Malatya
05 Şubat, 2023, Pazar
  • DOLAR
    18.83
  • EURO
    20.32
  • ALTIN
    1128.4
  • BIST
    4997.63
  • BTC
    23337.522$

Malatya’da kalmamın sebebi Özal’dır

18 Ocak, 2023, Çarşamba 20:30Admin
Malatya’da kalmamın sebebi Özal’dır

Hekimliği tartışılmaz; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın tedavisinde bile bulunan bir isim... Adaylık seçiminde de en fazla oyu aldığı İnönü Üniversitesi Rektörlüğü'ne, Temmuz 2016'da atandı. Onun gelişiyle birlikte, sahada ve her noktada değişim yaşandı. İlk iş olarak, şehir ile üniversitenin kaynaşmasını sağladı. Hedefleri saymakla bitmiyor. İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay'dan söz ediyoruz. Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Malatya Time Yayın Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Murat Çetin'in sorularını büyük içtenlikle bir çırpıda cevapladı...

1966, Malatya Hekimhan doğumlu. Tabir yerindeyse “tırnaklarıyla kazıyarak” bugünkü konumuna geldi. 1985-1992 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim alan Ahmet Kızılay, 53 yıllık yaşamının 28'ini doktor-üniversite hocası olarak geçirdi. İnönü Üniversitesi'nin ilk mezunlarından bugününe kadar üniversitede bulunan Kızılay'ın branşı Kulak-Burun-Boğaz. Bugüne kadar 20 binin üzerinde ameliyat gerçekleştiren Prof. Kızılay, 100 bin hastanın da şifa bulmasına sebep oldu. Ahmet Kızılay, aynı zamanda Turgut Özal Üniversitesi'nin de kurucu rektörüdür.  “Halk adamı” vasfını her daim üzerinde bulunduran Ahmet Kızılay, mütevazı ve alçakgönüllü bir insan. 1993 ile 1997 yılları arasında İnönü Üniversitesi'nde Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Kızılay, “Rektör kendi bölümünü öne çıkardı” demesinler diye rektörlük makamındayken KBB'den çok fazla bahsetmiyor. Ahmet Kızılay'ın desteği ve Prof. Dr. Sezai Yılmaz'ın başarılı liderliğiyle Avrupa'da birinci, dünyada ikinci sırada bulunan Karaciğer Enstitüsü, her gün yeni bir başarıya imza atıyor. Dolayısıyla Malatya, sağlık turizminde büyük bir ivme yakalamanın eşiğinde. Ahmet Kızılay'ın en çok gurur duyduğu yatırım ise önümüzdeki aylarda kapılarını açacak olan Onkoloji Hastanesi. Başarılarıyla anılan Prof. Kızılay, “Karaciğer Hastalıkları Araştırma Merkezi” ile “Üniversitede bin profesör” hayallerini gerçekleştirmekte kararlı bir tavır sergiliyor.

İşte başarılarıyla anılan Ahmet Kızılay... 

RÖPORTAJ: MURAT ÇETİN 

İLK OKUL MEZUNU ANNEM VE BABAM, 4 EVLADINI DA OKUTTU

İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay'ın kim olduğuyla ilgili birçok makale ve yazı bulunmakta. Ancak kendi sözlerinizle de tanıtmak adına “Prof. Dr. Ahmet Kızılay kimdir?” sorusuna nasıl cevap vermek istersiniz?

Ocak 2020'de, 53 yaşını dolduruyorum. Kendi memleketimde, 53 yılımın 28 yılını doktor ve üniversite hocası olarak geçirdim. Babam, Hekimhan Dursunlu Köyü'nden çıkıp devlet memurluğuna başlamış, ilkokul mezunu biri. Biz 4 kardeşiz. Annem de ilkokul mezunu. Evlatlarının hepsini okutan annem ve babam, “Çocuklarımızı okutalım ve şehre yerleşelim” dediler. Hepimiz de çalışkan öğrencilerdik. Çok okuyan, öğrenme hevesi olan öğrencilerdik. İlkokuldan beri çok çalışkan ve dikkat çeken bir öğrenciydim. Ders başarılarımın yanısıra, sosyal ilişkileri çok iyi olan arkadaş çevresi geniş biriydim. Her dönemde onlarla beraber çalışmalar yapardık. Ders dışı çalışmalara da çok önem verirdim. Üniversiteye başlayınca bu durum daha çok göze çarpıyordu.

BİRİNCİ OLARAK MEZUN OLDUĞUM LİSEDEN SONRA HACETTEPE'Yİ KAZANDIM

1973-74 yıllarında babamın tayini Konya'ya çıkmıştı. Sıtma savaş memuruydu. Sonra Karayolları'na “Sıhhiye” olarak geçti. Konya'dan başka yere gitmemek için de Konya Belediyesi'ne girip emekli olduğu 1984'e kadar burada çalıştı. Ben ve kardeşlerimin hepsi Konya İmam Hatip Lisesi'ni bitirdi. Derslerimde de çok başarılı bir öğrenciydim. Okul birincisiydim. Üniversite sınavlarında yüksek bir başarı elde ederek Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girdim. Fakülte zordu. Bir taraftan derslere bir taraftan da sosyal faaliyetlere yer verdim. O dönemde başörtüsü yasağına karşı eylemlerimiz oldu. Aktif rol alan bir öğrenciydim. Aktif, dinamik ve heyecanlı bir öğrencilik hayatı yaşadım. Tıp öğrencileri genelde kendi arkadaş çevresiyle arkadaş olur. O dönemde benim, Ankara Hukuk- Siyasal, Hacettepe Üniversitesi'nin diğer bölümleri, Gazi Üniversitesi'nin bölümleri, Teknik Eğitim Fakültesi'nden geniş bir arkadaş çevrem vardı. Öğrenciliğim; diyalog içinde olduğumuz, zaman zaman görüştüğümüz geniş bir arkadaş çevresi içinde geçti. 

RAHMETLİ ÖZAL'IN HEDEFLERİ, MALATYA'DAN KOPMAMI ÖNLEDİ

Üniversiteyi bitirince Malatya'ya gelmemi, hayatın bana bir lütfu olarak görüyorum. Planlı bir dönüş olmadı. Mecburi hizmete, Darende'ye geldim. O zaman, merhum Turgut Özal hayattaydı. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni açmış, eğitim başlamış, hastanenin temeli atılmıştı. Hedef çok büyüktü. Bu durum beni cezbetti. Kendi memleketimde kalıp devam etmek istedim. Özal'ın, buraya en güzel hastaneyi yapmak ve çalışanları yurt dışına göndermek hedefi vardı. Bundan çok etkilendim. Yoksa benim amacım tekrar Hacettepe'ye dönmekti. Özal'ın bu hedefi benim Malatya'da kalmamı sağladı. Üniversitemizde göreve başladım. 2000'de, Amerika'nın en iyi üniversitelerinden birine yardımcı doçent olarak gittim. Hem burada hem de orada çok iyi hocaların yanında çalıştım. Onlardan çok şey öğrendim. Oradaki çalışmaları yakından gözlemleme imkanı buldum. Bazı konularda burayla kıyas yaparak tespit etme imkânı buldum.

28 ŞUBAT SÜRECİNDE, REKTÖRLERİN YAKLAŞIMLARI HADDİNİ AŞIYORDU

Amerika'ya gitmeden önce, 28 Şubat sürecinde sıkıntılı ve çalkantılı bir dönem oluştu. İnönü Üniversitesi, o dönemde çok keskin bir kurumdu. Rektör ve öğretim elemanları arasında ciddi kırılmalar yaşanıyor, rektörler sadece üniversitelere değil, Türkiye'ye nizam vermeye çalışıyorlardı. Haddini ve maksadını aşan bu yaklaşımları, şimdi çok daha güçlü bir şekilde anlıyorum. Yıllar geçtikçe ve tecrübe arttıkça her şeyi daha yerinde değerlendiriyorsunuz. 15-20 yıl önceye dönüp baktığımda, o zamanki keskin ve Türkiye'ye nizam vermeye çalışan ifadeleri, maksadını aşan, yakışıksız ifadeler olarak görüyorum. O dönemleri her noktasıyla yaşayan bir insanım. Daha sonraki dönemde kendi alanıma odaklı çalışmaya gayret gösterdim. 

