Murat ÇETİN / Tarih Bazen Videodan Daha Çok Konuşur
ÖZEL HABERMurat ÇETİN yazdı.
Sosyal medyaya bir video düştü.
Kahkaha var.
Neşe var.
Keyif yerinde.
Normal zamanda olsa…
kimsenin umurunda olmaz.
Ama videonun tarihi ilginç.
13 Nisan 2024.
Yani Antalya’da teleferiğin koptuğu gün.
Memleket ekran başında.
Birileri dua ediyor.
Birileri ağlıyor.
Birileri vinç bekliyor.
Diğer tarafta…
fasıl.
Şimdi mesele eğlenmek değil.
Mesele şu:
İnsan bazen ne yaptığından değil…
ne zaman yaptığından kaybeder.
Dışarı çıkıp ciddi yüz takınmak kolay.
Kaşı çatmak kolay.
Mikrofon görünce üzülmek kolay.
Zor olan…
rolü içeride de devam ettirmek.
Çünkü siyaset bazen mitingde değil…
masada belli olur.
Ve millet artık şunu ayırıyor:
Gerçek üzüntü başka.
Protokol üzüntüsü başka.
Bir süredir CHP’nin toparlanması gerektiği söyleniyordu.
Meğer sorun tabelada değilmiş.
ışıklandırılmış masadaymış.
Çünkü balık baştan kokunca…
rakı masası bile deodorant olmuyor.
“FANTEZİ” DEDİĞİ ŞEYE… ŞİMDİ KASA AÇIYOR
Fotoğraf hâlâ orada.
Cümle net.
“Depremde hasar görmüş Malatya’nın parasını bu fantezi için verebilir miyim?”
Kim söylüyor?
Sami Er.
Kime söylüyor?
Futbola para aktarılmasına.
Yani dünün tarifine göre…
kulübe kaynak ayırmak
“lüks”,
“israf”,
“fantazi.”
Şimdi dön bugüne.
Bir kulüp var:
Yeşilyurt Belediyespor.
Yeni adıyla…
Malatya Yeşilyurtspor.
Ve bir anda…
para akıyor.
Ama öyle böyle değil.
Transfer konuşuluyor.
Prim konuşuluyor.
Bütçe konuşuluyor.
İnsan bakınca ilçe takımı değil…
sanki Avrupa devi.
İşte mesele burada başlıyor.
Çünkü insan ister istemez soruyor:
Dün “fantezi” olan şey…
bugün nasıl “vizyon” oldu?
Ne değişti?
Şehir mi düzeldi?
Depremin izi mi silindi?
Yollar mı yapıldı?
Hayır.
Sadece fikir değişti.
Daha doğrusu…
kasaya bakış değişti.
Üstelik işin içinde sadece Sami Er de yok.
İlhan Geçit de sahada.
İki belediye.
Tek kulüp.
Bitmeyen destek.
Ve şehirde dolaşan aynı soru:
Bu para kaç lira?
Çünkü rakam açıklanmıyor.
Şeffaflık yok.
Ama harcama hissediliyor.
Hem de fazlasıyla.
O yüzden mesele futbol değil.
Mesele şu:
Dün kürsüde söylenenle…
bugün kasadan çıkan neden birbirini tutmuyor?
Çünkü siyaset bazen projeyle değil…
eski açıklamayla yakalanır.
Ve insanın başına en büyük bela…
dün söylediği cümledir.
Hele bir de ekran görüntüsü alınmışsa…
unutulmaz.
TOKİ SAYISI EZBER… ESNAF YASAK BÖLGE
Sosyal medyaya bir video düştü.
Karşı karşıya iki şey vardı:
Bir tarafta esnaf.
Diğer tarafta barikat.
Hem de çevik kuvvet.
Deprem görmüş şehirde…
kepenk açmaya çalışan adamı
adeta stadyum holiganı gibi karşıladılar.
Çünkü bu memlekette artık vatandaş değil…
görüntü korunuyor.
Mikrofon açılınca rakam hazır:
“Şu kadar konut.”
“Bu kadar daire.”
“Şu kadar teslim.”
Ezber kuvvetli.
TOKİ sayıları maşallah hafızada.
Peki esnaf?
Sessizlik.
Adam dükkânını kaybetmiş.
Müşterisini kaybetmiş.
Düzenini kaybetmiş.
Muhatap arıyor.
Bulduğu şey?
polis bariyeri.
TSO ortada yok.
Esnaf Odaları desen…
sanki toplu kayıp ilanı.
AK Parti yönetimi başka frekansta.
Geriye kim kalıyor?
