© Malatya Time

Rıdvan SAÇU / Modernite Mi, İlkel Vitrin Mi? Ülkemizin Düştüğü Latin Amerika Teşhirciliği Bataklığı

Rıdvan SAÇU yazdı.

Önce bir anlaşalım: Ben ne bir ahlak bekçisiyim ne de tekstil dedektifi. Kimsenin kıyafetiyle uğraşacak kadar sığ bir zihnin esiri değilim. Ailenin kutsallığına inanan bir yazar olarak derdim kumaşlarla değil, o kumaşların altına saklanan "anlam erozyonuyla". Bugün sokaklarımızda ve ekranlarımızda bir "Latin Amerika Teşhirciliği" rüzgarı esiyor. Ama bu rüzgar, yumuşak ve sıcak bir esinti değil; çocuklarımızı ezip geçen bir silindir.

Şunu iyi anlamalıyız; Aklın ve emeğin kutsandığı hiçbir gelişmiş toplumda, bedenin bu denli hoyratça pazarlanmasına rastlayamazsınız. Neden mi? Çünkü o coğrafyalarda insanın değeri, üzerine giydiği etiketin fiyatıyla ya da teninin açıklığıyla değil; ürettiği fikirle, çözdüğü denklemle ve topluma kattığı değerle ölçülür.

Eğitimli bir toplumda "görünür olmak" değil, "var olmak" esastır. Kuzey Avrupa’dan Uzak Doğu’nun disiplinli koridorlarına kadar, teşhircilik bir özgürlük nişanesi değil; aksine kültürel bir sığlık ve liyakat eksikliği olarak görülür. İnsan aklıyla sınıf atlayabiliyorsa, bedenini bir basamak olarak kullanma zavallılığına düşmez. Zihni dolu olanın, vitrine ihtiyacı yoktur. Statü dediğiniz şey, bir ekran kaydırmasıyla silinip giden bir görüntü değil, yılların emeğiyle örülen bir şahsiyet kumaşıdır.

Gördüğümüz bu sınırsız teşhircilik, bir "modernleşme" hamlesi falan değil. Aksine, eğitimin ve liyakatin hükmünü yitirdiği toplumlarda görülen acı bir hayatta kalma refleksidir. Latin Amerika’nın kenar mahallelerinde, bir genç kızın yukarı sınıfa atlamak için elindeki tek sermayesi bedenidir. Orada teşhir, bir özgürlük değil, bir "statü bileti"dir. Peki, biz ne ara bu çaresizliğe "çağdaşlık" demeye başladık? Aklın bittiği yerde teşhirciliğe mahkum olan beden konuşmaya başlar. Ve ten, her zaman en ucuz kelimedir.

Dijital koruma: 15 Yaş Barajı

Nihayet, geç de olsa TBMM komisyonundan geçen 15 yaş altı sosyal medya yasağı düzenlemesini, bu silindire karşı atılmış en somut adım olarak selamlıyorum. Bu bir yasakçılık değil, bir "zihinsel koruma kalkanıdır". Henüz kendi kimliğini inşa edememiş bir çocuğu, milyonlarca gözün önünde bir performans nesnesine dönüştürmek pedofiliye, şiddete ve ruhsal çöküşe davetiye çıkarmaktır. Devletin bu "dur" ihtarı, ebeveynlerin elini güçlendiren bir can simididir.

İnsanın İnşası ve Mahremiyetin Asaleti

Gazzâli’nin o eşsiz ifadesiyle insan, "hayvan ile melek arasında bir berzahtır." Eğitimin gayesi, insanı hayvani iştahlarından ve görselliğin esaretinden kurtarıp, onu ruhun ve aklın geniş ufuklarına taşımaktır. Bizim medeniyet tasavvurumuzda mahremiyet, bir saklama değil, bir koruma eylemidir. İnsan, en değerli hazinesini (şahsiyetini) pazara çıkarmaz. Bugün genç kızlarımızı dijital pazarlarda birer "beğeni nesnesi" haline getiren sistem, aslında onların ruhlarını kurutuyor. Zira Efendimiz (sav) "Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz; O, sizin kalplerinize ve amellerinize bakar." diyerek gerçek reçeteyi sunmuştur bizlere…

Aklın İflası ve Bedenin Sermayeleşmesi

Dünyanın neresine giderseniz gidin mantık bize şunu söyler: Eğer bir toplumda bir yerlere gelmenin yolu zekâ ve emek değil de sadece "gösteriş" olmuşsa, orada akıl susmuş demektir. Düşünürlerin uyardığı gibi; bugün çocuklarımız ekranlardaki o süslü ama sahte dünyaya kanıyor, kendilerini birer "eşya" gibi sergileyerek güç kazandıklarını sanıyorlar. Bu büyük bir yanılgı! Kendini sadece başkasının bakışına sunan bir "nesne" haline getiren kişi, aslında kendi değerini kendi elleriyle düşürür.

Ancak mesele sadece bir "değer kaybı" değil, bir hayat memat meselesidir. Bu sınırsız teşhircilik, masum bir moda akımı değil; uyuşturucu tacirlerinin, ruh hastalarının ve her türlü istismar canavarının önüne atılmış bir "yem"dir. Bir genç kız kendini sadece bedeniyle var etmeye çalıştığında, aslında sırtındaki koruyucu zırhı çıkarıp atıyor. O pırıltılı ekranların son durağı çoğu zaman alkışlar değil; uyuşturucu bataklıkları, bitmek bilmeyen şiddet sarmalları, intiharlar ve karanlık sokaklarda işlenen vahşi cinayetlerdir. Bugün o ekranlarda "beğeni" toplayan evlatlarımız, yarın birer "adli tıp dosyasına" dönüşme riskiyle karşı karşıya. Kendini vitrine koyan, pazarın insafına kalır. Ve bu pazarın kuralı acımasızdır: Kullanır, eskitir ve sonunda yok eder!

Gerçek saygınlık ve değer; okunan kitapla, dökülen alın teriyle ve kazanılan bir beceriyle elde edilir; dikkat çekici teşhirciliğe yapılan geçici aldatıcı alkışlarla değil.

Ebeveynler İçin Yol Haritası: Çocuğunuzu Nasıl Korumalıyız?

Anne babalar, bu yangından çocuklarınızı çıkarmak için sadece "yasaklamak" yetmez, yerine bir "anlam" koymalısınız. Nasıl ki büyüme çağında çocuklarımızın yaşadığı çatışmalar gelişim dönemlerinde farklılık göstermekte İşte bu soruna karşılık ortaya koymamız gereken çözümlerde farklılık göstermektedir. İşte üç kritik dönem için pedagojik pusula:

1. Okul Öncesi Dönem(0-6 yaş): "Beden Değil, Beceri Odaklı Onay"

Çocuğunuzu sadece "Ne kadar güzel olmuşsun, ne tatlısın" diyerek sevmeyin. Bu, onun zihnine "Değerim dış görünüşümdedir" tohumu eker. Bunun yerine; "Ne kadar güzel bir kule yaptın, ne kadar nazik davrandın, ne kadar iyi bir gözlemcisin" diyerek karakterini ve yeteneklerini onaylayın. Özgüveninin kökleri aynada değil, yapabildiklerinde olsun. Belki de anne baba olarak bilinçli bir duruş sergilememiz durumunda meyvesini en çok alacağımız dönem bu dönemdir. 

2. Ergenlik Öncesi (Okul Çağı): "Eleştirel Medya Filtresi"

Bu dönemde çocuk gördüğü her imajı gerçek sanır. Onunla ekranın karşısına geçin ve o parıltılı dünyaların arkasındaki kurguyu anlatın. Sosyal medyadaki o "mükemmel" hayatların birer illüzyon olduğunu, insanın sadece görünen bir bedenden ibaret olmadığını ona hissettirin. Ona, popüler olmanın değil, özgün olmanın asaletini aşılayın. İlk aşamada ortaya koyduğumuz doğru ebeveyn tutumlarını bunlarla desteklediğimiz taktirde ağacımızın kökleri sağlam bir şekilde toprağı tutacağı dönem bu dönemdir.

...

YAZININ DEVAMI BURADA 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER