<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Malatya Haber, Malatya Haberi, Malatya Son Dakika Haberleri</title>
        <link>https://www.malatyatime.com/</link>
        <description>Malatya haberleri, son dakika Malatya haberleri, Malatya bölgesel ve yerel haberler, Malatya Time&#039;da</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Gök Sıyrıldığında Bahaneler Düşer!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/gok-siyrildiginda-bahaneler-duser-109315</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/gok-siyrildiginda-bahaneler-duser-109315</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin’in Diriliş Postası’nda kaleme aldığı bu Pazar yazısı, Tekvîr Suresi’nin 16. ayetinden hareketle çağın hakikat perdesine uzanıyor. “Gökyüzü sıyrılıp açıldığında…” ifadesiyle sahnenin sonuna işaret eden yazı, okuyucuyu derin bir muhasebeye çağırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Murat Çetin, Diriliş Postası’ndaki geleneksel Pazar yazılarına bu hafta Tekvîr Suresi’nin 16. ayetiyle devam ediyor. “Ve gök sıyrılıp açıldığında…” mealindeki ayetten yola çıkarak kaleme aldığı bu yazıda, medeniyetin sahnesi olarak tarif edilen dünyanın bir gün perdeyi indireceğini anlatıyor.</p>

<p>Çetin’in ifadeleriyle; “O mavi kubbe, yıldızları izleyip iç geçirdiğimiz gökyüzü… Bir gün sıyrılacak. Çünkü burası sonsuzluk sahnesi değil.” Bu metaforik anlatım, modern hayatın ekranlarına, sosyal medyasına, sahte gündemlerine güçlü bir eleştiri getiriyor.</p>

<p>Çetin yazısında şu soruları yöneltiyor:<br />
— O gün kimin safındaydın?<br />
— Kime sustun, kimi konuştun?<br />
— Sahip çıktığın dava neydi?</p>

<p>Yazının sonunda ise çağrı net:<br />
“<strong>Perde açılmadan önce, sahneni temizle.</strong>”</p>

<p><a href="https://www.dirilispostasi.com/gok-siyrilirsa"><span style="color:#e74c3c"><strong>Yazının tamamı için tıklayın</strong></span></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Jul 2025 12:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/gok-siyrildiginda-bahaneler-duser-1753608973.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eser Var, Ama Sanatkârı Yok!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/eser-var-ama-sanatkari-yok-109260</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/eser-var-ama-sanatkari-yok-109260</guid>
                <description><![CDATA[Murat ÇETİN yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an, insanı okuyun diyor…<br />
Biz dönüp müfredat okuyoruz.</p>

<p>Kur’an, göğe bakın diyor…<br />
Biz hâlâ teleskoptan uzaya kaçıyoruz.</p>

<p>Kur’an, eser gösteriyor,<br />
Biz eser sahibini inkar ediyoruz.</p>

<p>Bakın şimdi…<br />
Kur’an’ın bir ayeti var:<br />
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ<br />
Yani:<br />
<strong>Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?</strong></p>

<p>Buyrun, altı tane örnekle başlayalım.<br />
Hepsinde aynı silsile var:<br />
<strong>Eser → Fiil → İsim → Sıfat → Zat.</strong></p>

<p>Ama bizde?<br />
<strong>Eser var, fail yok.</strong></p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;خَلَقَ الْاِنْسَانَ – “İnsanı yarattı.”</strong></p>

<p>İnsan bir eser.<br />
Biricik, eşsiz, sanatlı.<br />
Yaratmak bir fiil.<br />
“Halak” fiili…<br />
Peki kim yarattı?<br />
Halık!<br />
Biz ne diyoruz?<br />
Genetik kodlar…</p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;عَلَّمَهُ الْبَيَانَ – “Ona beyanı öğretti.”</strong></p>

<p>Konuşmak bir eser.<br />
Fiil? Talim.<br />
Kim öğretti?<br />
Alîm.<br />
Ama biz hâlâ eğitim sisteminden medet umuyoruz.<br />
Sanki çocuklar beyanı okuldan öğreniyor!</p>

<p>&nbsp;&nbsp; <strong>&nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ – “Güneş ve Ay hesapla hareket eder.”</strong></p>

<p>Güneş bir eser.<br />
Ay bir eser.<br />
Düzenli hareket fiildir.<br />
Kim bu fiili işler?<br />
Hakîm ve Adil olan bir Zat!<br />
Ama biz ne diyoruz?<br />
Yerçekimi… momentum… evrensel sabit!</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;<strong>4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ – “Otlar ve ağaçlar secde eder.”</strong></p>

<p>Secde bir fiil.<br />
Kim için?<br />
Mâbud için.<br />
Yani eser → fiil → Mâbud.<br />
Ama biz, doğayı dua eden değil, susan sanıyoruz.<br />
Sakince büyüyen bir ağaçta, Allah’a edilen bir tesbihi duyamıyoruz.</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;<strong>5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا – “Göğü yükseltti.”</strong></p>

<p>Semâ bir eser.<br />
Yükseltmek bir fiil.<br />
Râfi’ ismini gösteriyor.<br />
Kimse göğe bakmıyor artık.<br />
Çünkü gözler ekranlara kilitli.</p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;6.&nbsp;&nbsp; &nbsp;وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ – “Yeryüzünü canlılar için serdi.”</strong></p>

<p>Yeryüzü bir eser.<br />
Serip döşemek bir fiil.<br />
Vaz’ eden kim?<br />
Latîf olan Zat.<br />
Ama biz ne diyoruz?<br />
Jeolojik katmanlar… levha hareketleri…</p>

<p>Altı eser…<br />
Altı fiil…<br />
Altı isim…<br />
Hepsi aynı şeyi söylüyor:<br />
“Bunu yapan biri var.”<br />
Ama biz hâlâ “kendiliğinden olmuş” demeye devam ediyoruz.</p>

<p>Ve şimdi soru tekrar soruluyor:</p>

<p><strong>فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ</strong><br />
<strong>“Rabbinizin hangi nimetini inkâr ediyorsunuz?”</strong></p>

<p>Cevap basit:</p>

<p>— Neredeyse hepsini.<br />
Çünkü her nimeti gördük, ama Nimeti Veren’i görmezden geldik.</p>

<p>Kur’an’ın işaret ettiği sahabe mesleği şuydu:<br />
<strong>Eserden fiile, fiilden isme, isimden sıfata, sıfattan Zat’a geçmek!</strong><br />
Ama biz eserde takılı kaldık…<br />
Ve fiilin üzerini örttük.<br />
Faili yok saydık.<br />
İsmi unuttuk.<br />
Zat’a yüz çevirdik.</p>

<p>Sonra da dönüp,<br />
Kur’an okuduğumuzu sandık.<br />
Ama aslında sadece kelime dizdik.<br />
Çünkü anlamı kaybettik.</p>

<p>Bu çağın en büyük gafleti budur:<br />
<strong>Sanata hayran kalıp sanatkâra kör olmak.</strong></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Jul 2025 12:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/eser-var-ama-sanatkari-yok-1753350624.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Risale-i Nur nedir?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/risale-i-nur-nedir-108407</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/risale-i-nur-nedir-108407</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Risale-i Nur, Kur’an’dan aldığı dersle, her bir eser üzerinden fiil, isim ve sıfat mertebelerini izah eden; nihayetinde Zât-ı Vacibü’l-Vücud’un varlığını aklî ve kalbî delillerle tarif eden, marifet-i Sâni’ye ulaştıran muazzam bir tefsirdir.</p>

<p>Bu ne demektir?</p>

<p>Risale-i Nur, tevhid-i zat, tevhid-i sıfat, tevhid-i esmâ ve tevhid-i ef’âl gibi dört mertebeyi izah eder.<br />
•&nbsp;&nbsp;<strong> &nbsp;Tevhid-i zât,</strong> ulûhiyet-i ilâhîdir.<br />
•<strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tevhid-i sıfat,</strong><br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;<strong>Tevhid-i esmâ</strong> ve<br />
•<strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tevhid-i ef’âl</strong> ise rubûbiyet-i ilâhîdir.</p>

<p>Her eser, ulûhiyet ve rubûbiyetin bir tecellisidir. Risale-i Nur Talebesi ise, bu tecellileri okuyandır.</p>

<p>Peki bu nasıl olur?</p>

<p>Alemde gördüğümüz her şey, fiillerle başlar:<br />
•&nbsp;&nbsp;<strong> &nbsp;Rubûbiyet ve saltanat,</strong> birer fiildir.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bu fiiller, bizi<strong> Rab ve Sultan</strong> isimlerine götürür.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Oradan, sıfatlara intikal ederiz:<strong> İlim, irade, kudret, kelâm, sem’, basar, hayat.</strong><br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Sonra Zât-ı Akdes’in varlığına (vücûd) ulaşırız.</p>

<p>Yani:<br />
<strong>•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Fiil → İsim → Sıfat → Zât.</strong><br />
İşte bu, marifet-i Sâniye yolculuğudur.</p>

<p>Mesela:<br />
•&nbsp;&nbsp; <strong>&nbsp;Kerem ve rahmet</strong>, fiildir.<br />
•&nbsp;<strong>&nbsp; &nbsp;Kerîm ve Rahîm,</strong> isimdir.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Oradan subûtî sıfatlara geçilir ve Zât-ı Akdes’e ulaşılır.</p>

<p>Başka bir örnek:<br />
•&nbsp;&nbsp; <strong>&nbsp;Hikmet ve adalet,</strong> fiildir.<br />
•&nbsp;&nbsp;<strong> &nbsp;Hakîm ve Adl,</strong> isimdir.<br />
•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Oradan yine sıfatlara ve nihayet Zât’a ulaşılır.</p>

<p>Bütün bu yolculuk, Kur’anîdir. Sahâbe efendilerimiz Kur’an’ı bu şekilde anlardı. Risale-i Nur da işte bu sahabe mesleğini bugüne taşır. Anlam odur ki: Her eser, bize Sâni’yi gösteren bir delildir. Eserden fiile, fiilden isme, isimden sıfata, sıfattan Zât’a geçişle Cenab-ı Hakk’a marifetle intikal edilir.</p>

<p><strong>İşte Risale-i Nur’un metodu ve metodolojisi budur.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Jun 2025 09:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/06/risale-i-nur-nedir-1750400694.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her Şeyin Patatesle Başladığını Sandık</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/her-seyin-patatesle-basladigini-sandik-107805</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/her-seyin-patatesle-basladigini-sandik-107805</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Patates…<br />
Evet, bildiğimiz patates.<br />
Fırında, haşlama, salçalı, kaşarlı. Üstüne azıcık kekik, biraz karabiber… Mis gibi kokusu yayılırken mutfağa, önce gözümüz görür onu, sonra elimiz uzanır, sonra ağzımıza götürürüz. Damağımızda tat patlaması… Ve biz <strong>“Vay be, bu salçayla nasıl da güzel olmuş”</strong> deriz.</p>

<p>Hikâye burada başlar.</p>

<p>Çünkü biz sadece salçayı görürüz.<br />
Domatesi hayal ederiz.<br />
Toprağı, çekirdeği, suyu, güneşi konuşuruz.<br />
Ve sonra döner ineklere, arılara, çiçeklere methiyeler dizeriz.<br />
Hayran kalırız.<br />
Bilimsel açıklamalar, biyolojik zincirler, ekolojik dengeler…<br />
Her şey birbirine bağlıdır, evet.<br />
Ama biz, zincirin ucunun nerede olduğunu hep unutmuşuz.</p>

<p>Çünkü bize göre inek sağılıyor, süt çıkıyor.<br />
Bal arıdan geliyor.<br />
Domates tarladan.<br />
Patates topraktan.<br />
Ve biz de akıllı olduğumuz için bunları buluyor, pişiriyor, yiyoruz.<br />
<strong>“İşte insanlık!” </strong>diyoruz.<br />
Alkışlar bize.</p>

<p>Ama bir sorun var.</p>

<p>Bu oyun perdeyle başlıyor.<br />
Yani biz sadece perdeye bakıyoruz.<br />
Filmi görüyoruz ama projeksiyonu görmüyoruz.<br />
Ses geliyor ama kaynağını sormuyoruz.<br />
O hareketin, o kokunun, o lezzetin, o görüntünün nasıl ve niçin geldiğiyle ilgilenmiyoruz.<br />
Elimizi kaldırıyoruz ama o hareketi kim murad etti, düşünmüyoruz.<br />
Ağzımız lokmayı çiğniyor ama çenenin neden çalıştığını sorgulamıyoruz.<br />
Sadece inek, sadece salça, sadece çiçek…</p>

<p>Oysa gerçek başka yerde.</p>

<p>Gerçek, elini oynatırken bile oynatanın farkına varmaktır.<br />
Çiçekten önce çiçeği düşündüreni,<br />
Sütten önce sütü planlayanı,<br />
Domatesten önce domatesin rengini seçeni…<br />
Yani “Ef’al”den (fiillerden) yukarı çıkmaktır mesele.<br />
<strong>“Ne olmuş”</strong>tan öte “<strong>kim istemiş”</strong>i bulmaktır.</p>

<p>İşte biz hep hikâyeye inekten başladık.<br />
Patatesten başladık.<br />
Çünkü kolaydı.<br />
Çünkü gözümüz oradaydı.<br />
Ama iman, gözü oradan alıp başka yere çevirmeyi ister.<br />
Patatese bakıp, perdenin arkasını görmeyi…<br />
Yani, patatese değil, patatesi var edene hayran kalmayı…</p>

<p>Yani, mesele patates değil.<br />
Mesele, biz bu patatesi kimin ikram ettiğini ne zaman fark edeceğiz?</p>

<p>İşte o zaman, bu hayat filmi başka bir perdeye dönüşecek.<br />
Ve belki de o zaman, gerçekten doymaya başlayacağız.</p>

<p><strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 May 2025 17:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/her-seyin-patatesle-basladigini-sandik-1748269764.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şirk, Bazen Sadece Bir Parmak Hareketidir</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sirk-bazen-sadece-bir-parmak-hareketidir-107694</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sirk-bazen-sadece-bir-parmak-hareketidir-107694</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her Şey Bir Ayna, Her Ayna Bir Delildir</p>

<p>Bakmasını bilene…<br />
Her şey bir aynadır.</p>

<p>Yani ağaç da, insan da, güneş de, rüzgâr da…<br />
Ne varsa, <strong>birer sinema perdesi gibidir.</strong><br />
Üzerinde görünen ne varsa, aslında <strong>ef’al-i İlahiye’nin, esma-i hüsnanın ve sıfat-ı kudsiyenin</strong> yansımasıdır.</p>

<p>İşte bu tecelliye vahidiyet denir.<br />
<strong>Vahidiyet, </strong>kanunun birliğidir.<br />
Yani her şeyde<strong> aynı kudretin, aynı hikmetin, aynı iradenin</strong> hükmü vardır.<br />
Yağmur nasıl yağarsa, göz de öyle kırpılır.<br />
Yıldız nasıl dönerse, parmak da öyle hareket eder.<br />
Hiçbir şey kendi başına değildir.</p>

<p>Ama işte burada ince bir sır gizlidir.<br />
<strong>Kimse Allah’ın zatının birliğinde (ehadiyet) şüphe etmiyor.</strong><br />
Ama mesele icraata gelince…<br />
Maalesef <strong>şerikler türeyiveriyor!</strong></p>

<p>Parmağını oynatan insan, o hareketin kaynağını <strong>kendinde sanıyor.</strong><br />
Kalbi çalıştıran, gözü açan, adımı attıran güç, sanki “benim” oluyor.<br />
Hâlbuki o hareket de bir tecellidir.<br />
Sadece <strong>sende görünür, senden çıkmaz.</strong></p>

<p>İşte Risale-i Nur mesleği tam burada ayrılır:<br />
<strong>•Vahdet-i vücûdçular</strong> der ki: “Her şey hayal, sadece Allah var.”<br />
Yani mevcudatı inkâr eder, varlıkları yok sayar.<br />
<strong>•Risale-i Nur ise der ki:</strong><br />
“Her şey vardır ama her şey, sadece Allah’a perdedir.”</p>

<p><strong>Aynadır ama yansıyan sen değilsin.<br />
Tablacısın ama sofrayı getiren sen değilsin.<br />
Perdesin ama hakikat senden ibaret değil.</strong></p>

<p>Madem bir ağaç, meyveyi kendi yapmaz…<br />
Madem bir inek, sütü kendi icat etmez…<br />
Madem toprak, başına buyruk bitirmez…<br />
O hâlde <strong>insan da yaptığı hiçbir şeyi kendine mal edemez.</strong></p>

<p>Parmağı oynatan da Allah’tır.<br />
Sözü söyleten de O’dur.<br />
Sana düşen sadece <strong>ayna olmak, gölge olmaktır.</strong></p>

<p>Ama bu sır anlaşılmadığında,<br />
İnsan kendine tesir veriyor…<br />
Tabiata kudret yüklüyor…<br />
Ve farkında olmadan,<br />
<strong>şirk bataklığına adım atıyor.</strong></p>

<p>Unutma:</p>

<p><strong>Sen tablo değilsin, tablacı değilsin…<br />
Sen sadece tabloyu taşıyansın.<br />
Sende görünen, senin değildir.</strong></p>

<p>Tevhid budur.<br />
Risale-i Nur’un mesleği budur.<br />
İnsanı şirkten kurtaran da,<br />
İnsanı gururdan arındıran da işte bu derin bakıştır.</p>

<p><strong>Yazan: Murat Çetin/ Tevhid Üzerine Notlar<br />
Fî emanillâh.</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 May 2025 14:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/sirk-bazen-sadece-bir-parmak-hareketidir-1747826875.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28. Söz Üzerine: Cennet’te Nimetler Nasıl Ulvîleşir?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-soz-uzerine-cennette-nimetler-nasil-ulvilesir-107651</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-soz-uzerine-cennette-nimetler-nasil-ulvilesir-107651</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Soru:<br />
Risale-i Nur’da geçen “Cennette nimetler ulvî bir sûret alır” ifadesi ne demektir? Aynı nimet, neden ve nasıl daha yüksek bir lezzet kaynağına dönüşür?</p>

<p>Cevap:<br />
Evet, bu dünya dar bir dairedir. Buradaki nimetler ise geçici, kusurlu ve sınırlıdır. Lakin buna rağmen insanın hem midesine, hem hislerine, hem de aklına ayrı ayrı haz verir. Çünkü insan çok mertebeli bir mahlûktur.</p>

<p>Şimdi düşünelim:</p>

<p>Bir kiraz…<br />
– Mide onu yer, nebâtî hayat lezzeti alır.<br />
– Göz rengine, burun kokusuna, dil tadına hayran olur: hayvânî hayat lezzeti alır.<br />
– Akıl, onun hikmetini, faydasını kavrar: insânî hayat lezzeti alır.<br />
– Ama bir de iman devreye girer:<br />
“Bu nimeti kim verdi? Niçin verdi? Ne kadar kıymetli?” diye tefekkür eder.<br />
Ve bu da imanî bir lezzet doğurur ki, hepsinden ulvîdir.</p>

<p>İşte bu dört lezzet aynı kirazda birleşir.<br />
Ama her biri başka bir letaifi doyurur.</p>

<p>Cennette ise bu lezzetlerin her biri:<br />
– Kusursuzlaşır,<br />
– Artar,<br />
– Ebedileşir,<br />
– Nurlanır<br />
ve böylece ulvî bir sûret alır.</p>

<p>Nimet, artık sadece mideye değil,<br />
göze, kulağa, kalbe, ruha, akla ve imana aynı anda hitap eder.<br />
Ama öyle dünyadaki gibi zahirî değil,<br />
ebedî ve hakikî bir keyfiyetle…</p>

<p>Cennet nimetleri işte bu yüzden daha ulvî,<br />
çünkü artık:</p>

<p>– Ne eksiklik var,<br />
– Ne bitme korkusu,<br />
– Ne gaflet,<br />
– Ne nankörlük…</p>

<p>Bu ulvîleşmenin zirvesinde ise,<br />
imanla alınan lezzet vardır.<br />
Zira o nimette, yalnız tat değil;<br />
tefekkür, marifet ve muhabbet de vardır.</p>

<p>Velhâsıl…<br />
Cennette nimetler değişmez belki,<br />
ama onların aldığı sûret değişir:<br />
Cennete layık olur, ebediyete uygun hâl alır.<br />
İşte bu ulvî sûretin sırrıdır.</p>

<p>28. Söz’ün tefekkürüyle kaleme alındı.<br />
29. ⁠<br />
Murat Çetin yazdı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 May 2025 10:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/28-soz-uzerine-cennette-nimetler-nasil-ulvilesir-1747725163.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İyilik Yapmayan, Kötülük De Yapmayan Ama Emre De Uymayan... Peki Ya O?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/iyilik-yapmayan-kotuluk-de-yapmayan-ama-emre-de-uymayan-peki-ya-o-107500</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/iyilik-yapmayan-kotuluk-de-yapmayan-ama-emre-de-uymayan-peki-ya-o-107500</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gece vakti gelen bazı mesajlar vardır…<br />
Uykunu değil, zihnini böler.<br />
Sorunun kendisi, cevaplarından kıymetlidir.<br />
Düşündürür. Sarsar. Yoklar.</p>

<p>Emre kardeşim (Çınar) şöyle yazmıştı:<br />
“Abi selamün aleyküm. Geç oldu, rahatsız etmeyeyim dedim ama bir soru geldi aklıma:<br />
Bir insan iyilik yapar, cennete gider. Kötülük yapar, cehenneme gider.<br />
Peki…<br />
Kötülük yapmayan ama Allah’ın emrini de yerine getirmeyen, yani ne iyilikte ne isyanda görünmeyen birinin ahiretteki akıbeti ne olur sence?”</p>

<p>Soru kısa.<br />
Ama cevap, ömür boyu sürer.</p>

<p>Evvela şunu açık söyleyelim:<br />
Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen bir kimse, isterse kötülük işlememiş olsun, yine de<strong> “masum”</strong> kategorisine girmez.<br />
Zira <strong>“iyilik yapmamak”</strong> ayrı, <strong>“emre itaat etmemek”</strong> ayrıdır.<br />
Birincisi ihmal, ikincisi isyandır.</p>

<p>Bir misal verelim:<br />
Devletin hiçbir kanununu ihlal etmeyen bir vatandaş düşünün.<br />
Ama aynı vatandaş, seçimde oy kullanmaz, vergi ödemez, askerlik yapmaz, resmi çağrılara icabet etmez…<br />
Şimdi bu kişi suçsuz mudur?<br />
Hayır.<br />
Çünkü sadece “kötülük yapmaması” onu kurtarmaz.<br />
Sistemin emrine uymaması, onu sistem dışı yapar.</p>

<p>Din de böyledir.<br />
Sadece zarar vermemek, yetmez.<br />
Emre uymak esastır.</p>

<p>Kelam ve fıkıh âlimleri bu meseleyi şu üçlüyle anlatır:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;<strong>Kâfir: </strong>Allah’ı, Peygamberi, kitabı inkâr eder.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;<strong>Münafık:</strong> Görünüşte mümindir ama kalben küfürdedir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;<strong>Fâsık/günahkâr mümin:</strong> İman eder, ama günah işler, emirleri ihmal eder.</p>

<p>İşte Emre’nin sorusundaki kişi…<br />
Eğer Allah’a iman ediyorsa ama emirlerine itaat etmiyorsa; o günahkâr mümin sınıfına girer.</p>

<p>Ancak bu kişi, sadece günah değil, <strong>gaflet içinde</strong> de olabilir.<br />
Gaflet, farkında olmamak değil…<br />
<strong>Farkında olup önemsememektir.</strong></p>

<p>İşte bu yüzden…</p>

<p>Namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekât vermeyen bir insan;<br />
her ne kadar kimseye kötülük yapmamış gibi görünse de,<br />
<strong>Allah’a karşı görevlerini terk ettiği için, cehennemi hak eder.</strong></p>

<p>Ulemanın bir tedbiri vardır:<br />
<strong>“Bir vakit namazı terk eden, 80 yıl cehennem azabıyla cezalandırılır.”</strong><br />
Günde 5 vakit…<br />
Ayda 12.000 sene…<br />
Yılda 144.000 sene…<br />
Eğer sinni buluğdan sonra 55 sene yaşadıysa:<br />
<strong>7 milyon 920 bin sene cehennem azabı demektir!</strong></p>

<p>Bu, sadece namaz…<br />
Ya diğer emirler?</p>

<p>Netice şu:</p>

<p>Cennet sadece “zarar vermeyenlerin” değil, <strong>“itaat edenlerin” </strong>yeridir.<br />
Ve cehennem sadece “kötülük yapanların” değil, <strong>“hakkı terk edenlerin”</strong> de cezasıdır.</p>

<p>Çünkü İslam sadece “<strong>kimseye karışma”</strong> dini değildir.<br />
<strong>Emre uy, hakka yönel, kulluk et</strong> diyen bir hayattır.</p>

<p>Dolayısıyla…</p>

<p>Allah’ın emrine uymayan her insan, isterse kimseye dokunmasın,<br />
<strong>Allah’a karşı gelmiş sayılır.</strong></p>

<p>Ve Allah, kendisine itaat edilmeyi hak edendir.<br />
Çünkü O, bizi yaratandır.</p>

<p><strong>Selam ve dua ile.<br />
Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 May 2025 12:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/iyilik-yapmayan-kotuluk-de-yapmayan-ama-emre-de-uymayan-peki-ya-o-1747127501.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Birinci Söz: Haddinizi Bilin ki Kurtulasınız!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/birinci-soz-haddinizi-bilin-ki-kurtulasiniz-107335</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/birinci-soz-haddinizi-bilin-ki-kurtulasiniz-107335</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçen akşam bir ders halkasındaydık.</p>

<p>Masada üç kişi: Biri doktor, biri öğretmen, biri müderris. Ortaya bir soru düştü:<br />
“Mütevazı ne demek?”</p>

<p>Cevap gecikmedi, tok bir sesle geldi:<br />
“Alçakgönüllü.”</p>

<p>Olur… Ama eksik!<br />
Çünkü mütevazı demek, <strong>Allah’a karşı haddini bilen adam demek.</strong><br />
Tıpkı: “Ya Rabbi emrettin, ben de itaat ettim” diyen mümin gibi.<br />
Yani “<strong>Semina ve eta’na”</strong> diyen insan gibi.</p>

<p>İsyanın şifresi neydi?<br />
“Semina ve asayna!”<br />
Dinledik ama çiğnedik.<br />
Bilen bilir, bu da Ebu Cehil lügatidir!<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>

<p>En büyük mütevazı kim peki?<br />
Bila tereddüt: <strong>Hz. Muhammed (a.s.m)</strong></p>

<p>Çünkü o, yalnız insanlara değil, bütün mahlukata “haddini bildiren adamdı!”<br />
Küçücük bir hurma tanesi gibi doğdu.<br />
Ama öyle mütevazıydı ki, gökleri secdeye yatırdı.<br />
Bir tek makam istemedi,<br />
Bir tek alkış beklemedi,<br />
Sadece şunu dedi: “Ben bir kulum.”</p>

<p>İşte bu yüzden<br />
<strong>Onun doğduğu an, doğa doğurdu.</strong><br />
Suskun taşlar dile geldi.<br />
Dağlar, “Sana selam olsun” dedi.<br />
Çünkü o,<strong> Allah’ın ismini alıp yürüyen adamdı.</strong><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>

<p>Peki ya mağrurlar?<br />
Yani Allah’a ait olan mülkü, kendi adına zimmetleyenler?<br />
Kibirle dolaşıp, kudretle hava atanlar?</p>

<p>Bunlar da var!<br />
Ama onlar mütevazı gibi görünse de, kalbi “firavun” taşıyanlardan…<br />
Eline mikrofonu alıp, “ben yaptım” diyenlerden…<br />
Allah’ın verdiği nimeti kendine mal edenlerden.</p>

<p>Sonra ne oluyor?<br />
Titriyorlar…<br />
Her hadiseden korkuyorlar…<br />
Her musibetten kaçıyorlar…<br />
Çünkü sırtlarını <strong>Allah’a değil, kendi kartvizitlerine yaslamışlar.</strong><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>

<p>Ey mağrur nefis!<br />
Sen o seyyahsın işte…<br />
Bu çöl gibi dünyada,<br />
Bir yudum su için milyarların kulu olacağına,<br />
<strong>Bir tek Allah’ın kulu ol!</strong></p>

<p>O zaman…<br />
Ne hadiseden korkarsın,<br />
Ne insanlardan,<br />
Ne de kalabalıklardan…</p>

<p>Yoksa…<br />
Bir çölün ortasında, tapulu arazisi olmayan bir hayalete dönersin!<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>

<p><strong>Birinci Söz bunu anlatır…<br />
Ama okumazsan, duvara asmakla olmaz!</strong><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>

<p>İstersen şimdi bir de sor:<br />
<strong>Sen mütevazı mısın, yoksa haddini mi biliyorsun?</strong></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 May 2025 14:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/birinci-soz-haddinizi-bilin-ki-kurtulasiniz-1746530978.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hulusi Abi Anlattı, Ben Sadece Dinlemedim</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/hulusi-abi-anlatti-ben-sadece-dinlemedim-107302</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/hulusi-abi-anlatti-ben-sadece-dinlemedim-107302</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ben yanında oturmadım.<br />
Elini öpmedim.<br />
Çayını yudumlamadım.</p>

<p>Ama sesini duydum.<br />
Cümlesini çözdüm.<br />
Dersini tahlil ettim.</p>

<p>Ekrandan değil.<br />
Saygıyla.<br />
Ve dikkatle.</p>

<p>Ders: <strong>11. Söz</strong><br />
Konusu:<strong> Şifa kime aittir, sebep kime düşer?</strong></p>

<p>Hulusi Yahyagil anlatıyor:<br />
“Doktora gittin, ilaç verdi. İyileştin…<br />
Sonra döndün doktora dedin ki, ‘senin verdiğin ilaçla gözüm açıldı’.<br />
Eğer bu söz, ilacı ilah yerine koymaksa, bu şirk olur!<br />
Ama ‘Allah senden razı olsun, bu vesileyle Rabbim bana şifa verdi’ dersen, bu olur.”</p>

<p>Yani neymiş?<br />
<strong>Şifa veren ilaç değil.<br />
İlaç vesile.<br />
Doktor da sadece bir araç.</strong></p>

<p>Bu kadar basit bir gerçeği, bu kadar sarsıcı bir dille anlatan kaç kişi kaldı?</p>

<p>Sonra Kur’an’a döndü…<br />
“Kur’an’ı duvara asmakla olmuyor” dedi.<br />
“İçine girmekle olur, anlamakla olur, yaşamakla olur.”</p>

<p>Ve en net cümleyi kurdu:<br />
“Kitabı yutmayı kast etmiyoruz. Ama karınca kararınca içine gir!”</p>

<p>Yani Kur’an elinde aksesuar değil,<br />
<strong>hayatında mihenk taşı olacak.</strong></p>

<p>Sayfa sayfa ezberle, sonra sıfır amel!<br />
Bunun kime ne faydası var?</p>

<p>Bu dersi dinledim.<br />
Not aldım.<br />
Ve bir şeyi daha anladım:</p>

<p>Bazı insanlar vardır,<br />
<strong>sadece konuşur.</strong><br />
Bazı insanlar vardır,<br />
<strong>sustuğu zaman bile sana ders olur.</strong></p>

<p>Hulusi Abi o ikinci gruptandır.</p>

<p>Sözüyle konuşur,<br />
suskunluğuyla da konuşturur.</p>

<p>Ben o dersi dinledim.<br />
Ama sadece kulakla değil.<br />
<strong>Kelimelere değil, manaya kulak verdim.<br />
Zihne değil, kalbe yazdım.</strong></p>

<p>O konuştu.<br />
Ben düşündüm.<br />
Sonra şu cümle döküldü kağıda:</p>

<p><strong>“Şifa Allah’tan…<br />
Vesileyi putlaştıran, derman değil dert bulur.”</strong></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fi-emanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 May 2025 11:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/hulusi-abi-anlatti-ben-sadece-dinlemedim-1746435044.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adına Nikah Deme, Ne Dersen De!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/adina-nikah-deme-ne-dersen-de-107255</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/adina-nikah-deme-ne-dersen-de-107255</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar bu topraklarda “evlilik” denilen bir şey vardı.<br />
İki insan bir araya gelir, annesi babası, mahallesi, köyü, komşusu, imamı, muhtarı şahadet ederdi.<br />
Şimdi?</p>

<p>Adına nikah deme, flört de…<br />
Adına nikah deme, partner de…<br />
Adına nikah deme, birlikte yaşamak de…<br />
Adına nikah deme, ev arkadaşlığı de…<br />
Ama ne olursun… <strong>nikah deme!</strong></p>

