Malatya
03 Şubat, 2023, Cuma
  • DOLAR
    18.82
  • EURO
    20.58
  • ALTIN
    1156.3
  • BIST
    4808.61
  • BTC
    23436.95$

Sanat, festival için değil insan için yapılır 

19 Ocak, 2023, Perşembe 13:01Admin
Sanat, festival için değil insan için yapılır 

Türk sinemasının önemli isimlerinden Ünal Küpeli konuğumuz oldu.  Sinemamızın son 50 yılına senarist, yönetmen ve yapımcı olarak damga vuran Ünal Küpeli’yle, dizi ve sinema sektörünün dünü ile bugünü arasındaki farkı, olması gerekenlerden başlayıp olmaması gerekenlere kadar geniş bir yelpazeyi konuştuk. Hemşerimiz Kemal Sunal’dan başlayıp Fahri Kayahan’a kadar uzanan bir hikayeler silsilesinin yanına Malatya Film Festivali’ni de iliştirerek, Ünal Küpeli’nin görüşlerini öğrenmek istedik. Sorularımıza büyük bir samimiyetle cevap veren Ünal Küpeli, farklı bir bakış açısı sunuyor. 

RÖPORTAJ: MURAT ÇETİN 

Saygıdeğer hocam, öncelikle bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Sohbetimize klasik bir soruyla başlayalım. Ünal Küpeli kimdir? 

İlkokul, ortaokulu, liseyi Malatya’da okudum. Tam yerli bir Malatya çocuğuyum. İstanbul Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra TRT’nin sınavlarını kazandım. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu yeni kurulmuştu ve hayli de itibarlıydı. Torpilsiz olarak, Allah’a emanet sınavı kazandım. Kazanmam konusunda aldığım eğitimin büyük faydası olmuştu. Bizi Genel Kültür Sınavıyla aldılar. O zamanlar sinemadan bazı kişilerle yakınlığım olmuştu. Bizi İstanbul Televizyonu Drama Bölümüne tayin ettiler. Orada çalıştıktan sonra zaten piyasaya çıktık. O zamanlar TRT’nin çok meşhur ilk dizilerini biz yaptık. Aşk-ı Memnu, Hanımın Çiftliği, Mardin Münih Hattı, Kartallar Yüksek Uçar gibi dizilerde imzamız vardır. TRT Televizyonlarında ilk yerli dizileri yapan insanlardan birisi de benim. Sinemaya geçişim, 1987 senesinde olmuştur.   

Türk sinemasının şu anki konumunu nasıl görüyorsunuz? 

Yapılan işlerin sadece yüzde 3’ünü beğeniyorum. Kalan yüzde 97’si ise abuk subuk senaryolar bence. Bizim zamanımızda bir tane minibüs ile işe çıkılırdı. O minibüsün içinde oyuncular da olurdu, ışıkçılar da olurdu, set malzemeleri de olurdu. Bir arabayla Kilyos’a gider çekim yapar ve dönerdik. Şimdi ise 5 tane tır, 6 tane ışık arabası, 8 tane malzeme aracıyla işe çıkılıyor. Bu kadar çok imkan var ama maalesef kafa yok. Çünkü sinema malzemeyle değil beyinle yapılır. Şimdi sinema eğitimi yok eskiyi takip etmek ise hiç yok. Sadece Amerikan sinemasını izlemiş ve yola çıkmışlar. 

Gişeden veya toplumdaki karşılığından ziyade, festivaller için çekildiği söyleyen filmler vardır. Bu konuya sizin bakışınız nasıl? 

Bizim felsefede tartışma konusu vardır. Sanat sanat için midir, sanat toplum için midir? Sanat toplum için olduğu zaman bir anlam ifade eder. Ben sanat diyeyim anlayan anlar anlamayan anlamaz diyemezsin. O zaman niye perdeye çıkıyorsun, niye resmi sergiliyorsun? Tabii ki toplumun kabulünü görmek için. Ben yaptım oldu mantığıyla olmaz. Topluma hitap etmeyen sanat bana göre sanat olamaz. Herkes resimden veya müzikten anlamaz ama, uzmanların görüşleri vardır. Sanat toplum içindir ve birey için olamaz. Benim görüşüm budur. 

Festival demişken, Malatya Film Festivali’ni de es geçmeyelim. Malatya Film Festivali’nin nasıl buluyorsunuz? 

