© Malatya Time

Mustafa AKDEMİR / Biz Niçin Varız?

Mustafa AKDEMİR yazdı.

İnsan bazen durmayı, durup düşünmeyi unutuyor.

Koşuyor, yetişiyor, hesap yapıyor, kazanıyor, kaybediyor… Fakat bütün bu telaşın içinde en önemli soruyu çoğu zaman kendine sormuyor:

"Ben niçin varım?"

Fakat İnsan, bir gün mutlaka bu soruyla baş başa kalıyor. Bazen yıldızlı bir gecede gökyüzüne bakarken, bazen bir hastane odasında, bazen de bir mezar taşının önünde... O soru usulca gelip zihnin kapısını çalıyor: "Bütün bunlar neden var?"

Modern dünya bu soruya çoğu zaman sağladığı fayda üzerinden cevap arıyor. Ağaç oksijen ürettiği için, arı bal yaptığı için, güneş ısı verdiği için önemli görülüyor. Elbette bunlar doğru. Ama acaba bütün kâinatın anlamı yalnızca bize hizmet etmekten mi ibaret? Onlar insana hizmet için varsa insan niçin var?

Bir ressam düşünün. Günlerini vererek muhteşem bir tablo yapıyor. O tabloyu yalnızca duvarı kapatsın diye mi çizer? Bir bestekâr senfonisini sadece birkaç dakikalık sessizliği doldursun diye mi yazar? Elbette hayır. Sanatkâr eserinde kendini anlatır. Güzelliğini gösterir. Hünerlerini paylaşır ve sanatının şuur sahipleri tarafından görülmesini ve takdir edilmesini ister. 

Kâinata da böyle bakmayı denediğimizde bambaşka bir manzara çıkıyor karşımıza.

Her çiçek, her kelebek, her yıldız, hatta bir kar tanesi bile sanki "Beni yaratanı tanı." diyen sessiz bir cümleye dönüşüyor. Varlıklar sadece kendileri için yaşamıyor; kendilerinden daha büyük bir hakikati gösteriyorlar.

İşte bu yüzdendir ki, yaratılışın en büyük gayesi Marifetullah'tır; yani Allah'ı tanımak. O'nu isimleriyle, sıfatlarıyla, eserleriyle bilmek... Ardından da bu tanımanın tabiî neticesi olan kulluk ve ibadet...

Bu bakış açısıyla insan, artık kâinatın tüketicisi değil; onun okuyucusu oluyor.

Aslında dünya, baştan sona okunmayı bekleyen dev bir kitap gibi... Dağlar satır, nehirler cümle, ağaçlar kelime, çiçekler ise rengârenk harfler... Hepsi aynı hakikati farklı dillerle anlatıyor.

İnsan da bu kitabın tek okuyucusu değil. Melekler ve cinler gibi diğer şuurlu varlıklar da bu büyük sergiyi seyrediyor. Fakat insana ayrı bir vazife verilmiş. Gördüğü güzellikleri fark etmek, onları anlamlandırmak ve başkalarına da anlatmak...

İnsanın "eşref-i mahlûkat" oluşunun sırrı burada gizli.

Peki ya bizim günlük hayatımız?

Yemek yemek, çalışmak, kazanmak, üretmek, dinlenmek... Bunlar elbette hayatın bir parçası. Fakat bütün bunlar, yaratılışın en büyük amacı değil. Ağacın meyve vermesi, ineğin süt vermesi, toprağın ürün yetiştirmesi... Bunların hepsi güzel hikmetler. Ama asıl gaye bunların arkasındaki Sanatkârı tanımaya vesile olmaları.

Çünkü bir çiçeğin en büyük vazifesi yalnızca güzel kokmak değildir; güzelliğiyle Güzel Olan'ı hatırlatmaktır.

Dünya da bu yüzden kalıcı bir yurt olarak değil, geçici bir misafirhane olarak tarif edilir. Buraya sonsuza kadar kalmaya değil, öğrenmeye geldik. Kendimizi, Rabbimizi ve hayatın anlamını tanımaya geldik.

Belki de insanın huzuru da burada başlıyor.

Çünkü "Ben neden varım?" sorusunun cevabı bulunmadan, "Nasıl yaşamalıyım?" sorusunun cevabı eksik kalıyor.

Kâinata yalnızca madde gözüyle baktığımızda çoğu zaman anlamlandıramadığımız sayısız eşya görüyoruz. Fakat mana gözüyle bakabildiğimizde, eşyanın arkasında sonsuz bir hikmet, sonsuz bir sanat ve sonsuz bir rahmet okumaya başlıyoruz.

...

YAZININ DEVAMI BURADA 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER