Yağışlar yanıltmasın, kuraklık riski artık kalıcı!
EKONOMİÜsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, son günlerde etkili olan yağışların baraj doluluk oranlarını artırmasını değerlendirdi.
Ülke genelinde yağışlı geçen günlerin etkisiyle barajlardaki doluluk oranının artması, vatandaşlarda “bu yaz rahat bir nefes alacağız, kuraklık riski yok” düşüncesi oluşturuyor. Ancak Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, durumun düşünüldüğü kadar basit olmadığını ifade etti. Adiller, “Mart ayının son haftalarında yurt genelinde etkili olan yağışlar barajlardaki su seviyelerini yükseltip, doluluk oranlarını arttırsa da maalesef bu durum yazı rahat geçireceğimiz konusunda bize güvence vermiyor. 15 gün içerisinde yaşanan yağışlar barajlarda önemli oranda artışa sebep oldu. İstanbul’daki barajlarda doluluk oranı neredeyse yüzde 20 arttı. Ancak bu yıl 1 Nisan tarihinde yüzde 65 seviyesinde olan doluluk oranı geçtiğimiz yıl yüzde 80 seviyelerindeydi ve yılsonuna doğru bu oran yüzde 20’nin altına düşmüştü. Tabii ki geçen yıla göre daha iyi durumda olan illerimiz de mevcut” dedi.
HER YAZ KURAKLIK RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ
Nisan yağmurlarının iklim değişikliği gerçeğini değiştirmediğini belirten Adiller, şu değerlendirmelerde bulundu: “İklim kavramını kısa dönemli hava durumuna göre yorumlamak çok doğru değil. Her ne kadar mart ayının sonu ile nisan ayının başlangıcında böyle bir yağışlı dönem geçirmemiz faydalı olsa da bu, içinde bulunduğumuz iklim değişikliği gerçeğini değiştirmiyor. Bu dönemde düşen yağışlarla oluşan olumlu tablo önümüzdeki dönemde yaşanacak bir sıcak hava dalgasıyla olumsuz bir senaryoya dönüşebilir. Öncelikle şunu kabul etmemiz gerekiyor. Sadece önümüzdeki yaz ya da bir sonraki yaz değil, bundan sonra her yaz ayı kuraklık riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca sadece barajlarımızda su olması kuraklık yaşamadığımız anlamına gelmiyor. Şehir ya da ilçe merkezlerinde ya da köylerde suyun kesilmemesi kuraklığın tarlaları, ormanları, meraları olumsuz etkilemeye devam ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Kuraklık tarımda ciddi verim kaybına, topraklarımızda tuzlanma ve çölleşmenin artmasına, hayvancılıkta mera kaybına, yem kıtlığına, besi hayvanlarında hastalıklarının artmasına, ormanlarda ise böcek istilasına ve yangın riskinin artmasına sebep oluyor. Bu yüzden maalesef ‘risk’ artık kalıcı.”
BARAJLAR DOLDU ALGISI REHAVETE YOL AÇIYOR
Baraj seviyelerinin yükselmesine dair haberlerin toplumda yanlış bir güven algısı oluşturabildiğini kaydeden Adiller, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Baraj seviyelerinin yüksekliği konusunda çıkan haberler maalesef ülke genelinde bir rehavete sebep olup su tüketimimizde artışa neden olabiliyor. Vatandaşlarımız genel olarak su tasarrufu konusunda bilinçlenmiş olsa da kuraklık konusunda oldukça dikkatli olmamız gereken bir coğrafyada yaşıyoruz. Ülke olarak maalesef su zengini olan bir ülke değil, su stresi yaşayan bir ülkeyiz. Hatta su fakiri olma yolunda ilerlediğimizi de söyleyebiliriz. Özellikle nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu ya da yağış rejimlerinin düzensiz olduğu bölgelerde geçen yıllardan da tecrübe ettiğimiz gibi çok zor dönemler yaşanabiliyor. Su kıtlığı hem halkımızın gündelik hayatını hem çiftçimizi hem de üretim faaliyetinde olan kişi ya da kuruluşları olumsuz etkiliyor. O yüzden barajlar dolu da olsa tasarruf alışkanlığımızı sürekli hale getirmeli daha doğru ifadeyle su verimliliğimizi arttırmalıyız.”
ALTYAPI VE TARIMDA ÖNEMLİ EKSİKLER VAR
Altyapı sorunlarına ve tarımdaki yanlış sulama yöntemlerine değinen Adiller, eksikleri şu sözlerle özetledi:
“Kuraklık riskine karşı aldığımız belli başlı önlemler ve iyileştirilen geliştirilen yönlerimiz var. Ancak hala geliştirmemiz gereken çok alan var. Öncelikle geçmiş yıllarda yapılan altyapı yatırımları ile su kayıp kaçak oranları azaltılmış olsa da hala ülke genelinde ortalama yüzde 30’un üzerinde bir kaçağımız var. Bu oranın en kısa sürede mümkün olduğunca azaltılması gerekiyor. Tarımda sulama verimliliğimiz hala istenen seviyede değil. Hala pek çok bölgede vahşi sulama ile tarım yapılıyor. Bu durum bölgesel su tüketimini arttırdığı gibi tarımda verimliliği de düşürüyor. Çiftçilerimiz bu konuda bilinçlenmeli ve verimli sulama yöntemleri ülke genelinde uygulanmalı.”
YAĞMUR SUYU HASADI VE GRİ SU KULLANIMI
Suyu koruma ve geri dönüştürme felsefesinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Adiller, Türkiye’nin iklim değişikliğinden ciddi şekilde etkilendiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Suyu korumalı ve geri dönüştürmeliyiz. Bunun 2 temel uygulama yöntemi var. Biri yağmur suyu hasadı diğeri ise gri su geri dönüşümü. Yağmur sularını yapılarda depolamalı ve lavabolardan toplanan ve gri su olarak adlandırılan suların geri dönüştürülmesini sağlayarak suyun verimli kullanımını hayat felsefesi haline getirmeliyiz. Özellikle son yıllarda ülkemizin farklı bölgelerinde yaşanan kuraklık ve sel, taşkın gibi olaylar bunun en önemli göstergelerindendir. Artık bu durumu kabullenmeli ve elimizdeki su kaynaklarının en yüksek faydayla nasıl kullanabileceğimizin yollarını bularak bu kötü senaryoya kendimizi hazırlamalıyız.”
İlginizi Çekebilir