30 Temmuz, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

'Her bilenin üstünde bir bilen vardır...'


'Her bilenin üstünde bir bilen vardır...'
Başarılı Akademisyenlerimizden Prof. Dr. Hakan Parlakpınar: Bu başarı sadece benim değil, tüm Malatya’nın ve üniversitemizin başarısıdır. Bu ödülün yeni ödüllerin kapısını açmasını diliyorum. Bizden sonraki bilim insanlarına teşvik olacak...

TÜBİTAK Bilim Kurulunca 2015 yılı Sağlık Bilimleri Alanında Teşvik ödülüne layık görülen İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Parlakpınar, Malatya Time'a özel açıklamalarda bulundu.

RÖPORTAJ: MURAT ÇETİN

Malatya Time Yayın Kurulu'nun hazırladığı haberleri takip ederken, Malatyalı bir hemşerimizin Türkiye'nin en büyük kurumlarından biri olan TÜBİTAK'tan aldığı ödülle ilgili haber dikkatimi çekti. Yaptığımız istişareler neticesinde  değerli hemşerimizi ziyaret etme ihtiyacı hissettik. Hem aldığı ödül sebebiyle tebrik edelim, hem de  genç ve başarılı akademisyenimize birkaç sual yönelterek, Malatyalıların merakını giderelim istedik. Kendisiyle yaptığımız kısa telefon görüşmesiyle aldığımız randevunun hazırlıklarını tamamlayarak Malatya İnönü Üniversitesi'ndeki makamına doğru yola çıktık. Bizi makamında karşılayan  genç bilim insanını görünce Malatya'ya has misafirperverlik örneğini de sergilediğine büyük bir memnuniyetle şahitlik ettik. Prof. Dr. Hakan Parlakpınar, gayet samimi ve sıcak bir şekilde bizi karşıladı. İkramlarının (Burada Malatya Kayısısı'nı özellikle belirtmek isterim) eşliğinde aldığı ödülden dolayı kendisini tebrik ettiğimiz Prof. Parlakpınar'a hazırladığımız soruları sıralamaya başladık. “Sayın Parlakpınar, öncelikli olarak bize kendinizden bahseder misiniz?” şeklindeki ilk sorumuza Prof. Dr. Hakan Parlakpınar şu şekilde cevap verdi: “Malatya'da 30 Ağustos 1975'te dünyaya geldim. Barbaros İlkokulu, Atatürk Ortaokulu ve Malatya Lisesi'ndeki eğitimimin ardından 1999 yılında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi İngilizce Programından mezun oldum. Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı'ndan uzmanlık diplomamı aldım. 2010 yılında Doçentlik unvanını kazanıp, 2015 yılında da profesör olarak İnönü Üniversitesi'nde akademik kariyerime devam ediyorum.