Büyükşehir.
Ama onlar da esnafı dinlemek yerine…
önüne set çekiyor.
İşte tam burada insanın aklına o meşhur ters lale geliyor.
Hani herkesin önünde poz verilen.
Fotoğrafı çekilen.
Anlam yüklenen.
Malatya’da da ters olan bir şey var ama…
lale değil.
öncelik sırası.
Çünkü bu şehirde esnaf konuşmak istiyor…
yönetim fotoğraf vermek.
Ve insan ister istemez düşünüyor:
Demek ki bazıları için belediyecilik…
çukur kapatmak değil,
kadraj ayarlamakmış.
SANDIKTAN RAHATSIZ OLAN BAŞKANLAR ÇAĞI
Bendevi Palandöken çıktı…
öyle bir cümle kurdu ki…
koltuklar bile irkildi.
“Seçimler olmasa daha iyi olurdu.”
İnsan duyunca şaşırıyor.
Sonra düşünüyor.
27 kere seçilen biri için…
sandık gerçekten yorucu olabilir.
Çünkü bir yerden sonra adaylık bitiyor…
tapu başlıyor.
Üstelik bunu söyleyen sıradan biri değil.
Malatyalı.
Yani memleket bu kafaya yabancı değil.
Bakıyorsun…
aynı isimler.
aynı yüzler.
aynı makamlar.
Takvim değişiyor.
Başkan değişmiyor.
Şevket Keskin orada.
Ali Evren desen yıllardır aynı masada.
Oğuzhan Atasadıkoğlu da genç yaşta düzenin dilini erken öğrenenlerden.
İnsan ister istemez soruyor:
Buralarda yarış mı var…
yoksa nöbet mi devredilmiyor?
Çünkü bunlar sandığı seviyor.
Ama içinden başka isim çıkmadığı sürece.
Liste değişmesin.
Denge bozulmasın.
Koltuk sallanmasın.
İşte huzur dedikleri şey bu.
Bir aday çıkınca suratlar düşüyor.
Bir rakip belirince ortam geriliyor.
Sanki oda seçimi değil…
miras kavgası.
Ve işin en komik tarafı şu:
Hepsi “esnaf için buradayız” diyor.
Ama bir başkası oturacak ihtimali doğunca…
bir anda seçimler gereksizleşiyor.
Çünkü bazı insanlar makamda oturmuyor.
kök salıyor.
Bir süre sonra koltuktan kalkmayı değil…
koltuğun başkasına gitmesini problem görüyorlar.
Ve memlekette en uzun görev süresi bazen başarıdan değil…
kimsenin yerinden oynatamamasından geliyor.
OSMAN GÜDER YAPTI… BUNLAR SUNUMUNU HAZIRLADI
Bir liste yayınlandı.
Orduzu Çarşıbaşı.
Kırkgöz Sahil Parkı.
Derme Deresi.
İnsan okuyunca zannediyor ki…
Battalgazi’ye ikinci Paris kurulmuş.
Kelimeler büyük.
Sunum gösterişli.
Anlatım destansı.
Bir bakıyorsun…
işin adı:
rekreasyon.
Yeni nesil belediyeciliğin sihirli kelimesi.
Çünkü “rekreasyon” deyince…
vatandaşın gözünde vinçler yükseliyor.
Halbuki işin Türkçesi basit:
Düzenleme.
Makyaj.
Rötuş.
Yani sıfırdan şehir kurmak değil…
mevcut olanı parlatmak.
Ama mesele zaten burada.
Çünkü Orduzu Çarşıbaşı’nı da…
Kırkgöz’ü de…
Derme Deresi’ni de…
bugün anlatanlar yapmadı.
Bunlar selefin işi.
Osman Güder döneminin projeleri.
Şimdi yapılan ne?
Biraz peyzaj.
Biraz dokunuş.
Biraz süs.
Sonra kamera açılıyor.
Müzik giriyor.
Sanki Malatya yeniden keşfedilmiş.
Bir bank boyanıyor…
anlatımda medeniyet hamlesi oluyor.
Derme Deresi’ne taş döşeniyor…
sunumda Hollanda şehir planlaması.
İşin en komik tarafı şu:
Ortada gerçekten büyük emek var.
Ama onu yapan başka.
Anlatırken sahiplenen başka.
Ve galiba bu dönemin belediyeciliği tam olarak şu:
Eser üretmek zor.
Sunum yapmak daha kolay.
Çünkü bazıları şehir inşa etmiyor.
Var olan projeye ışık tutup…
kendini mimar sanıyor.
...
İlginizi Çekebilir