01 Kasım, 2026, Pazar
  • DOLAR
    49.95
  • EURO
    55.81
  • ALTIN
    6222.9
  • BIST
    10759.56
  • BTC
    77761.407$

Ebuzer AYDIN / Ömrümüzü Çaldılar, Haberimiz Olmadı!

Ebuzer AYDIN / Ömrümüzü Çaldılar, Haberimiz Olmadı!
Ebuzer AYDIN yazdı.

Bir zamanlar hayatımızda tek bir televizyon kanalı vardı. Akşamları haberleri izler, hafta sonları bir film seyretmek için ekran başına geçerdik. Televizyonun açılacağı saat belliydi, kapanacağı saat belliydi. Hayatımız televizyona göre değil, televizyon bizim hayatımıza göre şekillenirdi.

Sonra özel televizyonlar çıktı. Derken yerel, bölgesel ve ulusal televizyonların sayısı hızla arttı. Ardından uydu yayıncılığı başladı ve yüzlerce televizyon kanalı evlerimize girdi.

O günlerde kendi kendimize sorardık:

“Bu kadar kanalı kim izleyecek? İnsanlar hangisine yetişecek? Bu kadar televizyon nasıl ayakta kalacak?”

Gerçekten de aklımız almıyordu.

Sonra yayıncılık ihtisaslaşmaya başladı. Haber kanalları, spor kanalları, çocuk kanalları, belgeseller, tarih, kültür, din, müzik ve yemek kanalları...

Ardından ücretli yayın platformları hayatımıza girdi. Digiturk, D-Smart ve benzeri kuruluşlar; spor müsabakalarını, filmleri, dizileri ve özel içerikleri abonelik sistemiyle sunmaya başladı.

Sonra internet televizyonları...

Teknoloji ilerledikçe televizyon üreticileri de bu yarışa katıldı. Samsung, TCL, LG ve benzeri markalar, ürettikleri akıllı televizyonların içerisine kendi internet tabanlı yayın sistemlerini ve yüzlerce kanalı yerleştirdi.

Artık televizyon izlemek için antene, uyduya, hatta geleneksel yayıncılığa bile ihtiyaç kalmamıştı.

Biz yine aynı soruyu soruyorduk:

“Bu kadar yayını kim izleyecek? İnsan ömrü bunların hangisine yetecek?”

Fakat asıl büyük değişim henüz yaşanmamıştı.

İnternet yaygınlaştı. Akıllı telefonlar hayatımıza girdi.

Facebook, Instagram, X, TikTok, YouTube, WhatsApp, Telegram ve daha sayamadığımız onlarca sosyal medya platformu ortaya çıktı.

İnternet haber siteleri çoğaldı. Herkes kendi yayınını yapmaya, kendi kanalını açmaya başladı. YouTube yayıncıları, sosyal medya fenomenleri, içerik üreticileri, canlı yayıncılar...

Artık herkesin cebinde bir televizyon, elinde bir yayın merkezi vardı.

Bir zamanlar yüzlerce televizyon kanalını çok görürken bugün milyonlarca insanın aynı anda içerik ürettiği, yayın yaptığı, izlediği ve izlendiği bir dünyanın içerisine girdik.

Peki, bütün bunlar nasıl izlenecekti?
İnsanlar bu kadar yayına nasıl zaman ayıracaktı?
Bu platformlar nasıl para kazanacak, nasıl ayakta kalacaktı?

İşte yıllardır sorduğumuz bu soruların cevabını bugün çok acı bir şekilde öğreniyoruz.

Meğer biz hesabı yanlış yapmışız!

Biz bu kadar televizyonun, sosyal medya platformunun, internet sitesinin nasıl izleneceğini düşünürken onların bizim için çoktan bir hesap yaptıklarını fark edememişiz.

Onlar bizim zamanımızı hesaplamışlar!

Biz yayınların çoğaldığını zannederken meğer ömrümüzü paylaşmışlar!..

Her platform hayatımızdan bir parça almış. Her uygulama günümüzden biraz daha zaman koparmış. Her bildirim dikkatimizi dağıtmış. Her yeni video bizi bir sonrakine sürüklemiş.

Bir zamanlar televizyona ayırdığımız bir iki saat, bugün telefon, televizyon ve internet arasında bölünerek saatlerimizi, gecelerimizi, hatta bütün günümüzü kuşatır hâle gelmiş.

Öyle ki bazılarımızın ekran başında geçirdiği süre artık on, hatta on beş saati bulabiliyor.

Ve biz bunun farkına bile varmıyoruz!

Bir zamanlar çocuğumuzu kucağımızdan indirmezdik. Bugün telefonumuzu elimizden indiremiyoruz.

Çocuğumuzu beşiğine bırakıyoruz, telefonumuzu bırakmıyoruz.

Sofraya oturuyoruz, telefon elimizde.

Misafirliğe gidiyoruz, telefon elimizde.

Eşimizle, çocuklarımızla sohbet edeceğimiz yerde gözümüz ekranda.

Aynı evin içerisinde yaşıyoruz ama birbirimizden uzaklaşıyoruz.

Bir sofranın etrafında toplanıyoruz fakat herkes başka bir dünyanın içerisinde dolaşıyor.

Aynı masadayız ama aynı hayatı paylaşamıyoruz!

Daha acısı var...

Eskiden gece olunca uyurduk. Dinlenirdik. Sabahın bereketine hazırlanırdık.

Şimdi gecenin bir yarısı olmuş, hâlâ elimizde telefon...

Bir video bitiyor, diğeri başlıyor. Bir haber okuyoruz, başka bir habere geçiyoruz. Bir paylaşımı inceliyoruz, ardından onlarcası geliyor.

“Beş dakika daha...” diyoruz.

O beş dakika bazen saatlere dönüşüyor.

Uykumuzdan çalıyoruz. Sağlığımızdan çalıyoruz. Ailemizden çalıyoruz.

En acısı da ibadetlerimizden çalıyoruz.

On dakikada huşu içerisinde kılacağımız namazı iki dakikaya sığdırmaya çalışıyoruz.

Kur'an okumaya, dua etmeye, tefekkür etmeye ayıracağımız vakitleri farkında olmadan ekranlara teslim ediyoruz.

Oysa eskilerin ne güzel bir sözü vardır:

“Vakit kılıç gibidir; sen onu kesmezsen o seni keser.”

İşte bugün zaman bizi kıtır kıtır kesiyor.
Dakika dakika, saat saat, gün gün...

Ömrümüz tükeniyor, biz ekranı kaydırmaya devam ediyoruz.

Burada teknolojiye, internete veya sosyal medyaya bütünüyle karşı çıkmıyorum. Elbette bunların hayatımıza kazandırdığı çok önemli imkânlar var.

Bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Haberleşme hızlandı. Eğitim, ticaret, sağlık, bilim ve iletişim alanlarında büyük gelişmeler yaşandı.

Ancak mesele teknolojinin varlığı değil, teknolojinin hayatımızdaki yeridir.

Biz teknolojiyi kullanacağımıza, teknoloji bizi kullanmaya başladı.

Biz telefonun sahibi olduğumuzu zannederken telefon bizim zamanımızın sahibi oldu.

Biz sosyal medyada dolaştığımızı düşünürken sosyal medya hayatımızın içerisinde dolaşmaya başladı.

Üstelik bütün bunların ekonomik bir karşılığı da var.

Bir zamanlar kendi kendimize, “Bu kadar kanal nasıl para kazanacak?” diye soruyorduk.

Bugün anlıyoruz ki reklamlarla, aboneliklerle, kullanıcı verileriyle ve ekran başında geçirdiğimiz sürelerle devasa bir ekonomi oluşturulmuş.

Biz bir videoyu izlerken, bir paylaşımın üzerinde dururken, bir reklamı seyrederken bu ekonominin parçası hâline geliyoruz.

Hani meşhur bir söz vardır:

“Bir ürün bedava ise sermaye sensin!"

Bugün bu sözün ne anlama geldiğini çok daha iyi anlıyoruz.

Ücretsiz kullandığımız birçok dijital hizmetin karşılığını yalnızca kişisel verilerimizle veya reklam izleyerek değil, hayatımızın en kıymetli sermayesi olan zamanımızla da ödüyoruz.

Çünkü para yeniden kazanılabilir.

Kaybedilen malın yerine yenisi alınabilir.

Bozulan bir eşya tamir edilebilir.

Ama geçen bir saat geri getirilemez.

Dünümüzü satın alamayız.

Çocuğumuzun kaçırdığımız çocukluğunu geri getiremeyiz.

Ailemizle geçiremediğimiz akşamları yeniden yaşayamayız.

Uykusuz geçen gecelerimizi, ihmal ettiğimiz dostluklarımızı, ertelediğimiz ibadetlerimizi geçmişe dönerek telafi edemeyiz.

İşte asıl kaybımız budur!

Biz yıllarca yüzlerce televizyon kanalının, binlerce internet sitesinin, milyonlarca sosyal medya paylaşımının nasıl izleneceğini merak ettik.

Bu kadar yayın nasıl tüketilecek, bu kadar platform nasıl yaşayacak diye düşündük.

Ama bir şeyi hiç hesaba katmadık.

Onlar bizim ömrümüzden beslenecekmiş!

Bizim zamanımız onların izlenme süresi, dikkatimiz onların reklam geliri, alışkanlıklarımız onların büyüme sermayesi olacakmış.

Ve biz bunu çok geç fark ettik.

Şimdi kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?

...

YAZININ DEVAMI BURADA

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!