ropp

ÇALIŞMALARIMIN TAMAMI DEĞERLENDİRİLDİ

Parlakpınar'ın bu kısa ve öz tanıtımından sonra bulunduğu bölümle ilgili sorumuzu yönelttik kendisine. Genç profesör bu sorumuza Tıbbi Farmakoloji ile Farmakoloji arasındaki farkı açıklayarak cevap vermeye başladı. Farmakoloji, ilaç bilimi demektir. Parlakpınar, “Çalıştığım Anabilim Dalı, Tıbbi Farmakoloji olarak bilinir. Tıp Fakültelerindeki Farmakoloji çalışmalarına, Tıbbi Farmakoloji, Eczacılık Fakültelerindekine ise Farmakoloji adı verilir. Tıbbi Farmakolojide kendi özel ilgi alanım ise Ana Bilim Dalı'nın laboratuvarlarında kardiovasküler sistem (kalp-damar), beyin hastalıkları ve böbrek hastalıkları şeklinde özetlenebilir. Çalışma sahamın açıklamasını biraz daha açacak olursak, ödül aldığım konuyu anlatmak isterim. Ödülü kazanmama sebep olarak gösterilen gerekçede“Kalp, böbrek ve damar sistemi patolojilerinde iskemi- reperfüzyon ve serbest radikal hasarı ve antioksidan tedaviler konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle TÜBİTAK Teşvik Ödülü verilmiştir” ifadesi yer almaktadır. Burada önemli bir nokta bu ödülün sadece bir tek çalışmamdan ya da projemden dolayı değil, 15 yıllık çalışmalarım sebebiyle verilmesidir. Bir çalışma ya da bir proje sonrası alınmış yayın teşvik ödülü değildir. Başvurduğum dönemde 75 adet Uluslararası makalem vardı ki şimdi bu sayı 90 adettir. Yine projeler (başvuru dönemimde 40 adet), ulusal makaleler, uluslararası ve ulusal poster ve bildiriler, kitap çevirileri ya da bölüm yazarlıkları, atıf sayıları (başvuru dönemimde 1000'in üzerinde), eyçindeksi (başvuru dönemimde 18), dergi hakemlikleri ve daha önceden alınmış ödüller gibi pek çok değerlendirme kriterleri, TÜBİTAK'ın yaklaşık bir yıllık değerlendirmesi sonucunda bu ödüle layık görüldüğüm açıklandı.Tıbbi Farmakolojideki benim çalışma alanlarım, oksidatif stres, antioksidanlar, iskemi-reperfüzyon hasarı, deneysel hayvan modelleri oluşturma, kemotera potiktoksisite, öğrenme ve davranış deneyleri, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları ve kayısının sağlık alanındaki kullanımı gibi konulardır. Sadece bir konuyu ön plana çıkarmak doğru olmayacaktır. Fakat takdir edersiniz ki ben Malatyalıyım. Malatya'da yaşıyorum. Malatya Kayısısı ile ilgili çalışmalarım basında da yer almıştı. Benim için de çok anlamlı ve üzerinde durulması gereken bir konudur.” ifadelerini kullandı.

TÜBİTAK ÖDÜLLERİ 1 YILLIK DEĞERLENDİRME SONUCUNDA VERİLİYOR

Profesör Hakan Parlakpınar, akademik sahasıyla ilgili bilgiler verirken, hiç de anlamadığımız konulara değiniyor, biz de daha büyük bir merakla yeni sorular sorarak konuyu anlamaya çalışıyorduk. Aynı zamanda bildiğimiz kadarıyla bu ödül kendisinin ilk aldığı ödül değildi. Tabii bunu da sormak gerekiyordu. Bizim bu sorumuz karşısında Parlakpınar, bir akademisyenin kendine has güveniyle anlatmaya devam ediyordu. Profesör Parlakpınar, TÜBİTAK'ın hazırladığı Bilim, Özel ve Teşvik Ödülleri 2015 kitapçığı göstererek isterseniz resmiyete geçmiş bu bilgileri kullanabilirsiniz dedi. Bize verdiği kitapçıkta şu bilgiler vardı: Dr. Parlakpınar, Türk Farmakoloji Derneği Poster Birincilik Ödülü (2001), Avrupa Üroloji Derneği Poster Birincilik Ödülü (2012), AR-GE Proje Pazarı Poster Birincilik Ödülü (2013), Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği Sözlü Sunum Birincilik Ödülü (2014), Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Sözlü Sunum Birincilik Ödülü (2014), Ortopedi ve Travmatoloji Derneği Poster Birincilik Ödülü (2015) sahibidir.” Biz bu kitapçıktaki bilgileri kaydederken Parlakpınar sorumuzun cevabına devam ediyordu. Parlakpınar,“Ancak şunu da ifade etmek isterim. TÜBİTAK'tan aldığım bu ödül ile poster ödülü ya da sözlü sunum ödülü arasında çok büyük farklar vardır. TÜBİTAK'ın verdiği tevşik ödülü, çalışmalarımızın tamamını kapsayan ve yaklaşık bir yıllık bir değerlendirmenin neticesinde verilen bir ödüldür. Bu değerlendirme süreci zor bir süreçtir. Ödül törenimizi de takip ettiyseniz gördüğünüz gibi hem TÜBİTAK Başkanımız hem de Cumhurbaşkanımız bizzat ifade ederek yurt içinden ve yurt dışından bağımsız hakemlerin değerlendirmeleri söz konusudur. 15 yıllık çalışmalarım değerlendirilmiş oldu.Böylesine önemli bir ödülün şahsım ve bilimsel kariyerim açısından yeri çok çok ayrıdır. Böyle bir ödülün benim vesilemle Üniversitemize ve Malatyamıza gelmiş olması şahsım için anlamlı ve gurur kaynağı olmuştur. Bu ödül vasıtasıyla bu ve benzeri ödüllerin farkındalığının artarak bundan sonra Üniversitemizden ve Tıp Fakültemizden bu ödüllere başvurunun artacağı ve yakın zamanda ödül kazanılacağına inancım tamdır” diyerek cevabını bitirdi.

