Suat GÜLŞEN / Son Düdük
ÖZEL HABERSuat GÜLŞEN yazdı.
(Ve son düdüğü Azrail çaldı)
Muğla Çevre Sağlığı Başkanı olarak görev yapıyordum. Yıl 1989 Aylardan mayıs ve mayısın ilk haftası, günlerden pazar, Ramazan Bayramının ikinci günüydü.
Eşim Şükran’ın Marmaris’teki Hacı Teyzesine bayram ziyaretine gitmiştik. Salon kalabalıktı. Bayram neşesiyle sohbetler devam ederken saat 14.00 olmuş ve TRT’de Tele Spor programının başlama saati gelmişti. Her zaman yaptığım gibi oynanan maçları takip etmek için televizyonu açıp hemen karşısına geçtim.
Sunucunun: “Maalesef programımıza spor camiasını yasa boğan elim bir trafik kazası haberiyle başlıyoruz” sözleri üzerine gayri ihtiyari dikkat kesildim.
“Bu gün oynanacak olan Seydişehir Alüminyum ile Spor-Söke spor futbol maçını yönetmek üzere Ankara’dan özel aracıyla Konya’ya gitmekte olan Milli Hakemlerimizden Nihat Gülşen, Konya yakınlarında trafik kazası geçirmiştir.”
Sunucunun bu sözleriyle neye uğradığımı şaşırmış, haberi daha iyi duyabilmek için salondakileri:
“Susun, susun. Abim trafik kazası geçirmiş” diyerek uyarmıştım. Sunucunun:
“Kazada orta hakem Nihat Gülşen ile yan hakemlerden Hüseyin Karaman vefat ederken diğer yan hakem Hüseyin Sarıca yaralanmıştır. Ayrıca araçta bulunan Nihat Gülşen’in eşi Sümer ile kızı Sibel Gülşen’de bu kazada vefat etmiştir. Ölenlerin ailelerine ve tüm spor camiasına baş sağlığı dileyerek programımıza devam ediyorum...” diyen bu sözleriyle adeta beynimden vurulmuştum.
Olamazdı. Benim abim ölemezdi. Benim iyilik meleği yengem ölemezdi. Benim üniversite öğrencisi olan gonca gülüm Sibel’im dalından koparılamazdı. İnsanın inanası gelmiyordu bu acı habere.
Bir ocak sönemezdi böyle ansızın. Bir aile yıkılamazdı böyle... Geride kalamazdı üniversite öğrencisi iki gencecik delikanlı, hem yetim hem de öksüz...
Maalesef gerçekler çok acıydı. İnsan kabullenmek istemese de kulaklarımla duymuştum sunucunun acı haberini. Bu acıya yürek nasıl dayana! Hemen toparlanıp çıktık Muğla yoluna. Bu güneşli havada, sanki kara bulutlar kaplamıştı her yanı. Sanki ben ağlamıyorum, ben dövünmüyorum da gök gürlüyor, yağmur yağıyordu...
Sanki Murat 124’ün cam silecekleri bozulmuş, silemiyordu dökülen yaşları. Önümü zor görüyordum bu yaş perdesinin ardından. Eşim Şükran devamlı ikaz ediyordu:
-Ağlama Suat. Metin ol. Yavaş sür arabayı. Şimdi sen de kaza yapacaksın...
60 Km’lik yolu nasıl geldim. Sakar tepesini nasıl aştım. Hiç ayırdında değildim. Gözlerimdeki yaşları bir türlü dindiremiyordum. Çocuklarım Tekin ve Tülin’i anneannesiyle evde bıraktık. Eşim Şükran ile birlikte otobüsten bayram nedeniyle güçbela temin ettiğimiz biletle yola çıktık.
Yol bitmiyor, kan çanağı gözlerimize uyku girmiyordu. Çocukluk yıllarım, Nihat Abimle birlikte geçirdiğimiz günler bir film şeridi gibi gözümüm önünden geçiyordu. Yıllar öncesinin anılarına daldım.
2 Nisan 1945 yılında Tecde’ de doğmuştu abim. Benden 2 yaş büyüktü. Annem öldüğünde ben ilkokul birde, abim üçteydi. 5 kardeş öksüz kalmıştık. Tecde den şehre göçtük. Babam yeniden evlendi. Yıllar yılları kovaladı. Nihat abim kol kanat gerdi bizlere. Çok iyi anlaşan iki arkadaş olduk. Çocukluk yıllarımızda yaşadığımız birçok anılarımız oldu.
