Alişan HAYIRLI / Hat sanatının sessiz kalemleri

Alişan Hayırlı yazdı
Hat Sanatının ölümsüz merkezi nerede, diye sorulduğunda bütün İslam alemi şu sözde müttefik olmuştur: “Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” Müslüman Türkler tarafından fethedilmesiyle İstanbul, dünyadaki en ünlü hat sanatçıların buluşma merkezi olmuştur.
İslam mimarisinin en hayati kollarından biri olan, Osmanlı medeniyeti ile birlikte en parlak dönemini yaşayan hat sanatı, İslam dünyasında sadece bir süsleme sanatı değil aynı zamanda mananın ve maneviyatın estetik bir ifadesidir.
Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olması yazı kültürüne ayrı bir anlam kazandırmıştır. Allah kelamının estetik, güzel, hürmetli ve doğru bir şekilde ortaya konulması hat sanatının doğmasına sebep olmuştur. Yazı bu yönüyle hem bir iletişim aracı hem de ibadet şuuruyla yapılan önemli bir sanat haline dönüşmüştür. Yazının çeşitli estetik figürler halinde kâğıda aktarılması sanatı sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Bir hat sanatçısının kaleminden kâğıda dökülen yazının estetik bir hale dönüştürülmesi, arka planda büyük bir sabır, tefekkür, çaba, düşünce ve sınırsız bir entelektüel birikim gerektirir. Her bir harfinde ve satırında hat ustasının göz nuru saklıdır.
Hat eserinin içinde bir anlam gizli olmakla birlikte, sanatçı yazıda bir denge, ritim ve ölçü hesabı yapmaktadır. Her harf belirli kaideler çerçevesinde hayat bulmakta ve kâğıda dökülmektedir. Hat sanatçısında iki önemli vasfın zirve yapmış olması lazım: Sabır ve disiplin.
Hattat ve hat sanatı, onu diğer sanatlardan ayrı kılan bir özelliğe sahiptir. Sanatçı, Kur’an yazısı ile meşgul olurken manevi bir eğitim sürecinden de geçer. Bir hat eserine göz atarken hissettiğiniz manevi ve estetik duyguyu, hat sanatçısına bakarken de duyarsınız. Yani sanatçı, artık sanatının yaşayan canlı bir misali, yürüyen bir hat tablosudur.
Hattat bir yazıyı kâğıda dökerken, sadece eli değil zihni ve ahlakı da devrededir. Yazıyı estetik hale dönüştürürken kendisi de yazıyla beraber dönüşür ve sabır timsali olur. Bir hat sanatçısı konuşurken ağır başlıdır, nezaket timsalidir, durgun akan bir nehrin huzuru okunur yüzünde… Hat sanatçısının hayatı ağır işler, zamanı durmuştur, saat işlemez, kelimeler bir damla gibi dökülür dilinden.
İlahi anlamı (kelamı) estetik bir yazıyla yaşayan bir varlığa dönüştürme sanatı diyebiliriz, hat için… Siz bir hat eserinin karşısında durup baktığınızda, onu okumak yerine ruhunuzla hissedersiniz. Sizi alır, vahyin ilk indiği zamana ve mekâna götürür. Hem kelamın (mananın) kutsiyeti hem yazının estetiği sizi başka bir alemin misafiri yapar. Hat sanatı, İslam estetik medeniyetinin sanat dalları arasında böylesine yüce ve anlamlı bir yere sahiptir.
Böylesine bir sanat dalının unutulmuşluğuna üzülürken, 6 Şubat’ın haritadan sildiği şehrimizde iki cesur genç Hat hocasının bir “delilik” yapacağına, şehir fiziki yıkılırken, ruhların inşasına yönelik hanımlara özel bir hat merkezi açacağına kim inanırdı.
• Malatya’da bir hoca iki talebe
İslam Kaya, Esra Teşdoğ ve Kübra Gül…
Bir hat ustası etrafına dönüp bakmaz, kendisini konuşan soran var mı diye, kalemi elinde, başı kâğıda dönük sanatını icra eder. Malatya’nın medrese usulü hattat icazeti alan ilk ve tek Hattatı İslam Kaya Hocamız, bir köşede sessiz sedasız hat sanatına gönül vermiş öğrenci yetiştirmekle meşguldü. 16 yıl boyunca yüzlerce öğrenciye hocalık yaptı. İşte bu öğrenciler arasında iki öğrenci var ki, sabır taşını çatlatırcasına, en samimi ve içten bir çabayla, kendi sanat merkezlerini (atölyelerini) kuracak başarıya ulaştılar.