AKADEMİK ÇALIŞMALARDA ANADOLU UNUTULMUŞ DEĞİL

Parlakpınar anlattıkça sorularımız da ardı sıra geliyordu. “Sayın Parlakpınar, ödülün diğer paydaşları ile ilgili bilgiler de verebilir misiniz?” diye sorduk.

Profesör Parlakpınar da, “Ödüllerin dağılımına baktığımızda toplamda 18 tane ödül verildi. Bunlardan 4 tanesi bilim ödülü, bir tanesi de özel ödül oluyor. Bu ödül de yurt dışında çalışmalarını yürüten ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan akademisyenlere veriliyor. Geriye kalan ödüllerin illere göre dağılımına baktığımız zaman 7 tanesini Ankara, 7 tane de İstanbul aldı. Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi gibi büyük üniversiteler yer alıyor. Yani bu 18 üniversitenin içerisindeki dağılımın, 7'si Ankara, 7'si İstanbul, 1'i İzmir, 1'i Denizli, 1 tanesi Bingöl ve 1 tanesini de Malatya İnönü Üniversitesi olmuştur. Tabii ki zor şartlarda çalıştığımızın göstergesidir bu. Fakat bununla beraber Anadolu'da çalışan bilim insanlarına bu kapıların tamamen kapalı olmadığını da görüyoruz. Önceki yıllarda da bu ödüller verildiğinde Anadolu üniversiteleri için bu sayı sıfırlanmamıştı. Dolayısıyla kişi ne kadar zor şartlar altında çalışıyor olsa da kendi gayretiyle bilim insanlarıyla ortaklaşa çalışabileceğini ve ödülü alabileceğini düşünüyor” diye cevapladı.Parlakpınar sözlerinin sonunda “Bu 18 ödül içerisinde Tıp Fakültesinden toplamda 2 tane ödül alınmıştır” diyerek, diğer ödül sahibi Üniversitenin Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalından Bilim Ödülü sahibi Prof. Dr. Özcan Erel olduğunu ve kendisinin bilimsel camiadaki saygınlığını, pek çok patent ve kendi adına ölçüm teknikleri olduğunu söyledi.

AKADEMİK BİRLİKTELİKLERİN SONUCU

Aldığı bu ödülün Malatya'da ve üniversitede nasıl yankı bulduğunu sorduğumuz Profesör Hakan Parlakpınar, “Üniversitemizde büyük memnuniyetle karşılandı. Tıp Fakültemizin Dekanı tebriklerini ileterek, internet sitemizde bunun duyurulmasını sağladı. Programı elvermediği için Ankara'daki törene katılamamıştı. Sayın Rektörümüz ödül törenine bizzat katılarak tebrik etti. Yine üniversitemizin resmi web sayfasında konuya geniş yer verildi. Dünden itibaren bu ödülün duyulmasıyla tebrik mesajları almaya başladım. Hem telefonla, hem de ziyaretlerle tebrikler aldım. Bir akademisyen için önemli ve gurur kaynağı bir iştir bu. Hem öğrencilerimden hem de çalışma arkadaşlarımdan aldığım tebrik mesajları önümüzdeki çalışmalarım için ödülün adına ve amacına uygun olarak önemli bir teşvik olacak. Hemen burada şunu belirtmek gerekir. TÜBİTAK'a başvururken bir gerekçe yazılıyor, bu ödüle niçin başvurduğunuzu belirtiyorsunuz. Orada “Her ne kadar şahsım adına bu ödüle başvurmuş olsam da, şu ana kadar 35 tane Anabilim dalı ya da bölümle ve 150'ye yakın bilim insanıyla ortaklaşa yaptığım çalışmalarım var. Dolayısıyla bu ödülü bilimsel birliktelikte bulunduğum, hocalarım, çalışma arkadaşlarım ve öğrencilerim adına almak istiyorum.” dedim. Bu vesileyle üzerimde emeği olan emekli olmuş ya da fiilen çalışan hocalarıma, çalışma arkadaşlarıma ve öğrencilerime teşekkürü bir borç bilirim. Akademik birliktelik zenginliğinden dolayı da tebrik mesajları ve ziyaretlerin ayrı bir ehemmiyeti oluyor. Bu ödül genç bilim adamlarını teşvik adıyla bilinir. Bu ödülün üstünde daha çok ödül vardır. Ancak bunlar için daha çok akademik deneyim ve olgunlaşma gerekir. Yaşım itibariyle bu ödüle başvurdum. Teşvik ödüllerinin üzerinde bilim ödülleri vardır.

BU ÇALIŞMALAR SIRASINDA MAALESEF AİLEMİ İHMAL ETTİĞİM ZAMANLAR HER HEKİM VE ARAŞTIRMACI DA OLDUĞU GİBİ BENDE DE OLDU

Profesör Parlakpınar bu ödülü kazanmasında 15 senelik bir birikimin varlığından bahsediyordu. Her başarılı insanın arkasında kendisini destekleyen bir ailesi vardır. Dolayısıyla bu 15 sene içinde ailesine ayırdığı vakitle ilgili bazı çekincelerimizi de dile getirerek, “15 senelik çalışmalarınıza ailenizin katkısı nasıldı?” diye sorduk.

Hakan Parlakpınar bu sorumuza şu şekilde cevap verdi: “Sadece akademik çalışmalar da değil, hangi iş sahasında olursa olsun başarınızın arkasında aile bireylerinizin katkısı büyüktür. Ben de 15 sene boyunca aileme yeterince vakit ayıramamanın sıkıntısını içimde hissettim. Nitekim ödül töreninde de bu bilinen gerçek değerli büyüklerimiz tarafından da dillendirildi. Hem Cumhurbaşkanımız, hem Bilim ve Sanayi Bakanımız, hem de TÜBİTAK Başkanımız aynı konuda sözler sarf ettiler. Ödülü kazanmamızda ailelerimizin büyük katkısından bahseden değerli büyüklerimiz ailelerimize teşekkürü ihmal etmediler. Nitekim ödül töreni sonrası verilen resepsiyonda onlar da ayrıca onore edildi. Fotoğraf karelerine alınarak ayrı ayrı teşekkür ifadeleri kullanıldı. Şahsım adına da bunu pek üzülerek ifade ediyorum ki, çalışmalarımın yoğunluğundan şu ana kadar aileme fazla zaman ayıramadım. Bilimsel çalışmalarımızı sabah 8 ile akşam 5 mesaisiyle sınırlayamayız. Araştırmalarımızın çalışma protokolüne göre, hafta sonları ya da mesai sonrası da çok zaman vaktimizi laboratuvarlarda geçirdiğimiz her bilim insanı gibi bizde de oluyor. Böyle durumlarda ailelerimizden özür dileyerek, onların özverili anlayışlarına sığınarak çalışmalarımızı yürütürüz.Bu vesileyle anne-babam başta olmak üzere sevgili eşim ve çocuklarıma ve tüm akrabalarıma teşekkür ederim.

