© Malatya Time

PARADİGMA!

PARADİGMA! 'Değerler dizisi...'

Fransızca paradigme kelimesinden gelir. Bilim dünyasındaki teknik niteleme ve tartışmalarını bir kenara bırakırsak, genel olarak belirli bir zaman dilimi içinde bir grubun ya da topluluğun düşünce biçimi ve davranışlarınıbelirleyen bir dünya görüşü, “içtihat” olarak tanımlanabilir. Türk dil kurumu tarafından ise; "Değerler dizisi" olarak tanımlanmıştır.
 
Türk dil kurumu oldukça sade ve net bir tanımlama sunmuş olmakla birlikte, kelimenin tam hakkını vermek gerekirse; doğuşu ile birlikte, toplumda yürürlükte olan değerler zincirini bir daha egemen olmamak üzere ortadan kaldıran ve yeni bir değerler zinciri sunan “ devrimsel bakış açısı” olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.
 
Yani TDK tarafından tanımlandığı kadar masum bir değerler zinciri değil, bedelini ödeyerek toplum içerisindeki yerini almış bazen insanlığı içine düştüğü bunalımdan kurtaran bir mucizeyi bazen ise insanlığı yok olmanın eşiğine getirmiş büyük bir yıkımı ifade etmektedir.
 
Tarih boyunca insanlar, içinde bulundukları sistemleri karanlıktan ve yok oluştan kurtarmak için çok sayıda paradigma geliştirmiş ve onları sürdürülebilir kılmak için canları pahasına mücadeleler vermiştir.
 
Örneğin,İslam'dan önceki cahiliye devrine baktığımızda toplumsal düzendeki yozlaşma ve yok oluşun en dip noktada olduğunu görürüz. Yürürlükte olan paradigma toplumu içinden çıkılmaz bir karanlığa sürüklemektedir. Öyle ki kendi nesillerinin devamını sağlayacak olan kız çocuklarını diri diri gömmek, dini bir inanışların en belirgin özelliği haline gelmiştir.
 
İnsanlık içinde bulunduğu bu karanlık yok oluştan bir mucize olan İslam paradigması ile kurtulmuştur. Ve insanlık bir daha geri dönmemek üzere cahiliye karanlığınıtarihe gömmüş, kendisine umut ve yükselişi vadeden yeni bir dünya düzeni kurmuştur.
 
Tarihi yolculuğunda bu mucizevi paradigma da, gerek düşüncenin gelişmesi gerekse coğrafi genişlemelere paralel olarak ortaya çıkan yeni problemleri ve bunalımları çözmek için kendi içinde anlayıcı ve yorumlayıcı yeni paradigmalar geliştirmiştir.
 
Tarihin derinliklerinden gelen Hanefi, şafi, Hambeli ve Maliki mezhepleri İslami düşüncenin karşılaştığıproblem ve buhranları aşmak için geliştirilmiş, içtihatları ile insanlığa paha biçilmez hizmetler sunmuş Halen değerli halen saygı değer paradigmalardır.
 
Ne yazık ki hayatımıza giren her paradigma böylesine mucizevi ve böylesine selim bir aklın ürünü olmamıştır.
 
Tarih sahnesinde kişisel ego ve hırsların ürünü olan veya iktidarı ele geçirmek için tasarlanmış bir çok paradigma da boy göstermiştir.
 
Bu anlamda dünya tarihinde ki en dramatik örnek ise milyonlarca insanın yok olmasına neden olmuşnasyonal sosyalizm veya daha bilinen adıyla Nazizm'dir. Sanayi devrimini geç tamamladığı için sömürgecilikte hak ettiği dilimi alamadığını düşünen aç gözlü bir iktidarın dünyayı istila etmek için dizayn ettiği bir paradigmanıninsanlığı nasıl bir felakete sürüklediğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
 
İslam tarihinde de benzer örneklere rastlamak mümkündür. Bu günlerde en bildik olanlarından bir tanesi haşhaşiliktir. Hasan sabahın kendi kişisel ve iktidar hırsları uğruna İslam'ın gerek beşeri, gerek içtimai alanda bir deniz feneri gibi dünyayı aydınlattığı Büyük Selçuklunun siyasi dehalarının dünyayı titrettiği 11.yy da bir çok değerli devlet adamının, alimin hayatına kast ederek, eşi benzeri görüşmemiş bir kaos ortamı yaratıp insanlığa ihanet ettiklerini unutmamak gerekir.
 
Ve yine unutmamak gerekir ki İslam mucizevi ihtişamıyla nurunu tamamlamaya devam edecek, imam Hanefi, imam şafi, İmam Hambeli, imam maliki, gök yüzünün en parlak yıldızları gibi bize yol göstermeye devam edecek iken,
 
Kişisel hırs ve iktidar hırslarının tatmini için tasarlanmış, insanlığın siyasi , beşeri ve içtimai servetini yok etmeye kast etmiş her paradigma Nazizm gibi haşhaşilik gibi çökmeye ve tarihin tozlu sayfalarına lanetle yazılmaya mahkum olacaktır.
Saygılarımla,
Av.İsmail DEMİRTAŞ

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER