19 Temmuz, 2026, Pazar
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Sarper SAN / Avrupa Ortaçağ’dan Nasıl Çıktı?


Sarper SAN / Avrupa Ortaçağ’dan Nasıl Çıktı?
Sarper SAN yazdı.


ARAPLARI ARAP OLDUKLARI İÇİN Mİ YOKSA MÜSLÜMAN OLMALARINDAN DOLAYI MI SEVMİYORLAR?

Uzun gibi gözükse de aslında soru basit.

Bizdeki kimileri Arapları neden sevmezler? Sakız gibi çiğnenen bir “ihanet” lafını bilerek mi kullanırlar.

Araplarla Türklerden daha eski bir geçmişi ve ilişkisi olan Avrupalıların ilişkileri nedense bizimkine benzemiyor. Kaldı ki, 711 de başlayıp 1492 de sona eren yaklaşık 800 yıllık bir hakimiyetin sahibiydi Araplar. Bugünkü İspanya ve Portekiz topraklarında yani İber Yarımadasında Tarık bin Ziyad’ın komutasındaki Emevî ordusu Endülüs Emevî Devletini kurmuştu.

Bu hakimiyet bütün Avrupa topraklarına yayılamayacak 1492’de son İslam devleti olan Gırnata’nın (Granada) yıkılması ile tarih olacaktı.

Türkler de hemen hemen aynı tarihlerde yani 700’lü yıllarda Araplarla ilişki kurdular. 751’de Talas savaşında Çinlilere karşı Araplarla birlikte savaştılar.

Bu savaştan sonra Türklerin kitleler halinde İslamiyet’e geçişi hızlandı.

Türkler, Abbasi ordularında askeri yetenekleriyle ön plana çıktılar. Bağdat yakınlarında sadece Türk askerleri için Samarra şehri kuruldu. Türkler artık İslam dünyasının koruyucusu askeri gücü ve lider haline gelmişti.

Avrupalılar Endülüs’ü yıktıktan sonra geriye kalan Müslümanları din değiştirmeye zorladılar. Kabul etmeyenleri öldürdüler. Zaten engizisyon da başlamıştı. Birçok Müslüman Yahudilerle birlikte İspanya dışına sürüldü.

Türkler ise tarihin en büyük devletlerinden biri olan Osmanlı Devleti’ni kurmuşlar ve İslam’ın sancaktarı olmuşlardı. İspanya’dan sürülen Yahudileri kabul ettiler, onlara yaşama ve hür çalışma olanakları sundular.

Hemen hemen aynı tarihte başlayan iki farklı coğrafyadaki iki farklı ilişkinin ilginç bir seyri var. Avrupalılar bu yazıda anlatacağımız gibi Arapların her türlü zenginliğinden sonuna kadar faydalanmışlar, tıpkı bugünkü gibi. Lakin bizdekine benzer bir dışlama veya düşmanlık beslememişler. Bizde ise Araplarla olan ilişki her zaman belirli bir mesafe üzerine kurulmuş. Ama son dönemde bunun yerini anlamsız bir düşmanlık almış. Bunun nedeni Araplardan çok sanki İslamiyet’miş gibi gözüküyor. Biz bu yazıda İslamiyet’e karşı katı bir tavır koyan Avrupa’nın din dışında Müslüman Araplarla olan ilişkilerini kabaca anlatmaya çalıştık.

AVRUPA DİNİ REDDETTİ, BİLGİYİ ALDI

Haçlı Zihniyeti: İslam'ın yayılma ihtimaline karşı geliştirilen "kutsal savaş" bilinci, toplumsal tabanda İslamiyet'e karşı güçlü bir direnç duvarı ördü.
Hristiyanlık, Avrupalıların kimliğini tanımlayan en temel unsur haline gelmişti. Kilise, İslamiyet'i sadece bir "rakip din" değil, varoluşsal bir tehdit olarak sundu ve kimliğini bu şekilde korudu. Bugün Avrupa kültüründe ve yaşam tarzında hala Endülüs esintileri görülse de dini açıdan başta kilise ve siyasi unsurlar büyük baskı ve zulümle İslamiyet’in yayılmasını engellediler.

