07 Temmuz, 2026, Salı
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Sinsi Hastalık Hipertansiyon Hayati Organlarda Kalıcı Hasar Bırakıyor

Sinsi Hastalık Hipertansiyon Hayati Organlarda Kalıcı Hasar Bırakıyor
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Abdulmecit Afşin, sinsi bir şekilde ilerleyen hipertansiyon hastalığına karşı hayati uyarılarda bulundu. Türkiye'de 18 yaş üzerindeki her üç erişkinden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Afşin; düzenli ölçümün, sağlıklı beslenmenin ve hareketli yaşamın kritik önem taşıdığını vurguladı.

Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı ve Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdulmecit Afşin, toplumda en yaygın görülen kronik hastalıkların başında gelen hipertansiyona ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ile kontrol altına alınabilen ancak çoğu zaman belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Dr. Afşin, düzenli tansiyon ölçümünün, sağlıklı beslenmenin ve fiziksel aktivitenin hastalığın önlenmesinde temel unsurlar olduğunu belirtti.

HER ÜÇ ERİŞKİNDEN BİRİ HİPERTANSİYON HASTASI

Hipertansiyonun hem dünyada hem de ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade eden Dr. Afşin, kardiyoloji, iç hastalıkları, endokrinoloji ve nefroloji alanlarında yapılan epidemiyolojik çalışmaların, Türkiye'de 18 yaş üzerindeki erişkin bireylerin yaklaşık üçte birinde hipertansiyon bulunduğunu ortaya koyduğunu dile getirdi. Hastalığın görülme sıklığının yaşam tarzındaki değişiklikler, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam ve nüfusun yaşlanmasına bağlı olarak her geçen yıl arttığını söyleyen Dr. Afşin, gerekli koruyucu önlemlerin alınmaması halinde önümüzdeki yıllarda bu yaygınlığın daha da artmasının beklendiğini aktardı.

HAYATİ ORGANLARDA KALICI HASARA YOL AÇABİLİYOR

Hipertansiyonun yalnızca kan basıncının yükselmesi anlamına gelmediğini ifade eden Dr. Afşin, kontrol altına alınmayan yüksek tansiyonun zaman içerisinde kalp, beyin, böbrek ve damar sistemi üzerinde ciddi hasarlar oluşturduğunu belirtti. Yüksek tansiyonun kalp yetmezliği, kalp krizi, ritim bozuklukları, inme, beyin kanaması, böbrek yetmezliği ve görme kaybı gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabildiğini vurgulayan Dr. Afşin, bu nedenle erken dönemde tespit edilerek tedavi edilmesinin büyük önem taşıdığını anlattı.

Hastalığın en önemli özelliklerinden birinin çoğu zaman belirti vermeden ilerlemesi olduğunu aktaran Dr. Afşin, hastaların yaklaşık yüzde 50'sinin herhangi bir şikâyet yaşamadan yıllarca hipertansiyonla yaşayabildiğini bildirdi. Belirti görülen hastalarda ise en sık enseden başlayan zonklayıcı baş ağrısı, çarpıntı, göğüs ağrısı, kulakta uğultu, bulanık görme ve ritim bozukluğu gibi yakınmaların ortaya çıkabildiğini belirten Dr. Afşin, birçok hastanın ise ilk kez kalp krizi, beyin kanaması veya böbrek yetmezliği gibi ciddi tablolar nedeniyle sağlık kuruluşuna başvurduğunda tanı aldığını dile getirdi.

DÜZENLİ TANSİYON ÖLÇÜMÜ ERKEN TANI İÇİN ŞART

Hipertansiyon tanısının günümüzde oldukça kolay konulabildiğini belirten Dr. Afşin; aile sağlığı merkezlerinde, hastanelerde, eczanelerde ve ev tipi otomatik tansiyon cihazlarıyla güvenilir ölçümler yapılabildiğini söyledi. 40 yaş ve üzerindeki bireylerin yılda en az bir kez tansiyonlarını ölçtürmelerini öneren Dr. Afşin, ailesinde özellikle genç yaşta hipertansiyon öyküsü bulunan kişilerde ise düzenli tansiyon takibine 30 yaşından itibaren başlanmasının uygun olacağını ifade etti. Hipertansiyonun genetik geçiş özelliği bulunan bir hastalık olduğuna dikkat çeken Dr. Afşin, aile öyküsü bulunan bireylerde düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.

SAĞLIKLI BESLENME VE DASH MODELİ

Hipertansiyon gelişiminde genetik faktörlerin yanı sıra yaşam tarzının da belirleyici olduğunu belirten Dr. Afşin, özellikle yüksek tuz tüketimi, hazır ve işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi ile fiziksel hareketsizliğin hastalık riskini artırdığını ifade etti. Bilimsel çalışmalarla etkinliği gösterilen DASH beslenme modelinin hipertansiyon kontrolünde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Dr. Afşin, bu beslenme modelinin sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağlardan zengin; işlenmiş gıdalar ile aşırı tuz tüketiminin ise sınırlandırıldığı dengeli bir beslenme düzenini içerdiğini söyledi.

Beyaz ekmek ve rafine un yerine tam buğday, çavdar ve yulaf gibi tam tahıllı ürünlerin tercih edilmesini öneren Dr. Afşin, liften zengin beslenmenin hem kalp damar sağlığını desteklediğini hem de hipertansiyon kontrolüne katkı sunduğunu ifade etti. Baklagillerin kaliteli bitkisel protein kaynakları olduğunu belirten Dr. Afşin, mercimek, nohut, kuru fasulye ve bezelye gibi besinlerin düzenli olarak tüketilebileceğini söyledi. Balık ve hindi etinin dengeli beslenmenin önemli bileşenleri arasında yer aldığını ifade eden Dr. Afşin, işlenmiş et ürünlerinin ise yüksek tuz içerikleri nedeniyle mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini kaydetti. Şekerli içecekler, paketli ve hazır gıdaların fazla miktarda sodyum içerdiğine dikkat çeken Dr. Afşin, bu ürünlerin sık tüketiminin hipertansiyon gelişimini kolaylaştırabileceğini belirtti.

KAHVE VE ÇAY TÜKETİMİNDE ÖLÇÜLÜ DAVRANILMALI

Kahve tüketimine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Afşin, kan basıncı kontrol altında olan bireylerde ölçülü kahve tüketiminin genel olarak sorun oluşturmadığını ifade etti. Bununla birlikte, kan basıncı çok yüksek seyreden ve henüz kontrol altına alınmamış hipertansiyon hastalarının kahve tüketiminde dikkatli olmaları gerektiğini belirten Dr. Afşin, tansiyon kontrolü sağlandıktan sonra hekim önerileri doğrultusunda tüketime devam edilebileceğini söyledi. Her gün bir kupa yeşil çayın da dengeli beslenmenin bir parçası olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Dr. Afşin, kullanılan ürünlerin güvenilir kaynaklardan temin edilmesinin önemine dikkat çekti.

DÜZENLİ FİZİKSEL AKTİVİTE KAN BASINCINI DÜŞÜRÜYOR

Hipertansiyonla mücadelede ilaç tedavisinin yanı sıra yaşam tarzı değişikliklerinin de büyük önem taşıdığını belirten Dr. Afşin, teknolojinin gelişmesiyle birlikte günlük yaşamda fiziksel hareketliliğin belirgin şekilde azaldığını söyledi. Günlük yaşam içerisinde daha fazla hareket edilmesini öneren Dr. Afşin; kısa mesafelerde yürüyüşün tercih edilmesi, merdiven kullanımının artırılması ve bisiklet kullanımının teşvik edilmesinin kalp damar sağlığı açısından önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.

Haftada en az beş gün, 40-45 dakika tempolu yürüyüş yapılmasının önerildiğini belirten Dr. Afşin, yürüyüşün yanı sıra yüzme ve bisiklet gibi aerobik egzersizlerin de hipertansiyon kontrolüne katkı sağladığını dile getirdi. Son yıllarda yapılan çalışmaların direnç egzersizlerinin de kan basıncı üzerinde olumlu etkiler gösterdiğini belirten Dr. Afşin; şınav, squat, plank ve "wall sit" gibi egzersizlerin uygun kişilerde düzenli uygulanmasının damar elastikiyetini artırarak tansiyon kontrolünü destekleyebileceğini ifade etti. Egzersiz programlarının bireyin yaşı, mevcut hastalıkları ve fiziksel kapasitesi dikkate alınarak planlanması gerektiğini vurgulayan Dr. Afşin, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerin egzersize başlamadan önce hekim değerlendirmesinden geçmelerinin önem taşıdığını söyledi.

DOÇ. DR. ABDULMECİT AFŞİN'İN AÇIKLAMALARI

Hipertansiyonun önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunun altını çizen Doç. Dr. Abdulmecit Afşin, hastalıktan korunma ve erken tanının hayati önemine değinerek sözlerini şöyle tamamladı: "Hastaların Yaklaşık Yarısı Hipertansiyon Hastası Olduğunu Bilmiyor"

KAYNAK: MHA
 

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!