MALATYA KAYISISI İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

Çalışmalarınızı açıklarken biraz daha detaylandırabilir misiniz?” şeklindeki sorumuza “Yapılan çalışmaları ikiye ayırabiliriz. Kalbi, böbreği ya da damarları koruyucu ya da tedavi edici ajanlar üzerinde çalışmak ya da bu hasar mekanizmalarını aydınlatmak diye düşünebiliriz.” diye cevap vermeye başlayan Profesör Parlakpınar, konuşmasının devamında, “Yaptığımız çalışmalarda kullandığımız ilaçlar ya da ajanlar farklıdır. Sadece şu ilacı çalıştık diyemeyiz. Pek çok ilaç ve ajan var. Bunları, ilaçlar ve antioksidan maddeler diye sınıflandırabiliriz. Örnek olarak söylüyorum. Kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler dünyada ve ülkemizde görülen ölümlerin en sık sebebidir. Kullanmış olduğumuz ilaçlar bir tarafa mesela Malatya Kayısısını kullandığımız bir çalışmadan bahsedeyim: Malatya Valiliğinin 2004-2005 yılında başlattığı bir proje kapsamında Malatya kayısısının “Kalbe koruyucu etkisi var mıdır? diye sorduk. 3 ay boyunca deney hayvanlarına düzenli surette daha önceden konsantrasyonları hesaplanmış yemlerine katılmış kayısılarla düzenli bir besleme oluşturduk. 3. ayın sonunda kalp krizi modelini deney hayvanlarında mikrocerrahi yöntemlerle taklit ettik. Çalışmamız çok saygın uluslararası bir dergide yayımlandı ve çok da ses getirdi. TRT'de de yayımlanan bu çalışmamızda kısaca, düzenli kayısıyla beslenen deney hayvanlarında herhangi bir sebeple kalp krizi gelişirse geri dönüşümsüz dediğimiz yani tedavisi daha sonra olmayan hücre hasarı yani nekroz gelişme oranını istatistiksel anlamda azalttık. Bunu kalpte, damarda ve böbrekte yaptık. Daha sonra ortaklaşa yaptığımız çalışmalar arasında kanser hastalığı tedavilerinde kullanılan ilaçların yan etkileri vardır. Kanser ilaçlarının böbreğe zarar verdiği herkesçe bilinir. Biz kayısının kanser ilacına bağlı yan tesirini azaltabileceğiyle ilgili çalışmalarımızı yaptık. Bunları da yayınladık. Dolayısıyla kalp, damar ve böbrekle ilgili çalışmalarımız ön planda görüldü. Sadece ilaçlar değil antioksidanlarla ilgili çalışmalarımız da oldu. Antioksidan sistem şudur: Vücutta oluşan toksik maddelerin temizlenmesi için vücuttaki bazı hormonlar ve enzimlerdir. Bu çalışmalar çerçevesinde müsaade ederseniz bir iki tane tavsiyede bulanayım. Vücudumuzda geceleyin karanlık ortamda sentezi artan melatonin isimli bir hormon vardır. Aydınlık ortamda bu hormon vücutta sentezlenemez. Bu hormonun vücutta sentezlenme dönemi 60-65 yaş döneminden sonra sentezlendiği bezin kireçlenmesinden dolayı azalmaktadır. Dolayısıyla genç erişkin dönemde bu hormonun düzgün salınması için kişinin karanlık-ışık siklusuna riayet edilmesi gerekir. Gece uyuduğunuz oda tamamen karanlık olsun özellikle çocuklara dikkat edelim ve sabah ise erken kalkarak parlak ışık altında çalışın. Çünkü sabah 4 ila 6 sıralarında steroid ismi verilen hormonlar salınır. Geceleyin saat 20-22'den itibaren ise melatonin hormonu salınır. Bu hormon sadece uyku hormonu değil aynı zamanda geceleyin vücudumuzun toksik maddelerden temizlenmesi için çok önemlidir. Buna biyolojik saat denilir. İnsan bu saate uymazsa büyük sağlık sorunları yaşar. Bu anlattıklarım çalışma alanlarımdan birisi olan melatonin ile ilgili söyleyeceklerimdir. Kayısıyla