© Malatya Time

SALÇALI BULGUR PİLAVI YAPABİLENİMİZ OLSAÂ...

SALÇALI BULGUR PİLAVI YAPABİLENİMİZ OLSAÂ...

Yine bir don felaketi yaşanmıştır ve Malatyalı  çiftçi mağdurdur. Çiftçimize yapılacak olan iyileştirme tarım bakanına takılmıştır. Tarım Bakanı Mehdi Eker bir termal tesiste tatil yapmaktadır. Aynı gün aynı tesiste tatil yapanlardan birisi de Malatya Milletvekili Merhum Mevlüt Aslanoğludur. Saatler gece yarısını göstermektedir. Bir ara hamamda tarım bakanına “ne zaman imzalayacaksın şunu?” diye bir soru sorar Aslanoğlu. “Valla canım aşırı derecede salçalı bulgur pilavı çekti. Bana salçalı bir bulgur pilavı pişirirsen imzalarım” diye cevap verir Sayın Bakan. Saat gece 1'e yakındır. Aslanoğlu otelin aşçılarını bulur, malzemeleri ayarlar ve başlar salçalı bulgur pilavını pişirmeye. Bir saat geçmeden Bakan Beyin pilavı hazırdır. Aslanoğlu elleriyle pilavı servis eder ve işi sağlama alır.

Bu anekdotu Sayın Aslanoğlundan duymuştum. Yanında Ak Partili vekillerde vardı. Buradan hareketle kimse “bir pilav için mi çiftçi desteklendi” sonucunu çıkarmasın ama bu iş bir gönül işidir, en azından o kısmı anlaşılsın diye yazdım. Yine bir don felaketinin pençesinde kıvranan çiftçimizin halini yazacağım bu yazıda, merhum Aslanoğlu'nu da rahmetle yad etmek istedim. Bugünlerde başta don felaketi olmak üzere ilimizin bir sürü sıkıntısı var ama sıkıntıların gören yok.

Don Felaketi

Tarım İl Müdürlüğüne göre bu sene kayısının % 95'i don felaketinden zarar gördü. Fakat her ne hikmetse yetkililerin bu konuda pek elle tutulur gözle görülür bir çalışma yaptıklarına şahit olmadım. CHP Milletvekili Veli Ağbaba muhalefet partisinden olduğu için o'nu bir tarafa bırakalım, Ak Parti milletvekilleri ne yaptılar? Mahmut Fındıklı zaten, “ben bölge vekiliyim, bölgeye hitap ediyorum” diyor. Cemal Akın'ı gören duyan yok. Mustafa Şahin belli bir gurubun vekilliğin yapmakta ve bütün mesaisini buna harcamakta. Öznur Çalık genelde reklam kokan organizasyonlarda boy göstermekte ve “establish” bir kesimin işleriyle ilgilenmekte. Geriye bir tek Ömer Faruk Öz kalıyor. O'da ufak tefek o kadar talep arasında boğulmuş galiba.

Ömer Faruk Öz

Malatya'ya ilk geldiğinde “İkinci Özal” olarak lanse edilmişti. Hakikaten yapısı ve özelikleri itibariyle Rahmetli Turgut Özal'a çokta benziyordu. Çalışkan, özverili, halkçı, adaletli ve cesaretli bir görüntüsü vardı. Tuttuğunu koparan birisiydi. Bu özellikleri nedeniyle herkes o'nun etrafında toplanmış, kendisinden büyüklerin bile “ömer abisi” olmuştu. “Adalet timsali Ömer” gibi adildi. Kendi partisinin belediye başkanının yanlışına bile en yüksek şekilde itiraz edebiliyordu. Ayrıca yukarıda kendisinden bir anekdot verdiğim Mevlüt Aslanoğlu'nun da en yakın dostuydu. Aslanoğlu her fırsatta “sıkıldığım, daraldığım, kendimi kötü hissettiğim zaman; aradığım kişi Ömer Faruktur. Benim derdimden ancak o anlıyor. Allah ondan razı olsun” derdi. Zamanla Ömer Faruk Öz de eski halinden bir şeyler kaybetse de; Malatyalı vekiller içerisinde halkın derdiyle en çok dertlenen, en vicdanlı, en merhametli ve en çalışkan vekil olma özelliğini koruyor. Bu yüzden millet tarafından ablukaya alınmış durumda. O kadar çok yoğun ki, kendisine o kadar çok talep geliyor ki, o taleplerden dolayı büyük sorunlara zaman ayıramayacak hale gelmiş durumda!

Vekillere Rahat Ulaşmanın En Büyük Dezavantajı

Ak Parti hükümetlerinden önce milletvekilleri ulaşılmaz konumdaydılar. Ak parti hükümetleriyle birlikte bu durum tamamen değişti. Şimdi milletvekilleri çok kolay ulaşılabilir durumda, isteyen herkes istediği her zaman ulaşabiliyor vekillere. Aslında bu güzel bir durum. Fakat bununda çok büyük bir dezavantajı var. Vekillere rahat ulaşıldığından dolayı, herkes en ufak talebini vekiller aracılığıyla halletmek ister hale gelmiş. Öyle ki; tayin-terfiler, projeler, ufak tefek işler, yer değişiklikleri vs. her şeyi vekiller aracılığıyla halletmeye çalışır hale gelmişiz. Özel sektörün işçi talepleri bile vekil ricalarıyla sonuçlanmakta. Belki de kolaylıkla hal olacak işler için bile vekillerimizi devreye koyma gerekliliği hissediyoruz. Hal öyle bir durum almış ki; vekiller (özellikle Ömer Faruk Öz gibi halkın derdiyle dertlenen vekiller) kilitlenmiş durumda. Vekillerin bu ufak-tefek talepler karşısında makro sorunlara ayıracak zamanları bile kalmamış. Astronomik maaş ödenen vekil danışmanları bile ofisboy görevi görmekte. Sistem mi bu hale geldi biz mi abartıyoruz, bilemiyorum. Ama bu konuda kendi kendimize bir eleştiri yapmamız gerek diye inanıyorum.