20 BİN AMELİYAT YAPTIM, 100 BİN HASTA BAKTIM

Kulak-Burun-Boğaz (KKB) hocası olarak bilimsel ve klinik anlamda çalışmalar yaptım. Gerek tıp eğitimi gerek asistan yetiştirme açısından verimli bir hocalık dönemi yaşadığımı söyleyebilirim. 20 bine yakın ameliyat yaptım. 100 binlere yakın hasta baktım. Kendi hikâyeme bakınca çok hasta baktığımı görüyorum. Üniversitemizin ilk mezunlarından bugüne kadarki mezunlarına kadar buradayım. Tıp Fakültesi mezunlarının hocası olarak çalıştım. Çok sayıda araştırmanın yanısıra KBB uzmanı yetiştirdim. Çok verimli bir dönem geçirdiğimi düşünüyorum. İşime kendimi vererek candan çalışıyor, sonuna kadar da aynı şekilde devam ediyorum. Beni bilen bilir. Sabah erken gelip akşam geç çıkardım. Hafta sonu da mutlaka hastalarım vardı. Mesai mevfhumu olmadan çalışırdım. Meslektaşlarımın içerisinde birçok yönüyle, alanında iddialıyım ve birçok başarıyı yakaladığımı düşünüyorum. Bilimsel ve uluslararası çalışmalar açısından da en zor ve ağır hastaların tanı ve tedavisi açısından da başarıyı yakaladığımı zannediyorum. Uzun uğraşlar sonucunda bugünlere geldik. Kendimi çok iddialı olarak anlatmak karakterim değil. Farklı yönleriyle anlatınca, değinince konu beni buraya getirdi. Yoksa kendini övmek, benim karakterimde yer almaz.

YAPTIĞINIZ İŞİ SEVİN VE ÇOK ÇALIŞIN

Sizce başarının yolu ve sistemi nedir?

Birincisi, yaptığın işi sevmektir. Yaptığın işi severek yapacaksın. İkinci basamak ise çok çalışmak. Ne kadar çok çalışırsanız, o kadar bilgi öğrenirsiniz, o kadar bilimsel çalışma yapıp hasta tedavi edersiniz. Sevgi ve çalışmak önemli.

ÜNİVERSİTELER, ÇOK İNSAN ÜRETMELİ

Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü, Prof. Dr. Mesut Parlak, Malatya Time'daki söyleşisinde “Ahmet kardeşimiz çok zarif ve kibar bir akademisyen” cümlesini kurdu ki, böyle de tanınıyorsunuz. Sizce, yeni Türkiye'nin yeni rektörleri nasıl olmalı?

Rektör olarak, rektörleri anlatmak benim için zor. Ancak size kendimi anlatabilirim. Üniversiteler, ülkenin her konumunda durumdan vazife çıkararak verimli olmalı ve insan üretmeli. Veriye dayalı analiz yapmalı. Hocalar ve yöneticiler aktif ve dinamik olmalı. Rektörler üniversiteleri sevk ve idare ediyor. İnsanları motive etmek rektörlere düşüyor. Üniversitem, 42 bin öğrenci, 6 bine yakın çalışan, 5 bine yakın hasta ve yakınları için sabahları sağlıkla ve huzurla geliyoruz. Akşama kadar eğitim-öğretim, bilimsel çalışmalar, insana hizmet, laboratuvar çalışmaları yapıp huzurla günü tamamlayıp eve gitmek çok önemli. Bizim için, dinamik ve görevini huzurla yapan bir üniversite olmak ilk sırada. İkinci sırada ise eser üretmek gerekiyor.

ÜNİVERSİTEYİ, DAHA İLERİYE GÖTÜRMÜŞ OLARAK DEVREDECEĞİM

Rektör, üniversiteyi devraldığı süreden sonra devredeceği zamana kadar üzerine çalışma ekleyerek yoluna devam etmeli. Her basamakta, her alanda daha ileriye götürmeli. Eklemeler çok yönlü olmalı. Fiziksel kapasite artırılarak, üniversite daha güçlü bir kaynağı bünyesinde barındırmalı. Fakülte ve enstitülerin artan bilimsel kapasiteye, eğitim materyali açısından ileriye taşınması da çok önemli. Hem hedefi olmalı hem de hedefini gerçekleştirmeli. Ben de bunu kendime hedef koydum. Bütün bu alanlarda, 2016'da devraldığım üniversiteyi, benden sonraki rektöre, daha ileri götürmüş olarak devretmek istiyorum. Önemli aşamalar kaydettik. Süremin sonunda, her yaptığımızı somut olarak, madde madde kamuoyuna sunacağım. Üniversitemiz neredeydi, nereye getirdik? İnsan kaynağı, öz sermaye, öğrenci kapasitesi, kalite, nitelik bilimsel üretkenlik, eğitim kapasitesi, üniversite-sanayi iş birliği, üniversite-şehir iletişimi, Ar-Ge ve inovasyon açısından neredeydik, nereye getirdik? Bunları birer birer anlatacağım.  