ilgili çalışmalarımız için de şunları söyleyebiliriz. Aslında 1960'lardan itibaren kayısının içinde ne olduğu biliniyordu. Kayısı kalbi korur, üreme fonksiyonlarını iyileştirir ve beyin fonksiyonları iyileştirir. Bu cümleler yapılan araştırmalara göre söylenmeyip, kayısının içindeki maddelerin etkilerine göre söylenirdi. Mesela kayısıda betakaroten vardır. Betakaroten, A vitamininin öncüsüdür. A vitamini üremeyi ve görmeyi olumlu yönde etkiler denilir. Ama üreme fonksiyonlarıyla ya da gözle ilgili deneye dökülmüş bir çalışma bulunmuyordu. Kayısıyla ilgili yapılan çalışmalar sonucunda bir milat oluşturduk. Burada sadece kendimi kast etmiyorum. Malatya Valilik Projesi sonucunda yapılan çalışmalar ile ortaya konuldu bütün bunlar. Bizim çalışmalar ilk çalışmalar olması hasebiyle önem arz etmiştir. Yurt dışında büyük ilgi görmüş ve yapılan çalışmalarla ilgili atıf oranlarının çok yüksek olmasını sağlamıştır. Vatandaşımıza özellikle gün kurusu kayısıyı tavsiye ediyoruz. Diğer kükürtlü (islimli) kayısılar gıda kodeksinin izin verdiği sınırlarda olduğu için zararlı demiyoruz. Biz kendi karşılaştırmalı çalışma sonucumuza göre gün kurusunu tavsiye ediyoruz. Günde ortalama 3 adet kuru kayısıyı tavsiye ediyoruz. Son olarak çalışma alanlarımdaki önemli bir noktada şudur: İlaçla bitkisel ürünlerin etkileşimi. Farmakolog olarak şöyle bir noktanın altını çizmek istiyorum. Bir bitkisel ürün tek başına kullanıldığındaki etkisiyle, ilaçla ya da birden fazla ilaçlarla birlikte kullanmasının farkları vardır. Aktarlardan, eczanelerden ya da çeşitli firmaların pazarladıkları bitkisel ürünleri bir ilaçla birlikte kullananların dikkat etmeleri lazım. Bunu doktorlarından gizlememeleri gerekir. Tek başına ilaç olmaksızın bu bitkisel ürünü kullanırken işin uzmanlarından yardım alarak kullanmaları lazım. “Bu doğaldır. Zararsızdır.Ya da zaten ilaçlar da bitkilerden elde edilmiyor mu? gibi sözlere aldanılmamalıdır. Aksi halde, ilaçların etkisi bir tarafa bitkisel ürünün tek başına böbreklerde, karaciğerlerde, kalp ve damarlarda çok büyük zararlı etkileri olabilir. Literatüre geçtiği gibi İntihara veya ölüme varacak büyük hasarlara sebep olabilmektedir. Mesela bir kalp hastası düşünün, çok titiz oranlarla dozu ayarlanan kan sulandırıcı ilaçlar vardır. Bitkisel ürün kullanıldığı zaman bu ilacın etkisini artırarak ya da azaltarak kanama ya da mesela stent takılı ise stent tıkanmasına yol açabilecek komplikasyonlar oluşturabilir. Bunu hasta bilemez, aktar bilemez bunu uzmanı bilir. Uzmana danışmadan kesinlikle bitkisel ürün kullanmayın. Bütün ilaçlar bitkilerden elde edilmemekle beraber; bir bitkisel ürün ilaç olana kadar 10-12 senelik deneylerden geçer. Sonucunda ilaç onayı alır. Neredeyse 500 milyon dolarlık bir araştırma sonucunda ilaçlar yapılır. Böylesine büyük bir çalışma yapılmadan bitkisel ürünler ilaç olamaz. Halkımıza kısaca şunu özetle tavsiye ediyorum. Gece karanlık ortamlarda yatıp sabah erkenden kalkın. Kayısıyı da günde en azından 3 tane gün kurusu olarak tüketin. Bitkisel ürünleri uzmanına danışmadan kesinlikle kullanmayın ve ilaçlarla beraber kullanırken çok daha fazla dikkat edin. Şahsen bununla ilgili bir takım bilimsel yazılar yazıp, seminer ve televizyon programları da yaptım.” ifadelerini kullandı.