<p>Çünkü nikah…<br />
Bağlar.<br />
Sorumluluk getirir.<br />
Sadakat ister.<br />
Kutsiyet yükler.<br />
Ve hepsinden beteri(!): <strong>vicdanla beraber Allah’ı da şahit tutar!</strong></p>

<p>Bu cuma Takkeci İbrahim Çavuş Camii’nde bir vaaz dinledim.<br />
Kürsüdeki hoca, mikrofonun başına geçip “zina haramdır” demedi sadece.<br />
“Adını değiştirdik diye helalleşmiş olmuyoruz” dedi.<br />
İşte orada bir şey dank etti!<br />
Bediüzzaman Hazretleri’nin yıllar önce Risale-i Nur’da söylediği o cümle geldi aklıma:<br />
<strong>“Gizli bir zındıka komitesi, nikah yolunu kapayıp, fuhuşhane yolunu genişletmeye çalışıyor.”</strong></p>

<p><strong>Yıl olmuş 2025…</strong><br />
Dijital çağdayız, yapay zekâ, blok zincir falan…<br />
Ama bu cümle hâlâ taptaze, hâlâ gerçek ve ne yazık ki hâlâ isabetli.<br />
<strong>Kerametmiş meğer!</strong></p>

<p>Sormak lazım şimdi bu modern çağın sosyologlarına, entelektüel influencer’larına, dizi senaristlerine:<br />
Madem bu kadar medeni bir çağdayız, neden nikah kelimesinden bu kadar korkuyorsunuz?<br />
Sevgili deyin, partner deyin, birlikte yaşamak deyin, flört deyin, ev arkadaşı deyin…<br />
Ama nikah demeyin.<br />
Çünkü nikah, milleti millet yapan son kaleydi.<br />
<strong>Siz de onu düşürdünüz!</strong></p>

<p>Çünkü nikah…<br />
Sahiciydi.<br />
Yasal değildi sadece; duası vardı, tövbesi vardı, adabı vardı.<br />
Kına vardı, çeyiz vardı, sabır vardı, vefa vardı…<br />
Şimdi?<br />
Swipe right yapınca başlıyor, mesajı geç cevaplayınca bitiyor.</p>

<p>Ve sonra kalkmışsınız vatanı, milleti, mukaddesatı konuşuyorsunuz.<br />
Siz aileyi dağıttınız,<br />
Nikahı karaladınız,<br />
Şimdi neyin nöbetindesiniz Allah aşkına?</p>

<p>Birileri bu milletin vicdanına format atmaya çalışıyor.<br />
Nikahı sıradanlaştırarak, zinayı normalleştirerek, aileyi sırf “kurumsal anlaşma” gibi göstererek…<br />
Siz hâlâ “kimle evlenmeliyim” sorusunun peşindeyken,<br />
Birileri çoktan “evlenmesinler” projesini yürürlüğe koydu!</p>

<p>Bediüzzaman “nikah yolunu kapama” diyordu ya…<br />
Evet, kapattılar.<br />
Yerine açtıkları yol ise geniş mi geniş…<br />
Nereye gittiği de malum.<br />
Evlilik dışı hayatı yücelttikçe, yalnızlık arttı, sadakat azaldı, sevgi sığlaştı.<br />
Şimdi sadece nikah değil, <strong>yuva da mazide kaldı.</strong></p>

<p>İşte bu yüzden…<br />
<strong>Adına nikah deme, ne dersen de!</strong><br />
Ama biz demeye devam edeceğiz.<br />
Çünkü biz hâlâ nikahın duasına inananlardanız.<br />
Çünkü biz hâlâ Allah’ı şahit tutmadan yaşanacak her beraberliğin,<br />
<strong>Milleti felakete sürükleyen bir sahtekârlık olduğuna inananlardanız.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/11(168).jpg" style="height:600px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/22(184).jpg" style="height:600px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 May 2025 13:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/adina-nikah-deme-ne-dersen-de-1746183514.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyaz Ateş / Nar-ı Beyza</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/beyaz-ates-nar-i-beyza-107182</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/beyaz-ates-nar-i-beyza-107182</guid>
                <description><![CDATA[Z. Sadık Gündoğdu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ateşten yaratılmış olan şeytanlar Cehennemde nasıl yanacak?</p>

<p>Güneşli bir sonbahar günüydü. Aylardır devam eden montaj çalışmalarımız bitmiş ve tesisi devreye alma zamanımız gelmişti. Alman ortağımızın “en az bir sene sürer” diye tahmin ettiği montaj işlerini gece gündüz süren sıkı bir çalışmayla 6 ayda bitirmiştik.</p>

<p>Türkiye’nin ilk, atık gazdan, saf sıvı ve katı karbondioksit üretim tesisini kurmuştuk. Alman firmasının gönderdiği uzman mühendis ile beraber tesisi devreye aldık.</p>

<p>Üretim gün boyunca sorunsuz olarak devam etti ve depolama tanklarımızı sıvı karbondioksit ile doldurmaya başladık.</p>

<p>Akşama doğru tank seviyelerini kontrol ederken Alman mühendis elinde keten bir çuvalla bana doğru geldi.</p>

<p>“Sen hiç bembeyaz bir ateş gördün mü?’’ diye sordu.</p>

<p>“Görmedim ama sıvı kabondioksitten kuru buz üretildiğini okudum.” dedim.</p>

<p>“Gel beraber görelim.” dedi.</p>

<p>Depolama tankının yanına giderek tankın boşaltma vanasını bir miktar açtı. Vananın ağzından çevreye bembeyaz kar tanecikleri yayılmaya başladı. Tank içinde 20 bar basınçta depolanan sıvı gaz, serbest atmosfere bırakılınca sıvı halden katı hale geçiyordu. Kar tanesine benzeyen parlak tanecikler şeklinde çevreye yayılıyordu. Sıvı karbondioksidin enterasan bir fiziksel özelliğiydi bu.</p>

<p>Kar taneciklerini elimle tutmak için uzandım.</p>

<p>“Sakın dokunma.” diye ikaz etti. “O parlak kar tanecikleri bildiğin doğal kar tanecikleri gibi masum değildir. Eksi 80 derece ısıdadır. Bu soğukluk derecesi cilt üzerinde yüksek derece bir ateşin tesirini gösterir. Yani soğukluğuyla yakar. Hem de öyle bir yakar ki. Tedavi edilemez. Yanan yani donan bir uzvunu bisküvi gibi kırıp atmaktan başka çaren kalmaz.”</p>

<p>Çuvalı vanaya bağlayıp içini bu bembeyaz parlak karla doldurduk.</p>

<p>Mesaiden sonra çuvalı içindeki bu beyaz ateşle birlikte evime götürdüm. Aylardır kurulumu için uğraştığım tesiste ürettiğimiz bu enterasan maddeyi aileme gösterecektim.</p>

<p>Evime girdim. Üzerinden beyaz dumanlar çıkan bu çuvalı oturma odasındaki masanın üzerine koydum.</p>

<p>Eşimle beraber 7 yaşındaki sevimli kızım ve 5 yaşındaki meraklı oğlum karşımda beni seyrediyorlardı.</p>

<p>Önemli bir gösteriye başlayan bir sihirbaz edasıyla çuvalın ağzını açtım. Üzerinden beyaz dumanlar çıkan, parlak ve bembeyaz bu kar yığınını açığa çıkardım.</p>

<p>“İşte dedim bizim fabrikada üreteceğimiz malzeme bu. Adı kuru buz. Fakat kara benzediğine ve adının da kuru buz olduğuna aldanmayın sakın ha. Aslında bembeyaz bir ateştir bu. Hem de öyle bir ateş ki, soğukluğuyla yakar. Ve hem de öyle bir yakar ki, bu yanık, normal ateşin yakmasından daha fazla acı verir ve tedavi de edilemez. Mesela bunun içine parmağını soksan yakmakla beraber anında donar ve insanın o parmağı kurabiye gibi kırıp atmaktan başka da çaresi kalmaz.’’</p>

<p>Bilgisi ve dindarlığıyla sıradan bir eşten daha fazlası olan hanımım gülümsüyerek beni dinliyordu.</p>

<p>Annesine benzeyen olgun tavırlarıyla beni seyreden 7 yaşındaki kızım da “yine neler becerdin baba” diyerek, gülümsemeyle karışık hayranlık dolu bakışlarla beni süzüyordu.</p>

<p>5 yaşındaki heyecan fırtınası oğlum da elinin işaret parmağını uzatmış çevremde dolaşıyor, bir dalgınlık halimi kolluyordu. Bir fırsatını bulup parmağını bu beyaz ateşin içine sokacak idi. Hani demiştim ya “parmağını bu beyaz ateşin içine sokarsan öyle bir yakar ve hemen ardından da öyle bir dondurur ki, o parmağı kurabiye gibi kırıp atmaktan başka çaren kalmaz.” İşte bu heyecanı mutlaka yaşaması lazımdı meraklı oğlumun.</p>

<p>Eşime, “Fakat sen hiç şaşırmadın. Basit bir olay gibi seyrettin, sanki önceden biliyor gibisin. Bunun sebebi nedir?” diye sordum.</p>

<p>“Evet” dedi. “Biliyorum. Risale-i Nurlarda okumuştum. Risale-i Nurları dikkatli ve anlayarak okursan birçok emsalsiz hakikatlerin de farkına varıyorsun.”</p>

<p>Çok şaşırmıştım. Çuvalın ağzını oğlumun çözemeyeceği bir şekilde bağlayıp yine onun ulaşamayacağı emniyetli bir yere yerleştirdikten sonra eşimden bu konuyu anlatan risaleyi istedim.</p>

<p>Bana külliyattan Sözler kitabını getirdi. Yirminci Söz’ün ikinci makamını açtı:</p>

<p>“İkincisi: Ateşin öyle bir derecesi var ki, burudetiyle ihrak eder (soğukluğuyla yakar). Yani ihrak gibi bir tesir yapar. Cenab-ı Hak, ‘selamen’ lafziyle burudete diyor ki: “Sen de hararet gibi burudetinle ihrak etme.” Demek, o mertebedeki ateş, soğukluğuyla yandırır gibi tesir gösteriyor. Hem ateştir, hem berddir. Evet hikmet-i tabibiyyede nar-ı beyza halinde ateşin bir derecesi var ki; harareti etrafına neşretmiyor ve etrafındaki harareti kendine celbettiği için, şu tarz burudetiyle, su gibi mayi şeyleri incimad ettirip (dondurup), manen burudetiyle ihrak eder.” (Sözler, syf. 261)</p>

<p>Sözün devamında, Risalelerin yazıldığı zamanlarda henüz bilinmeyen bu maddeyi akla yakınlaştırmak için soğuğun en şiddetlisi olan zemheri benzetmesi yapıyor.</p>

<p>Böylesine açık ve bilimsel bir tarifi, bu konunun dünya çapında uzmanı olan ortağımız Alman firması uzmanları bile yapamıyordu.</p>

<p>Sohbetlerinde “Ben görmediğimi yazmadım.” diyen Bediüzzaman Hazretleri burada yaptığı Nar-ı Beyza (beyaz ateş) tabiri ile bu malzemeyi görüyor gibi tarif ediyordu.</p>

<p>Paragrafın sonunda. “Öyle ise ateşin bütün derecatına ve umum envaına cami olan Cehennem içinde, zemherinin de bulunması zaruridir.’’ diyerek konuyu bitiriyordu.</p>

<p>Bu son cümleyle beraber, yıllardır aradığım “Zaten ateşten yaratılmış olan şeytanlar Cehennemde nasıl yanacak?” sorusunun da cevabını bulduğumu düşündüm.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Apr 2025 16:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/beyaz-ates-nar-i-beyza-z-sadik-gundogdu-1745934800.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bismillah: Başlangıcın da Sahibi, Sonucun da!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bismillah-baslangicin-da-sahibi-sonucun-da-107169</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bismillah-baslangicin-da-sahibi-sonucun-da-107169</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dün Bilal Hocamgil’in evindeydik.<br />
Allah kabul etsin.<br />
8 ayetten, 8 söz damıtıldı.<br />
Biraz ilim, biraz hakikat, bolca hayret…</p>

<p>Dersin başında şu meşhur söz dillendirildi:<br />
<strong>“Bismillah her hayır şeyin başıdır.”</strong></p>

<p>Durun bir dakika…<br />
Öyle “her hayrın başıdır” falan değil!<br />
<strong>Her hayır ŞEYİN başıdır.</strong></p>

<p>Osmanlıca metinlerde öyle yazıyor.<br />
Hatt-ı Kur’an nüshalarında da…<br />
Ben bizzat gördüm;<br />
Said Yüce’nin öncülüğündeki müzede o eski levhaların birinde aynen böyle yazıyordu!</p>

<p>Peki neden “şey”?<br />
Çünkü hadis diyor ki:<br />
<strong>“Herhangi bir önemli iş ki Bismillah ile başlanmaz, o iş bereketsiz olur.”</strong><br />
Yani mesele başlamakla ilgili.<br />
İşi Bismillah’sız açarsan, kapatamazsın!<br />
Başlangıcında Allah yoksa,<br />
sonunda bereket arama boşuna!</p>

<p>Bismillah sadece İslam’ın şifresi değilmiş meğer…<br />
<strong>Kainatın da lisan-ı haliyle attığı imzaymış.</strong></p>

<p>Tekvinle teklif birleşmiş,<br />
yaratma ile emir kol kola girmiş,<br />
İrade sıfatı ve Kelam sıfatı<br />
“Bismillah” diye kâinatın alnına mühür basmış!</p>

<p>Kur’an, işte bu mührün tercümesiymiş.<br />
Ezeli lisanın ses kaydıymış.</p>

<p>Ve dersin en has cevheri:<br />
Hakikat nedir?<br />
Fiildir.<br />
İsimdir.<br />
Sıfattır.</p>

<p>Risale-i Nur da işte bu yüzden ilmi hakikattir.<br />
Çünkü o, bir çiçekte fiili gösterir,<br />
bir serçede ismi okur,<br />
bir yıldızda sıfatı çözer.<br />
Kuru kavramlarda değil,<br />
canlı eylemlerde gezinir.</p>

<p>Zahirin maskesini indirir,<br />
hakikatin yüzünü gösterir.</p>

<p>Bir söz vardı ki, kalbime mıh gibi çakıldı:</p>

<p><strong>“Bismillah, tükenmez bir kuvvettir; bitmez bir berekettir.”</strong></p>

<p>Çünkü kuvvetin karşısında acizlik,<br />
bereketin karşısında fakirlik diz çöker.</p>

<p>Ve Risale-i Nur baştan sona<br />
<strong>acz ve fakr üzerine kurulmuştur.</strong></p>

<p>Bütün kainat acizdir, fakirdir.<br />
Ama acz içinde kudretin tecellisi,<br />
fakr içinde rahmetin yağmurudur.</p>

<p>Ne bir ağacın dalı kendi meyvesini taşır,<br />
ne bir su damlası kendi serinliğini yaratır.<br />
Hepsi Bismillah’la yürür.<br />
Ama…<br />
Bu kadar işin arasında hâlâ bıçağa “kesiyor”,<br />
ateşe “yakıyor”,<br />
tabiata “yapıyor” diyenlere…<br />
Risale-i Nur sessiz bir gülüşle şöyle sesleniyor:<br />
<strong>“Sen sinema perdesinde koşan gölgeleri gerçek mi sanıyorsun?”</strong></p>

<p>Velhasıl kelam:<br />
Bir iş yaparken Bismillah’ı unutursan,<br />
sadece bereketi değil,<br />
<strong>anlamı da kaybedersin.</strong></p>

<p>Bismillah dersen,<br />
kainat susar,<br />
çünkü söz artık bizim değil,<br />
<strong>O’nundur!</strong></p>

<p><em><strong>Murat Çetin</strong></em><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Apr 2025 12:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/bismillah-baslangicin-da-sahibi-sonucun-da-1745918292.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ateş Mi Yakar? Yoksa Yakan Başkası Mı?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ates-mi-yakar-yoksa-yakan-baskasi-mi-107152</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ates-mi-yakar-yoksa-yakan-baskasi-mi-107152</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçen gün, 50 senedir Risale-i Nur okuyan bir ağabeyle hasbihal ettim.<br />
İş, “ateş yakar mı, yakmaz mı” meselesine geldi.<br />
Ağabey dedi ki:</p>

<p>“Allah ateşe yakma özelliği vermiştir, o yüzden ateş yakar.”</p>

<p>İşte tam bu noktada durmak lazım.<br />
Çünkü aynı cümleyi ehl-i tabiat da söylüyor!<br />
•İbn-i Rüşd diyor ki:</p>

<p>“Allah ateşe yakma özelliği vermiştir, o yakar.”</p>

<p>•İmam-ı Gazali diyor ki:</p>

<p>“Hayır, ateşte yakma özelliği yoktur; yakan doğrudan Allah’tır.”</p>

<p>Şimdi imanımıza kulak verelim:<br />
<strong>Ateşin yakma özelliği yoktur.<br />
Bıçağın kesme gücü yoktur.<br />
Gıdanın besleme kuvveti yoktur.</strong><br />
Vesileler vardır, ama tesir sahibi yalnız Allah’tır.</p>

<p>Peki mesele neden bu kadar önemli?</p>

<p>Çünkü bir şeyi “özellik” diye maddeye verirsen,<br />
zaten materyalizme kapı aralamış olursun!</p>

<p>Ehl-i tabiat da böyle yaptı:</p>

<p>“Tabiat eşyanın vasfıdır, doğasıdır.”<br />
dediler.<br />
Allah’ı inkâr etmediler,<br />
ama Allah’ın icraatına ortak koştular.</p>

<p>İman ise der ki:</p>

<p>“Tesir yalnız Allah’ındır.<br />
Sebepler birer perdedir.”</p>

<p>Bu mesele bir bilim deneyi gibi bile anlaşılabilir:<br />
Pavlov’un köpeği deneyinde olduğu gibi,<br />
zil sesiyle et arasında yanlış bir bağ kurarsan,<br />
zil çalınca yemek beklemeye başlarsın!</p>

<p>Ama zilin kendisi ne yemek yapar, ne doyurur!<br />
Sebepler sadece vesiledir, kudret ve fiil Allah’a aittir.</p>

<p>İman, perdeyi kaldırır:<br />
Ateşe bakarsın,<br />
ama yakanı görürsün.<br />
Bıçağa bakarsın,<br />
ama keseni bilirsin.<br />
Gıdaya bakarsın,<br />
ama rızkı vereni tanırsın.</p>

<p>İşte hakiki tevhid budur:<br />
<strong>Tesir tevhidindir!<br />
Her şey Allah’ın eseridir!</strong></p>

<p><strong><em>Murat Çetin</em></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Apr 2025 17:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ates-mi-yakar-yoksa-yakan-baskasi-mi-1745850112.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PERDEYİ SEYREDİYORUZ, PROJEKTÖRÜ UNUTUYORUZ!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/perdeyi-seyrediyoruz-projektoru-unutuyoruz-107124</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/perdeyi-seyrediyoruz-projektoru-unutuyoruz-107124</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1998 yılıydı.</p>

<p>Cep telefonu yoktu, internet yoktu…</p>

<p>Ama cebimizde <strong>Ayetü’l-Kübra</strong> vardı!</p>

<p>Risale-i Nur, gönlümüzde taşıdığımız pusulaydı.</p>

<p>Malatya İnderesi’nde <strong>Müslüm Usta’ya</strong> gittim.</p>

<p>Kendisi çamaşır makinesi, buzdolabı tamiriyle uğraşırdı.</p>

<p>Esselamü aleyküm…</p>

<p>Aleyküm selam…</p>

<p>Hoşbeşten sonra cebimden küçük risaleyi çıkardım.</p>

<p>Başladım Ayetü’l-Kübra okumaya…</p>

<p>Şiddetle Allah’ın varlığını, birliğini ispat etmeye çalışıyorum.</p>

<p>Müslüm başını kaldırdı, ağır ağır baktı:</p>

<p>“<strong>Murat, burada kimse Allah’ın varlığını inkâr etmiyor ki!</strong>”</p>

<p>Donup kaldım.</p>

<p>Kitabı kapattım.</p>

<p>Yedi yıl…</p>

<p>Evet, tam yedi yıl Müslüm’le bir daha konuşmadım.</p>

<p>(Allah affetsin.)</p>

<p>Şimdi daha iyi anlıyorum:</p>

<p>Mesele sadece Allah’ın zatını kabul etmek değilmiş!</p>

<p>Mesele Allah’ın rububiyetinde de şeriksiz teslimiyetmiş!</p>

<p>Herkes “<strong>Allah var</strong>” diyor.</p>

<p>Ama gel gör ki:</p>

<p>•Ateşe yakıcı güç veriyor,</p>

<p>•Bıçağa kesici kudret izafe ediyor,</p>

<p>•“<strong>Ben başardım!</strong>” diye enaniyetine secde ediyor.</p>

<p>Diller “Allah” diyor,</p>

<p>Kalpler hâlâ maddeye, tabiata, sebeplere kul oluyor!</p>

<p>Üstad Bediüzzaman boşuna mı söylüyor?</p>

<p>“<strong>Maddiyyunluk taunuyla kalpler çürümüş!</strong>”</p>

<p>Maddeye, tabiata, sebeplere kudret vermek…</p>

<p>İşte manevî vebanın ta kendisi!</p>

<p>Bir sinema düşünün:</p>

<p>Arkada projektör var.</p>

<p>Işık kaynağı projektör, perde sadece bir yansıtıcı.</p>

<p>Ama sen kalkmış perdenin kendisini alkışlıyorsun!</p>

<p>“<strong>Ne güzel film yaptı bu perde!</strong>” diyorsun.</p>

<p>Oysa perde nedir ki?</p>

<p>Bir bez parçası!</p>

<p>Görüntüyü var eden, projektörün ışığıdır.</p>

<p>İşte kâinat da böyledir:</p>

<p>•Ateş yakmaz.</p>

<p>•Bıçak kesmez.</p>

<p>•Su boğmaz.</p>

<p>•İlaç şifa vermez.</p>

<p>Yakan da, kesen de, şifa veren de, hayat veren de yalnız Allah’tır!</p>

<p>Tevhid, sadece “Allah var” demek değildir.</p>

<p>Tevhid, her fiilin, her esmanın, her sıfatın doğrudan Allah’a ait olduğunu bilmektir.</p>

<p>Başarı Allah’tandır!</p>

<p>Rızık Allah’tandır!</p>

<p>Hayat Allah’tandır!</p>

<p>Ne bıçakta kesme kuvveti var,</p>

<p>Ne ateşte yakma kudreti,</p>

<p>Ne de hekimde şifa verme gücü!</p>

<p>Hepsi, sadece Allah’ın kudretinin tecellisidir.</p>

<p>Ey mü’min kardeşim!</p>

<p>Unutma:</p>

<p>Perdeye değil, projektöre bak!</p>

<p>Eşyaya değil, kudrete bak!</p>

<p>Sebebe değil, Müsebbib’e (sebeblerin yaratıcısına) bak!</p>

<p>Yoksa…</p>

<p>İmanla perdelenmiş,</p>

<p>Projektörsüz bir seyirci gibi karanlıkta kalırsın!</p>

<p><strong>Son Cümle:</strong></p>

<p>Allah’ın varlığına inanmak yetmez;</p>

<p>Rububiyetinde de şeriksiz teslim olmak şarttır!</p>

<p><strong>Not:</strong></p>

<p>Bu hatıra, Ayetü’l-Kübra Risalesi’nin nuruyla, Malatya İnderesi’nde yaşandı.</p>

<p>Ve Müslüm Usta’nın bir cümlesi, bir ömürlük ders oldu.</p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Apr 2025 12:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/perdeyi-seyrediyoruz-projektoru-unutuyoruz-1745745772.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Camiye Gitmekle İş Bitmiyor!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/camiye-gitmekle-is-bitmiyor-107097</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/camiye-gitmekle-is-bitmiyor-107097</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
&nbsp;</p>

<p>Ayet açık:<br />
“لَوْ كَانَ ف۪يهِمَا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا”<br />
(Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de fesada uğrardı.)</p>

<p>Ne diyor Allah?<br />
<strong>Bir tek ben varım!</strong><br />
İkincisi olsaydı, kâinat darmadağın olurdu.</p>

<p>İyi de…<br />
Sormak lazım:<br />
Allah’ın saltanatında şerik yok da, icraatında mı var?<br />
Rububiyetinde mi ortaklık aranıyor?<br />
Tasarrufunda mı müdahale bekleniyor?</p>

<p>Kâinat bir ayna!<br />
Madde bir perde!<br />
Ne ateş yakar, ne Azrail ruhu alır,<br />
Ne doğa kendi başına çiçek açtırır.</p>

<p>Bütün fiiller, bütün esmalar, bütün sıfatlar sadece O’nundur!<br />
İşte rububiyet dediğin budur:<br />
<strong>Ef’al, Esma ve Sıfatın saf ve şeriksiz tecellisi!</strong></p>

<p>Peki insanlar ne yapıyor?<br />
Perdeye tapıyor!<br />
Aynaya secde ediyor!<br />
Maddeye kudret, sebebe tesir izafe ediyor!<br />
Materyalizmin alnını secdeye değdirip,<br />
Allah’ın icraatına şerik koşuyor.</p>

<p>İşte Bediüzzaman Hazretleri, <strong>Maddiyunluk Taun’u</strong> dediği zaman bunu kast ediyordu:<br />
•Maddeye tesir ver,<br />
•Sebebe kudret izafe et,<br />
•Ef’âli, esmâ ve sıfatı inkâr et…Sonra da mü’min geçin!</p>

<p>Yok öyle yağma!<br />
İslamiyet, tevhid dinidir!<br />
Ne enfüste ene’ye mülk verir,<br />
Ne afakta tabiata ve esbaba kudret izafe eder.</p>

<p>İcadı da, icraatı da, tasarrufu da sadece Allah’a verir!<br />
Sahi…<br />
Üstad’ın sırdaşı, Hacı Hulusi Bey’e sormuşlar:</p>

<p>“Bu zamanda kırk kişiden biri imanla kabre girer. Kimdir o kırk kişi?”</p>

<p>Ne demiş?</p>

<p>“Günde beş vakit camiye, cemaate gelen insan.”</p>

<p>Güzel de…</p>

<p>Bir dakika!</p>

<p>Camiye gelsen de,<br />
Cemaate dursan da,<br />
<strong>Eğer “La ilahe illallah”ı sadece ulûhiyette anlıyor,<br />
Ama ef’alinde, esmâsında, sıfatında hâlâ şirke kapı aralıyorsan…<br />
Titre!</strong></p>

<p>Çünkü sadece Allah var demek yetmez!<br />
O’ndan başka yaratıcı, icracı, tasarruf edici de yoktur diyebilmektir iman!</p>

<p>Öyle kuru kuruya camiye gitmekle,<br />
Başörtüsü takmakla,<br />
Cübbeyle gezmekle olmaz!</p>

<p>İmanın özüne dokunmadıysan,<br />
Sen hâlâ şirkten uzak değilsin!</p>

<p><em>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah<br />
Murat Çetin</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Apr 2025 10:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/camiye-gitmekle-is-bitmiyor-1745653115.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tesir Kimin Elindedir?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/tesir-kimin-elindedir-107075</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/tesir-kimin-elindedir-107075</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada bir sultan düşün.<br />
Saltanat onun.<br />
Taht onun.<br />
Mühür onun.<br />
Ama ne hikmetse icraatı başkaları yapar.<br />
Fermanı o yazar ama uygulayan memurlardır.<br />
O yalnızca emir verir; işi yapan, işi yürüten başka ellerdir.</p>

<p>Şimdi…<br />
Böyle bir saltanatta sultanın şeriki yok gibi görünür ama aslında vardır.<br />
Zira icraatına başkaları ortak oluyorsa, hâkimiyetinde gölgeler geziniyordur.</p>

<p>Peki ya Allah?<br />
O’nun saltanatında bir ortak olabilir mi?<br />
Hayır.<br />
Ulûhiyetinde şeriki olabilir mi?<br />
Hayır.<br />
Peki ya icraatında?<br />
Orada da mı yok?<br />
Evet, orada da yok!</p>

<p>Allah Teâlâ’nın rububiyeti — yani icraatı, tasarrufu, yaratıcılığı — doğrudan kendisine aittir.<br />
Ne bir memura, ne bir meleğe, ne de bir sebebe muhtaçtır.</p>

<p>İnsanlar sanır ki ateş yakar.<br />
Oysa yakan ateş değil, Allah’tır.<br />
İnsanlar sanır ki Azrail ruhu alır.<br />
Oysa ruhu kabzeden, Azrail değil, Allah’tır.<br />
İnsanlar sanır ki doktor şifa verir.<br />
Oysa şifa veren ilaç değil, hekim değil, Allah’tır!</p>

<p>Peki bu yanlış algı nereden geliyor?<br />
Sebep perdesinden.<br />
Evet, sebepler var…<br />
Ama hakikatte tesir yok!</p>

<p>Bediüzzaman bunu şöyle ifade eder:</p>

<p>“Evet izzet-i azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.. fakat vahdet ve celal ister ki; esbab, ellerini çeksinler tesir-i hakikîden...”</p>

<p>Yani Allah’ın azameti, insanların aklını zedelememek için sebepleri perde yapmıştır.<br />
Ama tevhid, yani gerçek birlik inancı, der ki:<br />
“Ey insan! Perdenin arkasında Kudret vardır. Tesir onundur!”</p>

<p>2006’da Malatya’daydım.<br />
Bir ateist geldi.<br />
Kıştı, katalitik soba yanıyordu.<br />
Dedi ki:<br />
— “Bu sobayı da mı Allah yaptı?”<br />
Dedim ki:<br />
— “Evet. Sobayı yapan zahiren marangoz olabilir. Ama onu var eden, yakmasını sağlayan, ısıyı yaratan sadece Allah’tır. Demek marangoz bir perdedir…”</p>

<p>Çünkü eşyadaki bütün tesir, fail, güç, takdir Allah’a aittir.<br />
Sobada yanma değil, perde var.<br />
Perdenin arkasında ise rububiyetin mutlak kudreti.</p>

<p>İslamiyet bir tevhid dinidir.<br />
İnanmak demek, sadece “bir Allah var” demek değildir.<br />
İnanmak, O’nun dışında hiçbir şeye hakiki tesir vermemek demektir.</p>

<p>“Ben yaptım” diyorsan…<br />
“Ben başardım” diyorsan…<br />
O’nun icraatına ortak çıkıyorsun demektir.</p>

<p>Mü’min, Kur’an’ın nuruyla bakar:<br />
Tabiat bir perdedir.<br />
Sebepler bir bahanedir.<br />
Tesir yalnızca Allah’ındır.</p>

<p>İman, perdenin ardını görebilmektir.<br />
Ve o perde kalktığında, görünen sadece tek bir Kudret olur:<br />
Allah’ın kendisi.</p>

<p><strong>Kal sağlıcakla&nbsp;</strong></p>

<p><em><strong>Murat Çetin</strong></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 11:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/tesir-kimin-elindedir-1745569823.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Murat ÇETİN / Yer Titrese de Kalbimiz Sallanmaz!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/murat-cetin-yer-titrese-de-kalbimiz-sallanmaz-107057</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/murat-cetin-yer-titrese-de-kalbimiz-sallanmaz-107057</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dün İstanbul sallandı…</strong><br />
Yani yer titredi ama aslında biz sarsıldık.<br />
Yolda, okulda, işte, pazarda…<br />
Herkes bir anda gerçeğe uyandı:<br />
<strong>Bu yer sabit değil!</strong><br />
O hâlde biz neyimize güveniyoruz?</p>

<p>Kimi pencereye koştu, kimi çocuğuna, kimi gökyüzüne baktı.<br />
Ama ağızlardan çıkan dua ortaktı:<br />
<strong>“Allah’ım, muhafaza et…”</strong></p>

<p>Ben Risale-i Nur okuyan bir kardeşinizim.<br />
Okuduklarım kitap değil,<strong> imanın deprem anında verdiği cevaptır.</strong></p>

<p>Üstad Bediüzzaman ne diyor:<br />
<strong>“Tam münevverü’l-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki onu korkutmaz.<br />
Belki hârika bir kudret-i Samedâniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek.”</strong></p>

<p>Yani mesele korkmamak değil,<br />
<strong>Kimin iradesine teslim olduğunun farkında olmak.</strong></p>

<p>Biri sordu:<br />
— “Korkmayalım mı?”</p>

<p>Dedim:<br />
<strong>Korkalım!</strong><br />
Ama kalple değil, bedenle korkalım.</p>