MALATYA'NIN İŞ ADAMLARI DAHA FAZLASINI YAPABİLİR

Turgut Özal Tıp Merkezi'nin (TÖTM) yanına, Malatyalı İş Adamları Derneği (MİAD)'ın yaptığı konukevine yönetiminizle birlikte siz de çok emek verdiniz. Bu tür yatırımların sayısını artırmak için başka neler yapılabilir?

2009 yılında başlayıp 2011'de hizmete açılan MİAD Konukevimiz, 8 yılda çok büyük hizmet gördü. 2019'da, 17 Nisan'da yine MİAD Başkanımız Sayın Yunus Akdaş'ın aracılığıyla, değerli iş adamımız Şahin Nalbant beyefendinin yaptırdığı Şahin Nalbant Konukevi'ni üniversitemize kazandırdık. Bu konukevi 101 odalı 202 yataklı. Şu günlerde 2 konukevimiz, tam kapasiteyle çalışıyor. Çok büyük bir hizmetten bahsediyoruz. Bunların sayısının artırılması için hayırseverlerimizin desteğine ihtiyaç duyuyoruz. MİAD gibi kuruluşlarımız ile Malatya içindeki ve dışındaki hayırseverlerimiz üniversitemize destek veriyorlar. Hayırseverlerimizin yaptıklarına bir başka örnek ise üniversite camimizdir. Malatya ve Türkiye'nin her yerinde hayırseverlerin katkısıyla camimizi yapıyoruz. Daha fazla hayırseverler ile çalışmak istiyoruz. Malatya'nın iş adamları kapasitesiyle, bu yaptıklarımızdan daha fazlasını yapabilir. Daha güzel hizmetler de yapmak istiyoruz. Ufkumuz daha geniş ve ileriye dönük. Yeşilay ve Kızılay ile ortak projelerimiz var. Adli Tıp Bölge Başkanlığımız için üniversitemizden yer tahsis ettik. Bütün bunları üniversitemize farklı kaynaklar bularak kazandırmak istiyoruz. Önümüzdeki yıl da bunların hepsini gerçekleştireceğiz. Hayırseverlerimizin katkısı ne kadar fazla olursa, daha çok hizmet götürebiliriz.

CAMİ, HAYIRSEVERLERİN KATKISIYLA YAPILIYOR

Cami için üniversitenin bütçesinden kaynak aktarıldığını iddia edenler var. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Camiye üniversitenin bütçesinden bir kuruş dahi aktaramayız. Bu teknik olarak mümkün değil. Aslında bütçeden yapılsa daha kolay ve hızlı olurdu. Ancak belirttiğim gibi teknik olarak bu mümkün değil. Tamamen hayırseverlerin katkısıyla yapılıyor. Camimizin büyüklüğü 4 bin kişi kapasiteli ve sosyal mekânları da var. Gençliği kucaklayan bir kütüphane, kafe gibi bir yer. Kitap okuyup, çay kahve içebilecekleri, öğrencilerin sosyal ihtiyaçlarını karşılayabileceği, ibadethaneleri olan bir alan. İlahiyat kitaplarından oluşan bir kütüphanemiz bulunuyor. Bu bir külliye. Bugüne kadar harcanan para 10 milyon lirayı aştı. 4 veya 4.5 milyon lira ek kaynağa ihtiyaç var. Önümüzdeki Ramazan ayında açmayı planlıyoruz.

TIP FAKÜLTESİ'NDE, YAKLAŞIK 700 DOKTORUMUZ ÇALIŞIYOR

Geçtiğimiz günlerde, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. Ramazan Özdemir'le gerçekleştirdiğimiz röportajda “İnönü Üniversitesi'nin kaybetmesi mümkün değil. Artık kendini ispatladı, dünya markası oldu. 5-6 kişinin ayrılması kurumdan bir şey götürmez” ifadelerini kullanmıştı. Sayın Özdemir'in görüşüne katılıyor musunuz? İnönü Üniversitesi neredeydi, nereye geldi?