ÇALIŞMALAR ÖDÜL ALMAK İÇİN YAPILMAZ

Aldığınız ödül ya da ödüllerin, çalışmalarınıza ne gibi etkisi oldu?” şeklindeki sorumuza “Çalışmalar ödül almak için yapılmaz” diye cevap veren Prof. Parlakpınar devamında, “Ya ödül sizi bulur yani re'sen layık görülürsünüz ya da bende olduğu gibi siz çalışmalarınızı zaten yaparken bir ödül çağrısı görürsünüz ve kendinizi yeterli görürseniz başvurursunuz. Benim çalışma alanlarımı, sadece ülkemizde değil, uluslararası düzeyde yapmış olduğum çalışmalarımı yani kalp, damar ve böbrekle ilgili hastalıkları tedavi edebilecek ya da koruyabilecek çalışmaları içerdiğinden dolayı bu ödüle layık görüldüm. Bu tür ödüller size ayrı bir sorumluluk yükler ve daha fazla çalışmaya motive eder. Çünkü tanınmak ya da bilinir olmak aynı zamanda izleniyor olmak demektir.” ifadelerini kullandı. Prof. Hakan Parlakpınar'a “Bundan sonra ne yapacaksınız?Dediğimizde, “Devam eden projelerim var. Yeni başvurularını yaptığım TÜBİTAK projelerinden haber bekliyorum. Uluslararası bir proje hazırlığı içindeyim. Yine gönüllü olarak yaptığım proje koordinatörlüğü ile gönüllü proje ekibim dediğim Tıp Fakültesi öğrencileriyle bu sene 17 adet TÜBİTAK öğrenci projesi başvuruları yaptım. Ayrıca bazı öğrencilere de proje danışmanlığı yapıyorum. Öğrencilerin bu işe olan merakını çok seviyorum.” diye cevap verdi.

BU SEFER ÖDÜL ALAN DEĞİL ÖDÜL VEREN TARAF OLARAK CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYESİNE GİTTİM

14 Aralık'ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ödüllerinin verildiğini ve İnönü Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Suat Canbazoğlu'nun da çeviri ekibinde yer alarak bu ödülü aldığını hatırlatarak sorduk: “Bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?” Prof. Dr. Hakan Parlakpınar, kendisinin TÜBA üyesi olduğunu ve bu ödül sebebiyle kendisinin de ödül veren taraf olarak o gün Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde 2. kez bulunduğunu anlattı. Parlakpınar, “Prof. Canbazoğlu'na Editör yardımcısı sıfatıyla 2015 yılı Bilimsel Telif ve Çeviri Eser Ödülleri (TEÇEP) verildiği için kendisini orada tebrik ettim. Hocamız adına da çok sevindim üniversitemiz adına da. Üniversitemizin adının bilimsel platformlarda anılması beni çok memnun ediyor. Bu yıl ilk defa TÜBA ödülleri sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde verildi. Bundan sonra da bu ödüllerin takdimi aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde olacak”.ifadelerini kullandı.

