Rıdvan SAÇU / Aman Dikkat! Beğeni Uğruna Çocuklarımızın Geleceğini Harcamayalım...
ÖZEL HABERRıdvan SAÇU yazdı.
Bebeğiniz doğdu. O cennet kokusunu içinize çektiniz. Peki, sonra ne yaptınız? O mucizevi anı kalbinize kazımak yerine hemen telefona sarıldınız, değil mi? O masum yüzü, daha gözünü bile açamadan binlerce yabancının önüne attık. Adına da masumca "anı biriktirmek" dedik.
Ama kendimizi kandırmayalım. Paylaştığımız şey o sevimli an değil; bizzat evladımızın geleceği, güvenliği ve omuzlarına yüklediğimiz ağır bir dijital bagajdır. Biz kendi nefsimizi ve onaylanma ihtiyacımızı doyururken, yavrumuzu koca bir dijital ormanın tam ortasına, üstelik savunmasız bir şekilde bırakıyoruz.
Sanal Bir Sarhoşluğun İçindeyiz
Geçtiğimiz günlerde bir araştırma yaparken bu meseleyle yüz yüze geldim. Karşıma çıkan veriler ve dijital dünyanın perde arkasındaki karanlık gerçekler öyle rahatsız ediciydi ki okudukça kanım dondu. Size bir yazar olarak değil, sadece bir insan olarak itiraf edeyim: Araştırmadaki o korkunç tehlikeleri gördüğüm an, büyük bir sarsıntıyla sosyal medya hesaplarıma girdim. Geçmişte —çok masumane olduğunu sanarak— paylaştığım fotoğrafları ellerim titreyerek sildim. Çünkü tehlikenin boyutu, tahminlerimin çok ötesindeydi. O gün anladım ki hepimiz bu sanal sarhoşluğun birer kurbanıyız.
Sokakta yürürken tanımadığınız birine çocuğunuzun fotoğrafını uzatıp "Al, bu sende kalsın, evine asarsın" der misiniz? Asla! Delirdiğinizi düşünürler. Ama aynı fotoğrafı internet denilen, kimin ne niyetle baktığı belli olmayan dipsiz bir kuyuya gülümseyerek fırlatıp atıyoruz. Üstelik bunu yapan bizler, çocuğuna nazar değmesin diye yakasına koca bir maşallah iğnesi takan anne babalarız! Ne yaman çelişki, ne komik bir trajedi değil mi? Çocuğu kem gözden korumak için kurşun döktürüyor, hocalar arıyor, sonra da onun en mahrem, en savunmasız, banyo yaptığı hallerini tüm dünyaya kendi ellerimizle servis ediyoruz. Aziz Nesin aramızda olsa, bu trajikomik halimize kahkahalarla güler, sonra da oturup halimize acırdı.
Vitrin Mankeni mi, Evlat mı?
"Ama herkes çocuğunu paylaşıyor, ne var ki bunda?" diyebilirsiniz. Gelin, aklın ve mantığın ışığında o acı gerçekle yüzleşelim. Dünyadaki durumla bizim ülkemizdeki tabloyu yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan manzara inanın içler acısı.
Dünyadaki tablo ile bizim ülkemizdeki alışkanlıkları yan yana koyduğumuzda manzara içler acısı. Batı’da ebeveynler, çocukları biraz büyümeye başladığında onlardan fotoğraf paylaşmak için izin istiyor. Bizde ise çocuk, ailenin sosyal medyadaki tapulu vitrin mankeni! Elin oğlu çocuğunun o en mahrem yıllarını dijitalin soğuk yüzünden köşe bucak saklıyor. Biz ise yavrumuzun tuvalet eğitimini, ağzına yüzüne bulaştırdığı mamayı, hatta hıçkıra hıçkıra ağladığı kriz anlarını saniyeler içinde internetin o dipsiz midesine fırlatıyoruz. Kendi egomuzu parlatmak ve sanal alkışlar toplamak uğruna, henüz konuşmayı bile bilmeyen yavrularımızın mahremiyetini "beğeni" butonlarına kurban ediyoruz.
Gerçek şu ki: Biz çocuklarımızı çok seviyoruz, evet; ama onların üzerinden gösteriş yapmayı bazen daha çok seviyoruz.
Emanete Sadakat Gösteriyor muyuz?
İşin bir de vicdanımızı kanatan, yüreğimizi sızlatan manevi boyutu var. Bizim inancımızda, kültürümüzde evlat anne babaya verilmiş bir eşya, bir mülk değildir. O, Allah'ın bize emanet ettiği en nazlı, en dokunulmaz emanettir. Emanete ihanet edilir mi? Peygamber Efendimiz, çocukların o tertemiz fıtratına, onuruna hep saygı duymuştur. Onları bir birey olarak muhatap almıştır. Peki biz ne yapıyoruz? Sırf "Benim çocuğum ne kadar tatlı", "Ben ne harika bir anneyim/babayım" dedirtmek için o tertemiz emaneti vitrine koyuyoruz. Nefsimizin o sinsi gösteriş (riya) arzusunu doyurmak için çocuğumuzun masumiyetini kullanıyoruz. Bir yandan Kur'an'dan ayetler paylaşıp dualar ederken, diğer yandan evladımızı tehlikenin kucağına itiyoruz. Bu sevgi değil, bu düpedüz ebeveyn cahilliğidir!
Bu çocuklar yarın büyüyecek. O zaman gözlerimizin tam içine bakıp, "Anne, baba... Bana hiç sormadan, benim iznimi almadan bütün hayatımı neden tanımadığım insanlara sergiledin?" diye soracaklar. "Benim mahremiyetimi, çocukluğumu kaç beğeniye sattın?" diye hesap soracaklar. O gün onlara verecek onurlu bir cevabımız olacak mı? Unutmayın; onlar bizim vitrin mankenlerimiz veya sosyal medya projelerimiz değil. Onlar, kendi hikayelerini yazma hakkına sahip özgür canlardır.
...
İlginizi Çekebilir