Endülüs'ten Avrupa'ya geçen şey dinden ziyade "bilgi" oldu.

Avrupalılar Endülüs'ten kâğıdı, tıp bilgilerini, Aristo'yu, felsefeyi, cebiri ve müziği aldılar.

Müslüman Araplarla savaşmalarına rağmen Avrupalılar; kâğıt, barut, şeker, baharat gibi ürünleri ve antik Yunan eserlerinin Arapça çevirilerini (tıp, matematik, felsefe) bu dönemde tanıdılar. 

Araplar; kâğıdı, rakam sistemini (sıfır dahil), ileri tıp tekniklerini ve antik Yunan felsefesini Avrupa'ya bu dönemde tanıttılar. Sıfır (0) rakamının ve ondalık sistemin (Hint-Arap rakamları) Avrupa'ya girişi ticareti ve mühendisliği devrimleştirdi. Modern cebirin temelleri de böyle atıldı.

Sulama Sistemleri 

Araplar, Roma sistemlerini geliştirerek "Acequias" adı verilen gelişmiş sulama kanallarını getirdiler. Bu sayede İspanya’nın kurak toprakları devasa bahçelere dönüştü.

Pirinç, safran, narenciye (portakal, limon), enginar ve patlıcan Avrupa’ya Endülüs üzerinden girdi.

Tatlı Kültürü de Müslümanlardan kalmadır.

Bademli tatlılar (marzipan/turrón) ve şerbetli tatlı geleneği doğrudan Arap mutfağının mirasıdır.

Avrupa Rasyonel Bilimle Tanıştı

Avrupa, Aristo ve Platon gibi düşünürleri unutmuştu; kilise bu eserleri yasaklamıştı.

Müslüman alimler (İbni Rüşd, Farabi) bu eserleri Arapçaya çevirip üzerlerine şerhler yazdılar. Bunu gören Avrupalılar, Aristo’yu Arapça tercümelerden Latinceye çevirerek yeniden keşfettiler. Bu durum, Avrupa'da kilise dogmalarına karşı akılcılığın (rasyonalizm) doğmasını sağladı.

Örneğin tıp alanında, Avrupalıların Avicenna dediği İbni Sina’nın “El-Kanun fi't-Tıbb" eseri, Avrupa üniversitelerinde 17. yüzyıla kadar temel ders kitabı olarak okutuldu. Avrupalı doktorlar anatomi ve eczacılığı Endülüs'ten yani İslam alimlerinden öğrendi.

Endülüs öncesi Avrupa'da hastalıklar genellikle "ilahi bir ceza" olarak görülürken, Endülüs tıbbı deney ve gözleme dayalıydı.

İbni Sina’nın eserleri Avrupa'da "Tıbbın İncili" kabul edildi. Ancak bir isim daha var ki cerrahiyi devrimleştirdi: Ebu’l Kasım el-Zehravi (Abulcasis).

Cerrahi Devrim

 Zehravi, bugün hala kullanılan neşter, cımbız ve katgüt (vücutta eriyen dikiş ipi) gibi 200'den fazla cerrahi aleti icat etti ve bunların çizimlerini içeren bir ansiklopedi yazdı. Bu aletler Endülüs üzerinden Avrupa tıp okullarına girdi.

Hastaneler: Avrupa'daki ilk modern hastane modelleri, Endülüs’teki (Cordoba) temiz, bölümlere ayrılmış ve ücretsiz tedavi sunan şifahanelerden örnek alındı

Çeviri Hareketleri (Toledo Okulu)

İspanya'daki Toledo şehri, dünyanın en büyük "çeviri merkezi" haline geldi.

Hristiyan, Yahudi ve Müslüman alimler bir arada çalışarak binlerce ciltlik Arapça bilimsel eseri Latinceye kazandırdılar. Bu, Avrupa'nın entelektüel anlamda uyandığı andır.

...

YAZININ DEVAMI BURADA

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!