Üniversitemizin 28 yıl önceki halini biliyorum. Tıp Fakültesi'nin açılışından bugüne kadar olan süreyi bizatihi yaşadım. Eskiden buradan öğretim üyesi yetişip başka yerlere giderdi. Şimdi buraya geliyorlar. Biz eskiden vericiydik. Şimdi alıyoruz. Az sayıda veriyoruz, çok sayıda alıyoruz. Üniversitemiz artık, rağbet gören ve istenen bir yer. Hocalar gelmek için taleplerde bulunuyor. Sadece Tıp Fakültemiz'de 130'a yakın profesör hocamız var. Doçent, doktor ve öğretim üyesi hocalarımızı saydığımız zaman (Araştırma görevlileri asistanlar hariç) Tıp Fakültesi'nde 300'e yakın hocamız var. Araştırma görevlisi asistanlarımızla beraber 700 civarında doktorumuz, Tıp Fakültesi'nde, Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışıyor. Burada yetişip Türkiye'nin her yerine, en çok da İstanbul'a giden sayısız profesörümüz ve doçentimiz var.  Bezmialem'i neredeyse kuran, orayı ayakta tutanların hepsi Malatya'dan giden hocalarımız. Böyle daha çok yer var. Onun için burası, Türkiye'ye insan yetiştiren bir fakülte. Gidişlerin daha da azalması için gayret sarf ediyorum. Hocalarımızın Türkiye'de önemli yerlere gelmesinden de mutlu oluyoruz.

KARACİĞER NAKLİNDE DÜNYANIN ‘KUTUP YILDIZI'YIZ

İnönü Üniversitesi, dünya tıp tarihine başarılarıyla damgasını vurdu. Karaciğer Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz'ın liderliğinde, 2 bin 500'ün üzerinde karaciğer nakli gerçekleştirildi. Canlıdan canlıya eş zamanlı olarak 5 alıcıdan 5 vericiye karaciğer nakli yapıldı. İnönü Üniversitesi, Türkiye için ne ifade ediyor? Türk bilim alanına katkıları nelerdir?

Organ nakilleri konusuna daha odaklanalım. Burası karaciğer nakli konusunda Türkiye'nin göz bebeği, Türkiye'nin kutup yıldızı. Dünyanın da kutup yıldızı, en önemli merkezi. Önceden “Dünyanın en önemli merkezlerinden biri” derdik; ama artık dünyanın en önemli merkezi haline geldi. Siz 2 bin 500 dediniz, 2 bin 700 diyebilirsiniz. Neredeyse 3 bine yaklaşıyoruz. Geçen yılı 272 karaciğer nakliyle kapattık. Bugünlerde 272'yi tamamladık. Bu iki haftada da geçen yılki sayıyı geçeceğiz. Karaciğer naklinde yakaladığımız bu üstün başarının 4 tane temel sebebi var: Birincisi; Sezai Yılmaz Hoca'nın güçlü bir liderlik ortaya koyması ve tüm ekibin kıymetli insanlardan oluşmasıdır. İlk faktör, karaciğer takımımızdır. Bu sadece cerrahlardan değil, tüm tıp alanları ve yardımcılarından oluşan, 100'ü aşan bir ekip. İkincisi; rektörlerin karaciğer nakline özel önem vererek destek olmasıdır. Ben de buna çok destek veriyorum. Üçüncüsü; tüm devlet kurumlarımızın bu başarıyı görerek, destek vermesidir. 2016'da Karaciğer Nakli Enstitüsü açıldı. Şimdi de tam kapasiteye ulaşması için çalışıyoruz. Dördüncüsü; nakillerin etik ve bilimsel kurallara yüzde 100 uyarak yapılması. Karaciğer naklinde zirveyi yakaladık. Ancak bunu da yeterli görmüyoruz. Hedefimiz, yılda 500 nakil yapmak. Klinikte dünyanın en önemli merkeziyiz. Bilimsel araştırmada da aynı noktaya gelmek istiyoruz. 

KARACİĞER NAKLİ YAPACAK CERRAHLAR YETİŞTİRİYORUZ

Türkiye'de genel nakil ihtiyacı ne kadar?

Yıllık nakil sayısı bizde yaklaşık 300… Türkiye'de bin 500 civarında. Belki eksik ya da fazla söylemiş olabilirim. Bizde yüzde 80'i canlıdan canlıya, yüzde 20'si kadavradan nakil… Kadavra nakillerini giderek artırıyoruz. Canlıdan canlıya nakilde çok önemli bir eğitim merkeziyiz. Burası sadece tedavi yapmıyor. Türkiye'de karaciğer nakli ameliyatı yapacak cerrahlar yetişiyor. Buranın en büyük özelliği, insan yetiştirmek.

