Murat ÇETİN / Nûh kavmi nerede yanıyor?

Murat ÇETİN yazdı
Bir cümle…
Bazen sayfalarca izahın yerini tutar.
Bir kelime…
Bazen bir inancı ayakta tutar.
Kelâmullah böyledir.
Az lafızla…
Çok hakikat ifade eder.
Bugün bazıları büyük bir rahatlıkla:
“Kur’an’da kabir hayatı yok.”
diyebiliyor.
Bu sözü duyunca aklıma önce kabir gelmiyor.
Kur’an geliyor.
Çünkü mesele kabir hayatından ziyade,
Kelâmullah’ın nasıl okunduğudur.
Şimdi Nûh Sûresi’nin önünde biraz duralım.
Acele etmeyelim.
Allah Teâlâ buyuruyor:
“Günahları sebebiyle boğuldular; ardından ateşe sokuldular.” (Nûh, 71/25)
Önce boğulma…
Ardından ateş…
İnsan ister istemez soruyor:
Hangi ateş?
Cehennem mi?
Nasıl olsun?
Henüz kıyamet kopmamış.
Mahşer kurulmamış.
Hesap başlamamış.
Öyleyse Kur’an neden yalnızca:
“Boğuldular.”
buyurmadı?
Neden sözü orada bırakmadı?
İşte muhakkik müfessirlerin asırlardır üzerinde durduğu nokta tam burasıdır.
İmam Taberî bu tertibi esas alıyor.
Kurtubî aynı istidlali kuvvetlendiriyor.
Fahreddin Râzî ayetin nazmına dikkat çekiyor.
Beydâvî aynı inceliği gösteriyor.
İbn Kesîr selefin bu anlayışını naklediyor.
Asırlar değişiyor.
Coğrafyalar değişiyor.
İsimler değişiyor.
Fakat hakikat değişmiyor.
Hayret verici olan kabir hayatı değildir.
Hayret verici olan, bu kadar açık bir tertibin hâlâ başka mânalara çekilmesidir.
Üstelik mesele yalnız Nûh Sûresi de değildir.
Mü’min Sûresi, Firavun’un kıyametten önce sabah akşam ateşe arz edildiğini haber verir.
Tevbe Sûresi, iki azaptan söz eder.
Secde Sûresi, büyük azaptan önce yakın bir azabı bildirir.
Tûr Sûresi, ahiret azabından önce başka bir azaba işaret eder.
Bakara Sûresi aynı hakikate başka bir pencereden bakar.
Tâhâ Sûresi aynı istikameti teyit eder.
Kur’an, kendi ayetlerini yine kendisi tefsir eder.
Ardından Sünnet-i Seniyye gelir.
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm kabir azabından Allah’a sığınır.
Ümmetine de bunu öğretir.
Sonra muhakkik ulema gelir.
Kitabı sünnetle, sünneti ayetlerle birlikte okur.
Şimdi durup yeniden düşünelim.
Beşerin sözünü tenkit edebilirsiniz.
Felsefî bir görüşe itiraz edebilirsiniz.
Bir müfessirin istidlalini ilmî ölçüler içinde değerlendirebilirsiniz.
Fakat…
Nûh Sûresi’ni…
Mü’min Sûresi’ni…
Tevbe Sûresi’ni…
Secde Sûresi’ni…
Tûr Sûresi’ni…
Ardından Taberî’yi…
Kurtubî’yi…
Fahreddin Râzî’yi…
Beydâvî’yi…
İbn Kesîr’i…
Ve Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sahih sünnetini…
Hep birlikte nereye koyacaksınız?
Şüphe…
Delilin zayıf olduğu yerde yeşerir.
Kur’an’ın beyanı ortadaysa…
Sünnet onu açıklıyorsa…
Muhakkik ulema aynı istikameti gösteriyorsa…
Artık mesele kabir hayatı değildir.
Mesele, Allah’ın beyanını mı esas alacağız; yoksa ona rağmen kurulmuş kanaatleri mi?
Selam ve dua ile
Fiemanillah
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Malatya Alev Alev: Üç İlçede Çıkan Yangınlar Yerleşim Yerlerini Tehdit Etti
- İlçe Başkanı Süheyla Kurnaz Vatandaşların Sorunlarını Dinlemek İçin Ev Ev Geziyor
- Yeşilyurt Bilim Merkezi İçin Başvurular 13 Temmuz Pazartesi Günü Başlıyor
- Arguvan'daki Ekin Yangını Büyük Çabaya Rağmen Maddi Hasara Yol Açtı
- Altın Fiyatlarında Yeni Rekor Kapıda Mı?
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.