HER BİLENİN ÜSTÜNDE BİR BİLEN VARDIR

Röportajımızı bitirmek üzereyken Hakan Parlakpınar'ın odasındaki madalyalar, plaketler ve hemen arkada başının üst tarafındakiduvarda asılı bir hat yazısı dikkatimizi çekti. Hat yazısını merak edip sorduğumuzda, karşısındakini kısa bir imtihana sokan hoca edasıyla, “Siz söyleyin bakalım” dedi. Ben de Arapça ve Kur'an-ı Kerim'e olan aşinalığımızla beraber hat yazısında iyi olmadığımı itiraf ettim. Bunun üzerine “Kısaca ifade edeyim. Ancak bu ayet meali benim hayatımda çok anlamlı bir yere sahiptir ve yol göstericidir” diyerek hat yazısının Malatyalı bir hattata, etrafındaki tezhibin (altın süsleme sanatı) ise İstanbul'da bir sanatçıya ait olduğunu belirterek “Her bilenin üstünde bir bilen vardır” mealindeki yazının Yusuf Suresi 76. Ayet'e ait olduğunu ifade etti. Ardında da ekledi: “İlmin nihayeti yoktur. İlim sahibinin de haddini bilmesi gerekir. Bu mistik konuşmayı başka bir zamana erteleyelim” diye cevap verdi...

MALATYAMIZ İÇİN HAYIRLI OLUR İNŞALLAH

Parlakpınar'a son söz olarak söylemek istediklerini sorduk. Profesör Hakan Parlakpınar şu şekilde cevap verdi:
Benim için böyle bir ödülü Sayın Cumhurbaşkanımızın himayesinde ve Cumhurbaşkanlığı külliyesinde ve çok geniş çaplı bir protokol eşliğinde almış olmak büyük bir gurur vesilesi olmuştur. Aynı zamanda Sayın Bülent Tüfenkçi bakanımıza tören esnasındaki iltifatlarından ve şehrimiz adına bu ödülü sahiplenmesinden dolayı ayrıca teşekkür ederim. Üzerimde emeği bulunan, anneme, babama, ihmal ettiğimi itiraf ettiğim eşime, çocuklarıma, akrabalarıma, üniversite yıllarımdan akademik olgunlaşma sürecime kadar geçen zamandaki hocalarıma, çalışma arkadaşlarıma, öğrencilerime, çalışmalarımı destekleyen üst yönetime teşekkür ediyorum. Bu ödülün üniversitemize hayırlı olmasını ve yeni çalışmalara kapı açmasını diliyorum. Şehrime hayırlı olmasını diliyorum. Çalışma alanlarımdan bir tanesi olan Malatya Kayısısı, bu ödül vasıtasıyla da duyurulmuş olduğu için, bu memlekette doğmuş-büyümüş ve ekmeğini yemiş, suyunu içmiş ve kayısısını yiyen bir insan olarak duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim. Bu ödülün ne olduğu ya da kime verildiği unutulabilir ancak açıkça ifade ediyorum ki bu benim için önemli değildir. Bu ödül vesilesiyle İnönü Üniversitesi, Tıp Fakültemiz ve Malatya ismi telaffuz edilmiş olması ve hafızalarda ve resmi kayıtlarda böyle kalması ve yukarıdaki sağlıkla ilgili 3 özet mesajımın anlaşılmış olması benim için yeterlidir. Şahsınıza da bu habere önem verdiğiniz ve buraya kadar yorulduğunuz için teşekkür ediyorum. Malatya Time'a yayın hayatında kaliteli, tarafsız ve sağlıklı haberler eşliğinde başarılar diliyorum.”

Prof. Dr. Hakan Parlakpınar'a teşekkür ederek yanından ayrıldık. Hocamızın yanından memnuniyetle ayrılırken aklımızda bilimsel önerilerinin yanı sıra “Her bilenin üstünde bir bilen vardır” mealindeki mesajı kalıyor.

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!