GUINNESS REKORLAR KİTABI'NA KAYDIMIZI YAPTIRDIK

Guinness Rekorlar Kitabı'na girmek için müracaatınız vardı. Asıl gaye, Turgut Özal Tıp Merkezi'nin kapasitesini göstermekti. Dönüşü oldu mu?

12 Haziran'da 5 alıcı, 5 vericiden oluşan 10 ameliyat aynı anda yapıldı. Ameliyatlar akşama doğru başarıyla tamamlandı. Hepsi taburcu oldu. Amacımız, dünyaya ve ülkemize, büyük kapasitemizi ve geldiğimiz noktayı anlatmaktı. Bunu da başardık. Uluslararası gözlemciler, şehrimizin yöneticilerinin katıldığı ameliyatı kayda aldı. Guinness Rekorlar Kitabı'na kaydımızı yaptırdık. Guinness'te böyle bir kategori yoktu. Bize yeni bir kategori açılacak. Hedefe tam ulaşacağız. Burada 2 bin 700'ü bulan nakil yapıldı. Ama aynı anda nakil yapılması daha çok ses getirdi. Bunu çok önemli buluyorum. 

DÜNYADA ÇAPRAZ NAKİL YAPILAN YER OLACACAĞIZ

Ekibin, çapraz nakille ilgili bir çalışması da vardı. Çapraz naklin ne demek olduğunu açıklar mısınız?

Eş zamanlı operasyonlar, çapraz naklin yolunu açıyor. Örneğin; sizin karaciğer hastanız var; ama vericinizin karaciğeri ona uymuyor ve ameliyat olamıyor. Yani; verici de var, alıcı da var. Ancak karaciğerleri uyuşmuyor. Başka hastalar biraraya getiriliyor. Sizin hastanızın vericisinden diğer hastaya, onun vericisinden ise sizin hastaya nakil yapılacak. Hepsi aynı anda ameliyata girerse 2 alıcı, 2 verici var. Bu amaçla çok güzel çalışma yapıyoruz. Burası Türkiye'nin merkezi olacak. Dünyada da çapraz nakil yapılan en önemli yer olacak.

REKTÖRLÜĞÜMÜN 1 NUMARALI KATKISI: ONKOLOJİ HASTANESİ

Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal “Burası Türkiye'nin kalp ve karaciğer merkezi olacak” demişti. Gördüğümüz kadarıyla Karaciğer tamam. Kalp ne durumda?

Karaciğer tamam hatta dünyanın 1 numarası. Kalpte de iyi bir ekibimiz var. Dünyada ne yapılıyorsa hepsi burada yapılıyor. Kalp Cerrahi bölümümüzde iyi hocalarımız var. Karaciğerde olduğu gibi kalpte de bir numara olmak istiyoruz. Yeni planımız var. Eski Gümrük Ticaret Bakanımız Bülent Tüfenkçi söz vermişti. “Buraya kalp hastanesi açacağız” diye. Onkoloji hastanesini açtıktan sonra, 2020 yılında Kardiyoloji Hastanesi'nin de projesini çalışacağız. Sayın Bakanımızla birlikte bu projeyi hayata geçireceğiz. Kalpte de burayı gözde merkez haline getireceğiz. Rektörlüğümün katkılarının belki 1 numarası diyebileceğim, 217 yataklı Onkoloji Hastanesi'ni önümüzdeki aylarda açmayı hedefliyoruz. Türkiye'nin en büyük kanser merkezlerinden biri olacak.

KENDİ EVLATLARIMA DA ÜNİVERSİTEMİZİ ÖNERDİM

Öğrenciler, İnönü Üniversitesi'ni neden tercih etsin? Malatya'da yaşayanlara illerinde kalmaları, diğerlerine şehrinize gelmeleri için hangi gerekçeleri sunabilirsiniz? Yükseköğretim kurumlarında görmek istediğiniz öğrenci profilini tarif eder misiniz?

Öğrencilerimizin yarısı kendi şehrimizin gençleri. Diğer yarısı da en başta bölge illerden sonra da Türkiye'nin diğer illerinden gelenler. En başarılı olanları istiyorum. İnsan kaynakları güçlü, huzurlu bir şehir. Sadece ders açısından değil, kültür ve fiziki anlamda Türkiye'nin en güçlü ve önemli üniversitelerinden biri. Malatya, Türkiye'nin en güzel şehri. Öğrencilerimiz burayı tercih etmeli. Malatya, ekonomik anlamda orta dereceli, çok pahalı veya çok ucuz değil. Orta halli bir masrafla öğrenciliklerini geçiriyorlar. Bütün bu olumlu ve güçlü etkilerimizin yanında, Kredi ve Yurtlar Kurumu ve özel yurtlar dahil, açıkta hiçbir öğrencinin kalmayacağı bir barınma kapasitesine sahibiz. Dışarıdan gelenler, iyi bir çevrede, huzurlu bir ortamda eğitim almış olacak. Evlatlarıma, kendi üniversitemi önerdim. Büyüğü “doktor” olarak mezun oldu. Küçüğü de 2 yıl sonra bitirecek.