Ben o konuda çok eleştiride bulundum. Bir kere festivalin yapıldığı tarih yanlıştır. Kasım ayı olması itibarıyla kış mevsimi. Festivallerin birinci derecede amacı o şehrin doğasını, tabiatını, yemeğini, meyvesini tanıtmaktır. Bir anlamda turizm yapmaktır. Yurdun dört bir köşesinden, hatta uluslararası sahadan insanları alıp Malatya’ya götürüp, AVM’yi gösteriyorsan, amacına ulaşmamış olursun. Ben buradan gidenler ile görüştüm. Bana hiçbir yeri görmediklerini söylediler. Gidip film izleyip döndüklerini anlattılar. Ben fikirlerimi vali ve belediye başkanlarına da ilettim. “Festival tarihini Haziran sonuna alalım. Kirazlar, kayısılar olsun. Yurt içinden ve yurt dışından gelen sinemacılar orada Malatya’yı yaşasınlar. Zamanlama bakımından yanlış.” dedim. Diğer yandan da hep aynı kişiler var. Seçici kurul aynı, jüri aynı… Ya hu kardeş, bu memlekette adam mı yok? Beni bir kere, o da utandıkları için çağırdılar. Hayat boyu onur ödülü verdiler. Ama benim bilgilerimden yararlanmalarını isterdim. “Şurada ne yapalım?” diye sorulmasını isterdim. 

Festivalin daha nitelikli bir şekilde düzenlenebilmesi için önerileriniz nelerdir? 

Bir kere çok parayla da olmaz. İlk başladığı yıllarda Kültür Bakanlığı tanıtım fonundan 1-2 milyon alıyorlardı. Çalık’tan 8-10 milyon aldılar. Şimdi 500 bin TL. ile yapmaya çalışıyorlar. İş daraldı. Malatyalıların elini taşın altına biraz daha koymaları gerekiyor. 2-3 proje verildi. Bir tanesi “Fahri Kayahan” dı mesela. Üzerinde de çalıştım her şeyi hazır. Tam bir Malatya hikayesi. Ama kimse yanaşmıyor. Ben de kalkıp bu dar zamanda büyük miktarda para harcayamam. Malatyalılar eleştirmeyi seviyorlar ama, hiç kimse elini taşın altına koymuyor. 

Fahri Kayahan ile ilgili bir proje hazırladığınızı söylediniz. Bu projenin kabul görmesi durumunda Malatya’ya ne gibi katkıları olabilir? 

Çok faydası olurdu. Mesela “Müslüm” dizisi Adana’yı ve o çevreyi yeniden canlandırdı. Her kültürel sanat hareketinin mutlaka bir izi kalır. Bir de Fahri Kayahan iftiraya uğramış bir adam. Dedikodu yüzünden karısı intihar etmiş. O adam kendini temize çıkarana kadar neler çekmiş? Gidip mezarının başında da türkü bestelemiş: Uyu demeye geldim. Yâri görmeye geldim. Yavrum yaren nerende? Merhem olmaya geldim… 

Son yıllarda popüler olan televizyon dizileri, Kurtlar Vadisi, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz veya Çukur gibi dizilerin  topluma etkilerini nasıl görüyorsunuz?

İşte bu sosyo-psikolojik öneme sahip bir konu. Güzel bir araştırma konusu. Bizim ergenlik çağına gelen gençler, eskiden Kovboylara ve Tarzan’a özenirdi. Çünkü çocukların içinde 12-13 yaşlarında hep bir kahraman vardır. O kahramanın bir şekilde birilerini temsil etmesi lazım. Amerikan sineması bunu zamanında çok kullandı. Amerikan toplumu kovboylara ve Tarzanlara hayrandı. John Wayne’ın Kızılderili Katliamlarını izledik biz çocukluk ve gençliğimizde. Bunlar benim notlarımda var. Bunların hepsini yazdım. Şimdi memleketin polisi mi yok, jandarması mı yok, askeri mi yok. Sen gayri meşruyu devlete rağmen kahraman ilan ediyorsun. Şurada bir silah patlasın hemen polis geliyor. Sokaklarda çalıp çırpınca ne oluyor? Sokaktaki 15 yaşındaki çocuk da kendini o rüzgâra kaptırıyor. Televizyonun başından kalkmıyor.

