarda 40 kadar Türk askeri esir düşer. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya’ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri bir yolunu bulup gemiden kaçarlar. Bu iki asker, mesleği dondurmacılık olan Maraşlı Abdullah ile savaştan önce kasaplık yaparak hayatını kazanan Tarakçı Mehmet'tir.
Abdullah ve Mehmet mesleklerini yaparak kendilerine yeni bir hayat kurarlar. İşleri ve kazançları iyidir ama onların kulağı sürekli Anadolu’da ve memleketlerindedir. Tam bu sırada Avustralya hükümeti İngilizlerle birlikte savaşmak üzere Çanakkale’ye asker çıkarmaya karar verir.
Abdullah ve Mehmet bunu duyunca vatanlarına geri dönmek isterler ama bu mümkün olmaz. Bunun üzerine Avustralya hükümetine savaş ilan ederler. Bunu da gönderdikleri bir mektup ile duyururlar. Ancak bu savaş ilanları ciddiye alınmaz ve dalga konusu bile olurlar.
Maraşlı Abdullah ile Tarakçı Mehmet ellerinde ne var ne yok satıp onunla silah alırlar. Anzak askerlerini Çanakkale’ye sevk edecek olan trenin geçeceği stratejik bir yere mevzilenirler. Tren yoluna da Türk bayraklarıyla süsledikleri dondurma arabasını koyarlar.
Bütün hızıyla gitmekte olan tren raylar üzerindeki cismi görünce durur. Tam o esnada iki yiğit siper aldıkları kayaların ardından önce el bombalarını atar, ardından da ellerindeki silahlarla ateş etmeye başlarlar. Büyük bir orduyla savaştıklarını düşünen Avustralyalı askerler neye uğradıklarını şaşırırlar. Anzak askerleri çok ciddi zayiat verir. 400’e yakın Anzak askeri daha ülkelerinden çıkamadan gebertilir. Abdullah ve Mehmet de orada şehit düşerler.
Bunlar kimdir diye yapılan araştırmanın sonunda Avustralya Genel Valisi Çanakkale’ye gitmek için izin isteyen, izin verilmeyince de Avustralya’ya savaş ilan eden iki Türk olduğunu anlar. O dondurma arabasını müzeye koyarlar. Bu olay Avustralya tarihinde ilk savaş olarak kayıtlara geçer. (Ahmet Belada'dan)
Velhasıl sevgili okurlarım. Abdullahlarınız, Mehmetleriniz varsa sırtınız yere gelmez. Aanayan aanadı…
***
Yazılarıma saymadım ama 2-3 haftadır ara vermiştim. Bazı okurlarım arayıp benim yaşayıp yaşamadığımı kontrol ettiler. Yaşadığımı öğrendiklerinde de:
-“Yazmıyorsan ne yaşıyorsun! Yaşıyorsan niye yazmıyorsun?” diye de sitemlerini dile getirdiler. Ol sebeple bu hafta yazayım dedim.
...
İlginizi Çekebilir