<p>Çünkü korku bir nimettir.<br />
Fıtratımıza yerleştirilmiş bir sensördür.<br />
Ateşe elini uzatmaman için vardır.<br />
Uçurumdan aşağı atlamaman için.<br />
Hayatı korumak içindir.</p>

<p>Üstad buna <strong>“havf damarı” </strong>der.<br />
Korkmazsan yaşamazsın.<br />
<strong>Ama yanlış korkarsan, iman çatlar!</strong></p>

<p>Korku doğru yere yönelirse secde olur,<br />
Yanlış yere yönelirse vesvese.</p>

<p>Kalp der ki:<br />
<strong>“Her şey Allah’tandır.”</strong><br />
Ayak der ki:<br />
<strong>“Buradan uzaklaş.”</strong><br />
Akıl der ki:<br />
<strong>“Tedbir al.”</strong><br />
Ama iman tekrar eder:<br />
<strong>“Teslim ol.”</strong></p>

<p>Dün sarsıldık mı?<br />
Evet.<br />
Korktuk mu?<br />
Elbette.<br />
Ama <strong>sapmadık!</strong></p>

<p>Çünkü biliriz ki:<br />
<strong>Zelzele de emre tâbidir.</strong><br />
Ne yer kendi başına oynar,<br />
Ne gök başına karar verir!</p>

<p>Biz, kalbini Allah’a bağlamışların safındayız.</p>

<p>Söz bitti…<br />
Şimdi secde zamanı.<br />
Çünkü sarsılan zemindi…<br />
Ama <strong>sarsılmayan imanımızdı!</strong></p>

<p><em><strong>Murat Çetin</strong></em><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Apr 2025 16:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/murat-cetin-yer-titrese-de-kalbimiz-sallanmaz-1745502627.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman Neden “Allah” Değil De “Rab” Dedi?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-neden-allah-degil-de-rab-dedi-107016</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-neden-allah-degil-de-rab-dedi-107016</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı sorular vardır ki, cevabı kadar sükûtu da kıymetlidir.<br />
Bazı kelimeler vardır ki, söylenişi kadar seçilişi de hikmetlidir.<br />
İşte o kelimelerden biri: <strong>Rab.</strong></p>

<p>Bir akşam Hasan Erdoğan’ın evindeyiz.<br />
Mürekkep kokusu, kelamın ıstırabına sinmiş… 32. Söz okunuyor.<br />
Kalem, kelamın hükmüne teslim olmuş; söz, tefekkürün eşiğinde sessiz bir secdede…</p>

<p>Bir cümle düşüyor satırlardan:<br />
<strong>“Bütün tabiatperestler, bütün esbapperestler namına müşahhas bir şahs-ı manevî kendini Rab ilan ediyor.”</strong></p>

<p>Duruyorum.</p>

<p>Neden “Allah” değil de “Rab”?<br />
Neden ulûhiyet değil de rububiyet?</p>

<p>Bu tercih sadece lügat farkı mıdır?<br />
Hayır. Bu, tevhidin en çok ihmal edilen cephesine tutulan bir projektördür.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ZATTA DEĞİL, RUBUBİYETTE ŞİRK VAR</span></strong></p>

<p>İnsanların çoğu, Allah’ın varlığını inkâr etmez.<br />
Zira ulûhiyet, bir noktada aklın teslim olduğu bir zarurettir.<br />
Ama mesele icraata, fiile, eyleme geldiğinde… İşte orada zihin bulanır, vicdan karışır.</p>

<p><strong>“Ben yaptım”, “ben başardım”, “ben ettim” </strong>der insan.<br />
Zannedilir ki bu sadece bir mecazdır.</p>

<p>Fakat kişi, bu sözlerin ardında hakiki fail olarak kendini görmeye başlarsa, bu artık mecaz değil, <strong>şirktir.</strong></p>

<p>Üstad’ın ısrarla “Rab” demesi işte bu noktada anlam kazanır.<br />
Çünkü insanlar Allah’ın zatına değil, rububiyetine, yani tedbir, tasarruf ve idare edici sıfatlarına ortak koşar.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MECAZLA DEĞİL, İMANLA KONUŞ!</span></strong></p>

<p>Elbette “ben yaptım” demek mutlak surette şirk değildir.<br />
Ama mecaz bile olsa, bu sözün ardında şu iman olmalıdır:</p>

<p><strong>“Ben bir sebep, bir perdeyim. Hakiki müessir, yalnızca Allah’tır.”</strong></p>

<p>Aksi takdirde, perdeyi fail sanmak, sahneyi idare eden sanatkârı unutmaktır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ALLAH’IN SALTANATINDA ŞİRK OLMAZ, RUBUBİYETİNDE DE OLMAZ</span></strong></p>

<p>Dünyada bir padişah düşünün…<br />
Taht onun, ama sokağı süpüren başkasıdır.<br />
Ferman onun, ama uygulayan veziridir.</p>

<p>İnsan, bu dünyadaki fiilleri de böyle algılar.<br />
“Bu işi ben yaptım, şu projeyi o yönetti, şu icraatı filan gerçekleştirdi…” der.<br />
Ama Allah’ın saltanatı öyle değildir.<br />
<strong>Ne tahtında ne sokakta ortak kabul eder.</strong><br />
Ne kâinatta ne kalpte vekil tanır.<br />
Zerreyi de O döndürür, yıldızı da O tutar.</p>

<p>İşte tevhid budur:<br />
Zatına inandığın gibi, sıfatına, fiiline, ism-i Azamına da ortaksız inanmaktır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LA ŞERİKE LEHÛ: SADECE ZATTA DEĞİL, FİİLDE DE ORTAĞI YOKTUR</span></strong></p>

<p>“Allah var” demek kolaydır.<br />
Zor olan, “O’ndan başka fail yok” diyebilmektir.<br />
Çünkü nefis, ene, esbab ve tabiat… Hepsi insana başka müessirler fısıldar.</p>

<p>Üstad’ın “La Şerike lehû” diyerek altını çizdiği hakikat tam budur:<br />
<strong>“Zatında olduğu gibi, sıfatında ve ef’alinde de O’ndan başka hiçbir şeyin tesiri yoktur.”</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAKİKATİN KELİMESİ: RAB</span></strong></p>

<p>Bediüzzaman neden “Allah” değil de “Rab” dedi?</p>

<p>Çünkü mesele sadece varlığı kabul etmek değil, <strong>hükmü de teslim etmektir.</strong><br />
Çünkü insanlar Allah’ın adını yüceltirken, fiiline perde çeker.<br />
Çünkü gerçek tevhid, sadece inanmak değil, <strong>ihlâsla teslim olmaktır.</strong></p>

<p>Ve işte bu yüzden,<br />
<strong>Rab demek; O’nu sadece tanımak değil, O’ndan başkasını tanımamaktır.</strong></p>

<p><em><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah&nbsp;</strong></em></p>

<p><strong>Murat Çetin</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Apr 2025 10:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/bediuzzaman-neden-allah-degil-de-rab-dedi-1745392528.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Risale-i Nur Nedir, Niçin Okunur?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/risale-i-nur-nedir-nicin-okunur-106926</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/risale-i-nur-nedir-nicin-okunur-106926</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malûmdur ki bir hakikatin anlaşılması, mukaddemât-ı tasavvuriyye ile başlar: <strong>“Nedir?”</strong> diye sorulur. Ardından mukaddemât-ı tasdîkiyye gelir: <strong>“Doğru mudur, sahih midir?”</strong> denilir.</p>

<p>İşte bu nazarla bakıldığında, her gün elimize aldığımız Risale-i Nur için bir sual belirir:<br />
Biz bu eseri niçin okuyoruz?</p>

<p>Karnımızı doyurmak için mi?<br />
Sosyal medya paylaşımı yapmak için mi?<br />
Komünistleri ikna etmek, ateistlere cevap vermek için mi?<br />
Allah’ın varlığını ispatlamak için mi?</p>

<p>İyi ama, bu cevapların hiçbirinde <strong>“Risale-i Nur”</strong>un mâhiyeti yok. Çünkü Risale-i Nur, bunlarla sınırlanamayacak kadar derin ve yüksek bir mânâya sahiptir.</p>

<p>Bediüzzaman Hazretleri, bu eserleri ilmi hakikat olarak tarif eder. Yani kuru bilgi değil, diri bir marifet…<br />
Risale-i Nur’da geçen <strong>“hakikat” </strong>kelimesi boş bir kelime değildir. Onun karşılığı;<br />
Tevhid-i zat, tevhid-i sıfat, tevhid-i esma ve tevhid-i efâldir.</p>

<p>Üstad’ın ifadesiyle:<br />
<strong>“Her bir fiilden esmâya, her bir esmâdan sıfâta, her bir sıfâttan Zât-ı Akdes’e ulaşan bir tefekkür haritasıdır bu eserler.”</strong></p>

<p>O hâlde şunu da açıkça ifade etmemiz gerekir:<br />
Risale-i Nur bir fıkıh kitabı değildir!<br />
Ahkâmın tafsilatına, amelî meselelerin hükümlerine dair değildir.<br />
Yoksa Bediüzzaman, <strong>“Siyer ve fıkıh mesailini, siyer ve fıkıh kitaplarından öğrenin”</strong> demezdi.</p>

<p>Eserin maksadı; mü’mini, Allah’ın fiillerinde O’nun kudretini; esmâsında O’nun rahmetini; sıfâtında O’nun azametini; Zâtında O’nun vâcibü’l-vücûd oluşunu tanımaya götürmektir.</p>

<p>Kısacası, bu eserler:<br />
Sokak kitabı değildir.<br />
Tarih risalesi değildir.<br />
Fıkıh mecmuası değildir.<br />
Ama…<br />
Kalplere iman, akıllara marifet, ruhlara ubudiyet telkin eden bir hakikat mecmuasıdır.</p>

<p>O halde sormaya devam edelim:<br />
Biz Risale-i Nur’u niçin okuyoruz?<br />
Ve Risale-i Nur’u niçin okumalıyız?</p>

<p>Bu sorunun cevabını inşallah bir sonraki yazımızda arayacağız.<br />
Düşünceleriniz varsa, yazıya katkı sunmak isterseniz, bizimle paylaşabilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Apr 2025 16:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/risale-i-nur-nedir-nicin-okunur-1744984536.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Risale-i Nur Okunuyor… Peki Neden? (1. Bölüm)</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/risale-i-nur-okunuyor-peki-neden-1-bolum-106873</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/risale-i-nur-okunuyor-peki-neden-1-bolum-106873</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malûmdur ki mantık ilminde, bir meselenin anlaşılması evvela “mukaddemât-ı tasavvuriyye”ye, sonra “mukaddemât-ı tasdîkiyye”ye muhtaçtır. Yani önce “bu nedir” sorusu sorulur, ardından “doğru mudur” hükmüne varılır.</p>

<p>İşte meselemiz tam da burada düğümleniyor:</p>

<p>Risale-i Nur’u okuyoruz. Peki, niçin okuyoruz?</p>

<p>Kırk yıldır, elli yıldır okuyanlara soruluyor: Risale-i Nur nedir?<br />
Verilen cevaplar, kimi zaman “bir tefsir” şeklinde oluyor. Kimine göre bir mecmua-i marifet, kimine göre bir propaganda metni, kimine göre komünizme karşı zırh. Lakin kimse neyi niçin okuduğunu tam olarak bilmiyor. Sloganik cevaplar arasında hakikat kayboluyor.</p>

<p>“İmana hizmet ediyoruz” deniliyor. Evet, doğru. Ama başkaları da ediyor. Risale-i Nur’un diğer tefsirlerden “vasf-ı mümeyyizi” nedir?<br />
Ve asıl sorulması gereken:<br />
Biz bu eseri neden okuyoruz, okumalıyız?</p>

<p>Bir ateisti ikna etmek için mi?<br />
Komünistlerle münakaşa etmek için mi?<br />
Yoksa sadece kendi zihnimizi tatmin etmek için mi?</p>

<p>Hayır. Bunların hiçbiri değil. Ama ne olduğu da henüz net değil.</p>

<p>İşte bu yazı, bu soruları gündeme taşımak için kaleme alındı. Cevap mı? O bir sonraki yazının mevzuu olacak inşallah.</p>

<p>Zira bu mesele artık sıradan bir “okuyalım, anlayalım” meselesi değil. Bu mesele, bir dava meselesidir. Bir yol meselesidir. Bir yön meselesidir.</p>

<p>Ve kıymetli okurlarımız…</p>

<p>Sizler de bu soruya kendi pencerelerinizden cevap vermek isterseniz, görüşlerinizi memnuniyetle dinlemek isterim. Dilerseniz WhatsApp üzerinden, dilerseniz farklı vasıtalarla ulaştırabilirsiniz.</p>

<p>Cevaplar ikinci yazımızda buluşacak.</p>

<p>Kalın sağlıcakla.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Apr 2025 15:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/risale-i-nur-okunuyor-peki-neden-1-bolum-1744806910.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Niçin Okuyoruz, Niçin Anlatamıyoruz?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/nicin-okuyoruz-nicin-anlatamiyoruz-106833</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/nicin-okuyoruz-nicin-anlatamiyoruz-106833</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz gün, iki gençle oturduk. Biri Bitlisli, diğeri Ispartalı. İkisi de İstanbul’da çalışıyor. Birisi daha yeni Üstad’ın evini ziyaret etmiş, heyecanlıydı. Diğeri sessizdi, ama dikkatli dinliyordu.</p>

<p>Sordum:<br />
— Risale-i Nur okuyor musun?<br />
Cevabı kısa, net ve sarsıcıydı:<br />
— Hayır abi, okuyamıyorum.</p>

<p>Sebebini sordum, klasik bir tereddütle karşılaştım:<br />
— Aslında niyet ettim çok defa. Ama anlamıyorum.</p>

<p>O an içimden “haklı” dedim. Ama yüksek sesle “haklısın” demek daha doğruydu. Çünkü bu sadece onun problemi değildi.<br />
Bu, okuyan ama ne okuduğunu bilmeyenlerin problemi.<br />
Bu, anlatan ama neyi, niçin anlattığını izah edemeyenlerin problemi.</p>

<p>Çünkü Risale-i Nur, sadece okunacak bir kitap değil.<br />
Tefekkürle okunacak, ruhla sindirilecek, idrakle özümsenecek bir mana yolculuğu.</p>

<p>Ama biz ne yapıyoruz?<br />
Elimize kitap alıyoruz, okuyormuş gibi yapıyoruz.<br />
Dinliyoruz, anlıyormuş gibi duruyoruz.<br />
Anlatıyoruz, ama kalbe değil, sadece kulağa sesleniyoruz.<br />
Sonra da “neden anlamıyorlar?” diye sitem ediyoruz.</p>

<p>İyi de…<br />
Sen Risale-i Nur’u ne için okuyorsun?<br />
Seni oraya çeken hakikat ne?<br />
Sen onun neresindesin?</p>

<p>Bilmiyoruz. Çünkü önce kendimize sormuyoruz.<br />
O yüzden cevap da veremiyoruz.</p>

<p>Okuyanlar “niçin” okuduğunu bilmediği için anlatamıyor.<br />
Dinleyenler “ne anlatılıyor?” sorusunu içten içe sorarken cevap bulamıyor.</p>

<p>Neticede olan şu:<br />
Okumaya niyet eden bir Sedat, kitabı rafa kaldırıyor.<br />
Sesi değil, özü arıyor.<br />
Lafı değil, manayı arıyor.<br />
Ama onu bulamıyor.</p>

<p>Ve maalesef…<br />
Bulamayınca dönüp gidiyor.<br />
Yarım kalan her şey gibi, o da eksik bırakıyor.</p>

<p>Belki de şimdi hepimize düşen en büyük vazife şu:<br />
Risale-i Nur’u bir slogan, bir ritüel, bir ezber olmaktan çıkarıp…<br />
Onun arkasındaki hikmeti, sebebi, maksadı yeniden keşfetmek.</p>

<p>Belki de önce kendimize sormalıyız:<br />
Ben niçin okuyorum?<br />
Ve daha mühimi:<br />
Bunu kime, nasıl anlatıyorum?</p>

<p>Yoksa bir Sedat daha kayıp gidecek elimizden…<br />
Ve biz, yine “niçin okunmuyor?” sorusuyla baş başa kalacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 12:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/nicin-okuyoruz-nicin-anlatamiyoruz-1744708865.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Risale’nin Vârisi Hacı Hulusi’nin Yanına Kim Türbe Dikti?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/risalenin-varisi-haci-hulusinin-yanina-kim-turbe-dikti-106693</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/risalenin-varisi-haci-hulusinin-yanina-kim-turbe-dikti-106693</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Saygıdeğer okuyucularım,<br />
Bugün sizlere, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin “Benim yegâne manevî evlâdım, medâr-ı tesellîm ve hakikî vârisim” diyerek taltif ettiği, merhum Albay Hacı Hulusi Yahyagil’in Elazığ’daki kabri başında yaşadığım dikkat çekici bir hâdiseyi aktararak yazıma başlamak istiyorum.</p>

<p>Ziyaret esnasında, Hacı Hulusi Bey’in kabrine gösterilen teveccühü derin bir hürmet ve tefekkürle izlerken, hemen yanı başındaki “İmam Efendi Türbesi” dikkatimi çekti. Kabrin mahiyeti hakkında bilgi almak üzere oradaki kişilere sordum:<br />
“Bu türbede yatan zat kimdir?”</p>

<p>Aldığım cevap oldukça sade, fakat bir o kadar da sarsıcıydı:<br />
“İmam Efendi, Osmanlı döneminde kışlada görevli bir imam. Hastalanıp dört gün görevine devam edememiş. Maaşını alınca, bu dört günün ücretini iade etmiş.”</p>

<p>Elbette ki bu dürüstlük, takdir edilesi bir davranıştır. Ancak içimden geçeni de gizlemedim:<br />
“Yani sadece dört gün maaş almadı diye bir türbe mi yapıldı?”</p>

<p>Verilen ikinci cevap ise hadisenin seyrini bambaşka bir yere taşıdı:<br />
“Bu türbeyi yaptıran kişi, Fethullah Gülen’dir.”</p>

<p>İşte o an, niyetin sadeliği değil, planın derinliği dikkatimi celbetti.<br />
Zira Risale-i Nur’un en sadık talebesi, Üstad’ın hakikî vârisi olan bir zatın hemen yanı başına, rüyalarla, keramet hikâyeleriyle süslenmiş yapay bir figür yerleştiriliyordu.<br />
Belli ki, Hacı Hulusi Yahyagil’in manevi ağırlığı ve Risale’ye olan vefası, birilerini fazlasıyla rahatsız etmişti.<br />
Tarihe müdahale etmenin bir yolu da, mezarlara komşu seçmekti artık!</p>

<p>Üstad Bediüzzaman, Hulusi Yahyagil hakkında “Birinci talebem ve birinci muhatabım” demişken, kimdir ki bu imam efendi? Hangi ilme, hangi hizmete, hangi hakikate dayanarak bu topraklara türbe ile kazınmak istenmiştir?</p>

<p>Mesele yalnızca bir mezar meselesi değildir.<br />
Mesele, Risale-i Nur’un etrafında şekillenen mânevî bir haritanın tahrif edilmek istenmesidir.<br />
Mesele, vefayla yazılan bir hakikatin yanına, şöhretle kazılmış bir anlatıyı monte etme teşebbüsüdür.</p>

<p>Tarih yazılmıştır.<br />
Lâkin şimdi biri gelip, “yanına bir dipnot düşelim” diyor.<br />
Olmaz. Çünkü Hacı Hulusi Yahyagil’in hayatı bir dipnot değil, bizzat Risale-i Nur’un ana cümlesidir.<br />
Ve o cümlenin başına, sonuna ya da yanına kimse harf ekleyemez.</p>

<p>Murat Çetin</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Apr 2025 13:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/risalenin-varisi-haci-hulusinin-yanina-kim-turbe-dikti-1744196297.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gavs Göründü, Risale Yazıldı!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/gavs-gorundu-risale-yazildi-106664</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/gavs-gorundu-risale-yazildi-106664</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kimilerine göre sadece bir kitap… Ama Harput’ta, bir camide, bir secdede başladı her şey…<br />
Hacı Hulûsi Yahyagil anlatıyor: “Sara Hatun Camii’nde Üstad Bediüzzaman ile Gavs-ı A’zam’ı, Kurşunlu Camii’nde ise Hazret-i Ali’yi mânen gördük. Sonra Kerâmet-i Gavsiyye ve Kerâmet-i Aleviyye yazıldı.”<br />
Bu cümle, bir sırrın ifşasıdır. Çünkü bu risaleler sadece yazılmadı… Görüldü, yaşandı, hissedildi.<br />
Hacı Hulûsi Bey der ki: “Çok büyük zatların arkasında namaz kıldım ama Üstad’ın arkasında kıldığım bir rekât, hepsinden daha derin feyiz verdi.”<br />
O hâlde bir daha soralım: Risale-i Nur sadece bir kitap mı? Yoksa ruhun kalemle buluşmuş hâli mi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Apr 2025 13:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/gavs-gorundu-risale-yazildi-1744107840.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cennet Garantili Teklif: Bu Yedi Şeye Dikkat Et!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/cennet-garantili-teklif-bu-yedi-seye-dikkat-et-106444</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/cennet-garantili-teklif-bu-yedi-seye-dikkat-et-106444</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Efendimiz (asm) kefilim diyor… Peki biz ne yapıyoruz?</p>

<p>Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyuruyor:</p>

<p>“Kim Ramazan ayında oruç tutar,<br />
diline sahip çıkar,<br />
midesine hâkim olur<br />
ve avret mahallini korursa…<br />
Ben onun cennete girmesine kefilim.”</p>

<p>Kefil.<br />
Yani garanti veriyor.<br />
Ama biz hâlâ ihmalkârız.</p>

<p>Bir yanda cennet garantili bir emir,<br />
Öbür yanda helak garantili yedi günah:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Katl (haksız yere cana kıymak)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Zinâ<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Şarap (içki)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hukuk-u Vâlideyn (anne babaya hürmetsizlik)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kumar<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;6.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yalancı şehadetlik (iftira ve yalan tanıklık)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;7.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Dine zarar verecek bid’alara gönül vermek, taraftar olmak</p>

<p>Bunlar, helake götüren yedi büyük günahtır.<br />
Bunlar varsa kalpte huzur yoktur, hayatta bereket yoktur.</p>

<p>İşte Ramazan, bu tehlikelere karşı bir kalkandır.<br />
Sadece aç kalmak değil, nefsin taşlarını ayıklamaktır.<br />
Zira bu ay, sıradan bir ibadet dönemi değil,<br />
ilâhî bir sigorta süresidir.</p>

<p>Yarın son gün…<br />
Cenab-ı Hak tuttuğunuz oruçları kabul etsin.<br />
Mağfiretine mazhar, rahmetine layık eylesin.<br />
Ve hepimizi cehlin değil, vahyin tarafında sabit kılsın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Mar 2025 20:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/cennet-garantili-teklif-bu-yedi-seye-dikkat-et-1743182032.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç, Mahşer Gününün Mükâfatıdır</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/oruc-mahser-gununun-mukafatidir-106418</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/oruc-mahser-gununun-mukafatidir-106418</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hamdolsun, Cenab-ı Hak bizleri Ramazan orucuna ulaştırdı. Gün be gün terakki eden bu mübarek ayın artık sonlarına yaklaşıyoruz. Elbette bu hüzünlü vedada bir müjde saklı…</p>

<p>Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm bir gün ashabına şöyle buyurdu:</p>

<p>“Oruçta öyle bir gece vardır ki, o gece Allah’ın bağışlama gecesidir.”</p>

<p>Ashab-ı kiram hayretle sordu:</p>

<p>“Ya Resulallah, o gece Kadir Gecesi midir?”</p>

<p>Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm cevap verdi:</p>

<p>“Hayır… O gece, oruçlunun son iftar gecesidir.”</p>

<p>Nasıl ki bir kimse bir ay boyunca çalışır, ay sonunda emeğinin karşılığını alır… Aynen öyle de, oruç tutan kul, tuttuğu oruçlar sebebiyle Ramazan’ın sonunda Allah’ın mağfiretiyle, bağışlanmasıyla karşılık bulur.</p>

<p>Bu da gösteriyor ki, oruç bir mağfiret vesilesidir. Oruç, günahları örten bir kalkandır. Oruç, Peygamber Efendimizin ifadesiyle, kişinin annesinin karnından doğduğu günkü gibi tertemiz hâle gelmesidir.</p>

<p>Ne büyük bir lütuf! Ne büyük bir rahmet!</p>

<p>İnsan, sabrın ve nefis terbiyesinin zirvesine oruçla ulaşır. Susuzlukla imtihan olur, açlıkla sınanır. Ama sonunda Allah’ın rızasına ve bağışlamasına mazhar olur.</p>

<p>Ramazan’ın son günlerinde bu hakikati unutmamalı… Her iftarın bir hesap kapısı, her sahurun bir rahmet kapısı olduğunu bilmeliyiz.</p>

<p>Ve bilmeliyiz ki, oruç tutan kazanır, oruçla dirilen kurtulur.</p>

<p>Murat Çetin</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Mar 2025 19:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/oruc-mahser-gununun-mukafatidir-1743092793.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hacı Hulusi Bey’e Ait Kadir Gecesi Duası</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/haci-hulusi-beye-ait-kadir-gecesi-duasi-106385</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/haci-hulusi-beye-ait-kadir-gecesi-duasi-106385</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu dua, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin birinci talebesi olan Hacı Hulusi Yahyagil Beyefendi’ye aittir. Risale-i Nur hizmetinin manevî direklerinden olan bu zatın, Kadir Gecesi’ne özel ettiği bu dua; hem Kur’an ayı Ramazan’ı, hem Kur’an’ın indiği gece olan Leyle-i Kadr’i, hem de ümmet-i Muhammed’in duasını en güzel biçimde mezc eder.</p>

<p>Hacı Hulusi Yahyagil Bey’in Kadir Gecesi Duasından bir bölüm:</p>

<p>بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ<br />
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ<br />
وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِمْ أَجْمَع۪ينَ</p>

<p>Yâ Rabb’el-âlemîn!<br />
Ramazan-ı Şerif’in, Leyle-i Kadr’in, Kur’ân-ı Hakîm’in, İsm-i A’zam’ın, Habîb-i Ekrem’in ve âl ve ashâb ve ümmehâtü’l-mü’minîn olan ezvâc-ı tâhirâtın (rıdvânullâhi aleyhim ve aleyhinne ecmaîn),<br />
ve sair enbiyâ-yı izâm (salavâtullâhi alâ nebiyyinâ ve aleyhim hazerâtın),<br />
melaike-i mukarrebîn, sıddıkîn, şühedâ, sâlihîn, müctehidîn, evliyâ-yı ârifîn, meşâyih-i kâmilîn, ağniyâ-yı şâkirîn ve fukarâ-yı sâbirîn hürmetine;</p>

<p>âcizâne kıldığımız namazlarımızı, tuttuğumuz oruçlarımızı ve sair ibadetlerimizi<br />
lütfunla, kereminle ve fazlınla kabul eyle.<br />
Bu mübârek ayda kalplerimizde uyandırdığın ibadet ve tâat iştiyâkını, Ramazan’dan sonra da eksiltmeden devam ettir. Âmin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 18:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/haci-hulusi-beye-ait-kadir-gecesi-duasi-1743003212.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç, Sabırdır… Ve Sabır Cennettir</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/oruc-sabirdir-ve-sabir-cennettir-106363</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/oruc-sabirdir-ve-sabir-cennettir-106363</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin yazdı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Oruç, diğer ibadetlere benzemez.</p>

<p>Namazda rükû görünür, zekâtta infak bellidir, hacda ihram apaçık… Ama oruçta gizlilik vardır. Kalple Cenâb-ı Hak arasında mahrem bir sırr-ı ubudiyettir.</p>

<p>Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurur:<br />
<strong>“Her amel, insanoğlunun kendisi içindir. Ancak oruç benim içindir, onun mükâfatını ben veririm.”</strong></p>

<p>İşte bu ifade, orucu diğer amellerden ayırır. Zira her ibadetin belirli bir sevabı, bir ölçüsü vardır. Oysa oruç, Cenâb-ı Hakk’ın nezdinde saklı bir rahmet vesilesidir. Ölçü yoktur. Kıymeti, mizan terazisine sığmaz.</p>

<p>Oruç tutan, susar… Ama kıyamet gününde susuzluktan emindir. Hadis-i şerifte buyrulur:<br />
<strong>“Ben, orucu farz kıldım. Kul, benim için yemeği, içmeyi ve nefsânî arzularını terk etti. İşte ben de onu kıyamet gününde susuzluktan muhafaza edeceğim.”</strong></p>

<p>Kıyamet günü…</p>

<p>İnsanlar ter içinde, gözyaşı ve pişmanlıkla boğulurken… Oruç tutanlara özel ziyafetler tertiplenir. Reyyan kapısından Cennet’e girerler. Diğer kapılar kapanmışken, bu kapı sadece onlara açılır.</p>

<p>Çünkü oruç, sabrın yarısıdır. Ve sabredenler müjdelenmiştir:<br />
<strong>“Sabredenlere ecirleri hesapsız verilecektir.” (Zümer, 10)</strong></p>

<p>Oruç, sadece açlık değildir. Nefsini terbiye etmektir. Mideni susturup kalbini konuşturmaktır. Dünyevî lezzetlerden geçip uhrevî huzura yürümektir.</p>

<p>Ve oruçlu, sırf Allah emretti diye aç kalır. O hâlde bu teslimiyetin, bu sadakatin, bu mahrem ibadetin karşılığını yalnız Allah bilir.</p>

<p>İşte bu yüzden oruç, bir sırdır. Ve sırlar, sahibine emanettir…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Mar 2025 18:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/oruc-sabirdir-ve-sabir-cennettir-1742916851.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman’a Göre Şeair-i İslâmiye, Şahsî Farzlardan Neden Daha Ehemmiyetlidir?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamana-gore-seair-i-islamiye-sahsi-farzlardan-neden-daha-ehemmiyetlidir-106313</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamana-gore-seair-i-islamiye-sahsi-farzlardan-neden-daha-ehemmiyetlidir-106313</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
&nbsp;</p>

<p>يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ<br />
“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.” (Bakara, 2/183)</p>

<p>Ramazan Risalesi’ni okuduktan sonra yönümüzü Kur’ân-ı Kerîm’in Ramazan’a dair ayetlerine çevirdik. İlk durağımız, Bakara Suresi 183. ayet oldu. Bu ayet, yalnızca orucu değil, ümmetlerin ortak mirasını, ilahi vahyin evrenselliğini ve dinin temel direklerini göz önüne seriyor.</p>

<p>Ayetten açıkça anlaşılıyor ki; oruç yalnızca bu ümmete değil, geçmiş ümmetlere de farz kılınmıştı. Demek ki namaz, oruç, zekât, hac ve kelime-i tevhid gibi İslam’ın beş esasının nüveleri, önceki dinlerde de vardı. Lakin onların ibadet şekilleri farklıydı. Mesela eski şeriatlarda kişi yalnızca mescitte namaz kılmakla mükellefti. Ramazan’da sadece iftar vaktinde yemek yerdi; sahur yoktu, gece yemek yoktu. Eşiyle ilişki yasaktı. Kalbinden geçenlere dahi mesul tutuluyordu. Bu gibi ağır mükellefiyetler, rahmet Peygamberi’nin (asm) gelişiyle hafifletildi.</p>

<p>Bugün bazıları<strong> “Ben Allah’a inanıyorum, kalbim temiz”</strong> diyerek namazı, orucu, haccı, zekâtı terk edebiliyor. Oysa ki bu beş temel esas, hak dinin ayrılmaz unsurlarıdır. Bediüzzaman Hazretleri, iman ve İslam’ın temel esaslarının şahsî farzlarla değil, cemiyet halinde yapılan ibadetlerle korunacağını ifade eder. İşte burada <strong>“Şeair-i İslâmiye”</strong> devreye girer.</p>

<p>Şeair, yani dini şiarlar, İslam’ın alâmetleridir. Bunlar yalnızca bireysel bir ibadet değil; toplumun ortak hafızası, İslam’ın sosyal görünürlüğü ve manevî yapısının harcıdır. Bediüzzaman, şeairin şahsî farzlardan daha ehemmiyetli olduğunu şu sözlerle ifade eder:</p>

<p><strong>“Şeair-i İslâmiyeye taalluk eden ahkâm, taabbudîdir. Akılla bilinse de, niyeti, rıza-yı İlâhî olmadıkça makbul değildir.”</strong> (Sözler, s. 312)</p>

<p>Yani camide kılınan namaz, cuma ezanının okunması, Ramazan’da sokakların iftarla şenlenmesi; bunların hepsi, toplumun İslam’la olan bağını taze tutar. Fertlerin ibadeti gizli kalabilir ama şeair cemiyetin ruhuna işler.</p>

