Sarper SAN / Diplomanız Bol Olsun

Sarper SAN yazdı.
Geçenlerde biraz arşiv karıştırdım. Bir yazının başlığı dikkatimi çekti: "Kavram Kargaşası". Yazar, güzel örneklerle nasıl bir kavram kargaşası yaşandığını anlatıyordu. 1979 yılında kaleme alınan bu yazı, sanki bugünü anlatıyordu; değişen pek bir şey yoktu yani.
Sonra bu yazıdan beş-on yıl daha gerilere gittim arşivde. Karşıma yine ilginç bir yazı çıktı. Bu yazıda da meslek konusu ele alınmış ve yazar, "Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri mesleksizliktir" diyordu.
Arşivin tozlu raflarında, kim bilir daha kaç tane, günümüze kadar değişmeden gelen sorunları ele alan yazı yer alıyor...
Neslin biri gidip diğeri geldikçe ve yaşama dair teknoloji değiştikçe, biz eskide kalan sorunların bittiğini zannediyoruz. Oysa durumun hiç de öyle olmadığı açıkça görülüyor.
Bugün eğer hayatımızı doğrudan ilgilendiren konularda çözüm üreten ustaların sayısında bir azalma görülüyor ve özellikle gençler bu alanlara yönelmiyorsa, bunun nedenini dünde, geçmişte aramak gerekiyor.
Yıllarca Almanya’yı ve Japonya’yı överken hep mühendislerin bilgisinden, yeteneğinden söz ettik; onları övdük durduk. Fakat kimse o müthiş Alman-Japon arabalarını üreten ustalara, işçilere dikkat etmedi. Toplumumuza bir "diploma hastalığı" yayıldı ve her şeyi diplomanın çözeceğine inanıldı. Diplomanın peşinden koşan kitlelere meslek bilgisi, meslek eğitimi ve bilinci verilmedi. Aksine; su tesisatçısı, elektrikçi, berber, marangoz, tamirci gibi meslekler küçümsendi. Bu iş kolları yaşamın doğal bir parçası olmaktan çıkarılarak âdeta aşağılandı. Oysa yüzlerce yıl bu meslek sahiplerinin oluşturduğu toplumsal düzen ile ayakta durmuştu bu ülke. Ahi Ocakları, toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını korumuş, dinamizmini hep canlı tutmuştu.
Buna benzer geleneksel yapılar bugün Japonya’da, Almanya’da ve gelişmiş birçok ülkede hâlâ devam ediyor.
Son üç yüz yıldır yaşama dair birçok köklü gerçeği çöpe atmayı uygarlaşmanın bir gereği saydık ve sonunda iyi bir tesisatçı, elektrikçi, marangoz aradığımız bu günlere geldik.

Ne diyelim, diplomanız bol olsun.
Almanya ve Japonya'da Ahilik Benzeri Yapılar ve Zanaat Kültürleri
Usta-çırak ilişkisini, mesleki ahlakı ve toplumsal dayanışmayı kurumsal bir gelenek olarak yaşatan yapılar sadece bizim tarihimizle sınırlı değil. Almanya ve Japonya gibi ülkelerin bugün sanayideki ve ekonomideki başarısının arkasında, tıpkı Ahi Ocakları gibi zanaat kültürünü nesilden nesile aktaran köklü sistemler yer alıyor.
Yani her şey bize gösterildiği gibi Alman veya Japon Mühendisin etrafında dönmüyor.
Bu ülkelerdeki benzer yapı ve gelenekleri araştırdığımızda ilginç bir durum çıkıyor.
Almanya’da Usta Kalfa Geleneği Devam ediyor.
İkili Mesleki Eğitim Sistemi (Duales System)
Almanya'da Ahilik ruhunun modern dünyadaki en somut ve işlevsel karşılığı İkili Eğitim Sistemi (Duales System) ve yüzyıllardır süregelen Zanaat Odaları (Handwerkskammer) teşkilatı olarak karşımıza çıkıyor.
Hiç duymamıştınız değil mi? Ve Almanya’da gelenek tam gaz.
●Lonca Geleneğinin Devamı: Almanya'da zanaatkârlık (Handwerk) kültürü Orta Çağ loncalarına (Zünfte) dayanır. Günümüzde bu yapı modernleşmiş olsa da özünü korumuştur. Bir kişinin usta olabilmesi için sıkı bir ahlaki ve pratik süzgeçten geçmesi şarttır.
●Usta (Meister) Unvanının Önemi: Almanya'da herhangi bir zanaat dalında dükkân açmak veya çırak yetiştirmek için devlet onaylı "Meister" (Usta) unvanı almak zorunludur. Bu unvan sadece teknik beceriyi değil, aynı zamanda meslek etiğini, insan yönetimini ve öğretebilme yeterliliğini kapsar.
●Sistem Nasıl İşler? Gençler okuldan sonra teorik eğitimi meslek okulunda, pratik eğitimi ise doğrudan bir ustanın yanında (iş başında) alır. Bu yapı, Ahilikteki "çırak-kalfa-usta" merdiveninin günümüzdeki en kusursuz işleyiş örneklerinden biridir.
Japonya’da aidiyet devam ediyor
Japonya'da ise mesleki aidiyet ve usta-çırak ilişkisi daha çok kültürel bir felsefeye, aile mirasına ve Shokunin (Zanaatkâr) ruhuna dayanır.
●Shokunin Ruh ve Ahlakı: Japonya'daki zanaatkârlar sadece iş yapmazlar; yaptıkları işi bir ibadet ve ruhsal olgunlaşma yolu olarak görürler. Tıpkı Ahilikteki "eline, beline, diline sahip ol" düsturunda olduğu gibi, dürüstlük, mükemmeliyetçilik ve mesleğe saygı bu kültürün merkezindedir.
●Shinise (Yüzyıllık İşletmeler): Japonya'da Shinise adı verilen, aynı aile veya usta zinciri tarafından yüzlerce yıldır (bazen 500-1000 yıldır) aralıksız işletilen küçük ve orta ölçekli zanaat işletmeleri vardır. Bu işletmelerde bilgi, sır ve ahlak yazılı kurallardan ziyade usta-çırak bağıyla aktarılır.
●Geleneksel Çırak Eğitimi (Minarai): Japon zanaatında (seramik, kılıç yapımı, ahşap işçiliği vb.) yeni başlayan bir genç önce uzun süre sadece izler, temizlik yapar ve ustanın güvenini kazanır. Teknik doğrudan kelimelerle değil, ustanın hareketlerinin gözlemlenmesiyle öğrenilir.
Ortak Payda: Mesleğin Namusu
Ahilikte, Alman zanaat sisteminde ve Japon Shokunin kültüründe temel felsefe aynıdır: Üretilen maldan önce insan üretilir. Yunus’un ocak için dümdüz odunlar araması gibi.
İşin içinde işler var dostlar. Bize tu kaka denilip inkâr ettirilen değerlere birilerinin sahip çıkması sizce de şaşırtıcı değil mi?
Dijital Masumiyetin Sonu Bir Telefon Aldı Hayatı Değişti
Geçenlerde bir arkadaşımız yeni bir telefon aldı. Yıllardır kullandığı, bir zamanların üst segment telefonu artık eskimiş ve kullanılamaz bir hale gelmişti. Uzun uzun düşündü, araştırdı, inceledi. Günlerce, aylarca bu süreci sürdürüp karar vermeye çalıştı ve sonunda yine bir üst segment telefon almaya karar verdi.
Arkadaşımız mobil bankacılık kullanmaz, internetten alışveriş yapmaz. Wi-Fi dışında mobil interneti kullanmak istemez. İşte öylesine kendine özgü prensipleri olan, dijital dünyaya mesafe koymuş bir kişidir. Bu yüzden gidip telefonun parasını elden arkadaşına verdi; arkadaşı da onun adına internetten telefonu, kılıfını ve ekran koruyucusunu sipariş etti.
Vee telefon geldi. Sıra, bilgileri eski telefondan yenisine aktarmaya geldi. Normal şartlarda kendisinin rahatlıkla yapabileceği veya herhangi bir telefon bayiinde bir solukta çözebileceği bu sorun için bile gidip çok güvendiği bir başka arkadaşını araması gerekti. Ancak o kişinin birkaç gün yoğunluğu çıkıp araya bir de hafta sonu girince, yeni telefon mecburen kutusunda kaldı.
İşte o birkaç gün boyunca arkadaşımız ve yeni telefon, evde dilsiz ama tehditkâr birer aşık gibi birbirlerini süzdüler.
Artık ben diyeyim müşkülpesent, siz çok hassas ve kimseye güvenmez deyin; nihayet o gün geldi çattı ve arkadaşımız telefonunu kullanmaya başladı.
Olay da tam olarak öyle başladı zaten.
Hani bazı ergenler ya da yetişkin olup marka tutkusundan vazgeçemeyenler telefon almak için geceden sıraya giriyorlar ya da ellerinden düşürmüyorlar ya... İnanın onlar son derece normal ve sıradan insanlar. Adamlar sıradan ergen ya da marka hastası; yapacaklar yani. Ya bizim arkadaşa ne demeli?
Yıllarca sosyal medyada birçok uygulamayı indirmemiş, kullanmamış. Geceleri belirli bir saatte telefonunu sessize alıp kafası rahat uyumuş. Paylaşımları dengeli, ölçülü... Böyle pirüpak bir dijital hayatı vardı.
Ya şimdi? Meğer içinden bir Kurabiye Canavarı çıkmayı bekliyormuş! Kurabiye çıkmadı ama ikizi telefon canavarı çıktı. O üst segment telefonun yapay zekâ destekli uygulamaları, akıllı fotoğraf düzenleme yetenekleri, devasa ekranı aldı götürdü bunu. Yıllarca eleştirdiği ne varsa birer birer yapmaya başladı. Telefonuna bütün sosyal medya uygulamaları indi; saatlerce hepsi inceleniyor, hemen her anı paylaşılıyor ve o telefon artık sabaha kadar açık duruyor.
Her an cihazda yepyeni bir özellik keşfediyor ve tıpkı ilk telefonunu eline almış bir ergen gibi gözlerinin içi parlıyor. Yıllarca mesafeli durduğu o dijital dünya, meğer içine sızmak için doğru anı kolluyormuş.
Ne diyelim; Korelilerin bu arkadaşımızı bir an önce keşfedip reklamlarda oynatması mükemmel olur. Büyük büyükbabalarımızın sabun opera bağımlılığı neyse, bizim kuşağın akıllı telefon esareti de o.
Sözün özü; hayatınızı kökten değiştirmek mi istiyorsunuz? Korkmayın, siz de alın yeni bir telefon.
Yakındır; yeni telefonu ile sabaha kadar oynaşan arkadaşımızın bir gün dijital detoks kampından "Ben nerede yanlış yaptım?" paylaşımı yapması.
...
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Dört İlçedeki Arsa ve Su Depoları Açık Teklif Usulüyle Satılacak
- Malatya Bölge Adliye Mahkemesi İlk İstinaf Kararlarını Verdi
- İlçenin Konaklama Sorununa Yeni Yatırımla Çözüm Geliyor
- Narkotik Ekipleri Sokak Zehircilerine Göz Açtırmıyor
- KPSS’ye Hazırlanan Öğrencilerin Tercihi Battalgazi’deki Kütüphane Oldu
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.