Öğrencilikten hocalığa geçiş sürecini tamamlayıp, depremin yerle bir ettiği Malatya’nın Mücelli Caddesi’nde mütevazı bir işyeri kiralayıp Malatya’nın hanımlara yönelik tek özel hat atölyesini kurdular: Hubb Sanat… (Malatya’da erkek ve hanımlara yönelik ilk özel Hat sanat merkezini İslam Kaya hocamız açmıştı) 6 Şubat sadece binaları değil ruhları da yerle bir etmiş, acılar içinde kıvranan bir şehirde kim cesaret edebilir, insanları sanatla ayağa kaldırmaya… Kimin umurunda hat sanatının incelikleri… Ruhların diriltilmesi mi? O da ne, evimiz yıkılmış aç ve açıkta kalmışken? Fiziki inşaya ihtiyacımız var da, sanatın ve estetiğin diriltici, ruhları besleyici gücüne ihtiyacımız yok mu, dediler. Tek bir çiçekle kışı yaşayan Malatya’ya baharı getiririz diye kolları sıvadılar.
Altı aylık bir gecikmeyle Hubb Sanat merkezinin kapısından içeri girdiğimde, utangaç ve özür yüklü bir mahcubiyetle eğildim, hem sanatçılarımızın önünde hem de eserlerinin karşısında… Dışardaki toz toprak, inşaat sesleri, yıkılmış binaların enkazı arasında açılmış bir gül bahçesine girer gibi… Hat sanatının en güzel örneklerine bakarken, 6 Şubat depreminin derin izlerinden eser kalmadı içimde… Sabır ve disiplin kokan eserler, bakan gözlerin içinden girip insanın iç dünyasına huzur salgılıyor adeta… Şehrin kaotik ve bunaltıcı havası, yerini tam bir sükûnete ve sonsuz bir dinginliğe bırakıyor.
Şehrin hiç haberi yok, ne halkın ne de yöneticilerin… Ne gam! Sanatçılarımız zorluklara, kaygısızlığa aldırmadan şimdi hanımlara yönelik hat dersi vermekle meşgul… İki öğrencimizi ve onları yetiştiren Hattat İslam Hocamızın cesaretini taktir ve tebrik edecek kelime bulamadım. Şehrin sessizliğine aldırmadan kendi sessizliklerinde azimle ve sabırla yaşatıyorlar hat sanatını…
• Şehrimiz sanata muhtaç
Bizim şehrimiz 6 Şubat’ta yıkıldı, yerle bir oldu. Şimdi teker teker her bir ev ve işyerinin yerine yenileri, daha güzelleri inşa ediliyor.
Ya yıkılın ruhlar, ya terbiye, görgü, nezaket, merhamet, letafet, sevgi, kardeşlik, takva, dayanışma, dürüstlük velhasıl insanlık? Medeniyet bunlar değil mi? Bunları nasıl inşa edeceğiz? Sanatla değil mi?
Evlerimizin ve işyerlerimizin TOKİ’si var da insanlık medeniyetimizin TOKİ’leri nerde? Yeni şehrimizde yine eski insanlık yaşayacak. Kavga, gürültü, patırtı, cinayet, menfaat, huzursuzluğun hakim olduğu tam bir kargaşa,,. Suya, havaya ve ekmeğe muhtaç olduğumuz kadar, sanatımıza da muhtaç olduğumuzu ne zaman anlayacağız?
Türk-İslam sanatının her bir dalına muhtacız? Hat, tezhip, minyatür, ebru, çini ve mimari… Her bir insanımızın içinde bu sanat dallarından birinin ışığını yakmalıyız ki, modern ve sağlam binaların içinde sağlam karakterli insanlar yaşasın, şehrimiz bir medeniyet şehri olsun.
Bin yıllık medeniyetimize hayat veren sanat kollarımız kesildi. Nereden yıkıldıysak oradan ayağa kalkacağız.
• Hattatlarımız
Hattat İslam Kaya
1990 yılında Adıyaman Sincik ilçesine bağlı Hacıyan Subaşı köyünde doğdu. İlkokula başladığı yıllarda Kur'an yazısından etkilenerek İslam harflerine ilgi duydu. Ortaokulu bitirdikten sonra İslami ilimler tahsili için medrese eğitimine başladı. Burada çeşitli hocalardan kısa süre hat dersi aldıktan sonra merhum Hattat Ali Selçuk Erkurt ile tanışarak ondan Sülüs, Nesih, Rika ve Divani yazılarını meşk etti. Yaklaşık beş yıl süren eğitim sonucunda 2010 yılında hocasından icazet alarak ikamet ettiği Malatya'ya döndü. Hocasının tavsiyesiyle 2011 yılında Malatya'da hat sanatı atölyesini kurdu. Atölyede öğrencilerine ders verirken hocasının vefatına (2020) kadar ziyaret edip bilgisinden istifade etti.
...
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Seçim Reklamları Oda Bütçesinden Mi Karşılandı? Altunok Yanıtladı
- İnönü Üniversitesi 15 Akademik Personel Alacak! Başvurular Başladı
- Ağbaba’dan Arguvan’da Hastane ve TOKİ Müjdesi: “Hayırlı Uğurlu Olsun”
- Malatya’da Kayısı Alarmı! Karademir’den TMO’ya Acil Alım Çağrısı Geldi
- Döner ve Köftede Yeni Dönem Başladı: Bakanlık Kuralları Baştan Yazdı
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.