<p>Burada akla gelen bir başka soru:<strong> “Dinde zorlama yoktur”</strong> ayeti (Bakara, 2/256) ne ifade ediyor? Birkaç boyutta anlamak gerekir:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Din, zorlama içermez; çünkü teklif-i mâlâyutak (güç yetirilemeyecek yük) yoktur.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;İman, kalbin tasdikiyle olur; zorla iman ettirilemez.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bu ayet, Medine döneminde inmiştir; daha sonra kıtal ayetleri gelerek hükümler genişletilmiştir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ehli Kitap, cizye verdikleri sürece hayat hakkına sahiptir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ancak, İslam devleti kurallarını çiğnemedikleri sürece bu serbesti devam eder.</p>

<p>Sonuçta, Şeair-i İslâmiye; ferdî bir yükümlülükten çok daha fazla şey ifade eder. Namazı evde tek başına kılmak elbette sevaptır; ama camide cemaatle kılınan bir vakit namaz, bütün beldeyi ihya eder. Şeair, İslam’ın cemiyet planındaki vitrinidir. Ve unutmayalım, vitrin boşsa, dükkânın içi dolu olsa bile müşteri girmez.</p>

<p>O hâlde Ramazan’la birlikte hatırladığımız şeairleri, yıl boyu yaşatmalı; cemiyet olarak İslam’ın izzet ve şerefini, toplumsal görünürlüğünü korumalıyız.</p>

<p>وَاللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ<br />
<strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Mar 2025 19:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/bediuzzamana-gore-seair-i-islamiye-sahsi-farzlardan-neden-daha-ehemmiyetlidir-1742747036.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ben, Ben, Ben… Sonra Açlık Geldi!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ben-ben-ben-sonra-aclik-geldi-106288</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ben-ben-ben-sonra-aclik-geldi-106288</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan Risalesi bitti. Ama içimizdeki Firavun hâlâ konuşuyor olabilir. Ta ki açlık ona susmayı öğretinceye kadar…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hamdolsun, Ramazan Risalesi’ni okuduk, bitirdik. Son satırını da gözyaşlarımızla mühürledik. Bir kez daha anladık ki bu eser, Kur’an’dan feyz almış, Kur’an’dan telahhuk etmiş, Kur’an’ın manevî bir mucizesidir. Ve evet, Üstad’ın da buyurduğu gibi, elinde elmas bir kılıçtır bu risale.</p>

<p>Risalenin sonlarına doğru, dokuzuncu nüktede, birden yüzümüze tokat gibi inen bir gerçek var: Nefsimizin firavunluğu.</p>

<p>Evet, yanlış duymadınız. Her birimizin içinde küçük bir firavun var. Kimi zaman gizlenir, kimi zaman sesini yükseltir: “Ben yaptım, ben ettim, ben bilirim!” der.</p>

<p>Tıpkı Firavun’un “Ene Rabbikumul A’lâ” dediği gibi.</p>

<p>İnsanın kalbinde iki hat çekilmiş: Biri peygamberlerin nuru, biri zalimlerin zulmeti. Letaif-i aşere, yani on latife, Hz. Âdem’den Peygamber Efendimiz’e kadar gelmiş tüm peygamberlerin numunesidir. Nüfus-u seb’a, yani yedi nefs mertebesi ise Firavunların, Nemrutların, Şeddatların izdüşümüdür.</p>

<p>Peki ne kırar o firavunluğu?</p>

<p>Açlık.</p>

<p>Sadece mideye değil, ruha, kalbe ve vicdana da oruç tutturan bir açlık.</p>

<p>Nefis bazen put olur. İnsan ise o putun etrafında tavaf eder. Ta ki oruç gelir de o nefse hakikat tokadını indirene dek. O zaman nefis öğrenir:</p>

<p>Ben zayıfım.</p>

<p>Ben fakirim.</p>

<p>Ben muhtacım.</p>

<p>Ve anlar ki, kendini ilah sanmak, bir körün aynaya bakıp kendini âlim zannetmesi kadar saçmadır.</p>

<p>Açlık gelir. Takat kalmaz. Göz kararır. Nefes daralır. İşte o zaman nefis fısıldar:</p>

<p>“Rabbim, Sen Rahîmsin. Ben âciz bir abdim.”</p>

<p>Büyüklerin ifadesiyle: “Nefis, cehenneme atıldı. En yüksek azaplara çarpıldı. Yine ‘Ene, ene…’ dedi. Ama açlıkla terbiye edildiğinde, ‘Sen Rabbimsin, ben kulunum’ dedi.”</p>

<p>İşte Ramazan’ın, orucun, açlığın sırrı burada gizli. Firavunlaşan nefsimizi acizliğe döndürmekte.</p>

<p>Şimdi elveda vakti Ramazan.</p>

<p>Ama o “ben” dediğimiz putu kırabildiysek…</p>

<p>İşte o zaman Ramazan bizim içimizde kalır.</p>

<p>Tâ bir sonraki Ramazan’a kadar…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Mar 2025 18:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ben-ben-ben-sonra-aclik-geldi-1742657736.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu Gece Kadir Gecesi!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bu-gece-kadir-gecesi-106287</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bu-gece-kadir-gecesi-106287</guid>
                <description><![CDATA[Bin ayı tek gecede geçmek mümkünse, bu fırsatı kaçırmak da bir ömür kaybetmektir…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Takvimler Ramazan’ın son günlerini gösteriyor… Her gece biraz daha yaklaşıyoruz bir büyük sırra: <strong>Kadir Gecesi’ne.</strong></p>

<p>Peki bu gece olabilir mi?</p>

<p>İmam Şârânî Hazretleri der ki: “Ramazan ayı cumartesi günü başlarsa, Kadir Gecesi 23. gecedir.”</p>

<p>Bu sene Ramazan cumartesi başladı. Hesap ortada. Vakit dar. Fırsat ise büyük.</p>

<p>Kadir Gecesi, bin aydan hayırlı…</p>

<p>83 yıl 4 ay eder.</p>

<p>Bir ömrü tek gecede kazanmak.</p>

<p>Bir gecede bin ömrün sevabına erişmek.</p>

<p>Hangimiz böylesi bir ticareti kaçırmak isteriz?</p>

<p>Üstelik…</p>

<p>O gece gökten rahmet yağar.</p>

<p>Melekler arza iner.</p>

<p>Semâ kapıları açılır.</p>

<p>Ve kalpten dökülen her dua, arşı titretebilir.</p>

<p>Evet, uyanık bir mümin için her gece Kadir’dir belki. Ama çoğunluk için bir tek gece var.</p>

<p>O tek gece bu gece olabilir.</p>

<p>O hâlde…</p>

<p>Teheccüdüyle, duasıyla, gözyaşıyla, istiğfarıyla bu geceyi diriltelim.</p>

<p>Ne kaybettiysek o gecede arayalım.</p>

<p>Ne istiyorsak o gecede isteyelim.</p>

<p>Kimden geldiysek, ona dönelim.</p>

<p>Zira <strong>bir gecede bin aya kavuşmak </strong>mümkünse, bu fırsatı kaçırmak da <strong>bir ömrü ıskalamaktır.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Mar 2025 16:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/bu-gece-kadir-gecesi-1742649997.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’ın Şahsi Hayatımıza Bakan Hikmeti</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ramazanin-sahsi-hayatimiza-bakan-hikmeti-106280</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ramazanin-sahsi-hayatimiza-bakan-hikmeti-106280</guid>
                <description><![CDATA[Risale-i Nur’dan Sekizinci Nükte Üzerine Notlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan Risalesi’ni okumaya devam ediyoruz. Sekizinci nükteyi mütalaa ettik. Bu nükte, Ramazan orucunun insanın şahsi hayatına nasıl baktığını ve ne gibi faydalar sağladığını izah ediyor.</p>

<p>İşte bu nükteye göre, oruç sadece bir açlık değil, bir diriliş, bir tedavi ve bir terbiyedir. Hem bedene, hem ruha hem de insanın iç dünyasına doğrudan hitap eder.</p>

<p><strong>1. Maddi ve manevi perhiz:</strong></p>

<p>Oruç, insanın nefsine ve midesine “dur” demesini öğretir. Sair vakitlerde kontrolsüzce yeme içmeye alışan insan, Ramazan vesilesiyle kendisine hâkim olmayı öğrenir.<br />
Üstad’ın ifadesiyle, oruç hem maddi hem de manevi bir perhizdir.<br />
Tıp ilmi de bunu teyit ediyor: Açlık, bedenin yenilenmesine ve şifaya vesiledir.</p>

<p><strong>2. Kul olduğunu hatırlamak:</strong></p>

<p>Oruç, insana kim olduğunu ve kimin kulu olduğunu hatırlatır.<br />
İnsan, her gün düzenli olarak “Ben memurum” dercesine, “Amirim olan Allah’ın emrindeyim” diyerek hareket eder.<br />
Bu ise insanı iradesine hâkim, yaptığı işten mesuliyet sahibi bir kul haline getirir.</p>

<p><strong>3. Beş düşmana karşı üç silah:</strong></p>

<p>İnsanın beş büyük düşmanı vardır:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Nefsi emmâresi<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Allah namına olmayan dünya sevgisi<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Şeytan-ı ins<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Şeytan-ı cin<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kuvve-i şeheviye, gadabiye ve akliyenin ifrat ve tefriti</p>

<p>Bu beş düşmanın üç ortak silahı ise musibet, masiyet ve taaddîdir.</p>

<p>İnsanın bunlara karşı tek dayanağı sabır kuvvetidir.<br />
İşte oruç, sabrı öğretir. Açlık elemiyle mücadelenin idmanı olan oruç, sabrın da anahtarıdır.</p>

<p><strong>4. Mide susunca kalp konuşur:</strong></p>

<p>İnsan sadece mideden ibaret değildir.<br />
İnsanda 360 mafsal vardır, her biri bir ibadete ehildir.<br />
İnsanın 10 latîfesi, yani vicdanın temel parçaları, midenin gürültüsüyle sükûta mahkûm kalır.</p>

<p>Ramazan’da ise mide susar, ruh konuşur.<br />
Aklın, kalbin ve latîfe-i Rabbâniyenin gıdası olan zikir, fikir ve şükür ön plana çıkar.<br />
Oruç sayesinde, kalp kendi vazifesine döner; ruh kemâle doğru yönelir.</p>

<p>⸻</p>

<p>İşte Ramazan-ı Şerif, böyle bir terbiye ayıdır.<br />
Sadece mideye değil, akla, kalbe, ruha ve latîfelerimize de oruç tutturur.</p>

<p>Yani oruç, sadece bir açlık değil; bedenin, zihnin ve ruhun yeniden inşasıdır.<br />
Risale-i Nur’un hakimane ifadesiyle:<br />
<strong>“Ramazan-ı Şerif, insanın şahsi hayatı için tam bir şifa, bir rahmettir.”</strong></p>

<p>Biz de okumaya devam ediyoruz.<br />
Risale-i Nur’dan Ramazan Risalesi, sekizinci nüktedeyiz…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Mar 2025 18:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ramazanin-sahsi-hayatimiza-bakan-hikmeti-1742571582.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orucun Gizli Hikmeti: Açlık mı, Şifa mı?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/orucun-gizli-hikmeti-aclik-mi-sifa-mi-106260</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/orucun-gizli-hikmeti-aclik-mi-sifa-mi-106260</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan Risalesi’ni okumaya devam ediyoruz. Sekizinci nüktedeyiz. Bu nükte, insanın şahsi hayatına bakıyor ve açıkça gösteriyor ki, insanın sıhhati ancak oruçla mümkündür.</p>

<p>Düşünün…</p>

<p>Bir odada on kişi var. Eğer yalnızca birine yemek ikram edilip dokuzu aç bırakılırsa, bu nasıl bir zulüm olur?</p>

<p>Aynen öyle de, insan sadece mideden ibaret değildir. Akıl vardır, kalp vardır, ruh vardır, latife-i rabbaniye vardır. Peki, bu latifelerin gıdası nerede?</p>

<p>İşte Ramazan-ı Şerif, insana bir şeyi öğretiyor:</p>

<p>Bedenin sadece midesine hizmet etmek, diğer latifeleri aç bırakmaktır. Oruç, insana sadece aç kalmayı değil, aklını ve ruhunu da doyurmayı öğretir. Çünkü insan yılın on bir ayı boyunca midesine çalışıp ruhunu unutur. Sonunda mide, adeta bir efendiye dönüşür ve sahibine hükmeder:</p>

<p><strong>“Çalış, beni doyur, beni tatmin et!”</strong></p>

<p>Ve kişi, kendi midesinin esiri olur.</p>

<p>Ancak Ramazan geldiğinde…</p>

<p>Oruç, aklı, kalbi ve latife-i rabbaniyeyi hatırlatır. Oruç tutan bir insan, nefsini kontrol etmeyi öğrenir. Bedeni oruçluyken ruhu bayram yapar. Çünkü kalp ve ruh da aç kalmaz, onlar da manevi gıdalarla beslenir.</p>

<p>Peygamber Aleyhisselatü Vesselam, “Oruç, sabrın yarısıdır” buyuruyor. Çünkü oruç sadece aç kalmak değil, nefsin tahakkümünü kırmaktır. Tarihte birçok kıtlık olmuştur. Görülmüştür ki, oruçla, riyazetle, iktisatla yaşayanlar ayakta kalırken, nefsine sınır koymayanlar zayıf düşmüştür.</p>

<p>Bunun en çarpıcı örneği, Peygamber Efendimiz zamanında yaşanır. Mısır Kralı Mukavkıs, Medine’ye bir tabip gönderir. Tabip, altı ay boyunca Medine’de kalır fakat kimse ona başvurmaz. Sonunda meraklanır ve Resulullah’a gelir:</p>

<p><strong>“Ey Allah’ın Resulü! Altı aydır buradayım ama kimse gelip tedavi olmuyor. Medine’de hiç hasta yok mu?”</strong></p>

<p>Peygamber Efendimiz tebessüm eder ve şöyle buyurur:</p>

<p><strong>“Biz acıkmadan yemeyiz, tok&nbsp;<br />
olmadan kalkarız.”</strong></p>

<p>Tabip, bir gerçeği fark eder: Bütün hastalıkların menbaı, henüz acıkmadan yemek yemek ve yemek üzerine yemektir. İşte bu yüzden Medine’de ona ihtiyaç yoktur!</p>

<p>Ve Medine’den ayrılır…</p>

<p>Bugün baktığımızda, tıp dünyası da aynı şeyi söylüyor. Kolesterol, şeker, tansiyon… Bunlar hep zengin hastalıkları olarak tanımlanıyor. Ve doktorların ilk önerdiği şey nedir? Perhiz.</p>

<p>İşte Ramazan, ilahi bir perhizdir. Sadece midemize değil, ruhumuza da şifa olur.</p>

<p>Peki… Sen açlığı yalnızca bir zorluk mu sanıyorsun, yoksa bir şifa mı?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Mar 2025 18:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/orucun-gizli-hikmeti-aclik-mi-sifa-mi-1742484882.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yedikçe Harama, Durdurdukça Hakikate Giden Yol!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yedikce-harama-durdurdukca-hakikate-giden-yol-106205</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yedikce-harama-durdurdukca-hakikate-giden-yol-106205</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan…<br />
Neden yaratıldığını unutur, dünyaya kök salacağını sanır.<br />
Nefsiyle öyle bir savaş verir ki, aslında kimle savaştığını bile bilmez.</p>

<p>İşte Ramazan, bu unutkanlığa bir tokat gibi iner!<br />
Çünkü bu ayda yalnızca aç kalmazsın. Aynı zamanda terbiye olursun!</p>

<p>Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle:<br />
<strong>“Oruç, sadece maddi perhiz değil, aynı zamanda manevi perhizdir!”</strong></p>

<p>Şimdi düşün…<br />
Oruçlu olduğunda harama bulaşmaktan nasıl kaçınıyorsun?<br />
Çünkü en basit helali bile terk etmeye alışıyorsun!</p>

<p>Daha güneş batmadan bile:<br />
<strong>“Bu lokma helal mi?”</strong> diye sorgulamaya başlıyorsun.<br />
Daha önce ağzına gelen her şeyi kontrolsüzce tüketirken, şimdi sabırla bekliyorsun.</p>

<p>İşte mesele bu!</p>

<p>Ramazan’da midene pranga vuruyorsun ama asıl mesele ruhu serbest bırakmak!</p>

<p>Çünkü kontrolsüz nefis, kontrolsüz bir mide gibidir.<br />
Ne kadar doyarsa doysun, hep daha fazlasını ister.<br />
Helal demez, haram demez, gözünü bile kırpmaz.</p>

<p>Ama bir de durup düşünelim…</p>

<p>Nefis dizginlenmezse…<br />
Sadece miden değil, ruhun da aç kalır.</p>

<p>Ve en acısı ne biliyor musun?<br />
Midesini ilah edinenler, haramla da doymayacaklarını çok geç fark ederler!</p>

<p>O yüzden oruç, sadece aç kalmak değil,<br />
Nefse <strong>‘Dur bakalım, sen değil ben hükmedeceğim!’</strong> diyebilmektir.</p>

<p>Ve işin sırrı şurada…<br />
Yemeği, içmeyi bırakan sadece bedenin değil,<br />
kalbin de boş sözleri bırakmalı!<br />
Dilin de gıybeti bırakmalı!<br />
Ellerin de haksız kazancı bırakmalı!</p>

<p>Çünkü unutma…<br />
Peygamber Aleyhisselatü Vesselam buyuruyor:<br />
<strong>“Oruç tutup da yalan söyleyenin, haram işleyenin Allah’ın aç kalmasına ihtiyacı yoktur!”</strong></p>

<p>Yani, sadece midene oruç tutturursan, aç kalırsın!<br />
Ama gözlerine, diline, kulağına oruç tutturursan, hakikati bulursun!</p>

<p>O yüzden asıl soru şu:<br />
Sen sadece yemekten mi vazgeçtin, yoksa hakikate mi yürüyorsun?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Mar 2025 18:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/yedikce-harama-durdurdukca-hakikate-giden-yol-1742313639.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orucun 3 Derecesi: Sen Hangi Seviyedesin?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/orucun-3-derecesi-sen-hangi-seviyedesin-106182</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/orucun-3-derecesi-sen-hangi-seviyedesin-106182</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan Risalesi’ni okumaya devam ediyoruz. Elhamdülillah, yedinci nükteyi de bitirdik. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu nükteyle bize Ramazan-ı Şerif’in uhrevi ticaret ve ziraat açısından ne kadar büyük bir fırsat olduğunu anlatıyor.</p>

<p>Nasıl ki bir padişah, tahta çıkış günü bayram ilan eder ve o gün herkes için müstesna bir gün olur… Cenab-ı Hak da Kur’an’ın nazil olduğu Ramazan’ı adeta manevi bir bayram gibi yaratmış. Bu ayda işlenen her bir amel, sahir vakitlerde on sevap alırken, Ramazan’da binler, Kadir Gecesi’nde ise otuz bin kat sevap kazanıyor.</p>

<p><strong>Ama mesele sadece aç kalmak mı?</strong></p>

<p>İmam Gazali Hazretleri orucu üç dereceye ayırıyor:</p>

<p><strong>Birinci Derece: Avamın Orucu</strong></p>

<p>Oruç deyince akla sadece yemek ve içmekten uzak durmak geliyor. Sahur yap, akşama kadar aç kal, iftarda tıka basa ye… Peki ya diğer uzuvlar? Göz, kulak, dil? Bunlara oruç tutturulmadığında, gerçekten oruç tutulmuş olur mu?</p>

<p><strong>İkinci Derece: Havasın Orucu</strong></p>

<p>Oruç, sadece mideye değil, tüm duyulara oruç tutturmaktır. Harama bakmamak, gıybet etmemek, yalan konuşmamak, Kur’an’la meşgul olmak… Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne buyuruyor?<br />
<strong>“Kim oruçlu olduğu halde yalan söylemeye ve kötü söz söylemeye devam ederse, Allah’ın onun aç kalmasına ihtiyacı yoktur.”</strong></p>

<p><strong>Üçüncü Derece: Ehassül Havasın Orucu</strong></p>

<p>Bu en üst dereceye ulaşanlar için oruç, sadece bedensel değil, kalben ve ruhen bir arınmadır. Kalbinde Allah’tan başka hiçbir şeye yer bırakmayanların orucu. Tüm dünyevi bağları kırıp, tam bir manevi yoğunlaşma ile Ramazan’ı geçirmek… İşte bu seviyeye ulaşanlar, Ramazan’ı gerçekten bin aydan hayırlı hale getiriyorlar.</p>

<p>Evet, Ramazan sadece aç kalmak değil. Mesele, orucu nefsin dizginlenmesi, ruhun terbiye edilmesi için bir fırsat bilmek.</p>

<p>Peki sen hangi seviyedesin?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 19:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/orucun-3-derecesi-sen-hangi-seviyedesin-1742229178.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan: Ticaretin En Kârlı Zamanı!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-ticaretin-en-karli-zamani-106154</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-ticaretin-en-karli-zamani-106154</guid>
                <description><![CDATA[Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a ümmetinin ömrü gösterildiğinde, önceki ümmetlerin uzun ömürlerine kıyasla az bulur. Onların 200, 300, hatta 1000 yıl yaşayan büyükleri vardır. Oysa ümmeti ortalama 60-70 yıl yaşayacaktır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bunun üzerine Cenab-ı Hak, bu eksikliği giderecek müthiş bir sır lütfeder:</p>

<p><strong>Ramazan ayı ve Kadir Gecesi!</strong></p>

<p>Nasıl mı?<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ramazan ayı bin aydan hayırlıdır, yani 83 seneye bedeldir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kadir Gecesi de bin aydan hayırlıdır, yani o da 83 seneye bedeldir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bu durumda her Ramazan, iki tane 83 seneyi kazandırır!</p>

<p>Bu bile başlı başına büyük bir nimetken, işin bir sırrı daha var:</p>

<p>İnsan bu dünyaya ticaret ve ziraat için gönderilmiştir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ticaret için: Ahiret sermayesini artırmak, sevabını katlamak, manevi kazanç sağlamak…<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ziraat için: Amel tohumlarını ekmek ve ebedi hayatta karşılığını almak…</p>

<p>Nasıl ki Doğu Anadolu’da bir çiftçi bir tohum eker, bire beş, bire on mahsul alırsa, Mısır gibi verimli topraklarda bir tohum bire 700 mahsul verir.</p>

<p><strong>İşte Ramazan-ı Şerif de aynen böyle bir ticaret ve ziraat ayıdır!</strong></p>

<p>Normal zamanlarda:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kur’an okuyan bir kimse bir harfe 10 sevap alır.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Salih bir amel işleyen 10 kat sevap kazanır.</p>

<p>Ama Ramazan-ı Şerif’te:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bir harfe 700 sevap verilir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bir ibadet 700 bin kat mükâfat getirir.</p>

<p><strong>Ve en mühimi:</strong></p>

<p>İlme hizmet edenler, Kur’an’ın esrarını çözmekle meşgul olanlar, Tevhid-i Esma ve Tevhid-i Ef’al ile uğraşanlar için bu sevap 700 bin değil, 7 milyon katına kadar çıkar!</p>

<p><strong>Şimdi soralım:</strong></p>

<p>Ramazan gelip geçiyor…<br />
Bu büyük ticaretin farkında mıyız?<br />
Ahirete gönderilecek kârı gerçekten kazanıyor muyuz?</p>

<p>Her an, ömürden bir parça daha eksiliyor.<br />
Ama Ramazan’ı değerlendirenler için her sene iki ömür ekleniyor!</p>

<p><strong>İşte sana fırsat!</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Mar 2025 18:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ramazan-ticaretin-en-karli-zamani-1742139367.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Böyle Kâr Nerede Var? Ramazan’da Bir Amel, 30.000 Kat Kâr!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/boyle-kar-nerede-var-ramazanda-bir-amel-30000-kat-kar-106128</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/boyle-kar-nerede-var-ramazanda-bir-amel-30000-kat-kar-106128</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsana baktığımızda, onun bu dünyaya gönderiliş hikmeti ve gayesi, Cenab-ı Hakk’ın kelamında net bir şekilde açıklanır:</p>

<p>“وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ”</p>

<p>“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)</p>

<p>Demek ki insanın yaratılışındaki esas vazife, iman etmek ve ibadet etmektir.</p>

<p>Bu dünya, bir imtihan ve ticaret yeri… Asıl sermaye, ahiret heybesini doldurmaktır.</p>

<p>Ve işte Ramazan-ı Şerif, bu büyük ticaretin en müsait ve en bereketli zeminidir!</p>

<p>Nasıl ki Kur’an ile sabittir ki, Kur’an’ın her bir harfine en az 10 sevap verilir, bazen 100 sevap, bazen 10 bin sevap, Kadir Gecesi’nde ise 30 bin sevap yazılır!</p>

<p>Peki neden?</p>

<p>Çünkü insan, Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine karşı resmî geçit yapmakla mükelleftir!</p>

<p>Ve o resmî geçitin en parlak şekli, Ramazan’da Kur’an okumak ve oruç tutmaktır!</p>

<p>İmam Malik soruyor:</p>

<p>“Ya Rabbi, senin için yapacağım en güzel ibadet nedir?”</p>

<p>Cenab-ı Hak ilhamen buyuruyor:</p>

<p>“Kur’an oku!”</p>

<p>“Peki, anlamazsam?”</p>

<p>“Anlamazsan da oku!”</p>

<p>Demek ki, Allah’ın en ziyade hoşuna giden ibadet, Kur’an okumak ve oruç tutmaktır!</p>

<p>Ramazan ayı, bu ibadetin en yüksek kıymete ulaştığı bir mevsimdir!</p>

<p>Peki, insanın ömrü bu ibadeti değerlendirmek için gerçekten yeterli mi?</p>

<p>İşte burada “ömür-i insani” dediğimiz bir an-ı seyyale devreye giriyor…</p>

<p>Ömür, zannettiğimiz kadar uzun değil!</p>

<p>Hatta bir saniye bile değil!</p>

<p>Belki bir aşire kadar kısa…</p>

<p>Bir saat, 16 milyarda bir gibi bir zaman diliminden ibaret!</p>

<p>Ancak insanın hafızasındaki geçmişin izi ve hayalindeki geleceğin aynası birbirine aksettiği için, vahim kuvvesi ömrü geniş telakki ediyor.</p>

<p>Sanki uzunca bir ömrü varmış gibi aldanıyor!</p>

<p>Halbuki ömrü bereketli hale getirmek, nefsi nema ettirmek ve faydalı bir sermaye haline getirmek ancak Ramazan ile mümkündür!</p>

<p>Nasıl mı?</p>

<p>Mesela…</p>

<p>Doğudaki arazilerde çiftçi bir tohum eker, bire beş, bire on mahsul alır.</p>

<p>Ama Mısır gibi bereketli yerlerde, her bir tohum 700 kat mahsul verir!</p>

<p>Aynen öyle de…</p>

<p>Sair vakitlerde bir harfe ve bir amele 10 sevap verilirken,</p>

<p>Ramazan-ı Şerif’te bu sevap 700 katına çıkar!</p>

<p>Hatta…</p>

<p>Şu an bu Kur’an dersiyle meşgul olmak, 700 değil, 700 bin sevabı elde etmeye vesile olabilir!</p>

<p>Öyleyse…</p>

<p>Kur’an’la resmî geçide katılmaya ve oruçla mukabelede bulunmaya hazır mıyız?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Mar 2025 18:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/boyle-kar-nerede-var-ramazanda-bir-amel-30000-kat-kar-1742052827.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan, Kur’an Ve Oruç: Melekler Gibi Yaşamak Mümkün Mü?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-kuran-ve-oruc-melekler-gibi-yasamak-mumkun-mu-106126</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-kuran-ve-oruc-melekler-gibi-yasamak-mumkun-mu-106126</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cebrail Aleyhisselam her Ramazan, bir rivayete göre her Ramazan &nbsp;gecesinde, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanına gelir ve karşılıklı Kur’an okurlardı. Peygamber Efendimiz’in okumasına, Cebrail’in dinlemesine “Arz” denir. Cebrail’in okuyup Peygamber Efendimiz’in dinlemesine ise “Mukabele” denir. O kutlu misafirlik, son yılında iki kez tekrar edildi. Buna da “Arza-i Ahir” denildi.</p>

<p><strong>Peki, bu neyi anlatıyor?</strong></p>

<p>Kur’an, Allah’ın zamansız ve mekansız kelamıdır. Her an nazil olmaya devam eden bir hitaptır. Öyleyse bu ilahi tenezzüle karşı nasıl mukabele etmeliyiz? Oruç, işte tam burada devreye giriyor. Oruç, Kur’an’ın nüzulüne bir mukabeledir. Aç kalmak sadece aç kalmak değildir; Allah’ın kelamına, meleklerin haliyle karşılık vermektir. Çünkü Allah yemez, içmez. Cebrail yemez, içmez. Melekler yemez, içmez. İşte insan da oruç tuttuğunda, bir nevi melek hayatına adım atar.</p>

<p><strong>Peki ya oruç tutmayanlar?</strong></p>

<p>İşte burası düşündürücü. Kur’an’ın nazil olduğu bir ayda, Rabbimizin hitabına karşılık vermek yerine, nefsinin hevasına dalan insana gerçekten insan denilir mi?</p>

<p>Ramazan sadece bir açlık ayı değildir. Ramazan, Kur’an’ın inişine mukabelede bulunma ayıdır. Oruç, bu mukabelenin fiili halidir. Kur’an’a yüz çeviren, oruca da yüz çevirir. Oruçtan yüz çeviren ise, neye yüz çevirdiğini gerçekten biliyor mu?</p>

<p>Bu mübarek ayın asıl anlamını idrak edenlerden olabilmek duasıyla…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 19:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ramazan-kuran-ve-oruc-melekler-gibi-yasamak-mumkun-mu-1741968587.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kur’an’ı Dinler Gibi…</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kurani-dinler-gibi-106098</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kurani-dinler-gibi-106098</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Evet, Ramazan Risalesi’nin altıncı nüktesindeyiz. Ramazan-ı Şerif’te orucun hikmetlerini sıralayan Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu nüktede orucun doğrudan Kur’an’ın nüzulüne baktığını ifade ediyor. Yani Ramazan, yalnızca bir açlık imtihanı değil, aynı zamanda Kur’an’ın inişine bir hürmet, bir tahiyyedir.</p>

<p>Bediüzzaman, Kur’an’ı dinlemenin üç derecesinden bahsediyor:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Birincisi, Allah’tan dinler gibi dinlemek.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İkincisi, Cibril-i Emin’den dinler gibi dinlemek.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Üçüncüsü, Peygamber Aleyhisselatü Vesselam’dan dinler gibi dinlemek.</p>

<p>Burada önemli bir noktaya değinmek gerekiyor. Allah, La Zamani La Mekani La Keyfidir. Yani Allah’ın kelamı da zamanın ve mekanın ötesindedir. Kur’an, yalnızca 1400 sene önce nazil olmuş ve tarihte kalmış bir metin değildir. Kur’an, her an nazil olmaya devam eden bir kelamdır. Nasıl ki güneş doğup batmaz, biz dünyamızın hareketiyle güneşi farklı konumlarda görürüz; aynı şekilde Kur’an’ın nüzulü de kesintisiz devam etmektedir.</p>

<p>Kur’an’ı dinleyen bir insan, Allah’ın kelamını doğrudan dinler gibi dinlemelidir. O anda Cibril-i Emin hazırdır, mukarreb melekler hazırdır, Peygamber Aleyhisselatü Vesselam’ın Risalet-i Hakikati oradadır. Kur’an’a muhatap olan bir insan, manen zamanın ötesine geçerek kelam-ı ilahiyi Allah’tan, Cibril’den veya Resulullah’tan dinlediğinin farkına varmalıdır.</p>

<p>Peki, neden Ramazan’da oruç tutulur? Çünkü Allah yemez, Cibril-i Emin yemez, melekler yemez. Oruç, insanın da yemeden içmeden uzaklaşıp, melek hayatına yaklaşmasını sağlar. Kur’an, insana melekleşmenin yolunu gösterirken, oruç da insanı o yola hazırlayan bir ibadet olarak karşımıza çıkar.</p>

<p>Demek ki, Ramazan yalnızca mideyi terbiye etmek için değil, ruhu Kur’an’a hazırlamak için de bir fırsattır. İnsan oruçla aç kalır ama ruhuyla doyar. Çünkü Kur’an’ı Allah’tan dinler gibi dinleyen, açlığın içindeki sırra vakıf olur.</p>

<p>İşte Ramazan… İşte Kur’an… İşte oruç… Ve işte insanın melekleşmeye en yakın olduğu an…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Mar 2025 19:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/kurani-dinler-gibi-1741882083.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peygamberimiz “İhdina” Derken Ne Kastetti?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberimiz-ihdina-derken-ne-kastetti-106090</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberimiz-ihdina-derken-ne-kastetti-106090</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her gün namazda tekrar ettiğimiz bir ayet var:</p>

<p>“اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَ”</p>

<p>Yani “<strong>Bizi dosdoğru yola ilet.”</strong></p>

<p>Ancak bu ayetin derin manasını ne kadar biliyoruz? Peygamber Efendimiz bu ayeti okurken neyi kastetti?</p>

<p>Alimler, Peygamber Efendimizin bu dua ile üç önemli hakikati dile getirdiğini ifade eder.</p>

<p>Birincisi, eğer kişi kafirse, bu ayet onun iman etmesi ve hidayete ermesi için bir yakarıştır.</p>

<p>İkincisi, eğer kişi Müslümansa, bu ayet onun imanında sabit kalmasını ve hidayetinin güçlenmesini istemektir.</p>

<p>Üçüncüsü ise, imanında sabit olan bir müminin manevi olarak yükselmesi, kalp fütuhatına erişmesi için bir duadır.</p>

<p>Bu durumda, Peygamber Efendimiz bu ayeti her okuduğunda yalnızca kendisi için değil, ümmeti için de derin bir anlam taşıyan bir yakarışta bulunuyordu.</p>

<p>Peki, biz her namazda okuduğumuz bu ayetin manasını gerçekten düşünüyor muyuz?<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Mar 2025 14:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/peygamberimiz-ihdina-derken-ne-kastetti-1741866772.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan Risalesi Okumaları: Bediüzzaman Said Nursî’den</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-risalesi-okumalari-bediuzzaman-said-nursiden-106071</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-risalesi-okumalari-bediuzzaman-said-nursiden-106071</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan…<br />
Acizdir, çaresizdir, fakirdir, muhtaçtır, zayıftır. En ufak bir şeyden müteessir olur, üzülür, incinir, hastalanır ve nihayet ölümü tadar. Ancak gaflet insanı öyle bir sarar ki mahiyetindeki bu acziyeti, fakrı ve kusuru unutur. Kendini polattan bir vücuda sahip zanneder, sanki ebediyete mahkûm gibi yaşar.</p>

<p>Ne var ki insanın bedeninde yerleşik üç kuvvet vardır: Kuvve-i Şeheviye, Kuvve-i Gadabiye ve Kuvve-i Akliye.<br />
Bu kuvvetler, şeriatın belirlediği denge içinde olursa insan, kemale erer. Ancak bunlardan biri ifrata kaydığında insan zulmün, haksızlığın ve isyanın içine sürüklenir.</p>

<p>Kuvve-i Gadabiye sınırı aşarsa insan, öfkesine yenik düşer, zulüm yapar.<br />
Kuvve-i Şeheviye haddini aşarsa insan, nefsini esas alıp günaha saplanır.<br />
Kuvve-i Akliye ifrata giderse insan, yaptığı zulmü ve günahı alkışlayarak kendini temize çıkarır.</p>

<p>İşte oruç, insana mahiyetini, yani ne olduğunu ve ne olmadığını hatırlatan bir rahmettir. Oruç, insana acziyetini bildirir, fakrını gösterir, kusurunu idrak ettirir.</p>

<p>Oruç, açlık vesilesiyle insanın ne kadar muhtaç olduğunu, midesi boş kalan birinin ne denli zayıf olduğunu ve nimetlere ne kadar mahkum olduğunu ona öğretir. İnsanı gaflet uykusundan uyandırır, kendisini ilahî nimetlerin hakiki sahibi zannetmekten alıkoyar.</p>

<p>Bu yüzden Allah, Kur’an’da insanlara “Yiyin, için fakat israf etmeyin” (A’raf, 31) buyurarak israfı yasakladığı gibi, yılda bir ay oruç tutmayı farz kılarak insana mahiyetini hatırlatmıştır.</p>

<p>Ancak burada bir denge meselesi vardır. Allah insanın nefsini ezmesini değil, onu terbiye etmesini emretmiştir. Kur’an &nbsp;bu hakikati şöyle açıklar:</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;“Onlar ruhbanlığı icat ettiler, ama gereğini yerine getiremediler.”<br />
( Hadîd, 27)</p>

<p>Bu ayet, yememek ve içmemek suretiyle kendini zayıf düşüren kişinin, aklını körelttiğini, kuvve-i şeheviyesini tamamen öldürdüğünü ve kuvve-i gadabiyesiyle cesaretini yitirdiğini bildirir.</p>

<p>Bu yüzden Hz. Peygamber (sav), ashabına “Her ay üç gün oruç tutun” buyurmuştur. Zira bir gün oruç tutana, on gün oruç sevabı verildiği için bu, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap kazandırır.</p>

<p>Ashab-ı kiramdan bazıları daha fazla oruç tutmak istediklerinde ise Peygamberimiz onlara, Hz. Davud’un orucunu tavsiye etmiştir.<br />
Hz. Davud’un orucu Allah katında en makbul oruçtur. O, bir gün yer, bir gün oruç tutardı.</p>

<p>Demek ki oruç, sadece aç kalmak değildir. Oruç, insanın mahiyetini anlamasıdır. Acizliğini, fakirliğini, muhtaçlığını idrak etmesidir. En önemlisi de, nefsinin sahte ilahlığını reddedip gerçek Rabbi olan Allah’a yönelmesidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Mar 2025 18:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ramazan-risalesi-okumalari-bediuzzaman-said-nursiden-1741793714.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Şeytanlar Bağlanıyor Ama Günahlar Devam Ediyor mu?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ramazanda-seytanlar-baglaniyor-ama-gunahlar-devam-ediyor-mu-106044</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ramazanda-seytanlar-baglaniyor-ama-gunahlar-devam-ediyor-mu-106044</guid>
                <description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi’nin Ramazan Risalesi’ni okumaya devam ediyoruz. Beşinci nükteye geldik. Bu bölümde Ramazan-ı Şerif’teki orucun, nefsin tezhib-i ahlakına (ahlakî süslenmesine) nasıl vesile olduğu ele alınıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu noktada önemli bir Hadis-i Şerif akıllara geliyor:</p>

<p><strong>“Ramazan ayında şeytanlar bağlanır.”</strong></p>

<p>Peki, şeytanların bağlandığı bir ayda insanlar neden günah işlemeye devam ediyor?</p>

<p>Bu soruya verilen cevaplar şunlardır:</p>

<p><strong>1. Şeytanın Silahı Zayıflıyor</strong></p>

<p>Ramazan’da insan az yiyip az içtiğinden dolayı, bedenî arzular zayıflıyor. Meni, şeytanın en büyük silahlarından biridir ve Ramazan’da oruç sebebiyle azaldığı için şeytanın insana nüfuzu da azalıyor. Bu yüzden Ramazan ayında günah işleme eğilimi diğer aylara göre daha düşük oluyor.</p>

<p><strong>2. Hadis, Kamil Müslümanlar İçin Geçerlidir</strong></p>

<p>Bu Hadis-i Şerif, Ramazan-ı Şerif’in farzlarına riayet eden, sünnetlerine uygun yaşayan ve oruç ibadetini gereği gibi ifa eden Müslümanlar için söylenmiştir.</p>

<p>Eğer oruç sadece aç kalmaktan ibaret görülürse, nefsin terbiyesi gerçekleşmez ve şeytanın etkisi devam eder.</p>

<p><strong>3. Bütün Şeytanlar Bağlanmaz</strong></p>

<p>Diğer hadislerde, sadece azgın şeytanların bağlandığı ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu, şeytanların tamamının devre dışı bırakılmadığını, ancak en büyük günahlara sevk edenlerin etkisiz hale getirildiğini gösterir. Küçük vesveseler ve nefsin kötü arzuları ise devam edebilir.</p>

<p><strong>4. Ramazan’da Günahlar Azalır</strong></p>

<p>Peygamber Efendimiz’in (sav) “şeytanlar bağlanır” ifadesi, Ramazan ayında günahların diğer aylara göre azalmasıyla ilgilidir.</p>

<p>Manevi atmosferin güçlü olduğu bu ayda, günah işleme oranı düşer ve insanlar daha fazla ibadete yönelir.</p>

<p><strong>5. Ramazan’da Vefat Eden Kabir Fitnesinden Kurtulur</strong></p>

<p>Hadislerde, Ramazan ayında veya Cuma günü vefat eden kişinin kabir azabından emin olacağı bildirilmiştir.</p>

<p>Kabir, insanın dünyadan sonraki ilk imtihanıdır. Ramazan’da vefat eden kişi ise bu fitneden kurtulmuş olur.</p>

<p>Özetle:</p>

<p>Şeytanların bağlanması, insanın tamamen günahsız hale gelmesi anlamına gelmez. Ancak Ramazan ayında nefsin dizginlenmesi ve manevi atmosferin güçlenmesiyle birlikte, şeytanın etkisi büyük ölçüde azalır.</p>

<p>Peki, şeytanlar bağlı olduğu halde günah işlemeye devam eden kim?<br />
Gerçekten şeytan mı, yoksa oruçla nefsini terbiye edemeyen insan mı?</p>

<p>Bu sorular üzerine düşünmek gerekir…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 18:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ramazanda-seytanlar-baglaniyor-ama-gunahlar-devam-ediyor-mu-1741707644.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman: Şeair-i İslamiye Nedir? Peki, “Dinde Zorlama Yoktur” Ayeti Ne Anlama Geliyor?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-seair-i-islamiye-nedir-peki-dinde-zorlama-yoktur-ayeti-ne-anlama-geliyor-106025</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-seair-i-islamiye-nedir-peki-dinde-zorlama-yoktur-ayeti-ne-anlama-geliyor-106025</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan Risalesi’ni okuduk ve Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bu eserin başında şu ifadeyi kullanıyor:</p>

<p><strong>“İkinci risale olan ikinci kısım Ramazan-ı Şerife’ye dairdir. Birinci kısmın ahirinde Şeair-i İslamiye’den bir nebze bahsedildi.”</strong></p>

<p>Bu noktada Şeair-i İslamiye nedir? sorusu gündeme geliyor.</p>

<p>Hukuk-u İslamiye’ye göre, Şeair-i İslamiye, icra ve tatbiki Devlet-i İslamiye’ye ait olan farz-ı kifaye ve sünnet-i kifaye nevinden amellerdir.</p>

<p><strong>Örneğin:</strong><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Namaz kılmak farz-ı ayındır.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ancak devletin namazı teşvik etmesi, kılmayanlara had cezası uygulaması Şeair-i İslamiye’ye girer.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Oruç tutmak farz-ı ayındır.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ancak Ramazan ayının toplumda ihya edilmesi, oruca hürmetsizlik edilmemesi ve buna yönelik düzenlemeler Şeair-i İslamiye’nin gereğidir.</p>

<p>Bu noktada bir soru gündeme geliyor:</p>

<p><strong>“Madem dinde zorlama yoktur, o zaman Şeair-i İslamiye’yi tatbik edecek bir devletin anlamı nedir?”</strong></p>

<p>Bu soru, özellikle Bakara Suresi’nin 256. ayeti üzerinden tartışılıyor:</p>

<p>وَلَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ<br />
<strong>“Dinde zorlama yoktur.”</strong> (Bakara Suresi, 256. Ayet)</p>

<p>Bazı kimseler, bu ayeti yanlış yorumlayarak, İslamî hükümlerin devlet eliyle uygulanamayacağını iddia etmektedir.</p>

<p>Oysa bu ayetin hakiki manası beş şekilde anlaşılmalıdır:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Din-i İslam’ın tatbiki kolaydır, içinde hiçbir ikrah (zorluk) yoktur.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İslam’da hükümler insan fıtratına uygundur ve kişinin kaldıramayacağı yükler yüklenmez.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Dinde teklif-i mâlâ yutâk yoktur.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yani İslam, kişiye gücünün yetmeyeceği bir sorumluluk yüklemez.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Halkın kalbine imanı sokmak, sadece Allah-u Teâlâ’ya ait bir haktır.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İnsanları zorla Müslüman yapmak mümkün değildir, iman ancak hür iradeyle gerçekleşir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Dinde zorlama olmaması, kafirlerle harp etmemek anlamında değildir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bu mana kıtal ayetleriyle neshedilmiştir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İslam devleti, gerektiğinde cihad emrini tatbik eder.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;İslam diyarında kalan zımmîler, cizye verdikleri sürece dinlerinde serbesttirler.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ancak İslam toplumu içinde kamu düzenine zarar veremezler ve İslam hukukuna riayet etmek zorundadırlar.</p>

<p>Bu noktalar göz önüne alındığında, Şeair-i İslamiye’nin tatbiki ile <strong>“Dinde zorlama yoktur” </strong>ayeti arasında bir çelişki olmadığı ortaya çıkmaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 11:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/bediuzzaman-seair-i-islamiye-nedir-peki-dinde-zorlama-yoktur-ayeti-ne-anlama-geliyor-1741683661.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevhum Rablikten Kulluğa: Enaniyetin Oruca Yenilişi</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/mevhum-rablikten-kulluga-enaniyetin-oruca-yenilisi-106017</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/mevhum-rablikten-kulluga-enaniyetin-oruca-yenilisi-106017</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, kendisine verilen cüzler ile büyüdü…<br />
Küçük bir iradesi vardı, ama kendi hükmünü icra eden bir sultan gibi yaşadı.<br />
Az bir ilmi vardı, ama kainatı anladığını zannetti.<br />
Bir parça kudreti vardı, ama her şeyi kendi yaptığını vehmetti.</p>

<p>Ve gün geldi…</p>

<p>Kendini malik sandı.<br />
Rablik iddia etti.<br />
Her şeyin kendisine ait olduğunu düşündü.</p>

<p>Ama Ramazan geldi…</p>

<p>Yemeğe uzanan elini durduran bir emir vardı.<br />
İçmek isteyen dudağına bir yasak konulmuştu.</p>

<p>Ve anladı ki…</p>

<p>Malik değilim.<br />
Kendi kendime yeten değilim.<br />
Her şey, ancak izin verildiğinde bana ait.</p>

<p>Oruç, enaniyetin perdesini yırttı.<br />
Oruç, insanın sahte Rabliğini kırdı.<br />
Oruç, nefsin en büyük vehmini altüst etti.</p>

<p>Ve insan, oruçla öğrendi ki:</p>

<p>Asıl sahip, yalnızca O’dur.<br />
O ne derse, o olur.<br />
O izin vermezse, nimet bile bir lokma edilmez.</p>

<p>İşte Ramazan, insanı sahte malik olmaktan, hakiki kul olmaya götüren büyük bir derstir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 18:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/mevhum-rablikten-kulluga-enaniyetin-oruca-yenilisi-1741621121.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman Said Nursî’nin Mezarı Bulundu!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-said-nursinin-mezari-bulundu-106002</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-said-nursinin-mezari-bulundu-106002</guid>
                <description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursî’nin kabrinin yeri yıllardır süregelen bir tartışma konusu olmuştur. 1960 darbesi sonrası gizlenen mezarın yeriyle ilgili çeşitli iddialar ortaya atılmış, ancak kesin bir sonuca ulaşılamamıştı. Ancak yeni deliller, Bediüzzaman’ın mezarının Isparta’nın Barla beldesinde olduğunu gösteriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Abdülmecid Nursî’nin Açıklaması: Kızıl İ’caz’daki İpucu</strong></p>

<p>Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecid Nursî, yazdığı Kızıl İ’caz adlı eserde mezarın yeriyle ilgili dikkat çeken bir açıklama yaptı.</p>

<p>Eserde geçen şu ifadeler, mezarın Barla’da olduğunu işaret ediyor:</p>

<p>“Bu mesele hakkında detay istiyorsanız, Isparta’da, Barla’da Üstad Bediüzzaman’ın kabrinin başına gidin, kendisinden sorun.”</p>

<p>Bu cümle, Bediüzzaman’ın naaşının Barla’da olduğu iddiasını güçlendiren önemli bir delil olarak öne çıkıyor.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>Mezarın Yeri Üzerindeki Tartışmalar</strong></p>

<p>Mezarın nakliyle ilgili yıllardır süren spekülasyonlara rağmen, Bediüzzaman Said Nursî’nin kabrinin Isparta’nın Barla beldesinde olduğu ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Bediüzzaman’ın vefatından sonra mezarının gizlenmesi, onun hayatı boyunca şöhretten kaçan bir alim olmasından mı kaynaklanıyordu, yoksa bu dönemin siyasi koşullarıyla mı ilgiliydi?</p>

<p>Bu sorular, tarihin derinliklerinde kalmaya devam etse de, artık mezarın yeri hakkında daha güçlü bir bilgiye sahibiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/bediuzzaman-said-nursinin-mezari-bulundu-1741600036.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bolşevik Baykuşlar</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bolsevik-baykuslar-105966</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bolsevik-baykuslar-105966</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin Yazdı…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursî, Bolşevik ideolojisini tarif ederken bir ifade kullanıyor.</p>

<p>Bolşevik baykuşlar.</p>

<p>Bunu neden söyledi?</p>

<p>Bir lider, bir ideolog, bir bilim insanı ya da bir gazeteci, bir kelimeyi öylesine mi kullanır?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bolşevik baykuşlar ifadesi, bir metafor, bir teşbih ve bir mesaj içeriyor.</p>

<p>Öylesine bir benzetme değil.</p>

<p>Derin bir anlam yüklü.</p>

<p>Bolşevizm, yıkımı getiren bir ideolojidir.</p>

<p>Baykuş, karanlıkta sessizce süzülen, yıkımın habercisi olan bir hayvandır.</p>

<p>O yüzden Bediüzzaman, Bolşeviklerle baykuşları birleştirerek diyor ki:</p>

<p>“Bunlar karanlık getiriyor.</p>

<p>Bunlar sessizce sızıyor.</p>

<p>Bunlar kondukları yeri harabeye çeviriyor.”</p>

<p>Çünkü Bolşevizm, yalnızca bir yönetim sistemi değildir.</p>

<p>Bir zihniyet, bir bakış açısıdır.</p>

<p>Ve en tehlikelisi, insan ruhuna yaptığı tahribattır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Bolşevizmin Getirdiği Yıkım</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bolşevikler ne yaptı?</p>

<p>Özgürlük dediler, baskıyı getirdiler.</p>

<p>Eşitlik dediler, herkesi aynı sefaletin içine attılar.</p>

<p>Refah dediler, kıtlık ve yoksulluk getirdiler.</p>

<p>Daha da önemlisi…</p>

<p>İnançları yok ettiler.</p>

<p>Çünkü imanı olan bir toplum esir edilemezdi.</p>

<p>Allah’a inanan bir insan, devleti ilah olarak görmezdi.</p>

<p>Halka hükmetmek isteyenler için, en büyük engel İslam’dı.</p>

<p>Bolşevik baykuşlar, İslam coğrafyasına da sızmaya çalıştı.</p>

<p>Kendi karanlıklarını bu topraklara da yaymak istediler.</p>

<p>Allah’sız, ruhsuz, tamamen maddeye dayalı bir düzen kurmak istediler.</p>

<p>Ama Bediüzzaman bunu gördü.</p>

<p>Ve uyardı.</p>

<p>Dedi ki:</p>

<p>“Bunlar insanı yalnızca bir et parçası olarak görüyor.”</p>

<p>“İnsanı, sadece çalışıp tüketen bir varlık haline getirmeye çalışıyorlar.”</p>

<p>“Bunların olduğu yerde iman olmaz, huzur olmaz, ahlak olmaz.”</p>

<p>Tarih Bediüzzaman’ı haklı çıkardı.</p>

<p>Sovyetler yıkıldı.</p>

<p>Komünizm çöktü.</p>

<p>Ama fikirleri, zihniyetleri, yaklaşımları başka isimler altında hâlâ sürdürülüyor.</p>

<p>Bediüzzaman’ın ifadesi hâlâ geçerli.</p>

<p>Bolşevik baykuşlar, hâlâ uçmaya çalışıyor.</p>

<p>Ama unuttukları bir şey var.</p>

<p>Baykuş, karanlığı sever.</p>

<p>Ama karanlık, ışık karşısında yok olur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Mar 2025 17:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/bolsevik-baykuslar-1741444478.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan Risalesi’nin İkinci Nüktesi: Hakiki Şükrün Anahtarı</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-risalesinin-ikinci-nuktesi-hakiki-sukrun-anahtari-105936</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-risalesinin-ikinci-nuktesi-hakiki-sukrun-anahtari-105936</guid>
                <description><![CDATA[Hamdolsun, Ramazan Risalesi’nde ikinci nükteyi de bitirdik.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bildiğiniz üzere, bu nükte, ni’met-i İlahi’nin şükrüne bakıyor.<br />
Ramazan-ı Şerif’teki oruç, insanı hakiki şükre ulaştıran bir ders veriyor.</p>

<p>Bediüzzaman Hazretleri, Ramazan orucunun beş büyük hikmetinden bahsediyor:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine bakar.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hayat-ı içtimaiyeye (toplum hayatına) bakar.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hayat-ı şahsiyeye (bireysel hayata) bakar.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Nefsin terbiyesine bakar.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ve nihayetinde, Ni’met-i İlahi’nin şükrüne bakar.</p>

<p><strong>Biz birinci nükteyi okurken</strong>, Cenab-ı Hakk’ın icraatında hiçbir ortağı olmadığını anladık.<br />
Halis tevhide ulaştık.</p>

<p><strong>İkinci nüktede ise…</strong></p>

<p>Hakiki, halis şükrün yalnızca açlık ile anlaşılabileceğini gördük.<br />
Ve öğrendik ki, Ramazan-ı Şerif’teki açlık, insanı hakiki şükre götüren anahtardır.</p>

<p>Bu nükte, şükrün üç temel şartını öğretiyor:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ni’metleri doğrudan Cenab-ı Hakk’tan bilmek.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;O ni’mete ne kadar muhtaç olduğunu hissetmek.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;O ni’metin kıymetini anlamak.</p>

<p><strong>Ve bu üçü, ancak Ramazan orucu ile tam anlamıyla idrak edilir.</strong></p>

<p>Aynı zamanda, Risale-i Nur’un Kur’an’dan çıkardığı dört temel mesleğin,<br />
Acz, fakr, şükür ve şevk mesleğinin özellikle şükür yönünü anlamamızı sağladı.</p>

<p>Şimdi duamız, Cenab-ı Hakk’ın diğer nükteleri okumayı da bizlere nasip etmesi.<br />
Ramazan-ı Şerif’in geri kalan günlerine ulaşmayı lütfetmesi…<br />
Ve akabinde gelecek bayramı, âlem-i İslam için fütuhata vesile kılmasıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Mar 2025 19:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ramazan-risalesinin-ikinci-nuktesi-hakiki-sukrun-anahtari-1741277338.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Hakikati Anlamak: Sen Kimsin ki Sahipleniyorsun?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ramazanda-hakikati-anlamak-sen-kimsin-ki-sahipleniyorsun-105903</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ramazanda-hakikati-anlamak-sen-kimsin-ki-sahipleniyorsun-105903</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin yazdı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan gözüyle görür. Peki, gözü kim yaptı?</p>

<p>Bir dostuma sordum: “Gözün ana maddesi nedir?”</p>

<p>Düşündü… “Yağ,” dedi.</p>

<p>“Peki, yağa görme kabiliyetini kim verdi?”</p>

<p>Sustu… “Ben değilim,” dedi.</p>

<p>“Ama görmek bir nimet, değil mi? Sana fayda sağlıyor, değil mi?”</p>

<p>Başını salladı: “Evet.”</p>

<p>İşte mesele tam da burada. O yağın görmesi bir sanattır. O sanattan faydalanmak ise bir nimettir.</p>

<p>Ve Allah, sanatına karşı iman, nimetlerine karşı ibadet ister.</p>

<p>Ama insan ne yapar?</p>

<p>Sanatı çalar.</p>

<p>Nimeti sahiplenir.</p>

<p>Göz benim der, kulak benim der, akıl benim der…</p>

<p>Oysa…</p>

<p>Duyan kulaktaki kemik senin mi?</p>

<p>Gören gözdeki sinirleri sen mi yaptın?</p>

<p>Konuşan diline sen mi kelime yükledin?</p>

<p>İnsan kendisini bir icraat sahibi zanneder. Oysa yalnızca bir tablacıdır.</p>

<p>Berber zahiren tıraş eder.</p>

<p>Ama hakikatte tıraşı da saçın uzamasını sağlayan Allah yapar.</p>

<p>Çiftçi zahiren tohumu eker.</p>

<p>Ama hakikatte tohumu filizlendiren, toprağı bereketlendiren Allah’tır.</p>

<p>Mühendis zahiren araba yapar.</p>

<p>Ama hakikatte o arabayı var eden, demiri yaratan, hareket etmesini sağlayan Allah’tır.</p>

<p>İnsan ve âlem hiçbir fonksiyon sahibi değildir.</p>

<p>İnsanda ve âlemde icraat sahibi olan tek zat, yalnızca Allah’tır.</p>

<p>Ama insan bunu anlamaz.</p>

<p>Ben yaptım, ben ettim, ben başardım, ben kazandım der.</p>

<p>Oysa Ramazan-ı Şerif, insanın gafletini kırmak için gelir.</p>

<p>Önce serbestçe yiyip içtiği nimetleri bir anlığına elinden alır.</p>

<p>Sonra ona der ki: Bak, senin hiçbir şeye hükmün yok.</p>

<p>Oruç tutarsın, aç kalırsın.</p>

<p>Önceden dilediğin gibi yiyip içtiğin sofradan, efendin olan Allah’ın emriyle uzak durursun.</p>

<p>O “Ye” derse yersin.</p>

<p>O “Bekle” derse beklersin.</p>

<p>Ve işte o zaman anlarsın:</p>

<p>Bu dünya senin değil.</p>

<p>Bu nimetler senin değil.</p>

<p>Bu vücut senin değil.</p>

<p>Sen sadece bir kul, bir emanetçisin.</p>

<p>Ama insan gaflete dalar.</p>

<p>Kendi üzerinde görünen icraatları kendine, kainatta görünenleri ise sebeplere verir.</p>

<p>Oysa hiçbir icraat ne kainatındır ne insanındır.</p>

<p>Her şey bir tablacıdır.</p>

<p>Ve bütün icraat Allah’a aittir.</p>

<p>Ramazan işte bunu anlaman için gelir.</p>

<p>Seni silkeler.</p>

<p>Sana kim olduğunu hatırlatır.</p>

<p>Ve der ki: Sen kimsin ki sahipleniyorsun?</p>

<p>Bediüzzaman Said Nursi’nin Ramazan Risalesi’nden Dersler</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 18:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ramazanda-hakikati-anlamak-sen-kimsin-ki-sahipleniyorsun-1741188411.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Acizlik, Fakirlik, Şükür ve Şevk: Bediüzzaman’ın Dört Temel Esası</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/acizlik-fakirlik-sukur-ve-sevk-bediuzzamanin-dort-temel-esasi-105873</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/acizlik-fakirlik-sukur-ve-sevk-bediuzzamanin-dort-temel-esasi-105873</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin Yazdı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur’un dört temel esas üzerine bina edildiğini vurgular: Acz-i Mutlak, Fakr-ı Mutlak, Şükr-ü Mutlak ve Şevk-ü Mutlak. Peki, bu esaslar ne anlama gelir ve neden bu kadar önemlidir?</p>

<p>İnsan, kendi acizliğini ve zaafını idrak ettiğinde, Kudret ve Kuvvet-i İlahiyeye dayanması gerektiğini anlar. Kendi gücüyle hiçbir şeyi başaramayacağını fark eden insan, sonsuz kudret sahibi olan Allah’a sığınır.</p>

<p>Fakrını, yani fakirliğini ve hiçbir şeye sahip olmadığını anlayan kişi, tüm nimetlerin hakiki sahibinin Allah olduğunu idrak eder ve Gınâ-yı İlahiyeye yönelir. Yani Allah’ın sonsuz zenginliğine muhtaç olduğunu kabul eder.</p>

<p>İnsanın, kendisine sınırsız ve sayısız nimetlerin ihsan edildiğini fark etmesi, onu şükre sevk eder. Ancak, insan her zaman içinde bulunduğu nimetleri yeterince takdir edemez. İşte burada oruç devreye girer. Açlık, insanın nimetlere olan ihtiyacını ve onların kıymetini idrak etmesini sağlar. Böylece insan, Allah’a olan şükrünü daha bilinçli ve samimi bir şekilde sunar.</p>

<p>Son olarak, insan, nimetlerin devamını arzuladığında ve bu nimetleri ebediyen veren bir zata duyduğu özlemle baki bir aleme iştiyak hissettiğinde, bu onu şevke yönlendirir. Yani, faniliğin farkında olan bir mümin, sonsuzluğa özlem duyar ve Allah’ın varlığına daha güçlü bir iman besler.</p>

<p>Bediüzzaman’ın bu dört temel esası, insanın iman yolculuğunda bir rehber gibidir. Acizliğini ve fakirliğini bilerek Allah’a yönelmek, şükürle nimetleri takdir etmek ve sonsuzluğa özlem duymak, insanın dünya ve ahiret saadetini kazanmasını sağlar.</p>

<p>İşte bu yüzden oruç, sadece aç kalmak değil; insana hakiki nimet şuurunu kazandıran, onun Allah’a yönelişini kuvvetlendiren ve şevkini artıran bir ibadettir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 18:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/acizlik-fakirlik-sukur-ve-sevk-bediuzzamanin-dort-temel-esasi-1741101779.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ömrün Dar Kapısı: Bediüzzaman’ın İlmî Tespiti</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/omrun-dar-kapisi-bediuzzamanin-ilmi-tespiti-105868</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/omrun-dar-kapisi-bediuzzamanin-ilmi-tespiti-105868</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin Yazdı…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursî, insanın dünyasını <strong>geniş bir âlem </strong>gibi gördüğünü, ancak hakikatte <strong>kabirden daha dar </strong>olduğunu ifade eder. Yetmezmiş gibi, bu dünya <strong>köprüden daha müsaadesizdir</strong> der.</p>

<p>Ne demek bu?</p>

<p>Dünya, insan için <strong>yalancı bir genişlik hissi</strong> verir. Hayal, vehim ve gafletle insan, hayatını <strong>sonsuz bir yolculuk</strong> gibi algılar. Gelecek tasavvurları, planlar, idealler… Hepsi sanki önümüzde <strong>geniş bir alan</strong> varmış gibi bir his uyandırır. Oysa gerçek öyle midir?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Bediüzzaman, ömrün <strong>bir kabir kadar dar olduğunu ilmen ispat ediyor</strong>. Çünkü:</p>

<p>• <strong>Kabir</strong>, <strong>en dar mekândır</strong>. İnsan öldüğünde, geniş gördüğü dünya <strong>dar bir çukura</strong> dönüşür.</p>

<p>• <strong>Ömür, düşündüğünden çok daha kısa bir andır. </strong>Geriye dönüp baktığında, rüya gibi geçtiğini fark edersin.</p>

<p>• <strong>Gaflet, dünyayı geniş gösterir. </strong>Ama bir musibetle, bir ölüm haberiyle, bir hastalıkla aniden <strong>dünyanın ne kadar sıkışık olduğunu </strong>anlarsın.</p>

<p>Ve işte asıl mesele burada başlıyor:</p>

<p>Bediüzzaman, dünyanın <strong>köprüden bile daha müsaadesiz </strong>olduğunu söylüyor. Köprüden geçerken, en azından yönünü belirleyebilirsin. Bir köprüde hareket etmek mümkündür. Ama <strong>dünya denilen sahte genişlikte, insan hiç fark etmeden sıkışıp kalır.</strong></p>

<p>Bu ömür köprüsünden <strong>yalnızca şuur ve imanla geçilebilir. </strong>Aksi halde insan, yolun bittiğini ancak <strong>uçurumun eşiğine gelince anlar.</strong></p>

<p>Şimdi düşün:</p>

<p><strong>Bütün hayatın, kabirden dar, köprüden geçmesi daha zor bir yolculuksa, sen bu dünyaya nasıl hazırlanmalısın?</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 15:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/omrun-dar-kapisi-bediuzzamanin-ilmi-tespiti-1741092767.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tablacılar ve Hakiki Teşekkürün Adresi</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/tablacilar-ve-hakiki-tesekkurun-adresi-105845</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/tablacilar-ve-hakiki-tesekkurun-adresi-105845</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin Yazdı..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, var olduğu günden bu yana nimetleri sahiplenme eğiliminde olmuştur. Oysa gerçekte sahip olduğu hiçbir şey onun değildir. Çünkü bu dünyada vücut giyen, varlık kazanan her şey, yalnızca birer tablacıdır. Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle, Allah, nimetlerini ve sanatlarını bu tablacılar aracılığıyla insanlara sunar.</p>

<p>Tablacı, malı satmaz; yalnızca ulaştırır. Misal verelim: Bir lokantaya gidiyorsunuz, siparişinizi veriyorsunuz. Tablacı yemeğinizi getiriyor. Peki, yemeğin bedelini tablacıya mı verirsiniz, yoksa yemeği hazırlayan ustaya mı? Elbette yemeği yapan ustaya! İşte bu dünyadaki sebepler de birer tablacıdır. Tıpkı bir garson gibi, Allah’ın nimetlerini insanlara taşır. Ama mülk sahibi değildir!</p>

<p>Şimdi düşünelim…</p>

<p>Bir elmanın hakiki sahibi kim? Eğer sebepler, o elmayı kendileri yapıyor olsaydı, o elmanın fiyatı ne olurdu? Bir toprak zerresi, su damlası, güneş ışını; bunlar bir araya gelip elma yapabilir mi? Hayır! Çünkü sebeplerin elma yapmaya ne şuuru ne de iradesi var. O elmayı yapabilmek için, ilim, kudret ve irade sahibi olmak gerekir. O halde sebepler yalnızca birer vesiledir; hakiki mülk sahibi ise Allah’tır!</p>

<p>İşte Ramazan-ı Şerif bu gerçeği insana en iyi şekilde öğretir. İnsan, açlık vasıtasıyla nimetlere olan ihtiyacını hisseder, nimetlerin doğrudan Allah’a ait olduğunu idrak eder. Gün boyunca yeme ve içmeden men edilen kişi, “Bu nimetler benim değil, üzerinde tasarruf hakkım yok. Demek ki bu nimetlerin sahibi başkası” diye düşünmeye başlar. İşte bu düşünce, insanı şükre, yani hakiki teşekküre yönlendirir.</p>

<p>Bediüzzaman Hazretleri, bu noktada çok önemli bir hakikati dile getirir: Sanat, sanatkârına; nimet ise minnet ve teşekküre götürür. Yani:</p>

<p>•Sanat, “La ilahe illallah” dedirtir. Çünkü bu kâinattaki her şey, tek bir Yaratıcı’nın varlığını gösterir.</p>

<p>•Nimet, “Muhammedun Resulullah” dedirtir. Çünkü insan, Allah’a şükür ve ibadeti, ancak O’nun gönderdiği peygamberler vasıtasıyla öğrenir.</p>

<p>Sanat, Allah’ın birliğini ilan eder; nimet ise ibadete ve kulluğa çağırır. İşte bu yüzden, Ramazan’da insan sadece aç kalmaz, nimetin değerini idrak eder ve şükrün ne olduğunu anlar.</p>

<p>Bediüzzaman Hazretleri, bu gerçeği Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde farklı açılardan izah etmiştir. Hakiki mülk sahibini tanımak ve O’na teşekkür etmek, insanın yaratılış gayesidir. Çünkü şükür, insana verilen nimetlerin gerçek değerini anlamanın ilk adımıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Mar 2025 19:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/tablacilar-ve-hakiki-tesekkurun-adresi-1741017836.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan: Nimetin Hakiki Sahibine Dönüş</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-nimetin-hakiki-sahibine-donus-105816</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ramazan-nimetin-hakiki-sahibine-donus-105816</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin yazdı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, her an sayısız nimetle kuşatılmıştır. Sofrasına gelen ekmeği, içtiği suyu, soluduğu havayı çoğu zaman fark etmez, onların asıl sahibini unutabilir. İşte Ramazan-ı Şerif, bu gafletten uyandırmak için en büyük derstir.</p>

<p>Oruç, insana nimetin kıymetini öğretir. Açlık hissettikçe, en basit bir lokmanın bile ne kadar büyük bir lütuf olduğunu anlar. Gün boyu aç kalan biri, akşam bir parça ekmek ve bir bardak suyla bile büyük bir huzur duyar. <strong>Bu da gösterir ki, nimetler bizim değil, Allah’ın lütfudur. </strong>Eğer tamamen bizim olsaydı, istediğimiz an yiyip içebilir, hiçbir kısıtlama hissetmezdik. Oysa oruç, insanı sınırlandırır ve ona “<strong>Bu nimetler bana ait değil, ben sadece bir misafirim</strong>” dedirtir.</p>

<p>Bununla birlikte, oruç insana sebeplerin sadece bir tablacı olduğunu da öğretir. Bir nimeti çiftçi yetiştirse, fırıncı pişirse, tüccar getirse de asıl sahip <strong>Allah’tır</strong>. Ramazan, insanın bu hakikati idrak etmesini sağlar ve onu gerçek şükre yönlendirir.</p>

<p>Ramazan-ı Şerif, nimetlerin sadece maddi değil, manevi bir anlam taşıdığını da hatırlatır. <strong>İnsan, nimetleri Allah’tan bilerek ve ona şükrederek hakiki manada kulluk etmiş olur.</strong></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Bu yazı, bugün yaptığımız dersin özetidir.</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Mar 2025 18:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/ramazan-nimetin-hakiki-sahibine-donus-1740929575.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her Elma Bir Mühür Taşır!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/her-elma-bir-muhur-tasir-105793</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/her-elma-bir-muhur-tasir-105793</guid>
                <description><![CDATA[Murat Çetin Yazdı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bir elmaya bakarken onu sadece bir meyve olarak görmez. O elmayı <strong>Allah’ın varlık ve birliğinin delili</strong> olarak değerlendirir ve bunu anlatırken <strong>sikke, turra, hatem, mühür</strong> gibi kavramları kullanır.</p>

<p>Her elmanın üzerinde <strong>sikke-i fıtrat </strong>vardır, yani yaratılışın mührü. Bir elmanın kendine has şekli, kokusu, rengi ve lezzeti, rastgele oluşmuş bir şey değildir. <strong>Bu özelliklerin her biri, elmanın bir ilim ve irade ile yaratıldığını gösterir.</strong></p>

<p>Her elmanın üzerinde <strong>hatem-i hikmet</strong> vardır, yani Allah’ın yaratışındaki düzen ve hikmetin mührü. Hikmet, üç anlama gelir: <strong>Bir şeyi belirli bir kanun dahilinde yaratmak, onu sanatlı şekilde vücuda getirmek ve faydalı kılmak.</strong> Elma, insanın sağlığı için gerekli besinleri içerir. Bedenimize faydalı olması, onun gelişigüzel yaratılmadığını, bir gaye ile var edildiğini gösterir.</p>

<p>Her elmanın üzerinde <strong>turra-i samediyet </strong>vardır, yani Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, ancak bütün varlıkların O’na muhtaç olduğunu gösteren işaret. <strong>Allah’ın varlığı kendi zatındandır, mekândan ve maddeden münezzehtir. </strong>Fakat elma gibi tüm varlıklar, yaratılmak ve varlığını sürdürebilmek için O’na muhtaçtır. Elma, ancak Allah’ın ilminden, kudretinden ve iradesinden gelen bir sonuçtur.</p>

<p>Ve her elmanın üzerinde mührü rahmet vardır. Rahmet, Allah’ın kullarına olan şefkatidir. Allah, bizleri sevdiği için ihtiyaçlarımızı karşılar. <strong>Elma, yalnızca bir besin değil, aynı zamanda Allah’ın şefkatinin bir tezahürüdür.</strong> Lezzetiyle, kokusuyla, faydasıyla bize ikram edilmiştir.</p>

<p>Bediüzzaman, <strong>bir elmaya bakarak Allah’ın varlık ve birliğini anlamanın mümkün olduğunu </strong>söyler. Çünkü aynı mührü sadece bir elmada değil, <strong>bütün elmalarda, meyvelerde, bitkilerde, hayvanlarda ve hatta yeryüzünün tamamında</strong> görmek mümkündür.</p>

<p>Her şeyde <strong>aynı mühür, aynı düzen ve aynı sanat </strong>vardır. Bu da bize gösteriyor ki, <strong>her şeyin yaratıcısı birdir ve O, Samed’dir. Her şey O’na muhtaçtır, fakat O hiçbir şeye muhtaç değildir.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 18:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/her-elma-bir-muhur-tasir-1740844337.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman Tablacı Kelimesini Neden Kullandı?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-tablaci-kelimesini-neden-kullandi-105777</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-tablaci-kelimesini-neden-kullandi-105777</guid>
                <description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursî, eserlerinde “tablacı” kelimesini sıkça kullanır. Peki, bu kelime ne anlama gelir ve hangi hakikate işaret eder?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden Osmanlı padişahları, önemli misafirlerine ziyafet verdiklerinde, saraylarında onlar için özel sofralar kurarlardı. Ancak, padişah misafirlerle aynı masaya oturmazdı ki, onlar rahatça yemeklerini yiyebilsinler. Bu yemekler ise mutfaktan tablacılar vasıtasıyla misafirlere sunulurdu. Tablacılar, padişahın ikram ettiği yemekleri baş üstünde taşıyarak misafirlere ulaştırır, karşılığında da bahşiş alırlardı. Ancak bu bahşiş, yemeğin asıl değeri değildi, sadece bir ikram nişanesiydi.</p>

<p><strong>Bediüzzaman’ın Metaforu: Tablacılar ve Tevhid</strong></p>

<p>Bediüzzaman Hazretleri, tablacı kelimesini kullanarak büyük bir hakikati anlatıyor: Padişahtan maksat, Padişah-ı Ezeli olan Allah’tır. Misafirler, insanoğlu ve tüm mahlûkattır. Tablacılar ise Allah’ın nimetlerini taşıyan varlıklardır.</p>

<p>Güneş ışığını dünyaya ulaştırırken, ağaç meyve verirken, inek süt üretirken, bulut yağmur indirirken, her biri bir tablacı hükmündedir. Yani insan, her şeyden istifade eder ancak bu nimetlerin gerçek sahibi Allah’tır.</p>

<p>Fakat insan iradesiyle bazen hatasını yapar ve nimetleri Allah’tan bilmek yerine tabiat, sebepler ya da tablacının kendisine verir. Mesela, meyveyi doğrudan ağacın yaptığını zanneder, yağmuru sadece bulutun getirdiğini düşünür, güneşi kendi kendine var olmuş gibi görür. Oysa ağaç sadece bir tablacı, bulut sadece bir aracı, güneş ise sadece bir hizmetkârdır.</p>

<p>Bediüzzaman Hazretleri, tablacı kelimesini özellikle kullanarak tevhidin hassas bir mertebesini ispat ediyor. Yani, gördüğümüz her sebep, aslında Allah’ın nimetlerini taşıyan bir aracıdan ibarettir. Nimetlerin asıl sahibi ise Allah’tır.</p>

<p><strong>O Halde İnsan Ne Yapmalı?</strong></p>

<p>İnsan, bu dünyada her nimeti bir tablacıdan alsa da, aslında gerçek sahibini bilmeli ve şükrünü doğrudan Allah’a yöneltmelidir. Zira nimetleri tablacının kendisinden bilmek, büyük bir gaflettir.</p>

<p>İşte, Üstad Bediüzzaman bu hakikati vurgulamak için tablacı kelimesini kullanıyor ve insanın gözündeki perdeyi kaldırarak hakikati gösteriyor. Gerçek nimet sahibi kim? Sebepler mi, yoksa o sebepleri de yaratan Allah mı?<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 14:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bediuzzaman-tablaci-kelimesini-neden-kullandi-1740743204.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman’ın Talebesi Hacı Hulusi Bey Anlatıyor: Kelime-i Tevhid ve Son Nefes</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamanin-talebesi-haci-hulusi-bey-anlatiyor-kelime-i-tevhid-ve-son-nefes-105747</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamanin-talebesi-haci-hulusi-bey-anlatiyor-kelime-i-tevhid-ve-son-nefes-105747</guid>
                <description><![CDATA[Hacı Hulusi Yahyagil anlatıyor…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün, Müftü Fâik Efendi ile oturuyorduk. Laf lafı açtı, konu Kelime-i Tevhid’e geldi. Müftü Efendi, kendine has ağırbaşlılığıyla gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve şöyle dedi:</p>

<p><strong>“Kelime-i Tevhid 24 harftir. Bir gün de 24 saattir. Öyleyse insanın bu kelime-i kudsiyyeyi her gün söylemesi lazım. Çünkü bu, imanını tazelemenin bir yoludur.”</strong></p>

<p>Bu söz, zihnime kazındı. Yıllar geçti, ama hâlâ unutamam.</p>

<p>Müftü Efendi ardından sekerât-ı mevt, yani ölüm anında söylenen sözlere değindi:</p>

<p><strong>“Bir mümin, hayatı boyunca güzel ameller işlemiş, harama el uzatmamış olabilir. Ama ölüm anında, ruhun bedenden ayrılma sancısıyla dili sürçebilir, beklenmedik sözler sarf edebilir. Bu, onun imanına zarar vermez. Çünkü hayattaki amelleri buna kefildir.”</strong></p>

<p>Bu sözün hikmetini anlatırken ekledi:</p>

<p><strong>“O yüzden, bir müminin son anında duyduklarınız yüzünden ‘Bu adam iyi biriydi ama son anda kötüleşti’ diye hüküm vermeyin. Şeytan, o an mümini aldatmaya çalışır. Bize düşen, hüsnüzan ile rahmet dilemektir.”</strong></p>

<p>Bunu anlattığında Hacı Hulusi Bey’in gözlerinde derin bir hüzün ve bir o kadar da teslimiyet vardı. “Kelime-i Tevhid, sadece bir cümle değil, hayat boyu bize rehber olacak bir mührdür” dedi.</p>

<p>Biz de unutmayalım… Her günümüzü, her saatimizi Kelime-i Tevhid ile mühürleyelim ki, son nefesimizde o cümleyi söyleyecek dilimiz ve o cümleye şahitlik edecek bir ömrümüz olsun.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/akademi.jpg" style="height:180px; width:320px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Feb 2025 10:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bediuzzamanin-talebesi-haci-hulusi-bey-anlatiyor-kelime-i-tevhid-ve-son-nefes-1740643362.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman, Grandük Nikolay’ın Önünde Neden Kalkmadı?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-granduk-nikolayin-onunde-neden-kalkmadi-105718</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-granduk-nikolayin-onunde-neden-kalkmadi-105718</guid>
                <description><![CDATA[Bir savaş… Bir esaret… Ve imanının izzetinden asla taviz vermeyen bir adam…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursî, Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde gönüllü alay komutanı olarak mücadele ederken Ruslara esir düşmüştü. O esaret yıllarında, onu tarihe geçirecek bir an yaşandı. Rus ordularının başkomutanı, Çar II. Nikolay’ın amcası Grandük Nikolay Nikolayeviç, esir kampını teftiş için geldi. Komutan içeriye girerken herkes ayağa kalktı… Herkes… Bir kişi hariç!</p>

<p>Bediüzzaman, dimdik oturduğu yerinde kaldı. Ayağa kalkmadı.</p>

<p>Grandük şaşırdı. Otoritesine karşı gösterilen bu açık tavır karşısında neye uğradığını bilemedi. Gözlerini kıstı, doğrudan Bediüzzaman’a döndü ve sordu:</p>

<p><strong>“Beni tanımadın mı?”</strong></p>

<p>Bediüzzaman’ın cevabı netti:</p>

<p><strong>“Tanıdım. Sen Rus ordularının başkomutanı ve Çar’ın amcası Grandük Nikolay’sın.”</strong></p>

<p>Grandük bir adım daha yaklaştı, şaşkınlıkla tekrar sordu:</p>

<p><strong>“Öyleyse neden ayağa kalkmadın?”</strong></p>

<p>Ve işte o an, tarihe kazınan o söz yankılandı:</p>

<p><strong>“Ben bir İslam âlimiyim. İmanımın izzet ve şerefi için ayağa kalkmam.”</strong></p>

<p>Grandük, bu karşılık karşısında nutku tutulmuş bir şekilde geri çekildi. Bir esir, kendisini ilahlaştıran bir imparatorluğun temsilcisine meydan okumuştu.</p>

<p>Peki, Bediüzzaman neden böyle yapmıştı? Bir esir, neden celladının karşısında dik durmayı seçmişti?</p>

<p>Cevap, İslam fıkhında saklıydı.</p>

<p>Bediüzzaman, Ehli Kitap ile muamelenin üç temel prensibini çok iyi biliyordu:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tevelli: Eğer bir Müslüman, gayrimüslimlerin gelenek ve göreneklerini içselleştirirse, onların değerlerini benimsediğinde imanına zarar verebilir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Muvalat: Bir Müslüman, ilim meclislerinde veya yönetim kademelerinde gayrimüslimleri üstün görüp onlara haddinden fazla saygı gösterirse, imanî bir tehlikeye düşebilir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Mübah Olan Muamele: Ehli Kitap ile ticaret, sanat, fen ve gündelik ilişkiler kurulabilir. Ancak bu, imanî bir taviz vermeden gerçekleşmelidir.</p>

<p>Bediüzzaman’ın karşısındaki kişi, basit bir şahıs değil, Çarlık Rusyası’nın en büyük komutanlarından biriydi. Eğer ayağa kalksaydı, onun otoritesini kabul ettiğini gösterirdi. Ama Bediüzzaman imanının izzetine halel getirmedi, baş eğmedi, dik durdu.</p>

<p>Bugün, o duruşun karşısında sarsılan Grandük’ü kimse hatırlamıyor… Ama Bediüzzaman’ın o vakur tavrı, dilden dile, gönülden gönüle anlatılmaya devam ediyor. Çünkü bazı insanlar makamla, rütbeyle, kılıçla değil; inançları ve cesaretleriyle tarihe geçerler…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Feb 2025 11:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bediuzzaman-granduk-nikolayin-onunde-neden-kalkmadi-1740560317.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peygamberlerin Masumiyeti ve Tarih Boyunca Ulemanın Yaklaşımı - 3</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-3-105703</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-3-105703</guid>
                <description><![CDATA[(Bu yazı dizisi, toplam 12 bölümden oluşmakta olup, Molla Lütfü Karadağ Hocaefendi’nin görüşleri doğrultusunda hazırlanmıştır.)

3. Bölüm: Kur’an’da Peygamberlerin Hataları ve Düzeltici Vahiy

Peygamberler hata yapar mı? Allah, vahiy ile peygamberlerin hatalarını nasıl düzeltti? Kur’an’da hangi peygamberlerin hataları zikrediliyor ve bunlar nasıl yorumlanıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim</p>

<p>Peygamberlerin masumiyeti konusu, İslam ulemasının üzerinde en çok ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bazı âlimler peygamberlerin küçük günah dahi işlemediğini savunurken, diğerleri onların beşer olarak hata yapabileceklerini ama Allah tarafından hemen düzeltildiklerini belirtir.</p>

<p>Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin hatalarını ve bu hataların nasıl düzeltildiğini açıkça beyan eden birçok ayet içerir. Allah, vahiy yoluyla peygamberlerin hatalarını düzeltmiş ve onların ümmete örnek olacak şekilde doğruyu göstermelerini sağlamıştır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Hz. Âdem ve Yasak Ağaç: Beşerî Zaaf ve İlahi Merhamet</span></strong></p>

<p>İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem (as), şeytanın vesvesesine aldanarak yasak ağacın meyvesinden yedi. Kur’an’da bu olay şöyle anlatılır:</p>

<p>“فَعَصَىٰ آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَىٰ”<br />
(Böylece Âdem Rabbine asi oldu ve yolunu şaşırdı.) (Tâhâ, 20/121)</p>

<p>Ancak Allah onu hemen tövbeye yönlendirdi:</p>

<p>“ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَىٰ”<br />
(Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.) (Tâhâ, 20/122)</p>

<p>Bu olay, peygamberlerin hata yapabileceğini ancak bu hatalarda bırakılmadıklarını açıkça göstermektedir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Hz. Yunus ve Sabırsızlık: İlahi Uyarı</span></strong></p>

<p>Hz. Yunus (as), kavmi iman etmeyince sabırsızlık göstererek onları terk etti. Bu davranışı nedeniyle Kur’an’da şöyle uyarılmıştır:</p>

<p>“وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَىٰ فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَٰهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ”<br />
(Zünnûn’u (Yunus’u) hatırla; kavmine öfkelenerek gitmişti ve kendisine bir sıkıntı gelmeyeceğini sanmıştı. Fakat karanlıklar içinde, “Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim; gerçekten ben zalimlerden oldum” diye nida etti.) (Enbiya, 21/87)</p>

<p>Bu olay, peygamberlerin beşer olarak hata yapabileceğini, ancak bu hatalarından dolayı tövbe ettiklerini ve Allah’ın onları affettiğini gösterir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Hz. Muhammed (sav) ve Âmâ Adam: Vahyin Düzeltici Rolü</span></strong></p>

<p>Hz. Peygamber (sav), bir gün Mekke’nin ileri gelen müşrikleriyle meşgulken Abdullah bin Ümmü Mektûm adlı âmâ sahabi kendisine soru sormak için yanına geldi. O an müşriklerle ilgilenmekte olan Peygamberimiz, ona yüzünü ekşitti ve döndü. Bunun üzerine şu ayetler nazil oldu:</p>

<p>“عَبَسَ وَتَوَلَّىٰ ۝ أَن جَاءَهُ الْأَعْمَىٰ”<br />
(Peygamber yüzünü ekşitti ve döndü, çünkü kendisine bir âmâ geldi.) (Abese, 80/1-2)</p>

<p>Bu olay, peygamberlerin hatalarında bırakılmadığını, Allah’ın vahiy yoluyla onları hemen düzelttiğini göstermektedir.</p>

<p>Değerlendirme: Peygamberlerin Beşerî Yönü ve İlahi Düzeltme<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Peygamberler beşerdir ve hata yapabilirler, ancak büyük günahlardan korunmuşlardır.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kur’an’da peygamberlerin hataları açıkça zikredilmiş ve Allah tarafından düzeltilmiştir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bu olaylar, peygamberlerin ümmete örnek olmasını sağlamak için gerçekleşmiştir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Vahyin düzeltici rolü, peygamberlerin ilahi gözetim altında olduklarını gösterir.</p>

<p>Bu yazı dizisi 12 bölümden oluşmaktadır ve her bölümde farklı bir konu detaylı olarak ele alınacaktır.</p>

<p><strong>Sonraki Bölüm: “Peygamberlerin İstiğfarı: Tövbe ve Bağışlanma Meselesi”</strong></p>

<p>Bu bölümde, peygamberlerin istiğfar etmesi meselesini ele alacağız. Peygamberler neden istiğfar eder? Günahları olmadığı halde neden tövbe ederler?</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/666(27).jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Feb 2025 17:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-3-1740492637.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmam-ı Ali ve Gavs-ı Geylani Neden Risale-i Nur’dan Haber Vermiş?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/imam-i-ali-ve-gavs-i-geylani-neden-risale-i-nurdan-haber-vermis-105698</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/imam-i-ali-ve-gavs-i-geylani-neden-risale-i-nurdan-haber-vermis-105698</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca İslam davası, lafız mı, mana mı? tartışmasının gölgesinde kaldı. Kur’an, tevhid, nübüvvet, haşir ve adalet gibi dört büyük esas üzerine bina edilmişti. Ancak zamanla insanlar, bu özden uzaklaşıp lafzın gölgesine sığındılar.</p>

<p>İmam-ı Ali’nin (ra) şehadetiyle birlikte sahabe mesleği tatile girdi. Kur’an’ın mana-i harfiyle okunması yerine, lafızperestlik hâkim oldu. Kelam ilmi bir tarafa çekildi, tasavvuf başka bir yöne saptı, fıkıh ayrı bir vadide ilerledi. Neticede, İslam’ın hakiki davası arka plana atıldı.</p>

<p>Ama tarih, hakikati gölgeleyen perdeleri yırtacak isimleri unutmaz.</p>

<p><strong>İşte Bediüzzaman Said Nursi!</strong></p>

<p>Kur’an’ı lafızdan manaya yönlendiren, sahabe mesleğini yeniden ihya eden, İslam’ın en temel dört esasını (tevhid, nübüvvet, haşir, adalet) tekrar asli yerine koyan bir müceddit!</p>

<p>Bunun bedeli ağır oldu. Zindanlar, sürgünler, mahkemeler, işkenceler… Ama Üstad ve Nur Talebeleri bu zorluğu göğüsledi. İşte tam da bu yüzden, İmam-ı Ali (ra) ve Gavs-ı Geylani (ks) gibi büyük zatlar Risale-i Nur’u müjdelediler.</p>

<p><strong>Çünkü asırlar süren bir tatil sona erdi!</strong></p>

<p>Kur’an’ın ruhu, hakikat aşkıyla yoğrulmuş bir mektepte yeniden parladı. Risale-i Nur, aklı ikna, kalbi tatmin, nefsi terbiye eden bir metot sundu. Artık lafızperestliğin ötesine geçip, mana-i harfiyle hakikati okumak gerektiğinin zamanı geldi.</p>

<p>Ve şimdi soru şu: <strong>Bu emaneti taşıyanlar, sahabe mesleğini devam ettirebilecek mi?</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Feb 2025 12:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/imam-i-ali-ve-gavs-i-geylani-neden-risale-i-nurdan-haber-vermis-1740476793.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peygamberlerin Masumiyeti ve Tarih Boyunca Ulemanın Yaklaşımı - 2</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-2-105680</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-2-105680</guid>
                <description><![CDATA[(Bu yazı dizisi, toplam 12 bölümden oluşmakta olup, Molla Lütfü Karadağ Hocaefendi’nin görüşleri doğrultusunda hazırlanmıştır.) 2. Bölüm: İbn Teymiyye’nin Görüşleri ve Bazı Âlimlerin Yaklaşımı 
İbn Teymiyye ve bazı âlimler, peygamberlerin masumiyeti konusunda ne dediler? Büyük günahlardan korunmaları konusunda ittifak varken, küçük günahlar ve hata yapma meselesinde neden ihtilaf var? Kur’an ve hadisler ışığında bu konuyu inceliyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim</p>

<p>Peygamberlerin masumiyeti meselesi, İslam ulemasının üzerinde en çok durduğu konulardan biridir. İbn Teymiyye, İmam Nevevî, Fahruddin er-Razi, Ebu’l-Meâlî el-Cüveynî, İmam Gazâlî ve diğer büyük âlimler bu meseleyi detaylıca ele almışlardır.</p>

<p>Bütün ulemanın ittifak ettiği nokta şudur:<br />
• Peygamberler büyük günahlardan korunmuştur.<br />
• Peygamberler, hata ettiklerinde Allah tarafından hemen uyarılır ve düzeltilirler.<br />
• Peygamberler, ümmetlerine yanlış bir şey tebliğ etmezler, tebliğde yanılma olmaz.</p>

<p>Ancak küçük günahlar ve beşerî hatalar konusunda ihtilaf vardır.</p>

<p>İbn Teymiyye’nin Görüşü: Küçük Günahlar ve Allah’ın Müdahalesi</p>

<p>İbn Teymiyye, peygamberlerin büyük günahlardan kesinlikle korunduğunu vurgularken, küçük günahlar konusunda şu görüşü savunur:</p>

<p>“وَالصَّحِيحُ أَنَّهُ قَدْ يَصْدُرُ مِنْهُمْ بَعْضُ الصَّغَائِرِ وَلَكِنْ لَا يُقِرُّونَ عَلَيْهَا”</p>

<p>“Sahih olan görüş şudur ki; peygamberlerden bazı küçük günahlar sadır olabilir, fakat Allah onları bu hatalarında bırakmaz.”</p>

<p>Bu ifadeden anlaşılan şudur: Peygamberler de beşerdir ve hata yapabilirler. Ancak onların hataları sıradan insanların hataları gibi değildir. Çünkü:<br />
• Allah onların hatalarını hemen düzeltir.<br />
• Hataları, ümmetin ibret alması içindir.<br />
• Hataları, tebliğ edilen dinin esaslarını değiştirmez.</p>

<p>Kur’an’da bu duruma örnek olarak Hz. Peygamber (sav)’in bir âmâya karşı tutumu gösterilir:</p>

<p>“عَبَسَ وَتَوَلَّىٰ ۝ أَن جَاءَهُ الْأَعْمَىٰ”<br />
(Peygamber yüzünü ekşitti ve döndü, çünkü kendisine bir âmâ geldi.) (Abese, 80/1-2)</p>

<p>Burada Hz. Peygamber’in (sav) önünde Kureyş’in ileri gelen müşrikleri varken, Abdullah bin Ümmü Mektûm adındaki âmânın yanına gelmesini öncelikli görmemesi bir hata olarak değerlendirilmiş ve Allah tarafından düzeltilmiştir.</p>

<p>İbn Teymiyye’ye göre bu tür olaylar peygamberlerin beşerî yönünü gösterir ve ümmet için birer ibret vesilesidir.</p>

<p>Bazı Âlimlerin İhtilafları: Küçük Günahlar Meselesi</p>

<p>1. Görüş: Peygamberler Küçük Günah İşlemezler</p>

<p>İmam Gazâlî ve İmam Nevevî gibi bazı âlimler, peygamberlerin küçük günahlardan bile masum olduğunu söylemişlerdir. Delil olarak şu ayeti gösterirler:</p>

<p>“وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا ۝ فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا ۝ قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا ۝ وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا”<br />
(Ve nefse ve onu düzgün bir şekilde yaratana andolsun ki; ona fücurunu ve takvasını ilham etti. Kim nefsini arındırırsa kurtuluşa erer. Kim de onu kirletirse hüsrana uğrar.) (Şems, 91/7-10)</p>

<p>Bu görüşe göre, peygamberlerin nefisleri en yüksek derecede arındırıldığı için, küçük günahlardan bile korunmuşlardır.</p>

<p>2. Görüş: Peygamberler Küçük Günah İşleyebilir Ama Israr Etmezler</p>

<p>İmam Fahruddin er-Razi, Ebu’l-Meâlî el-Cüveynî ve İbn Teymiyye gibi birçok alim ise şu görüşü benimsemiştir:<br />
• Peygamberler küçük günah işleyebilir.<br />
• Ancak hemen düzeltilir ve bu günaha devam etmezler.</p>

<p>Bu görüşü destekleyen delillerden biri Hz. Âdem’in yasak meyveyi yemesi meselesidir:</p>

<p>“فَعَصَىٰ آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَىٰ”<br />
(Böylece Âdem Rabbine asi oldu ve yolunu şaşırdı.) (Tâhâ, 20/121)</p>

<p>Ancak hemen ardından tövbe ettiği belirtilmiştir:</p>

<p>“ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَىٰ”<br />
(Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.) (Tâhâ, 20/122)</p>

<p>Bu deliller, peygamberlerin küçük hatalar yapabileceğini ancak hemen düzeltilip tövbeye yönlendirildiklerini gösterir.</p>

<p>Peygamberlerin Masumiyeti Üzerine Genel Çerçeve<br />
• Bütün ümmetin ittifakıyla peygamberler büyük günahlardan masumdurlar.<br />
• Küçük günahlar meselesinde farklı görüşler olsa da, peygamberler hatalarında bırakılmaz.<br />
• Allah, vahiy yoluyla peygamberlerin hatalarını hemen düzeltir.<br />
• Bu mesele, peygamberlerin beşerî yönünü ve ümmet için ibret kaynağı olmalarını gösterir.</p>

<p>Bu tartışmalar, sadece akademik değil, günümüzde de peygamber algısını doğru anlamamız açısından kritik bir meseledir.</p>

<p>Bu yazı dizisi 12 bölümden oluşmaktadır ve her bölümde farklı bir konu detaylı olarak ele alınacaktır.</p>

<p>Sonraki Bölüm: “Kur’an’da Peygamberlerin Hataları ve Düzeltici Vahiy”</p>

<p>Bu bölümde, Kur’an-ı Kerim’de geçen peygamberlerin hataları ve Allah’ın onları nasıl düzelttiğini örnekleriyle ele alacağız.</p>

<p><strong>Kaleme alan: Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 16:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-2-1740403758.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman’a Göre Avrupa Medeni mi?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamana-gore-avrupa-medeni-mi-105671</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamana-gore-avrupa-medeni-mi-105671</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin <strong>“Medenilere galebe çalmak ikna iledir. Söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir.”</strong> sözü yıllardır maksatlı bir şekilde çarpıtılıyor. Özellikle FETÖ’nün propagandalarıyla, bu ifade sanki Avrupa’ya karşı devlet eliyle mücadele edilmemesi, yalnızca ikna yoluyla hareket edilmesi gerektiği şeklinde sunuluyor.</p>

<p><strong>Peki, gerçek bu mu?</strong></p>

<p>Risale-i Nur’a baktığımızda Bediüzzaman’ın Avrupa için eşşeddi zulüm ifadesini kullandığını görüyoruz. Yani, Avrupa’nın medeniyet perdesi altında nasıl bir zulüm sistemi inşa ettiğini bizzat kendisi ortaya koyuyor. Şimdi burada kritik soru şu: Avrupa gerçekten medeni mi?</p>

<p><strong>Bediüzzaman bu sözünde iki sınıftan bahsediyor:</strong><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;1<strong>.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Medeniler: </strong>Gerçeği gördüğünde batıl fikrinden vazgeçen, makul bir izahla hakikate teslim olanlar. Bunlara galebe ancak ikna iledir.<br />
&nbsp;&nbsp; <strong>&nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Vahşiler:</strong> Hakikati kabul etmeyen, zulümde ısrar eden, söz ile yönlendirilemeyenler. Bunlara galebe ise icbar iledir.</p>

<p>Bediüzzaman bu sözüyle, devlet eliyle cihadın gerekliliğini teyit ediyor. Çünkü söz anlamayan, zorbalığı sistematik hale getiren, zulümde sınır tanımayanlara karşı diplomasiyle değil, kuvvetle mukabele edilir.</p>

<p>Şimdi sormak lazım: Bugünün Avrupa’sı gerçekten medeniler sınıfına mı giriyor, yoksa vahşiler mi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 13:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bediuzzamana-gore-avrupa-medeni-mi-1740392087.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman’a Göre İnsanın Üç Büyük Vazifesi</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamana-gore-insanin-uc-buyuk-vazifesi-105652</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamana-gore-insanin-uc-buyuk-vazifesi-105652</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan bu dünyaya neden geldi? Vazifesi ne? Sadece yemek içmek, çalışmak ve ölmek mi?</p>

<p>Bediüzzaman Said Nursî’ye göre insanın yaratılış gayesi bundan çok daha büyük. Çünkü insan, tesadüfen var olmuş bir varlık değil. Göklere yıldızları, yeryüzüne çiçekleri serpen bir Sanatkâr’ın eseri. Ve bu büyük Sanatkâr, insanı üç önemli vazifeyle görevlendirmiş.</p>

<p>Birincisi, insan şu kâinat fabrikasının ustabaşıdır. Yeryüzündeki nimetleri işlemek, sanatla, ziraatla, ticaretle meşgul olmak onun vazifesidir. Yani insan sadece tüketmek için değil, üretmek için yaratılmıştır.</p>

<p>İkincisi, insan bir dellal-ı saltanat-ı rububiyettir. Yani Allah’ın kudretini, sanatını ilan eden bir duyurucudur. Çünkü kâinattaki her şey, insanın diliyle konuşur. Yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar… Hepsi insana bakar. İnsan ise onları seyrederek ve anlamlandırarak, Yaratan’ın büyüklüğünü ilan eder.</p>

<p>Üçüncüsü, insan bir ubudiyet-i külliyeye mazhardır. Yani yalnız kendisi adına değil, bütün varlıklar adına ibadet etmekle mükelleftir. Çünkü diğer mahlûkat gibi sadece içgüdüyle hareket eden bir varlık değildir. İradesiyle, bilinciyle, şükrüyle, ibadetiyle Allah’a yönelmek zorundadır.</p>

<p>İşte Bediüzzaman’a göre insanın vazifesi bunlardır. Peki, biz üzerimize düşeni yapıyor muyuz? Yeryüzünde gerçekten ustabaşı mıyız? Allah’ın sanatını hakkıyla ilan ediyor muyuz? Yoksa sadece yaşayıp gidiyor, dünyaya geliş maksadımızı unutuyor muyuz?</p>

<p>Sorular basit ama cevapları ağır…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Feb 2025 16:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bediuzzamana-gore-insanin-uc-buyuk-vazifesi-1740317879.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman’ın 7 Kâtiple Yazdırdığı Risale: Haşir’i İspat Eden Formül</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamanin-7-katiple-yazdirdigi-risale-hasiri-ispat-eden-formul-105629</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzamanin-7-katiple-yazdirdigi-risale-hasiri-ispat-eden-formul-105629</guid>
                <description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursî, Haşir Risalesi’ni sadece birkaç saatte yazdırdı. Peki, bu eserde hangi ilmî metodu kullandı, Haşr’i nasıl ispat etti?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Haşir Risalesi…</p>

<p>Risale-i Nur külliyatının belki de en güçlü ve en çarpıcı eserlerinden biri.</p>

<p>Öyle ki, sadece birkaç saat içinde tamamlandı.</p>

<p>Ama nasıl?</p>

<p>Karşınızda 7 kâtip…</p>

<p>Her biri elinde kalemiyle hazır…</p>

<p>Biri temsil yazıyor, biri birinci sureti, biri birinci hakikati…</p>

<p>Ve saatler içinde bütün bir eser ortaya çıkıyor.</p>

<p>Ama asıl mesele burada değil.</p>

<p>Bediüzzaman Hazretleri, “فَانْظُرْ إِلَىٰ آثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ”</p>

<p>(“Allah’ın rahmet eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz O, ölüleri de diriltecektir. O, her şeye gücü yetendir.” — Rum Suresi, 50. Ayet)</p>

<p>Bu ayeti tam 100 defa okuduktan sonra Haşir’i ispatlayan muazzam bir formül keşfediyor.</p>

<p><strong>Ne diyor bu ayet?</strong></p>

<p>Bak, Allah’ın rahmet eserlerine.</p>

<p>Bak ve gör…</p>

<p>Yağmurla her baharda üç yüz bin tür bitkiyi ve hayvanı nasıl yaratıyor?</p>

<p>Sonra onları nasıl öldürüyor?</p>

<p>Ve sonra tekrar diriltiyor?</p>

<p><strong>İşte mesele burada başlıyor</strong></p>

<p>Bediüzzaman bu ayeti ilmi bir yöntemle ele alıyor ve bir formül çıkarıyor:</p>

<p>•Eserden fiile git</p>

<p>•Fiilden isme ulaş</p>

<p>•İsimden sıfata geç</p>

<p>•Ve Haşri ispat et</p>

<p>Çünkü her baharda üç yüz bin tür bitki ve hayvan yaratılıyorsa, bu demektir ki,öldükten sonra tekrar diriltilmek de aynı ilahi kanunun bir parçasıdır.</p>

<p><strong>Bu nedenle Haşir, sadece bir inanç meselesi değil, aynı zamanda değişmez bir kanundur</strong></p>

<p>Peki, bu formülü kaç kişi biliyor?</p>

<p>Kaç kişi Haşir Risalesi’nin bu ilmî metodunu gerçekten okudu?</p>

<p>Ve kaç kişi hâlâ dışarıdan ithal fikirlerin peşinde koşuyor?</p>

<p>Risale-i Nur’un en büyük iddiası, bu eserin sadece bir kitap değil, bir ilim metodu olduğudur.</p>

<p>Gerçekten anlamak istiyorsanız…</p>

<p>Eserden fiile, fiilden isme, isimden sıfata ve sıfattan Haşr’a giden yolu keşfetmelisiniz.</p>

<p><strong>İşte Haşir Risalesi’nin sırrı burada saklı.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Feb 2025 14:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bediuzzamanin-7-katiple-yazdirdigi-risale-hasiri-ispat-eden-formul-1740223594.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lâ İlâhe İllallah’ın Sırrı: Bediüzzaman Neden Doksan Dokuz Kere Okurdu?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/la-ilahe-illallahin-sirri-bediuzzaman-neden-doksan-dokuz-kere-okurdu-105608</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/la-ilahe-illallahin-sirri-bediuzzaman-neden-doksan-dokuz-kere-okurdu-105608</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir kelime… Lâ İlâhe İllallah.</p>

<p>Ama sadece bir kelime mi?</p>

<p>Bediüzzaman Said Nursi’ye göre değil. Ona göre bu, sadece bir zikir değil, âlemler arası bir yolculuğun kapısıydı.</p>

<p>Üstad, sabah namazından sonra doksan dokuz kere<strong> “Lâ İlâhe İllallah”</strong> zikrederdi. Ancak bunu bir tekrar gibi düşünmeyin. Bu, bir hâlin ifadesiydi.</p>

<p>Peki neden doksan dokuz?</p>

<p>Çünkü doksan dokuz esma-i hüsnanın tecellisine açılan bir anahtardı bu. Her bir <strong>“Lâ İlâhe İllallah”</strong> ile insan, Allah’ın bin bir ismini seyrediyor, kalbinin derinliklerinde bir hakikat yolculuğuna çıkıyordu.</p>

<p>İmam-ı Rabbânî ve Gavs-ı Geylânî de aynı yolu takip ediyordu. Bir dakika içinde yerden göğe, gökten yere kadar bütün ilahi isimlerin sırrına mazhar oluyorlardı.</p>

<p>Burada sorulması gereken asıl soru şu:<br />
Biz de bunu hissedebiliyor muyuz?</p>

<p>Namazdan sonra çekilen tesbihat, sıradan bir tekrar mı bizim için? Yoksa, o hakikati yaşamanın bir vesilesi mi?</p>

<p>Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi, namaz kılmak başka bir şeydir; namazın sırrına ermek ise bambaşka…</p>

<p>Bu zikri sadece dilimizle mi söylüyoruz, yoksa kalbimizde mi yaşıyoruz?</p>

<p>Kalp ehli mi olacağız, yoksa sadece bir kalıp taşıyıcısı mı?</p>

<p>İşte gerçek mesele bu…</p>

<p>Allah, bu sırra erişenlerden eylesin. Âmin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Feb 2025 11:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/la-ilahe-illallahin-sirri-bediuzzaman-neden-doksan-dokuz-kere-okurdu-1740125940.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bediüzzaman, Eskişehir Hapishanesi’ndeki Liseli Kızdan Bahsederken O Kız Adile Naşit miydi?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-eskisehir-hapishanesindeki-liseli-kizdan-bahsederken-o-kiz-adile-nasit-miydi-105575</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bediuzzaman-eskisehir-hapishanesindeki-liseli-kizdan-bahsederken-o-kiz-adile-nasit-miydi-105575</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Gençlik Rehberi ve Meyve Risalesi’nin Üçüncü Mesele bölümünde, Eskişehir Hapishanesi’nde yaşadığı bir hadiseyi anlatır.</p>

<p>Bir Cumhuriyet Bayramı günü, hapishanenin penceresinden dışarıyı izlerken, Eskişehir Kız Lisesi’nin bahçesinde genç kızların raks ettiğini görür. O an, manevi bir sinema gibi 50 yıl sonrasına bir pencere açılır ve bu genç kızların ilerideki hallerini gözleriyle müşahede eder. Kimi mezarda azap çekerken, kimi yaşlanmış ve sevilmek yerine nefretle karşılanır hâle gelmiştir. O anın dehşetiyle gözyaşlarını tutamaz.</p>

<p>Bu anlatım, yıllardır bir iddiaya konu ediliyor: Bu kızlardan biri Adile Naşit miydi?</p>

<p>Ancak tarihi veriler bu iddiayı çürütüyor. Bediüzzaman, 1935 yılında Eskişehir Hapishanesi’nde bulunuyordu. Adile Naşit ise 1930 doğumluydu. Yani o dönemde sadece 5 yaşındaydı.</p>

<p>Bu durumda, Adile Naşit’in Bediüzzaman’ın bahsettiği genç kızlar arasında olması mümkün değil. Ancak bu iddianın zaman zaman gündeme gelmesi, Bediüzzaman’ın sözlerinin toplumda ne kadar derin bir etki bıraktığının bir göstergesi.</p>

<p>Görünen o ki, tarihî gerçekler net olsa da, bazı meseleler hâlâ tartışılmaya devam ediyor…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Feb 2025 11:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bediuzzaman-eskisehir-hapishanesindeki-liseli-kizdan-bahsederken-o-kiz-adile-nasit-miydi-1740038666.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>21. Söz’de Geçen Bediüzzaman’ın Bahsettiği ‘Büyük Adam’ Kim?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/21-sozde-gecen-bediuzzamanin-bahsettigi-buyuk-adam-kim-105551</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/21-sozde-gecen-bediuzzamanin-bahsettigi-buyuk-adam-kim-105551</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üstad Bediüzzaman Said Nursî, 21. Söz’de <strong>“Sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam”</strong> diyerek bir kişiden bahsediyor. Peki, bu büyük adam kim?</p>

<p>Osmanlı paşalarından Süleyman Sabri Paşa, Bediüzzaman’a<strong> “Namaz iyidir ama her gün, her gün beş vakit kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.”</strong> diyerek, namazın fazlalığını dile getirmişti.</p>

<p>Üstad ise bu diyaloğu eserinde aktararak, namazın hikmetini ve insana sunduğu manevi tatmini derinlemesine izah etti.</p>

<p>Süleyman Sabri Paşa, Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında önemli görevlerde bulunmuş, Trablusgarp’tan Kurtuluş Savaşı’na kadar birçok cephede yer almış bir isimdi. Ayrıca <strong>“Van Tarihi ve Kürtler” </strong>adlı eseri kaleme almıştır.</p>

<p>Bu olay, Bediüzzaman’ın namazın önemine dair verdiği en çarpıcı cevaplardan biri olarak Risale-i Nur’da yerini almıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Feb 2025 11:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/21-sozde-gecen-bediuzzamanin-bahsettigi-buyuk-adam-kim-1739952260.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Acbu’z-Zeneb Çürür mü?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/acbuz-zeneb-curur-mu-105537</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/acbuz-zeneb-curur-mu-105537</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ölüm, yok oluş mudur? Madem Allah var ve bâkidir, öyleyse ölüm, adem-âlûd bir karanlık değildir. Kıyamet günü geldiğinde, toprağın üstü kalkacak, tüm ölüler hayat bulacaktır. Toprak, hayatın menbaıdır; tohumlar oraya ekildiğinde filizlenir, hayat bulur. İnsan da bir tohum gibi toprağa ekilir, zamanı geldiğinde yeniden diriltilir. Hadiste bildirildiği üzere, Allah, peygamberlerin cesetlerini toprağa haram kılmıştır. Nitekim suyun dokunduğu her şey çürür, fakat peygamberlerin cesetleri kıyamete kadar mahfuz kalır.</p>

<p><strong>Ancak Acbu’z-Zeneb, yani insanın kuyruk sokumundaki özü çürümez mi?</strong></p>

<p>Kur’an’ın “كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ” (Her şey helak olup gider, ancak O’nun vechi müstesnadır.) ayetine göre, Acbu’z-Zeneb dahi fâni olur. Vefat eden kimselerin ruhları, kıyamet kopana kadar kabir âleminde bekler. Kıyamet günü İsrafil (as) sura üflediğinde, Acbu’z-Zeneb de dahil her şey fenaya gider.</p>

<p>Ancak bu fâni oluş, yok olmak anlamına gelmez. Her şey, kudret dairesinden ilim dairesine geçer. Tüm varlık, yaratılmadan önce olduğu gibi, Allah’ın ilminde mahfuz kalır. Kırk gün veya kırk sene süren bir bekleyişten sonra, sura ikinci defa üflendiğinde, gökten kırk gün yağmur iner ve Acbu’z-Zeneb bir tohum gibi yeşererek insan bedeni yeniden inşa edilir.</p>

<p>Bu hakikat, <strong>“Rahmet-i İlahiye ile bir tek zerre bile kaybolmaz.”</strong> sırrıyla anlaşılır. Haşir meydanında, insanın her zerresi hesaba çağrılır; hatta bedeninden ayrılan saç, sakal, tırnak, ter bile mahşere gelir. O yüzden saç, sakal ve tırnakları abdestsiz kesmemek mühimdir ki, haşir meydanına nurlu gelsin.</p>

<p>Acbu’z-Zeneb çürür mü? Evet, fâni olur. Ama yok olmaz. Çünkü yokluk yoktur. Haşir sabahında, yeniden yaratılacak ve mahşer meydanına çağrılacaktır. O gün, her zerre hesap verecek!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Feb 2025 17:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/acbuz-zeneb-curur-mu-1739888709.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rab Kimdir?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/rab-kimdir-105263</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/rab-kimdir-105263</guid>
                <description><![CDATA[Uluhiyet ve rububiyet…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İslam inancında bu iki kavram birbirinden ayrılmaz. Uluhiyet, yalnızca Allah’a mahsustur. Rububiyet ise Allah’ın kâinat üzerindeki mutlak hâkimiyeti ve tasarruf yetkisidir.</p>

<p>Ancak tarihe bakıldığında, bazı inanışlarda rububiyetin Allah’tan başkalarına verildiği görülür. Özellikle Hristiyanlık, uluhiyeti Allah’a teslim ederken, rububiyeti İsa Peygamber üzerinden başka ellere taşımıştır.</p>

<p>Hristiyan dünyasında, <strong>“Rab”</strong> kavramı sadece Allah’a mahsus değildir. İsa (as) rab olarak görülmüş, onun yetkisi Papa’ya, oradan da papazlara devredilmiştir. Bu inanışa göre, papazlar günah bağışlar, af yetkisine sahiptir, cennet veya cehennem hakkında hüküm verebilir.</p>

<p>Bir insanın, bir başka insanın akıbeti üzerinde söz sahibi olması mümkün müdür?</p>

<p>Kur’an, bu anlayışı kesin bir dille reddeder.</p>

<p><strong>“Muhammed, sizin hiçbirinizin babası değildir; fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzab 40)</strong></p>

<p>Bu ayet, İslamiyet’te ruhani otoritenin bir <strong>“babalık</strong>” sistemine dayanmadığını açıkça ortaya koyar. Hristiyan dünyasında <strong>“baba”</strong> kavramı, kilise ruhban sınıfına yüklenen yetkilerle özdeşleşmiştir.</p>

<p>Benzer bir anlayış bazı tasavvufî çevrelerde de görülmektedir. Tarikatlarda şeyhlerin<strong> “manevi tasarruf yetkisine”</strong> sahip olduğu, müridlerin akıbetleri üzerinde söz sahibi olduğu düşüncesi yayılmıştır. Tövbenin şeyhler aracılığıyla kabul edileceği, cennet kapılarının bu yolla açılacağı gibi inanışlar, İslam’ın tevhid anlayışıyla çelişmektedir.</p>

<p>Kur’an, insanın doğrudan Allah’a yönelmesini emreder.</p>

<p>Bediüzzaman Said Nursî de 21. Lem’a’da bu meseleyi net bir şekilde ortaya koyar:</p>

<p><strong>“Mesleğimizde baba ile oğul, şeyh ile mürid münasebeti yoktur.”</strong></p>

<p>Bu ifade, İslam’ın ruhani otoriteyi, mutlak hâkimiyet yetkisini bir insana teslim etmediğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>İslam’da kimse Allah ile kul arasına giremez.</p>

<p>Kimse bir başkasının günahını affedemez.</p>

<p>Kimse bir başka insana cenneti ya da cehennemi vaad edemez.</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Uluhiyet yalnızca Allah’a aittir, rububiyet de hiçbir insana verilmez.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hristiyanlıkta rablık, İsa’ya, oradan papaya ve papazlara geçmiştir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bu anlayış, günahları bağışlama ve cennet-cehennem tasarrufuna kadar genişletilmiştir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kur’an, peygamber için bile “baba değildir” diyerek bu tür ruhani otoriteleri reddetmiştir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İslamiyet’te şeyh-mürid ilişkisi, baba-oğul ilişkisi gibi görülmez.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bazı tasavvufî çevrelerde şeyhlere mutlak tasarruf yetkisi verilmesi, İslam’ın rububiyet anlayışıyla çelişir.</p>

<p>İslam, insanın doğrudan Allah’a yönelmesini emreder.<br />
Tevhid inancı, Allah ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini bildirir.<br />
Yetki sahibi yalnızca Allah’tır.<br />
<strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Feb 2025 11:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/rab-kimdir-1738915680.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Murat ÇETİN / Mekke Dersleri</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/murat-cetin-mekke-dersleri-103190</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/murat-cetin-mekke-dersleri-103190</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle gençlere hitap ettiğim bir derste “İnsan nedir?” sorusunu sordum. İnsanın, bütün kainatın bir misal-i (örneği) ve Cenab-ı Hakk’ın bin bir esmasının aynası olduğunu anlattım. İnsan, on sekiz bin aleme açılan bir anahtarlar külçesidir (katı bir kütle). Bu anahtarlar külçesini şu şekilde izah ettim:]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birinci Söz’de şöyle bir örnek geçer:<strong> “Bir adam, bütün şehir halkını zorla toplasa ve zorla işlerde çalıştırsa, yakinen bilirsin ki o adam kendi adına, kendi gücüyle hareket etmiyor. O bir askerdir, devlet adına, kanun adına hareket ediyor. Bu yüzden kimseye aldırış etmez. Dışarıdan bakıldığında tek bir adam olarak görünse de aslında devlete dayanarak bu işleri yapar.” </strong>Burada önemli olan bir nokta var;<strong> “bir şehir halkını”</strong> ifadesinde mübalağa söz konusu. Bir adam nasıl olur da bir şehir halkını zorla toplayıp çalıştırabilir?</p>

<p><strong>Bediüzzaman Hazretleri bunu somut delillerle şöyle ispat ediyor:</strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong> &nbsp; 1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tohum ve çekirdekler, zerrecikler gibi oldukları halde koca ağaçları başlarında taşır, dağ gibi yükleri kaldırır. Demek ki her bir tohum ve çekirdek <strong>“Bismillah” </strong>der.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Her bir ağaç, Cenab-ı Hakk’ın rahmet hazinesinden gelen nimet-i ilahiyeye bir tablacı (dağıtıcı) olur.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Her bir bostan, Allah’ın kudret kazanı gibi, içinde pek çok farklı ve lezzetli yiyeceği pişirir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;İnek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar,<strong> “Bismillah”</strong> diyerek rahmet feyzinden ab-ı hayat (ölümsüzlük suyu gibi bir gıda) sunar.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;İpek gibi yumuşak kök ve damarlar,<strong> “Bismillah”</strong> der ve sert olan taş ve toprağı delip geçer.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;6.&nbsp;&nbsp; &nbsp;İncecik yapraklar, aylarca güneşin altında kaldığı halde yanmaz.</p>

<p>Anahtarlar külçesi ifadesi, görünenin arkasındaki hakikate ulaşmayı ifade eder. Demek ki bütün kainat <strong>“Bismillah” </strong>diyor; bu ise ancak Kur’an’ın hikmeti ve dersiyle görülür. Başka türlü anlaşılması mümkün değildir.</p>

<p><strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Nov 2024 13:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/11/mekke-dersleri-1731323004.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadının Kocasına İtaati: Sadakatle Örülen Bir Yolculuk</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kadinin-kocasina-itaati-sadakatle-orulen-bir-yolculuk-102481</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kadinin-kocasina-itaati-sadakatle-orulen-bir-yolculuk-102481</guid>
                <description><![CDATA[Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşayan Ayşe Hanım, evlilikteki sorumluluklarını ve dini vecibelerini sorgularken, Allah’a olan itaatin aslında hayatın merkezinde olduğunu keşfediyor. Kocasına sabırla ve sevgiyle hizmet ederken, ahiret mükafatına ulaşma umuduyla hareket ediyor. Size ışık olacak bu yazıyı sakın kaçırmayın!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün, Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşayan Ayşe Hanım, başını ellerinin arasına almış, derin derin düşünüyordu. Evin her bir köşesinde yaptığı fedakarlıklar, akşamları kocasına hazırladığı sofralar, çocuklarına sunduğu sevgisi ve sabrı yüreğini ısıtan tek şeydi. Ancak bu yük bazen ağır geliyordu. “Neden?” diye düşündü. Neden kocama itaat etmeliyim? Bu soru, yüreğinin en derin yerinden kopup gelen bir iç ses gibiydi.</p>

<p>O sırada eski bir dostu geldi aklına: Kur’an’ın nuruyla aydınlanmış, Peygamber Efendimizin sözleriyle ferahlamış bir dost. Kur’an’ın nisa suresinde “Erkekler, kadınların üzerinde koruyucudurlar” buyurulduğunu hatırladı (Nisa 4:34). Kocası, belki de her zaman en iyisini yapamasa da, ona Allah’ın emrettiği gibi bir koruma ve kollama görevi verilmişti. Kocasına itaat etmek, sadece dünyaya değil, ahirete uzanan bir köprüydü. Peygamber Efendimizin de buyurduğu gibi: “Kadın, beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur ve kocasına itaat ederse, ona ‘Cennetin dilediğin kapısından gir!’ denilir” (İbn Hibban, Sahih).</p>

<p>Bu, basit bir ilişki değil; kadının kocasıyla olan bağının, ahirette ona nasıl bir kapı açtığını gösteren bir müjdeydi. Bir an için gözlerini kapattı Ayşe Hanım. Yıllar boyunca kocasının zor zamanlarında sabretmiş, ona destek olmuş, en zor anlarda yanında durarak onun yükünü hafifletmişti. Ama bu, sadece kocasının değil, onun da Rabbine olan bağlılığının bir göstergesiydi. Tıpkı Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi: “Kadın, kocasına itaat etmediği sürece Rabbi ondan razı olmaz” (Tirmizî, Radâ’).</p>

<p>Ve işte bu, Ayşe Hanım’ın yüreğinde yeni bir ışık yaktı. O, sadece kocasına değil, Allah’a itaat ederek bir yol çiziyordu kendine. Kadının itaatinin, kocasının hatalarını örtmeye, ona sabırla yol göstermeye vesile olduğunu düşündü. İşte bu itaat, sadece bir görev değil, evdeki huzurun ve bereketin kapısıydı.</p>

<p>O an, Ayşe Hanım, evin ortasında durdu ve derin bir nefes aldı. Kocasının her hatasına sabır göstermek, ona saygı duymak ve gerektiğinde kendini geri çekerek evin huzurunu korumak kolay değildi. Ama bu, onun Allah’a olan sadakatinin bir parçasıydı. Şimdi anlıyordu, bu dünyada çekilen her sıkıntının bir ahiret karşılığı vardı. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi: “Kadın kocasının yatağını terk edip ona karşı gelirse, melekler sabaha kadar ona lanet eder” (Buhârî, Nikâh).</p>

<p>Bu itaat, sadece bir eşe değil, aynı zamanda Allah’ın emrine uymanın, sabrın ve teslimiyetin sembolüydü. Ve böylece, kadın kocasına itaat ederken, aslında Rabbine olan sadakatini ortaya koyuyordu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 10:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/10/kadinin-kocasina-itaati-sadakatle-orulen-bir-yolculuk-1728977065.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evlilikte Hak ve Sorumluluk: Kadının Erkeğe Olan Görevleri</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/evlilikte-hak-ve-sorumluluk-kadinin-erkege-olan-gorevleri-100698</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/evlilikte-hak-ve-sorumluluk-kadinin-erkege-olan-gorevleri-100698</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Evlilik, iki insanın hayatlarını birleştirerek Allah’ın rızasını kazanma yolunda attıkları kutsal bir adımdır. Bu adım, karşılıklı sevgi, saygı ve anlayış üzerine kuruludur. Ancak evliliğin temeli olan bu değerler, aynı zamanda erkeğin ve kadının birbirine karşı olan hak ve sorumluluklarını da beraberinde getirir. İslam’da erkeğin kadın üzerindeki hakları, evlilikteki dengeyi sağlayan önemli bir unsurdur ve bu haklar, kadının görevlerini yerine getirirken, ailedeki huzuru temin eder.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (sav), kadınların kocalarına karşı olan görevlerini çeşitli hadislerinde dile getirmiştir. Bu hadisler, evlilikte erkeğin haklarının ne kadar önemli olduğunu ve kadının bu haklara riayet etmesi gerektiğini açıkça ortaya koyar.</p>

<p>İtaat, erkeğin hakkıdır. Bir kadın, kocası evde olduğu sürece onun izni olmadan oruç tutmamalı, izni olmadan evden çıkmamalıdır. Efendimiz (sav) şöyle buyurur: “Bir kadın, kocasının izni olmadan onun evinden çıkamaz.” (Tirmizî, Rada, 10) Bu hadis, kadının evlilikteki itaat yükümlülüğünü vurgular. Bu itaat, kadının kocasına olan saygısının ve bağlılığının bir ifadesidir. Bir başka hadisinde ise Peygamberimiz (sav), “Bir kadın kocasının rızasını kazanmadan Allah’ın rızasını kazanamaz.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 11/195) buyurarak, kocanın memnuniyetinin ne kadar önemli olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>Kadın, kocasının yatak hakkına riayet etmelidir. Bu, evlilikteki en temel haklardan biridir. Peygamber Efendimiz (sav), bu konuda şöyle buyurur: “Bir erkek, karısını yatağa çağırdığı zaman kadın gelmezse ve bu yüzden kocası ona kızgın olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar o kadına lanet eder.” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 8) Bu hadis, kadının kocasının ihtiyaçlarına karşı duyarlı olması gerektiğini ve evlilikteki mahremiyetin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Kocanın izni olmadan eve kimseyi almamak, erkeğin hakkıdır. Kadının kocasına olan saygısı, evin mahremiyetini korumakla da ilgilidir. Kadın, kocasının izni olmadan eve kimseyi almamalı ve onun hoşlanmadığı bir durumda kocasına itaat etmelidir. Peygamberimiz (sav) bu konuda, “Kadın, kocasının izni olmadan evden dışarı çıkarsa ve kocası bundan razı olmazsa, kocasının rızasını kazanana kadar Allah ve melekler o kadına lanet eder.” (İbn Mâce, Nikâh, 5) buyurarak, kocanın evdeki otoritesini vurgulamıştır.</p>

<p>Evlilik, karşılıklı hak ve sorumlulukların yerine getirilmesiyle sağlam bir zeminde yükselir. Kadının kocasına karşı olan bu sorumlulukları, erkeğin evde huzur ve güven içerisinde olmasını sağlar. Unutmamalıyız ki, evlilik iki tarafın da birbirine olan saygısı ve sevgisiyle yürüyen bir kurumdur. Ancak bu dengeyi korumak için kadının, erkeğe olan haklarını gözetmesi, evlilikteki huzurun anahtarıdır.</p>

<p>Kadın, kocasına olan bu sorumlulukları yerine getirdiğinde, Allah’ın rızasını kazanır. Çünkü kocanın rızası, Allah’ın rızasına giden yoldur. Kadınlar olarak, kocalarımıza olan bu görevlerimizi yerine getirirken, aslında ailemizin temellerini sağlamlaştırıyor, evimizdeki huzuru temin ediyoruz. Evlilikte karşılıklı hak ve sorumlulukların bilincinde olalım, çünkü bu bilinç, bize hem bu dünyada hem de ahirette huzur ve mutluluk getirecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Aug 2024 11:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/08/evlilikte-hak-ve-sorumluluk-kadinin-erkege-olan-gorevleri-1723365251.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Esma-i İlahiye&#039;nin Derin Manaları: İkinci Lema Üzerine Düşünceler</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/esma-i-ilahiyenin-derin-manalari-ikinci-lema-uzerine-dusunceler-100452</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/esma-i-ilahiyenin-derin-manalari-ikinci-lema-uzerine-dusunceler-100452</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dün arkadaşlarla internet üzerinden hamdolsun Risale-i Nur dersi yaptık. İkinci Lema'nın hatimesini de bitirmiş olduk. Böylelikle ikinci Lema tamamlandı. Fakat dikkatimi çeken bir şey var: Üstad Bediüzzaman Hazretleri nerede hangi konuyu anlatırsa anlatsın,<strong> illa Esma-i İlahiye'ye konuyu çeviriyor.</strong> Yani asıl vermek istediği ders, Esma-i İlahiye. Zaten buna İlm-Hakikat denilir.</p>

<p>Hatime'de şöyle bir metodoloji gözetmiş: Cenab-ı Hak hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için insanda hadsiz bir aciz, nihayetsiz bir fakr dercetmiş. Hem hadsiz nukuş-i Esma'sını göstermek için insanı öyle bir surette halketmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir. Peki, bu elemi ve lezzeti niçin almak istiyor? Yani insana lezzet alabilecek veya elem alabilecek duyguları niçin veriyor? Bunun sebebi ise, o makine-i insaniyede yüzer alet var, her birinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükafatı ayrı. Adeta insan-ı ekber olan alemde tecelli eden bütün Esma-i İlahiye, bir alem-i asgar olan insanda dahi o Esma'nın umumiyetle cilveleri var.</p>

<p>Bundan sıhhat ve afiyet ve lezaiz gibi nafi emirler nasıl şükür dedirtir? O makine-i insaniyeyi vazifelerine sevk eder, insan bir şükür fabrikası gibi olur. <strong>Öyle de: Musibetlerle, hastalıklarla, âlâm ile, sair müheyyic ve muharrik ârızalar ile o makinenin diğer çarklarını harekete getirir, tehyic eder. Mahiyet-i insaniyede münderic olan acz ve za'f ve fakr madenini işlettirir. Bir lisan ile değil, belki her bir âzânın lisanıyla bir iltica, bir istimdad vaziyeti verir. Güya insan o ârızalar ile, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur.</strong></p>

<p>Buraya baktığımızda, demek ki Cenab-ı Hak insanı ne için yaratmış? Şükretmesi ve bununla birlikte aczi ile, fakrı ile, zaafı ile Cenab-ı Hakk'ın Esma'sına aynadarlık yapması için yaratmıştır. Bunu şu şekilde özetleyebiliriz: İnsan, bütün kainatın bir numunesi ve bununla birlikte hadsiz lezzetleri ve elemleri alacak bir makine mahiyetinde yaratılmış. Demek ki, insanın lezzet almasındaki gaye şükürdür. Yani Cenab-ı Hakk'ın Esma-i İlahiyesine aynadarlıktır. Veya insanın elem almasındaki gaye, insanın aczini, fakrını, kusurunu anlayıp, Cenab-ı Hakk'ın ziddiyet itibariyle Esma'sına aynadarlık yapmaktır.</p>

<p>Sonuç olarak, insan aldığı lezzet ile Cenab-ı Hakk'a şükrettiği gibi, o cihette Cenab-ı Hakk'ın Esma-i İlahiyesine aynadarlık yapar. Aldığı elem ile de aczini, fakrını, kusurunu anlar ve yine Cenab-ı Hakk'ın o cihette kudretine, rahmetine ve diğer Esma-i İlahiyesine aynadarlık yaparak tam bir kulluk gerçekleştirir. Bu şekilde, insanın yaratılış amacı ve vazifesi, Esma-i İlahiyeye aynadarlık yapmak ve bu suretle Cenab-ı Hakk'a tam anlamıyla kulluk etmektir.</p>

<p><strong>Selam ve dua ile,</strong></p>

<p><strong>Fiemanillah.</strong></p>

<p><strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Aug 2024 14:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/08/esma-i-ilahiyenin-derin-manalari-ikinci-lema-uzerine-dusunceler-1722510996.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanın Eşsiz Değeri: Kur’an’ın İman Nuru ve 23. Sözün Sırları</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/insanin-essiz-degeri-kuranin-iman-nuru-ve-23-sozun-sirlari-100391</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/insanin-essiz-degeri-kuranin-iman-nuru-ve-23-sozun-sirlari-100391</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Saadettin abinin dersine gittim. 23. Sözü okuyordu ve şu ayet-i kerimeyi tefsir ediyordu:</p>

<p>“لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ &nbsp;ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ &nbsp;إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ”</p>

<p>“Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına çevirdik. Ancak iman eden ve salih ameller işleyenler müstesna.” (Tin Suresi, 4-6)</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KUR’AN’IN NURU VE İNSANIN DEĞERİ</span></strong></p>

<p>Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken, insana ve aleme Kur’an’ın talim ettiği iman nuruyla ve Peygamber Aleyhisselatü Vesselam’ın irşadıyla baktığımızda, insan ve kainatın nasıl göründüğünü açıklıyordu. Eğer Peygamber Aleyhisselatü Vesselam’ın verdiği ilim ve Kur’an’ın talim ettiği imandan bağlantı kesildiğinde, kainat ve insanın nasıl bir karanlığa büründüğünü izah ediyordu. Saadettin Ağabey açıklamalarında çok fazla detaya girmedi, sadece birkaç noktayı açtı. Ancak sözün etkisi söyleyene göre de değişiyor ya, “hakikaten ruhumda inkılap yaptı.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">23. SÖZDEKİ DERİN MİSAL</span></strong></p>

<p>Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin 23. Sözde, 1. Mebhasda verdiği misal çok manidardı. Bir şeyin sanat itibariyle farklı değeri olduğu gibi, maddesi itibariyle de farklı değeri oluyor. Mesela antika bir eseri, siz antikacılar çarşısı’na götürdüğünüzde, bu antika eser paha biçilmez bir fiyatla satın alınıyor. Ama aynı antika eseri siz sıradan bir pazara götürdüğünüzde onun gerçek değeri verilmiyor. “Aynen öyle de insan, kainat veya her şey Cenab-ı Hakk’ın antika bir eseridir.” Özellikle, “insana antika değerini veren Kur’an’dır.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İNSANIN KUR’AN’LA DEĞERLENMESİ</span></strong></p>

<p>Kur’an, insanı şu şekilde tarif ediyor: “İnsan bir aynadır, o aynada Cenab-ı Hakk’ın binbir esması görünüyor.” “İnsan bir dellaldır, Cenab-ı Hakk’ın binbir ismini ilan ediyor.” “İnsan bir muhatap-ı âlidir, Allah’a İnsana muhatap olmuştur.” “İnsan, bütün mevcudat aleminin yaptığı ibadeti kendi ibadeti içine katıp Cenab-ı Hakk’a ilan ediyor.” Ayrıca insan, “on sekiz bin aleme açılan bir anahtarlık külçesidir.” İnsan öyle antika bir sanattır ki, “bütün kainatın adeta küçük bir prototipi, bir misal-i musaggarıdır.”</p>

<p>Bu anlayışla baktığımızda, “Kur’an’ın talim ettiği iman nuru, insanı ve kainatı değerli kılan en önemli unsurdur.” İman ve amel-i salih, insanı esfel-i safilinden koruyarak onu yücelten yegane unsurlardır. Bu ders, Saadettin Ağabey’in sade ama derin açıklamalarıyla ruhumda derin etkiler bıraktı.</p>

<p><strong>Murat Çetin</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jul 2024 13:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/07/insanin-essiz-degeri-kuranin-iman-nuru-ve-23-sozun-sirlari-1722335367.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günaha Karşı Kibirli Olmak</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/gunaha-karsi-kibirli-olmak-99477</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/gunaha-karsi-kibirli-olmak-99477</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Okurlar,</p>

<p>Altıncı sözü okuduğumda, Kur’an-ı Kerim’deki Allah’ın müminlerden nefislerini ve mallarını cennet karşılığında satın aldığını belirten ayeti derinlemesine düşündüm. Üstad Bediüzzaman, bu ayeti öyle muazzam işlemiş ki, Allah’a nefsimi ve malımı sattığımda, bunlar Allah’ın indinde ve nezdinde çok kıymetli hale geliyor. Bu anlayış, bizlere önemli bir ders veriyor: Günaha karşı kibirli olmalıyız.</p>

<p>Nefsimizi ve malımızı Allah’a adadığımızda, günahların esiri olmaktan kurtuluruz. Kibir, genellikle olumsuz bir özellik olarak görülse de, günah karşısında kullanıldığında, bizi koruyan bir kalkan gibi olur. Her anımızı bu bilinçle yaşamalı, nefsimizi günahların pençesinden kurtarmalıyız. Günah, bizi aşağı çeken bir prangadır. Oysa nefsimizi ve malımızı Allah’a adamak, bu prangaları kırmak demektir. Bu bilinçle, günaha karşı kibirli durarak, Allah’ın rızasını kazanmalı ve cenneti hedeflemeliyiz.</p>

<p>Günahlar, bizi dünya hayatının sahte cazibesiyle kandırırken, Allah’a adanmış bir nefis ve mal, gerçek huzura giden yolda ışığımız olacaktır. Kendimizi günahlardan korumak, Allah’a olan bağlılığımızı artırır ve bizi daha değerli kılar. Bu sebeple, nefsimizi ve malımızı Allah’a satmak, hem dünya hem de ahiret hayatımız için en doğru yoldur.</p>

<p>Allah’ın bu ayeti, hayatımızı daha anlamlı ve değerli kılmanın anahtarını sunar. Günahlarımızı ve zaaflarımızı Allah’a teslim etmek, bizi yüceltir ve huzura kavuşturur. Bu nedenle, günaha karşı kibirli olmayı öğrenmeli ve bu bilinci her anımızda yaşatmalıyız.</p>

<p><strong>Selam ve dua ile</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Jun 2024 10:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/06/gunaha-karsi-kibirli-olmak-1719472052.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sabır: Allah’ın Bize Verdiği Kuvvet</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sabir-allahin-bize-verdigi-kuvvet-99440</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sabir-allahin-bize-verdigi-kuvvet-99440</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sabır, Allah’ın bize bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. Ancak bu kuvvetin düşmanı evhamdır. Peki, neden bu kadar güçlü bir nimeti doğru kullanamıyoruz? Çünkü evham, insanın gafleti ve fâni hayatı bâki zannetmesi, sabır kuvvetinin etkisini zayıflatıyor.</p>

<p>Günümüz insanı, karşılaştığı her musibette sabrı hatırlamak yerine evhamın pençesine düşüyor. Oysa sabır, her türlü musibete karşı yeterli gelir. Allah’ın bize verdiği bu kuvvet, doğru kullanıldığında her zorluğun üstesinden gelmemizi sağlar. Ancak evham, sabır kuvvetini gölgeler ve bizi zayıf düşürür.</p>

<p>Evhamın hakimiyeti, insanın gerçekleri görmesini engeller. İnsan, evham yüzünden sabrın gücünü tam olarak kullanamaz ve bu durum, karşılaştığı zorluklarla başa çıkmasını zorlaştırır. Oysa sabır, doğru kullanıldığında her türlü sıkıntıya karşı kâfi gelir ve insanı güçlendirir.</p>

<p>Ne yapmalıyız? Öncelikle evhamdan uzak durmalıyız. Sabır kuvvetini doğru kullanarak her türlü musibetle başa çıkmalıyız. Evham, insanın zihninde kurduğu bir tuzaktır. Bu tuzağa düşmeden, sabrın gücünü fark etmeli ve hayatımıza tatbik etmeliyiz. Sabır, her durumda bize güç verecek en önemli erdemdir.</p>

<p>Unutmayalım ki, sabırla korunan insan, Allah’ın lütfuyla her türlü zorluğun üstesinden gelir. Evham ise bu yolda en büyük engelimizdir. Sabırla ve tevekkülle, Allah’ın bize verdiği kuvveti doğru kullanarak, evhamdan uzak durarak, her musibete karşı dimdik durabiliriz. Allah’ın izniyle, sabırla aşamayacağımız hiçbir engel yoktur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Jun 2024 10:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/06/sabir-allahin-bize-verdigi-kuvvet-1719386550.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Semavî Kitaplar Hz. Muhammed’in (ASM) Peygamberliğini Nasıl Tasdik Ediyor?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/semavi-kitaplar-hz-muhammedin-asm-peygamberligini-nasil-tasdik-ediyor-99198</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/semavi-kitaplar-hz-muhammedin-asm-peygamberligini-nasil-tasdik-ediyor-99198</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tevrât, İncîl, Zebûr gibi semâvî kitapların yüzlerce işareti, Resûl-i Ekrem (asm)’dan haber vermiştir. Bu kitaplarda, O’nun risâletinin hakkaniyetinden ve son peygamber oluşundan bahsedilmektedir.</p>

<p>Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (asm) ve ashâbının vasıflarının Tevrât ve İncil’de zikredildiğini açıkça belirtir:</p>

<p>“مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظ۪يمًا”</p>

<p>“(…) Muhammed (asm), Allah’ın Resûlü’dür. Onunla beraber bulunanlar, kâfirlere karşı pek şiddetli; kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Onları, rükû’ ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve rızâ istediklerini görürsün. (…) İşte onların Tevrât’taki vasıfları budur. İncîl’deki vasıfları ise, bir ekin gibidir ki; o ekin, evvelâ başını, filizini, topraktan çıkarır; daha sonra yavaş yavaş büyür ve güçlenir. Ardından kalınlaşarak gövdesi üzerinde dimdik durur. Onu gören ziraatçıları hayret içinde bırakır ve bu, onların hoşuna gider. Kâfirlerin gayzlarını, öfkelerini onlara yutkundurmak içindir. Allah, onlardan îmân edip amel-i sâlih işleyenlere, mağfiret ve azîm mükâfat va’detmiştir.” (Fetih, 29)</p>

<p>Hz. İsa (as) da İncîl’de, kendisinden sonra Ahmed isminde bir peygamberin geleceğini müjdelemektedir. Sûre-i Sâff’ta yer alan ayet-i kerîmede, “وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُ”</p>

<p>“Bir vakit Meryem’in oğlu İsa dedi ki: ‘Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ki; ben, benden önce gelen Tevrât’ı tasdîk edici ve benden sonra gelecek ‘Ahmed’ isminde bir peygamber ile müjdeleyici olarak sizlere Allah’ın Resûlüyüm.” (Sâff, 6)</p>

<p>Bediüzzaman’ın belirttiği gibi, semavî kitaplar, O’nun risâletine delil ve şahittir. Bu işaretler, Hz. Muhammed (asm)’ın son peygamber olduğunu teyit eder.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Jun 2024 17:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/06/semavi-kitaplar-hz-muhammedin-asm-peygamberligini-nasil-tasdik-ediyor-1718376759.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vehmin Tahakkümü ve Sabırsızlık</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/vehmin-tahakkumu-ve-sabirsizlik-98968</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/vehmin-tahakkumu-ve-sabirsizlik-98968</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamımızda sıkça karşılaştığımız ve çoğu zaman farkında bile olmadığımız bir durum var: Vehmin tahakkümü. Bediüzzaman Said Nursi’nin bu kavramı nasıl açıkladığını ve insanın sabırsızlık göstermesinin ardındaki nedenleri ele alarak, vehmin tahakkümünün hayatımız üzerindeki etkilerini irdeleyelim.</p>

<p>Vehim, akıldan daha zayıf ve belirsiz bir algı veya düşünce olarak tanımlanır. Genellikle gerçek dışı veya aşırı kaygılar içerir. Tahakküm ise baskı, zorbalık veya hakimiyet anlamına gelir. Bediüzzaman’ın “vehmin tahakkümü” ifadesi, insanın hayali veya asılsız korkularının ve kaygılarının onun düşüncelerine ve davranışlarına hakim olması demektir. Peki, bu nasıl gerçekleşir?</p>

<p>Günlük hayatta karşılaştığımız olaylar ve durumlar karşısında, çoğu zaman gerçekçi olmayan korkulara kapılabiliriz. Örneğin, iş yerinde yaşadığımız bir sorun, gelecekte kariyerimizin tamamen mahvolacağına dair bir vehim yaratabilir. Aynı şekilde, sağlığımızla ilgili küçük bir belirti, ciddi bir hastalığa yakalanmış olabileceğimiz korkusunu doğurabilir. Bu tür vehimler, zihnimizi ve ruh halimizi esir alarak, bizi gerçeklerden uzaklaştırır.</p>

<p>Bediüzzaman, insanın bu vehimler ve gafletle fâni hayatı sonsuz zannetmesinin sabır gücünü zayıflattığını belirtir. İnsan, geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimlerin ve gelecekte olabilecek kötü senaryoların ağırlığı altında ezilirken, şimdiki zamandaki sorunlarla başa çıkma gücünü yitirir. Sabır kuvvetini geçmişe ve geleceğe dağıtarak, mevcut sıkıntılara karşı yeterli sabrı gösteremez ve şikayete başlar.</p>

<p>Bu durumu aşmanın yolu, zihnimizde vehmin tahakkümünü fark edip, onun esiri olmamayı öğrenmektir. Gerçekçi bir bakış açısı kazanmak, şu anı yaşamak ve anın getirdiği zorluklarla başa çıkmak için sabrımızı korumak esastır. Geçmişin ağırlığından ve geleceğin belirsizliğinden sıyrılarak, şimdiki anın değerini bilmek ve bu anın getirdiği fırsatları değerlendirmek gerekmektedir.</p>

<p>Bediüzzaman’ın sözleriyle, vehmin tahakkümünden kurtulmak ve sabırsızlığın üstesinden gelmek, insanın ruhsal huzuru ve dengesi için büyük önem taşır. Sabır, sadece bir erdem değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal sağlığımızı korumanın da anahtarıdır.</p>

<p><strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Jun 2024 08:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/06/vehmin-tahakkumu-ve-sabirsizlik-1717653083.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Risale-i Nur: Mecrasından Çıkaranlara Dikkat!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/risale-i-nur-mecrasindan-cikaranlara-dikkat-98882</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/risale-i-nur-mecrasindan-cikaranlara-dikkat-98882</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Risale-i Nur, İ’caz-ı Kur’an’dır. Bu eser, Kur’an’ın mucizelik cihetini beyan eden bir şaheserdir. Kur’an ezelden gelmiş ve ebede gidecektir. Arş’tan ferşe kadar bütün mekânları, ezelden ebede kadar bütün zamanları ihata eden bu yüce kitabın mucizelik cihetini anlatan Risale-i Nur, sadece bir tefsir değil, aynı zamanda bir hakikat deryasıdır.</p>

<p>Ancak, maalesef, bazıları Risale-i Nur’u vaaz suretinde ders yapıyor, bazıları ise hiç izah etmeyerek düz bir şekilde okuyor. Bu durum, fark edilmeden İ’caz’ın önüne set çekilmesine vesile oluyor. Halbuki, Risale-i Nur ne vaaz suretinde okunur, ne de düz bir şekilde. Gerektiğinde açıklama yapılır, terim ve terminolojiler izah edilir, ayetin manası verilir. Üstadın muradı neymiş sorusunun cevabı, akıl süzgecinden geçtikten sonra kalbe iner.</p>

<p>Maalesef, Risale-i Nur, sahabe mesleği olduğu ve Kur’an’ın hakiki bir tefsiri olduğu halde, bazıları lafız köleliği yaparak, bilerek veya bilmeyerek Risale-i Nur’un mecrasını değiştirmeye çalışıyorlar. Bu nedenle, Risale-i Nur’a samimi bir şekilde yapışan, okuyan, sahiplenen, bununla emri bilmaruf ve nehyi anil-münker yapmak isteyenlere naçizane tavsiyem, bu tür tartışmalara girmeden Risale-i Nur’un hakikatini insanlara ders vermeleridir. Bu, lazımdır ve elzemdir.</p>

<p>Risale-i Nur’un sahih anlayışının korunması, Kur’an’ın mucizevi yönlerini tam anlamıyla kavrayabilmek için hayati öneme sahiptir. Üstadın gayesi ve muradı, sadece lafızlarda değil, derin manalarda aranmalı ve bu yüce eser, hak ettiği şekilde okunmalı ve anlaşılmalıdır. Bu, sadece bir nasihat değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.</p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Jun 2024 10:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/06/risale-i-nur-mecrasindan-cikaranlara-dikkat-1717399834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hz. Muhammed: Tüm Peygamberlerin Lideri ve Hz. İsa’nın Ahir Zamanda Kur’an’a Olan Sadakati</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/hz-muhammed-tum-peygamberlerin-lideri-ve-hz-isanin-ahir-zamanda-kurana-olan-sadakati-98507</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/hz-muhammed-tum-peygamberlerin-lideri-ve-hz-isanin-ahir-zamanda-kurana-olan-sadakati-98507</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder, tâbi’ olur.” </strong>Bu hadis, ahir zamanda Hz. İsa’nın gelip Hz. Mehdi’ye tabi olacağını ve onun liderliğinde namaz kılacağını bildirir. Bu, Hz. İsa’nın sadece İslam ümmetinin değil, aynı zamanda Hz. Muhammed (s.a.v.)’in risaletinin de sadık bir takipçisi olduğunu gösterir.</p>

<p>Hz. Muhammed (s.a.v.), bütün peygamberlerin lideri olarak kabul edilir. Onun getirdiği mesaj, Kur’an, önceki tüm semavi kitapların tamamlayıcısı ve üstünü olarak iman edilir. Bu nedenle, Hz. İsa (a.s.) dahi gelip Kur’an’ın hükümlerine tabi olacak ve onun öğretilerini uygulayacak şekilde ahir zamanda dünyaya dönecektir.</p>

<p>Kur’an, Hz. İsa’nın dönüşünde özel bir yer tutar. Hz. İsa, ahir zamanda Kur’an’ın öğretilerine göre hareket edecek, Kur’an ve sünnet ışığında insanlığa örnek olacak bir yaşam sürecektir. Bu, Hz. İsa’nın sadece geçmişteki peygamberliğinin değil, aynı zamanda gelecekteki misyonunun da Kur’an’a olan bağlılığıyla şekillendirileceğini gösterir.</p>

<p>Hz. İsa’nın bu sadakati, onun peygamberler zincirindeki yerini pekiştirir ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ümmetinin, yani son dinin mensuplarının önünde saygıyla eğilmesine neden olur. Hz. İsa’nın ahir zamanda Kur’an’a olan bağlılığı, aynı zamanda onun, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in liderliğini ve Kur’an’ın evrensel mesajını kabul ettiğinin en açık göstergesidir.</p>

<p>Bu olaylar zinciri, Kur’an’ın bütün peygamberlerin getirdiği mesajların zirvesi olduğunu ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in tüm peygamberlerin lideri olarak konumunu pekiştiren bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Hz. İsa’nın Kur’an’a olan bağlılığı, İslamiyet’in sadece zamanla mukayyed bir din olmadığını, aynı zamanda tüm zamanların ve mekanların üzerinde bir hakikat olduğunu bir kez daha vurgular.</p>

<p><strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 May 2024 09:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/05/hz-muhammed-tum-peygamberlerin-lideri-ve-hz-isanin-ahir-zamanda-kurana-olan-sadakati-1716272670.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Elif’le Nimet, Sanat, İman, İbadet</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/elifle-nimet-sanat-iman-ibadet-98479</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/elifle-nimet-sanat-iman-ibadet-98479</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Elif Azra, yeğenimin kızı, gözlerinde saf bir merakla bana bakarken, Allah’ın evreni nasıl yönettiğini sorguladım ona. Güneşin neden bize hizmet ettiğini, toprağın nasıl besleyici olduğunu, bulutların neden yağmur getirdiğini sordum. Her bir soru, Allah'ın yaratışındaki amaç ve sanatı gösterdi. Elif Azra,<strong> "Allah öyle istiyor"</strong> dedi. Evet, Allah tüm evreni bizim için birer hizmetçiye dönüştürmüş. Peki biz ne yapıyoruz? Allah’ın bu sonsuz lütfu karşısında nasıl bu kadar kayıtsız kalabiliriz?</p>

<p><strong>"Allah'ın sanatını görmekle başlar iman" </strong>derler. Ama biz, bu sanat eserlerini nasıl görmezden gelebiliriz? Allah bizi seviyor, bizden sevgiyle yanıt vermemizi, <strong>"Muhammedun Resulullah"</strong> diyerek bu sevgiyi karşılıklı kılmamızı bekliyor. Ancak ne yazık ki, çoğumuz için bu, yalnızca kelimelerden ibaret. Kendimizi evrenin merkezinde sanarak, Allah'ın bize sunduğu muazzam nimetleri görmezden geliyoruz.</p>

<p>Elif Azra'nın masumiyeti, biz büyüklerin nasıl körelmiş olduğumuzu gösteriyor. Güneşin sıcaklığını, toprağın bereketini, bulutların yağmurlarını düşündük mü hiç? Evrende bir toz zerresi kadar küçük olduğumuzu unutarak, kainatın büyüklüğü karşısında kendi nankörlüğümüzle yüzleşmeliyiz. Belki o zaman, Allah'ın sanatını gerçekten görebilir ve O'na layık bir kul olabiliriz. Yoksa, kendi kuyruğumuzun etrafında dönmeye devam ederken, Allah'ın bize sunduğu bu muazzam nimetleri görmeyi nasıl bekleriz?</p>

<p><strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 May 2024 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/05/elifle-nimet-sanat-iman-ibadet-1716187794.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yarabbi, Zina Eden Kadının İmanını, Sarhoş Adamın Sadakatini Bana da Ver</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yarabbi-zina-eden-kadinin-imanini-sarhos-adamin-sadakatini-bana-da-ver-98184</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yarabbi-zina-eden-kadinin-imanini-sarhos-adamin-sadakatini-bana-da-ver-98184</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ya Rabbi, nasıl bir imandır bu? Zina eden bir kadın, günahının ağırlığı altında ezilmez, aksine dosdoğru Peygamber Efendimize gelir ve diyor ki, "Ya Resulullah, cezamı ver." Bu, imanın ateşten gömleğini giymektir. İmanı, onu Allah için ölmeye sevk ediyor. Ve o kadın, ölümüne yürürken bile imanı parlıyor; taşlar bedenini yaralarken, ruhu arınmakta. İman böyle bir şey; günahkar bedende bile, Allah’a teslimiyeti simgeler.</p>

<p>Diğer yanda bir sarhoş var; evet sarhoş! Ama o sarhoşken bile, Üstad Bediüzzaman aleyhine yazılan iftiraları imzalamaktan imtina ediyor. "Allah'tan korkun, ben böyle bir şeye imza atmam," diyor ve o iftira pusulasını yırtıyor. Sarhoş adamın sadakati, belki de pek çok ayık insandan daha sağlam. İşte bu, imanın ve sadakatın gücü!</p>

<p>Bu hikayeler, bizlere amelin yanı sıra imanın ve sadakatin ne kadar mühim olduğunu gösteriyor. Eğer bir kişinin amelleri var ama imanı sarsılmışsa, ya da sadakati yaralıysa, bu ne büyük tehlike! İman, bir kalkan gibi, en zor zamanlarda bile sahibini koruyan; sadakat ise, yoldan çıkmışsa bile doğruya sevk eden bir pusula.</p>

<p>Bu iki hikaye, her birimizin içinde bir ağıt yakmalı. Kendi imanımızı, kendi sadakatimizi sorgulamalıyız. "Ben Müslümanım" demekle olmuyor; bu yüce unvanı hakkıyla taşımak için, imanı her daim canlı tutmak, sadakati her koşulda korumak gerek.</p>

<p>Ya Rabbi, bu kıssalardan çıkardığımız derslerle bizi donat. Zina eden kadının imanı gibi, günahlarımıza rağmen Sana sığınmayı; sarhoş adamın sadakati gibi, yanlışların ortasında bile doğruyu savunmayı nasip et. Bu öyküler, gözyaşlarıyla okunmalı, her bir kelimesi kalplerde derin izler bırakmalı. Okuyan herkes, bu derin iman ve sadakat karşısında kendini sorgulamalı. Ya Rabbi, bizlere de bu yolda yürümeyi, bu imanı ve sadakati yaşamayı nasip et. Amin.</p>

<p>Murat Çetin</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 May 2024 08:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/05/yarabbi-zina-eden-kadinin-imanini-sarhos-adamin-sadakatini-bana-da-ver-1715144918.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mezar Kazarak Tarih Yazanların Destanı!</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/mezar-kazarak-tarih-yazanlarin-destani-98138</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/mezar-kazarak-tarih-yazanlarin-destani-98138</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hoş geldiniz, bugün size modern arkeoloji dersi vereceğim! Dersimizin konusu: Mezar kazarak tarih yazmak. Dersin kahramanı ise Üstad Bediüzzaman Said Nursi! Üstad, ömrünü Kur'an ve imana hizmete adamışken, bazı 'medeni' beyinler onun ölüsünü bile sindirememiş.<strong> "Ne yapalım?"</strong> demişler,<strong> "Üstad'ın mezarını kazalım!"</strong> demişler.</p>

<p>1960 Türkiye’si... Üstad Bediüzzaman Said Nursi, vefat ediyor, Urfa’da sessizce bir kabre konuyor. Ama ne gezer, Üstad'ın kabri ziyaretçilerle dolup taşıyor. Her ziyaretçi bir tehdit, her dua bir isyan olarak görülüyor çünkü! O zamanlar bazılarının kafası bu kadar çalışıyor işte:<strong> "Dua ediliyor, tehdit var! Ne yapmalı? Tabii ki, kazı yapmalı!"</strong></p>

<p>Ve bir gece, 'akıllı'lar toplanmış, Üstad'ın mezarını kazmaya karar vermişler.<strong> "Said Nursi ölüsüyle bile bize meydan okuyor, bunu nasıl tolere ederiz? Hadi, bu dertten kurtulalım!" </strong>demişler. Gizlice, sessizce, adeta bir hırsız titizliğiyle Üstad'ın naaşı Urfa’dan çıkarılıp, meçhule, yani bilinmeze taşınmış. Bu nasıl bir strateji, bu nasıl bir zeka ürünü, takdir edersiniz ki!</p>

<p>İronik ama gerçek, Üstad'ın mezarını kazanlar, belki de kendi akıbetlerini kazdılar. Çünkü tarih, kazılan mezarlar kadar, kazılan vicdanlarla da yazılır. Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin ruhu, ne mezar taşlarına ne de meçhullere sığar. O, Kur'an'a ve imana olan hizmetiyle, dua eden dillerde, yaşayan fikirlerde ölümsüzleşti.</p>

<p>Ve şimdi, sevgili 'tarihçiler', sizlere bir sorum var: Bu mu sizin medeniyet anlayışınız? Bu mu sizin adaletiniz? Yoksa bu mu sizin 'ileri demokrasi'niz?&nbsp;</p>

<p>Dersimiz burada bitmiştir, selam ve dua ile, derslerimizi unutmayalım, gerçek tarihi doğru okuyalım.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/77327e2e-2390-4f1c-8aaf-fa3c453c4d3f.jpg" style="height:800px; width:600px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 May 2024 09:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/05/mezar-kazarak-tarih-yazanlarin-destani-1714975779.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! En Küçük İhtiyaca Cevap Veren Allah, Peygamberimizin (asm) En Büyük Duasını Nasıl Kabul Etmeyecek?</title>
                <category>AKADEMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/dikkat-en-kucuk-ihtiyaca-cevap-veren-allah-peygamberimizin-asm-en-buyuk-duasini-nasil-kabul-etmeyecek-97869</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/dikkat-en-kucuk-ihtiyaca-cevap-veren-allah-peygamberimizin-asm-en-buyuk-duasini-nasil-kabul-etmeyecek-97869</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halkalı’da, İlker kardeşimizin evinde toplandığımız bu buluşmada, Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin “Sözler” kitabının 10. Sözü’nün 5. hakikatine derinlemesine daldık. Üstad, Allah’ın mahlukatın en küçük ihtiyaçlarına nasıl cevap verdiğini anlatarak başladı ve bu muazzam gerçeklikten Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (asm)’in en büyük ihtiyacı ve duasına doğru bir köprü kurdu.</p>

<p>Allah, her bir yaratılmışın en minimal ihtiyacını bile göz ardı etmeyen, onların fısıltılarını dahi işiten sonsuz bir merhamet sahibidir. Peki, bu sonsuz kudret ve şefkat sahibi Allah, kainatın efendisi, en büyük kulu ve en sevgili mahbubu olan Peygamberimiz (asm)’in duasını nasıl işitmez ve kabul etmez? Elbette ki, işitir ve kabul eder.</p>

<p>Peygamberimiz (asm), 1445 yıldır müminler tarafından kabul gören, yeryüzünün yarısını kucaklayan ümmetin önderidir. Dünya üzerindeki iki milyar mümin, her gün beş vakit namazlarında Peygamberimiz (asm) için dua eder, salat ve selam gönderir. Bu, onun ne kadar büyük bir sevgi ve saygı gördüğünün kanıtıdır. Ayrıca, Peygamberimiz (asm) tüm Müslümanların &nbsp;kalplerinin mahbubu, ruhlarının mürebbisi olarak kabul edilir.</p>

<p>Peygamberimiz (asm)ın mucizeleri, her nevi varlık üzerinde kendini göstermiştir: Güneşten aya, dağlardan bulutlara, hayvanlardan insanlara kadar geniş bir yelpazede. Bu mucizeler, onun Allah’ın en büyük abdi ve sevgili mahbubu olduğunu ispatlar niteliktedir.</p>

<p>Dolayısıyla, en küçük bir tohumun duasına icabet eden Yüce Allah, kıyamet günü, haşrde ölülerin diriltilmesi, ölümün sona erdirilmesi ve en önemlisi, Peygamberimiz (asm) ile cennetin şereflenmesi gibi, onun ebedi duasına nasıl icabet etmeyecek? Bu, imkansızdır. Allah’ın vaadi gerçektir ve Peygamberimiz (asm)’in duası, kesinlikle kabul görecektir.</p>

<p>Bu buluşma, bize Peygamberimiz (asm)’in duasının ve ümmetinin ona olan bağlılığının, kıyametin kopması, haşrin gerçekleşmesi ve cennetin şereflenmesiyle nasıl taçlanacağını bir kez daha hatırlattı. İman dolu bu dersten ayrılırken, her birimiz, Allah’ın sonsuz rahmetine ve Peygamberimiz (asm)’in şefaatine olan inancımızı tazeledik.</p>

<p><strong>Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Apr 2024 00:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/04/dikkat-en-kucuk-ihtiyaca-cevap-veren-allah-peygamberimizin-asm-en-buyuk-duasini-nasil-kabul-etmeyecek-1714078772.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