Son dönemde TRT ile birlikte birkaç kanal tarihi konulardaki dizilere ağırlık vermiş durumda. Diriliş Ertuğrul,  Kuruluş Osman, Payitaht Abdülhamit, Kut-ül Amare gibi isimlerle seyirciyle buluşuyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Senaristler bizim yakın tarihimizi çok iyi yazmamışlar. Diziler tamamen hayal mahsulü. Çünkü tarihi belge yok. Ben Itri’yi yazdım. 50 tane kaynaktan araştırdık. Yanlış yapacağız diye de korktuk. 

A.r.o.g, Eyvah Eyvah, Düğün Dernek, Recep İvedik gibi filmlerin Türk sinemasına katkısı nedir? 

Komedinin de bir gereksinim olduğunu ifade etmek isterim. Ancak komedinin arka planında müthiş bir mesaj olması gerekir. Sadece güldürmek için hokkabazlık yapılmaz. Komedinin bir mesaj verip gönderme yapması lazım. Bu bizim Kemal Sunal filmlerinde vardır. Kemal Sunal ezik adamı oynardı. Kapıcı, bekçi, postacı, çöpçü rolleriyle ezik adamı temsil eder ama sonunda da erdemi ve namusuyla çok güzel mesaj verirdi. Şimdi bunların hiçbir mesajı yok. Afedersiniz ama şimdiki filmlerde gaz çıkaran adamın ne gibi bir mesajı olabilir ki? Bilmiyorum… 

Malatyalısınız, Malatya kelimesini duyunca zihninizde neler canlanıyor? 

Malatya hayatı ilk tanıdığım yer. İnsan doğar-büyür, ilk kerpiç evini görür, o evin önündeki asmayı, akan suları görür… Ben bugün bile evin önünden akan suyu hâlâ özlüyorum. Şimdi oralarda hep kapandı gitti. Nostalji insanı hayata bağlar. Benim çocukluğumda her evin bahçesinde elma, armut, ayva, dut, erik, asma vardı. Cennet gibi güzel mekanlarımız vardı. Şimdi her yer beton. Malatya’ya gittiğimde buralarda duramıyorum. Ancak köye gidince rahat edebiliyorum. Özellikle Gündüzbey’e gidip bir kahve içiyorum. Şimdi Malatya merkezinin betonlaşma anlamında İstanbul’dan bir farkı yok. Aynı trafik, aynı kalabalık. Yeşili unuttuk. Artık şehirler giderek birbirine benzemeye başladı. 

Ne sıklıkla gidiyorsunuz Malatya’ya?

Her sene giderim. Gökçe Köyü’ne gidiyorum. Pütürge Ağvanlıyım. Benim rahmetli babam Pütürge’ye kamyon çalıştırırdı. 

Malatya ile ilgili ne söylemek istersiniz? 

Malatya, Türkiye’nin kadim şehirlerinden biridir. Her insanı işçisi- çiftçisi, okumuşu- politikacısı hep birinciliğe oynamıştır. Karadenizliler biz hamsiden dolayı akıllıyız derler. Biz de kayısıdan dolayı akıllıyız deriz. Zihnimizi de kayısıyla çalıştırırız. Malatyalı sanatçılardan bahsetmişken Kemal Sunal’ı anmamak olmaz. Kemal Malatya’ya çok az gitmişti. Kemal’i ilk defa ben Malatya’ya götürdüm. İstanbul Vefa’da doğmuş büyümüştü. Köyünü bile bilmiyordu. Kemal Sunal üslubunu, tarzını hiç kaybetmedi. Tipik bir Malatyalı idi. Konuşması da aynıydı. Hatta biz birbirimize takılıyorduk. Biz çok konuşmayalım, bu İstanbulluların dilini bozuyoruz derdik. Ben Kemal’i çok severdim. Ciddi bir adamdı. Filmlerinde görüldüğü gibi laubali bir adam değildi. Eğer laubaliliği sokağa taşırsa o zaman Recep İvedik’e dönüşürdü. Kemal ile beraber oturduğumuzda insanlara gülmemeye çalışırdı. O mesafeyi koyar ve o disiplini sağlardı. Kemal Sunal hayatın içinde son derece ciddiydi. Gerçek hayat sürekli komediyi kaldırmaz. Komedyen kişiliğini sette bırakarak sokakta bir anda kendi kimliğine bürünen bir adamdı.