Yıllar sonra bu anılarımı satırlara döktüm. Birlikte yaşadığımız olayları öyküleştirdim. Kitaplarda yer aldı. Her öykümün kahramanı oydu. İmdat Boğuluyorum isimli öykümde; Sümerbank Fabrikasının yüzme havuzunda beni boğulmaktan kurtaran oydu. Bu kitapta abimin çok iyi bir yüzücü alması yanında yüzme havuzun kulesinden atlayışlarını da anlatmıştım.
Sümer Ortaokulunu bitirdikten sonra liseye gidememiş bir sene Malatya-Kayseri-Adana yol ayrımındaki benzin istasyonunda çalışmıştım. Abim ilkokuldan sonra Akçadağ Öğretmen Okulunda yatılı olarak okumaya devam ediyordu. Benzin istasyonunda çalışırken bir hafta sonu ziyaretine gitmiştim. Bir gün de staj yaptığı köye gitmiş ve öğrencilerle birlikte dersini dinlemiştim. O günleri “Bir Çocuğun Hayat Başarısı” kitabımda anlatmıştım.
Nihat Abim sınıfın ve okulun en sevilen öğrencilerinden biri idi. Çalışkandı, hiç bütünlemeye kalma-dan sınıflarını geçmişti. Çalışkan olduğu kadar sosyal etkinliklerde de yer alıp başarılı olması nedeniyle tüm öğrenciler tarafından tanınıyordu.
Akçadağ Öğretmen Okulu Futbol takımının en gözde oyuncusuydu, kalesini başarı ile koruyordu.
Malatya Stadyumu’nda yapılan, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlama töreninde, Öğretmen Okulu’nun yaptığı akrobasi hareketlerinin en zorlarını başarı ile yapar, havada parendeler atar, ateş çemberindeki alevler arasından uçarak geçer, kule yapma gösterilerinde en tepeye o çıkar, göğsünden çıkardığı Türk Bayrağı’nı açtığında stattaki herkes onu coşkuyla alkışlardı. Çok başarılı ve sevilen bir öğrenciydi.
Abim öğrenciyken aynı zamanda, Malatya’nın amatör takımlarından “Yıldız Gençlik” takımının da kalecisiydi. Sonradan amatör küme şampiyonluğuna oynayan “Malatya Gençlik” futbol takımın da kalecilik yaptı.
Nihat abimle çocukluk anılarımız o kadar çoktu ki, otobüs gecenin karanlığını yararak ilerlerken “Acemi Cambaz” isimli öykümde anlattığım. O’nun, balkon korkuluğu üzerinde cambazlık yaparken balkondan düşme olayı canlandı gözümde.
Yıllar geçmiş, abim Akçadağ Öğretmen Okulunu bitirip öğretmen olarak Manisa’nın Akhisar ilçesinde bir köye öğretmen olarak atanmıştı. İki yıl yaptığı öğretmenliğin ardından askerlik görevini de yaptı ve ardından Malatya’ya tayin oldu.
Atandığı köy ilkokulunda kurduğu voleybol takımını Malatya il birincisi yapmasıyla dikkatleri üzerinde toplamıştı. O zamanlar beden eğitimi öğretmeni yetiştirmek için Milli Eğitim Bakanlığı 2 yıllık kurs açıyordu. Zaten sporla iç içe olan abim bu kursa katılabilmek için bakanlığın açtığı sınava girdi. Yazılı ve uygulamalı spor sınavlarını başarıyla geçti. Malatya Sağlık Koleji Beden Eğitim öğretmenliğine atandı.
Bu arada Malatya’nın tanınmış saygın ailelerinden olan Zülfü Ünal Öğretmenin kızı Sümer Öğretmenle evlendi.
Evlendikten sonra da futbolculuk yaşamına devam etti. Malatya Orduzu Spor kulübü faaliyetlerini durdurmuş ama kulüp varlığı devam ediyordu. Abim bu kulübün yönetimine geçerek kulübün ismini “Orduzu Maarif Gençlik Spor Kulübü” olarak değiştirmiş ve oyuncularının çoğu öğretmen olan bir futbol takımını kurmuştu.
Amatör küme maçlarına çıkıyorlardı. Kendisi takımın kaleciliği yanında kaptanlığını da yapıyordu. Gülşen ailesine katılan ilk çocukları Berat’ın 09 Şubat 1967 tarihinde doğumuyla mutluluklarına mutluluk katılmıştı. Berat bebeklikten çıkıp koşuşturmaya başlayınca ona da “Maarif Gençlik Spor” formasını giydirerek sahaya takımın maskotu olarak çıkartıyordu.
...
İlginizi Çekebilir