Don felaketinden dolayı sadece milletvekillerini sorumlu tutmak yanlış olur. Aslında umutlar Başbakanın gelişine bağlanmıştı ama Soma Faciasından dolayı gelemeyince o umutta tükendi. Diğer kurumlar; TSO, ESOB, Muhalefet Partileri ve Malatya Valiliği ne yaptılar? ESOB'un bu konuda çalışmaları olduğunu ve konuyu Başbakana ilettiklerini biliyoruz.

TSO Ne İş Yapar?

Malatya Ticaret ve Sanayi Odasının ne iş yaptığını ve ne iş yapabileceğini geçtiğimiz gün Selahattin Dağıstanlı'nın yazısından okumuştuk zaten. Gecikmiş bir yazı olsa da sonucunda özür dilemiş olması erdemliliktir. Ticaret ve Sanayi Odası giderek gücünü kaybeden, vizyonu yok olmaya başlamış bir kuruma dönüşüyor. Gerek TOBB nezdinde gerekse diğer üst kuruluşlar nezdinde gücünü iyice kaybetmiş durumda. Bu aralar bütün mesaisini “THY'nin bir uçak seferine” ayırmış durumda TSO yönetimi. Gerçi şehir olarak hepimizin tek derdi bu “sefer” olmuş durumda. Aslında böyle birlik ve beraberlik halinde sorunları dile getirmek ve çözüm aramak güzel bir şey. Ama daha çok büyük problemler varken; toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren bir konuyu bu kadar dillendirmek bana biraz “dikkati başka yöne çekmek” olarak geliyor. Sonuçta söz konusu uçak seferinden sadece bir kesim etkileniyor. Yani bu konu halkın tamamının sorunu değil. Fakat ne hikmetse başka hiçbir konuda dil birliği etmediğimiz halde bu konuda dil birliği etmişiz.

Bu Şehrin Valisi Var mı?

Aslında Malatya Valisi ile ilgili uzun bir yazı yazmayı planlıyorum. Bugün konu don felaketi olduğundan, don felaketi ile ilgili Valilik bir şey yapmış mı yapmamış mı onu sorgulamak istedim. Geçtiğimiz gün Malatya Time'de “o şimdi başkan yardımcısı” başlıklı bir haber yapıldı. Haberin konusu; hakkında “müdürlüğünü yaptığı kuruma karşı sahtecilik ve dolandırıcılıktan” dava açılmış olan, M. Yaşar Karataş'ın Battalgazi Belediyesine Başkan Yardımcısı olarak atanmış olmasıydı. Haberi okudum ve biraz araştırma yaptım. Nihayetinde çok daha vahim bir konu fark ettim. İddianamede sanık olanlardan halen İşkur Proje Biriminde çalışanlar ve hatta Proje Birimi sorumlusu olan bir kişinin varlığını gördüm. Düşünsenize yaptığınız projelerden dolayı hakkınızda 1. Ağır ceza mahkemesinde “sahtecilik ve dolandırıcılıktan” dava açılacak ve siz hala proje birimi sorumlusu olarak görevinize devam edeceksiniz? Dünyanın neresinde böyle bir şeyin olması mümkün? İşte bunu gördükten sonra kendi kendime “bu şehrin valisi var mı?” diye sorma gereği hissettim. Sahi Malatya Valisi Malatya'nın mı valisi yoksa sadece valilik binasının içeririndeki memurların mı valisi? Bu sebeple don felaketi ile ilgili Malatya Valisinden bir şey beklemenin mantıksız olacağına karar verdim.

Ya Muhalefet

Muhalefetin ne yaptığı ya da ne yapabileceği ile ilgili yukarıda bahsedilen konu iyi bir ipucu bence. Başka bir yerde, böyle birisi başkan yardımcısı olsa muhalefet ayağa kalkardı. Bizde kimsenin gıkı bile çıkmadı. Acaba CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba'nın bundan haberi mi yoktu? Hayır, haberi vardı ama bir şey yapmaz. Çünkü ipin ucu bir yerde o'na da değecektir. O'na değmezse bile en yakınındakilere değecektir. Diğer muhalefet zaten ha var ha yok. İşte bu kadar bariz bir konuda bile konuşmayan muhalefetin başka konularda muhalefet yapacağını beklemek hayalden öte bir şey olmaz. Yani don felaketini çokta umursayan yok bu memlekette. Ne de olsa bizim başka büyük büyük problemlerimiz var.

Şimdi bu kadar olumsuzluk yazdım; bende stres yaptı, midem asit salgıladı ve acıktım. Sanırım salçalı bulgur pilavı iyi gelir. Yanında yayık ayranı da hazmı kolaylaştırır. Bir kuru soğana da birkaç yumruk atarsam kızgınlığımda geçer. Bu şehrin yöneticilerine de aynısını öneriyorum. Elbette ki ultra lüks mekânlarda yemek yemek en doğal hakkınız ama bazen sadece salçalı bulgur pilavı ile yetininiz. Ocağında sadece bulgur pişen evlerin varlığını unutmayın ve bazen gizliden onların sofrasına misafir olunuz, yanınızda TV kameraları olmadan… Bu, sizin hem beyninizi açar, hem zihninizi açar hem de vicdanınızı açar…  Ve böylece dünyayı daha iyi görebilirsiniz.

Selametle…

Adem İnsanoğlu

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER