18 Ekim, 2026, Pazar
  • DOLAR
    49.55
  • EURO
    55.76
  • ALTIN
    6633.2
  • BIST
    11721.72
  • BTC
    81617.772$

Ebuzer AYDIN / "Tek Millet İki Devlet” Tören Sloganı mı?

Ebuzer AYDIN / "Tek Millet İki Devlet” Tören Sloganı mı?
Ebuzer AYDIN yazdı.

Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin okullara alınmadığı, çocukların gözyaşları içinde evlerine geri gönderildiği bir zamanda Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali YILDIRIM, kendisiyle yapılan bir röportajda Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve iç işlerine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamış ve müdahaleye teşebbüs edenlere karşı ağır ifadeler kullanmış!

Önce hakkını teslim edelim: Azerbaycan bağımsız bir devlettir. Kendi kararlarını kendisi verir. Türkiye olarak kardeş ülkemizin egemenliğine saygı duyar, başka devletlerin Azerbaycan’ın iç işlerine müdahalesine karşı çıkarız.

Ancak bugünkü mesele bu değil.

Başörtülü bir öğrencinin eğitim hakkının engellenmesine itiraz etmek, kardeş bir ülkenin egemenliğini hedef almak mıdır? Bir yanlışın düzeltilmesini istemek, o ülkeye düşmanlık etmek midir? Kardeşlik, yalnızca iyi günlerde birbirini alkışlamakla mı sınırlıdır?

Biz “Tek millet, iki devlet” sözünü törenlerde söylenecek bir slogan olarak görmüyoruz. Bu sözün bir hukuku, sorumluluğu ve gereği vardır. Kardeşinin sevincini paylaşmak kadar, yanlışını görüp uyarmak da bu sorumluluğun içindedir.

Dün Karabağ mücadelesinde Azerbaycan’ın yanında bunun için durduk. Azerbaycan ordusunun ve halkının büyük fedakârlığıyla, şehitlerin kanıyla kazanılan zaferde Türkiye de siyasi, diplomatik ve askerî desteğiyle kardeşinin yanında yer aldı. Maddi ve manevi imkânlarını seferber etti. Otuz yıla yaklaşan işgalin sona ermesini kendi meselesi bildi.

Bugün de Azerbaycan’daki bir kız çocuğunun başörtüsü sebebiyle okul kapısından çevrilmesini mesele edinmemiz aynı kardeşlik anlayışının gereğidir.

Üstelik biz bu acıyı biliyoruz.

28 Şubat sürecinde başörtülü kızlarımızın okul kapılarında nasıl bekletildiğini, eğitim haklarının nasıl ellerinden alındığını, ailelerin nasıl çaresiz bırakıldığını yaşayarak gördük. İnancı sebebiyle dışlanan insanların kırgınlığını da bu uygulamaların ülkeye kaybettirdiklerini de unutmadık.

Türkiye’nin enerjisi, yılları ve yetişmiş insan kaynağı bu yasaklarla heba edildi. Toplumun arasına duvarlar örüldü. AK Parti hareketinin doğuşunda ve millet tarafından sahiplenilmesinde, bu mağduriyetlere son verme iradesinin önemli bir yeri vardı.

Şimdi aynı acıların Azerbaycan’da yaşanmasını istemiyoruz.

Burada İsrail meselesini de sormak gerekir.

Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri söz konusu olduğunda gösterilen anlayışın, Türkiye’den yükselen bir hak ve özgürlük çağrısına gösterilmemesi kabul edilebilir mi? İsrail’in Azerbaycan üzerindeki muhtemel nüfuzu sorgulanmayacak, fakat Türkiye’deki insanların başörtülü öğrenciler için duyduğu kaygı “iç işlerine müdahale” diye mi karşılanacak?

Eğer dış aktörler Azerbaycan’ın kararları üzerinde etkili olmaya çalışıyorsa, buna karşı ilk söz söylemesi gereken ülkelerden biri Türkiye’dir. Bu sorumluluk, kardeşinin hakkını ve geleceğini koruma sorumluluğudur.

Türkiye’de geçmişte inanç üzerinden toplumu ayrıştıran anlayışların benzerinin Azerbaycan’da da zemin bulmasına izin verilmemelidir. Dışarıdan gelebilecek yönlendirmelere de içeride bu yasakları savunan anlayışlara da dikkat edilmelidir.

Bir insan herhangi bir dine inanmayabilir. Dinin hükümlerini kendi hayatında uygulamayabilir. Bu onun tercihidir. Fakat kendi tercihini başkasının inancını yaşamasını engellemenin gerekçesi yapamaz.

Başını örtmeyen bir insanın hakkı nasıl korunuyorsa, başını örten bir öğrencinin eğitim hakkı da aynı kararlılıkla korunmalıdır. Laiklik, insanların inançlarını kamusal hayattan silmenin veya onları okul kapısından çevirmenin gerekçesi yapılamaz.

Bu sebeple Binali YILDIRIM’ın açıklamasına itirazımızın yeri bellidir.

Azerbaycan’ın egemenliğine ilişkin genel ilke doğrudur. Ancak başörtülü öğrencilerin mağduriyeti üzerine yürüyen bir tartışmada yalnızca bu ilkeyi dile getirmek eksiktir. Böyle bir bağlamda cezalandırmadan söz etmek ise haklı bir itirazı dile getiren insanları da hedef alıyormuş izlenimi doğurur.

Sorulan meseleyle verilen cevap arasında ciddi bir boşluk oluşur. Okul kapısında bekleyen öğrencinin hakkının konuşulması gerekirken, tartışma o öğrencinin hakkını savunanlara yönelir.

Sayın YILDIRIM’ın sözlerinin arkasına güçlü bir “ancak” eklemesi gerekirdi.

Vermesi gereken mesajın özü şuydu:

“Azerbaycan’ın egemenliğine ve bağımsızlığına sonuna kadar saygılıyız. Kardeş ülkemizin iç işlerine yönelik kötü niyetli müdahalelere karşıyız. Ancak Türkiye’de başörtüsü yasaklarının yol açtığı acıları yaşadık. Aynı yanlışların Azerbaycan’da tekrarlanmasını istemiyoruz. Başörtüsü sebebiyle hiçbir öğrencinin eğitim hakkı engellenmemelidir. Böyle bir uygulama varsa düzeltilmelidir.”

Ama bunu söylemiyor…

Hayırdır, Sayın Binali YILDIRIM?

Azerbaycan’a dışarıdan müdahale mi var ki bu açıklamayı yapma ihtiyacı duydunuz?

Türkiye’de devlet yetkilileri mi bir açıklama yaptı?

İsrail mi iç işlerine karışıyor ki açıklama yapıyorsunuz?

Azerbaycan’ın iç işlerine kim karışıyor, açıklar mısınız?

İlham ALİYEV açıklama yaparken kastettiği kimdi?
Kime meydan okuyordu?

Karabağ savaşında eşi başörtülüyken birlikte dua eden ALİYEV, neden şimdi başörtüsü yasağını savunuyor, Müslüman çocukların eğitim hakkını elinden alıyor?

Bu tartışmayı Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını açmak için kullanmak isteyenler olabilir. Ancak kim böyle bir hesap yapıyorsa bilsin ki; İki ülkenin kardeşliği, bu hesaplara teslim edilemeyecek kadar köklüdür. Türkiye eski Türkiye değil artık…

...

YAZININ DEVAMI BURADA

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!