© Malatya Time

Sevgi BERK / Bir Medeniyet Altı Bin Feette Nasıl Değer Kaybeder?

Sevgi BERK yazdı.

Sosyal medyanın önümüze düşürdüğü bazı görüntüler toplumsal olarak "Nereye gidiyoruz?" sorusunu da sert bir şekilde yüzümüze çarpıyor. Son olarak İstanbul-Malatya seferini yapan bir hava yolları uçağında yaşanan ve iddialara göre kabin içinde sonlanan o tuvalet tartışması, tam olarak bu cinsten bir olay. Malatya'ya doğru süzülen uçakta, yolcuların gözü önünde yaşanan bu hadise medeniyet ve nezaket sınırlarını zorlayan türden.

Uçak iniş için alçalmaya başlamış, emniyet kemeri ikaz ışıkları yanmış ve havacılığın en kritik aşamalarından birine geçilmiş. Güvenlik prosedürleri gereği kabin ekibi, haklı olarak yerinden kalkan yolcuyu uyarıyor ve tuvalete gitmesine izin vermiyor. Buraya kadar her şey kurallara uygun, olması gerektiği gibi. Ancak iddiaya göre sonrasında yaşananlar, kuralların da, nezaketin da, en temel insani sınırların da sınırını aşıyor.

Peki, bu noktada ne olması gerekirdi? Gelin, hem havacılık kültürü hem de toplumsal sorumluluk açısından madalyonun iki yüzüne de bakalım.

PROSEDÜRLER ESNETİLEMEZ AMA İNSANİ İLETİŞİM GELİŞTİRİLEBİLİR

Havacılık, sıfır hata toleranslı bir sektördür. İniş ve kalkış esnasında yolcuların koltuklarında bağlı kalması bir keyfiyet değil, olası bir sarsıntıda veya acil durumda hayati tehlikeyi önlemek için mutlak bir zorunluluktur. Kabin ekibinin bu kuralı esnetmesini beklemek haksızlık olur; çünkü uçakta yaşanacak her türlü fiziki yaralanmanın sorumluluğu doğrudan onlardadır.

Öte yandan, biyolojik ihtiyaçların ertelenemez ve bazen sağlık sorunlarıyla doğrudan ilişkili olduğu da bir gerçek. Muhtemel bir panik atağı, ani bir rahatsızlığı ya da idrar kaçırma gibi tıbbi bir durumu yönetmek, sadece "Yasak, geçemezsiniz" demekten daha fazlasını gerektirebilir. Bir an için durup iğneyi kendimize batırmamız, empati kurmamız gerekmez mi? Bugün sosyal medyada acımasızca eleştirilen, linç edilen o kişi sizin anneniz, babaanneniz, teyzeniz ya da bizzat siz olabilirdiniz. Ansızın nükseden bir sağlık sorunu yüzünden kendinizi bir anda kontrol edemediğiniz bir biyolojik krizin içinde bulabilirdiniz. Böyle bir durumda, en çaresiz ve en savunmasız anınızın cep telefonlarıyla kaydedilip internette milyonlarca kişiye izletildiğini görseniz ne hissederdiniz? Yaşadığınız sağlık probleminin acısı bir yana, toplumsal bir infazın ortasında kalmanın yaratacağı o psikolojik yıkımı atlatmak mümkün müdür? Şüphesiz kabin ekipleri çok zorlu şartlarda ve yoğun stres altında çalışıyorlar. Ancak bu tür ekstrem kriz anlarında, yolcuyu sakinleştirecek, onun durumunu aciliyet sırasına göre tartacak daha esnek kriz yönetimi refleksleri devreye girebilmeliydi. Elbette işin içinde bir sağlık problemi mi yoksa tamamen bir kuralsızlık inadı mı olduğunu henüz resmi açıklama gelmediği için tam olarak bilemiyoruz.

"KAYDETMEK" YERİNE "GÖZÜNÜ ÇEVİRMEK" GEREKİRDİ

Olayın en az yaşanan hadise kadar düşündürücü olan bir diğer boyutu ise, uçağın içindeki diğer yolcuların refleksi. Bir insanın, sebebi ne olursa olsun, en savunmasız, belki de en trajik anını cep telefonu kameralarıyla saniye saniye kaydedip internete servis etmek bir vatandaşlık görevi değildir. Sosyal medya çağının getirdiği bu "her anı ifşa etme" hastalığı, bizi insan kılan en temel duygulardan birini, yani empatiyi elimizden alıyor.

...

YAZININ DEVAMI BURADA

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER