Okulun İlk Günlerinde Kaygıyı Azaltan 6 Altın Kural!
EKONOMİUzun bir tatil döneminden sonra açılan okullara kimi çocuklar ilk defa anaokuluna, kimileri ilkokula, kimileri ortaokula kimileri ise sınav ile girdikleri liseye başlayacaklar. Bu dönem çocuklar için yalnızca yeni bir eğitim döneminin başlangıcı değil; aynı zamanda hayatlarında önemli bir geçiş dönemi anlamına da geliyor. Yeni bir ortam, yeni kurallar, öğretmenler, arkadaşlar, artan akademik sorumluluklar ve ebeveynden ayrılma deneyimi, her yaş grubunda farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Ortaokula veya sınav ile girdikleri liseye başlayan çocuklar yeni bir okul düzenine alışmaya çalışırken, lise son sınıf öğrencileri de sınavlar ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle okulun ilk günlerinde ağlama, ayrılmak istememe, huzursuzluk, öfke, daha fazla anne-baba yakınlığı isteme ya da akademik baskı hissetme gibi tepkiler görülebiliyor. Çocuğun zihnindeki temel soru ise aslında “Ben burada güvende miyim, bu sürecin üstesinden gelebilir miyim?” oluyor. Ayrılığı çocuğun kaygısını artıran uzun bir vedalaşmaya dönüştürmek yerine, yaşına uygun, kısa, tutarlı ve güven veren bir yaklaşım oluşturmak, çocuğun süreci daha öngörülebilir hâle getirmesine yardımcı olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Deniz Mutlu, okulun ilk günlerinde çocukların yaşadığı uyum sürecine ilişkin önemli önerilerde bulundu.
Uzun bir tatil döneminin ardından okulların açılmasıyla çocuklar için yeni bir dönem başladı. Kimi çocuk ilk kez anaokuluna, kimi ilkokula, kimi ortaokula, kimi ise sınavla girdiği liseye adım atıyor.
Yeni ortam, öğretmenler, arkadaşlar, farklı kurallar ve artan akademik sorumluluklar çocukların farklı tepkiler vermesine neden olabiliyor. Okulun ilk günlerinde ağlama, ayrılmak istememe, huzursuzluk, öfke, daha fazla anne-baba yakınlığı isteme ve akademik baskı gibi durumlar görülebiliyor.
Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Deniz Mutlu, okulun ilk günlerinde çocukların yaşadığı uyum sürecine ilişkin önemli önerilerde bulundu.
1. VEDAYI UZATMAYIN, GÜVEN VERİN
Okul kapısında her gün aynı kısa cümleyle vedalaşmanın çocuk için güven veren bir ritüele dönüşebileceği belirtiliyor.
Çocuğun ağlaması üzerine tekrar tekrar geri dönmek, vedayı uzatmak veya her gün farklı açıklamalar yapmak ayrılık kaygısını artırabiliyor.
Çocuğun “Gitmek istemiyorum” demesi karşısında uzun açıklamalar yerine duygusunu kabul eden ve güven veren bir yaklaşım öneriliyor.
Örneğin, “Biliyorum, ayrılmak şu an zor geliyor. Ama sen güvendesin ve ben seni almaya geleceğim” şeklindeki bir yaklaşım çocuğun kaygısıyla baş etmesine yardımcı olabiliyor.
2. ÖNCE GÜVEN, SONRA UYUM
Çocuğun okulda kendisinden beklenen davranışları hemen yerine getirmesini sağlamak yerine, öncelikle yeni ortamda kendisini güvende hissetmesine yardımcı olmak önem taşıyor.
Çocuk öğretmenine, sınıfına ve okul rutinine alıştıkça ayrılık kaygısının da azalabileceği belirtiliyor.
Uyum dönemi geride kaldıktan sonra ise çocuğun okul performansının yalnızca akademik sonuçlar üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor.
3. “DİKKATİ DAĞINIK” DEMEDEN ÖNCE GÖZLEMLEYİN
Okulun ilk haftalarında ailelerin sık dile getirdiği konulardan biri dikkat süresi oluyor.
“Dersi dinlemiyor”, “Etkinliği tamamlamıyor” veya “Çabuk sıkılıyor” gibi gözlemler tek başına dikkat problemi olduğu anlamına gelmeyebiliyor.
Kaygı, uyku düzenindeki değişiklikler, yoğun ekran kullanımı, yeni ortama uyum süreci ve gelişimsel özellikler çocuğun dikkat performansını etkileyebiliyor.
Bu nedenle geçici uyum güçlüğü ile süreklilik gösteren dikkat sorununu birbirinden ayırmak önem taşıyor.
4. DİKKAT BECERİLERİ DESTEKLENEBİLİYOR
Dikkatin sabit ve değişmez bir özellik olmadığı, uygun çalışmalarla desteklenebileceği belirtiliyor.
Odaklanma, görsel ve işitsel dikkat, çalışma belleği, yönerge takibi, planlama ve dürtü kontrolü gibi beceriler uygun çalışmalarla geliştirilebiliyor.
Bu nedenle çocuğun performansını değerlendirirken “Yapabiliyor mu, yapamıyor mu?” sorusu yerine “Neye ihtiyacı var ve bu beceriyi nasıl destekleyebiliriz?” yaklaşımının benimsenmesi önem taşıyor.
5. ÇOCUĞUNUZU BAŞKA ÇOCUKLARLA KIYASLAMAYIN
Okula uyum sağlandıktan sonra çocukların karşılaşabileceği önemli risklerden biri de kıyaslanmak.
Özellikle “Arkadaşı okumaya geçti”, “O daha uzun süre dikkatini veriyor” veya “O daha güzel yazıyor” gibi ifadeler çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine neden olabiliyor.
Her çocuğun gelişim hızının, öğrenme biçiminin ve güçlü olduğu alanların farklı olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle çocuğun başka çocuklara yetişmesinden çok kendi gelişim çizgisindeki ilerlemesine odaklanılması öneriliyor.
6. NE ZAMAN UZMANDAN DESTEK ALINMALI?
Okula uyum süreci ilerlemesine rağmen dikkat güçlükleri devam ediyorsa, çocuk yönergeleri takip etmekte sürekli zorlanıyorsa veya başladığı işi tamamlamakta belirgin şekilde güçlük çekiyorsa uzman değerlendirmesi yararlı olabiliyor.
Özellikle bu durumların okul performansını ve günlük yaşamı etkilemesi halinde destek alınması öneriliyor.
Değerlendirme sürecinde çocuğu bir sorun üzerinden tanımlamak yerine davranışın altında yatan ihtiyacın anlaşılması önem taşıyor.
“ÇOCUĞUN İHTİYACI MÜKEMMEL BİR BAŞLANGIÇ DEĞİL”
Çocukların okula başlarken ihtiyaç duyduğu şeyin mükemmel bir başlangıç olmadığı, kendilerini güvende hissedebilecekleri, hata yapabilecekleri, duygularını ifade edebilecekleri ve gerektiğinde destek alabilecekleri bir ortam olduğu vurgulanıyor.
Ebeveynlerin çocuklarına verebileceği güçlü mesajlardan biri ise şu şekilde ifade ediliyor: “Alışmak için zamanın var. Hata yapabilirsin. Ben sana güveniyorum.”
İlginizi Çekebilir