HAYÂLİM: ÜNİVERSİTEMDE BİN TANE PROFESÖR GÖRMEK

İnönü Üniversitesi'nin geleceğine dair en büyük hayâliniz nedir?

Şu anda 1000'e yakın öğretim üyemiz var. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde, bin profesörümüzün olmasını hayal ediyorum. Profesörlük, bilimsel çalışmada ve hocalıkta en üst nokta ve mertebedir. Bin tane profesör olursa, şehrimizin de daha çok istifade edeceği bir dönem olacaktır. Şimdi 400'e yakın profesörümüz var.

İDDİALARINI İSPATLAYAN BİR YÖNÜMÜZ VAR

Malatya'nın birçok manada “Yaprak dökümü” yaşadığına dair görüşler var. Bu görüşlere katılıyor musunuz? Sizce, Malatya'nın artıları neler?

Üniversite açısından bakılırsa böyle değil. Gelişen, ileri giden, kapasitesini geliştiren, iddialarını ispatlayan bir yönümüz var. İş dünyası açısından da organize sanayi bölgelerimizin daha ileriye gittiğini görüyor ve umutlanıyorum. İstihdam ve üretim kapasitesi arttı ve artmaya devam ediyor. Bundan 3 yıl önce bir Ar-Ge Merkezi varken şimdi 4 Ar-Ge Merkezi var. 2-3 tanesi de yolda. Bir yıl içinde 6-7 tane Ar-Ge Merkezi olacak. Gaziantep'te bir hocamız sunum yaparak 8-9 Ar-Ge Merkezi olduğunu söyledi. Türkiye'nin ilk bininde çok sayıda sanayi tesisi var. Bizim daha az tesisimiz var. Onların da 30-40 olmasını bekliyorum. Biz bu orana birkaç yılda ulaşabileceğiz. Kültür-sanat atmosferi açısından bakıldığında canlı bir şehir var ki, üniversitemiz bunun merkezlerinden biridir. Sporda ise Malatyaspor … “Yaprak dökümü” tabirini karamsarlık olarak değerlendiriyorum. Ben bardağın dolu tarafına bakıyorum.

ÜNİVERSİTE-ŞEHİR İŞ BİRLİĞİ, EN ÇOK ÇALIŞTIĞIM ALANLARDAN BİRİ

Üniversite-şehir iş birliği çok önemli. Bu tespitten hareketle, Malatya ile İnönü Üniversitesi'nin bağı, bağlantısı ne durumda?

Üniversite-şehir iş birliği, benim önem verdiğim alanlardan biri. Benim döneminde bu zirve yapmıştır. Üniversitenin bütün insan kaynakları bilgi birikimini, bugüne kadarki organizasyon birikimini ve kabiliyetini elimden geldiğince şehrin hizmetine açmaya çalıştım. Önemli bir mesafe de katettik. Hocalarımız, akademik personelimiz, STK'larda, kamu kuruluşlarında, belediyelerde daha etkin roller üstlendi. Birçok faaliyet yaptık. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; Hem büyükşehir belediyemiz hem iki büyük ilçe belediyemizde, valiliğimizde birçok projede paydaşlık yaptık. Şehrimizin tarihini, kültürel zenginliklerini, arkeolojik birikimini, geçmişini, sanatını, üniversite olarak sempozyumlar ve kongrelerle destekledik. Bunları kalıcı eserlere de dönüştürdük. Buna bir örnek vereyim... 31 Mayıs 1920'de Malatya il oldu. 31 Mayıs 2020'de Malatya'nın il oluşunun 100. yıldönümü. O hafta biz “Malatya'nın 100 Yılı Sempozyumu” yapacağız. Üniversite-şehir ilişkileri bakımından, daha ötesini istiyorum. Üniversitemizin ve şehrin geçmişine baktığımızda bugün daha iyi bir noktadayız.

‘KARACİĞER HASTALIKLARI ARAŞTIRMA MERKEZİ' İÇİN DESTEK BEKLİYORUZ

Malatya'da iyi bir altyapı var. Eczacılık, farmakoloji, araştırma laboratuvarları, hayvan laboratuvarları... Karaciğer, onkoloji, ortopedi, kemik iliği... Ajandanızın “Yatırım” başlığı altında bu saydıklarımızın yanına yeni şeyler eklenecek mi?

2020'nin tasarruf yılı olması hasebiyle yeni bir büyük yatırımımız yok. Ama hedefimiz de planımız da var. OSB Meslek Yüksek Okulumuzu tamamladık. Eğitim-öğretime açtık. Resmi açılışını yapacağız. Onkoloji Hastanemizi de açacağız. 2020'de çok önem verdiğim bir projemiz daha var. Ağır hasta bakım merkezi... Kızılay'dan finansman bulmak için uğraşıyoruz. “Evde bakımı mümkün olmayan, hastanede de bakımı tamamlanıp eve gönderilmiş olan, ağır makinaya bağımlı hastaları sahiplenelim” dedik. Bu anlamda Türkiye'ye örnek olmak istiyoruz. İnşallah bu projemizi 2020 yılında hayata geçireceğiz. Yine Yeşilay ile Rehabilitasyon Merkezi'ni harekete geçirmek istiyoruz. Asıl hayâlini kurduğumuz; “Karaciğer Hastalıkları Araştırma Merkezi”...dir. Bunun için arkadaşlarımızı dünyanın en iyi laboratuvarlarına gönderdik. Oralardan örnekler aldık. Laboratuvarımızı karaciğer hastanemizin zemin katında açtık. Ama burayı ayrı bir bina olarak ve dünyanın en önemli “Karaciğer Araştırma Merkezi” yapmayı hedefliyoruz. İnşallah 2020'de bunu gerçekleştireceğiz. Bunun için de, hayırseverlerden destek bekliyoruz.

‘KULAK-BURUN-BOĞAZ'DA ÇOK BAŞARILI İŞLER YAPILIYOR

Kendi bölümünüz olan KBB'de bir hedef ve gelişme var mı?

Ameliyatlar ve tedaviler yapılıyor. “Rektör kendi bölümünü öne çıkardı” demesinler diye bu konudan çok bahsetmiyorum. KBB'de çok sayıda hasta tedavi ediliyor, şifa buluyor. Çok başarılı ve güzel işler yapılıyor.

AR-GE VE İNOVASYON YAPACAK EKİPLERİ DESTEKLİYORUM

İşitme cihazları hep yurt dışından geliyor. KBB ve Teknokent'in ortak çalışmasıyla Malatya'da üretilemez mi?

Bunu Teknokent'te önce planladık. Sonra dar oldu. Baktık ki Teknokentimiz bu ivme kapasitesinde değil. Biraz genişlettik. Ama hedefimiz teknokentimizi sağlık alanına odaklı bir şekilde devam ettirmek. Bunun için sağlıkla ilgili Ar-Ge ve inovasyon yapacak, hem hastanedeki hocalarımızla hem Teknokent'teki gerek özel sektör gerek mühendislik alanında ortak çalışacak ekipleri sonuna kadar destekliyorum. Bilimsel araştırma fonu özel destek veriyor. Onların finansmanının bir kısmını bilimsel araştırma kaynağımızdan hızlı bir destekle destekliyorum. Bu, sadece KBB için değil de tıbbın tüm alanlar için düzenli çalıştığımız bir konu. Bu, üniversitemizin ve şehrimizin geleceğiyle de direkt ilgili...

SAĞLIK TURİZMİNDEKİ PROBLEM UÇAK SAATLERİ; GELİŞ-GİDİŞ

Malatya, sağlık turizmini neden yeterli seviyeye taşıyamadı?

Bu bizden kaynaklanmıyor. Biz geçen yıl, 26 ülkeden 301 hastayı tedavi ettik. Bu yıl daha faza olacak. 5 bin-10 bin hasta almak istiyoruz. Buradaki en temel problem, uçak saatleri yani Malatya'ya geliş-gidiştir. Bu sorunu aşarsak, sağlık turizminden daha çok pay alırız. Sağlık turizmi konusunda şöyle bir stratejimiz var: “Malatya Havalimanı'na gelen hastayı oradan alıyoruz. Tedavi edip tekrar oradan gönderiyoruz.” Bu konuda, bütün hastanelerden daha çok kendimize güveniyoruz.