© Malatya Time

Mustafa AKDEMİR / Görünenin Ötesini Görebilmek

Mustafa AKDEMİR yazdı.

“Gözümle görmediğim şeye inanmam”! 

Bu sözü sık duyuyoruz. Peki gerçekten sadece gördüğümüz şeylere mi inanırız? 

Şunu baştan belirtelimki böyle diyen bir kimse, hakikatin ölçüsünü sadece başındaki kaba ve sınırlı et parçası olan görme organına indirgemiş olur.  Çünkü her şeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatı göremez. Halbuki inanmak yalnızca görmekle ilgili değil; akıl, kalp ve basiretle hakikati kavramak ve kabul etmekle ilgilidir.
Konuyu biraz açalım:

Görmemek, Yokluğa Delil Olamaz 

Bir şeyin gözle görünmemesi, onun var olmadığını göstermez. Zira gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar; gündüzü gece yapamaz. Öte yandan görmediğimiz maddi manevi bir sürü şeye inanıyoruz zaten, mesela; rüzgârı, elektriği, yerçekimini, radyasyonu veya mikropları gözümüzle göremeyiz; fakat eserleriyle ve neticeleriyle varlıklarını kesin olarak kabul ederiz.

Veya; İnsanın kendi aklı, ruhu, hafızası, sevgisi, merhameti veya acısı gözle görülmez. Ama hiç kimse gözüyle göremediği için aklını, ruhunu veya hislerini inkâr etmez.

Duyu Organlarının Sınırı ve İş Bölümü

İnsandaki her bir duyu organının kavrayış alanı farklıdır:

Göz sadece kaba, kesif ve ışığa bağımlı maddeleri görmek içindir.

Kulak sesleri işitir, dil tatları alır, akıl mantık süzgecinden geçirir, kalp ve basiret ise manaları ve hakikatleri kavrar.

Kulağıyla resim seyretmeye veya diliyle sesleri duymaya çalışan bir adam nasıl komik duruma düşerse; sadece baş gözüyle soyut, manevî ve kudsî hakikatleri görmeye çalışan biri de aynı derece aklı devre dışı bırakmış olur.

Eserden Sanatkâra Gitmek

Bir saray, mükemmel bir tablo veya dakik çalışan bir saat gördüğümüzde; onun mimarını, ressamını veya saat ustasını gözümüzle fiziken O eserin içinde aramayız.
Ustanın kendisini gözümüzle görmesek bile, eserdeki nizam, ölçü, sanat ve hikmet; ustanın varlığını, ilmini ve kudretini aklımıza güneş gibi kat'î olarak kabul ettirir. Bu saat kendi kendine olmuş demeyiz.

Aynı şekilde, kâinat sarayındaki kusursuz nizam, her an tazelenen canlılık, hassas dengeler ve hikmetler; baş gözüyle görülmeyen fakat eserleriyle tecelli eden Sâni'-i Zülcelâl'i akıl ve kalp gözüne (basirete) açıkça gösterir.

İspat ile İnkârın Mantıksal Farkı

Bir şeyin varlığını ispat etmek için tek bir delil veya numune göstermek yeterlidir. Ancak "Yoktur" diyerek inkâr edebilmek için, bütün kâinatı, geçmişi ve geleceği tarayıp hiçbir yerde olmadığını kanıtlamak gerekir ki bu imkânsızdır.
"Gözümle görmüyorum, öyleyse yoktur" demek bir delil değil; sadece kişisel bir bilgisizlik veya kabul etmeme beyanıdır. Bir körün "Güneş yoktur" demesi, Güneş'in varlığına halel getirmediği gibi; aklını gözüne indirmiş birinin inkârı da hakikati değiştirmez.

...

YAZININ DEVAMI BURADA

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER