04 Temmuz, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Batı taklitçiliğini tenkit, şehadet getirdi!


Batı taklitçiliğini tenkit, şehadet getirdi!
OsmanlıÂ'nın dağılmasının bir numaralı müsebbibi İttihat ve TerakkiÂ'nin kalıntıları Cumhuriyet döneminde de devam etti. Kendilerine muhalefet edenleri entrikalar ve suikastlerle bertaraf eden bu zihniyet kurulduğu günden beri medeniyetin BatıÂ'da olduğunu savunmuştu. BatıÂ'yı her alanda taklit ederek muasır medeniyetler seviyesine ulaşacaklarını tasavvur etmişlerdi.

 Batı taklitçiliğini ferdi olarak değil de toplumun tamamının tanımasını istemişlerdi. Kurulan sözde mahkemede yargılanıp idama mahkum edilen İskilipli Atıf Hoca, 4 Şubat 1926'da idam edildi. İnandığını sonuna kadar savunan bu önemli şahsiyet, Batı'nın bilimini almanın bir sakıncasının olmadığını, yaşam biçimini benimsemenin ise Müslüman'ı  küfre götüreceğini belirtmişti. İskilipli Atıf Hoca'nın şehadet yıldönümü vesilesiyle hazırladığımız bu sayfada günümüzde de önemini yitirmemiş detayları bulacaksınız.

 Tağutları reddedip, yalnız Allah'ın hükümlerini tanıdı. Eğilmeden, bükülmeden ve dinin emirlerinden geri adım atmadan darağacına çıktı... İskilipli Âtıf Hoca

İskilipli Âtif Hoca, 1924 yılında Frenk Mukallitliği ve Şapka ismiyle yayınladığı risalede, Batı taklitçiliğinin sonunun felaket olacağını anlatmıştı. Risalesinde, toplumun içine sürüklendiği uçuruma dikkat çekmişti. Risalesinin yayınlanmasından 1 buçuk sene sonra yürürlüğe giren Şapka İktizası Hakkında Kanun'a muhalefet suçlamasıyla tutuklanan İskilipli Atıf Hoca, idam edildi. Her şeyin Avrupalısını almayı meziyet sayan zihniyet, ne hikmetse Avrupa'nın “Kanunlar geriye doğru işletilemez” prensibini almayı unuttu(!)

         TAKVİMLER 1924 yılını gösteriyordu. İskilipli Âtıf Hoca'nın Frenk Mukallitliği ve Şapka isimli risalesi, körü körüne Avrupa taklitçiliğini eleştiren bir eserdi. Hoca, bu eserinde; Avrupa'nın ilim ve fennini almanın caiz, hatta lüzumlu olduğunu belirtmiş, bizde yapılanın şuursuz bir Batı taklitçiliği olduğunu tespitini yapmıştı. Kılık kıyafette Batı'ya benzemenin aslında ruhtaki bir bozuluşa alamet veya onun bedene aksetmesine sebebiyet vereceğini, bunun ise müstakil bir şahsiyet inşa eden İslâm düşüncesine zıt düştüğünü açıklamıştı. Âtıf Hoca risalesinde, Resul-i Ekrem'in “Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır” hadis-i nebevisi ışığında durumu izah ediyordu. Tabii, o günün şartlarında basımı ve dağıtılması için Maarif Vekâleti'nin (Milli Eğitim Bakanlığı) izni olmalıydı. Bu izinlerle birlikte takdir bile almıştı bu kitap.

 Şapka Kanunu ve İstiklal  Mahkemesi isimli bir tiyatro

Kitabın yayınlanmasından yaklaşık bir buçuk sene sonra 25 Kasım 1925'te kabul edilen Şapka Kanunu, Anadolu'da yer yer protestolara sebep olmuştu. Binlerce Müslüman buna muhalefet ediyordu. Konya, Maraş, Giresun, Rize, Erzurum, Kayseri gibi şehirlerde halkın şapkaya direnmesi, buralarda gezici İstiklal Mahkemeleri'nin oluşmasını da beraberinde getirmişti. Bu mahkemeler sadece Erzurum'da 30 kadar idam hükmü verdi.

Bu arada şapka olaylarında etkili olduğu gerekçesiyle Frenk Mukallitliği ve Şapka isimli kitap toplatıldı. Müellifi İskilipli Âtıf Hoca hakkında soruşturma başlatıldı. Müellif bu eseri Şapka Kanunu'ndan önce yayınlamıştı. Cumhuriyet öncesinde İttihatçıların iftiralarıyla birkaç kez sürgüne gönderilen İskilipli Âtıf Hoca'nın sevenleri çoktu ancak başta İttihat ve Terakki artıkları olmak üzere düşmanları da bir hayli fazlaydı. Yeni Cumhuriyet'in aldığı Avrupa hukukunda bile kanunların geriye doğru işletilmemesi prensibi varken, İstiklal Mahkemeleri'ndeki karanlık mantık ters işliyordu. İskilipli Âtıf Hoca, 7 Aralık 1925'te tutuklanarak, Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından Giresun'a gönderildi. Buradaki mahkemede suçsuz olduğu anlaşılıp beraatine karar verilmesine rağmen, İstanbul'a getirildiğinde salınmayarak tekrar yargılanmak üzere trenle Ankara'ya götürüldü.

 Suç bulabilmek için çok uğraştılar

İskilipli Âtıf Hoca, yayınlanan kitabından dolayı herhangi bir ceza almayacağını ümit ediyordu. Mahkeme bir suç bulabilmek için adeta yırtınıyor, Hocaefendi karşısında aciz kalıyor bu da onları iyice asabileştiriyordu.

2 Şubat 1926 günü, mahkemede savcı Necip Ali Bey iddianamesini ve ceza taleplerini okudu. İskilipli Âtıf Hoca için 10 senelik sürgün cezası isteniyordu. Normalde, mahkemelerdeki bir anane olarak, hakimler savcının isteğinden fazla ceza vermezler; ya aynısını ya da daha azını verirlerdi. Ama bu anane ertesi gün İskilipli Âtıf Hoca için değiştirildi. Gözlerini kan bürümüş bu heyetin kararı herkesi şaşkına çevirdi. Savcının 10 yıl sürgün istediği İskilipli Âtıf Hoca için verilen karar idamdı. 

Hücrelerine çekilen hükümlüler, infaz anını bekliyorlardı. Sırası gelenlerin kimisi kapıyı şaşırıyor, kimisinin bacakları titriyor ve yürümekte güçlük çekiyordu. Derken, sıra İskilipli'ye geldi. “İskilipli Mehmet Âtıf” diye bağıran görevlinin karşısına metin ve mütevekkil bir edayla dikilen Âtıf Hoca, ağır adımlarla, dualar mırıldanarak sehpanın yolunu tuttu.

 

Bir tanığın sözleri

Mahkemeyi takip eden yazar Şevket Süreyya Aydemir mahkeme zulmüne olan tanıklığını şöyle anlatıyor: “Hükümlüler arasında sarıklı bir müderris göze çarpıyordu. Müderrisin başında fes ve sarık vardı. Cübbesi ve kıyafeti temizdi. Suçu, o sıralar yayınlanan Şapka Kanunu'na muhalefet etmekti. Fakat bu suç, bir takım ithamlarla da karışınca mahkemeden en ağır hükmü yemişti. Artık son saatlerini yaşıyordu. Hocanın yüzü sakindi. Metanetini muhafaza ediyordu. Yalnız dudakları kımıldıyor ve galiba bir dua okuyordu. Fakat eskiden kalpaklı ve şimdi hasır şapkalı zat, bu hükümle de kanmamış gibiydi. Bağırıyor, çağırıyordu. Acaba Hoca'yı bir tekmeyle merdivenlerden aşağıya yuvarlayacak mı diye bekledim. Fakat olmadı. Müderris, bu sözler üzerine kendisine değilmiş gibi bekledi. Sonra sağanak geçince yürüdü. Muhafızların arasında merdivenlerden indi. Önümüzden geçerken gene dudakları kımıldıyordu.”

 Üç Aliler Mahkemesi

1925'te kurulan iki İstiklal Mahkemesi, ayaklanma bölgesinde görev yapacak ve verdiği kararlar TBMM onayından geçmeyecekti. Ankara İstiklal Mahkemesi başkanlığına Afyon Mebusu Ali Çetinkaya, üyeliklerine de Gaziantep Mebusu Kılıç Ali ve Rize Mebusu Ali Zırh seçildiler. Bu yüzden, Ankara İstiklal Mahkemesi “Üç Aliler Mahkemesi” olarak da anılır. Mahkemenin savcısı da Denizli Mebusu Necip Ali idi. Üç Aliler Mahkemesi, idam kararlarıyla sonuçlandırdığı pek çok davanın yanı sıra Mustafa Kemal Atatürk'e yapılmak istenen İzmir Suikasti davasını da karara bağlamıştı. İskilipli Âtıf Hoca'nın hayatı

         İSKİLİPLİ Âtıf Hoca'nın asıl adı Mehmed Atıf'tır. Akkoyunlu beylerinden Mehmet Ali Ağa'nın oğlu olup Hicri 1292 (Miladi 1875 / 1876) senesinde Çorum'un İskilip kazasının Toyhane köyünde doğmuştur. Annesi Mekke-i Mükerreme'den göç etmiş Ben-i Hattab aşiretinden Nazlı Hanım'dır. Altı aylıkken öksüz kalan Mehmet Atıf, dedesi Hasan Kethüda Efendi'nin himayesinde büyümüştür.

İlk öğrenimini köyünde almış, 1893 yılında İskilip'te Müderris Hoca Abdullah Efendi'nin yanında tahsiline devam etmiştir. İki yıl sonra ailesinden ayrılarak İstanbul'a gelmiş, medrese tahsilini burada sürdürmüş, 1902'de medrese eğitimini iyi derece ile bitirerek aynı yıl açılan imtihana girerek İstanbul müderrisliğini kazanmıştır. Ertesi sene Fatih Camii'nde ders vermeye başlayan Mehmet Âtıf bunun yanında Kabataş Erkek Lisesi'nde de Arapça öğretmenliğine devam etmiştir.

ikinci Meşrutiyet'in sancılarının yaşandığı Osmanlı coğrafyasındaki birçok insan gibi Mehmet Âtıf Efendi de sürgüne gönderilmiştir. Bodrum'daki sürgün sonra İstanbul'a dönmüş ve Sebilürreşad ve Beyanü'l-Hak isimli dergilerde dini ve ilmi makaleler yazmaya başlamış, 1910'da medreselerin genel müfettişliğine tayin edilmiştir.

Bu arada Çorum mebusu olmak istemişse de İttihatçıların baskıları sonucunda bunu gerçekleştirememiştir. Mahmut Şevket Paşa suikastinde dahlinin olduğu iddia edilerek önce Sinop'a sürülmüş daha sonra Çorum, Boğazlıyan ve Sungurlu'da üç dört yıl yaşamak zorunda kalmıştır.

Sürgün hayatından sonra geldiği İstanbul'da 1919 yılında Dar-ül Hilafet-i Âliye (Yüce Hilafet Merkezi) medresesi İbtida-i Dahil umum müdürlüğü ve Medreset-ül Kudat'ta (Hakimler okulu) Hikmet-i Teşriiyye (kanun yapma hikmetleri) dersi müderrisliğine getirilmiştir. 

19 Ocak 1919'da kurulan Cemiyet-i Müderrisin (Profesörler Derneği) adlı derneğin ikinci başkanlığına getirilen Mehmet Âtıf Efendi daha sonra başkan Mustafa Sabri Bey'in Şeyhülislam olması sonucunda dernek başkanı yapılmıştır. Bu dernek daha sonra ismini Teali-i İslam'a (İslamı yüceltme) çevirerek halka açılmıştır. 

Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki işgallerle başlayan Milli Mücadele hareketine gazete ve dergilerde çıkan makaleleriyle destek veren İskilipli Âtıf Hoca, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yazılarında, Batılılaşma illetine tutulmuş birçok yazarı tenkit eden makaleler kaleme almıştır. Yazıları  ve eserleri incelendiğinde Doğu ve Batı'da yazılan eserlere vâkıf oluşu rahatlıkla anlaşılmaktadır. “Kültürel olarak Batılılaşma” taraftarı fikirlere şiddetle muhalefet eden Mehmet Âtıf Efendi, 1923 yılında yayınladığı “Tesettür-ü Şer'i” (dini örtünme) ve 1924'de neşrettiği “Din-i İslam'da Men-i Müskirat” (islamda içki yasağı) adlı eserleri ile “Atıf Efendi Kütüphanesi Neşriyatından” adıyla yeni bir serinin telifine başlamıştı. Bu seriyi 10 sene içerisinde 50 kitaba ulaştırma azmindeydi. Üçüncü eser “Frenk Mukallitliği (batı taklitçiliği) ve Şapka”dır. Bu kitabı yayınladıktan bir buçuk yıl sonra tutuklanmış ve daha sonra uydurulan başka suçlar da sebep gösterilerek 4 Şubat 1926'da idam edilmiştir.

 

1 ŞUBAT  Ayasofya Camii'nin müze oluşu (1935).

2 ŞUBAT  İbrahim Paşa Komutasındaki Mısır Ordusu'nun Kütahya'ya Kadar İlerlemesi (1833).

3 ŞUBAT  İlk uzay gemisinin Ay'a inişi (1966).

3 ŞUBAT  II. Murat'ın ölümü (1451).

4 ŞUBAT  Balkan Paktı'nın imzalanması (1934).

5 ŞUBAT  Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa)'nun İkinci Maddesinde Değişiklik Yapılarak Altı Ok'un Konulması: “Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır.   Başkenti Ankara Şehridir” (1937).

7 ŞUBAT  Sultan II. Ahmet'in Ölümü ve Yeğeni (IV. Mehmet'in Oğlu) Şehzade Mustafa'nın Osmanlı  Hükümdarı Olarak Tahta Çıkması (1695).

8 ŞUBAT  Sultan 4. Murat'ın Ölümü (1640).

9 ŞUBAT  Avusturya'nın Osmanlı Devleti'ne Savaş İlan Etmesi (1788).

10 ŞUBAT Sultan 2. Abdülhamit'in vefatı (1918).

13 ŞUBAT Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin Kuruluşu (1975).

14 ŞUBAT Telefonun İcadı (1876).

14 ŞUBAT Yeni Balkan Paktı Ankara'da İmzalandı (1953).

16 ŞUBAT Bölücü Örgüt PKK'nın Başı Abdullah Öcalan, Kenya'nın Başkenti Nairobi'de Yakalanarak Türkiye'ye Getirildi (1999).

17 ŞUBAT “Türk Medeni Kanunu”nun Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Kabulü (1926).

17 ŞUBAT Fatih Sultan Mehmet'in Tahta Geçmesi (1451).

18 ŞUBAT Türkiye'nin ve Yunanistan'ın NATO'ya Girişi (1952).

20 ŞUBAT Genç Osman'ın Katli (1622).

20 ŞUBAT Boğaziçi Köprüsü'nün Temel Atma Töreni (1970).

21 ŞUBAT Hükümetin Londra Konferansı'na Katılışı (1920).

22 ŞUBAT Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir ve Arkadaşları Hükümet Darbesine Kalkıştı (1962).

24 ŞUBAT Napolyon'un Gazze'yi İşgali (1798).

24 ŞUBAT Şehzade Cem'in Ölümü (1495).

24 ŞUBAT Türkiye-Irak arasında Bağdat Paktı (CENTO)'nın İmzalanması (1955).

25 ŞUBAT Rusların Osmanlılara Karşı Savaş İlan Etmesi (1711).

25 ŞUBAT “Çoruh” İlimizin “Artvin” Adını Alışı (1950).

25 ŞUBAT Varşova Paktı'nın Feshi (1991).

26 ŞUBAT II. Osman'ın Saltanat Tahtına Çıkması (1618).

28 ŞUBAT Islahat Fermanı'nın İlan Edilmesi (1856).

28 ŞUBAT İstiklâl Marşı Bestecisi Zeki Üngör'ün Ölümü               (1958).

28 ŞUBAT İsveç'te Palme'ye Suikasti (1986).

28 ŞUBAT Körfez'de Ateşkes İlanı (1991).

28 ŞUBAT Post-Modern Darbe Olarak Adlandırılan Süreç Başladı   (1997).

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!