© Malatya Time

Sarper SAN / Bu Mum Umumuzun Mumudur

Sarper SAN yazdı.

BU MUM UMUMUZUN MUMUDUR

Şeklinde bir tekerleme vardı, bilen bilir. Özellikle konuşması aksayanlar söylemeye çalışırdı. Biz mumu, özellikle beyaz, ince ve uzunca olanını elektriklerin sıkça kesildiği dönemlerden iyi biliriz. O zamanlar cep telefonları yoktu. Ne alaka diyeceksiniz. Hayır kel alaka değil, cep telefonlarının feneri artık mum yerine geçti ya, ona vurgu benimkisi.

Sözün kısası sekiz ayrı meslekten seçkin kişi bir araya gelip bir jüri oluşturmuşlar ve “ışığıyla, kokusuyla büyüleyen en iyi 1o mumu seçmişler.”

Gördünüz mü, karanlıkta kurtarıcı olarak bildiğimiz ince beyaz mumlar ışık vermekten öte ne işe yarıyorlarmış.

Tam 10 tane farklı özellikte mum seçmişler.

“Sıcacık bir mum havayı değiştirir, mekânı huzurla doldurur.” Diye de övmüşler. Vardır bir hikmeti deyip bildiğimiz mumu çekmesinde bırakıp, bilmediğimiz mumun ne olduğuna baktık.

Birinci seçilen mum “yerli ve kaliteli” imiş.  “Özenli ambalaj tasarımları, mağaza estetiği yerli ve kaliteli olması yüzünden tercih ediliyormuş.” Fiyatı ise 1.600 liraymış.

Bir başka mum “İngiliz zarafetinin simgesi” olduğu için tercih edilmiş. Minimalist İngiliz zarafetinin simgesiymiş”

“Hem bedene hem de ruha hitap eden”, Anti-anxiety mum ise ıtır, paçuli, lavanta, sedir, tarçın ve portakal uçucu yağlarını bir arada sunarak hem bedeni hem de ruhu sarıp huzurlu bir atmosfer doğuruyormuş. Fiyatı 850 lira.

Tam 60 saat yanma süresi olup is bırakmayan mum ise balmumu içeriği ile öne çıkıyor ve zararlı parafin yerine Hindistan cevizi bazlı malzeme içeriyor. Ama fiyatı biraz tuzlu 5.450 lira.

Siz belki “katmanlı bir koku deneyimi” yaşamak, doğanın sakinliğini duymak, kokusu tüm evi saran başka mumlar düşünebilirsiniz. Onlar da listede yer alıyor.

Ben faydalandım çok değerli bir çalışma olmuş, siz de yararlanın dedim.

SİNGLE MI, DOUBLE MI?

Uzunca bir zamandır moda kahve dükkanları. Bildiğiniz gibi o çok ünlü malum marka ile teşrif ettiler ülkemize. O malum markanın şu an en fazla şubesi olan memleket haline geldik, övünelim. Aynı caddede 100 metre arayla iki üç şubesi var o malum markanın.

Sadece o mu, Paraguay’dan, Kolombiya’ya, Brezilya’dan Yunanistan’a kadar dünyanın her çeşit ülkesinden “coffee” dükkanları sokaklarımızı şenlendiriyor.

İsimleri, dekorasyonları farklı gibi ama hepsinde aynı çeşit ve şekilde ve sunumda kahve satılıyor.

Yeni yetme kuşaklar ellerinde koca koca bardaklar ile yolda otobüste sporda.

Bunlar artık bilinen kanıksanan manzaralar. Adamlar bu garip tarzı 90’larda çektikleri filmlerle, dizilerle soktular gündelik hayata.

Başardılar da.

Ben Brezilya, Kolombiya gibi kahve ülkelerinden gelen “coffeeshop”ları anlıyorum da, ama Yunanistan kökenlisini anlamakta zorlanıyorum. Ne yani Yunanlılar bizim baklavaya, musakkaya takla attırdıkları gibi kahveye de mi takla attırdılar? Yani adı dışında neyi farklı ki, getirip açtınız burayı.

Tabii bu bizim işimiz değil. Birileri taaa başından bu işe uyanmıyor, sokakları, caddeleri utanmaz bir şekilde dolduranlara “durun yahu, tamam serbest piyasa anladık ama bu da fazla” demiyorsa, ne yapabiliriz?

Gelelim acı ve vahim sonuca.

Birine girdim bu dükkanların ve bol köpüklü sade bir Türk kahvesi istedim.

Kasadaki kız şaşırdı. Kendini topladı ve:

...

YAZININ DEVAMI BURADA

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER