<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Malatya Haber, Malatya Haberi, Malatya Son Dakika Haberleri</title>
        <link>https://www.malatyatime.com/</link>
        <description>Malatya haberleri, son dakika Malatya haberleri, Malatya bölgesel ve yerel haberler, Malatya Time&#039;da</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Samsung yedi yıldır katlanabilir cihazlarda kuralları yeniden belirliyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/samsung-yedi-yildir-katlanabilir-cihazlarda-kurallari-yeniden-belirliyor-117124</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/samsung-yedi-yildir-katlanabilir-cihazlarda-kurallari-yeniden-belirliyor-117124</guid>
                <description><![CDATA[Samsung 2019 yılında bilinmeyen bir alana büyük bir adım atarak ilk Galaxy Fold’u dünyaya tanıttı. Bu cesur hamle, çok rağbet gören rekabetçi bir kategorinin oluşmasını sağladı, fütüristik bir kavramı somut gerçeğe dönüştürdü ve akıllı telefonların neler yapabileceğine dair kuralları yeniden belirledi. Sonraki yıllarda Samsung, orijinal tasarımı inovasyonlar ve geliştirme çalışmalarıyla iyileştirmeye devam etti. 2020 yılında ise şirket, kapaklı nostaljik telefonlara bir övgü niteliği taşıyan ve şu günlerde ise kendini ifade etmenin bir sembolü haline gelen, cebe sığan Galaxy Z Flip ile ürün yelpazesini genişletti. Başlangıçta niş bir segment olarak değerlendirilen bu kategori, bar tipi telefonlarda mümkün olmayan yeni kullanım senaryolarına ve farklı demografik gruplara hitap ederek kısa sürede ana akım kategoriye dönüştü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Galaxy Unpacked etkinliğine bir haftadan az bir süre kala, Samsung, genişleyen Galaxy ürün yelpazesinin ipuçlarını verdi. Yeni ürün serisinde, form faktöründe yeniliklerin, geliştirilmiş katlanılabilir ekran teknolojisinin ve daha ince tasarımların yer alması bekleniyor. Samsung’un yıllar boyunca tanık olduğumuz mühendislik inovasyonlarının devamı niteliğindeki gelişmeler şu özellikleri içeriyor:</p>

<p>&nbsp;</p>

<ul>
	<li><strong>Öncü dayanıklılık:</strong>&nbsp;Ultra-Thin Glass (UTG) gibi kilometre taşı niteliğindeki mühendislik yenilikleri, ilk dönem polimer ekranların yerini alarak üstün bir dokunma hissi sunuyor ve kullanım ömrünü önemli ölçüde artırıyor.</li>
	<li><strong>Günlük kullanımda dayanıklılık:</strong>&nbsp;Katlanabilir cihazlara IPX8 suya dayanıklılık özelliği sunuluyor. Böylece, esnek mekanik yapının günlük kullanımda dayanıklılıktan ödün vermek anlamına gelmediği kanıtlanmış oluyor.</li>
	<li><strong>Form ve işlevin buluşması:</strong>&nbsp;Yapılan iyileştirmeler, cihazları her zamankinden daha ince*, daha zarif* ve daha ergonomik* hale getiren mekanik bir yenilik olan sıfır boşluklu Flex Hinge ile doruğa ulaşıyor.</li>
</ul>

<p>&nbsp;</p>

<p>Samsung’un yedi yıldır sürdürdüğü inovasyonlar ve geliştirme çalışmaları, şirketin katlanabilir cihazlardaki başarısının ardındaki gizli gücü temsil ediyor. Bu kategoride yer alan diğer markalar, katlanabilir bir cihazın nasıl olması gerektiğini düşünürken ya da ilk ürün denemelerini yaparken, Samsung yedi nesildir bu deneyimi güzelleştiriyor ve kullanıcıları katlanabilir cihazların yeni çağına hazırlıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 20:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/samsung-yedi-yildir-katlanabilir-cihazlarda-kurallari-yeniden-belirliyor-1784224253.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zayıflama iğneleri mucize değil, doğru tedavinin bir parçası</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/zayiflama-igneleri-mucize-degil-dogru-tedavinin-bir-parcasi-117120</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/zayiflama-igneleri-mucize-degil-dogru-tedavinin-bir-parcasi-117120</guid>
                <description><![CDATA[Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, son yıllarda obezite tedavisinde yaygınlaşan ve kamuoyunda ”zayıflama iğnesi” olarak bilinen GLP-1 ve GIP temelli ilaçlarla ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu. Kalkan, bu ilaçların estetik amaçlı değil, kronik bir hastalık olan obezitenin tedavisi için geliştirildiğini vurgulayarak, yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmeyen ilaç kullanımının kalıcı başarı sağlamadığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, son yıllarda obezite tedavisinde yaygınlaşan ve kamuoyunda ”zayıflama iğnesi” olarak bilinen GLP-1 ve GIP temelli ilaçlarla ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu. Kalkan, bu ilaçların estetik amaçlı değil, kronik bir hastalık olan obezitenin tedavisi için geliştirildiğini vurgulayarak, yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmeyen ilaç kullanımının kalıcı başarı sağlamadığını belirtti.</strong></p>

<p>Son yıllarda obezite tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşanırken, kamuoyunda ”zayıflama iğnesi” olarak bilinen ilaçlar da en çok konuşulan sağlık başlıklarından biri haline geldi. Ancak bu yoğun ilgi, beraberinde bilgi kirliliğini ve gerçekçi olmayan beklentileri de getiriyor.</p>

<p>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, zayıflama iğneleriyle ilgili merak edilenleri güncel bilimsel veriler ışığında değerlendirdi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Zayıflama iğneleri tokluk hormonlarını taklit ederek etki gösteriyor</strong></span></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, kamuoyunda zayıflama iğnesi olarak bilinen ilaçların büyük bölümünün inkretin bazlı ilaçlar olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>”Semaglutid ve tirzepatid etken maddeli ilaçlar, bağırsaklardan yemek sonrasında salgılanan GLP-1 ve GIP isimli doğal tokluk hormonlarını taklit eder. Günümüzde bağırsak, yalnızca bir sindirim organı değil, vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli bir endokrin organ olarak değerlendirilmektedir. Bu ilaçlar pankreastan kan şekerine bağlı olarak insülin salınımını artırırken mide boşalmasını geciktirir ve beyindeki iştah merkezlerini etkileyerek tokluk hissini uzatır. Böylece günlük enerji alımı azalır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Herkes kullanamaz, estetik amaçlı geliştirilmedi</strong></span></p>

<p>Kalkan, bu ilaçların birkaç kilo vermek isteyen herkes için uygun olmadığının altını çizdi.</p>

<p>”Söz konusu ilaçlar estetik amaçla birkaç kilogram vermek için değil, tip 2 diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların tıbbi tedavisi için geliştirilmiştir.”</p>

<p>Uluslararası kılavuzlara göre ilaçların; yaşam tarzı değişikliğinden yeterli fayda göremeyen, beden kütle indeksi (BKİ) 30 kg/m² ve üzerinde olan veya BKİ’si 27 kg/m²’nin üzerinde olup hipertansiyon, dislipidemi, uyku apnesi ya da kardiyovasküler hastalık gibi obeziteye eşlik eden en az bir hastalığı bulunan erişkinlerde kullanılmasının önerildiğini belirten Kalkan, tedavinin mutlaka hekim kontrolünde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>En sık görülen yan etkiler sindirim sistemiyle ilişkili</strong></span></p>

<p>Zayıflama iğnelerinin her ilaçta olduğu gibi yan etkileri bulunduğunu söyleyen Kalkan, özellikle tedavinin ilk haftalarında bulantı, kusma, ishal ve kabızlık gibi sindirim sistemi şikâyetlerinin görülebildiğini belirtti. Kalkan, ”Yan etkiler çoğunlukla ilk 4-8 haftada ve doz artırımı dönemlerinde ortaya çıkar. Vücut ilaca uyum sağladıkça genellikle azalır” dedi.</p>

<p>Belirli tiroid kanseri öyküsü, ciddi pankreatit, tip 1 diyabet, gebelik ve emzirme gibi bazı durumlarda ilaçların kullanılmaması ya da çok yakın takip gerektirdiğini vurgulayan Kalkan, uygunluğun mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Doğru beslenme yan etkilerin hafiflemesine yardımcı oluyor</strong></span></p>

<p>Beslenme düzeninin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Kalkan, küçük porsiyonlarla beslenmenin, yavaş yemek yemenin, özellikle doz artırım zamanlardında yağlı ve kızartılmış besinlerden kaçınmanın bulantıyı azaltabileceğini ifade etti.</p>

<p>Kabızlık yaşayan bireylerde sıvı tüketiminin artırılması ve lif alımının kademeli yükseltilmesinin; ishal durumunda ise yağlı ve çok baharatlı besinlerin sınırlandırılmasının faydalı olabileceğini belirten Kalkan, gün içine yayılan yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çekti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tartıdaki rakam değil, kaybedilen ağırlığın içeriği önemli</strong></span></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, ilaçlarla verilen kilonun yalnızca yağ dokusundan oluşmadığını belirterek önemli bir noktaya dikkat çekti.</p>

<p>”Başarılı bir kilo kaybında önemli olan sadece tartıdaki düşüş değildir. Asıl önemli olan kaybedilen ağırlığın ne kadarının yağdan, ne kadarının kas dokusundan geldiğidir.”</p>

<p>İştah azalmasıyla birlikte protein alımının da düştüğünü belirten Kalkan, bunun kas kaybını artırabileceğini söyledi.</p>

<p>”Semaglutid ile yapılan STEP 1 çalışmasının vücut kompozisyonu analizinde kaybedilen ağırlığın yaklaşık yüzde 35-40’ının yağsız dokudan, yani kas dahil dokulardan geldiği gösterildi. Kas dokusunun kaybı bazal metabolizma hızını düşürebilir ve ilerleyen dönemde ağırlık geri kazanımını kolaylaştırabilir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İlaç bırakıldığında kilo geri alımı görülebiliyor</strong></span></p>

<p>Kalkan, bilimsel çalışmaların ilaç bırakıldıktan sonra kilo geri alımının sık görüldüğünü ortaya koyduğunu belirtti.</p>

<p>”STEP 4 ve SURMOUNT-4 çalışmalarında ilaca devam eden bireylerin ağırlık kaybının devam ettiği, tedaviyi bırakan gruplarda ise belirgin kilo geri alımı yaşandığı görüldü. Bu geri alım, irade eksikliğinin değil, biyolojik bir sürecin beklenen sonucudur; kişiler ilacı bıraktığında hem daha fazla açlık hisseder hem de daha az enerji harcar. Bu tablo, obezitenin kronik ve tekrarlayan bir hastalık olduğunu bir kez daha ortaya koyar.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kas kaybı uzun vadede önemli risk oluşturuyor</strong></span></p>

<p>Tekrarlayan kilo verme ve geri alma döngülerinin zamanla vücut kompozisyonunu olumsuz etkileyebileceğini belirten Kalkan, özellikle ileri yaşlarda sarkopenik obezite riskine dikkat çekti.</p>

<p>Asıl kritik noktanın uzun vadede ortaya çıktığına dikkat çeken Kalkan, “İlaç bırakıldığında geri alınan ağırlık daha çok yağ dokusundan oluşur; kaybedilen kas ise aynı kolaylıkla geri kazanılmaz. Bu nedenle tekrarlayan verme-geri alma döngüleri zamanla vücuttaki yağ oranının artmasına ve kas oranının gerilemesine yol açabilir” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, şunları söyledi: </strong></p>

<p>“Özellikle ileri yaşta ve sık tekrarlayan döngülerde bu durum; kas kütlesi ve gücünün azaldığı, buna karşın yağ oranının yüksek olduğu ‘Sarkopenik obezite’ tablosuna zemin hazırlayabilir. Obezitesi olan kadınlarda yapılan bir çalışmada, ağırlık kaybı sırasında kaybedilen her 1 kg yağa karşılık 0,26 kg yağsız doku kaybedilirken, sonraki dönemde geri alınan her 1 kg yağa karşılık yalnızca 0,12 kg yağsız doku geri kazanılmıştır.</p>

<p>Kısacası kas dokusu kaybedilirken kolay, yeniden kazanılırken zordur; bu da kas kütlesini en baştan korumayı çok daha önemli kılar. Bu nedenle süreç, en başından itibaren diyetisyen tarafından bireye özgü bir tıbbi beslenme tedavisiyle planlanmalı; hekim ve diyetisyenin birlikte yürüttüğü bir ekip yaklaşımıyla düzenli olarak takip edilmelidir. Ayrıca tedaviye bir fizyoterapist eşliğinde direnç antrenmanının eklenmesi, kas kütlesinin korunmasına önemli katkı sağlar.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Protein ve direnç egzersizi tedavinin vazgeçilmezleri arasında</strong></span></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, GLP-1 tedavisi alan bireylerde yeterli protein alımı ve düzenli direnç egzersizinin kas kaybını önlemek açısından kritik olduğunu belirtti.</p>

<p>”İştah azalması nedeniyle yalnızca enerji değil; karbonhidrat, protein, vitamin ve mineral alımları da düşebiliyor. Bu nedenle beslenme planı mutlaka kişiye özel hazırlanmalı, gerektiğinde B12 vitamini, demir, çinko, D vitamini, kalsiyum ve magnezyum gibi mikro besin ögeleri açısından düzenli takip yapılmalıdır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>”İlaçlar yaşam tarzı değişikliğinin yerine geçmez”</strong></span></p>

<p>Tedavi sürecinde yapılan en büyük hatalardan birinin aşırı düşük enerji alımı olduğunu belirten Kalkan, öğün atlamanın kas kaybını artırabileceğini ifade etti.</p>

<p>”İştah kontrolünün kişiler tarafından sağlanabilir hale gelmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kalıcı hale getirmek için önemli bir fırsattır. İlaç bırakıldığında görülen ağırlık geri alımını sınırlamanın en etkili yolu da bu dönemde kazanılan yaşam tarzı değişiklikleridir. Nitekim STEP 3 çalışmasında semaglutid, diyetisyen eşliğinde yürütülen yoğun bir yaşam tarzı desteğiyle birlikte yaklaşık yüzde 16 ağırlık kaybı sağlarken, yalnızca yaşam tarzı desteği alan grupta bu oran yüzde 5,7’de kalmıştır. Bu nedenle ilaçların kullanıldığı dönemde yetersiz beslenmek yerine sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Türkiye’de obezite oranı artıyor</strong></span></p>

<p>Kalkan, TÜİK’in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması verilerine göre 15 yaş ve üzerindeki bireylerde obezite sıklığının yüzde 21,8’e yükseldiğini, kadınlarda bu oranın yüzde 24,8, erkeklerde ise yüzde 18,7 olarak bildirildiğini hatırlattı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Zayıflama iğneleri bir kısayol değil</strong></span></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı:&nbsp;”Bu ilaçları ne tamamen reddetmek ne de mucize çözüm olarak görmek doğru yaklaşımdır. Modern tıp, obezite tedavisinde oldukça etkili ilaç seçenekleri sunuyor. Ancak bu tedaviler beslenme düzeni, fiziksel aktivite ve davranış değişikliğiyle birlikte uygulandığında anlamlı ve sürdürülebilir sonuç verir. Zayıflama iğneleri tek başına bir çözüm değil, doğru planlanmış multidisipliner tedavinin önemli bir parçasıdır.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 17:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-mucize-degil-dogru-tedavinin-bir-parcasi-1784213252.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmplant Tedavisinden Sonra Dikkat Edilmesi Gerekenler</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/implant-tedavisinden-sonra-dikkat-edilmesi-gerekenler-117115</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/implant-tedavisinden-sonra-dikkat-edilmesi-gerekenler-117115</guid>
                <description><![CDATA[Diş kaybı yaşayan bireylere estetik ve fonksiyonel açıdan avantajlı bir çözüm sunan diş implantları son yıllarda oldukça yaygın kullanılan tedavi yöntemlerinden biri. Çene kemiğine yerleştirilen ve eksik dişin kökü yerine geçen titanyumdan üretilen bu yapı, üzerine konumlandırılan restorasyonla birlikte hem estetik bir görünüm sağlıyor hem de çiğneme fonksiyonu geri kazandırıyor. Eksik dişin yerine konması için komşu dişlerin küçültülerek kaplanmasına gerek olmadığı gibi, tam dişsiz ağızlarda da sabit protezli tedavi seçenekleri sunulabiliyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Dental implant tedavisi ilk olarak diş hekiminin ağız ve çene yapısını detaylıca incelediği muayene ve planlama süreci ile başlar. Bu süreçte röntgen ve gerekirse tomografi ile çene kemiğinin tedaviye uygun olup olmadığı değerlendirilerek buna göre kişiye özel tedavi programı hazırlanır. Bir sonraki aşamada implantlar yerleştirilir. Bu işlem ise çoğunlukla lokal anestezi ile yapılır.&nbsp;</p>

<p>İyileşme süreci (kaynama dönemi) diye adlandırılan aşamada ise implant yerleştirildikten sonra, bu yapının çene kemiği ile kaynaşması beklenir. İmplantın kemikle bütünleştiği bu süreç genellikle 2-3 ay sürer. Ancak kemik ilavesi ya da düzenlemesi gibi ilave yöntemler gerektiğinde bu süreler biraz daha uzayabilir. İyileşme süreci tamamlandıktan sonra hastaya uygun ölçülerde üretilen diş protezinin implant üzerine sabitlenmesiyle üst yapının yerleştirilmesiyle tedavi tamamlanır.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Biyolojimize Uyumlu Olsalar da Bakım Önemli&nbsp;</strong></span></p>

<p>İmplantlar biyouyumlu materyaller olsalar da, vücuda dışarıdan yerleştirildikleri için; ağız bakımı (diş fırçalama, diş ipi ve ara yüz fırçası kullanımı vb.) ve düzenli hekim kontrolleriyle, bu implantların uzun süre ve sağlıkla kullanılmaları sağlanır.&nbsp;<strong>Dt. Deniz Gürsoy</strong>, iyi bir ağız bakımı yapılmadığında, implantların çevresindeki diş etinin iltihaplanması sonucu doğal dişe benzer şekilde diş eti hastalıklarının oluşabileceğine ve implant kayıplarına kadar giden sorunların ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İmplant Sonrasındaki Şikayetler Nasıl Giderilir?&nbsp;</strong></span></p>

<p>İmplant tedavisinin ardından cerrahi işlemin yapıldığı alanda şişlik olması normaldir. Bu şişliği azaltmak için diş hekimlerince, dışarıdan 3-5 dakikalık buz kompresi uygulanması önerilir. İmplant tedavisi boyunca çok sıcak ve çok soğuk gıdalardan ve sert besinlerden kaçınmak önemli. Ayrıca implantın çene kemiğine uygulandığı sürecin hemen sonrasında sigara ve alkol tüketiminin iyileşme sürecini olumsuz etkilediği de unutulmamalıdır.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/implant-tedavisinden-sonra-dikkat-edilmesi-gerekenler-1784205282.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Otizmde İlk Belirtiler Hangi Yaşta Ortaya Çıkıyor? Uzmanı Açıkladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/otizmde-ilk-belirtiler-hangi-yasta-ortaya-cikiyor-uzmani-acikladi-117114</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/otizmde-ilk-belirtiler-hangi-yasta-ortaya-cikiyor-uzmani-acikladi-117114</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun nedenleri, erken belirtileri, tanı süreci, doğru tedavi yaklaşımı ve erken eğitimin bireyin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun nedenleri, erken belirtileri, tanı süreci, doğru tedavi yaklaşımı ve erken eğitimin bireyin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Otizmin en önemli nedeni genetik yatkınlık!</strong></span></p>

<p>Otizm Spektrum Bozukluğu’nun bireyin sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinde farklılıklarla birlikte, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize edilen nörogelişimsel bir durum olduğunu hatırlatan&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Spektrum olarak tanımlanmasının nedeni ise belirtilerin ve etkilenme düzeyinin her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilmesidir.” dedi.</p>

<p>Günümüzde yapılan bilimsel çalışmaların, otizmin ortaya çıkmasında en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu gösterdiğini ifade eden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Genetik faktörlerin yanı sıra bazı çevresel etkenlerin de riski artırabileceği düşünülüyor. Bunlar arasında özellikle ileri baba yaşı ve buna bağlı olarak ileri anne yaşı öne çıkıyor. Geçmişte öne sürülen ‘buzdolabı anne’ olarak bilinen, ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğu görüşü ise bilimsel olarak geçerliliğini yitirdi. Benzer şekilde aşıların ya da ilaçların otizme neden olduğuna dair iddiaları destekleyen güvenilir bilimsel kanıt bulunmuyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Otizmin ilk belirtileri yaşamın ilk yıllarında sosyal etkileşimde ortaya çıkıyor!</strong></span></p>

<p>Otizmin ilk belirtilerinin çoğunlukla yaşamın ilk yıllarında sosyal etkileşim alanında ortaya çıktığına işaret eden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</p>

<p>“Yaklaşık 1-1,5 yaş döneminde çocuk, bakım veren kişiyle beklenen düzeyde iletişim kurmayabilir. Erken dönemde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında; ismi söylendiğinde dönüp bakmaması, göz teması kurmaması, gülümsemeye karşılık vermemesi, bakım veren kişiyle etkileşim kurmakta isteksiz olması, yaklaşık 8-10 aylık dönemde beklenen ‘ce-ee’ gibi karşılıklı oyunlara ilgi göstermemesi bulunabilir.</p>

<p>Dil gelişimindeki gecikmeler de önemli uyarı işaretlerindendir. Bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması, iki yaşına gelindiğinde ise iki kelimelik anlamlı cümlelerin kurulamaması uzman değerlendirmesi gerektiren gelişimsel belirtiler arasında yer alır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Konuşma geç başlasa da doğru eğitim ve dil terapisiyle önemli gelişmeler sağlanabilir!</strong></span></p>

<p>Konuşma becerisinin otizmli bireylerde farklı düzeylerde gelişebileceğini dile getiren&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Dil gelişiminin erken başlaması, iletişim becerilerinin ilerlemesini kolaylaştırır. İleri yaşlarda hâlâ konuşma gelişmemiş çocuklarda süreç daha zor olsa da, uygun eğitim programları ile dil ve konuşma terapisi sayesinde önemli gelişmeler sağlanabilir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, her çocuğun gelişim hızı ve potansiyeli farklı olduğundan, ailelerin erken dönemde uzman değerlendirmesine başvurarak bireysel eğitim planı oluşturmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Otizm, tek başına zihinsel yetersizlik anlamına gelmez!</strong></span></p>

<p>Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını vurgulayan&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Otizm temel olarak sosyal iletişim alanını etkileyen nörogelişimsel bir durumdur ve tek başına zihinsel yetersizlik anlamına gelmez.” dedi.</p>

<p>Otizmli bireylerin zekâ düzeylerinin çok farklı olabileceğini aktaran&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bazı bireyler üstün bilişsel becerilere sahipken, bazılarında zihinsel gelişim geriliği de tabloya eşlik edebilir. Bu nedenle her otizmli bireyin bilişsel özellikleri ayrı ayrı değerlendirilmeli.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Otizm, Down sendromunda olduğu gibi belirli bir genin varlığıyla teşhis edilen bir hastalık değil!</strong></span></p>

<p>Otizmin genetik temeli güçlü olduğunun altını çizen&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şöyle devam etti:</p>

<p>“İkiz çalışmaları ve aynı ailede birden fazla otizmli bireyin görülebilmesi bu ilişkiyi destekliyor. Günümüzde bazı genetik tarama testleri uygulanabiliyor. Ancak önemli bir noktanın altını çizmek gerekir; genetik testler tek başına otizm tanısı koydurmaz. Otizm, Down sendromunda olduğu gibi belirli bir genin varlığıyla teşhis edilen bir hastalık değildir. Tanı hâlen çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarının yaptığı ayrıntılı klinik değerlendirme sonucunda konulur.”&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Otizm için bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış temel yaklaşım eğitim!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Otizmli çocukların ileride bağımsız yaşayıp yaşayamayacaklarına değinen&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bu konunun tek bir cevabı yok. Bağımsız yaşam becerileri; otizmin şiddetine, bireyin bilişsel özelliklerine ve aldığı eğitimin niteliğine göre değişiklik gösterir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Erken tanı alan, düzenli ve nitelikli eğitim gören, hafif düzeyde otizm spektrum bozukluğu bulunan bireylerin ilerleyen yaşlarda bağımsız yaşamalarını, eğitim hayatına devam etmelerini ve çalışma yaşamına katılmalarını sağlayacak becerileri kazanmaları mümkündür. Eğitimin temel amacı da bireyin günlük yaşam, sosyal iletişim ve bağımsızlık becerilerini en üst düzeye çıkarmaktır. Otizm için bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış temel yaklaşım eğitimdir. Bu nedenle çocuğun yalnızca bir özel eğitim kurumuna devam etmesi değil, aldığı eğitimin niteliği büyük önem taşır. Çocuğun bireysel ihtiyaçlarına uygun planlanmış, bilimsel temelli ve düzenli uygulanan eğitim programları, sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine ve yaşam kalitesinin artmasına önemli katkı sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Doğru bilgiye ulaşılması, ailelerin yaşadığı belirsizlik ve kaygının azalmasına yardımcı olur!</strong></span></p>

<p>Otizm şüphesi oluştuğunda ailelerin ilk yapması gerekenin, alanında deneyimli bir uzmandan doğru değerlendirme ve tanı almak olduğunu kaydeden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Doğru bilgiye ulaşılması, ailelerin yaşadığı belirsizlik ve kaygının azalmasına yardımcı olur. Tanının ardından çocuğun ihtiyaçlarına uygun eğitim planının oluşturulması, gerekli terapilerin başlatılması ve aileye rehberlik edilmesi sürecin en önemli basamaklarını oluşturur. Otizm tanısı alan ergenlerde de durumun uygun şekilde açıklanması ve bireyin kendi farklılığını anlaması, psikolojik uyum açısından olumlu katkılar sağlayabilir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim-1784204382.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Planlı Beslenme Kanser Hastalarının Yaşam Kalitesini Artırıyor!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor-117110</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor-117110</guid>
                <description><![CDATA[Kanser tanısı almak, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zorlayıcı bir sürecin başlangıcıdır. Bu süreçte uygulanan cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler hastalığın kontrol altına alınmasını amaçlarken, beslenme de tedavinin en önemli destekleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Doğru planlanmış beslenme programı; hastanın vücut ağırlığını ve kas kütlesini korumasına, tedaviye uyumunun artmasına, yan etkilerin hafiflemesine ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nilay Güler, kanser hastalarında doğru beslenme yaklaşımının önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Onkoloji hastalarında herkes için geçerli tek bir beslenme modeli bulunmamaktadır. Her hastanın yaşı, kanserin türü ve evresi, uygulanan tedavi yöntemi, laboratuvar değerleri ve mevcut beslenme durumu ayrı ayrı değerlendirilerek kişiye özel bir beslenme programı hazırlanmalıdır.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Dengeli ve yeterli beslenme tedavinin temelini oluşturuyor</strong></span></p>

<p>Kanser ve tedavi süreci, vücudun enerji ve protein ihtiyacını artırabilir. Buna ek olarak iştahsızlık, bulantı, kusma, tat ve koku değişiklikleri, ağız yaraları, yutma güçlüğü ve bağırsak problemleri nedeniyle yeterli besin alımı zorlaşabilir. Bu durum zamanla istemsiz kilo kaybına, kas erimesine (sarkopeni), bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tedaviye toleransın azalmasına yol açabilir. Bu nedenle erken dönemde başlanan beslenme desteği, bu olumsuzlukların önlenmesinde kritik rol oynar. Kanser hastaları için özel bir “mucize diyet” bulunmamakla birlikte, tüm besin gruplarını içeren dengeli bir beslenme planı büyük önem taşır.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yeterli enerji alımı sağlanmalıdır</strong></span></p>

<p>Protein açısından zengin besinler (yumurta, süt ve süt ürünleri, et, tavuk, balık, kuru baklagiller) düzenli tüketilmelidir. Sebze ve meyve tüketimi ihmal edilmemelidir. Tam tahıllar ve lif açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Zeytinyağı, ceviz, badem, fındık, avokado ve yağlı balıklar gibi sağlıklı yağ kaynakları yeterli miktarda alınmalıdır. Günlük sıvı ihtiyacı karşılanmalıdır. Alkol ve sigaradan uzak durulmalıdır. Tedavi sürecinde görülen yan etkilere yönelik beslenme önerileri bu şekilde planlanmalı;&nbsp;</p>

<ul>
	<li><strong>İştahsızlık:&nbsp;</strong>Az ve sık öğünler tercih edilmelidir. Ana öğünler atlanmamalı, ara öğünlerle desteklenmelidir. Enerji ve protein içeriği yüksek gıdalar seçilmelidir. Sıvı tüketimi yemeklerle aynı anda değil, öğün aralarında yapılmalıdır. &nbsp;</li>
	<li><strong>Bulantı ve kusma:&nbsp;</strong>Yağlı ve ağır kokulu yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Galeta ve kraker gibi kuru gıdalar bulantıyı azaltabilir. Küçük porsiyonlarla ve yavaş yemek tüketilmelidir.&nbsp;</li>
	<li><strong>Ağız yaraları ve yutma güçlüğü:&nbsp;</strong>Ilık veya soğuk, yumuşak gıdalar tercih edilmelidir. Yoğurt, çorba, püre ve smoothie gibi besinler tüketilebilir. Baharatlı, asitli, çok sıcak ve sert yiyeceklerden kaçınılmalıdır.&nbsp;</li>
	<li><strong>İshal:&nbsp;</strong>Sıvı alımı artırılmalıdır. Muz, pirinç, patates ve yoğurt gibi kolay sindirilen besinler tercih edilmelidir. Yağlı ve aşırı lifli gıdalar geçici olarak sınırlandırılmalıdır.</li>
	<li><strong>Kabızlık:&nbsp;</strong>Günlük sıvı tüketimi artırılmalıdır. Sebze, meyve ve tam tahıllar düzenli olarak tüketilmelidir. Uygun hastalarda fiziksel aktivite bağırsak hareketlerini destekleyebilir. Takviye ürünler bilinçsiz kullanılmamalı.&nbsp;&nbsp;</li>
</ul>

<p>Kanser hastalarında vitamin, mineral ve bitkisel ürünlerin kontrolsüz kullanımı tedaviyle etkileşime girebilir. Bu nedenle herhangi bir takviye ürün mutlaka hekim ve diyetisyen önerisiyle kullanılmalıdır. “Doğal” olması her ürünün güvenli olduğu anlamına gelmez.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“Kanseri tedavi eden besin” iddialarına dikkat</strong></span></p>

<p>Bilimsel çalışmalar, tek bir besinin kanseri tedavi ettiğini göstermemektedir. Mucize diyetler, detoks uygulamaları veya bilimsel temeli olmayan beslenme yaklaşımları yerine; kişiye özel, dengeli ve kanıta dayalı beslenme programları en doğru yaklaşım olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Beslenme, tedavinin ayrılmaz bir parçası olarak planlanmalı&nbsp;</strong></span></p>

<p>Onkoloji hastalarında beslenme, tedavi sürecinin tamamlayıcı ve kritik bir bileşenidir. Amaç yalnızca kilo kontrolü değil; kas kütlesinin korunması, bağışıklığın desteklenmesi, yan etkilerin azaltılması ve yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Bu nedenle beslenme planı her hastaya özel olarak hazırlanmalı ve onkoloji ekibi ile birlikte çalışan diyetisyen tarafından düzenli olarak takip edilmelidir. Doğru zamanda verilen doğru beslenme desteği, tedavi sürecinin daha konforlu ve başarılı ilerlemesine önemli katkı sağlar.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/planli-beslenme-kanser-hastalarinin-yasam-kalitesini-artiriyor-1784199112.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaşlılar konuşmuyor, şiddet görünmüyor!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yaslilar-konusmuyor-siddet-gorunmuyor-117097</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yaslilar-konusmuyor-siddet-gorunmuyor-117097</guid>
                <description><![CDATA[Yaşlılara yönelik şiddetin yalnızca fiziksel saldırılardan ibaret olmadığını belirten Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Gümüş Demir, psikolojik baskıdan ekonomik sömürüye, cinsel istismardan ihmale kadar uzanan birçok davranışın yaşlı istismarı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yaşlıların büyük bölümünün maruz kaldığı şiddeti yakınlarını korumak, bakımını kaybetme korkusu ya da çaresizlik nedeniyle dile getiremediğini ifade eden Dr. Demir, ”Duyulmayan, görülmeyen, ihmal edilen her yaşlı, toplumun içinde giderek büyüyen sessiz bir çığlıktır.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Psikoloji Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Gümüş Demir, yaşlı istismarı konusunu ele aldı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaşlı istismarı yalnızca bedene yönelen saldırı değildir</strong></span></p>

<p>Toplumda yaşlı bireylere yönelik şiddet denildiğinde akla çoğunlukla fiziksel saldırıların geldiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Gümüş Demir, gerçekte istismarın çok daha geniş bir alanı kapsadığını söyledi.</p>

<p>”Yaşlı bireylere yönelik şiddet denince çoğumuzun aklına vurmak, itmek ya da darp etmek gibi fiziksel davranışlar gelir.” diyen Dr. Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>”Oysa yaşlı istismarı yalnızca bedene yönelen açık bir saldırı olmayabilir. Yaşlı bireyi korkutan, küçük düşüren, kararlarını yok sayan, parasını ya da malını izinsiz kullanan, bakımını ihmal eden, onu yalnızlığa terk eden her davranış yaşlı istismarıdır. Bir yaşlıya bağırmak, onu sürekli eleştirmek, hayatın dışına itmek ve insan onurunu yaralayan her davranış şiddettir. Bir yaşlıya bağırmak, onu sürekli eleştirmek, hayatın dışına itmek ve insan onurunu yaralayan her davranış şiddettir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Şiddetin en ağır taraflarından biri sessizliktir</strong></span></p>

<p>Türkiye’de yaşlılara yönelik şiddetin gerçek boyutunun tam olarak bilinmediğine dikkat çeken Dr. Demir, ”Türkiye’de yaşlılara yönelik şiddetin gerçek boyutunu söylemek kolay değildir. Çünkü bu şiddetin önemli bir kısmı evlerin içinde, kapalı kapıların ardında, aile mahremiyeti denilen kalın bir perdenin arkasında ya da kurumlarda yaşanır. Birçok yaşlı, maruz kaldığı istismarı dile getirmeye çekinir.” dedi.</p>

<p>Yaşlı bireylerin çoğu zaman istismarcının kendi yakını olması nedeniyle sessiz kaldığını vurgulayan Dr. Demir, ”Kimi zaman istismarı yapan kişi kendi çocuğudur, eşi, gelini, damadı ya da bakım verenidir. Yaşlı birey ’Evladım zarar görmesin’, ’Bana bakmayı bırakırlar’, ’Gidecek yerim yok’, ’Kimse bana inanmaz’ diye düşünerek susabilir. Bazen de yaşadığı şeyin şiddet olduğunu bile adlandıramaz. İşte bu yüzden yaşlı istismarının en ağır taraflarından biri sessizliktir. Maalesef bu sessizlik yalnızca bireyin değil, toplumun da çoğu zaman göz yumduğu suskunluğudur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Psikolojik ve ekonomik şiddet çoğu zaman fark edilmiyor</strong></span></p>

<p>Fiziksel şiddetin morluk, kırık ya da açıklanamayan yaralanmalar gibi belirtilerle daha kolay fark edildiğini söyleyen Dr. Demir, ”Morluklar, kırıklar, düşme öyküleri, açıklanamayan yaralanmalar dikkat çeker. Ancak psikolojik ve ekonomik şiddet daha sinsi ilerler. Sürekli azarlanmak, aşağılanmak, tehdit edilmek, konuşulmamak, sosyal çevreden koparmak psikolojik şiddettir. Yaşlının maaşına el koymak, bankacılık işlemlerini onun rızası dışında yapmak, malını devretmeye zorlamak ya da parasını kendi ihtiyaçları için kullanmak ise ekonomik istismardır. Ekonomik şiddet yalnızca maddi kayıp oluşturmaz; yaşlının bağımsızlığını, güven duygusunu ve geleceğe tutunma hissini de elinden alır.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaşlı bireylerde cinsel istismar görmezden gelinmemeli</strong></span></p>

<p>Toplumda en fazla göz ardı edilen konulardan birinin yaşlı bireylerde cinsel istismar olduğunu belirten Dr. Demir, ”Yaşlı bireylerde cinsel istismar çoğu zaman görmezden gelinen, konuşulmayan ve yokmuş gibi davranılan ağır bir şiddet biçimidir. Toplumda yaygın olan ’Yaşlı birey cinsel istismara uğramaz’ düşüncesi büyük bir yanılgıdır. Dünya genelinde oranlar düşük görünse de cinsel istismar en az bildirilen şiddet türlerinden biridir. Özellikle bakıma muhtaç, demanslı, iletişim kurmakta zorlanan ya da bakım verene bağımlı yaşlı bireylerde bu risk daha yüksektir. Örneğin demanslı bireyler yaşadıklarını anlatmakta zorlanabilir, kendilerine inanılmayacağından korkabilir ya da neyin yanlış olduğunu ayırt edemeyebilirler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9">&nbsp;<strong>İhmal yaşlılığın doğal sonucu sanılmamalı</strong></span></p>

<p>Yaşlı istismarını görünmez hale getiren en önemli nedenlerden birinin birçok belirtinin yaşlılığın doğal süreci olarak değerlendirilmesi olduğunu belirten Dr. Demir, şöyle devam etti:</p>

<p>”Yaşlı bireyin uzun süre kirli bir ortamda bırakılması, yeterince beslenmemesi, ilaçlarının verilmemesi ya da tedavi ettirilmemesi ihmal göstergesidir. Bunlar ’Yaşlılıkta olur’ diye geçiştirilemez. Kötü bakım ileri yaşta doğrudan yaşamı tehdit eden bir durum halini alabilir. Bir yaşlının yatağa, yalnızlığa, kirli çarşaflara, açlığa ya da sessizliğe terk edilmesi kabul edilemez. Düşmeler, morluklar, kilo kaybı, içine kapanma, unutkanlık, korku, huzursuzluk, bakımsızlık ya da tekrarlayan sağlık sorunları bazen yalnızca yaşlılığın doğal sonucu gibi değerlendirilir. Oysa bu belirtilerin arkasında ihmal, psikolojik baskı, ekonomik istismar ya da bakım eksikliği olabilir. Ne yazık ki bu yanılgıya zaman zaman sağlık profesyonelleri de düşebilir. Belirtiler doğru okunmadığında, soru sorulmadığında ve yaşlının sesi gerçekten duyulmadığında müdahale gecikir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Öz ihmale de dikkat çekti</strong></span></p>

<p>Yaşlı bireyin kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamamasının ya da bunu reddetmesinin de önemli bir risk oluşturduğunu ifade eden Dr. Demir, “Üzerinde durulması gereken bir diğer önemli konu ise öz ihmaldir. Yaşlı bireyin beslenme, temizlik, ilaç kullanımı, sağlık kontrolleri, güvenli yaşam alanı ya da temel bakım ihtiyaçlarını kendi başına sürdürememesi veya reddetmesi durumuna öz ihmal denir. Öz ihmal bireyin ‘kendi seçimi’ denilerek görmezden gelinmemeli yaşlının neden bakımını sürdüremediği anlaşılmalı ve destek mekanizmaları hızla devreye sokulmalıdır.” ifadesinde bulundu. &nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Hiçbir gerekçe şiddeti haklı çıkarmaz</strong></span></p>

<p>Bakım verenlerin yaşadığı tükenmişliğin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Demir, ”Aile içinde bakım yükünün tek kişiye kalması, ekonomik sorunlar, aile içi çatışmalar, bakım verenin ruhsal olarak tükenmesi ve sosyal desteğin yetersizliği ihmal ve istismara zemin hazırlayabilir. Ancak hiçbir gerekçe şiddeti haklı çıkarmaz. Bakım vermek yorucu olabilir fakat yorgunluk; bağırmanın, aşağılamanın, ihmal etmenin ya da cezalandırmanın bahanesi değildir. Bakım verenin de desteklenmesi gerekir. Çünkü tükenmiş bir bakım veren, farkında olmadan hem kendisine hem de baktığı kişiye zarar verebilir. Bu nedenle yaşlı bakımı yalnızca ailenin omuzlarına bırakılmamalıdır. Aile desteklenmeli, bakım paylaşılmalı, gerektiğinde profesyonel yardım alınmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaşlı dostu toplumlar oluşturmalıyız</strong></span></p>

<p>Yaşlı ihmal ve istismarının, toplumların gelişmişlik düzeyini gösteren önemli göstergelerden biri olduğunu belirten Dr. Demir, “İhmal ve istismar toplumun gelişmişliğini, sağlık sisteminin duyarlılığını ve sosyal politikaların gücünü gösteren önemli bir aynadır. Toplumun, ailelerin, bakım verenlerin ve yaşlı bireylerin ihmal ve istismar konusunda bilinçlendirilmesi gerekir. Çünkü çoğu zaman yaşlı birey maruz kaldığı davranışın istismar olduğunu fark edemediği gibi aileler de bazı tutumların şiddet sayıldığını fark etmeyebilir. Yaşlı bireylerin böyle bir durumda nereye başvuracağını ve nasıl destek alacağını bilmesi önemlidir. Yaşlıların güvenli ve saygın bir yaşam sürebilmesi için yaşlı dostu toplumlar yaratılmalıdır. &nbsp;Duyulmayan, görülmeyen, ihmal edilen her yaşlı, toplumun içinde giderek büyüyen sessiz bir çığlıktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 19:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/yaslilar-konusmuyor-siddet-gorunmuyor-1784133869.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>En Düşük Emekli Aylığı Komisyonda Kabul Edildi! &quot;Kaynak Var, Sorun Tercih&quot; Çıkışı Geldi</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/en-dusuk-emekli-ayligi-komisyonda-kabul-edildi-kaynak-var-sorun-tercih-cikisi-geldi-117085</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/en-dusuk-emekli-ayligi-komisyonda-kabul-edildi-kaynak-var-sorun-tercih-cikisi-geldi-117085</guid>
                <description><![CDATA[CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, en düşük emekli aylığının 23 bin 552 TL'ye yükseltilmesini öngören maddenin kabulünün ardından iktidarı sert sözlerle eleştirerek, "Emekliye sadaka değil, hakkı verilsin" çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda yürütülen bütçe ve yasa görüşmelerinde milyonlarca emekliyi doğrudan ilgilendiren önemli bir gelişme yaşandı. Komisyonda yapılan görüşmeler neticesinde, en düşük emekli aylığının 23 bin 552 TL'ye yükseltilmesini öngören kanun maddesi kabul edilerek onaylandı. Kararın ardından gözlerin çevrildiği muhalefet cephesinden ise ilk ve en sert değerlendirme CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'dan geldi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SORUN KAYNAK DEĞİL İKTİDARIN TERCİHLERİDİR</span></strong></p>

<p>Komisyondaki kabulün ardından iktidarın ekonomi politikalarını ve bütçe yönetimini hedef alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, bütçede kaynak sıkıntısı yaşandığı iddialarına karşı çıktı. Ağbaba, bütçe dağılımındaki adaletsizliğe dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:"Bir taraftan Türkiye'nin milli gelirinin arttığını, ekonominin büyüdüğünü anlatıyorlar; diğer taraftan emekliye gelince 'kaynak yok' diyorlar. Kaynak var. Sorun kaynak değil, tercihler. İktidar tercihini emekliden, işçiden ve dar gelirli vatandaşlardan yana kullanmıyor."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">EMEKLİLER BU ÜLKENİN YÜKÜ DEĞİLDİR</span></strong></p>

<p>Ağbaba, emeklilerin yıllarca döktüğü alın terinin karşılığını tam olarak alması gerektiğini belirterek, hükümet yetkililerine seslendi. Emeklilere hak ettikleri değerin verilmesi gerektiğini savunan Veli Ağbaba, sözlerini şu şekilde tamamladı:&nbsp;"Emekliye sadaka değil, hakkı verilsin. Emekliler bu ülkenin yükü değil, yıllarca bu ülkeyi omuzlarında taşıyan insanlardır."</p>

<p><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/en-dusuk-emekli-ayligi-komisyonda-kabul-edildi-kaynak-var-sorun-tercih-cikisi-geldi-1784106103.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Üreticinin Sabrı Kalmadı.. Maliyetler Karşısında Fiyatlar Çok Yetersiz!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ureticinin-sabri-kalmadi-maliyetler-karsisinda-fiyatlar-cok-yetersiz-117071</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ureticinin-sabri-kalmadi-maliyetler-karsisinda-fiyatlar-cok-yetersiz-117071</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Girişimci İş İnsanları Derneği (MAGİNDER) Başkanı Salih Karademir, Kemerköprü’de muhtarlarla birlikte kayısı hasadını yerinde inceleyerek artan maliyetler karşısında mevcut piyasa fiyatlarının yetersiz olduğunu belirtti ve acilen güçlü bir kooperatifleşme yapısının kurulması gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Girişimci İş İnsanları Derneği (MAGİNDER) Başkanı Salih Karademir, Kemerköprü Mahallesi'nde muhtarlarla birlikte kayısı bahçelerinde incelemelerde bulundu. Üreticiler ve kayısı işçileriyle bir araya gelen Karademir, hasat sezonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kayısının hak ettiği ekonomik değere ulaşması için önemli açıklamalarda bulundu. Kemerköprü Mahalle Muhtarı Mustafa Tomo, Bahçelievler Mahalle Muhtarı Doğan Durmaz, Meydanbaşı Mahalle Muhtarı Yusuf Çulha ve Alişar Mahalle Muhtarı Ramazan Dağdeviren ile birlikte bahçeleri gezen Karademir, üreticilerin talep ve beklentilerini yerinde dinledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">VERİMİN YÜKSELMESİ UMUT VERİYOR</span></strong></p>

<p>MAGİNDER Başkanı Salih Karademir, Malatya ekonomisinin temel taşı olan kayısının yalnızca bir tarım ürünü olmadığını belirterek şunları söyledi:&nbsp;"Bugün kıymetli muhtarlarımızla birlikte kayısı bahçelerimizi ziyaret ederek hasat çalışmalarını yerinde inceledik. Üreticilerimiz ve işçilerimiz büyük bir emek ortaya koyuyor. Geçtiğimiz yıl yaşanan zirai don nedeniyle Malatya çok zor bir dönem geçirdi. Bu yıl ise bahçelerimizde verimin yeniden yükseldiğini görmek bizleri umutlandırıyor. Temennimiz üreticimizin emeğinin karşılığını alacağı bereketli bir sezon yaşamasıdır."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607141646-whatsapp-image-2026-07-14-at-151658.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MEVCUT PİYASA RAKAMLARI YETERSİZ</span></strong></p>

<p>Kayısının fiyatından çok değerinin korunmasının önemli olduğuna dikkat çeken Karademir, mevcut piyasa rakamlarının üreticiyi tatmin etmediğini ifade ederek şöyle konuştu:&nbsp;"Bugün kuru kayısı yaklaşık 300-350 TL, gün kurusu 450 TL, yaş kayısı ise 120-130 TL seviyelerinde işlem görüyor. Ancak bu rakamlar üreticimizin artan maliyetleri karşısında yeterli değildir. Gübre, ilaç, mazot ve işçilik maliyetleri her geçen gün yükseliyor. Bu nedenle sarı kuru kayısının en az 500 TL, gün kurusunun ise en az 750 TL seviyelerinde alıcı bulması gerektiğine inanıyoruz. Üreticimizin ayakta kalabilmesi ancak emeğinin gerçek karşılığını almasıyla mümkündür."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAYISI BİZİM NAMUSUMUZDUR</span></strong></p>

<p>Karademir, Malatya kayısısının dünyadaki marka değerinin korunması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:&nbsp;"Malatya kayısısı dünyaca tescillenmiş bir markadır. Dünyanın neresine giderseniz gidin kayısı denildiğinde akla gelen ilk şehir Malatya'dır. Hiçbir ürün Malatya kayısısının yerini tutamaz. Kayısı bizim için sadece ekonomik bir değer değil, aynı zamanda şehrimizin kimliği ve onurudur. Kayısı bizim namusumuzdur, şerefimizdir. Bu değeri korumak hepimizin ortak sorumluluğudur."</p>

<p>İç ve dış pazarda tanıtım çalışmalarının artırılması gerektiğini dile getiren Karademir, kamu kurumları ve yerel yöneticilere de çağrıda bulundu:&nbsp;"Kayisımızın daha fazla sofraya ulaşması gerekiyor. Türk Hava Yolları başta olmak üzere kamu kurumlarımızın ve tüm paydaşların tanıtım konusunda daha fazla destek vermesini bekliyoruz. Ne kadar güçlü tanıtım yapılırsa Malatya kayısısı o kadar fazla değer kazanacaktır."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607141646-whatsapp-image-2026-07-14-at-151659.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YENİ BİR KAYISI BİRLİĞİ’NE İHTİYAÇ VAR</span></strong></p>

<p>Kooperatifleşmenin önemine de dikkat çeken Karademir, üreticiyi koruyacak güçlü bir yapıya ihtiyaç olduğunu söyledi:&nbsp;"Malatya'nın yeniden güçlü bir Kayısı Birliği'ne ihtiyacı vardır. Geçmişte üreticiye önemli katkılar sunan bu yapı yeniden hayata geçirilmelidir. Toprak Mahsulleri Ofisi'nin de piyasada daha etkin rol alması üreticimize güven verecektir. Fındıkta FİSKOBİRLİK nasıl önemli bir görev üstleniyorsa, Malatya'da da kayısı için güçlü bir kooperatif yapısı oluşturulmalıdır."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MUHTAR TOMO: İŞÇİLİK MALİYETLERİ ÇOK YÜKSEK</span></strong></p>

<p>Kemerköprü Mahalle Muhtarı Mustafa Tomo ise MAGİNDER'in her zaman üreticinin yanında olduğunu belirterek Başkan Salih Karademir'e teşekkür etti. Tomo, şu açıklamayı yaptı:&nbsp;"Sayın MAGİNDER Başkanımız Salih Karademir her konuda olduğu gibi kayısı üreticisinin de yanında olmaya devam ediyor. Üreticilerimizi ziyaret ederek sorunlarımızı yerinde dinlemesi bizler için çok kıymetlidir. Kendisine mahallemiz ve üreticilerimiz adına teşekkür ediyorum."</p>

<p>Kayısı fiyatlarının üreticiyi memnun edecek seviyeye ulaşması gerektiğini ifade eden Tomo, sözlerini şöyle tamamladı:&nbsp;"Bu yıl işçilik maliyetleri yaklaşık 1.400 TL seviyelerine çıktı. Artan maliyetler göz önüne alındığında sarı kuru kayısının 450-500 TL, gün kurusunun ise 700-750 TL bandında olması üreticimizin ayakta kalabilmesi açısından büyük önem taşıyor. Devletimizin ve ilgili kurumlarımızın üreticimize gerekli desteği vereceğine inanıyoruz."</p>

<p><strong>HABER MERKEZİ</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/ureticinin-sabri-kalmadi-maliyetler-karsisinda-fiyatlar-cok-yetersiz-1784044041.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İhracatçılar Yeni Sezonda Kaybedilen Pazarları Yeniden Kazanmayı Hedefliyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ihracatcilar-yeni-sezonda-kaybedilen-pazarlari-yeniden-kazanmayi-hedefliyor-117069</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ihracatcilar-yeni-sezonda-kaybedilen-pazarlari-yeniden-kazanmayi-hedefliyor-117069</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu, yeni dönemin ilk toplantısını Malatya Ticaret Borsası ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda yeni sezon hedefleri, lisanslı depoculuk, ihracat stratejileri ve kalıntı sorunlarına yönelik çözüm yolları kapsamlı şekilde ele alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu, yeni dönem ilk toplantısını "kayısının başkenti" Malatya’da gerçekleştirdi. Malatya Ticaret Borsası’nın ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya Ege, İstanbul ve Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birliklerinin başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve sektör temsilcileri katıldı.</p>

<p>​Toplantıda, 2026 sezonunda kayısı ihracatının artırılması, yeni pazarlara ulaşılması, lisanslı depoculuğun yaygınlaştırılması ve ihracatta karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri ele alındı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607141612-whatsapp-image-2026-07-14-at-160559-2.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​KAYISI ARTIK TÜRKİYE'NİN PRESTİJ ÜRÜNLERİNDEN BİRİ</strong></span></p>

<p>​Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, Malatya’nın dünya kuru kayısı üretimi ve ihracatındaki stratejik konumuna dikkat çekerek, sektörün en önemli temsilcilerini kentte ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını söyledi. Türkiye’nin kuru meyve ihracatında yıllık yaklaşık 2 milyar dolarlık hacme ulaştığını belirten Özcan, kuru kayısının bu ihracatın en önemli kalemlerinden biri olduğunu ifade etti.</p>

<p>​Geçen yıl yaşanan zirai don nedeniyle hem üreticilerin hem de ihracatçıların zor bir dönem geçirdiğini hatırlatan Özcan, bu yıl hasadın başlamasıyla birlikte yeni sezona umutla baktıklarını belirtti. Özcan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "Amacımız üreticimizin emeğinin karşılığını en iyi şekilde alması, ihracatçımızın dünya pazarlarındaki gücünü koruması ve tüketicinin kaliteli ürüne ulaşabilmesidir. Malatya kayısısı artık sadece Malatya’nın değil, Türkiye’nin prestij ürünlerinden biridir. Bu nedenle tüm paydaşlarla birlikte hareket ederek sektörü daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607141612-whatsapp-image-2026-07-14-at-160559-5.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​İLK TOPLANTIMIZI MALATYA'DA YAPIYORUZ</strong></span></p>

<p>​Türkiye Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Şemsettin Bayram Özgür ise yeni yönetim olarak ilk toplantılarını Malatya’da gerçekleştirdiklerini belirtek, kayısının sektör açısından vazgeçilmez bir ürün olduğunu söyledi. Geçen yıl yaşanan zirai donun ihracatı ciddi şekilde etkilediğini ifade eden Özgür, şu değerlendirmelerde bulundu: ​"Geçtiğimiz sezon ürün yetersizliği nedeniyle birçok pazarda sıkıntılar yaşadık. Bu yıl hedefimiz kaybettiğimiz pazarları yeniden kazanmak ve ihracatı en yüksek seviyeye taşımaktır. Üretici görevini yaptı, şimdi görev ihracatçılarda. Ülkemize en yüksek döviz girdisini sağlamak için çalışacağız."</p>

<p>​Malatya’daki yeniden yapılanma çalışmalarını da yakından gördüklerini belirten Özgür, deprem sonrası ortaya konulan birlik ve beraberlikten duydukları memnuniyeti dile getirerek emeği geçenlere teşekkür etti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​LİSANSLI DEPOCULUK VURGUSU</strong></span></p>

<p>​Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay da lisanslı depoculuğun sektörün geleceği açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti. İklim değişikliği nedeniyle bazı yıllarda üretimde ciddi düşüşler yaşanabileceğine dikkat çeken Gabay, şu açıklamayı yaptı: ​"Ürünün bol olduğu yıllarda lisanslı depolarda muhafaza edilmesi, hem mevcut pazarların korunması hem de yeni pazarlara ulaşılması açısından büyük önem taşıyor. Malatya’da yapılan yatırımları yerinde gördük ve oldukça değerli buluyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607141612-whatsapp-image-2026-07-14-at-160559-6.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​PESTİSİT VE AFLATOKSİN UYARISI</strong></span></p>

<p>​İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Semih Ergüder ise ihracatta kalite standartlarının önemine dikkat çekerek, özellikle pestisit ve aflatoksin kalıntılarının sektörün önündeki en büyük risklerden biri olduğunu söyledi. Ergüder, şu ifadeleri kullandı: ​"İhraç edilen ürünlerin geri dönmesi hem ekonomik hem de ticari açıdan ciddi kayıplara yol açıyor. Bu nedenle kamu kurumları, üreticiler ve ihracatçılar olarak birlikte hareket ederek bu sorunun üstesinden gelmeliyiz. Sorunların çözülmesi halinde Türkiye’nin kuru meyve ihracatını 2,5 milyar dolar seviyesine çıkarması mümkün."</p>

<p>​Toplantıda ayrıca yeni sezon ihracat stratejileri, uluslararası pazarlardaki gelişmeler ve sektörün ortak yol haritası konusunda kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/ihracatcilar-yeni-sezonda-kaybedilen-pazarlari-yeniden-kazanmayi-hedefliyor-1784037172.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ege İstanbul ve Güneydoğu İhracatçı Birlikleri Malatya&#039;da Buluştu! Gündem Kayısının Dünya Markası Olma Yolculuğu</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ege-istanbul-ve-guneydogu-ihracatci-birlikleri-malatyada-bulustu-gundem-kayisinin-dunya-markasi-olma-yolculugu-117064</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ege-istanbul-ve-guneydogu-ihracatci-birlikleri-malatyada-bulustu-gundem-kayisinin-dunya-markasi-olma-yolculugu-117064</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, kente gelen ihracatçı birlikleri heyetine kritik bir çağrıda bulunarak, ihraç edilen tüm kayısı paketlerinin üzerinde AB tescilli "Malatya Kayısısı" ibaresinin ve coğrafi işaret logosunun kullanılmasını talep etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege İhracatçı Birlikleri, Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri ve İstanbul İhracatçı Birlikleri'nin sektör kurulu başkanları ve yönetim kurulu üyelerinden oluşan üst düzey bir heyet, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nı (MTSO) ziyaret etti. MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu ve oda yönetim kurulu tarafından ağırlanan heyetle kapsamlı bir istişare toplantısı gerçekleştirildi. Toplantının ana gündem maddesi, başta AB coğrafi işaret tescilli Malatya kayısısı olmak üzere kentin ihracat potansiyeli ve geleceği oldu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"DEPREME RAĞMEN VAZGEÇMEDİK"</span></strong></p>

<p>Toplantının açılışında konuşan MTSO Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, 6 Şubat depremlerinin kentin ticari altyapısında ve ihracat rakamlarında yarattığı olumsuz etkilere değindi. Depremin getirdiği zorluklara rağmen sanayicinin üretimi durdurmadığını belirten Sadıkoğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Malatya’mız üretim kültürü güçlü, girişimci ruhu yüksek bir şehirdir. Ancak hepinizin yakından bildiği gibi 6 Şubat depremlerinde en ağır yıkımı yaşayan illerden biri olduk. Ticari altyapımız büyük zarar gördü, binlerce işyerimizi kaybettik. Buna rağmen iş dünyamız üretmekten, istihdam sağlamaktan ve ihracat yapmaktan vazgeçmedi. Böylesi zorlu bir süreçte ihracatımızı ayakta tutabilmek, üretimimizi sürdürebilmek ve yeni pazarlara ulaşabilmek bizim için her zamankinden daha büyük önem taşıyor."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607141321-whatsapp-image-2026-07-14-at-132103.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"İHRACATLARDA AB TESCİLLİ MALATYA KAYISISI LOGOSUNU KULLANMANIZI RİCA EDERİZ"</span></strong></p>

<p>Başkan Sadıkoğlu, 2025 yılında yaşanan zirai don felaketinin de kayısı rekoltesini ve ihracatını olumsuz etkilediğini vurgulayarak, ihraç edilen ürünlerde marka değerinin korunması amacıyla heyete tarihi bir çağrı yaptı. Sadıkoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:&nbsp;"Malatya denildiğinde akla ilk gelen ürün elbette kayısı. Dünya kuru kayısı üretiminde ve ihracatında lider konumdayız. Ancak geçtiğimiz yıl yaşadığımız zirai don felaketi nedeniyle kayısı ekonomimiz büyük yara aldı. Kayısıya bağlı yüzlerce sektörümüz bu olumsuzluktan etkilendi. Buna rağmen ihracatçımız pazarlarını kaybetmemek adına büyük fedakârlık gösterdi ve stoktaki ürünlerle ihracatını sürdürmeye çalıştı. Bu yıl stoklar sayesinde 47 bin ton ihracat gerçekleştirerek ülkemize 303 milyon dolar döviz geliri sağladık. Kayısının ülkemize yıllık 500 milyon doları bulan bir döviz girdisi sağladığının altını çizmek isterim. Bu yılki resmi kayısı rekoltemiz henüz açıklanmadı. Ancak, sahadan aldığımız bilgiye göre; Dünya pazarına yetecek seviyede ihracat yapacağımız yeterli ürün olacağını söyleyebilirim. AB coğrafi işaret tescilini aldığımı kayısımızın dünya pazarında marka haline gelmesi için önemli çalışmalar yaptık. Logo ve sertifikasyon çalışmalarını hayata geçirdik. Sizlerde de şu konuda bir talebimiz olacak. Birliğinize kayıtlı ihracatlarda kayısı paketleri üzerinde mutlaka Malatya Kayısısı ifadesinin ve logosunun yer almasını sağlarsanız memnun oluruz."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"GÜÇLÜ ÜRETİM GÜCÜNE SAHİBİZ"</span></strong></p>

<p>Kentin sadece tarımla değil, sanayinin diğer kollarıyla da güçlü bir ihracat potansiyeline sahip olduğunun altını çizen Sadıkoğlu, ortak çalışma kültürünün önemini belirterek şunları kaydetti:&nbsp;"Şehrimizin ihracat potansiyeli elbette yalnızca kayısıyla sınırlı değildir. Tekstil, gıda, makine, metal, mobilya ve birçok sektörde üretim gücüne sahibiz. Bu potansiyeli daha da büyütmek için yeni pazarlara, yeni iş birliklerine ve güçlü dayanışmaya ihtiyaç duyuyoruz. Siz değerli ihracatçı birliklerimizin bilgi birikimi, tecrübesi ve uluslararası bağlantıları, Malatya iş dünyası için çok kıymetlidir. Ortak projeler geliştirmeyi, üyelerimizi yeni pazarlara ulaştırmayı, eğitim programları ve ticaret heyetleri düzenlemeyi önemsiyoruz. Biz inanıyoruz ki Türkiye'nin ihracat hedeflerine ulaşmasının yolu şehirlerin üretim gücünü artırmaktan geçiyor. Bir şehir güçlenirse bölge güçlenir, bölgeler güçlenirse Türkiye güçlenir."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"MALATYA TSO’NUN ÇALIŞMALARINI TAKDİRLE TAKİP EDİYORUZ"</span></strong></p>

<p>Ege İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Şemsettin Bayram Özgür ise kayısının Türkiye'nin uluslararası pazarlardaki en prestijli tarımsal ihraç kalemlerinden biri olduğunu dile getirdi. Zirai don felaketinin getirdiği kayıplara rağmen ihracat pazarlarını korumanın önemine değinen Özgür, sektörün yeniden ivme kazanması için tüm kurumların dayanışma içinde olması gerektiğini ifade ederek, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası'nın yürüttüğü projeleri takdirle takip ettiklerini söyledi.</p>

<p>Toplantının son bölümünde taraflar; firmaların yeni pazarlara erişimi, uluslararası fuar katılımları, kurumsal markalaşma süreçleri ve ortak ticaret heyetleri düzenlenmesi gibi konularda somut iş birliği adımları atılması yönünde mutabık kaldı.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/ege-istanbul-ve-guneydogu-ihracatci-birlikleri-malatyada-bulustu-gundem-kayisinin-dunya-markasi-olma-yolculugu-1784030234.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Sıcaklarında Yetersiz Su Tüketimi Böbreklerinizi Yıpratmasın</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobreklerinizi-yipratmasin-117043</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobreklerinizi-yipratmasin-117043</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları yalnızca güneş çarpması riskini değil, böbrek sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını korumadaki kritik rolüne dikkat çekerek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları yalnızca güneş çarpması riskini değil, böbrek sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını korumadaki kritik rolüne dikkat çekerek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sıcak hava böbrekleri nasıl etkiliyor?</strong></span></p>

<p>Yaz aylarında vücut sıcaklığını dengelemek için deri damarları genişleyerek terleme artmaktadır. Terleme ile birlikte su ve elektrolit kaybı yaşanmaktadır. Kaybedilen sıvının yeterince yerine konulmaması ise vücuttaki sıvı hacmini azaltmaktadır. Bu durum böbreklere ulaşan kan akımını düşürürken idrar miktarının azalmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak böbreklerin filtreleme sistemi daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve özellikle sıcak havalarda böbrek taşı ile akut böbrek hasarı riski belirgin şekilde artmaktadır.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>En büyük risk fark edilmeyen sıvı kaybı</strong></span></p>

<p>Yaz aylarında böbrekleri tehdit eden en önemli etken sıcak hava değil, fark edilmeden gelişen sıvı kaybıdır. Böbrek sağlığını korumak için herkese uygun tek bir su tüketim miktarı bulunmaz Günlük sıvı ihtiyacı; yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, iklim koşulları ve mevcut hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Sağlıklı bireylerde günlük sıvı tüketiminin kilogram başına yaklaşık 30-35 mililitre olması önerilir. Yaklaşık 70 kilogram ağırlığındaki bir kişi için bu miktar ortalama 2-2,5 litreye karşılık gelir. Ancak yaz aylarında, yoğun egzersiz yapanlarda ve aşırı terleyen kişilerde sıvı ihtiyacı daha da artar.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İdrar rengi böbrekleriniz hakkında ipucu veriyor</strong></span></p>

<p>Yeterli su tüketilip tüketilmediğini anlamanın en pratik yollarından biri idrar rengini takip etmektir. Açık saman sarısı idrar genellikle yeterli sıvı alımını gösterirken, koyu sarı veya kehribar renk sıvı ihtiyacının arttığını düşündürür. Günlük idrar miktarında belirgin azalma da böbreklerin susuz kaldığını gösteren önemli bulgular arasında yer alır. Ancak bazı ilaçlar ve vitaminlerin de idrar rengini değiştirebileceği unutulmamalıdır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat</strong></span></p>

<p>Sıvı kaybı nedeniyle yoğunlaşan idrar, böbrek taşı oluşumuna neden olan minerallerin kristalleşmesini kolaylaştırabilir. Daha önce böbrek taşı öyküsü bulunanlar, diyabet ve obezite hastaları, ailesinde böbrek taşı öyküsü olanlar, gut hastaları ile hiperparatiroidizm, hiperürisemi ve malabsorpsiyon sendromu bulunan kişiler daha yüksek risk altında bulunur. Yaz aylarında sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da ihmal edilmemeli. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere ilerleyerek akut piyelonefrite neden olabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Gazlı içecekler suyun yerini tutmuyor</strong></span></p>

<p>Soğuk içeceklerin böbreklere zarar verdiği düşüncesi doğru değildir. Önemli olan içeceğin sıcaklığı değil, içeriğidir. Böbrek sağlığı için en doğru tercih her zaman sudur. Şekersiz maden suyu uygun miktarlarda tüketilebilir. Gazlı ve şekerli içecekler ise yüksek miktarda şeker, fruktoz, fosforik asit, sodyum ve kafein içerir. Yüksek fruktoz tüketimi ürik asit düzeyini artırırken idrarla kalsiyum atılımını yükselterek idrar sitratını azaltabilir. Bu değişiklikler böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırırken uzun vadede obezite, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı riskini de artırabilir. Özellikle enerji içecekleri sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivite sırasında tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozarak böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaz meyveleri faydalı ama ölçülü tüketilmeli</strong></span></p>

<p>Karpuz ve kavun gibi su oranı yüksek meyveler sağlıklı bireylerde sıvı alımına katkı sağlayabilir. Ancak bu besinler suyun yerine geçmez. Diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin bu meyveleri kontrollü tüketmesi gerekir. Özellikle kavunun yüksek potasyum içerdiği unutulmamalıdır. Hipertansiyon ve diyabet kronik böbrek hastalığının en sık görülen nedenleri arasında yer alır. Yaz aylarında gelişen sıvı kaybı bu hasta grubunda akut böbrek hasarı riskini daha da artırabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tatilde böbreklerinizi ihmal etmeyin</strong></span></p>

<p>Deniz, havuz ve uzun yolculuklarda düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, uzun süre idrar tutulmamalı ve aşırı güneş altında kalınmamalıdır. Böbrek sağlığını korumak için yeterli sıvı tüketiminin yanı sıra tansiyon ve kan şekeri kontrolü, tuz tüketiminin sınırlandırılması ve ilaçların düzenli kullanılması da büyük önem taşır. Özellikle böbrek taşı, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin yaz aylarında sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerekir. Böbrek sağlığını korumak için normal düzeyde kalsiyum tüketilmeli, aşırı oksalat içeren besinlerden kaçınılmalı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi sınırlandırılmalı, meyve ve sebze ağırlıklı beslenilmeli, şekerli ve gazlı içecekler azaltılmalıdır. Özellikle kalsiyum oksalat taşı bulunan kişilerin ıspanak, pazı, pancar yaprağı, kakao, çikolata, badem gibi kuruyemişler ve aşırı siyah çay tüketimine dikkat etmesi önerilmektedir.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bu belirtileri hafife almayın</strong></span></p>

<p>Yaz aylarında aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir nefroloji uzmanına başvurulması gerekir. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu bulgular kalıcı böbrek hasarının habercisi olabilir.</p>

<ul>
	<li>İdrar miktarında belirgin azalma</li>
	<li>İdrarda kan görülmesi</li>
	<li>Yüksek ateş ve yan ağrısı</li>
	<li>Ani gelişen ödem</li>
	<li>Kontrol altına alınamayan tansiyon yüksekliği</li>
</ul>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/yaz-sicaklarinda-yetersiz-su-tuketimi-bobreklerinizi-yipratmasin-1783952849.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Altın Fiyatlarında Yeni Rekor Kapıda Mı?</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/altin-fiyatlarinda-yeni-rekor-kapida-mi-117015</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/altin-fiyatlarinda-yeni-rekor-kapida-mi-117015</guid>
                <description><![CDATA[Küresel piyasalardaki hareketlilik ve Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik gerilimler altın fiyatlarını zirvede tutmaya devam ediyor. Düğün hazırlığı yapan çiftleri kara kara düşündüren dalgalanmaları değerlendiren Malatya Kapalı Çarşı esnafı Engin Temizer, altının uzun vadede yönünün yukarı olduğunu belirterek yatırımcılara önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Küresel piyasalarda yaşanan gelişmeler ve Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin etkisiyle yükselişini sürdüren altın fiyatları, düğün hazırlığı yapan çiftleri de olumsuz etkiliyor. Malatya Kapalı Çarşı esnafı Engin Temizer, altın fiyatlarının kısa vadeli dalgalanmalar yaşasa da uzun vadede yükseliş eğilimini koruyacağını düşündüklerini söyledi.</p>

<p>​Kuyumcu esnafı Temizer, son dönemde yaşanan küresel gelişmelerin altın piyasasına etkilerini değerlendirdi. Altının geçmişte ulaştığı seviyeleri yeniden test etme eğiliminde olduğunu belirten Temizer, jeopolitik gelişmelerin piyasalar üzerinde belirleyici olmaya devam ettiğini ifade etti.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607121351-01.jpg" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​KÜRESEL EKONOMİK GELİŞMELER FİYATLARI ŞEKİLLENDİRİYOR</strong></span></p>

<p>​Altının uzun vadede değer kazanmaya devam edeceğini düşündüğünü dile getiren Temizer, "Altın her zaman gördüğü seviyeleri yeniden test eden bir yatırım aracı olmuştur. Son dönemde yaklaşık 6 bin lira seviyelerinden geri çekilme yaşandı. Geçmişte savaşların altın fiyatlarını yükselteceği düşünülürdü. Ancak bugün piyasalarda farklı dinamikler etkili oluyor. Küresel ekonomik gelişmeler ve uluslararası beklentiler fiyatlamalarda önemli rol oynuyor." dedi.</p>

<p>​Yaptığı değerlendirmenin yatırım tavsiyesi niteliği taşımadığını vurgulayan Temizer, "Uzun vadede altının yeniden yükseliş gösterebileceğini düşünüyoruz. Mevcut seviyeler altın almak isteyenler tarafından fırsat olarak değerlendirilebilir. Ancak bu tamamen kişisel öngörümüzdür ve kesinlikle yatırım tavsiyesi değildir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607121351-02.jpg" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​DÜĞÜN SEZONU FİYATLARI BELİRLEMİYOR</strong></span></p>

<p>​Altın fiyatlarının düğün sezonundan ziyade küresel piyasalardaki arz-talep dengesi ve büyük yatırımcıların işlemlerinden etkilendiğini belirten Temizer, şunları söyledi:&nbsp;​"Düğün sezonunda altın fiyatlarının arttığı yönündeki algı gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Eğer fiyatlar yalnızca düğün sezonuna bağlı olsaydı, altın tüketiminin çok daha fazla olduğu ülkelerde çok daha sert yükselişler görülürdü. Uzun yıllardır piyasayı takip ediyoruz. Genellikle yılın son çeyreğinde, özellikle eylül ve ekim aylarından itibaren altın piyasasında hareketlilik artıyor. Bu yıl da benzer bir sürecin yaşanmasını bekliyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607121351-03.jpg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/altin-fiyatlarinda-yeni-rekor-kapida-mi-1783858460.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İş Dünyasının Ortak Beklentilerini İçeren Kritik Dosya Bakanlığa Teslim Edildi</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/is-dunyasinin-ortak-beklentilerini-iceren-kritik-dosya-bakanliga-teslim-edildi-117008</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/is-dunyasinin-ortak-beklentilerini-iceren-kritik-dosya-bakanliga-teslim-edildi-117008</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan'a deprem sonrası üretim, istihdam ve ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği için kritik talepleri içeren kapsamlı bir dosya sundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan'a, deprem sonrası iş dünyasının beklentilerini içeren kapsamlı bir talep dosyası sunduklarını açıkladı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAPSAMLI TALEP DOSYASI BAKANLIĞA İLETİLDİ</span></strong></p>

<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, Malatya iş dünyasının öncelikli sorun ve taleplerini içeren kapsamlı bir dosyayı Bakanlığa ilettiklerini duyurdu. Deprem sonrası üretim, istihdam ve ticari faaliyetlerin sürdürülebilirliği için desteklerin devam etmesinin önemine dikkat çleyen Sadıkoğlu, dosyada yer alan taleplerin üyelerin ortak beklentilerini yansıttığını belirtti.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607111102-hm4k2vyxkaark-r.jpg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DOSYADA KRİTİK DESTEK TALEPLERİ YER ALIYOR</span></strong></p>

<p>MTSO tarafından Bakan Işıkhan'a iletilen talepler arasında; SGK prim teşviki süresinin uzatılması, depremzede çalışanların işçi ve işveren SGK prim paylarının geri ödenmesi, asgari ücret desteğinin artırılması, İŞKUR işbaşı eğitim programlarının kapsamının genişletilmesi ve mesleki eğitim kurslarının artırılması yer aldı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAŞKAN SADIKOĞLU'NDAN BAKAN IŞIKHAN'A TEŞEKKÜR</span></strong></p>

<p>Görüşmeye ilişkin değerlendirmede bulunan Başkan Sadıkoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan'ın taleplere yakından ilgi gösterdiğini belirterek, “Üyelerimizin sorunlarının ve taleplerinin yer aldığı kapsamlı dosyamızı Sayın Bakanımıza sunduk. Taleplerimizle yakından ilgilenen Sayın Bakanımıza üyelerimiz adına şükranlarımı sunuyorum.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/is-dunyasinin-ortak-beklentilerini-iceren-kritik-dosya-bakanliga-teslim-edildi-1783847302.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İş Dünyası Malatya&#039;da Buluştu Bakan Işıkhan Milyarlık Desteklerin Detaylarını Paylaştı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/is-dunyasi-malatyada-bulustu-bakan-isikhan-milyarlik-desteklerin-detaylarini-paylasti-117006</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/is-dunyasi-malatyada-bulustu-bakan-isikhan-milyarlik-desteklerin-detaylarini-paylasti-117006</guid>
                <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, MÜSİAD’ın Malatya’da düzenlenen 112. Genel İdare Kurulu Toplantısı’na katılarak kentin istihdam verilerini ve sağlanan dev destekleri açıklarken; MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir ise çalışanlara yönelik yeni evlilik ve çocuk prim desteği uygulamasını başlattıklarını duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, MÜSİAD’ın Malatya’da düzenlenen 112. Genel İdare Kurulu Toplantısı’na katıldı. Toplantıda konuşan Bakan Işıkhan, Malatya’nın deprem sonrası yeniden ayağa kalktığını belirterek, üretim, yatırım ve istihdam odaklı politikaların kentte somut sonuçlar verdiğini söyledi.</p>

<p>MÜSİAD Malatya Şubesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Malatya Valisi Seddar Yavuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, MÜSİAD Malatya Şube Başkanı Yunus Akçin, kamu kurumlarının temsilcileri, iş insanları ve MÜSİAD üyeleri katıldı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA ARTIK ÜRETİM VE İHRACATLA ANILMALI</span></strong></p>

<p>Programın açılış konuşmasını yapan MÜSİAD Malatya Şube Başkanı Yunus Akçin, 112. Genel İdare Kurulu Toplantısı’nın Malatya’da düzenlenmesinin birlik, dayanışma ve yeniden kalkınma iradesinin güçlü bir göstergesi olduğunu söyledi. 6 Şubat depremlerinin ardından MÜSİAD teşkilatının Türkiye’nin dört bir yanından Malatya için seferber olduğunu belirten Akçin, üretimin durmaması için üyelerle birlikte sahada çalıştıklarını ifade etti. Malatya’nın artık depremle değil üretim, yatırım ve ihracatla anılması gerektiğini dile getiren Akçin, sanayi, sağlık ve savunma sanayisinin kentin geleceğinde önemli rol oynayacağını kaydetti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MÜSİAD'DAN ÇALIŞANLARA MAAŞ PRİMİ DESTEĞİ</span></strong></p>

<p>MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir ise MÜSİAD’ın yalnızca bir iş dünyası kuruluşu olmadığını belirterek, köklerini Ahilik geleneğinden alan bir medeniyet anlayışını temsil ettiğini söyledi. Kuruluşunun 36’ncı yılını geride bırakan MÜSİAD’ın bugün yaklaşık 15 bin üye, 60 binden fazla şirket ve 3 milyona yakın istihdam gücüne ulaştığını ifade eden Özdemir, üye şirketlerin Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 35’ini oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Özdemir, aile yapısını güçlendirmeye yönelik olarak MÜSİAD üyesi işletmelerde çalışan yeni evli personele iki maaş, çocuk sahibi olanlara ise üç maaş prim desteği uygulamasını başlattıklarını açıkladı. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı ile yürütülen proje kapsamında iki yıl içerisinde 5 bin meslek lisesi mezununun istihdama kazandırılmasının hedeflendiğini, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile İŞKUR’un desteğiyle bu sayının 10 bin ila 15 bine çıkarılmasının planlandığını söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BELEDİYE BAŞKANI SAMI ER'DEN AHLAKLI TİCARET VURGUSU</span></strong></p>

<p>Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er de konuşmasında MÜSİAD’ın kuruluşundan bu yana üretimi, istihdamı ve ahlaklı ticareti önceleyen anlayışıyla Türkiye’nin kalkınmasına önemli katkılar sunduğunu belirtti. Er, “MÜSİAD yalnızca bir iş insanları derneği değil; üretimi önceleyen, alın terini yücelten ve ahlaklı ticareti esas alan köklü bir sivil toplum kuruluşudur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GELECEĞE DAHA UMUTLA BAKIYORUZ</span></strong></p>

<p>Malatya Valisi Seddar Yavuz ise toplantının deprem sonrası yeniden ayağa kalkan Malatya’da yapılmasının ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, 6 Şubat depremlerinin Türkiye’nin devlet-millet dayanışmasını tüm dünyaya gösterdiği tarihi bir sınav olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen çalışmalarla Malatya’nın yeniden ayağa kalktığını ifade eden Yavuz, kentte yaklaşık 125 bin bağımsız bölümün inşa edildiğini belirterek, “Bugün artık geleceğe daha umutla bakıyoruz.” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAKAN IŞIKHAN MALATYA'NIN GÜNCEL VERİLERİNİ AÇIKLADI</span></strong></p>

<p>Programda son olarak konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, MÜSİAD’ın çalışma hayatına, üretime ve Türkiye ekonomisine sunduğu katkılardan dolayı teşekkür etti. Türkiye’nin son 23 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürdüğünü belirten Işıkhan, yatırım, üretim, istihdam ve ihracat eksenli kalkınma politikalarının kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti.</p>

<p>Malatya’nın güçlü sanayi altyapısı, ihracat potansiyeli ve üretim kültürüyle Türkiye economiesinin önemli merkezlerinden biri olduğunu söyleyen Işıkhan, deprem sonrası gösterilen dayanışmanın kentin yeniden ayağa kalkmasını sağladığını dile getirdi. Bakan Işıkhan, Malatya’nın da yer aldığı TRB1 Bölgesi’nde istihdam oranının yüzde 46,8, iş gücüne katılım oranının yüzde 52 seviyesinde olduğunu belirterek, 2002 yılından bu yana İŞKUR aracılığıyla 188 bin kişinin işe yerleştirildiğini söyledi.</p>

<p>Aktif iş gücü programlarından 90 bin 757 kişinin yararlandığını ifade eden Işıkhan, deprem sonrasında yalnızca Malatya’da 14 bin 132 kişiye 126 milyon lirayı aşan kısa çalışma ödeneği verildiğini kaydetti. Malatya’da aktif sigortalı sayısının son 24 yılda yüzde 105’in üzerinde artışla 227 bin 31’e ulaştığını belirten Işıkhan, işverenlere sağlanan teşviklerden 52 bin 994 iş yerinin yararlandığını, toplam destek tutarının ise 7,5 milyar lirayı aştığını söyledi.</p>

<p>Program, toplu hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 10:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/is-dunyasi-malatyada-bulustu-bakan-isikhan-milyarlik-desteklerin-detaylarini-paylasti-1783845069.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya&#039;da 220 Milyon Liralık Kayısı Tesisi Hizmete Açıldı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatyada-220-milyon-liralik-kayisi-tesisi-hizmete-acildi-116999</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatyada-220-milyon-liralik-kayisi-tesisi-hizmete-acildi-116999</guid>
                <description><![CDATA[Malatya 1. Organize Sanayi Bölgesi'nde yaklaşık 220 milyon liralık yatırımla kurulan kayısı entegre tesisi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan'ın katılımıyla hizmete açıldı. Modern üretim altyapısıyla faaliyete geçen tesisin üretim kapasitesini artırması, ihracata katkı sunması ve yeni istihdam alanları oluşturması hedefleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya 1. Organize Sanayi Bölgesi'nde Akçir Gıda tarafından yaklaşık 220 milyon liralık yatırımla hayata geçirilen kayısı entegre tesisi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan'ın katılımıyla düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>

<p>Açılış törenine Malatya Valisi Seddar Yavuz, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, kamu kurumlarının temsilcileri, iş insanları ve çok sayıda davetli katıldı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AKÇİN: "BU YATIRIM MALATYA'NIN GELECEĞİNE DUYDUĞUMUZ GÜVENİN GÖSTERGESİDİR"</span></strong></p>

<p>Akçir Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Akçin, kayısının Malatya'nın en önemli değerlerinden biri olduğunu belirterek, "Kayısı bu şehrin sadece bir tarım ürünü değil, emeğin, bereketin, üretim kültürünün ve dünyaya açılan ticaret kapısının en güçlü sembollerinden biridir. Bu kıymetli ürünü daha hijyenik koşullarda, daha modern üretim altyapısıyla ve yüksek teknolojiyle işleyerek hem ülkemize hem de Malatya'mıza daha fazla katma değer üretmek amacıyla bu yatırımı hayata geçirdik." dedi.</p>

<p>Depremin ardından üretim ve yatırımın öneminin daha iyi anlaşıldığını ifade eden Akçin, "Bu yatırım yalnızca bir fabrika açılışı değil, Malatya'nın üretimine, ihracatına ve geleceğine duyduğumuz güvenin somut göstergesidir. Şehrimizin istihdamına, ticaretine ve marka değerine katkı sunmaya devam edeceğiz." diye konuştu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607101834-img-1385.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MÜSİAD GENEL BAŞKANI: "MALATYA GELECEĞE DAHA UMUTLA BAKIYOR"</span></strong></p>

<p>MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, deprem sonrası toparlanma sürecine dikkat çekerek, "Bugün Türkiye'nin 81 ilinden gelen MÜSİAD üyelerimizle Malatya'dayız. Gördüğümüz tablo, Malatya'nın özellikle deprem sonrasında önemli ölçüde toparlandığını, sanayicisinin ve üreticisinin geleceğe daha umutla baktığını gösteriyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Özdemir, "Depremin beraberinde getirdiği acılara rağmen devletimizin güçlü iradesiyle birkaç yıl gibi kısa bir sürede bu yükün altından kalkıldı. Bu hız devam ederse Malatya'nın çok uzak olmayan bir gelecekte nüfusu 1 milyonu aşan şehirlerden biri olacağını düşünüyorum." dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607101834-img-1386.jpeg" style="height:548px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAŞKAN ER: "EN BÜYÜK VATANSEVER ÜRETİM YAPAN İNSANDIR"</span></strong></p>

<p>Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, yatırımın önemine vurgu yaparak, "Her açılan iş yeri, her açılan fabrika Malatya'nın geleceğe umutla baktığını gösteren en önemli göstergedir. En büyük vatansever üretim yapan insandır. Üretimden vazgeçmeyen yatırımcılarımız Malatya'nın geleceğine umut oluyor." dedi.</p>

<p>Er, "Biz sadece Malatya'yı ayağa kaldırmıyoruz, geleceğin Malatya'sını inşa ediyoruz. Ulaşımıyla, turizmiyle, tarımıyla ve sanayisiyle geleceği planlıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kent merkezindeki imalatların şehir dışına taşınacağını belirten Er, "Mobilyacısından demircisine, metalcisinden tamircisine kadar tüm üretim alanlarını modern kümelenme bölgelerinde toplayacağız. Şehir merkezinde üretime yönelik imalat bırakmayacağız. Geleceğin sanayisini hep birlikte inşa edeceğiz." diye konuştu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAKAN IŞIKHAN: "BU YATIRIM YENİ İŞ KAPILARI, YENİ UMUTLAR DEMEKTİR"</span></strong></p>

<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Malatya'nın üretim gücüne dikkat çekerek, "Malatya üretimin, emeğin ve bereketin adıdır. Dünyaya ün salmış kayısısıyla, çalışkan insanıyla, girişimci ruhuyla ve güçlü sanayisiyle ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden biridir. Asrın felaketini yaşamış olmasına rağmen Malatya, yatırımcı ve girişimci hemşehrilerimizin desteğiyle yeniden ayağa kalktı. Devletimizin güçlü desteğiyle şehirlerimizi yeniden inşa ederken özel sektörümüz de üretime ve yatırıma devam ediyor. İşte bugün açılışını yaptığımız bu tesis bunun en güzel örneklerinden biridir." dedi.</p>

<p>Yaklaşık 220 milyon liralık yatırımın üretim kapasitesini artıracağını belirten Işıkhan, "Bu yeni tesis ambalajlama, paketleme ve yıkama üniteleriyle üretim kapasitesini daha da güçlendirecektir. Bu yatırım yeni iş kapıları, yeni umutlardır. Bu yatırım yeni ihracat demektir, kalkınmamıza yeni katkı demektir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ekonomik bağımsızlığın üretimden geçtiğini vurgulayan Işıkhan, "Ekonomik bağımsızlığın yolu üretmekten, yatırım yapmaktan, ihracat yapmaktan ve istihdam yaratmaktan doğmaktadır. Biz de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak üretimin ve yatırımın yanında olmaya devam ediyoruz." dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607101835-img-1333.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA'DA TEŞVİK TUTARI 7,5 MİLYAR LİRAYI AŞTI</span></strong></p>

<p>İŞKUR verilerini paylaşan Bakan Işıkhan, "Türkiye genelinde İŞKUR aracılığıyla yalnızca geçtiğimiz yıl yaklaşık 1 milyon 478 bin vatandaşımızı işe yerleştirdik. 2002 yılından bugüne ise 17 milyondan fazla vatandaşımızın işe kavuşmasına aracılık ettik. Yaklaşık 5 milyon vatandaşımızı aktif iş gücü programlarından yararlandırdık. İşverenlerimize verdiğimiz teşviklerle bugüne kadar Türkiye genelinde 1 trilyon 223 milyar lirayı aşan destek sağladık. Malatya'da da bugüne kadar verilen teşvik tutarı 7,5 milyar lirayı geçmiş durumdadır." dedi.</p>

<p>Malatya kayısısının dünya markası olduğunu belirten Işıkhan, "Bu değeri daha yüksek katma değerle işlemek, markalaştırmak ve dünyanın dört bir yanına ulaştırmak zorundayız. Bunun yolu da modern tesislerden, teknolojik yatırımlardan ve nitelikli istihdamdan geçmektedir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından kurdele kesilerek kayısı entegre tesisinin açılışı gerçekleştirildi. Bakan Işıkhan ve beraberindeki heyet daha sonra tesisi gezerek üretim alanlarında incelemelerde bulundu.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 19:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/malatyada-220-milyon-liralik-kayisi-tesisi-hizmete-acildi-1783702177.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yalnızlık Kader Mi Yoksa Modern Dünyanın Sonucu Mu?</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yalnizlik-kader-mi-yoksa-modern-dunyanin-sonucu-mu-116995</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yalnizlik-kader-mi-yoksa-modern-dunyanin-sonucu-mu-116995</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “11 Temmuz Yalnızlar Günü” dolayısıyla modern yaşamın yalnızlığı kaçınılmaz bir kader haline getirip getirmediğini değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yalnızlık modern dünyanın ürettiği sosyal bir sonuç</strong></span></p>

<p>Yalnızlığın insanlık tarihi kadar eski bir duygu olduğunu, ancak modern dünyada farklı bir boyut kazandığını ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu yüzden yalnızlık sadece kişinin iç dünyasında yaşadığı bireysel bir his olarak görülemez. Kentleşme, göç, aile yapısındaki dönüşüm, bireyselleşme, rekabetçi eğitim ve çalışma hayatı, dijitalleşme ve gündelik ilişkilerin yüzeyselleşmesi bu duyguyu besleyen başlıca toplumsal koşullar arasında yer alıyor. Bu nedenle modern yaşamda yalnızlık kaçınılmaz bir kader değil; daha çok içinde yaşadığımız sosyal düzenin ürettiği bir sonuçtur. İnsan kalabalıklar içinde, iş yerinde, okulda, sosyal medyada görünür olabilir; fakat kendini gerçekten anlaşılmış, duyulmuş ve kabul edilmiş hissetmeyebilir. Bugünün yalnızlığı biraz da ‘insanlar arasında insansız kalma’ halidir.”</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün yalnızlığı artık küresel ölçekte ciddi bir sosyal ve sağlık sorunu olarak ele almasının da bunun tesadüf olmadığını gösterdiğini dile getiren Süleymanlı, “Yalnızlık sadece ruhsal bir kırılganlık değil; bedensel sağlık, yaşam kalitesi, eğitim, çalışma hayatı ve toplumsal bağlılık üzerinde etkili olan çok boyutlu bir meseledir.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sürekli bağlantı, gerçek bağ anlamına gelmiyor!</strong></span></p>

<p>Dijitalleşmenin insanlara daha fazla iletişim kurma imkânı sunduğunu ancak bunun her zaman gerçek ilişki anlamına gelmediğini söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Sosyal medya sayesinde insanlar sürekli çevrim içi, sürekli görünür, sürekli erişilebilir hale geldi. Ancak bu görünürlük çoğu zaman derin bir yakınlık üretmiyor. Kısa mesajlar, emojiler, beğeniler ve hikaye paylaşımları gerçek sohbetin, yüz yüze temasın ve duygusal paylaşımın yerini tam olarak dolduramıyor.” diye konuştu.</p>

<p>Yalnız bireylerin sosyal medyaya daha fazla yöneldiğini, ancak sosyal medyanın aşırı ve yüzeysel kullanımının da yalnızlığı artırabildiğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Burada çift yönlü bir süreç var. Yalnız insanlar sosyal medyaya daha fazla yönelebiliyor; fakat sosyal medyanın aşırı ve yüzeysel kullanımı da yalnızlığı derinleştirebiliyor. İnsan başkalarının hayatını daha parlak, daha sosyal, daha başarılı gördükçe kendi hayatını eksik hissetmeye başlıyor. Bu da yalnızlığı sadece artırmıyor, aynı zamanda görünmez bir karşılaştırma baskısına dönüştürüyor.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yapay zekâ, gerçek ilişkinin yerini almıyor!</strong></span></p>

<p>Son dönemde yapay zekâ destekli sohbet uygulamalarının da yalnızlık tartışmalarının önemli bir parçası haline geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Yapay zeka araçları kriz anlarında insana duymak istediği cümleleri söyleyebiliyor; yargılamadan dinliyor, şefkatli cevaplar veriyor, duygusal destek hissi oluşturabiliyor. Bu, geçici olarak rahatlatıcı olabilir. Fakat insan, gerçek ilişkilerin yerine uzun süre yapay zekayla konuşarak yalnızlığını gidermeye çalışırsa, bu durum tıpkı sosyal medyada olduğu gibi yalnızlığı daha da derinleştirebilir. Çünkü insanın asıl ihtiyacı sadece cevap almak değil; gerçek bir insan tarafından görülmek, duyulmak ve önemsenmektir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kalabalık şehirlerde görünmezlik, küçük yerleşimlerde anlaşılmama duygusu…</strong></span></p>

<p>Yalnızlığın büyük şehirler ile küçük yerleşim yerlerinde farklı biçimlerde yaşandığını belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Büyük şehirlerde yalnızlık daha çok kalabalık içinde görünmez kalma biçiminde yaşanıyor. İnsan her gün binlerce kişiyle aynı metroya biniyor, aynı caddelerden geçiyor, aynı apartmanda yaşıyor; fakat çoğu zaman kimseyle gerçek bir bağ kuramıyor. Büyük şehir insana özgürlük ve hareketlilik sunarken, aynı zamanda ilişkileri daha geçici, daha mesafeli ve daha işlevsel hale getirebiliyor.” dedi.</p>

<p>Küçük yerleşim yerlerinde yaşanan yalnızlığa da işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Küçük yerleşim yerlerinde ise sosyal kontrol daha güçlü, insanlar birbirini daha fazla tanıyor ve gündelik karşılaşmalar daha doğal yaşanıyor. Bu durum kimi zaman yalnızlığı azaltabilir. Ancak küçük yerlerde de yalnızlık yok değildir. Özellikle yaşlılar, eşini kaybedenler, göç nedeniyle çocukları büyük şehirlere giden aileler veya kendini çevresiyle uyumlu hissetmeyen bireyler derin bir yalnızlık yaşayabilir. Dolayısıyla büyük şehir yalnızlığı ile küçük yer yalnızlığı farklı biçimlerde ortaya çıkar. Büyük şehirde insan kalabalığın içinde kaybolur; küçük yerde ise bazen herkes tarafından tanındığı halde anlaşılmadığını hisseder. Birinde anonimlik, diğerinde duygusal uyumsuzluk yalnızlığı besleyebilir.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tek kişilik haneler hızla artıyor</strong></span></p>

<p>Modern toplumlarda tek kişilik hanelerin hızla arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şöyle devam etti:</p>

<p>“Tek kişilik hanelerin artması modern toplumların en dikkat çekici dönüşümlerinden biridir. Bu durum sadece demografik bir değişim değildir; aile, komşuluk, akrabalık, dayanışma ve bakım ilişkilerinin yeniden şekillendiğini gösterir. Türkiye’de de TÜİK verileri bu dönüşümü açık biçimde ortaya koymaktadır. TÜİK’in 2025 verilerine göre yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hane halklarının oranı 2014’te %13,9 iken 2025’te %20,5’e yükselmiştir. İnsanlar artık daha bağımsız yaşıyor, kararlarını daha bireysel alıyor, özel alanlarına daha fazla önem veriyor. Bu bazı yönleriyle özgürleştirici olabilir; fakat sosyal bağların zayıflaması riskini de beraberinde getiriyor. Amerikalı sosyolog Eric Klinenberg’in ‘solo yaşam’ olarak kavramsallaştırdığı bu eğilim, özellikle kentli ve yaratıcı sınıflar arasında bir yaşam tarzı tercihi olarak da öne çıkmaktadır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yardım istemek, destek almak, birine ihtiyaç duymak zayıflık değil</strong></span></p>

<p>Bireyselleşme arttıkça insanın kendi hayatının merkezine daha fazla yerleştiğini kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “Ancak kendine yetme kültürü zamanla kimseye ihtiyaç duymama yanılsamasına dönüşebiliyor. Oysa insan biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak ilişki varlığıdır. Yardım istemek, destek almak, birine ihtiyaç duymak zayıflık değil, insan olmanın doğal bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yalnızlık artık önemli bir sosyal politika konusu</strong></span></p>

<p>Yalnızlığın sadece bireysel bir duygu olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Toplumun sosyal yapısı açısından bakıldığında tek kişilik hanelerin artması, bakım emeğinin, yaşlılık deneyiminin, kriz anlarında dayanışmanın ve kuşaklar arası ilişkilerin yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. Çünkü yalnız yaşayan birey sayısı arttıkça, yalnızlık artık sadece evin içinde yaşanan bir duygu olmaktan çıkıp sosyal politika konusu haline geliyor. Yalnızlık elbette bireyin içinde yaşadığı bir duygudur; fakat sadece bireysel bir duygu olarak açıklanamaz. Çünkü yalnızlığı üreten koşullar çoğu zaman toplumsaldır. Eğitim sistemi, çalışma temposu, kent yaşamı, dijital kültür, aile yapısındaki dönüşüm, ekonomik güvensizlik ve sosyal dayanışmanın zayıflaması bireyin yalnızlık deneyimini doğrudan etkiler.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Dijital çağda sağlıklı iletişim becerileri geliştirilmeli</strong></span></p>

<p>Bugün yalnızlığın sağlıkla, eğitimle, istihdamla, sosyal güvenle ve toplumsal katılımla bağlantılı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Araştırmalar yalnızlığın depresyon, anksiyete, kardiyovasküler hastalıklar, demans ve erken ölüm riskiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Gençlerde ise yalnızlık sosyal becerilerin zayıflamasına, akademik motivasyonun düşmesine ve gelecekteki istihdam olanaklarının daralmasına kadar uzanan sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle yalnızlık günümüz toplumlarının önemli sosyal sorunlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Bireye ‘daha sosyal o’” demek tek başına yeterli değildir. İnsanların bir araya gelebileceği güvenli kamusal alanlar, gençler için sosyal ve kültürel faaliyetler, yaşlılar için destek ağları, mahalle ölçeğinde dayanışma mekanizmaları ve dijital çağda sağlıklı iletişim becerileri geliştirilmelidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Asıl soru kaç kişiyle konuştuğumuz değil, kaç kişiyle bağ kurabildiğimiz</strong></span></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi olarak 2019 yılından bu yana yalnızlık temasını her yıl farklı yönleriyle ele alan Uluslararası Yalnızlık Sempozyumları düzenlediklerini hatırlatan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şöyle dedi:</p>

<p>&nbsp;“Yalnızlık meselesini bugün yalnızca bireyin iç dünyasıyla sınırlı görmek doğru olmaz. Bu konu artık tek kişilik hanelerin artışından yaşlı nüfusun yalnızlaşmasına, gençlerin dijital ilişkilerinden yapay zeka destekli sohbet uygulamalarına, göçten büyük şehir hayatına ve iş yerlerinde görünmeyen sosyal izolasyona kadar birçok güncel başlıkla birlikte ele alınmalıdır. Üsküdar Üniversitesi olarak biz de 2019’dan bu yana her yıl yalnızlığı farklı temalarla ele alan Uluslararası Yalnızlık Sempozyumları düzenliyoruz. Her sempozyum öncesinde ilgili alanda saha araştırmaları yaparak elde edilen bulguları kamuoyuyla paylaşıyoruz. Bu çalışmalar bize şunu gösteriyor: Yalnızlık artık sadece yalnız yaşayanların değil, kalabalıklar içinde kendini bağsız ve desteksiz hisseden herkesin meselesidir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yapay zeka araçları bir “dijital muhatap” haline geldi</strong></span></p>

<p>Özellikle yapay zeka araçlarının insanların duygusal boşluklarına cevap verebilen bir “dijital muhatap” haline gelmesinin dikkat çekici olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Süleymanlı, “Kısa vadede rahatlatıcı görünen bu ilişki biçimi, gerçek insan ilişkilerinin yerini almaya başladığında yalnızlığı azaltmak yerine daha da derinleştirebilir. Bu nedenle günümüzün temel sorusu artık sadece ‘kaç kişiyle iletişim kuruyoruz?’ değil, ‘kaç kişiyle gerçekten bağ kurabiliyoruz?’ sorusudur. Çünkü insan teknolojiyle konuşabilir, sosyal medyada görünür olabilir, kalabalıklar içinde yaşayabilir; fakat onu hayata bağlayan şey hala samimi, güvenilir ve anlamlı insan ilişkileridir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/bugunun-yalnizligi-insanlar-arasinda-insansiz-kalma-hali-1783689622.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcakta dışarıda yapılan yoğun aktivite ani ölüm riskini artırabiliyor!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sicakta-disarida-yapilan-yogun-aktivite-ani-olum-riskini-artirabiliyor-116990</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sicakta-disarida-yapilan-yogun-aktivite-ani-olum-riskini-artirabiliyor-116990</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, artan sıcak hava dalgalarının kalp ve damar sistemi üzerindeki hayati riskleri ile bu risklerden korunmak için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sıcaklık yükseldiğinde vücut damarları genişler ve yoğun terlemeyle sıvı kaybedilir!</strong></span></p>

<p>Son 15-20 yılda iklim değişikliğine bağlı olarak sıcak hava dalgalarının ciddi oranda artış gösterdiğini dile getiren&nbsp;Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Günümüzde Avrupa’nın birçok bölgesinde sıcaklıkların 30-35°C’nin üzerine çıkmasının, insanlarda acil servise başvuru ve ölüm oranlarını arttırdığı, kalp-damar sisteminde ciddi problemlere yol açtığı görülmekte.” dedi.</p>

<p>Çevre sıcaklığının belirli bir derecenin üzerine çıktığında vücudun iki temel reaksiyon gösterdiğine işaret eden&nbsp;Prof. Dr. Baltalı, “İlk olarak vücudu soğutmak amacıyla damarlar genişler, yani vazodilatasyon gerçekleşir. Bu durum tansiyonun düşmesine ve fenalık hissine neden olabilir. İkinci olarak da vücut ısısını dengelemek için terleme başlar, fakat yoğun terleme vücudun ciddi oranda sıvı kaybetmesine yol açar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Aşırı sıcaklar, özellikle yaşlılar ve kalp hastaları için hayati tehlike oluşturuyor!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Sıvı kaybı ve damar genişlemesi nedeniyle kalbin, tüm vücuda kan pompalayabilmek için daha fazla kasılmak ve daha hızlı çarpmak zorunda kaldığını vurgulayan&nbsp;Prof. Dr. Baltalı, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu durum kalbin iş yükünü ve oksijen ihtiyacını net bir şekilde artırır. Yüksek sıcaklıklar özellikle metabolik yanıtları azalan yaşlılar, kalp-damar hastalığı olanlar ve kalp yetmezliği hastaları için ciddi hayati tehlike oluşturur. Bunun yanı sıra sıcak hava dalgalarında, yani sıcaklığın 39-45 derecelere ulaştığı zamanlarda dışarıda hareket etmek risklidir. Sporcular her ne kadar antrenmanlı olsa da bu havalarda dışarıda çalışan işçilerde ve yoğun fiziksel aktivite gösterenlerde ölüm oranları çok net bir şekilde artar.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sıcak dalgalarında en büyük risk susuzluk ve yanlış saatlerde yapılan egzersiz!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Bu olumsuz etkilerden korunmak için sıcak dalgası olduğu zamanlarda mümkün olduğunca dışarı çıkmamak gerektiğinin altını çizen&nbsp;Prof. Dr. Baltalı, “Vücudun susuz kalmasını önlemek amacıyla bol sıvı tüketilmeli ve fiziksel aktiviteler kesinlikle günün en sıcak saatlerinde yapılmamalı. Dışarıda spor yapmak isteyenler bu aktiviteyi havanın daha serin olduğu sabah veya akşam saatlerine kaydırmalı.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 14:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/sicakta-disarida-yapilan-yogun-aktivite-ani-olum-riskini-artirabiliyor-1783682940.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD Pazarına Açılmanın Yol Haritası Malatya&#039;da Masaya Yatırıldı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/abd-pazarina-acilmanin-yol-haritasi-malatyada-masaya-yatirildi-116982</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/abd-pazarina-acilmanin-yol-haritasi-malatyada-masaya-yatirildi-116982</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ticaret ve Sanayi Odası ile Türk-Amerikan İşadamları Derneği iş birliğinde düzenlenen panelde, ABD pazarına giriş stratejileri ele alındı. MTSO Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, üretim ve ihracatın Malatya'nın geleceği için en önemli güç olduğunu belirterek yeni pazarlara açılmanın artık bir zorunluluk haline geldiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk-Amerikan İşadamları Derneği (TABA-AmCham) ile Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) iş birliğinde “ABD Pazarına Eyaletler Bazında Giriş Stratejileri: Fırsatlar ve Tehditler” paneli düzenlendi. MTSO 15 Temmuz Şehitleri Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelde, ABD pazarına giriş süreçleri, eyalet bazlı ticaret stratejileri, yatırım fırsatları ve ihracatta izlenecek yol haritaları masaya yatırıldı.</p>

<p>Panele Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Fatih Güven, Yeşilyurt Belediye Başkanı İlhan Geçit, TABA-AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı, MTSO Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, MATEK-DER Başkanı Mehmet Tüm, iş insanları ve ihracatçı firmaların temsilcileri katılım sağladı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607101115-hmznwkvwgaeqkuf.jpg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"ABD, TÜRK İHRACATÇISI İÇİN BÜYÜK BİR FIRSAT"</span></strong></p>

<p>Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren MTSO Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Türkiye’yi dış pazarlara açma vizyonuyla kurulan TABA-AmCham ile bu organizasyonu Malatya’da yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirtti. Doğru pazara, doğru ürün ve stratejiyle ulaşmanın önemine değinen Sadıkoğlu, ABD’nin 340 milyonluk nüfusu ve 30 trilyon doları aşan ekonomisiyle büyük fırsatlar sunduğunu belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>"Dünya kayısı başkenti olan Malatya’nın en büyük pazarı elbette ABD’dir. Üretimin olduğu yerde umut, ihracatın olduğu yerde kalkınma vardır. Yeni pazarların olduğu yerde ise güçlü bir gelecek vardır. Malatya’nın geleceği üretimde ve uluslararası ticarette yatmaktadır."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607101115-hmznwkqwuaeyvjr.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"DEPREM VE ZİRAİ DONA RAĞMEN ÜRETİMDEN VAZGEÇMEDİK"</span></strong></p>

<p>Malatya’nın son yıllarda büyük afetlerle mücadele ettiğini ve 6 Şubat depremlerinin üretim altyapısına büyük zarar verdiğini hatırlatan Sadıkoğlu, sanayici, tüccar ve esnafın zor şartlar altında üretimini sürdürdüğünü ifade etti. Geçen yıl yaşanan zirai donun da tarımsal üretimi derinden etkilediğini söyleyen Sadıkoğlu, küresel riskler karşısında pazar çeşitliliğinin artık bir zorunluluk olduğunu aktardı. Sadıkoğlu, MTSO olarak üyelerin dış pazarlara açılması için yoğun bir çalışma yürüterek son sekiz yılda pandemi ve depreme rağmen 300’ü aşkın eğitim, konferans ve panel gerçekleştirdiklerini sözlerine ekledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TABA-AMCHAM’A MALATYA ŞUBESİ ÇAĞRISI</span></strong></p>

<p>Konuşmasının sonunda Türk-Amerikan İşadamları Derneği’ne çağrıda bulunan Sadıkoğlu, derneğin kurucusu merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın memleketi olan Malatya’da bir şube açılmasının anlamlı olacağını ifade ederek, "Türk-Amerikan İşadamları Derneği’nin Malatya’da da bir şube açmasını arzu ediyor, bu yöndeki talebimizi Sayın Genel Başkanımız Süleyman Ecevit Sanlı’nın huzurunda ifade etmek istiyorum." dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607101115-hmznwkvwsaamddn.jpg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SANLI: "125 ÜLKEDE KÜRESEL İŞ AĞININ İÇİNDEYİZ"</span></strong></p>

<p>TABA-AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı ise Türkiye’nin üretim gücü, girişimcilik potansiyeli ve ihracat vizyonunu uluslararası pazarlara taşımayı hedeflediklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:&nbsp;"Türkiye ile Amerika arasındaki ticari, ekonomik ve stratejik ilişkilerin geliştirilmesine katkı sunmaya gayret ediyoruz. 125 ülkede faaliyet gösteren 135 Amerikan ticaret odasından oluşan küresel iş ağının içinde yer alıyoruz."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ABD PAZARINA GİRİŞ STRATEJİLERİ ANLATILDI</span></strong></p>

<p>Açılış konuşmalarının ardından düzenlenen panelde moderatörlüğü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar yaptı. Panelistler Prof. Dr. Musa Pınar, Mehmet Durdu Akan, Tayfun Selen, Av. Emine Ş. Karakaşlıoğlu, İlhan Kubilay Geçkil, Zeynep Sönmez İhtiyar ve P. Eyüp Ulu; ABD’de yatırım ve ticaret süreçleri, eyalet bazlı pazar yapıları, hukuki altyapı, sektör bazlı fırsatlar ile yatırımcıların karşılaşabileceği riskler konusunda katılımcıları bilgilendirdi.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/abd-pazarina-acilmanin-yol-haritasi-malatyada-masaya-yatirildi-1783675015.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tedavide Başarıyı Artık Hastalığın Evresi Değil Tümörün Genetiği Belirliyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/tedavide-basariyi-artik-hastaligin-evresi-degil-tumorun-genetigi-belirliyor-116948</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/tedavide-basariyi-artik-hastaligin-evresi-degil-tumorun-genetigi-belirliyor-116948</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olan meme kanseriyle mücadelede, tıp dünyası önemli bir dönüşüm yaşıyor. Artık tedavi başarısını belirleyen en önemli unsur hastalığın evresi değil, tümörün genetik ve biyolojik özellikleri oluyor. Bu sayede her hastaya standart tedavi yerine tamamen kişiye özel, hedefe yönelik akıllı tedavi stratejileri uygulanıyor. Bu yeni yaklaşım, hem tedavi başarısını artırıyor hem de hastaların gereksiz yan etkilere maruz kalmasını engelliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşegül Kargı, meme kanseri tedavisinde gelinen son noktayı değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda onkolojide en dikkat çeken gelişmelerden biri, halk arasında “akıllı bombalar” olarak da adlandırılan hedefe yönelik ilaç tedavileri olarak gösterilmektedir. Bu sistem, kanser hücresini tanıyan özel bir molekül ile hücreyi yok eden kemoterapi ajanının birleştirilmesini sağlar. Damardan uygulanan bu tedaviler, sağlıklı hücrelere zarar vermeden yalnızca kanserli hücreleri hedef alır. Böylece ilaç, adeta “adresini bularak” yalnızca hastalıklı hücreye etki eder. Özellikle agresif seyirli meme kanseri türlerinde yaşam süresini uzatırken, erken evre hastalarda da tedavi standartlarını yeniden şekillendirir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sıvı biyopsi ile kanseri geri dönüş riskini erken yakalamak mümkün</strong></span></p>

<p>Tedavi sonrası en önemli kaygılardan biri, hastalığın tekrar etme riskidir. Geleneksel yöntemlerde nüksü tespit etmek için görüntüleme yöntemlerinin sonuçları beklenirken, günümüzde “sıvı biyopsi” sayesinde çok daha erken müdahale imkânı doğmaktadır. Bu yöntemle kanda dolaşan tümöre ait genetik parçacıklar basit bir kan testiyle tespit edilebilir. Görüntüleme yöntemlerinde herhangi bir bulgu ortaya çıkmadan önce hastalık yeniden aktif hale gelirse erken dönemde müdahale edilmesi mümkün olmaktadır. Bu da tedavi planının daha stratejik şekilde yeniden düzenlenmesine olanak sağlar.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Genetik testler sayesinde gereksiz kemoterapi uygulamaları azalıyor</strong></span></p>

<p>Geçmişte tümör boyutu veya lenf nodu tutulumu nedeniyle birçok hastaya koruyucu amaçla kemoterapi uygulanırdı. Ancak günümüzde tümörün genetik özelliklerini analiz eden testler sayesinde bu yaklaşım büyük ölçüde değişti. Bazı yüksek riskli görünen hastalarda bile genetik analiz “düşük risk” sonucunu gösterebilir. Bu durumda kemoterapiye gerek kalmadan hastalar sadece hormon tedavileriyle takip edilebilir. Böylece saç dökülmesi, bulantı ve yorgunluk gibi kemoterapi yan etkilerinden kaçınılırken tedavi başarısı da korunabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Cerrahide amaç artık daha az müdahale ile daha yüksek yaşam kalitesi</strong></span></p>

<p>Modern meme kanseri cerrahisinde temel hedef, hastalığı tamamen ortadan kaldırırken hastanın yaşam kalitesini korumaktır. Geçmişte koltuk altındaki tüm lenf bezlerinin alınması, hastalarda kalıcı kol şişliği (lenfödem) ve hareket kısıtlılığı gibi sorunlara yol açabiliyordu. Güncel yaklaşımlar ise “bekçi lenf nodu” değerlendirmesi ile sınırlı cerrahiyi mümkün kılar. Az sayıda tutulum olsa bile tüm lenf bezlerinin alınması yerine daha koruyucu cerrahi yöntemler tercih edilebilir. Bu sayede hastalar, ömür boyu sürebilecek komplikasyon riskinden büyük ölçüde korunur.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Meme kanseri artık yönetilebilir bir hastalık olarak görülüyor</strong></span></p>

<p>Meme kanseri, günümüzde biyolojisi daha iyi anlaşılan ve akıllı tedavi yöntemleriyle yönetilebilen bir hastalık haline geldi. Ancak erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıkları hâlâ büyük önem taşır. Bu noktada üç temel öneri öne çıkıyor:&nbsp;</p>

<ul>
	<li>40 yaşından itibaren düzenli yıllık mamografi çekilmesi</li>
	<li>Tedavinin tümörün genetik yapısına göre planlanması</li>
	<li>Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi</li>
</ul>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/tedavide-basariyi-artik-hastaligin-evresi-degil-tumorun-genetigi-belirliyor-1783525432.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Sanayi Sitesindeki 3 Bin Esnaf Yetkililerden 2 Aylık Ek Süre İstiyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yeni-sanayi-sitesindeki-3-bin-esnaf-yetkililerden-2-aylik-ek-sure-istiyor-116945</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yeni-sanayi-sitesindeki-3-bin-esnaf-yetkililerden-2-aylik-ek-sure-istiyor-116945</guid>
                <description><![CDATA[MAGİNDER Başkanı Salih Karademir, Yeni Sanayi Sitesi'nde devam eden yıkım çalışmalarını yerinde inceleyerek, dükkanı yıkılan yaklaşık 3 bin esnafın mağdur olmaması için yetkililerden iki aylık geçiş süresi ve elektriklerin kesilmemesini talep etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Girişimci İş İnsanları Derneği (MAGİNDER) Başkanı Salih Karademir, Yeni Sanayi Sitesi Çavuşoğlu Mahallesi'nde devam eden yıkım çalışmalarını yerinde inceleyerek sanayi esnafıyla bir araya geldi. Esnafın sorunlarını dinleyen Karademir, yaşanan mağduriyetleri kamuoyuyla paylaşarak yetkililere çözüm çağrısında bulundu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DEVLETİMİZİN YÜRÜTTÜĞÜ ÇALIŞMALARI TAKDİR EDİYORUZ</span></strong></p>

<p>Deprem sonrası ağır hasarlı iş yerlerinin planlanan program doğrultusunda yıkıldığını belirten Karademir, devletin bölgede önemli bir çalışma yürüttüğünü ifade ederek şunları söyledi: "Bugün Yeni Sanayi Sitesi Çavuşoğlu Mahallemizde esnafımızla bir arayagedik. Devam eden yıkım çalışmalarını yerinde gördük. Devletimizin ortaya koyduğu iradeyi ve kararlılığı sahada görüyoruz. Altay Kışlası'nda yapımı süren sanayi sitesi bunun en önemli göstergelerinden biridir. Devletimiz esnafını yalnız bırakmıyor. Biz buna inanıyor ve güveniyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-08%20at%2010_38_46%20(1).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YAKLAŞIK ÜÇ BİN ESNAFIMIZIN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ</span></strong></p>

<p>Yeni Sanayi Sitesi'nde yaklaşık 3 bin esnafın faaliyet gösterdiğini ifade eden Karademir, geçiş sürecinde önemli sıkıntılar yaşandığını belirtti. Karademir, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:&nbsp;"Bugün burada en büyük problem, dükkânı yıkılan ancak henüz taşınabileceği bir iş yeri bulunmayan esnafımızdır. İnsanlarımız ne yapacağını bilemiyor. Esnafımızın tek talebi bir iki aylık ek süre verilmesi ve bu sürecin daha planlı yürütülmesidir. Biz de bu haklı talebi yetkililerimize iletiyoruz."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ESNAFIMIZ DEVLETİNE BAĞLIDIR KİMSE FARKLI ALGILAR OLUŞTURMAYA ÇALIŞMASIN</span></strong></p>

<p>Sanayi esnafının devlete olan güveninin tam olduğunu vurgulayan Karademir, kamuoyunda oluşabilecek yanlış değerlendirmelere de açıklık getirdi: "Özellikle bunun altını çizmek istiyorum. Esnafımız devletine bağlıdır, devletini sever ve devletine güvenir. Bazen farklı algılar oluşturulmaya çalışılıyor. Bunlar doğru değildir. Buradaki esnafımızın tek beklentisi mağdur edilmeden yeni iş yerlerine kavuşmaktır. Devletimizin de bunu sağlayacağına inanıyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-08%20at%2010_38_46%20(2).jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIRSATÇILIK YAPANLARA VİCDAN ÇAĞRISI YAPIYORUZ</span></strong></p>

<p>Yeni iş yeri arayan esnafın yüksek kira talepleriyle karşı karşıya kaldığını belirten Karademir, bu durumun üretimi olumsuz etkilediğini söyledi:&nbsp;"Bugün en önemli sorunlardan biri de kira fiyatlarıdır. Esnafımızdan aldığımız bilgiler doğrultusunda, daha önce çok daha düşük bedellerle kiralanan iş yerleri bugün üç-dört katı fiyatlarla isteniyor. Deprem gibi büyük bir afetten sonra böyle bir fırsatçılık kabul edilemez. Herkes vicdanıyla hareket etmeli. Esnafımız zaten zor şartlarda üretim yapmaya çalışıyor."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ELEKTRİKLER KESİLMESİN ESNAFIMIZA BİRAZ DAHA ZAMAN VERİLSİN</span></strong></p>

<p>Karademir, yıkım sürecinde üretimini sürdürmeye çalışan işletmeler için geçiş sürecinin kolaylaştırılması gerektiğini belirterek şöyle konuştu: "Esnafımızın bizden özellikle bir talebi var. Elektriklerin hemen kesilmemesini ve en az bir iki aylık bir geçiş süreci tanınmasını istiyorlar. Bu talebin dikkate alınması hem üretimin devamı hem de mağduriyetlerin önlenmesi açısından büyük önem taşıyor."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-08%20at%2010_38_46.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SANAYİ TEK MERKEZDE TOPLANMALI</span></strong></p>

<p>Sanayi esnafının farklı bölgelere dağılmasının uzun vadede doğru bir model olmayacağını ifade eden Karademir, kalıcı çözümün güçlü bir sanayi merkezi oluşturmak olduğunu söyledi:&nbsp;"Bugün sanayi üç dört farklı bölgeye bölünmüş durumda. Özyurt Sanayi Sitesi, Babuktu Sanayi Sitesi ve Altay Kışlası... Bizim düşüncemiz nettir. Sanayi tek merkezde toplanmalıdır. Altay Kışlası'nda yapımı devam eden iş yeri sayısı artırılmalı, en az 2 bin ila 2 bin 500 dükkâna ulaşılmalıdır. O zaman esnafımız çok daha sağlıklı şartlarda üretimine devam edecektir."</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ESNAFIMIZEN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ</span></strong></p>

<p>Açıklamasının sonunda tüm Malatyalılara geçmiş olsun dileklerini ileten MAGİNDER Başkanı Salih Karademir, esnafın haklı taleplerini ilgili kurumlara iletmeye devam edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:<br />
"Biz devletimize güveniyoruz. Bizim görevimiz esnafımızın sesi olmaktır. Bundan sonra da sahada olmaya, esnafımızın sorunlarını dile getirmeye ve çözümün takipçisi olmaya devam edeceğiz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-08%20at%2010_38_47.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA&nbsp;</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/yeni-sanayi-sitesindeki-3-bin-esnaf-yetkililerden-2-aylik-ek-sure-istiyor-1783522750.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lazer Göz Cerrahisinde Mevsim Değil Doğru Hasta Seçimi Önem Taşıyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/lazer-goz-cerrahisinde-mevsim-degil-dogru-hasta-secimi-onem-tasiyor-116936</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/lazer-goz-cerrahisinde-mevsim-degil-dogru-hasta-secimi-onem-tasiyor-116936</guid>
                <description><![CDATA[Kırma kusurlarının tedavisinde gözlük ve kontakt lens kullanımına alternatif olarak uygulanan lazer göz cerrahileri, gelişen teknoloji sayesinde her geçen yıl daha güvenli ve daha konforlu hale geliyor. Modern lazer sistemleriyle işlemler kısa sürede tamamlanırken, hastalar genellikle günlük yaşamlarına hızla dönebiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, lazer cerrahisinden başarılı sonuçlar sağlanmasında doğru hasta seçiminin kullanılan teknoloji kadar önemli olduğunu vurgulayarak, “Lazer göz cerrahisi  kişiye özel planlanması gereken tıbbi bir cerrahi işlemdir. Her göz lazer için uygun değildir; bu nedenle kornea yapısı, göz numarasının değişkenlik göstermemesi, göz yüzeyinin sağlığı ve hastanın beklentileri ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Doğru hastada, doğru yöntemin seçilmesiyle lazer cerrahisi; güvenli, konforlu ve hasta memnuniyeti yüksek bir tedavi seçeneğidir. Buradaki temel hedef yalnızca hastayı gözlükten kurtarmak değil, uzun vadede sağlıklı ve kaliteli bir görme düzeyi sağlamaktır” diyor. Toplumda yaygın olan ”Lazer göz cerrahisi sıcaklar nedeniyle yaz aylarında yapılmaz” inanışının da doğru olmadığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Gerekli muayeneler yapıldıktan ve ameliyat sonrası önerilere uyulduktan sonra lazer cerrahisi yaz aylarında da güvenle uygulanabilmektedir. Önemli olan mevsim değil, ameliyat öncesi değerlendirilmelerin eksiksiz yapılması ve ameliyat sonrasında hekimin önerilerine dikkat edilmesidir” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kırma kusurlarının tedavisinde gözlük ve kontakt lens kullanımına alternatif olarak uygulanan lazer göz cerrahileri, gelişen teknoloji sayesinde her geçen yıl daha güvenli ve daha konforlu hale geliyor.&nbsp;</strong>Modern lazer sistemleriyle işlemler kısa sürede tamamlanırken, hastalar genellikle günlük yaşamlarına hızla dönebiliyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong>&nbsp;lazer cerrahisinden başarılı sonuçlar sağlanmasında doğru hasta seçiminin kullanılan teknoloji kadar önemli olduğunu vurgulayarak,&nbsp;“Lazer göz cerrahisi &nbsp;kişiye özel planlanması gereken tıbbi bir cerrahi&nbsp;işlemdir. Her göz lazer için uygun değildir; bu nedenle kornea yapısı, göz numarasının değişkenlik göstermemesi, göz yüzeyinin sağlığı ve hastanın beklentileri ayrıntılı olarak&nbsp;değerlendirilmelidir.&nbsp;Doğru hastada, doğru yöntemin seçilmesiyle lazer cerrahisi; güvenli, konforlu ve hasta memnuniyeti yüksek bir tedavi seçeneğidir. Buradaki temel hedef yalnızca hastayı gözlükten kurtarmak değil, uzun vadede sağlıklı ve kaliteli bir görme düzeyi sağlamaktır” diyor.&nbsp;Toplumda yaygın olan ”Lazer göz cerrahisi sıcaklar nedeniyle yaz aylarında yapılmaz” inanışının da doğru olmadığını belirten&nbsp;<strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong>&nbsp;“Gerekli muayeneler yapıldıktan ve ameliyat sonrası önerilere uyulduktan sonra lazer cerrahisi yaz aylarında da güvenle uygulanabilmektedir. Önemli olan mevsim değil, ameliyat öncesi değerlendirilmelerin eksiksiz yapılması ve ameliyat sonrasında hekimin önerilerine dikkat edilmesidir” diyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Lazer göz cerrahisi nasıl bir tedavi yöntemidir?</strong></span></p>

<p>Lazer göz cerrahisi; miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurlarını düzeltmek amacıyla korneanın, yani gözün en önündeki saydam tabakanın özel lazer teknolojileriyle yeniden şekillendirilmesi işlemi olarak tanımlanıyor.&nbsp;Bir başka deyişle; gözlük ya da kontakt lensin dışarıdan yaptığı odaklama düzeltmesi, lazer cerrahisiyle kornea üzerinde kalıcı bir şekilde planlanıyor. Böylece ışığın retina üzerine daha doğru odaklanması ve bu etkisiyle gözlüksüz görme kalitesi artırılmaya çalışılıyor.&nbsp;Ayrıca bazı özel durumlarda, daha önceki göz ameliyatları sonrasında kalan küçük numaraların düzeltilmesinde ve bazı kornea yüzeyindeki sınırlı düzensizliklerin giderilmesinde de kişiye özel lazer uygulamalarından yararlanılabiliyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Günümüzde hangi lazer yöntemleri kullanılıyor?</strong></span></p>

<p>Günümüzde lazer göz cerrahisinde tek bir yöntem yerine, hastanın göz yapısına göre seçilen farklı teknolojiler uygulanıyor. En sık kullanılan yöntemler arasında LASIK, Femto-LASIK, PRK, No-Touch PRK, SMILE, topografi rehberli lazer ve wavefront rehberli lazer tedavileri yer alıyor.&nbsp;Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Önemli olan, hastanın hangi yöntemi istediğinden çok, göz yapısına hangi yöntemin daha güvenli ve daha doğru olduğunun belirlenmesidir. &nbsp;Hangi yöntemin uygun olduğu hastanın göz numarasına, kornea kalınlığına, kornea haritasına, göz kuruluğu durumuna, yaşına, mesleğine ve beklentisine göre belirlenmektedir” diyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Modern lazer cerrahileri hangi faydaları sağlıyor?&nbsp;</strong></span></p>

<p>Modern lazer &nbsp;cerrahilerinin en önemli faydası, tedavinin&nbsp;<strong>kişiye özel planlanabilmesi</strong>. LASIK, PRK, No-touch PRK, SMILE ve kişiye özel lazer seçenekleri sayesinde her hastaya aynı yöntemi uygulamak yerine, göz yapısına ve hastanın beklentisine en uygun tedavi planlanabiliyor. &nbsp;Doç. Dr. Burak Tanyıldız, bu sayede miyopi, hipermetropi ve astigmatizma tedavisinde daha güvenli, daha öngörülebilir ve daha konforlu sonuçlar elde edilebildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Yeni nesil lazer sistemlerinde kullanılan gelişmiş takip teknolojileri, işlem sırasında göz hareketlerini anlık olarak algılayarak lazerin doğru noktaya uygulanmasına yardımcı olmaktadır. Topografi ve wavefront rehberli uygulamalar sayesinde kişiye özel optik kusurlar daha ayrıntılı analiz edilebilmektedir. Bu da özellikle uygun hastalarda gece görüş kalitesi, kontrast duyarlılığı ve genel görme konforu açısından avantaj sağlayabilmektedir. &nbsp;İşlem süresinin genellikle kısa olması ve günlük yaşama dönüşün hızlı gerçekleşmesi de yeni nesil lazerlerin diğer önemli faydaları arasında yer almaktadır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Lazer göz cerrahisi nasıl gerçekleştiriliyor?</strong></span></p>

<p>Lazer göz cerrahisi, işlem öncesinde yapılan detaylı muayene ve ölçümlerle planlanıyor. Ameliyat sırasında damlalarla gözün uyuşması sağlanıyor; yani genel anesteziye veya enjeksiyona çoğu zaman gerek duyulmuyor. Seçilen yönteme göre lazer korneanın ön yüzeyini yeniden şekillendirerek ışığın retina üzerine daha doğru odaklanmasını sağlıyor.&nbsp;İşlem süresi uygulanan yönteme göre değişebilse de genellikle hazırlık aşamalarıyla birlikte kısa sürede tamamlanıyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Lazer göz cerrahisi her hasta için uygun bir yöntem midir?&nbsp;</strong></span></p>

<p>Genellikle 18 yaşını doldurmuş, göz numarası son dönemde belirgin değişmemiş, kornea kalınlığı ve kornea haritası uygun olan kişiler lazer cerrahisi için aday olabiliyor.&nbsp;Göz kuruluğu, göz tansiyonu, retina sağlığı ve genel göz muayenesi birlikte değerlendiriliyor.&nbsp;Doç. Dr. Burak Tanyıldız, lazer teknolojisi ne kadar gelişmiş olursa olsun, her göz yapısının bu işlem için uygun olmadığını belirterek, “Tedavinin başarısında en önemli nokta, lazerin hastanın göz yapısı için güvenli olup olmadığıdır.&nbsp;Lazer cerrahisinde gözün en önündeki saydam tabaka olan korneaya müdahale edilmektedir. Bu nedenle hasta seçiminde korneanın kalınlığı, şekli, düzeni ve biyomekanik dayanıklılığı çok dikkatli değerlendirilmelidir” diyor. &nbsp;Kornea yapısı uygun olmayan hastalarda işlem yapmanın ilerleyen dönemde görme kalitesini olumsuz etkileyebilecek sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Değerlendirme sonrasında hastaya lazer cerrahisi yapılıp yapılmayacağına ve yapılacaksa hangi yöntemin daha güvenli olduğuna karar verilmektedir” diye konuşuyor.&nbsp;Doç. Dr. Burak Tanyıldız, &nbsp;“Özellikle keratokonus şüphesi olanlarda, korneası ince veya düzensiz olanlarda, ileri derecede göz kuruluğu bulunanlarda, bazı romatizmal hastalıklarda, gebelik ve emzirme döneminde ise lazer cerrahisi uygun olmayabilir ya da ertelenebilir” bilgisini veriyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Etkisi kalıcı oluyor mu?</strong></span></p>

<p>Lazerle yapılan göz cerrahisinde hedeflenen düzeltme genellikle kalıcı oluyor. Özellikle göz numarası son dönemde değişmeyen, kornea yapısı uygun olan ve doğru yöntemle tedavi edilen hastalarda elde edilen sonuçlar uzun yıllar stabil şekilde devam edebiliyor.&nbsp;Ancak bu durum lazer cerrahisi sonrasında gözün yaşam boyunca hiç değişmeyeceği anlamına gelmiyor. Yaşla birlikte ortaya çıkan yakın görme ihtiyacı, katarakt gelişimi veya nadiren göz numarasında küçük değişiklikler zaman içinde görülebiliyor. &nbsp;Doç. Dr. Burak Tanyıldız, bu durumun lazerin etkisinin kaybolduğu anlamına gelmediğini, gözün doğal yaşlanma sürecinin bir sonucu olduğunu belirtiyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ameliyat sonrasında görme ne zaman düzeliyor?</strong></span></p>

<p>Lazer göz cerrahisi sonrasında görmenin toparlanma süresi uygulanan yönteme göre değişiyor. LASIK ve SMILE gibi yöntemlerde görme yetisi genellikle ilk 24-48 saat içinde belirgin şekilde düzelirken, PRK ve No-Touch PRK gibi yüzey lazerlerinde net görmeye ulaşma süresi ise birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişebiliyor.&nbsp;Bazı yöntemlerde ameliyat sonrasında kuruluk, yanma, batma, sulanma ve ışık hassasiyeti gibi sorunlar gelişebiliyor. Ancak bu şikayetler çoğunlukla geçici oluyor ve doktorun önerdiği damlalarla kontrol altına alınıyor.&nbsp;Enfeksiyon ve kornea zayıflaması gibi ciddi komplikasyonlar ise oldukça nadir görülüyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaz aylarında lazer cerrahisi sonrasında nelere dikkat etmeli?</strong></span></p>

<p>Lazer göz cerrahisi yazın yapılabiliyor; ancak iyileşme döneminde hijyen, güneşten korunma ve aktivite kısıtlamalarına özen göstermek tedavinin güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Genel olarak ilk bir hafta göze su kaçırmamaya, gözleri ovuşturmamaya ve makyaj yapmamaya dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Burak Tanyıldız, ameliyat sonrasında alınması gereken diğer önlemleri şöyle sıralıyor: “Havuz ve deniz suyu enfeksiyon ile irritasyon riskini artırabilmektedir. Bu nedenle çoğu hastada yaklaşık iki hafta beklemek uygun olur. Ameliyat sonrası ilk haftalarda güneş ışığına hassasiyet artabildiği için dış ortamda UV korumalı güneş gözlüğü kullanılması önerilmektedir. Ağır sporlar, temas sporları ve göz travması riski olan aktiviteler için ise genellikle birkaç hafta beklemek ve doktor kontrolü sonrası başlamak daha güvenli olmaktadır.”&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/dogru-hasta-secimi-teknoloji-kadar-onemli-1783507428.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sürdürülebilir ve Kaliteli Üretim İçin Tarım Ekipleri Sahadaki Hasat Çalışmalarını İnceledi</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/surdurulebilir-ve-kaliteli-uretim-icin-tarim-ekipleri-sahadaki-hasat-calismalarini-inceledi-116935</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/surdurulebilir-ve-kaliteli-uretim-icin-tarim-ekipleri-sahadaki-hasat-calismalarini-inceledi-116935</guid>
                <description><![CDATA[Malatya İl Tarım ve Orman Müdürü Osman Akar ve beraberindeki heyet, Akçadağ ile Yeşilyurt ilçelerindeki kayısı bahçelerini ziyaret ederek hasat çalışmalarını yerinde inceledi ve üreticilerin taleplerini dinledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya İl Tarım ve Orman Müdürü Osman Akar, Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Demet Köksal ile birlikte Akçadağ ve Yeşilyurt ilçelerinde bulunan kayısı bahçelerinde incelemelerde bulundu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607081201-hmsxid-wwaaak8j.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÜRETİCİLERİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ MASAYA YATIRILDI</span></strong></p>

<p>Hasat döneminde gerçekleştirilen saha ziyaretlerinde üreticilerle bir araya gelen heyet, bahçelerde devam eden hasat çalışmalarını yerinde inceledi. Ziyaretler sırasında üretimde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri üzerine üreticilerle karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607081201-hmsxk43wuaacchc.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALİTELİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİMİN ÖNEMİ VURGULANDI</span></strong></p>

<p>Ziyaretler kapsamında üreticilerin talep ve önerilerini dinleyen İl Müdürü Akar, kaliteli ve sürdürülebilir kayısı üretiminin önemine dikkat çekerek, üreticilere teknik konularda bilgilendirmelerde bulundu. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin üretimin her aşamasında sahada olmaya devam edeceğini belirten Akar, şu ifadeleri kullandı:&nbsp;"Üreticilere rehberlik ve teknik destek çalışmaları aralıksız sürdürülüyor."</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/surdurulebilir-ve-kaliteli-uretim-icin-tarim-ekipleri-sahadaki-hasat-calismalarini-inceledi-1783507121.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Togg kullanıcılarına yaz boyunca yüzde 20 indirimli şarj avantajı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/togg-kullanicilarina-yaz-boyunca-yuzde-20-indirimli-sarj-avantaji-116925</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/togg-kullanicilarina-yaz-boyunca-yuzde-20-indirimli-sarj-avantaji-116925</guid>
                <description><![CDATA[Togg, kullanıcılarının yaz aylarında artan hareketliliğine destek olmak amacıyla Trugo ile yeni bir avantaj sunuyor. Bu kapsamda, temmuz ve ağustos ayları boyunca autocharge özelliği aktif olan Trugo DC şarj istasyonlarında yüzde 20 indirim uygulanıyor. İndirim, autocharge, mobil uygulama ve filo ödeme yöntemleriyle gerçekleştirilen şarj işlemlerinde ödeme tutarına otomatik olarak yansıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Türkiye’nin mobilite alanında hizmet veren küresel teknoloji markası Togg, kullanıcılarını merkeze alan ekosistem avantajlarına yaz dönemine özel yeni bir halka ekledi. Yaz aylarında artan tatil ve şehirler arası yolculuk hareketliliği düşünülerek hazırlanan kampanya, Togg kullanıcılarına Trugo’ya ait autocharge özelliğiyle desteklenen (*) DC şarj cihazlarında gerçekleştirecekleri şarj işlemlerinde yüzde 20 indirim sunuyor. Temmuz ve ağustos ayları boyunca geçerli olacak kampanya, şarj maliyetlerini azaltarak elektrikli mobilite deneyimini daha erişilebilir ve avantajlı hale getiriyor.<br />
(*) &nbsp;Autocharge özelliğiyle desteklenen istasyonlar listesi Trugo uygulamasından görülebilir.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaz yolculuklarına serinleten avantaj</strong></span></p>

<p>Kampanya; autocharge, kredi kartı ve filo ödeme yöntemleriyle Trugo DC şarj cihazlarında gerçekleştirilen işlemlerde geçerli oluyor. İndirim tutarı, şarj işleminin tamamlanmasının ardından otomatik olarak hesaplanarak kullanıcıya yansıtılıyor. Böylece kullanıcılar, kupon kodu girmeden ve herhangi bir ek işlem yapmadan indirim avantajından doğrudan faydalanabiliyor.&nbsp;Kampanyadan yararlanmak için Togg kullanıcılarının akıllı cihaz yazılımlarını güncel sürümde kullanmaları yeterli oluyor. Kampanya, kupon koduyla sunulan kampanyalar ve diğer indirimlerle birleştirilemiyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Türkiye genelindeki hızlı şarj ağıyla yaz boyunca yanında</strong></span></p>

<p>Togg kullanıcıları, yaz boyunca bu avantajdan Trugo’nun Türkiye’nin 81 ilinin tamamına yayılan hızlı şarj ağında yararlanabiliyor. 81 ilde 1.500’den fazla ultra hızlı DC şarj istasyonu ve toplam 3.000’den fazla soketle hizmet veren Trugo, cihazlarında sertifikalı ve yüzde 100 yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerji kullanıyor. Trugo’nun ultra hızlı şarj altyapısı sayesinde Togg kullanıcıları, bataryalarını 30 dakikadan kısa sürede yüzde 20’den yüzde 80 doluluk oranına ulaştırabiliyor. Kullanıcılar, Türkiye genelindeki istasyonları Trugo mobil uygulaması ve web sitesi üzerinden takip edebiliyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 20:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/togg-kullanicilarina-yaz-boyunca-yuzde-20-indirimli-sarj-avantaji-1783443725.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Klinik Psikolog Seren Doğantekin İş Yaşamında Sağlıklı Sınırlar Koymanın Önemini Anlattı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/klinik-psikolog-seren-dogantekin-is-yasaminda-saglikli-sinirlar-koymanin-onemini-anlatti-116920</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/klinik-psikolog-seren-dogantekin-is-yasaminda-saglikli-sinirlar-koymanin-onemini-anlatti-116920</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, iş yaşamında sağlıklı sınırlar koyabilmenin, doğru şekilde ‘hayır’ diyebilmenin ve iş-yaşam dengesini korumanın psikolojik iyi oluş için öneminden bahsetti. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İş-yaşam dengesinde amaç, zamanı eşit bölüştürmek değil!</strong></span></p>

<p>Psikolojide iş-yaşam dengesinin, bireyin iş yaşamı ile özel yaşamındaki sorumluluklarını, ihtiyaçlarını ve rollerini birbirini tüketmeden sürdürebilmesi olarak tanımlandığını dile getiren Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Burada amaç, zamanı eşit bölüştürmekten çok, kişinin hem üretken olabildiği hem de dinlenebildiği sürdürülebilir bir yaşam kurabilmesidir.” dedi.</p>

<p>Dengenin bozulduğu durumlarda kronik stres, tükenmişlik sendromu, kaygı, depresif belirtiler, uyku sorunları ve ilişki çatışmalarının daha sık görüldüğünü ifade eden Doğantekin, uzun vadede iş performansının da olumsuz etkileneceğini kaydetti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>’Hayır’ demek, birçok kişi için sevilmeme korkusunu tetikliyor!</strong></span></p>

<p>‘Hayır’ demenin aslında yalnızca bir sözcük olmadığını vurgulayan Seren Doğantekin, “Birçok kişi için reddedilme, eleştirilme ya da sevilmeme korkusunu tetikleyen duygusal bir deneyimdir.” dedi.</p>

<p>Doğantekin, “Çocuklukta sevgiyi daha çok uyumlu olmak, fedakârlık yapmak ya da başkalarını memnun etmek üzerinden deneyimleyen bireyler, yetişkinlikte de kendi ihtiyaçlarını geri plana atmaya daha yatkın olabilirler. Bunun yanında çatışmadan kaçınma eğilimi, suçluluk duygusu, düşük özsaygı ve onaylanma ihtiyacı da sınır koymayı zorlaştıran önemli etkenlerdir. Kişi ‘hayır dersem beni yanlış anlarlar’ ya da ‘iyi bir çalışan ya da iyi bir insan olamam’ gibi düşünceler geliştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>’İyi insan olma’ çabası, kişinin kendi sınırlarını ihlal etmesine neden olabilir!</strong></span></p>

<p>Bencilliğin kişinin yalnızca kendi ihtiyaçlarını önemseyip başkalarının haklarını göz ardı etmesi olduğun aktaran Doğantekin, “Sağlıklı sınır koymak ise hem kendi haklarını hem de karşı tarafın haklarını gözetebilmektir. Psikolojik açıdan sağlıklı sınırlar, ilişkileri zayıflatmaz; aksine daha açık, dürüst ve güvenilir hale getirir.” dedi.</p>

<p>‘İyi insan olma’ algısının, bireylerin kendi sınırlarını ihlal etmesine neden olabildiğine değinen Doğantekin, “Özellikle ‘herkesi mutlu etmeliyim’, ‘kimseyi kırmamalıyım’ veya ‘fedakârlık yaparsam değer görürüm’ gibi katı inançlar, kişinin sürekli kendi ihtiyaçlarını ertelemesine neden olabilir. Zamanla bu durum tükenmişlik, öfke birikimi ve duygusal yorgunluk yaratabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İlk kez sınır koyarken suçluluk hissetmek, değişim sürecinin doğal bir parçası!&nbsp;</strong></span></p>

<p>İlk kez sınır koymaya başlayan kişilerin bazı zorluklarla karşılaşabileceğine işaret eden Seren Doğantekin, şunları söyledi:</p>

<p>“İlk sınırlar genellikle en zor olanlardır. Çünkü çevre, kişinin yıllardır sürdürdüğü uyumlu davranış biçimine alışmıştır. Bu nedenle şaşırma, itiraz etme veya eski düzeni devam ettirmeye çalışma gibi tepkiler görülebilir. Kişi ise yoğun suçluluk hissedebilir ve ‘acaba fazla mı tepki verdim’ diye düşünebilir. Ancak bu süreç değişimin doğal bir parçasıdır. Sınırlar tutarlı, sakin ve saygılı bir şekilde sürdürüldüğünde hem kişi kendine daha fazla saygı duymaya başlar hem de çevresi zamanla bu yeni iletişim biçimine uyum sağlar.”&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>’Hayır’ demenin değil, nasıl söylendiğinin önemi büyük!</strong></span></p>

<p>İş yaşamında önemli olanın sadece ‘hayır’ demek olmadığını kaydeden Doğantekin, “Önemli olan bunu nasıl söylediğimizdir.” dedi.</p>

<p>Kararlı ama saygılı bir iletişim dili kullanılması gerektiğini hatırlatan Doğantekin, “Suçlayıcı ya da savunmacı olmadan mevcut iş yükünü açıklamak ve gerekirse alternatif sunmak etkili bir yaklaşımdır. Örneğin, ‘Bu görevi de üstlenirsem mevcut işlerimin kalitesi düşebilir. Öncelikleri birlikte değerlendirebilir miyiz?’ şeklindeki bir ifade hem çözüm odaklıdır hem de profesyonel sınırları korur. Kararlı iletişim, kişinin hem kendisine hem de karşısındaki kişiye saygı duymasını sağlar.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Söylenemeyen ’hayır’, pasif-agresif davranışlara dönüşebilir!</strong></span></p>

<p>Doğrudan sınır koyamayan kişilerin çoğu zaman istemedikleri sorumlulukları kabul ettiklerine dikkat çeken Seren Doğantekin, “Ancak bastırılan öfke tamamen ortadan kalkmaz; farklı yollarla kendini gösterir. İşleri geciktirmek, isteksiz çalışmak, alaycı konuşmalar yapmak, iletişimi kesmek veya sessiz tepki vermek pasif-agresif davranışlara örnek olabilir. Aslında kişi söyleyemediği ‘hayır’ı davranışlarıyla ifade etmeye çalışmaktadır.” dedi.</p>

<p>Bazı kişilik özelliklerinin sınır koymayı kolaylaştırabildiğini ya da zorlaştırabildiğini ifade eden Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ancak ‘hayır’ diyebilmek büyük ölçüde öğrenilebilen bir iletişim becerisidir. Kararlı iletişim becerileri geliştirildikçe kişi duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmeyi öğrenir. Küçük adımlarla başlamak, suçluluk duygusunu fark etmek ve her ‘hayır’ın ilişkiyi bozmayacağını deneyimlemek bu gelişim sürecini destekler. Gerektiğinde psikolojik destek almak da bu becerinin kazanılmasına katkı sağlayabilir.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/saglikli-sinirlar-profesyonel-iliskileri-guclendiriyor-1783433267.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yüksek Kira Bedelleri ve Kredi Sıkıntıları Malatya Esnafını Ciddi Şekilde Zorluyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yuksek-kira-bedelleri-ve-kredi-sikintilari-malatya-esnafini-ciddi-sekilde-zorluyor-116918</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yuksek-kira-bedelleri-ve-kredi-sikintilari-malatya-esnafini-ciddi-sekilde-zorluyor-116918</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu; şehir merkezindeki iş yeri teslimlerinin hızlandırılması, kalıcı yerleri verilmeden konteyner esnafının tahliye edilmemesi ve işletmelere özel finansman desteği sağlanması gerektiğini belirtti. Yüksek kira bedellerinin esnafı çıkmaza sürüklediğini ifade eden Sadıkoğlu, kalıcı adımların vakit kaybedilmeden atılması çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, deprem felaketinin ardından kentteki ticari hayatın toparlanma sürecine ilişkin uyarılarda ve çağrılarda bulundu. Sadıkoğlu; şehir merkezindeki iş yeri teslim süreçlerinin hızlandırılmasını, konteyner çarşılarda faaliyet gösteren işletmelerin iş yerleri teslim edilmeden tahliye edilmemesini ve iş dünyasına özel finansman desteği sağlanmasını talep etti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İŞ YERİ TESLİMLERİ HIZLANDIRILMALI</span></strong></p>

<p>Şehir merkezindeki ticari hayatın yeniden canlanabilmesi için iş yerlerinin tamamlanarak hak sahiplerine teslim edilmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Sadıkoğlu, bazı bölgelerde teslimlerin başladığını ancak ana ticaret akslarında çalışmaların sürdüğünü belirtti. Sadıkoğlu, iş yerlerinin tamamı teslim edilmeden Malatya’da ticari hareketliliğin istenilen seviyeye ulaşmasının mümkün olmadığını belirterek, inşaat ve teslim süreçlerinin hızlandırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KONTEYNER ESNAFI TAHLİYE EDİLMEMELİ</span></strong></p>

<p>Konteyner iş yerlerinde faaliyet gösteren işletmelerin yeni iş yerlerine kavuşmadan tahliye edilmesinin doğru olmayacağını vurgulayan Sadıkoğlu, depremden bu yana yaklaşık 4 bin işletmenin 21 metrekarelik konteynerlerde ayakta kalmaya çalıştığını kaydetti. Birçok esnafın günü siftahsız kapattığını belirten Sadıkoğlu, kalıcı iş yerleri teslim edilene kadar konteynerlerde faaliyet gösteren işletmelere müsaade edilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YÜKSEK KİRA BEDELLERİ ESNAFI ZORLUYOR</span></strong></p>

<p>Yeni çarşıdaki yüksek kira bedellerinin özellikle deprem öncesinde kiracı olan işletmeleri zor durumda bıraktığını ifade eden Sadıkoğlu, konteynerde faaliyet gösteren esnafın mevcut ekonomik şartlarda bu kira yükünü taşımasının mümkün olmadığını söyledi. Deprem öncesinde kiracı olan işletmelerin de iş yeri sahibi olabilmesine yönelik yeni düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Sadıkoğlu, bunun Malatya’nın ticari geleceği açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p>KAYNAK: MHA</p>

<p>İŞ DÜNYASINA ÖZEL FİNANSMAN DESTEĞİ ŞART</p>

<p>Finansmana erişimin iş dünyasının en önemli sorunlarından biri olduğunu dile getiren Sadıkoğlu, artan maliyetler, daralan piyasa ve nakit akışındaki sıkıntılar nedeniyle işletmelerin ciddi zorluk yaşadığını söyledi. 6 Şubat depremleri ile zirai don felaketinin Malatya ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirten Sadıkoğlu, işletmelere yönelik özel finansman modeli hazırlanmasını, krediye erişimin kolaylaştırılmasını ve mevcut kredi kısıtlamalarının yeniden değerlendirilmesini istedi.</p>

<p>Sadıkoğlu, Malatya’nın ekonomik toparlanmasının hızlanabilmesi için kamu kurumları, finans sektörü ve ilgili tüm paydaşların ortak hareket etmesi gerektiğini belirterek, iş dünyasının taleplerine yönelik adımların vakit kaybedilmeden atılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 15:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/yuksek-kira-bedelleri-ve-kredi-sikintilari-malatya-esnafini-ciddi-sekilde-zorluyor-1783429945.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cilt Yaşlanmasının Asıl Sorumlusu Takvim Yaprakları Değil Güneş Işınları Çıktı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/cilt-yaslanmasinin-asil-sorumlusu-takvim-yapraklari-degil-gunes-isinlari-cikti-116913</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/cilt-yaslanmasinin-asil-sorumlusu-takvim-yapraklari-degil-gunes-isinlari-cikti-116913</guid>
                <description><![CDATA[Aynaya baktığınızda gördüğünüz ince kırışıklıkların, cilt lekelerinin ve elastikiyet kaybının ne kadarı yaşınızdan kaynaklanıyor dersiniz? Çoğumuz bunları yaş almanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görüyoruz. Oysa uzmanlara göre cilt yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri takvim yaprakları değil, yıllar boyunca korunmasız maruz kaldığımız güneş ışınları. Dermatolojide ”fotoyaşlanma” olarak adlandırılan bu süreç, cildin biyolojik yaşından daha yaşlı görünmesine neden olurken, uzun vadede cilt kanseri riskini de artırabiliyor. Güneşten korunmanın yalnızca estetik bir tercih olmadığına dikkat çeken Acıbadem Life Danışmanı Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı, ”Güneşten korunmak cildin sağlıklı yaşlanmasını sağlayan en etkili alışkanlıklardan biridir. Üstelik cildinizi koruyan bir güneş kreminde bakmanız gereken ilk özellik, çoğu kişinin sandığı gibi yalnızca SPF değeri değil” uyarısında bulunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aynaya baktığınızda gördüğünüz ince kırışıklıkların, cilt lekelerinin ve elastikiyet kaybının ne kadarı yaşınızdan kaynaklanıyor dersiniz? Çoğumuz bunları yaş almanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görüyoruz. Oysa uzmanlara göre cilt yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri takvim yaprakları değil, yıllar boyunca korunmasız maruz kaldığımız güneş ışınları. Dermatolojide ”fotoyaşlanma” olarak adlandırılan bu süreç, cildin biyolojik yaşından daha yaşlı görünmesine neden olurken, uzun vadede cilt kanseri riskini de artırabiliyor. Güneşten korunmanın yalnızca estetik bir tercih olmadığına dikkat çeken&nbsp;<strong>Acıbadem Life Danışmanı Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, ”Güneşten korunmak cildin sağlıklı yaşlanmasını sağlayan en etkili alışkanlıklardan biridir. Üstelik cildinizi koruyan bir güneş kreminde bakmanız gereken ilk özellik, çoğu kişinin sandığı gibi yalnızca SPF değeri değil” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>GÜNEŞİN FOTOYAŞLANMA ETKİSİNİN FARKINDA DEĞİLİZ!</strong></span></p>

<p>Cildimiz yaş aldıkça kırışıklıklar, lekeler ve elastikiyet kaybı oluşuyor. Çoğu zaman bunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüyor, güneşin etkisini önemsemiyoruz. Oysa cildimizi yaşlandıran tek etken takvim yaprakları değil. Yıllar boyunca güneşin ultraviyole (UV) ışınlarına korunmasız maruz kalmanın cildin kolajen ve elastin liflerine zarar vererek kırışıklıkların erken ortaya çıkmasına neden olduğunu söyleyen&nbsp;<strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, “Kırışıkların yanı sıra ciltte renk düzensizliklerine, lekelenmelere ve cildin sıkılığını kaybetmesine neden olabiliyor. Dermatolojide buna ”fotoyaşlanma” diyoruz. Bu süreç cildin biyolojik yaşından daha yaşlı görünmesine yol açar. Güneşten korunma yalnızca yaz aylarında değil, yıl boyunca günlük cilt bakımının bir parçası olmalı. Düzenli ve doğru güneş koruyucu kullanımı, cilt sağlığını korumak ve sağlıklı yaşlanmayı desteklemek için en etkili yöntemlerden biridir” diyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>ŞİDDETLİ GEÇİRİLEN GÜNEŞ YANIKLARI CİLT KANSERİNE DAVETİYE</strong></span></p>

<p>Güneş ışınlarının kısa vadede güneş yanığı, kızarıklık ve hassasiyet yapabildiğini, uzun vadede ise güneş lekeleri ve cilt kanseri gelişme riskini arttığını belirten&nbsp;<strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı,&nbsp;</strong>“Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde geçirilen şiddetli güneş yanıkları, ilerleyen yaşlarda cilt kanseri açısından önemli bir risk faktörüdür” uyarısında bulunuyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>CİLDİMİZİ SESSİZCE YAŞLANDIRIYOR</strong></span></p>

<p>Cildimizi yıllar içinde sessizce yaşlandıran bu sürecin önüne geçmenin mümkün olduğunu belirten&nbsp;<strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, “Bunun en etkili yolu, güneşten korunmayı yalnızca yaz tatillerinde hatırlanan bir alışkanlık olmaktan çıkarıp yıl boyunca günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline getirmek. Düzenli ve doğru kullanılan güneş koruyucular yalnızca güneş yanıklarını önlemekle kalmaz; ciltte kırışıklıkların, lekelerin ve elastikiyet kaybının gelişimini de yavaşlatır” ifadelerini kullanıyor.&nbsp;</p>

<p>Ancak güneş koruyucu kullanırken yapılan en büyük hata, onu yalnızca yaz aylarında ya da denize giderken kullanılan bir ürün olarak görmek oluyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>GÜNEŞ KREMİ SEÇERKEN SADECE SPF DEĞERİNE Mİ BAKIYORSUNUZ?&nbsp;</strong></span></p>

<p>Güneş kremi seçerken toplumda sıklıkla SPF değeri konuşuluyor. SPF değeri ne kadar yüksekse koruyuculuk oranının da o kadar yükseldiğine inanılıyor.&nbsp;<strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı,</strong>&nbsp;“Güneş kremi seçerken öncelikle ürünün geniş spektrumlu (broad spectrum) olmasına dikkat edilmelidir. Bu özellik, hem UVB hem de UVA ışınlarına karşı koruma sağlar. Günlük kullanım için en az SPF 30, yoğun güneş maruziyetinde ise SPF 50 ve üzeri ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca cilt tipine uygun ürün seçimi de önemlidir. Yağlı ve akneye eğilimli ciltlerde komedojenik olmayan hafif yapılı, kuru ciltlerde ise nemlendirici özellikte ürünler daha uygun olacaktır” diyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>YÜZ İÇİN AYRI GÜNEŞ KREMİNE GEREK YOK AMA…&nbsp;</strong></span></p>

<p>Yüz için ayrı bir güneş kremi kullanmanın zorunlu olmadığını belirten&nbsp;<strong>Acıbadem Life Danışmanı Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı,</strong>&nbsp;“Ancak yüz derisinin vücudun diğer bölgelerine göre daha ince ve hassas olması nedeniyle bu bölgeye özel geliştirilen ürünler avantaj sağlayabiliyor. Yüze özel güneş koruyucular daha hafif dokulu oldukları için özellikle göz çevresinde daha iyi tolere edilir. Akneye eğilimli, rozasea ya da leke problemi bulunan kişilerde ise cilt tipine uygun yüze özel ürünlerin tercih edilmesi daha konforlu ve etkili bir koruma sağlayabilir” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>GÜNEŞ KREMİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL</strong></span></p>

<p>Güneşten korunmanın yalnızca güneş kremi kullanmakla sınırlı olmadığını vurgulayan&nbsp;<strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, ”En etkili korunma, güneş koruyucuyu diğer fiziksel korunma yöntemleriyle birlikte uygulamaktır. Özellikle güneş ışınlarının en dik geldiği 10.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca doğrudan güneşe maruz kalmamak, geniş kenarlı şapka, UV koruyucu gözlük ve uygun giysiler kullanmak cilt hasarını azaltmada önemli rol oynar” diyor.&nbsp;</p>

<p>Güneş koruyucuların dışarı çıkmadan yaklaşık 15-20 dakika önce yeterli miktarda uygulanması gerektiğini belirten&nbsp;<strong>Dr. Şam Sarı</strong>, terleme, yüzme veya havluyla kurulanmanın ardından ve en geç iki saatte bir güneş koruyucunun yenilenmesinin koruyuculuğun devamı açısından büyük önem taşıdığını ifade ediyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/cilt-yaslanmasinin-asil-sorumlusu-takvim-yapraklari-degil-gunes-isinlari-cikti-1783422133.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tek Bir Davranıştan Yola Çıkarak Karşı Tarafı Etiketlemek Savunma Mekanizmasını Tetikliyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/tek-bir-davranistan-yola-cikarak-karsi-tarafi-etiketlemek-savunma-mekanizmasini-tetikliyor-116897</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/tek-bir-davranistan-yola-cikarak-karsi-tarafi-etiketlemek-savunma-mekanizmasini-tetikliyor-116897</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sena Kalaz, kişiliği ve davranışı hedef alan eleştirinin farkları ile kişinin psikolojisi üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Eleştiride hedef kişilik değil, davranış olmalı!</strong></span></p>

<p>Eleştirinin, doğru kullanıldığında bireysel gelişimi destekleyen en önemli iletişim araçlarından biri olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Ancak bunun için odağın kişinin karakterine değil, gözlemlenebilir davranışlarına yönelmesi gerekir.” dedi.</p>

<p>Davranışa odaklanan eleştirinin, kişinin yaptığı belirli bir eylemi, o eylemin sonuçlarını ve değiştirilebilir yönlerini ele alırken, kişiliğe yönelik eleştirinin bireyin kimliğini hedef aldığına işaret eden Kalaz, “Örneğin, ‘sen dikkatsiz bir insansın’ demek yerine ‘bu raporda bazı ayrıntılar gözden kaçmış, bunları birlikte gözden geçirebiliriz’ demek hem aynı sorunu ifade eder hem de kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olmaz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İnsan beyni, kimliğine yönelik tehditleri fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabilir!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Psikolojik açıdan kişiliğe yönelik eleştirilerin daha yıkıcı olduğuna dikkat çeken&nbsp;Sena Kalaz, “Çünkü kişilik, bireyin benlik algısının ve öz değerinin temel bileşenlerinden biridir.” dedi.</p>

<p>İnsan beyninin kimliğine yönelik tehditleri, fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabileceğini aktaran Kalaz, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu nedenle kişiliğe yönelik olumsuz ifadeler savunmacılığı artırır, utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur. Buna karşılık davranış odaklı geri bildirim, değiştirilebilir ve kontrol edilebilir bir durumu işaret ettiği için bireyde ‘ben kötü bir insanım’ yerine ‘bu davranışımı farklı yapabilirim’ düşüncesini destekler. Bu nedenle davranış odaklı geri bildirimler psikoloji literatüründe daha yapıcı kabul edilir; çünkü suçlayıcı değil geliştirici bir yaklaşım sunar, öğrenmeyi teşvik eder ve öz yeterlilik duygusunu korur.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İnsanlar çoğu zaman tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi etiketleme eğilimi gösterir!&nbsp;</strong></span></p>

<p>İnsanlar eleştiri yaparken sıklıkla kişiliğe yönelme eğilimi gösterdiklerini kaydeden&nbsp;Kalaz, “Bunun en önemli nedenlerinden biri, öfke ve hayal kırıklığı gibi yoğun duygular yaşandığında beynin olayları genelleyerek değerlendirme eğilimidir. Tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi ‘sorumsuz’, ‘bencil’, ‘tembel’ ya da ‘saygısız’ olarak etiketlemek daha kolay gelir.” dedi.&nbsp;</p>

<p>Ayrıca çocukluk döneminde aile içinde ya da okul ortamında maruz kalınan iletişim biçimlerinin de bu alışkanlığı pekiştirdiğini dile getiren Kalaz, “Sürekli kişiliği eleştirilerek büyüyen bireyler, yetişkinlikte farkında olmadan aynı dili kullanabilirler. Bunun yanında iletişim becerilerinin yetersiz olması, davranış ile kişilik arasındaki ayrımın bilinmemesi ve temel yükleme hatası olarak adlandırılan bilişsel eğilim de kişilik odaklı eleştirileri artırır; insanlar başkalarının hatalarını çoğu zaman karakter özellikleriyle açıklarken, kendi hatalarını koşullara bağlama eğilimindedir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kişiliği değil, davranışı eleştirmek değişim motivasyonunu artırır!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Davranışa odaklanan bir yaklaşımın, bireyin değişim motivasyonunu önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden&nbsp;Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Çünkü insanlar değiştirebilecekleri alanlara ilişkin geri bildirim aldıklarında daha fazla sorumluluk üstlenir, çözüm üretmeye yönelir ve gelişim için çaba göstermeye istekli olurlar.” dedi.</p>

<p>Kişiliği hedef alınan bireyin ise çoğunlukla umutsuzluk hissettiğini belirten Kalaz, “‘Ben zaten böyle biriyim’ düşüncesi değişim isteğini azaltabilir. Davranış odaklı geri bildirim ise gelişim zihniyetini destekler ve bireyin yaptığı davranışın kimliğiyle eş anlamlı olmadığını hissettirir. Bu durum özellikle çocukların eğitiminde, çift ilişkilerinde, ebeveyn tutumlarında ve iş yaşamında daha sağlıklı iletişim kurulmasını sağlar.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sağlıklı eleştiri; empati, saygı ve çözüm odaklı iletişimle mümkündür!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Sağlıklı bir eleştiri kültürünün toplumda gelişebilmesi için öncelikle aile içinde çocuklara yargılayıcı değil açıklayıcı bir iletişim modeli sunulması gerektiğine vurgu yapan&nbsp;Kalaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Okullarda duygusal farkındalık ve etkili iletişim becerileri öğretilmeli, iş yaşamında ise geri bildirim kültürü yalnızca hata odaklı değil, güçlü yönleri de görünür kılan dengeli bir anlayışla uygulanmalı. Eleştirinin doğru zamanlama ile yapılması, somut örneklere dayanması, çözüm önerisi içermesi, empatiyle sunulması ve kişinin onurunu zedelemeyecek bir dil kullanılması da bu kültürün temel unsurlarıdır. Doğruları ifade etmek yalnızca dürüst olmak değil, aynı zamanda bunu karşımızdaki kişinin gelişimine katkı sağlayacak, saygılı ve yapıcı bir iletişim diliyle yapabilmek anlamına da gelir. Çünkü insanlar en çok yargılandıklarında değil, anlaşıldıklarını hissettiklerinde değişime açık hale gelirler ve gerçek anlamda etkili eleştiri de tam olarak bu zeminde mümkün olur.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 20:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/elestiride-dogru-yaklasim-fark-yaratiyor-1783357895.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk ve Amerikan İş Dünyasının Temsilcileri Malatya’da Düzenlenecek Panelde Buluşuyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/turk-ve-amerikan-is-dunyasinin-temsilcileri-malatyada-duzenlenecek-panelde-bulusuyor-116891</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/turk-ve-amerikan-is-dunyasinin-temsilcileri-malatyada-duzenlenecek-panelde-bulusuyor-116891</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ticaret ve Sanayi Odası ev sahipliğinde, iş dünyasının önemli kuruluşlarının iş birliğiyle düzenlenecek panelde, ABD pazarına eyalet bazlı giriş stratejileri, yatırım fırsatları, hukuki altyapı ve ihracat olanakları uzman isimler tarafından mercek altına alınacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası ev sahipliğinde düzenlenecek panelde, ABD pazarına eyalet bazlı giriş stratejileri, yatırım fırsatları ve ihracat olanakları uzman isimler tarafından değerlendirilecek.</p>

<p>1987 yılında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın öncülüğünde kurulan Türk-Amerikan İş Adamları Derneği (TABA-AmCham) ile Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyoncular Derneği (MATEK-DER) ve Malatyalı İş İnsanları Derneği (MİAD) iş birliğinde, "ABD Pazarına Eyaletler Bazında Giriş Stratejileri: Fırsatlar ve Tehditler" konulu panel düzenlenecek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">9 TEMMUZ'DA...</span></strong></p>

<p>9 Temmuz 2026 Perşembe günü MTSO Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek organizasyonda, Malatya başta olmak üzere bölge ekonomisinin önde gelen sanayici, ihracatçı, yatırımcı ve iş insanları bir araya gelecek.</p>

<p>Programın açılış konuşmalarını TABA-AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı, MTSO Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu ile MATEK-DER Başkanı Mehmet Tüm yapacak. Panelin moderatörlüğünü ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve ekonomi yazarı Vahap Munyar üstlenecek.</p>

<p>Panelde, TABA-AmCham Yüksek İstişare Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Musa Pınar ve Tayfun Selen, TABA-AmCham New Jersey Temsilcisi Peter Eyüp Ulu, TABA-AmCham Tekstil-Hammadde Komite Başkanı Mehmet Durdu Akan, Başkan Başdanışmanı Av. Emine Şahin Karakaşlıoğlu ile TABA-AmCham üyeleri Zeynep Sönmez İhtiyar ve Av. İlhan Kubilay Geçkil konuşmacı olarak yer alacak.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607061557-bd6762de-d571-459b-a3bc-87aa48dceeb8.jpeg" style="height:800px; width:640px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">EYALET BAZLI TİCARET VE YATIRIM FIRSATLARI DEĞERLENDİRİLECEK</span></strong></p>

<p>Panel kapsamında ABD’nin farklı eyaletlerindeki yatırım ve ticaret potansiyeli, sektörel avantajlar, yatırım teşvikleri, şirket kuruluş süreçleri ve hukuki altyapı ayrıntılı şekilde ele alınacak. Bunun yanı sıra küresel ticarette öne çıkan riskler, lojistik imkanları ve ABD pazarına giriş stratejileri uzman isimlerin sunumlarıyla değerlendirilecek.</p>

<p>Programda üretim, tekstil, gıda, tarım, makine, otomotiv yan sanayi, teknoloji, enerji, lojistik, hizmet ve dış ticaret sektörlerine yönelik güncel veriler, pazar analizleri ve yatırım fırsatları da katılımcılarla paylaşılacak.</p>

<p>ABD ile ticaret hacmini artırmayı, yeni pazarlara açılmayı ve uluslararası rekabet gücünü geliştirmeyi hedefleyen sanayici, yatırımcı ve ihracatçılar için önemli bir buluşma olması beklenen panelin, Malatya ve bölge ekonomisine yeni iş birlikleri ile ihracat bağlantıları kazandırması hedefleniyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607061557-33eb6212-0c5e-4b2d-90ae-7fc913863453.jpeg" /></p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/turk-ve-amerikan-is-dunyasinin-temsilcileri-malatyada-duzenlenecek-panelde-bulusuyor-1783347499.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çalışma Hayatı ve Savunma Sanayii Yatırımları Malatya’da Düzenlenecek Olan Toplantıda Masaya Yatırılacak</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/calisma-hayati-ve-savunma-sanayii-yatirimlari-malatyada-duzenlenecek-olan-toplantida-masaya-yatirilacak-116887</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/calisma-hayati-ve-savunma-sanayii-yatirimlari-malatyada-duzenlenecek-olan-toplantida-masaya-yatirilacak-116887</guid>
                <description><![CDATA[MÜSİAD’ın 112. Genel İdare Kurulu Toplantısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün'ün katılımıyla 10-11 Temmuz tarihlerinde Malatya’da gerçekleştirilecek. Yaklaşık 400 iş insanını buluşturacak zirvede, kente kazandırılacak kreş projesi de tanıtılacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>MÜSİAD’ın 112. Genel İdare Kurulu Toplantısı, 10-11 Temmuz tarihlerinde Malatya’da gerçekleştirilecek. Türkiye’nin dört bir yanından yaklaşık 400 iş insanını buluşturacak organizasyonda çalışma hayatı, savunma sanayii ve yatırım gündemi ele alınırken, Malatya’ya kazandırılacak kreş projesinin de tanıtılması bekleniyor.</p>

<p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) tarafından her altı ayda bir farklı bir ilde düzenlenen Genel İdare Kurulu Toplantısı’nın 112’ncisi, 10-11 Temmuz tarihlerinde Malatya’da yapılacak. Türkiye’nin 81 ilinden yaklaşık 400 şube başkanı, yönetim kurulu üyesi ve genel merkez yöneticisini bir araya getirecek organizasyonun, Malatya’nın ekonomik ve ticari potansiyelinin tanıtılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.</p>

<p>MÜSİAD Malatya Şube Başkanı Yunus Akçin, toplantının sadece teşkilat açısından değil, Malatya’nın yeniden yapılanma ve kalkınma süreci açısından da önemli bir fırsat olduğunu belirtti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAKAN IŞIKHAN VE PROF. DR. HALUK GÖRGÜN KATILACAK</span></strong></p>

<p>Program kapsamında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla çalışma hayatı, istihdam politikaları, işverenlerin karşılaştığı sorunlar ve üretim odaklı kalkınma modeli ele alınacak. Kamu ile iş dünyası arasındaki iş birliğinin geliştirilmesine yönelik istişarelerin de toplantının önemli başlıkları arasında yer alacağı bildirildi.</p>

<p>Toplantının bir diğer önemli konuğu ise Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün olacak. Programda Türkiye’nin savunma sanayiindeki gelişimi, yüksek teknoloji yatırımları ile yerli ve milli üretim vizyonuna ilişkin değerlendirmeler paylaşılacak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’YA KREŞ PROJESİ KAZANDIRILACAK</span></strong></p>

<p>Toplantının Malatya açısından önemli çıktılarından birinin de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile MÜSİAD arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında hayata geçirilecek kreş projesi olacağı açıklandı. Deprem sonrası yeniden yapılanma sürecindeki kentte uygulanacak projenin, çalışan ailelere destek sağlaması ve sosyal kalkınmaya katkı sunması amaçlanıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“MALATYA, ÜRETİM VE KALKINMA VİZYONUNA EV SAHİPLİĞİ YAPACAK”</span></strong></p>

<p>MÜSİAD Malatya Şube Başkanı Yunus Akçin, organizasyonla Malatya’nın yatırım potansiyeli, sanayi altyapısı ve ticaret kültürünün Türkiye’nin dört bir yanından gelecek iş insanlarına tanıtılacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:&nbsp;“Depremin ardından üretimden, yatırımdan ve istihdamdan vazgeçmeyen Malatya, yeniden Türkiye’nin yükselen şehirlerinden biri olma yolunda ilerliyor. 112. Genel İdare Kurulu’nun şehrimizin tanıtımına, ekonomik hareketliliğine ve yeni yatırım fırsatlarının oluşmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”</p>

<p>Akçin, 10-11 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek organizasyonun Malatya neighborhoods ve Türkiye için hayırlı olmasını temenni ederek, programa katkı sunan kurum ve kuruluşlara teşekkür etti.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/calisma-hayati-ve-savunma-sanayii-yatirimlari-malatyada-duzenlenecek-olan-toplantida-masaya-yatirilacak-1783340937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeşilyurt Belediyesi Yüzlerce Dönüm Alanda Yetişen Arpanın Hasadını Tamamladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yesilyurt-belediyesi-yuzlerce-donum-alanda-yetisen-arpanin-hasadini-tamamladi-116882</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yesilyurt-belediyesi-yuzlerce-donum-alanda-yetisen-arpanin-hasadini-tamamladi-116882</guid>
                <description><![CDATA[Yeşilyurt Belediyesi, Tarımsal Üretim ve AR-GE Sahasında sonbahar döneminde ekimi yapılan arpanın hasadını ziraat mühendislerinin gözetiminde gerçekleştirdi. Hasat programına katılan Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit, elde edilen mahsulün küçükbaş hayvancılıkla uğraşan üreticilere ücretsiz olarak ulaştırılacağını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeşilyurt Belediyesi, tarımsal üretimi desteklemek ve üreticilerin yanında olmaya devam etmek amacıyla Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Tarımsal Üretim ve AR-GE Sahasında yetiştirilen arpanın hasadını gerçekleştirdi.</p>

<p>Toplam 177 dönümlük Tarımsal Üretim ve AR-GE Sahasının yaklaşık 150 dönümlük bölümünde sonbahar döneminde ekimi yapılan arpanın hasadı, ziraat mühendislerinin gözetiminde gerçekleştirildi. Hasat programına katılan Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit, yürütülen çalışmalar hakkında bilgi alırken, biçerdöverle gerçekleştirilen hasadı da yerinde takip etti.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607061046-whatsapp-image-2026-07-06-at-104439.jpeg" style="height:559px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KIRSAL MAHALLELERDE ÜRETİM GÜÇLENİYOR</span></strong></p>

<p>Tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak ve üreticilere destek olmak amacıyla yürütülen çalışmaların önemine dikkat çeken Başkan Geçit, belediye olarak sadece şehir merkezinde değil, kırsal mahallelerde de üretimin güçlenmesi adına önemli projeleri hayata geçirdiklerini ifade etti.</p>

<p>Yeşilyurt Belediyesi'nin tarımsal kalkınmayı stratejik bir yatırım alanı olarak gördüğünü belirten Başkan Geçit, Tarımsal Üretim ve AR-GE Sahasında elde edilen ürünlerin doğrudan üreticilere kazandırıldığını söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607061046-whatsapp-image-2026-07-06-at-104440.jpeg" style="height:559px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MAHSUL KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK YAPANLARA ÜCRETSİZ DAĞITILACAK</span></strong></p>

<p>Tarıma ve çiftçilerin desteklenmesine yönelik hizmetlere ayrı bir önem verdiklerinin altını çizen Başkan Geçit, şunları söyledi:</p>

<p>"177 dönüme sahip Tarımsal Üretim ve AR-GE Sahamızın yaklaşık 150 dönümlük bölümünde sonbaharda ekimini gerçekleştirdiğimiz arpanın bugün hasadını yapıyoruz. Burada temel amacımız üretimi artırmak, çiftçilerimize katkı sunmak ve tarımsal kalkınmayı desteklemektir. Elde ettiğimiz mahsulü küçükbaş hayvancılıkla uğraşan üreticilerimize ücretsiz olarak ulaştıracağız. Hayvancılık yapan çiftçilerimizin yem maliyetlerini bir nebze olsun hafifletmek ve üretimlerini sürdürülebilir hale getirmek adına bu destekleri çok önemsiyoruz."</p>

<p>Üreten her çiftçinin yanında olmaya devam edeceklerini belirten Başkan Geçit, tarımsal desteklerin sadece ürün dağıtımıyla sınırlı kalmadığını; eğitim, teknik danışmanlık ve AR-GE çalışmalarıyla da üreticilerin yanında olduklarını vurguladı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FARKLI ÜRÜN DESENLERİ ÜZERİNDE ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR</span></strong></p>

<p>"Toprağı işleyen, emek veren, alın teri döken her üreticimizin yanındayız." diyen Başkan Geçit, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>"Tarımsal Üretim ve AR-GE Sahamızda farklı ürün desenleri üzerinde de çalışmalar yürütüyor, üreticilerimize örnek olacak uygulamaları hayata geçiriyoruz. Tarım ve hayvancılık ilçemizin ekonomik yapısında önemli bir yere sahip. Bu nedenle imkânlarımız ölçüsünde üreticilerimize destek vermeyi sürdüreceğiz. Üreten, emek veren ve toprağını alın teriyle bereketlendiren tüm çiftçilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz."</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/yesilyurt-belediyesi-yuzlerce-donum-alanda-yetisen-arpanin-hasadini-tamamladi-1783332585.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya&#039;da Küresel Pazarların Kapısını Açacak Proje Hayata Geçiyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatyada-kuresel-pazarlarin-kapisini-acacak-proje-hayata-geciyor-116859</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatyada-kuresel-pazarlarin-kapisini-acacak-proje-hayata-geciyor-116859</guid>
                <description><![CDATA[Yeşilyurt Belediyesi öncülüğünde beş büyük kurumun iş birliğiyle hayata geçirilen Malatya Uluslararası Ticaret Elçileri Programı, kentin ihracat kapasitesini artırmayı hedefliyor. Proje kapsamında kentte eğitim gören en az 100 uluslararası öğrenci, yerel firmaların dış pazarlara açılmasında aktif rol oynayacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeşilyurt Belediyesi, İnönü Üniversitesi, Malatya Turgut Özal Üniversitesi, TOBB Malatya Genç Girişimciler Kurulu ve Yeşilyurt Kent Konseyi iş birliğiyle düzenlenecek Malatya Uluslararası Ticaret Elçileri Programı (MUTEP), "Kültürel Diplomasi, Güçlü Ticaret" vizyonuyla Malatya'nın ekonomik ve sosyal kalkınmasına yeni bir ivme kazandıracak.</p>

<p>Uluslararası öğrencilerin bilgi birikimi, dil becerileri ve kültürel zenginliklerini Malatya iş dünyasıyla buluşturacak program sayesinde, şehirde faaliyet gösteren firmaların yeni pazarlara açılması, ihracat ağlarını genişletmesi ve uluslararası ticaret kabiliyetlerinin artırılması hedefleniyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER MALATYA'NIN TİCARET ELÇİLERİ OLACAK</span></strong></p>

<p>MUTEP kapsamında farklı ülkelerden Malatya'da eğitim gören uluslararası öğrenciler, kapsamlı eğitim programlarının ardından firmalarla eşleştirilerek ihracat süreçlerinde aktif görev alacak. Öğrenciler; pazar araştırmaları, yabancı dil desteği, ticari iletişim, uluslararası müşteri ilişkileri ve kültürlerarası iletişim alanlarında firmalara katkı sunacak.</p>

<p>Programın en önemli hedeflerinden biri, Malatya'da öğrenim gören uluslararası öğrencilerin mezun olduktan sonra da kendi ülkelerinde şehrin gönüllü ticaret ve kültür elçileri olarak görev yapmalarını sağlamak. Böylece Malatya ile farklı ülkeler arasında uzun vadeli ticari ve kültürel bağların kurulması amaçlanıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">EN AZ 100 ULUSLARARASI ÖĞRENCİ SİSTEME DAHİL EDİLECEK</span></strong></p>

<p>Program kapsamında ilk etapta en az 100 uluslararası öğrencinin sisteme entegre edilmesi planlanırken, en az 50 Malatyalı firmanın da projeye dahil edilmesi hedefleniyor. Firmalar ile öğrenciler arasında kurulacak sürdürülebilir iş birlikleri sayesinde ihracat süreçlerinin daha etkin yürütülmesi ve yeni pazarlara ulaşılması amaçlanıyor.</p>

<p>Katılımcılar; ihracat yönetimi, dış ticaret uygulamaları, kültürlerarası iletişim, uluslararası pazarlama ve ticaret hukuku gibi birçok alanda eğitim alarak iş dünyasına donanımlı şekilde hazırlanacak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">PART-TİME İSTİHDAM MODELİYLE EKONOMİYE KATKI</span></strong></p>

<p>Programın dikkat çeken yönlerinden biri de part-time istihdam modeli olacak. Uluslararası öğrenciler, eğitim süreçleriyle eş zamanlı olarak firmalarda görev alabilecek. Böylece hem iş tecrübesi kazanacak hem de Malatyalı firmalara yeni pazarlara ulaşma, yabancı dil desteği sağlama ve uluslararası ticari iletişim geliştirme konularında katkıda bulunacak.</p>

<p>Bu model sayesinde öğrencilerin ekonomik hayata katılımı desteklenirken, işletmeler de farklı ülkelerin ticaret kültürünü yakından tanıma fırsatı elde edecek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA'NIN MARKA DEĞERİ GÜÇLENECEK</span></strong></p>

<p>"Kültürel Diplomasi, Güçlü Ticaret" anlayışıyla hayata geçirilen MUTEP'in, Malatya'nın uluslararası alandaki görünürlüğünü artırması, ihracat hacmine katkı sağlaması ve şehrin marka değerini güçlendirmesi bekleniyor.</p>

<p>Malatya Uluslararası Ticaret Elçileri Programının genel hedefleri arasında; Malatya'nın ihracat kapasitesi artırılması, yeni ülkeler ve yeni pazarlarla güçlü ticari bağlantılar kurulması, kültürel diplomasinin güçlenmesi, uluslararası öğrencilerin ekonomik hayata aktif katılımı desteklenmesi, yerel firmaların küresel rekabet gücünün artırılması ve Malatya'nın uluslararası tanıtımına kalıcı katkılar sağlanması planlanıyor.</p>

<p>İş dünyası ile uluslararası öğrencileri aynı hedef doğrultusunda buluşturacak olan Malatya Uluslararası Ticaret Elçileri Programı'nın, üretimden ihracata uzanan süreçte Malatya'ya önemli kazanımlar sağlaması ve şehrin küresel ticarette daha güçlü bir konuma ulaşmasına katkı sunması hedefleniyor.</p>

<p>Program hakkında detaylı bilgi almak isteyen vatandaşlar, Yeşilyurt Kent Konseyi ile iletişime geçerek 0530 260 56 77 numaralı telefondan başvuru süreci ve programa ilişkin tüm detaylar hakkında bilgi alabilecek.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/malatyada-kuresel-pazarlarin-kapisini-acacak-proje-hayata-geciyor-1783241604.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meclise Sunulan Yeni Kanun Teklifi İle Türkiye Genelinde Birçok Alanda Radikal Değişiklikler Yapılıyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/meclise-sunulan-yeni-kanun-teklifi-ile-turkiye-genelinde-bircok-alanda-radikal-degisiklikler-yapiliyor-116850</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/meclise-sunulan-yeni-kanun-teklifi-ile-turkiye-genelinde-bircok-alanda-radikal-degisiklikler-yapiliyor-116850</guid>
                <description><![CDATA[AK Parti milletvekillerinin imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunulan yeni kanun teklifi, en düşük emekli aylığını 23 bin 552 liraya çıkarırken; aday sürücülükten PTT personeline, siber güvenlikten sinema sektörüne kadar birçok alanda çok kritik düzenlemeleri hayata geçiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti milletvekillerinin hazırladığı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı'na sunuldu. Çok sayıda kanunda değişiklik öngören torba teklifin en dikkat çeken maddesi, en düşük emekli aylığının artırılması oldu. Teklife göre, en düşük emekli aylığı Temmuz 2026 ödeme döneminden itibaren 23 bin 552 liraya yükseltilecek. Düzenlemenin yasalaşması halinde bu artış, doğrudan temmuz ayı maaşlarına yansıtılacak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ADAY SÜRÜCÜLERE DAHA SIKI KURALLAR</span></strong></p>

<p>Karayolları Trafik Kanunu'nda yapılacak değişiklikle, ilk kez ehliyet alanlar ile ehliyeti iptal edilerek yeniden alanlar 2 yıl süreyle aday sürücü sayılacak. Bu süre içinde; 75 ceza puanını aşan, 0,20 promilin üzerinde alkollü araç kullanan, sürücü belgesinin geri alınmasını gerektiren ihlaller yapan veya belirli trafik kurallarını üç kez ihlal edenlerin aday sürücü belgeleri iptal edilecek. Bu kişilerin ehliyetlerini yeniden alabilmeleri için sürücü kursuna tekrar katılmaları, psikoteknik değerlendirme ve psikiyatri muayenesinden geçmeleri gerekecek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TURİZM VE İSTİHDAMA DESTEK</span></strong></p>

<p>Teklifte turizm sektörüne yönelik SGK prim desteği de yer aldı. Turizm işletme belgeli konaklama tesislerinde çalışan sigortalılar için Mayıs-Aralık 2026 dönemine ilişkin prim desteği İşsizlik Sigortası Fonu'ndan karşılanacak. Ayrıca imalat sanayinde istihdamı korumaya yönelik teşviklerin süresi de 31 Aralık 2028'e kadar uzatılacak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SİNEMA SEKTÖRÜNE YENİ KAYNAK</span></strong></p>

<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sinema desteklerinin güçlendirilmesi amacıyla yeni bir finansman modeli oluşturuluyor. İnternet platformları ile koşullu erişim sağlayan medya kuruluşları, yıllık net satışlarının yüzde 2'sini sinema desteklerinde kullanılmak üzere Bakanlık döner sermayesine aktaracak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">PTT PERSONELİNE YENİ İSTİHDAM MODELİ</span></strong></p>

<p>Teklifle PTT'de çalışan personelin istihdam yapısında değişikliğe gidiliyor. İş Kanunu kapsamındakiler hariç personel, idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilecek. Mevcut personelin yeni sisteme geçişine ilişkin hükümler de teklif kapsamında düzenleniyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SİBER GÜVENLİK VE DİĞER DÜZENLEMELER</span></strong></p>

<p>Teklif, Siber Güvenlik Başkanlığı'nın görev alanını da genişletiyor. İnternet alan adlarına ilişkin politika belirleme yetkisi Başkanlığa verilirken, acil durumlarda erişim sağlayıcılara ve ilgili platformlara doğrudan tedbir uygulanmasına yönelik düzenlemeler getiriliyor.</p>

<p>TBMM'nin resmi internet sitesinde yer alan teklifin detaylarına göre ayrıca; üst kademe kamu yöneticisi olmayan bazı kadrolara atanmak için gereken hizmet süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarılması, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın verdiği ruhsat, lisans ve çeşitli belgeler için alınacak ücretlerin döner sermaye hesabına yatırılması hüküm altına alınması ve elektrik piyasasında genel aydınlatma giderlerinin paylaşımına ilişkin uygulamanın süresi 2030 yılı sonuna kadar uzatılması da planlandı.</p>

<p>TBMM komisyonlarında görüşülecek kanun teklifinin kabul edilmesi halinde çok sayıda düzenleme farklı tarihlerde yürürlüğe girmesi beklenirken, en düşük emekli aylığına ilişkin artışın Temmuz 2026 ödeme döneminden itibaren uygulanması bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 21:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/meclise-sunulan-yeni-kanun-teklifi-ile-turkiye-genelinde-bircok-alanda-radikal-degisiklikler-yapiliyor-1783104695.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya Kayısısı Tarihte İlk Kez Kanada Yolcusu Oluyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-kayisisi-tarihte-ilk-kez-kanada-yolcusu-oluyor-116846</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-kayisisi-tarihte-ilk-kez-kanada-yolcusu-oluyor-116846</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’da yaş kayısı ihracatı hız kesmeden sürerken, kent tarihinde ilk kez Kanada’ya yaş kayısı gönderilecek. Baktar Tarım tarafından hazırlanan ilk 5 tonluk sevkiyat, gerekli işlemlerin ardından yola çıkacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’da hasadı devam eden yaş kayısıların ihracatı dünyanın farklı ülkelerine aralıksız sürüyor. Bahçelerden toplanan ürünler işletmelerde kalite kontrolünden geçirilerek alıcı firmaların taleplerine göre paketleniyor ve soğuk zincirle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Singapur, Malezya, Hong Kong, Endonezya ve Kanada’ya gönderiliyor.</p>

<p>Akçadağ ilçesinde yaş kayısı ihracatı yapan bir işletmede basın mensuplarıyla bir araya gelen Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, üretimden ihracata kadar yoğun bir çalışma yürütüldüğünü belirtti.</p>

<p>Özcan, “Burada çok hummalı bir çalışmayla gelen ürünlerimiz, alıcı firmaların talepleri doğrultusunda paketleniyor ve soğuk zincirle dünyanın dört bir yanına ihraç ediliyor.” dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607031730-whatsapp-image-2026-07-03-at-172829.jpeg" style="height:435px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SEZON YAKLAŞIK 50 GÜN SÜRECEK</span></strong></p>

<p>Yaş kayısı ihracat sezonunun yaklaşık 50 gün devam etmesini beklediklerini belirten Özcan, Malatya’nın yaklaşık 1 milyon dekarlık alanda 10 milyona yakın kayısı ağacıyla yılda 800 bin ton yaş kayısı üretim kapasitesine sahip olduğunu söyledi.</p>

<p>Malatya’nın dünya yaş kayısı üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini, kuru kayısı üretiminin ise yüzde 70’ini karşıladığına dikkat çeken Özcan, ihracatın kent ekonomisine önemli katkı sunduğunu ifade etti.</p>

<p>İşletme sahibi Mahmut Bak ise bahçelerden gelen kayısıların önce bir gün soğuk hava depolarında dinlendirildiğini, ardından kalite sınıflandırmasının yapılarak paketlendiğini söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607031730-whatsapp-image-2026-07-03-at-172858.jpeg" style="height:650px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA TARİHİNDE BİR İLK</span></strong></p>

<p>Bu sezonun en dikkat çekici gelişmesi ise Kanada’ya yapılacak ilk yaş kayısı ihracatı oldu. Geçtiğimiz yıl kuraklık, ilkbahar donu ve olumsuz iklim koşulları nedeniyle düşük seviyede kalan ihracat, bu yıl hızlı başladı.</p>

<p>Malatya’da faaliyet gösteren Baktar Tarım, kent tarihinde ilk kez Kanada’ya yaş kayısı ihraç edecek. Kanada’dan alınan ilk sipariş kapsamında hazırlanan 5 ton yaş kayısı, sevkiyat deposuna alınırken, gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından ürünlerin kısa süre içerisinde yola çıkarılması planlanıyor.</p>

<p>Sektör temsilcileri, bugüne kadar Malatya’dan yaş kayısı ithal etmeyen Kanada pazarının açılmasını önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirirken, yeni pazarın ilerleyen süreçte daha yüksek ihracat rakamlarına ulaşması ve farklı ticari iş birliklerine kapı aralaması bekleniyor.</p>

<p>Kanada’ya gerçekleştirilecek ilk sevkiyatın, Malatya kayısının uluslararası pazardaki marka değerini daha da güçlendireceği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 17:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/malatya-kayisisi-tarihte-ilk-kez-kanada-yolcusu-oluyor-1783090506.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İş İnsanı Mahmut Boyraz Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığına Aday Olduğunu Açıkladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/is-insani-mahmut-boyraz-malatya-ticaret-ve-sanayi-odasi-baskanligina-aday-oldugunu-acikladi-116840</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/is-insani-mahmut-boyraz-malatya-ticaret-ve-sanayi-odasi-baskanligina-aday-oldugunu-acikladi-116840</guid>
                <description><![CDATA[İş insanı Mahmut Boyraz, yaptığı yazılı açıklamayla Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanlığına aday olduğunu resmen ilan etti. Boyraz, adaylık kararının uzun süren istişareler ve esnafın beklentileri doğrultusunda alındığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İş insanı Mahmut Boyraz, yaptığı yazılı açıklamayla Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığına adaylığını resmen ilan etti. Adaylık kararının uzun süren istişareler, saha ziyaretleri ile iş dünyası, tüccarlar ve esnafın beklentileri doğrultusunda alındığını belirten Boyraz, Malatya’nın ekonomik geleceğine katkı sunacak ortak bir vizyon oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DEPREMİN KENT EKONOMİSİNDEKİ DERİN YARALARI</span></strong></p>

<p>Malatya’nın tarih boyunca üretim, ticaret ve girişimciliğin önemli merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Boyraz, 6 Şubat depremlerinin kent ekonomisinde derin yaralar açtığını ifade etti. Kentte faaliyet gösteren işletmelerin üretim ve istihdamı sürdürmek adına büyük mücadele verdiğini kaydeden Boyraz, bu sürecin iş dünyasıyla birlikte yönetilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ESNAFIN DERDİ BİZİM DERDİMİZDİR</span></strong></p>

<p>Boyraz, açıklamasında esnafın, sanayicinin ve tüccarın sorunlarını yakından bildiklerini belirterek şu ifadelere yer verdi:&nbsp;“Esnafın derdi bizim derdimizdir. Sanayicinin yükü bizim yükümüzdür. Tüccarın umudu bizim umudumuzdur.”</p>

<p>Adaylığın yalnızca bir seçim süreci olmadığını dile getiren Boyraz, bunun Malatya’nın ekonomik geleceği için yeni bir başlangıç olduğunu belirterek, birlik, üretim ve kalkınma hedefleri doğrultusunda çalışacaklarını söyledi. Mahmut Boyraz, açıklamasının sonunda tüm iş dünyasından destek beklediğini ifade ederek, Malatya’nın yeniden ayağa kalkması için ortak akıl ve dayanışma içerisinde hareket edeceklerini kaydetti.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/is-insani-mahmut-boyraz-malatya-ticaret-ve-sanayi-odasi-baskanligina-aday-oldugunu-acikladi-1783079847.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk lezzetleri Uzak Doğu yolcusu</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/turk-lezzetleri-uzak-dogu-yolcusu-116837</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/turk-lezzetleri-uzak-dogu-yolcusu-116837</guid>
                <description><![CDATA[Yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatçıları Japonya ve Güney Kore’de yeni ticaret köprüleri kuracak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatçıları Japonya ve Güney Kore’de yeni ticaret köprüleri kuracak.</p>

<p>Türkiye’nin yaş meyve, sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatında katma değeri yüksek pazarlara yönelme stratejisi kapsamında, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, 20-29 Kasım 2026 tarihlerinde, Japonya ve Güney Kore’yi kapsayan&nbsp;<strong>“Sektörel Ticaret Heyeti”</strong>&nbsp;düzenleyecek.</p>

<p>Ticaret Bakanlığı koordinasyonu ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği organizasyonunda gerçekleştirilecek programda Türk ihracatçıları, Seul ve Tokyo’da ithalatçılar, ulusal perakende zincirleri, distribütörler ve gıda sektörünün önde gelen satın alma kuruluşlarıyla ikili iş görüşmeleri yapacak.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>”Uzak Doğu, kilogram başına ihracat değerimizi artırabilecek en önemli pazarlardan biri”</strong></span></p>

<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, küresel gıda ticaretinde rekabetin artık fiyat kadar kalite, güvenilirlik ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiğini belirterek, Japonya ve Güney Kore’nin bu dönüşümün en güçlü örnekleri arasında yer aldığını söyledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İhracatta hedefimiz orta vadede 200 milyon dolar</strong></span></p>

<p>İhracatta sadece hacim artışı değil, kilogram başına ihracat değerini yükseltecek pazarlara odaklanıyoruz” diyen Balık, “Japonya ve Güney Kore, yüksek gelir seviyeleri, kaliteli ürün talebi ve güvenilir tedarikçi arayışlarıyla sektörümüz için stratejik öneme sahip. Türk üreticisi ve ihracatçısı son yıllarda kalite, gıda güvenliği, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim alanlarında önemli mesafe kat etti. Bu birikimi artık Uzak Doğu pazarlarında daha güçlü şekilde değerlendirmek istiyoruz. 2025 yılında Japonya ve Güney Kore’ye 63 milyon dolar olan yaş meyve sebze ve mamul ihracatımızı kısa vadede 100 milyon dolara orta vadede 200 milyon dolara çıkarmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İki ülke 110 milyar dolarlık gıda ithal ediyor</strong></span></p>

<p>Güney Kore’nin yıllık 40 milyar dolar, Japonya’nın ise yıllık 70 milyar dolar gıda ürünleri ithal ettiğine vurgu yapan Başkan Balık sözlerini şöyle tamamladı; “İki ülkenin gıda ithalatlarının yüksek olması Türk gıda sektörüne büyük fırsatlar sunuyor. Alım gücü yüksek ve yaklaşık 175 milyonluk nüfusa sahipler. Türk yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri sektörleri Meyve suları, kuru domates, salça, meyve püreleri, turşular, dondurulmuş meyveler, konserve, narenciye, domates, kiraz, üzüm, elma, şeftali-nektarin, nar başta olmak üzere yaş meyve sebze ve mamul üretiminde dünyanın en güçlü ülkelerinden biri. Dünya’nın gıda ambarı konumundayız. Sektörel ticaret heyetleriyle taze ürünlerde ve mamul ihracatında pazar payımızı artırmak için çalışıyoruz. Türk yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatçılarımızı sektörel ticaret heyetimize katılmaya davet ediyoruz.”</p>

<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin “Güney Kore-Japonya Sektörel Ticaret Heyeti”ne katılmak isteyen firma temsilcilerimiz 7 Temmuz 2026 Salı günü mesai bitimine kadar&nbsp;tarim3@eib.org.tr&nbsp;adresiyle iletişime geçebilirler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/turk-lezzetleri-uzak-dogu-yolcusu-1783074649.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Milyonların Gözü Bu Rakamlardaydı: Temmuz Ayı Memur ve Emekli Zamları Resmen Netleşti</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/milyonlarin-gozu-bu-rakamlardaydi-temmuz-ayi-memur-ve-emekli-zamlari-resmen-netlesti-116832</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/milyonlarin-gozu-bu-rakamlardaydi-temmuz-ayi-memur-ve-emekli-zamlari-resmen-netlesti-116832</guid>
                <description><![CDATA[Haziran ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla memur, emekli ve sosyal yardım alıcılarının Temmuz ayı zam oranları kesinleşti. SSK ve Bağ-Kur emeklileri yüzde 17,76, memur ve memur emeklileri ise yüzde 13,52 zam alacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Haziran ayına ilişkin enflasyon verilerinin netlik kazanmasıyla birlikte milyonlarca vatandaşı yakından ilgilendiren Temmuz ayı maaş artışları belli oldu. Haziran ayında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık bazda yüzde 0,99 oranında artış gösterdi. Bu veri doğrultusunda, yılın ilk altı aylık enflasyon rakamları baz alınarak SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaş zam oranı yüzde 17,76 olarak netleşti. Memur ve memur emeklilerinin maaşlarına yansıtılacak artış oranı ise toplu sözleşme hükümleri ve enflasyon farkı hesaba katılarak yüzde 13,52 şeklinde belirlendi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MESLEKLERE GÖRE YENİ MAAŞLAR HESAPLANDI</span></strong></p>

<p>Açıklanan yeni zam oranlarıyla birlikte Temmuz-Aralık döneminde geçerli olacak kuruşu kuruşuna güncel memur maaşları da listelendi. Yeni düzenlemeye göre, 9/1 derecesinde görev yapan bir memurun ortalama maaşı 73 bin 103 TL'ye ulaştı. Eğitim camiasında ise 1/4 derecesindeki bir öğretmenin maaşı 83 bin 288 TL, uzman öğretmenin maaşı ise 92 bin 202 TL seviyesine yükseldi.</p>

<p>Güvenlik güçlerinde polis memurunun ortalama maaşı 92 bin 654 TL, başkomiserin maaşı ise 101 bin 278 TL olarak kayıtlara geçti. Sağlık sektöründe uzman doktorun ortalama maaşı 170 bin 767 TL'ye çıkarken, hemşire maaşı ise 84 bin 879 TL oldu. Mühendis maaşı 109 bin 223 TL, teknisyen maaşı ise 75 bin 912 TL olarak hesaplandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AKADEMİ VE KAMUDA YENİ DÖNEM RAKAMLARI</span></strong></p>

<p>Yapılan hesaplamalar neticesinde profesörün ortalama maaşı 153 bin 353 TL'ye, araştırma görevlisinin maaşı 102 bin 814 TL'ye yükseldi. Kamuda görev yapan vaizin maaşı 87 bin 17 TL, avukatın maaşı ise 102 bin 168 TL seviyesine ulaştı.</p>

<p>Belirlenen bu yeni zam oranları, sadece memur ve emekli maaşlarını etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda birçok sosyal yardımı ve kamu ödemesini de Temmuz ayından itibaren doğrudan değiştirecek.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 11:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/milyonlarin-gozu-bu-rakamlardaydi-temmuz-ayi-memur-ve-emekli-zamlari-resmen-netlesti-1783067988.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Psikolojik dayanıklılığın sırrı kendinize söylediğiniz sözlerde!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-116823</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-116823</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendine iltifat etmesinin, özsaygı ve psikolojik dayanıklılık üzerindeki etkilerinden bahsetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kendi değerlerini görmek, psikolojik dengeyi korumayı kolaylaştırır!</strong></span></p>

<p>Son yıllarda sosyal medyada en çok karşılaşılan önerilerden birinin ‘her gün aynaya bak ve kendine güzel şeyler söyle’ şeklinde olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog İpek Erol, “Kimileri bunun özgüveni artırdığını savunuyor, kimileri ise ‘İnsan kendini övünce gerçekten daha iyi hisseder mi?’ diye soruyor. Aslında bu tartışma yeni değil.” dedi.</p>

<p>Psikoloji biliminin uzun yıllardır insanın kendisiyle kurduğu iç diyaloğun ruh sağlığı üzerindeki etkisini araştırdığını aktaran Erol, “Bugün elimizdeki bulgular, kendine iltifat etmenin sanıldığından daha karmaşık bir süreç olduğunu gösteriyor. Psikoloji literatüründe bu yaklaşım çoğunlukla öz-onaylama (self-affirmation) kavramıyla açıklanır. Öz-onaylama, kişinin kendisini abartılı biçimde övmesi anlamına gelmez. Daha çok, kendi değerlerini, güçlü yönlerini ve yaşamındaki anlamlı rolleri hatırlayabilme becerisini ifade eder. İnsan, eleştirildiğinde, başarısız olduğunda ya da zorlayıcı bir yaşam olayıyla karşılaştığında benlik algısı sarsılabilir. İşte bu noktada kişi, yalnızca eksiklerine değil, sahip olduğu değerlere de bakabildiğinde psikolojik dengesini koruması kolaylaşır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları değerlendirme biçimi de değişebiliyor!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Kişinin kendisine söylediği sözlerin yalnızca moral verici cümlelerden ibaret olmadığı, beynin bu sürece biyolojik olarak da yanıt verdiğinin bilindiğine değinen&nbsp;İpek Erol, “Özellikle kendimizle ilgili gerçekçi ve olumlu değerlendirmeler yaptığımızda, ödül sistemiyle ilişkili beyin bölgelerinde aktivitenin arttığını gösteren çalışmalar bulunuyor. Aynı zamanda duygu düzenleme süreçlerinde görev alan prefrontal bölgelerin daha etkin çalıştığı, stres karşısında ise savunucu tepkilerin azalabildiği gösteriliyor. Başka bir ifadeyle, kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları değerlendirme biçimi de değişebiliyor.” dedi.</p>

<p>Olumlu iç konuşma ile kendine iltifat etmeyi birbirinden ayırmak gerektiğini dile getiren Erol, “Olumlu iç konuşma, kişinin kendisiyle kurduğu yapıcı diyaloğun genel adıdır. ‘Şu an zorlanıyorum ama bunun üstesinden gelebilirim’ ya da ‘hata yaptım, bunu telafi edebilirim’ gibi ifadeler bu gruba girer. Kendine iltifat etmek ise daha çok kişinin kendi çabasını, davranışını veya karakter özelliklerini takdir etmesini içerir. ‘Bugün sabırlı davrandım’, ‘bu iş için gerçekten emek verdim’ gibi cümleler buna örnektir. Aradaki fark küçük gibi görünse de psikolojik açıdan önemlidir. İlki kişiyi geleceğe hazırlarken, ikincisi kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini güçlendirir.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi gerekir!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Bu yaklaşımın etkili olabilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar olduğuna işaret eden Erol, şunları söyledi:</p>

<p>“Öncelikle kullanılan ifadelerin gerçek yaşantıya dayanması gerekir. Kişinin hiç sahip olmadığını düşündüğü özellikleri kendisine yüklemesi, sağlıklı bir öz değerlendirme oluşturmaz. Buna karşılık, küçük de olsa gösterdiği çabayı fark edebilmesi çok daha güçlü bir etki yaratır. Çünkü özsaygıyı besleyen şey yalnızca başarı değildir; emek, kararlılık, sabır ve yeniden deneme cesareti de benlik algısının önemli parçalarıdır.</p>

<p>İkinci olarak, kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi gerekir. Günümüzde birçok insan başarılı olduğunda bunu ‘zaten olması gereken’ diye küçümserken, en küçük hatasını kimliğinin tamamına mal edebiliyor. Oysa psikolojik açıdan daha dengeli olan yaklaşım, davranışı kişilikten ayırabilmektir. Başarısız bir sunum yapmak, başarısız bir insan olmak anlamına gelmez. Aynı şekilde başarılı olmak da insanı kusursuz yapmaz.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır!&nbsp;</strong></span></p>

<p>‘Kendine iltifat etmek, kendini kandırmak anlamına gelir mi?’ sorusunun sıkça sorulduğunu kaydeden&nbsp;Klinik Psikolog İpek Erol, “Yanıt büyük ölçüde kişinin gerçeklikle kurduğu ilişkiye bağlıdır. Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır.” dedi.</p>

<p>İnsanın, güçlü yönlerini kabul ederken gelişmesi gereken alanları da inkâr etmemesi gerektiğine vurgu yapan Erol, “Kendini kandırmak ise gerçekliği çarpıtmakla başlar. Sürekli kusursuz olduğunu söylemek de, sürekli yetersiz olduğunu düşünmek de aynı ölçüde gerçeklikten uzaklaşabilir. Ruh sağlığı açısından önemli olan, kişinin kendisini uçlarda değil, olduğu hâliyle değerlendirebilmesidir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kendine adil davranan kişinin özsaygısı dış onaya daha az bağımlı olur!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Klinik uygulamalarda bu beceriyi geliştirmek isteyen kişilere uzun listeler yerine küçük alışkanlıklar önerildiğini aktaran Erol, “Gün sonunda birkaç dakika ayırıp ‘Bugün hangi davranışımdan memnunum?’, ‘Bugün hangi konuda emek verdim?’ ya da ‘Yakın bir arkadaşım aynı şeyi yapsaydı ona ne söylerdim?’ sorularını düşünmek bile zamanla kişinin kendisine yönelik bakışını değiştirebilir. Çünkü birçok insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisinden esirger.” dedi.</p>

<p>Kendine iltifat etmenin, kusurları görmezden gelmek olmadığının altını çizen Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Asıl mesele, kişinin kendi emeğini fark etmeyi öğrenebilmesidir. Ruh sağlığını güçlendiren şey, sürekli olumlu düşünmeye çalışmak değil; başarıyı da hatayı da aynı gerçekçilikle değerlendirebilmektir. İnsan kendisine karşı daha adil davranabildiğinde, özsaygı dışarıdan gelen onaylara daha az bağımlı hâle gelir. Belki de kendimize söyleyebileceğimiz en kıymetli iltifat, ‘mükemmel değildim ama elimden geleni yaptım’ cümlesidir. Çoğu zaman iyileşme tam da bu noktada başlar.”&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 18:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/psikolojik-dayanikliligin-sirri-kendinize-soylediginiz-sozlerde-1783006767.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Piyasada Düşük Ayarlı Altın Alarmı Mı Var? Vatandaş Alışveriş Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/piyasada-dusuk-ayarli-altin-alarmi-mi-var-vatandas-alisveris-yaparken-nelere-dikkat-etmeli-116821</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/piyasada-dusuk-ayarli-altin-alarmi-mi-var-vatandas-alisveris-yaparken-nelere-dikkat-etmeli-116821</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Kuyumcular Odası Başkanı Hanifi Yaylacı, il genelinde darphane dışı ürünlerin, ayarı düşük altının ve yasa dışı ikinci el altın ticaretinin engellenmesi için denetimlerin kararlılıkla sürdüğünü açıkladı. Sektörün güvenilirliğini korumak adına kamu kurumlarıyla tam koordinasyon sağlandığını belirten Yaylacı, Kahramanmaraş'taki soruşturmayı da yakından takip ettiklerini ifade etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Kuyumcular Odası Başkanı Hanifi Yaylacı, Malatya’da darphane dışı ürünler, ayarı düşük altın ve yasa dışı ikinci el altın ticaretine kesinlikle izin verilmediğini belirtti. Kent genelinde yürütülen sıkı denetimler ve esnafın sergilediği hassasiyet sayesinde piyasa güvenliğinin en üst düzeyde tutulduğu vurgulandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAYIT DIŞI ÜRÜNLERİN SATIŞI SÖZ KONUSU DEĞİL</span></strong></p>

<p>Yaylacı, Malatya Kuyumcular Odası’nın ilgili kamu kurumları ve kolluk kuvvetleriyle tam koordinasyon içerisinde çalıştığını belirterek, il genelinde darphane dışı ürünler, ayarı düşük altın, yasa dışı ikinci el altın ve benzeri kayıt dışı ürünlerin üretimi ile satışının söz konusu olmadığını ifade etti. Vatandaşların güvenli bir şekilde alışveriş yapabilmesi adına gerekli tüm tedbirlerin kararlılıkla uygulandığını hatırlatan Yaylacı, piyasada bu tür yasa dışı dolaşımlara kesinlikle müsaade edilmediğini kaydetti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAHRAMANMARAŞ'TAKİ SORUŞTURMA YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR</span></strong></p>

<p>Yapılan kurumsal açıklamada, Kahramanmaraş’ta yürütülen bir soruşturma kapsamında yaşanan gelişmelerin Malatya Kuyumcular Odası tarafından çok yakından takip edildiği bilgisine de yer verildi. Kuyumculuk sektörünün asayiş ve mali açıdan korunması için emniyet birimleriyle ortak hareket edildiğinin altı çizildi.</p>

<p>Denetimlerin aralıksız süreceğini belirten Hanifi Yaylacı, hukuka aykırı hiçbir faaliyete müsamaha gösterilmeyeceğini ifade ederek vatandaşlara da önemli bir çağrıda bulundu. Yaylacı, piyasadaki spekülasyonların önüne geçilmesi adına, yalnızca resmi kurumlar ile Malatya Kuyumcular Odası’nın açıklamalarının esas alınmasını istedi.</p>

<p>Malatya Kuyumcular Odası olarak sektörün güvenilirliğini korumaya, kayıt dışılıkla mücadele etmeye ve vatandaşların güven içerisinde alışveriş yapabilmesini sağlamaya yönelik çalışmalarını ödün vermeden sürdüreceklerini belirten Yaylacı, esnafın da bu konuda tam bir uyum içerisinde olduğunu sözlerine ekledi.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 17:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/piyasada-dusuk-ayarli-altin-alarmi-mi-var-vatandas-alisveris-yaparken-nelere-dikkat-etmeli-1783004409.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2 Temmuz’da Kaçırılmayacak Mobilite Fırsatları A101’de</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/2-temmuzda-kacirilmayacak-mobilite-firsatlari-a101de-116817</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/2-temmuzda-kacirilmayacak-mobilite-firsatlari-a101de-116817</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin 81 ilinde ve tüm ilçelerinde 13.500’ü aşkın marketiyle hizmet veren, 1.200’den fazla tedarikçisiyle perakende sektörünün öncü markalarından A101, 2 Temmuz Perşembe günü teknolojik ürünlerini avantajlı fiyatlarla tüketiciyle buluşturacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin önde gelen perakende zincirlerinden A101, yeni haftada raflarına taşıyacağı avantajlı ve bütçe dostu ürün listesini tüketicilerle paylaştı. Kampanya kapsamında teknolojiden beyaz eşyaya, elektrikli el aletlerinden mobiliteye kadar pek çok kategoride dikkat çekici indirimler uygulanıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">UYGUN FİYATLI MOBİLİTE SATIŞLARI A101’DE</span></strong></p>

<p>Yeni haftanın en dikkat çeken kategorilerinden biri olan mobilite alanında, farklı ulaşım ihtiyaçlarına yönelik alternatifler sunuluyor. APEC APX7 200 CC benzinli motosiklet 99.990 TL fiyatıyla öne çıkarken; VOLTA VS1 iki tekerlekli elektrikli moped 34.990 TL, VOLTA VB5 elektrikli bisiklet 29.990 TL ve 29 jant çift amortisörlü bisiklet ise 8.499 TL etiket fiyatıyla satış listesinde yer alıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YENİ NESİL AKILLI TELEVİZYONLAR</span></strong></p>

<p>Ev sinema sistemini yenilemek isteyenler için akıllı televizyon modelleri de raflardaki yerini alıyor. Kampanya dahilinde SAMSUNG 58U8000F 58” UHD smart TV 31.999 TL, SAMSUNG 58U8000F 50” 4K ultra smart LED TV 24.999 TL, TOSHIBA 55UV2363DT/55UV1563DT 55” 4K UHD VIDAA TV 21.999 TL ve ONVO 65VQ90F3UA 65” frameless 4K UHD GOOGLE QLED TV 27.999 TL fiyatlarıyla listeleniyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BÜTÇE DOSTU BEYAZ EŞYALAR</span></strong></p>

<p>Evlerin temel ihtiyaçları arasında yer alan beyaz eşya ve ankastre grubunda da kaçırılmayacak fırsatlar bulunuyor. SEG NFK42720S0D No-Frost buzdolabı 25.999 TL, SEG BM 501S0 D bulaşık makinesi 13.999 TL, SEG LF 2831 buzdolabı 14.999 TL, SEG CM 711 7 kg çamaşır makinesi 14.999 TL, SEG CM 10121 INV 10 kg çamaşır makinesi 18.499 TL ve GOODWEST siyah cam ankastre 3’lü set 8.499 TL'den alıcı buluyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MUTFAK VE EV YAŞAMINA YÖNELİK ÜRÜNLER</span></strong></p>

<p>Küçük ev aletleri ve kişisel bakım ürünlerinde de geniş bir çeşitlilik göze çarpıyor. PHILIPS EP3349/70 espresso makinesi 18.499 TL, PHILIPS XC6450/10 şarjlı dik süpürge 12.499 TL, PIERRE CARDIN 10 başlıklı masaj aleti 1.599 TL, APRILLA AMC-7707 otomatik makyaj fırçası temizleyici 299 TL, ENGLISH HOME TKM6100 Türk kahve makinesi 1.399 TL, KIWI KCW-1224 şarjlı çırpıcı 269 TL, SCHAFER Swift Pro el mikseri 1.099 TL, SCHAFER Chef Mix çubuk blender 1.099 TL ve SINBO SSK-8042 dijital su ısıtıcısı 999 TL fiyatıyla dikkat çekiyor. Yaz aylarında serinlemek isteyenler için ise KIWI KFAN-7473 endüstriyel fan 1.599 TL, KIWI KFAN-7494 evaporatif hava soğutucu 2.399 TL, KIWI KFAN-7618 şarjlı masaüstü vantilatör 439 TL ve GRUNDIG GIC453 kule tipi vantilatör 5.999 TL'den satışa sunuluyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ELEKTRİKLİ EL ALETLERİ VE JENERATÖRLER</span></strong></p>

<p>Ev içi tadilat ve teknik ihtiyaçlar için hazırlanan son kategoride ise WEBESTEN taşınabilir portatif klima 18.999 TL, PIRANHA benzinli ve LPG’li jeneratör 11.490 TL, PIRANHA şarjlı vidalama 899 TL, PIRANHA şarjlı zımba ve çivi makinesi 1.169 TL, PIRANHA şarjlı avuç taşlama 1.249 TL, KIWI KGGT-625 şarjlı çit/çim kesme makinesi 999 TL ve APRILLA para sayma makinesi 3.750 TL fiyat etiketiyle raflarda tüketicileri bekliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/2-temmuzda-kacirilmayacak-mobilite-firsatlari-a101de-1782998562.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vali Seddar Yavuz Başkanlığındaki Toplantıda Konteyner İş Yerlerine Gönderilen Tahliye Tebligatları Tartışıldı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/vali-seddar-yavuz-baskanligindaki-toplantida-konteyner-is-yerlerine-gonderilen-tahliye-tebligatlari-tartisildi-116810</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/vali-seddar-yavuz-baskanligindaki-toplantida-konteyner-is-yerlerine-gonderilen-tahliye-tebligatlari-tartisildi-116810</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, konteyner iş yerlerine gönderilen tahliye tebligatlarının esnafı mağdur ettiğini belirterek, kalıcı iş yerleri teslim edilene kadar tahliyelerin ertelenmesi ve ek süre tanınması çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Malatya Valisi Seddar Yavuz başkanlığında düzenlenen iş insanları istişare toplantısında esnaf, tüccar ve sanayicilerin yaşadığı sorunları gündeme taşıdı. Sadıkoğlu, özellikle konteyner iş yerlerinde faaliyet gösteren esnafa gönderilen tahliye tebligatlarının ciddi bir mağduriyet oluşturduğunu belirterek yetkililere seslendi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İŞ YERİ TESLİM EDİLMEYEN ESNAF NEREYE GİDECEK</span></strong></p>

<p>Depremin üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen çok sayıda işletmenin hâlâ konteyner ve geçici iş yerlerinde faaliyet gösterdiğini ifade eden Başkan Sadıkoğlu, işletmelerin zor şartlar altında ayakta kalma mücadelesi verdiğini söyledi. Malatya’yı terk etmeyerek üretmeye ve ticaret yapmaya devam eden iş insanlarına teşekkür eden Sadıkoğlu, son günlerde üyelerinden en fazla konteynerlerin tahliyesiyle ilgili şikâyet aldıklarını belirtti.</p>

<p>Kalıcı iş yerlerinin yapılmasının sevindirici olduğunu ancak henüz teslimat yapılmadan tahliye tebligatlarının gönderilmesinin doğru olmadığını vurgulayan Sadıkoğlu, “İş yeri teslim edilmeyen esnafımız nereye gidecek? Kiraya çıkmak istese kira bedelleri çok yüksek. Depremde her şeyini kaybeden bir işletmenin bugün bu kira yükü altında ticaret yapmasını beklemek gerçekçi değildir.” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KONTEYNERLER İÇİN EK SÜRE İSTİYORUZ</span></strong></p>

<p>Kira sorununun çözümü için kamu kurumlarının yeni düzenlemeler yapması gerektiğini ifade eden Sadıkoğlu, Valilik başta olmak üzere ilgili kurumlara çağrıda bulundu. Konteyner iş yerlerinin tahliyesi konusunda esnafın zor durumda bırakılmaması gerektiğini belirten Sadıkoğlu, “İş yerleri teslim edilmeden konteynerlerin boşaltılması yeni mağduriyetler doğuracaktır. Bu nedenle konteynerlerin tahliyesi için ek süre verilmesini talep ediyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SANAYİ SİTELERİ VE ELEKTRİK KESİNTİLERİ DE GÜNDEME GELDİ</span></strong></p>

<p>Toplantıda yalnızca konteyner iş yerleriyle ilgili sorunların değil, yıkım sürecindeki sanayi sitelerinde faaliyet gösteren işletmelerin yaşadığı sıkıntılar ile son dönemde artan elektrik kesintilerinin üretime olumsuz etkilerinin de gündeme getirildiğini belirten Sadıkoğlu, esnaf ve sanayicilerin beklentilerini yetkililerle paylaştıklarını söyledi.</p>

<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın, üyelerinin yaşadığı sorunların çözümü noktasında ilgili kurumlarla görüşmelerini kararlılıkla sürdüreceği belirtildi.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/vali-seddar-yavuz-baskanligindaki-toplantida-konteyner-is-yerlerine-gonderilen-tahliye-tebligatlari-tartisildi-1782989707.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sendika Başkanı Mehmet Kahraman Kamu Çalışanlarının Maaşlarına Seyyanen Zam ve Refah Payı İstedi</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sendika-baskani-mehmet-kahraman-kamu-calisanlarinin-maaslarina-seyyanen-zam-ve-refah-payi-istedi-116803</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sendika-baskani-mehmet-kahraman-kamu-calisanlarinin-maaslarina-seyyanen-zam-ve-refah-payi-istedi-116803</guid>
                <description><![CDATA[Büro Memur-Sen Malatya Şube Başkanı Mehmet Kahraman, temmuz ayında yapılacak maaş düzenlemesinin sadece enflasyon farkı ve toplu sözleşme zammı ile sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek; seyyanen zam, refah payı ve Eşel Mobil Sistemi talebinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Büro Memur-Sen Malatya Şube Başkanı Mehmet Kahraman, kamu görevlilerinin yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle ciddi ekonomik kayıplar yaşadığını belirterek, temmuz ayında yapılacak maaş düzenlemesinin çalışanların beklentilerini karşılayacak düzeyde olması gerektiğini söyledi. Kahraman, geçmiş toplu sözleşme sürecinde kamu çalışanlarının taleplerini karşılamayan teklife yetkili sendika olarak imza atmadıklarını hatırlatarak, bugün de aynı kararlılıkla kamu görevlilerinin haklarını savunmaya devam ettiklerini ifade etti.</p>

<p>Temmuz ayında yapılacak maaş artışının yalnızca enflasyon farkı ve toplu sözleşme zammıyla sınırlı tutulmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayan Kahraman, kamu çalışanlarının yıllardır gelir kaybı yaşadığını dile getirdi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">EŞEL MOBİL SİSTEMİ UYGULANMALI</span></strong></p>

<p>Enflasyon farkının altı ay sonra ödenmesinin alım gücündeki kaybı telafi etmediğini belirten Kahraman, Eşel Mobil Sistemi’nin uygulanması gerektiğini savundu. Kamu çalışanlarının maaşlarının enflasyon karşısında her geçen gün eridiğini kaydeden Kahraman, enflasyon farkının her ay maaşlara yansıtılması gerektiğini ifade ederek, çalışanların alım gücünün korunmasının zorunlu hale geldiğini söyledi.</p>

<p>Temmuz ayında yapılacak düzenlemede seyyanen zam, refah payı ve Eşel Mobil Sistemi uygulamalarının mutlaka yer alması gerektiğini belirten Kahraman, aksi halde yapılacak artışın kamu çalışanlarının beklentilerini karşılamayacağını dile getirdi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİZ LÜTUF DEĞİL ADALET İSTİYORUZ</span></strong></p>

<p>Ücret adaletinin sağlanmasının sosyal devlet anlayışının bir gereği olduğunu ifade eden Kahraman, “Kamu çalışanları sadaka değil, alın terinin karşılığını; lütuf değil, adalet istemektedir” dedi.</p>

<p>Açıklamasının sonunda mücadele kararlılıklarını yineleyen Kahraman, Büro Memur-Sen olarak kamu görevlilerinin haklarını sadece masada değil, her platformda savunmaya devam edeceklerini belirterek, seyyanen iyileştirme, refah payı, Eşel Mobil Sistemi ve insanca yaşamaya yetecek ücret sağlanıncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/sendika-baskani-mehmet-kahraman-kamu-calisanlarinin-maaslarina-seyyanen-zam-ve-refah-payi-istedi-1782974302.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya’nın Safkan Arap Tayları Dijital Dünyada Milyonluk Rekora Koşuyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatyanin-safkan-arap-taylari-dijital-dunyada-milyonluk-rekora-kosuyor-116798</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatyanin-safkan-arap-taylari-dijital-dunyada-milyonluk-rekora-kosuyor-116798</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’daki Sultansuyu Tarım İşletmesi Müdürlüğü tarafından yetiştirilen safkan Arap koşu taylarının online satışlarında toplam gelir 23 milyon 760 bin liraya ulaşırken, "Gökhan Oğlu" isimli tay 1 milyon 970 bin liralık fiyatıyla listenin zirvesine yerleşti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’daki Sultansuyu Tarım İşletmesi Müdürlüğü tarafından yetiştirilen Arap koşu taylarının satışları online sistem üzerinden devam ederken, güncellenen rakamlar dikkat çekti. Bursa Karacabey Hipodromu’nda gerçekleştirilen tay satışlarının ardından elektronik satış sistemi üzerinden yapılan işlemlerle birlikte yeni satış listesi yayımlandı. TİGEM’e dilekçe ile başvuru yapan yetiştiriciler ve alıcılar, e-TAY sistemi üzerinden online olarak teklif vererek tay satın alabiliyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TOPLAM GELİR 23 MİLYON LİRAYI AŞTI</span></strong></p>

<p>Güncellenen verilere göre satışlarda toplam gelir 23 milyon 760 bin liraya ulaştı. Satış listenin zirvesinde ise 1 milyon 970 bin liraya alıcı bulan “Gökhan Oğlu” isimli tay yer aldı. Satışlarda “Ruşenbey” 1 milyon 620 bin lira, “Günenç” 1 milyon 550 bin lira, “Alikerem” 1 milyon 500 bin lira ve “Levent Vadisi” 1 milyon 350 bin lira bedelle satılan taylar arasında öne çıktı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SATIŞLAR YIL BOYUNCA DEVAM EDECEK</span></strong></p>

<p>Sultansuyu Tarım İşletmesi yetkilileri, elektronik satış sisteminin aktif olarak sürdüğünü belirterek, tay sahibi olmak isteyenlerin TİGEM’e başvuru yaptıktan sonra online platform üzerinden satışlara katılabildiğini ifade etti. Türkiye’nin önemli safkan Arap atı yetiştirme merkezlerinden biri olan Sultansuyu’nda, yıl boyunca belirlenen takvim doğrultusunda satışların devam edeceği öğrenildi.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 18:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/malatyanin-safkan-arap-taylari-dijital-dunyada-milyonluk-rekora-kosuyor-1782919509.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Çarşı Projesindeki Fahiş Kira Fiyatları Malatya Esnafını Kara Kara Düşündürüyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yeni-carsi-projesindeki-fahis-kira-fiyatlari-malatya-esnafini-kara-kara-dusunduruyor-116792</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yeni-carsi-projesindeki-fahis-kira-fiyatlari-malatya-esnafini-kara-kara-dusunduruyor-116792</guid>
                <description><![CDATA[MAGİNDER Başkanı Salih Karademir, Emlak Konut Geçici Ticaret Merkezi’nde ziyaret ettiği Malatya esnafının yüksek kira bedelleri, ödenemeyen vergi ve SGK borçları ile başka illerden getirilip Malatya kayısısı diye satılan ürün iddialarına ilişkin taleplerini dile getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Girişimci İş İnsanları Derneği (MAGİNDER) Başkanı Salih Karademir, Büyükşehir Belediyesi yanında faaliyet gösteren Emlak Konut Geçici Ticaret Merkezi’ni ziyaret ederek esnaflarla bir araya geldi. Esnafın sofrasına misafir olan Karademir, deprem sonrası yaşanan ekonomik sıkıntıları yerinde dinlediklerini söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">6 ŞUBAT’TAN BU YANA ŞEHRİNİ TERK ETMEYEN ESNAFIMIZIN YANINDAYIZ</span></strong></p>

<p>Geçici ticaret merkezinde esnaflarla bir araya geldiklerini belirten Karademir, depremden bu yana Malatya’da kalıp ticaretini sürdürmeye çalışan esnafın önemli bir mücadele verdiğini ifade etti. Karademir, “Şu an geçici ticaret merkezinde esnaflarımızla birlikte çay içiyoruz. Onların sofrasına misafir olduk. 6 Şubat’tan beri bu şehri terk etmeyen esnaflarımız aynı şekilde Malatya’ya hizmet ediyorlar. Bizler de her zaman yanlarındayız. Şehrimizdeki sıkıntıları ve sorunları onlarla istişare ediyoruz” dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607011431-05643e84-0320-401d-8740-3e08ebb959a3.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİRÇOK ESNAF SİFTAH YAPMADAN GÜNÜNÜ TAMAMLIYOR</span></strong></p>

<p>Kent ekonomisinin halen toparlanma sürecinde olduğunu kaydeden Karademir, birçok esnafın ciddi gelir kaybı yaşadığını söyledi. Karademir, “Esnaflarımızın beklentileri var. Çözüm bekleyen konular var. Ekonomik olarak sıkıntılar yaşanıyor. Çarşıdaki esnafımızın çoğu siftah etmeden gününü geçiriyor. Ama yine de devletimize güveniyoruz. İnşallah güzel günler gelecek” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607011431-49e52c65-2fb9-4b3c-a632-db90cce72337.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YENİ ÇARŞIDAKI KİRA BEDELLERİ ESNAFI ZORLUYOR</span></strong></p>

<p>Yeni çarşı projesinde sona yaklaşıldığını belirten Karademir, esnafın en önemli gündem maddelerinden birinin iş yerleri için talep edilen kira bedelleri olduğunu söyledi. Karademir, “Yeni çarşı inşaatımız bitmekte ancak esnafımız oradaki kira fiyatlarının yüksekliğini tekrar dile getiriyor. Mülk sahiplerinin biraz daha vicdanlı olmasını istiyorlar. Çünkü bu kiralarla birçok esnafın kira ödeyip oraya geçme şansı olmadığını ifade ediyorlar” diye konuştu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607011431-56cb68c7-f6ee-4f7c-8256-a044d1152809.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">VERGİ, SGK VE KOSGEB BORÇLARI İÇİN DÜZENLEME BEKLENİYOR</span></strong></p>

<p>Esnafın yalnızca kira değil, kamuya olan yükümlülükler konusunda da zorlandığını dile getiren Karademir, yeni destek mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Karademir, “Esnafımızın ödeyemediği vergileri var, SGK borçları var. Aynı şekilde KOSGEB kredilerini ödemekte zorlanan çok sayıda esnafımız bulunuyor. Bunlarla ilgili devletimizin yeni bir düzenleme yapmasını tekrardan istiyoruz” dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607011431-2472f79f-3c12-4128-9543-04f716c57f80.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAYISI NE KADAR DEĞERLİ SATILIRSA ŞEHRİN EKONOMİSİ O KDPAR GÜÇLENİR</span></strong></p>

<p>Ziyarette kayısı üreticileri ve tüccarlarının taleplerinin de gündeme geldiğini belirten Karademir, kayısının Malatya ekonomisindeki önemine dikkat çekti. Karademir, “Hem çiftçimiz hem de esnafımız kayısının en iyi fiyata satılmasını istiyor. Çünkü kayısı Malatya’nın belkemiğidir. Ekonomimizin olmazsa olmazıdır. Şehrimize yüz milyonlarca dolarlık katkı sağlayan bir üründür. Kayısı ne kadar güçlü olursa, ne kadar yüksek fiyatla satılırsa hem üreticimizin hem de esnafımızın yüzü güler” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607011431-870087de-1f5b-457b-ac36-3a6bb789580e.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA KAYISININ MARKA DEĞERİ KORUNMALI</span></strong></p>

<p>Karademir, bazı esnafların farklı illerden getirilen yaş kayısıların Malatya kayısısı adıyla satıldığı yönünde iddiaları gündeme getirdiğini belirterek konunun araştırılması gerektiğini söyledi. Karademir, “Esnafımız, Hatay, Mersin ve Iğdır gibi illerden getirilen yaş kayısıların Malatya kayısısı adıyla pazarlanabildiğini iddia ediyor. Bu, esnafımızın dile getirdiği bir iddiadır. Yetkili kurumların gerekli incelemeleri yaparak kamuoyunu bilgilendirmesi gerekiyor. Malatya kayısının marka değeri korunmalıdır. Malatya kayısı bizimdir ve bu değerin korunması büyük önem taşımaktadır” dedi. Geçici Ticaret Merkezi’ndeki ziyaret, esnafların talep ve önerilerinin dinlenmesinin ardından sona erdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607011431-2087b2b7-4bd6-4953-a853-04d3cdbcba0c.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/yeni-carsi-projesindeki-fahis-kira-fiyatlari-malatya-esnafini-kara-kara-dusunduruyor-1782909916.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya Tarımına Otuz Milyon Avroluk Yatırım Desteği Geliyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-tarimina-otuz-milyon-avroluk-yatirim-destegi-geliyor-116788</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-tarimina-otuz-milyon-avroluk-yatirim-destegi-geliyor-116788</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), IPARD III Programı 12. Başvuru Çağrı İlanı kapsamında Malatya’daki tarımsal işletmelere ve hayvancılık sektörüne yüzde 70’e varan geri ödemesiz hibe desteği sağlayacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), IPARD III Programı 12. Başvuru Çağrı İlanını yayımlayarak tarım ve hayvancılık sektörüne yönelik yeni destek sürecini başlattı. Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti ortak finansmanıyla yürütülen program kapsamında, Malatya’daki üreticiler ve yatırımcılar da geri ödemesiz hibe desteğinden faydalanabilecek. Tarımsal üretimin önemli merkezlerinden biri olan Malatya’da, program sayesinde özellikle hayvancılık alanındaki yatırımların artırılması ve mevcut işletmelerin modernize edilmesi hedefleniyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YÜZDE 70’E VARAN HİBE DESTEĞİ</span></strong></p>

<p>IPARD III Programı kapsamında süt üretimi, kırmızı et üretimi, kanatlı eti üretimi ve yumurta üretimi sektörlerinde faaliyet gösteren işletmelere destek sağlanacak. Yapım işleri, makine-ekipman alımları ve yatırım harcamalarını kapsayan projelerde hibe oranı yüzde 60 ile yüzde 70 arasında değişecek. Çağrı dönemi için ayrılan toplam bütçenin ise 30 milyon avro olduğu açıklandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAŞVURULAR TEMMUZ SONUNDA BAŞLIYOR</span></strong></p>

<p>Destekten yararlanmak isteyen yatırımcılar için başvurular 28 Temmuz 2026 tarihinde saat 09.00’da başlayacak. Online başvuru sistemi 31 Ağustos 2026 tarihinde saat 18.00’de kapanacak. Hazırlanan başvuru paketlerinin ise en geç 7 Eylül 2026 saat 18.00’e kadar TKDK il koordinatörlükleri veya il irtibat ofislerine teslim edilmesi gerekecek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’DA YENİ YATIRIMLARA KATKI SAĞLAYACAK</span></strong></p>

<p>Programın, Malatya’da tarımsal üretimin güçlendirilmesi, işletmelerin teknolojik altyapılarının geliştirilmesi ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi açısından önemli fırsatlar sunması bekleniyor. Destekler sayesinde yeni üretim tesislerinin kurulması, mevcut işletmelerin kapasite artırımı yapması ve kırsal bölgelerde istihdamın artırılması hedefleniyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">PROJELER PUANLAMA SİSTEMİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLECEK</span></strong></p>

<p>Başvuru sayısının ayrılan bütçeyi aşması durumunda projeler, IPARD Programı kapsamında belirlenen puanlama kriterlerine göre sıralanacak. Sadece makine ve ekipman alımını içeren projelerde yatırım süresi 9 ay olarak planlanırken, yapım işi içeren yatırımlarda bu süre 18 aya kadar çıkabilecek. Yetkililer, destekten yararlanmak isteyen yatırımcıların başvuru rehberini dikkatle incelemeleri ve süreci resmi duyurular üzerinden takip etmeleri gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 13:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/malatya-tarimina-otuz-milyon-avroluk-yatirim-destegi-geliyor-1782902712.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Genç Girişimciler Kurulu Malatya İçin Yeni Dönem Projelerini Masaya Yatırdı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/genc-girisimciler-kurulu-malatya-icin-yeni-donem-projelerini-masaya-yatirdi-116785</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/genc-girisimciler-kurulu-malatya-icin-yeni-donem-projelerini-masaya-yatirdi-116785</guid>
                <description><![CDATA[MTSO Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, TOBB Malatya Genç Girişimciler Kurulu üyeleriyle bir araya gelerek gençlerin iş dünyasındaki rolünü ve deprem sonrası yeniden yapılanma sürecine katkılarını değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, TOBB Malatya Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Abdurrahman Baydemir ve kurul üyeleriyle istişare toplantısında bir araya geldi. Gerçekleştirilen toplantıda, genç girişimcilerin iş dünyasındaki etkinliği, girişimcilik ekosisteminin güçlendirilmesi ve deprem sonrası Malatya’nın ekonomik toparlanma sürecinde üstlendikleri rol ele alındı. Toplantıda konuşan Başkan Sadıkoğlu, Malatya’nın geleceğinin gençlerin vizyonu ve üretkenliğiyle şekilleneceğini belirterek, genç girişimcilerin ortaya koyduğu projelerin kent ekonomisine önemli katkılar sunduğunu ifade etti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MTSO HER ZAMAN GENÇLERİN YANINDA OLACAK</span></strong></p>

<p>Deprem sonrası süreçte gençlerin ortaya koyduğu kararlılığın ve çalışma azminin umut verici olduğunu dile getiren Sadıkoğlu, “Gençlerimizin yenilikçi bakış açısı, üretim gücü ve girişimcilik ruhu şehrimizin yeniden ayağa kalkmasında önemli bir rol üstleniyor. Yeni yatırımların hayata geçirilmesi, istihdamın artırılması ve ekonomik hareketliliğin sağlanmasında genç girişimcilerimizin katkısı büyük. MTSO olarak her zaman gençlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GİRİŞİMCİLİK KÜLTÜRÜNÜN YAYGINLAŞTIRILMASI HEDEFLENİYOR</span></strong></p>

<p>TOBB Malatya Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Abdurrahman Baydemir ise genç girişimcilere verilen destekten dolayı Başkan Sadıkoğlu’na teşekkür ederek, Malatya’da girişimcilik kültürünün yaygınlaştırılması için çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Gençlerin ekonomik kalkınmanın temel aktörleri arasında yer aldığını belirten Baydemir, yeni iş fikirlerinin desteklenmesi, gençlerin iş hayatına daha güçlü katılım sağlaması ve girişimcilik bilincinin artırılması adına çeşitli projeler üzerinde çalıştıklarını ifade etti. Toplantı, karşılıklı görüş alışverişi ve yeni dönem projelerinin değerlendirilmesiyle sona erdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202607011044-4a9461db-8f01-4c53-8fb8-40316beb4cee.jpeg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/genc-girisimciler-kurulu-malatya-icin-yeni-donem-projelerini-masaya-yatirdi-1782897616.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vali Seddar Yavuz Malatya’nın Yeni Hedefini Üretim ve Turizm Olarak Açıkladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/vali-seddar-yavuz-malatyanin-yeni-hedefini-uretim-ve-turizm-olarak-acikladi-116781</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/vali-seddar-yavuz-malatyanin-yeni-hedefini-uretim-ve-turizm-olarak-acikladi-116781</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Valisi Seddar Yavuz, Ticaret Borsası’nda ihracatçılarla bir araya gelerek kentin ekonomik kalkınması, ihracat kapasitesi ve turizm hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Malatya'nın artık sadece yeniden inşa süreciyle değil, üretim ve istihdamla anılması gerektiğini vurgulayan Vali Yavuz, kentteki konaklama sayısının bir yılda 454 binden 654 bine yükseldiğini açıklayarak yeni turizm hedeflerini paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Valisi Seddar Yavuz, ilin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak çalışmalar ve ihracat potansiyelinin artırılmasına yönelik istişarelerde bulunmak amacıyla Malatya Ticaret Borsası’nda düzenlenen toplantıda ihracatçılarla bir araya geldi.</p>

<p>Toplantıya Vali Seddar Yavuz’un yanı sıra İl Tarım ve Orman Müdürü Osman Akar, Fırat Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Özer Çildaş, İl Göç Müdürü Mahmut Kurtuluş, Malatya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Özcan, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ile iş dünyasının önde gelen isimleri ve ihracatçı firma temsilcileri katıldı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606302247-b9380e59-6db3-44b2-a2db-d2dacc736854.jpeg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN GELECEĞİNDE ÜRETİM VE İHRACAT BELİRLEYİCİ OLACAK</span></strong></p>

<p>Programda konuşan Vali Yavuz, Malatya’nın yeniden ayağa kalkma sürecinde üretim, ticaret ve ihracatın belirleyici rol üstleneceğini belirterek, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği kadar pazarlama ve ihracat süreçlerinin de önem taşıdığına dikkat çekti. Tarım sektörünün Malatya ekonomisinin temel dinamiklerinden biri olduğunu ifade eden Yavuz, üreticiden ihracatçıya kadar tüm paydaşların koordinasyon içerisinde hareket etmesinin şehir ekonomisine önemli katkılar sunacağını söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606302247-c612abcd-5dda-4245-bc43-0fcd63969d2e.jpeg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KENT ARTIK TURİZM VE İSTİHDAM BAŞLIKLARIYLA ANILMALI</span></strong></p>

<p>Malatya’nın artık sadece yeniden inşa süreciyle değil; üretim, ticaret, ihracat, turizm ve istihdam başlıklarıyla da anılması gerektiğini vurgulayan Vali Yavuz, turizm alanında da önemli bir gelişim kaydedildiğini belirtti. Yavuz, 2024 yılında yaklaşık 454 bin olan konaklama sayısının 2025 yılında 654 bine yükseldiğini ifade ederek, 2027 yılına kadar Malatya’nın turizmde çok daha güçlü bir konuma taşınmasının hedeflendiğini kaydetti.</p>

<p>Şehrin geleceğinin ortak akıl, iş birliği ve dayanışma anlayışıyla şekilleneceğini dile getiren Yavuz, üreticilere, tüccarlara ve ihracatçılara bereketli ve bol kazançlı bir sezon temennisinde bulundu. Toplantı, ihracatçıların talep ve önerilerinin dinlenmesi ile karşılıklı görüş alışverişinin ardından sona erdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606302248-16fdf187-5aa3-41d3-b63e-1559bc1a9301.jpeg" style="height:534px; width:800px" /></p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/07/vali-seddar-yavuz-malatyanin-yeni-hedefini-uretim-ve-turizm-olarak-acikladi-1782891426.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hafızanız Sizi Yanıltıyor Mu Sorunun Kaynağını Bulmak İçin Uzmanlar Uyarıyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/hafizaniz-sizi-yaniltiyor-mu-sorunun-kaynagini-bulmak-icin-uzmanlar-uyariyor-116773</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/hafizaniz-sizi-yaniltiyor-mu-sorunun-kaynagini-bulmak-icin-uzmanlar-uyariyor-116773</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Nörolojik ve psikiyatrik unutkanlıkta altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklı!</strong></span></p>

<p>Unutkanlığın, Alzheimer gibi hem nörodejeneratif hastalıkların hem de psikiyatrik sorunların ortak bir belirtisi olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Burcu Polat, “Ancak altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklıdır.” dedi.</p>

<p>Nörolojik unutkanlığın yavaş, sinsi ve genellikle ilerleyici bir başlangıcı olduğunu aktaran&nbsp;Doç. Dr. Polat, “Önce yakın bellek&nbsp;bozulur; hasta unuttuğunu fark etmeyebilir veya önemsemeyebilir. Zamanla dil, yön bulma, yürütücü işlevler gibi başka bilişsel alanlar da etkilenir. Nörolojik muayenede yürüme bozukluğu, güç kaybı gibi ek bulgular eşlik edebilir. Nöropsikolojik testlerde gerçek bir öğrenme/hatırlama sorunu vardır; ipucu verilse de performans düzelmez.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Psikiyatrik unutkanlığı da değinen&nbsp;Doç. Dr. Burcu Polat, şunları söyledi:&nbsp;</p>

<p>“Genellikle daha yeni başlangıçlıdır ve ilgisizlik, uyku-iştah değişiklikleri, keyifsizlik gibi depresif belirtilerle eş zamanlıdır. Hasta unutkanlığından yoğun şikayetçidir, bunu fazlaca önemser. Depresif bireyler performanslarını gerçekte olduğundan daha kötü tanımlama eğilimindedir. Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ön plandadır; gerçek bellek depolama sorunu nadirdir. Testlerde ipucu/hatırlatma ile performans belirgin düzelir. Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir</strong></span></p>

<p>Psikiyatrik unutkanlık ile nörolojik unutkanlık arasında bazı ayırıcı tanı ipuçları olduğunu dile getiren&nbsp;Doç. Dr. Burcu Polat, “Şikayetin kendisi mi yoksa yakınların gözlemi mi öncelikli? Psikiyatrik durumlarda kişinin kendisi şikayetçi iken nörolojik tabloda çevresi fark eder. İpucuyla performans düzeliyor mu? Psikiyatrikte evet, nörolojikte hayır. Eşlik eden duygudurum bulguları var mı? Zaman içindeki gidişat dalgalı/duygudurumla ilişkili mi, yoksa istikrarlı ilerleyici mi? Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Her unutkanlık aynı anlama gelmez!</strong></span></p>

<p>Aile bireylerinden birinde unutkanlık fark edildiğinde kaygılanılabileceğini kaydeden&nbsp;Doç. Dr. Polat, “Ama her unutkanlık aynı anlama gelmez. Bazı unutkanlıklar beyin hücrelerinin yıpranmasından, bazıları ise ruhsal yorgunluk ve üzüntüden kaynaklanır. İkisini ayırt etmek, doğru desteği sağlamak için çok önemlidir.” dedi.</p>

<p>Beyin hastalıklarına bağlı unutkanlığın nörodejeneratif süreçlerle ilişkili ilerleyici bilişsel bozulma ile seyrettiğini, psikiyatrik nedenli unutkanlığın ise duygudurum ve dikkat/konsantrasyon süreçlerindeki bozulmaya bağlı olarak ortaya çıkan, çoğu zaman geçici bilişsel şikayetler olduğunu yineleyen Doç. Dr. Polat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ailelerin bazı soruların cevaplarına dikkat etmesi doğru destek için rehber olabilir: Şikayet kimden geliyor? Kişinin kendisi mi çok şikayetçi, yoksa siz mi fark ediyorsunuz? Hatırlatınca akıllarına geliyor mu, yoksa hiç hatırlamıyorlar mı? Yanında keyifsizlik, isteksizlik, uyku/iştah sorunu var mı? Durum zamanla kötüye mi gidiyor, yoksa dalgalı mı?”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 18:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/her-unutkanlik-ayni-degil-1782832928.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer Hastalarının Bakım Sürecinde Hasta Yakınlarına Hayati Görevler Düşüyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/alzheimer-hastalarinin-bakim-surecinde-hasta-yakinlarina-hayati-gorevler-dusuyor-116762</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/alzheimer-hastalarinin-bakim-surecinde-hasta-yakinlarina-hayati-gorevler-dusuyor-116762</guid>
                <description><![CDATA[Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Atlas Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı araştırmacılarından Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalarının bakım sürecinde yakınlarına önemli görevler düştüğünü belirterek, hastalığın evrelerini ve davranış değişikliklerini tanımanın hem hasta hem de bakım verenler açısından süreci kolaylaştırdığını söyledi. Eyüpoğlu, bakım verenlerin beklentilerini gerçekçi tutmaları, hastalığın etkilerini kişiselleştirmemeleri ve sosyal destek mekanizmalarından yararlanmalarının önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Demans hastalarıyla yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Atlas Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı araştırmacılarından Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalığında bakım verenlerin sürecin en önemli parçalarından biri olduğunu vurguladı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Alzheimer sürecinde bakım verenlerin rolü büyük</strong></span></p>

<p>Bakım veren kavramının, hastanın günlük ihtiyaçlarını karşılayan kişi ya da kişiler için kullanıldığını belirten Eyüpoğlu, bu kişilerin eş, çocuk, kardeş ya da başka bir yakın olabileceğini ifade etti.</p>

<p>Alzheimer ile baş etmenin ilk adımının hastalığı tanımak olduğunu söyleyen Eyüpoğlu, “Bakım verenler Alzheimer hakkında ne kadar bilgi sahibi olursa hem hastaya yönelik beklentilerini daha doğru yönetebilir hem de hastalığın farklı evrelerinde karşılaşabilecekleri zorluklara karşı hazırlıklı olabilirler” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“Herkesin demansı kendine”</strong></span></p>

<p>Alzheimer’ın nörodejeneratif bir hastalık olduğunu belirten Eyüpoğlu, Alzheimer’ın en yaygın demans türü olduğuna dikkat çekti. Alzheimer tanısının nörologlar tarafından konulduğunu ve tedavi sürecinde farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının gerekebileceğini ifade eden Eyüpoğlu, alan uzmanlarının sıkça kullandığı “Herkesin demansı kendine” ifadesini hatırlatarak, her hastanın süreci farklı yaşayabileceğini söyledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişebiliyor</strong></span></p>

<p>Alzheimer hastalığının belirli evreleri olsa da bireyin eğitim düzeyi, sosyal çevresi, yaşam deneyimleri, ilgi alanları ve eşlik eden sağlık sorunlarının hastalığın seyrini etkileyebildiğini belirten Eyüpoğlu, bakım verenlerin doktorlarıyla iş birliği içinde hareket etmelerinin önem taşıdığını kaydetti. Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, “Her ne kadar Alzheimer evreleri ve her evrede tahmini olarak görebileceğimiz değişimler sabit olsa da özellikle Alzheimer hastalığında bireyin sahip olduğu bilgi birikim, sosyal çevre, aktif ilgi alanları gibi faktörlerin ve bunlarla beraber</p>

<p>komorbid hastalıklarının yani Alzheimer’a eşlik eden hastalıklarının etkili olabileceğini göz</p>

<p>önüne almak gerekmektedir. Bu anlamda doktorunuz ile birlikte adımlar atmak ve hastalığı</p>

<p>tanımak son derece kıymetlidir ”diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Davranışlardaki değişimlerin nedeni; hastalığın kendisi</strong></span></p>

<p>Alzheimer’ın yalnızca hafıza kaybına neden olmadığını, aynı zamanda muhakeme, problem çözme ve karar verme becerilerinde bozulmalara yol açtığını belirten Eyüpoğlu, ilerleyen evrelerde kişilik ve davranış değişikliklerinin de görülebileceğini söyledi.</p>

<p>Eyüpoğlu, “Alzheimer hastalığının bireyde neden olduğu bellek, yargı, muhakeme,</p>

<p>problem çözme işlevlerindeki bozulmaların yanı sıra ilerleyen evrelerinde bireyin karakter</p>

<p>özelliklerinde de değişikliğe sebep olabileceği bilinmektedir. Sevdiklerimiz Alzheimer ile</p>

<p>giderek bize yabancılaşırken bakım verenler olarak bu durumu kabul etmek, sevdiklerimizin</p>

<p>değişimini onlarla beraber yaşamak bu durumun bir parçasıdır” dedi.</p>

<p>Bakım verenlerin, sevdiklerinde gözlemledikleri değişimlerin hastalığın bir sonucu olduğunu unutmamaları gerektiğini vurgulayan Eyüpoğlu, “Sevdiklerimizdeki değişimin nedeni onların tercihleri değil, Alzheimer hastalığının yarattığı bilişsel yıkımdır. Bu gerçeği kabul etmek bakım verenlerin beklentilerini daha sağlıklı yönetmesine yardımcı olur” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bakım veren yükü, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açabiliyor</strong></span></p>

<p>Alzheimer bakımının uzun soluklu ve kesintisiz bir sorumluluk olduğuna dikkat çeken Eyüpoğlu, bakım verenlerde zamanla sosyal izolasyon, psikolojik yorgunluk ve ekonomik zorlukların ortaya çıkabileceğini belirtti. Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, bu yükü hafifletmek için şu önerilerde bulundu:</p>

<p><strong>Ortam değişikliklerinden kaçının: </strong>Alzheimer’ın özellikle ileri evrelerinde hastaların alışık oldukları ortamda kalmalarının önem taşıdığını belirten Eyüpoğlu, sık ortam değişikliklerinin kafa karışıklığını artırabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Sorumluluğu paylaşın: </strong>Bakım sürecinin tek bir kişinin omuzlarında olmaması gerektiğini vurgulayan Eyüpoğlu, aile bireyleri ve yakın çevrenin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Hastanın sınırlarını tanıyın: </strong>Kalabalık ve yüksek ses gibi çevresel faktörlerin Alzheimer hastalarında huzursuzluk ve ajitasyona yol açabileceğini belirten Eyüpoğlu, bakım planının bu durumlar göz önünde bulundurularak yapılmasını önerdi.</p>

<p><strong>Destek kaynaklarından yararlanın: </strong>Bakım verenlerin kamu kurumları, sosyal destek programları ve ücretsiz hizmetler hakkında bilgi edinmelerinin hem ekonomik hem de psikolojik yükü azaltabileceğini ifade etti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor</strong></span></p>

<p>Günümüzde uygulanan Alzheimer tedavilerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik olduğunu belirten Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, &nbsp;özellikle erken evrede tanı alan bireylerde tedaviye erken başlanmasının yaşam kalitesini artırdığını ve bakım veren yükünü azaltabildiğini söyledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Alzheimer hastalarına bakım verenlere 5 önemli tavsiye</strong></span></p>

<p>Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalarına bakım verenler için şu önerilerde bulundu:</p>

<p><strong>1. Hastalığın evrelerini ve değişimleri öğrenin: </strong>Hastalığın her evresinde ortaya çıkabilecek davranışsal ve bilişsel değişiklikleri bilmek, olası sorunlara karşı önlem almayı kolaylaştırır.</p>

<p><strong>2. Davranışları kişiselleştirmeyin. </strong>Hastanın sergilediği zorlayıcı davranışların bilinçli tercihlerden değil, Alzheimer’ın neden olduğu bilişsel kayıplardan kaynaklandığını unutmayın.</p>

<p><strong>3. Tekrarlayan sorular karşısında sabırlı olun: </strong>Yeni bilgileri öğrenme ve hatırlama güçlüğü nedeniyle aynı soruların tekrar tekrar sorulabileceğini belirten Eyüpoğlu, bakım verenlerin sakin kalmasının önemli olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>4. Davranışların altındaki nedeni araştırın: </strong>Yemek yemeyi reddetme, duş almak istememe veya ilaç kullanmaktan kaçınma gibi davranışların altında fiziksel bir rahatsızlık ya da ifade edilemeyen bir ihtiyaç bulunabileceğini göz önünde bulundurun.</p>

<p><strong>5. Agresyonun nedenini anlamaya çalışın: </strong>Öfke ve saldırganlık davranışlarının çoğu zaman kişinin kendisini ifade etmekte zorlanmasından veya çevresini anlamlandıramamasından kaynaklanabileceğini unutmayın.</p>

<p><strong>Bakım verenlerin yükünü hafifletmek büyük önem taşıyor</strong></p>

<p>Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalığının her bireyde farklı seyrettiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bakım verenlerin yolculuğu uzun ve zaman zaman yıpratıcı olabiliyor. Bu süreçte karşılaştıkları güçlükleri tanımak ve yüklerini hafifletecek destek mekanizmalarını güçlendirmek, gösterdikleri kıymetli emeğin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/alzheimer-hastalarinin-bakim-surecinde-hasta-yakinlarina-hayati-gorevler-dusuyor-1782813251.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak İçin Doğru Yöntemi Seçin</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-116761</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-116761</guid>
                <description><![CDATA[Toplumda sık görülen ve genç yaşlarda başlayan aşırı el ve koltuk altı terlemeleri tedavi edilmediği takdirde yıllarca devam edebiliyor. Basit bir rahatsızlık olarak görülen el ve koltuk altı terlemeleri, bireylerin el sıkışmaktan kaçınmasına, yazı veya bilgisayar kullanırken zorlanmasına, kıyafet seçimlerinde kısıtlamalar yaşamasına neden olabiliyor. Aşırı terleme rahatsızlığı nedeniyle özgüven kaybı da yaşayan hastalar sosyal ortamlardan da uzaklaşabiliyor. Pek çok hasta, aşırı el ve koltuk altı terlemesinin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunun farkında olmadan yaşamını bu kısıtlamalarla yıllarca sürdürmeye çalışıyor. Oysa günümüzdeki gelişen tıbbi teknolojiler sayesinde aşırı terleme sorunları kalıcı olarak tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel, aşırı el ve koltuk altı terlemesinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>El ve koltuk altı terlemesi sosyal hayattan uzaklaşmanıza neden olmasın</strong></span></p>

<p>Terleme, vücudun ısı dengesini korumak için gerekli olan doğal bir mekanizma olarak görev yapmaktadır. Ancak bazı kişilerde sempatik sinir sisteminin normalden fazla çalışmasına bağlı olarak, ortam sıcaklığı veya fiziksel aktivite ile açıklanamayacak düzeyde terleme meydana gelebilmektedir. Tıpta “primer hiperhidroz” olarak adlandırılan bu durum, çoğunlukla çocukluk veya ergenlik döneminde başlayarak erişkin yaşlara kadar devam edebilmektedir. Özellikle el içlerinde ve koltuk altlarında görülen yoğun terleme, kişinin yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilmektedir.&nbsp;</p>

<p>Sürekli ıslak kalan eller nedeniyle tokalaşmaktan çekinmek, evrakların veya elektronik cihazların zarar görmesi, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissi yaşamak ve özgüven kaybı bu hastalığın en sık karşılaşılan sonuçları arasında yer almaktadır. Araştırmalar, aşırı terleme sorunu yaşayan bireylerde sosyal kaygı ve stres düzeylerinin daha yüksek olabildiğini göstermektedir. Bu nedenle aşırı terleme yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal yönleriyle de değerlendirilmesi gereken bir sağlık sorunudur.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>El terlemenize koltuk altı terlemesi de eşlik ediyorsa</strong></span></p>

<p>Aşırı terleme nedeniyle yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenen hastalar, cerrahi tedavi açısından değerlendirilebilmektedir. Her hastanın durumunun farklı olduğu unutulmamalı, uygun tedavi seçeneği ayrıntılı uzman değerlendirmesi sonrasında belirlenmelidir. Cerrahi tedavi özellikle şu kişiler için uygun olabilmektedir;</p>

<ul>
	<li>Günlük yaşamını etkileyen ileri derecede el terlemesi yaşayanlar</li>
	<li>El terlemesine koltuk altı terlemesinin eşlik ettiği kişiler</li>
	<li>Tokalaşma, yazı yazma veya bilgisayar kullanırken zorlananlar</li>
	<li>Sosyal ortamlarda özgüven kaybı hissedenler</li>
	<li>Botoks, ilaç tedavisi veya iyontoforez gibi yöntemlerden yeterli sonuç alamayan hastalar</li>
</ul>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bir santimetrelik kesilerle terleme sorunundan kurtulabilirsiniz</strong></span></p>

<p>Göğüs cerrahisi tarafından uygulanan Endoskopik Torakal Sempatektomi (ETS) işleminde, terlemeye neden olan sempatik sinir zincirinin ilgili bölümü video yardımlı minimal invaziv yöntemlerle kontrol altına alınmaktadır. Günümüzde yaygın olarak uygulanan bu yöntem, aşırı el terlemesinde en etkili ve kalıcı tedavi seçeneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. İşlem her iki tarafta yaklaşık 1 santimetrelik küçük kesilerden gerçekleştirilmektedir. Kamera yardımıyla yapılan girişimde kaburgalar açılmadan ve büyük cerrahi kesiler yapılmadan operasyon kısa sürede tamamlanabilmektedir. Minimal invaziv teknikler sayesinde ameliyat sonrası ağrı daha az olmakta, iyileşme süreci hızlanmakta ve hastalar günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebilmektedir. Hastaların büyük çoğunluğu aynı gün veya ertesi gün taburcu olabilmekte, kısa süre içerisinde normal aktivitelerine devam edebilmektedir. Bu özellikleri sayesinde ETS, hem hasta konforu hem de tedavi başarısı açısından önemli avantajlar sunmaktadır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Botoks mu, cerrahi mi?&nbsp;</strong></span></p>

<p>Aşırı terleme tedavisinde ilaç uygulamaları, iyontoforez ve botoks gibi farklı yöntemler kullanılabilmektedir. Ancak bu yöntemlerin bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. Botoks uygulamaları birçok hastada etkili sonuçlar sağlasa da etkisinin belirli bir süre sonra azalması nedeniyle düzenli aralıklarla tekrarlanması gerekmektedir. İlaç tedavileri ise ağız kuruluğu, çarpıntı ve benzeri yan etkiler nedeniyle bazı hastalar tarafından uzun süre kullanılamamaktadır. Cerrahi tedavi ise uygun hastalarda tek seferlik bir girişimle uzun dönemli ve kalıcı sonuçlar sağlayabilmektedir. Özellikle ileri derecede el terlemesi bulunan kişilerde başarı oranlarının yüksek olması nedeniyle günümüzde en etkili tedavi seçeneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Terleme sorunundan kurtulabilir, özgüveninizi geri kazanabilirsiniz</strong></span></p>

<p>El ve koltuk altı terlemesi, kişinin yaşamını sessizce etkileyen ancak çoğu zaman dile getirilmeyen sağlık sorunlarından biridir. Birçok kişi bu durumla yaşamaya alışmak zorunda olduğunu düşünse de günümüzde modern tıp, aşırı terleme sorununa yönelik etkili ve kalıcı çözümler sunabilmektedir. Minimal invaziv göğüs cerrahisi tekniklerindeki gelişmeler sayesinde aşırı terleme rahatsızlığının büyük bölümünde tedavi edilebilmektedir.&nbsp;</p>

<p>Terleyen eller nedeniyle tokalaşmaktan çekinen, sosyal ortamlarda kendini rahatsız hisseden, iş veya eğitim hayatında zorluk yaşayan kişilerin bu sorunu kader olarak görmemesi gerekmektedir. Yaşam kalitesini düşüren aşırı terleme şikâyeti bulunan bireylerin, uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi için bir göğüs cerrahisi uzmanına başvurmaları büyük önem taşımaktadır. Erken değerlendirme ve doğru tedavi yaklaşımı sayesinde hastalar hem sosyal yaşamlarında hem de günlük aktivitelerinde önemli ölçüde rahatlama sağlayabilmektedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-1782812314.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tek Bir Ünite Kan Bir İnsanın Hayatını Kurtarabilir: Uzmanlardan Gençlere Hayati Çağrı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/tek-bir-unite-kan-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir-uzmanlardan-genclere-hayati-cagri-116750</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/tek-bir-unite-kan-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir-uzmanlardan-genclere-hayati-cagri-116750</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin kan bağışına daha fazla katılım göstermesi gerektiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “İnsanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin kan bağışına daha fazla katılım göstermesi gerektiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “İnsanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir” dedi.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, Türkiye’nin yıllık kan ihtiyacının yaklaşık 3 milyon ünite olduğunu belirterek, düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığını söyledi. Kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">‘KANIN TEK KAYNAĞI GÖNÜLLÜ BAĞIŞÇILAR’</span></strong></p>

<p>Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağının hala gönüllü bağışçılar olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Dünyada hasta tedavileri ve tıp teknolojilerinde çok hızlı bir ilerleme yaşanıyor. Baş döndürücü bir gelişim sürecinin içindeyiz. Ancak bazı şeyler hala değişmiyor. Örneğin hastalara yapılan kan transfüzyonu, yani kan nakli. Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağı hala gönüllü bağışçılar. Eğer insanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">‘KAN BAĞIŞI TOPLUMSAL SORUMLULUK’</span></strong></p>

<p>Kan bağışı için belirli kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Peki herkes kan bağışlayabilir mi? Hayır. Kan bağışı için belirli kriterler bulunuyor. 18 ile 65 yaş arasında olan, kendisini sağlıklı hisseden, kronik bir hastalığı bulunmayan ve herhangi bir tedavi görmeyen kişiler kan bağışlayabilir. Hatta biz, bu kişilerin kan bağışlaması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü tüm dünyanın karşı karşıya olduğu ortak bir sorun var. İnsanlar kendilerini iyi hissetseler de zaman ayırarak kan bağışında bulunmaktan giderek uzaklaşıyor. Ülkemizde de durum benzer. Kan bağışına uygun yaş aralığında ve sağlık durumunda olmasına rağmen birçok kişi kan vermeye yeterince zaman ayırmıyor. Bu nedenle kan bağışını bir toplumsal sorumluluk olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">’KAN BAĞIŞININ BİLİNEN BİR ZARARI YOK’</span></strong></p>

<p>Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü’nde verilen en önemli mesajın ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Geçtiğimiz günlerde Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü’nü kutladık. Buradaki en önemli mesajımız, ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ oldu. Bu nedenle kendisini sağlıklı hisseden ve kronik hastalığı bulunmayan herkesin kan bağışı için zaman ayırması gerektiğini düşünüyoruz. Kan bağışında bulunan kişilerin, bağış yaptıkları gün aşırı yorucu ve yüksek konsantrasyon gerektiren işlerden kaçınmaları, ayrıca kan verdikleri kolla ağır yük taşımamaları önemlidir. Kan bağışının zarar verip vermediği sorusuyla sık karşılaşıyoruz. Aslında kan bağışının bilinen bir zararı yoktur. Kan verildiğinde vücutta bir hacim kaybı oluşur ve kemik iliği uyarılarak yeni ve taze kan hücrelerinin üretimi desteklenir” diye konuştu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">‘KAN YOLUYLA BULAŞICI HASTALIKLARI OLANLAR KAN BAĞIŞI YAPMAMALI’</span></strong></p>

<p>Kan bağışı sürecinde çeşitli sağlık kontrollerinin yapıldığını belirten Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Öte yandan, kan bağışı sırasında kişiler kısa bir sağlık değerlendirmesinden de geçmiş olur. Muayeneleri yapılır, bazı testleri uygulanır, kan grupları belirlenir ve genel sağlık durumları hakkında fikir sahibi olurlar. Ancak insanların bu testleri yaptırmak amacıyla kan bağışında bulunmamaları gerekir. Çünkü bizim amacımız kişilerin sağlık taramasını yapmak değil; bağışlanan kanın alıcılara güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlamaktır. Dünyada yalnızca kan yoluyla bulaşabilen bazı hastalıklar bulunmaktadır. AIDS, Hepatit B ve Hepatit C bunlardan bazılarıdır. Bu nedenle bu hastalıkları taşıma riski bulunan ya da taşıyıcı olduğunu bilen kişilerin kesinlikle kan bağışında bulunmaması gerekir. Ülkemizde yıllık kan ihtiyacı yaklaşık 3 milyon ünitedir. Bu konuda tek tedarikçimiz Türk Kızılayıdır. Türk Kızılayı, 2025 yılında 3 milyon ünite kan bağışına ulaşarak Türkiye’nin yıllık kan ihtiyacını karşılamıştır” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">‘SAĞLIĞIMIZI PAYLAŞALIM’</span></strong></p>

<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, özellikle 18 yaşını yeni dolduran gençlere seslenerek, “Ancak burada özellikle vurgulamamız gereken bir nokta var. Bağışların önemli bir kısmı ilk kez kan veren ya da ihtiyaç üzerine bağış yapan kişilerden oluşuyor. Bizim temel hedefimiz; kan bağışına uygun özelliklere sahip bireylerin, çağrılmayı beklemeden düzenli olarak, en az yılda bir kez kan bağışında bulunmalarıdır. Çünkü en güvenilir ve serolojik hastalıklar açısından en düşük risk taşıyan bağışçı grubu, düzenli kan veren kişilerden oluşmaktadır. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 19:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/tek-bir-unite-kan-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir-uzmanlardan-genclere-hayati-cagri-1782751171.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yenilikçi teknolojilerle bel ve boyun fıtıklarında ameliyatsız tedavi</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yenilikci-teknolojilerle-bel-ve-boyun-fitiklarinda-ameliyatsiz-tedavi-116747</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yenilikci-teknolojilerle-bel-ve-boyun-fitiklarinda-ameliyatsiz-tedavi-116747</guid>
                <description><![CDATA[Hareketsiz yaşam, uzun süre masa başında çalışmak ve yanlış duruş alışkanlıkları, omurga rahatsızlıklarını yaygınlaştırıyor. Ağrı ve hareket kısıtlılığına neden olabilen bu sorunlarda cerrahi dışı tedaviler giderek daha fazla önem kazanıyor. Omurga hastalıklarının tedavisinde kullanılan teknolojik yöntemlere dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Omurga kaynaklı ağrıların tedavisinde bilgisayar destekli ve robotik sistemlerden yararlanabiliyoruz. Bu yenilikçi teknolojilerden biri olan Robospine sisteminde, tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre planlanıyor ve diskler ile sinirlerdeki baskının azaltılması sağlanıyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Bu sistemdeki robotik destekli uygulamaların tedavi sürecini desteklediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Günlük yaşamına kısa sürede dönmek isteyenler için öne çıkan bir tedavi seçeneği. Omurgaya özel olarak uygulanan hareketlerle omurlar arasındaki baskının azaltılmasına yardımcı olan sistem, sinirler üzerindeki yükün hafiflemesini ve ağrının azalmasını hedefliyor. Diskler üzerindeki basıncın azalması, sıvı ve besin alışverişini destekleyerek doğal iyileşme sürecine katkı sağlayabiliyor. İşlem herhangi bir kesi veya girişim gerektirmediğinden anesteziye ihtiyaç duyulmuyor. Bu sayede kanama ve enfeksiyon gibi riskler de en aza iniyor” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kişiselleştirilmiş tedavi imkânı&nbsp;</strong></span></p>

<p>Tedavi sırasında hastanın rahat bir sırtüstü pozisyonda bulunmasının konforu artırdığını belirten Akı, “Bu teknoloji; robotik destekli programlar ve objektif analiz sistemleri sayesinde hastanın tanısına, şikâyetlerinin bulunduğu bölgeye ve ağrı şiddetine göre kişiye özel bir tedavi planı oluşturulmasını mümkün kılıyor. Cerrahi dışı bir seçenek olarak öne çıkan sistem, bel ve boyun fıtıkları başta olmak üzere sırt ağrısına neden olan çeşitli omurga rahatsızlıklarında da kullanılabiliyor. İlk seanstan itibaren olumlu sonuçlar vadeden bu yöntem, gelişmiş güvenlik özellikleri sayesinde güvenli bir tedavi süreci sunuyor” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Beyaz yakalılardan bedenen çalışanlara geniş bir gruba hitap ediyor&nbsp;</strong></span></p>

<p>Uzun süre aynı pozisyonda çalışan ofis çalışanları, fiziksel güç gerektiren işlerde çalışanlar, yoğun trafik nedeniyle uzun süre hareketsiz kalanlar veya yanlış duruş alışkanlıklarıyla omurgasını zorlayan kişilerde sıklıkla tercih edilen bir tedavi seçeneği olduğunu açıklayan Akı, “Bel ve boyun fıtıkları, fıtığa bağlı bacak ve kol ağrıları, omurilik daralması, skolyoz ve kifoz gibi postür bozuklukları, dejeneratif disk hastalıkları, faset eklem ağrıları ve kas spazmlarında önemli faydalar sağlıyor. Ayrıca kas güçsüzlüğü ve omurga dengesizliği yaşayan, fizik tedaviden yeterli fayda göremeyen hastalar için de önemli bir alternatif” dedi.</p>

<p>Her hastanın bu tedavi için uygun bir aday olmadığını da sözlerine ekleyen Akı, “İleri düzey kemik erimesi, omurga romatizması ve enfeksiyonları, kötü huylu kemik tümörleri, metastatik kemik kanseri, omurga veremi, hamilelik ile omurgaya yönelik metal implant ya da cerrahi uygulama öyküsü bulunan kişilerde tercih edilmez” uyarısında bulundu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Seanslar 20-30 dakika civarında</strong></span></p>

<p>İşlem öncesinde fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı tarafından kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerektiğinin altını çizen Akı, “Robotik sistemler yardımıyla omurganın hareket açıklığı, kas dengesi ve ağrı düzeyi tespit edilerek hastaya bir yol haritası oluşturulur. Uygulama, ihtiyaç doğrultusunda boyun, sırt ve bel bölgelerinin tamamına ya da yalnızca sorunlu bölgeye yönelik olarak gerçekleştirilebilir. Seanslar genellikle 20-30 dakika sürerken, tedavi programı hastanın durumuna göre 5 ila 10 seans arasında planlanır. Ofis çalışanları ise çoğu zaman birkaç gün içinde günlük yaşamlarına ve işlerine dönebilir. Ancak tedavi sonrasında elde edilen kazanımların korunabilmesi için hastaların önerilen egzersiz programına uyması çok önemli” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 18:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yenilikci-teknolojilerle-bel-ve-boyun-fitiklarinda-ameliyatsiz-tedavi-1782746837.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özel Gereksinimli Çocuklar İçin Tatil Gelişim Fırsatı Sunuyor!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor-116739</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor-116739</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Ergoterapist Cahit Burak Çebi, özel gereksinimli çocukların yaz tatilinde ergoterapi ile nasıl desteklenebileceği ve faydaları hakkında açıklamalarda bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaz tatili, bağımsızlığı ve sosyal katılımı güçlendirmek için önemli bir fırsat!</strong></span></p>

<p>Yaz tatilinin, yalnızca okuldan uzaklaşma dönemi değil; çocuğun günlük yaşam becerilerini, bağımsızlığını ve sosyal katılımını güçlendirmek için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren&nbsp;Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Çocuklar tamamen plansız bırakılmamalı. Özellikle otizmli ve DEHB’li çocuklar için ani rutin değişiklikleri zorlayıcı olabilir.” dedi.</p>

<p>Yaz döneminde esnek ama öngörülebilir bir günlük plan oluşturmanın faydalı olacağını kaydeden Çebi, “Duyusal deneyimlere yer verilmeli. Deniz, kum, su, bahçe işleri, hamur çalışmaları, doğa yürüyüşleri gibi aktiviteler duyusal keşif için zengin fırsatlar sunar. Yatağını toplamak, kahvaltı hazırlamaya yardım etmek, alışveriş listesi yapmak, çamaşırları ayırmak gibi etkinlikler özel gereksinimli çocukların günlük rutin, alışkanlık ve bağımsızlığını destekler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Çocukların ilgi alanları desteklenmeli!</strong></span></p>

<p>Tatil süresince diğer yapılabileceklere de değinen&nbsp;Ergoterapist Cahit Burak Çebi, şunları söyledi:</p>

<p>“Bisiklet, yüzme, park oyunları, tırmanma alanları ve açık hava etkinlikleri özel gereksinimli çocukların regülasyon, dikkat, beden farkındalığı ve motor becerileri destekleyebilir. Oyun grupları, arkadaş grubu etkinlikleri, akraba ziyaretleri, yaz kursları veya ortak hobiler; sosyal iletişim becerilerinin gerçek yaşam içinde kullanılmasına fırsat sağlar ve çocuğun öz yeterlilik duygusunu geliştirir.</p>

<p>Özel gereksinimli çocukların yoğun ilgi alanları öğrenme ve sosyal katılımı için güçlü bir motivasyon kaynağı olabileceğinden ilgi alanlarının desteklenmesi önemlidir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaz ayları ergoterapi açısından oldukça değerli bir dönem!</strong></span></p>

<p>Ergoterapinin, çocuğun günlük yaşamda anlamlı ve amaçlı aktivitelere bağımsız katılımını desteklemeyi hedeflediğini hatırlatan&nbsp;Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Bu nedenle yaz ayları ergoterapi açısından oldukça değerli bir dönemdir.” dedi.</p>

<p>Akademik baskı azalırken gerçek yaşam becerilerinin öne çıktığına işaret eden Çebi, “Okul döneminde zamanın büyük kısmı derslere ayrılırken, yaz tatilinde öz bakım, ev içi sorumluluklar, rutinler, alışkanlıklar, sosyal katılım ve serbest zaman aktiviteleri üzerinde çalışmak mümkün hale gelir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Amaç boş kalmamak değil, yaşama katılmak!</strong></span></p>

<p>Ergoterapistlerin kendi eşyalarını düzenleme, dikkati sürdürme, zaman yönetimi, rutin ve alışkanlıklarını sürdürme, sosyal katılım ve öz bakım aktiviteleri gibi çocukların günlük yaşam alanlarında gelişimini destekleyebileceğine vurgu yapan&nbsp;Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Birçok aile yaz tatilinde çocukların aktivitesiz kaldığından ve bu nedenden dolayı ekran kullanımının arttığından yakınır. Ergoterapi, çocuğun ilgi alanlarına uygun anlamlı ve amaçlı aktiviteler planlayarak daha dengeli bir günlük yaşam rutini oluşturulmasına yardımcı olabilir.” dedi.</p>

<p>Yaz aylarında açık hava ve doğa etkinliklerinin artmasının, duyusal bütünleme temelli çalışmalar için doğal fırsatlar sunduğunu ifade eden Çebi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yaz tatilinin en önemli hedefi çocuğu sürekli aktivitelerle meşgul etmek değil; kendi yaşamında daha bağımsız, daha motive, daha katılımcı ve daha özgüvenli hale gelmesine fırsat vermektir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor-1782735364.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Pazarlarının Sabırsızlıkla Beklediği Malatya Kayısısında 2026 Yılı Hasat Sezonu Başladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/dunya-pazarlarinin-sabirsizlikla-bekledigi-malatya-kayisisinda-2026-yili-hasat-sezonu-basladi-116738</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/dunya-pazarlarinin-sabirsizlikla-bekledigi-malatya-kayisisinda-2026-yili-hasat-sezonu-basladi-116738</guid>
                <description><![CDATA[Dünya kayısı başkenti Malatya’da, 2025 yılında yaşanan yıkıcı zirai don felaketinin ardından büyük bir geri dönüş gerçekleşiyor. Kale ilçesinde başlayan 2026 yılı yaş kayısı hasadıyla birlikte toplanan AB coğrafi işaret tescilli ürünler, titiz işlemlerden geçirilerek soğuk zincir halkasıyla Avrupa pazarlarına gönderiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya kayısısının başkenti Malatya’da 2026 yılı yaş kayısı hasadı, Kale ilçesine bağlı Meydancık Mahallesi’nde başladı. Geçtiğimiz yıl nisan ayında yaşanan zirai don felaketinin ardından yoğun bir emek sarf eden üreticiler, yeniden bahçelere girerek sezonun ilk ürünlerini toplamaya başladı. Sektör temsilcileri, bu yıl hem yaş hem de kuru kayısı ihracatından önemli gelir elde edileceğini öngörüyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606291427-img-0010.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"GEÇEN YIL KAYISIDA ZOR BİR SÜREÇ YAŞADIK"</span></strong></p>

<p>Hasat alanında açıklamalarda bulunan Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, 2025 yılında yaşanan zirai don felaketinin ardından üreticilerin büyük fedakârlık gösterdiğini söyledi. Malatya’nın kayısıyla özdeşleşmiş bir şehir olduğunu ifade eden Özcan, şu ifadeleri kullandı:&nbsp;"Dünya kayısı başkenti Malatya’dan, Türkiye’de yaşayan tüm vatandaşlarımıza ve dünyanın dört bir yanında Malatya kayısısını büyük bir sabırsızlıkla bekleyen tüketicilerimize selamlarımı iletiyorum. Geçtiğimiz yıl nisan ayında çok ciddi bir zirai don yaşadık. O dönem Malatya için oldukça zor geçti. Çünkü kayısı bu şehrin sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal hayatının da en önemli değerlerinden biri. Üreticilerimiz bir yıl boyunca bahçelerinde yoğun emek harcadı. Donun ağaçlar üzerindeki etkilerini ortadan kaldırmak ve yeniden verim alabilmek için ciddi çalışmalar yürüttü. Bugün ise yeniden hasat heyecanı yaşıyoruz. Bunun mutluluğunu tarif etmek kolay değil."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606291427-img-0030.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HASAT 13 İLÇEDE DEVAM EDECEK</span></strong></p>

<p>Hasadın Kale’den başlayarak Malatya’nın tamamına yayılacağını belirten Özcan, sezonun yaklaşık 45 gün süreceğini söyledi. Özcan, konuşmasını şöyle sürdürdü:&nbsp;"Şu anda Kale ilçemizin Meydancık Mahallesi’ndeyiz. Üreticilerimiz, işçilerimiz ve ihracatçılarımız yoğun bir çalışma içerisinde. Rakımı düşük bölgelerden başlayan hasat süreci, yüksek rakımlı bölgelerde ağustos ayına kadar devam edecek. Malatya’nın 13 ilçesinde de kayısı üretimi yapılıyor. Yaklaşık 700 metre rakımdan başlayıp 1800 metre rakıma kadar uzanan geniş bir alanda hasat gerçekleştiriyoruz. Bu süreç yaklaşık 45 gün devam edecek. Toplanan ürünler fabrikalara taşınıyor, burada işleniyor ve ihracata hazırlanıyor."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606291427-img-0061.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"MALATYA KAYISISI DÜNYADA EŞSİZ BİR ÜRÜN"</span></strong></p>

<p>Malatya kayısısının Avrupa Birliği coğrafi işaret tesciline sahip olduğuna dikkat çeken Özcan, ürünün dünya çapında özel bir konuma sahip olduğunu belirterek şu bilgileri verdi:&nbsp;"Malatya kayısısı sıradan bir meyve değil. Avrupa Birliği tarafından coğrafi işaretle tescillenmiş, kalitesi ve özellikleri belgelenmiş bir ürün. Dünyada eşsiz bir değere sahip. Yaklaşık 1 milyon dekar alanda üretim potansiyelimiz var. Ancak son yıllarda iklim değişikliğinin etkilerini çok yoğun şekilde hissediyoruz. Don olayları, dolu yağışları ve aşırı hava koşulları rekolteyi olumsuz etkiliyor. Bu yıl ilkbahar donu yaşamadık ancak bazı bölgelerde dolu ve sağanak yağışlar nedeniyle zarar oluştu. Buna rağmen üreticimiz yeniden üretmeye devam ediyor."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606291427-img-0064.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"ARTIK GERÇEK MALATYA KAYISISI SOFRALARDA"</span></strong></p>

<p>Hasat edilen ürünlerin kısa sürede tüketicilerle buluşacağını söyleyen Özcan, vatandaşlara Malatya kayısısını tercih etmeleri çağrısında bulunarak şunları dile getirdi:&nbsp;"Artık bugünden itibaren sofralarda gerçek Malatya kayısısını göreceksiniz. Bazen farklı bölgelerde üretilen ürünler de Malatya kayısısı adıyla pazarlanabiliyor. Ancak şu an hasadı yapılan ve piyasaya sunulan ürünler Malatya’nın kendi kayısısıdır. Lezzeti, aroması, besin değeri ve kalitesiyle dünyanın en özel meyvelerinden biridir. Damak tadına önem veren herkesin bu ürünü tercih edeceğine inanıyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606291427-img-0076.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"BU YIL EKONOMİYE ÖNEMLİ KATKI SAĞLAYACAK"</span></strong></p>

<p>Kayısının yalnızca Malatya için değil Türkiye ekonomisi için de önemli olduğunu vurgulayan Özcan, bu yıl yüksek gelir beklentisi içerisinde olduklarını aktararak şöyle konuştu:&nbsp;"Kayısı sadece Malatya’nın değil, bölge ekonomisinin de lokomotif ürünlerinden biri. Türkiye’nin kuru meyve ihracatında önemli bir paya sahip. Deprem sonrası yeniden ayağa kalkmaya çalışan şehrimiz için kayısıdan elde edilecek gelir büyük önem taşıyor. Devletimizin yaptığı yatırımlarla birlikte üreticimizin elde edeceği ekonomik katkı da Malatya’nın yeniden güçlenmesine katkı sağlayacak. Çiftçilerimiz son iki yıldır çok zorlandı. Bazı bölgelerde birkaç yıldır hasat yapılamıyordu. Bu yıl ise her bölgede az ya da çok ürün alınacağını görüyoruz. Bunun mutluluğunu yaşıyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606291427-img-0066.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AVRUPA PAZARINA GÖNDERİLİYOR</span></strong></p>

<p>Yaş kayısı ihracatçısı Ali Deniz Vural ise hasat edilen ürünlerin büyük bölümünün Avrupa ülkelerine gönderildiğini belirterek şu bilgileri paylaştı:&nbsp;"Malatya’da hasat edilen yaş kayısıların önemli bir kısmı Avrupa pazarına gönderiliyor. Özellikle Almanya ve Hollanda bizim en güçlü pazarlarımız arasında yer alıyor. Fransa’ya da ihracat yapılıyor ancak orada kendi üretimleri olduğu için talep nispeten daha düşük kalıyor. Kuru kayısı dünyanın many ülkesine ulaşabiliyor ancak yaş kayısının raf ömrü sınırlı olduğu için daha çok Avrupa ülkelerine gönderiyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606291427-img-0071.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SOĞUK ZİNCİRLE TÜKETİCİYE ULAŞIYOR</span></strong></p>

<p>Hasat edilen ürünlerin titiz bir süreçten geçtiğini anlatan Vural, kalite standartlarının büyük önem taşıdığını söyledi ve süreci şöyle özetledi: "Kayısılar bahçelerden toplandıktan sonra tesislerimize getiriliyor. Burada boylama ve kalite kontrol işlemlerinden geçiriliyor. Standartlara uygun olmayan ürünler ayrılıyor. Daha sonra özel ambalajlara yerleştiriliyor. 350 gramlık ve 500 gramlık paketler halinde hazırlanarak kutulanıyor. En önemli konu soğuk zincirin korunmasıdır. Ürünlerimiz soğutmalı araçlarla Avrupa’ya ulaştırılıyor. Böylece tüketiciye ilk günkü tazeliğiyle ulaşması sağlanıyor."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606291427-img-9986.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SEZON YAKLAŞIK İKİ AY SÜRECEK</span></strong></p>

<p>Yaş kayısı ihracat sezonunun yaklaşık iki ay devam edeceğini belirten Vural, yüksek rakımlı bölgelerde hasadın daha geç başladığını aktararak şu sözlerle açıklamasını tamamladı:&nbsp;"Malatya’da hasat ilk olarak Kale bölgesinde başlıyor. Daha sonra farklı ilçelerde ve yüksek rakımlı bölgelerde devam ediyor. En son Darende ve çevresindeki bölgelerde hasat tamamlanıyor. Bu nedenle süreç yaklaşık iki ay sürüyor. Bu yıl hem iç piyasada hem de ihracat pazarlarında hareketli bir sezon bekliyoruz."</p>

<p>Kale ilçesinde başlayan yaş kayısı hasadının önümüzdeki günlerde diğer ilçelere yayılması beklenirken, üreticiler rekoltenin bereket getirmesini temenni ediyor.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/dunya-pazarlarinin-sabirsizlikla-bekledigi-malatya-kayisisinda-2026-yili-hasat-sezonu-basladi-1782734936.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deprem Sonrası Zor Günler Geçiren Malatya Esnafının Tahliye  ve Kira Sorunu Masaya Yatırıldı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/deprem-sonrasi-zor-gunler-geciren-malatya-esnafinin-tahliye-ve-kira-sorunu-masaya-yatirildi-116702</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/deprem-sonrasi-zor-gunler-geciren-malatya-esnafinin-tahliye-ve-kira-sorunu-masaya-yatirildi-116702</guid>
                <description><![CDATA[MTSO Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Vali Seddar Yavuz’u ziyaret ederek yüksek kira bedelleri, konteyner tahliyeleri, elektrik kesintileri ve uçak seferlerinin artırılması gibi iş dünyasının çözüm bekleyen hayati taleplerini iletti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Malatya Valisi Seddar Yavuz’u ziyaret etti. Gerçekleşen ziyarette, oda üyelerinin karşılaştığı sorunlar ve kent ekonomisinin çözüm bekleyen talepleri hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Başkan Sadıkoğlu, esnaf ve tüccarın beklentilerini doğrudan Vali Yavuz’a aktardı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​İŞ DÜNYASININ KİRA VE TAHLİYE SORUNLARI MASAYA YATIRILDI</strong></span></p>

<p>​Ziyaret kapsamında öncelikli olarak deprem sonrasında teslim edilen iş yerlerindeki yüksek kira bedelleri ile konteynerlerde faaliyetlerini güçlükle sürdüren işletmelere gönderilen tahliye tebligatları ele alındı. Başkan Sadıkoğlu, esnaf ve tüccarın bu konularda yaşadığı mağduriyetleri ve acil çözüm beklentilerini Vali Yavuz ile paylaştı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​ELEKTRİK KESİNTİLERİ VE UÇAK SEFERLERİ GÜNDEME GELDİ</strong></span></p>

<p>​Son dönemde Malatya genelinde sıkça yaşanan elektrik kesintilerinin üretim ve ticaret hayatı üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Sadıkoğlu, işletmelerin bu nedenle yaşadığı zararları dile getirdi. Görüşmede ayrıca Malatya kayısısının yurt içi ve yurt dışındaki tanıtım faaliyetlerinin artırılması, ihracatın geliştirilmesi ve Malatya’dan gerçekleştirilen uçak seferlerinin artırılmasına yönelik çözüm önerileri de detaylı bir şekilde değerlendirildi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>​“YAPICI YAKLAŞIMI BİZLERİ MEMNUN EDİYOR”</strong></span></p>

<p>​Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan MTSO Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Vali Yavuz’un sorunların çözümüne yönelik gösterdiği hassasiyetten memnuniyet duyduklarını ifade ederek şunları söyledi: “Sayın Valimizle birçok konu üzerine istişarelerde bulunduk. Şehrimizin deprem sonrası ayağa kalkma mücadelesine hız katan Sayın Valimizin sorunların çözümüne yönelik yakın ilgisi ve yapıcı yaklaşımı bizleri memnun ediyor. Kendilerine destekleri ve iş dünyamıza gösterdikleri hassasiyet dolayısıyla teşekkür ediyorum. Şehrimizin ekonomik kalkınması, üretim kapasitesinin güçlendirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi için kamu kurumlarıyla iş birliği içerisinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 20:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/deprem-sonrasi-zor-gunler-geciren-malatya-esnafinin-tahliye-ve-kira-sorunu-masaya-yatirildi-1782496413.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Sıcakları Kalp Hastaları İçin Ciddi Risk Oluşturuyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-sicaklari-kalp-hastalari-icin-ciddi-risk-olusturuyor-116698</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-sicaklari-kalp-hastalari-icin-ciddi-risk-olusturuyor-116698</guid>
                <description><![CDATA[Deniz, güneş ve açık havada geçirilen zaman yaz aylarının vazgeçilmezleri arasında. Ancak sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte kalp-damar sisteminin de daha yoğun çalışmak zorunda kaldığından bahseden Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Özellikle sıvı kaybı, yüksek nem ve güneşe uzun süre maruz kalmak, tansiyon değişikliklerinden ritim bozukluklarına kadar çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor. Hipertansiyon, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu veya koroner arter hastalığı bulunan kişiler için risk daha da artabiliyor” açıklamasında bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Sıcak havalarda vücut, serin kalabilmek için damarları genişletir ve terlemeyi artırır. Bu durumun kalbin daha fazla çalışmasına neden olarak sıvı ve elektrolit kaybını artırdığını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Yüksek nem, uzun süre güneş altında kalmak, yetersiz su tüketimi ve yoğun fiziksel aktivite kalp üzerindeki yükü artırabilir. Bu nedenle göğüs ağrısı, nefes darlığı, şiddetli çarpıntı veya baygınlık hissi gibi belirtiler ihmal edilmemeli. Özellikle kalp hastalığı bulunan kişilerin yeterli sıvı tüketmesi, güneşin yoğun olduğu saatlerde dikkatli olması ve fiziksel aktivitelerini bilinçli planlaması yaz aylarında kalp sağlığını korumak için şart” dedi.</p>

<p>Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan plajda kalp sağlığını korumaya yardımcı olacak 5 öneriyi sıraladı:</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sıvı kaybı kalbi zorlayabiliyor&nbsp;</strong></span></p>

<p>Kalp sağlığını korumak için yaz aylarında dikkat edilmesi gerekenlerin başında yeterli sıvı tüketimi geliyor. Plajda en sık yapılan hatalardan biri susamayı bekleyerek su içmek. Oysa susuzluk hissi ortaya çıktığında vücut genellikle sıvı kaybetmeye başlamış oluyor. Sıcak havalarda terlemeyle birlikte yalnızca su değil, sodyum, potasyum ve magnezyum gibi önemli elektrolitler de azalabiliyor. Bu durum çarpıntı, halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü ve kalp ritim bozuklukları gibi sorunlara zemin hazırlıyor. Bu nedenle gün boyunca düzenli aralıklarla su tüketmek, çok şekerli içecekleri sınırlandırmak, aşırı alkol tüketiminden kaçınmak ve uzun süre güneş altında kalınan günlerde sıvı alımını artırmak kıymetli.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Güneşin en yoğun olduğu saatlerde dikkatli olun&nbsp;</strong></span></p>

<p>Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında uzun süre direkt güneşe maruz kalmak kalp-damar sistemi üzerindeki stresi artırabiliyor. Özellikle kalp hastaları bu saatlerde daha dikkatli olmalı. Şemsiye veya gölgelik kullanmak, açık renkli ve hafif kıyafetler tercih etmek, geniş kenarlı şapka takmak ve güneş altında uzun süre hareketsiz kalmamak vücudun ısı yükünü azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca ileri yaş grubunda sıcak çarpması riskinin daha yüksek olduğu da unutulmamalı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Soğuk suya birden girmek risk&nbsp;</strong></span></p>

<p>Çok sıcak bir ortamdan sonra birdenbire soğuk suya girmek, kalp ve damar sistemi üzerinde ani stres oluşturabilir. Ani ısı değişimleri damar spazmına, tansiyon dalgalanmalarına, çarpıntıya ve baygınlık hissine neden olabilir. Özellikle hipertansiyon ile koroner arter hastalığı bulunanların ve ileri yaş grubundakilerin suya yavaş yavaş adapte olması gerekiyor. Önce ayakların ve kolların ıslatılması, ardından vücudun kademeli olarak suya alıştırılması çok daha güvenli bir yaklaşım.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Plajda kalp dostu beslenmeye özen gösterin&nbsp;</strong></span></p>

<p>Beslenme tercihleri de plajda geçirilen zaman boyunca kalp sağlığını etkiliyor. Tuzlu atıştırmalıklar, işlenmiş gıdalar, aşırı yağlı yiyecekler ve şekerli içecekler sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki yükünü artırabiliyor. Bunun yerine meyve, yoğurt, ayran, hafif salatalar, ızgara balık ve zeytinyağlı yiyeceklerin tercih edilmesi çok daha uygun. Akdeniz tipi beslenme, yaz aylarında kalp sağlığının korunmasına katkı sağlar.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Egzersiz için doğru saatleri seçin&nbsp;</strong></span></p>

<p>Yaz aylarında yürüyüş, yüzme ve diğer açık hava aktiviteleri kalp sağlığı açısından faydalı olsa da egzersizin yapıldığı saatlere dikkat etmek kritik. Günün en sıcak saatlerinde yapılan yoğun fiziksel aktiviteler kalp hızını artırabiliyor, sıvı kaybını hızlandırabiliyor ve tansiyon dengesini bozabiliyor. Bu nedenle egzersizlerin sabah erken saatlerde veya gün batımına yakın zamanlarda yapılması gerekiyor. Özellikle kalp hastalığı öyküsü bulunan kişiler aşırı zorlayıcı aktivitelerden kaçınmalı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yaz-sicaklari-kalp-hastalari-icin-ciddi-risk-olusturuyor-1782488804.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz tatilinde dengeli plan önemli!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-116690</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-116690</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, çocuklarda can sıkıntısının her zaman olumsuz olmadığı, can sıkıntısının yalnızlıkla karıştırılmaması gerektiği ve yaz tatilinin dengeli bir planla geçirilmesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Can sıkıntısı ile yalnızlık duygusu birbirinden ayrılmalı!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Can sıkıntısının çocuk için tamamen olumsuz bir durum olmadığına işaret eden&nbsp;Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Hatta üretkenliği artırabilir.” dedi.</p>

<p>Ebeveynlerin çoğu zaman ‘çocuğumuzun canı evde çok sıkılıyor’ diye endişelendiğini hatırlatan&nbsp;Doğantekin, “Ancak burada önemli olan, çocuğun can sıkıntısını nasıl değerlendirdiğidir. Eğer çocuk bu süreçte legolarla oynuyor, hikâyeler üretiyor, oyun kuruyor ya da aileyle vakit geçiriyorsa bu durum gelişim açısından oldukça faydalıdır. Yani can sıkıntısı üretkenliğe dönüşüyorsa, bu olumsuz değil, destekleyici bir durumdur. Dikkat edilmesi gereken önemli nokta, can sıkıntısı ile yalnızlık duygusunun birbirinden ayrılmasıdır. Canı sıkılan çocuk bir şey üretmeye, oyun kurmaya veya bir etkinlik bulmaya yönelir. Ancak yalnızlık hissi yaşayan çocuk daha çok içine kapanır, odasına çekilir ve hiçbir aktiviteye yönelmez. Asıl izlenmesi gereken ayrım budur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir tatil planlanmalı!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Yaz tatili sürecinde tamamen esnek ya da tamamen katı bir yaklaşımın doğru olmadığına dikkat çeken&nbsp;Seren Doğantekin, “Gün içerisinde belirli bir düzen olması gerekir. Hiç ders çalışılmayan bir tatil, okul başladığında motivasyon kaybına yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Bu nedenle dengeli bir plan yapılmasını öneren&nbsp;Doğantekin, şunları söyledi:</p>

<p>“İlkokul ve ortaokul öğrencilerinde haftanın belirli günleri ders çalışmak, kitap okumak veya çalışma kâğıtları çözmek uygun olabilir. Ancak bu süreç yalnızca akademik çalışma olarak düşünülmemeli. Müze gezmek, belgesel izlemek gibi etkinlikler de öğrenmeyi destekler. Önümüzdeki yıl sınava hazırlanan öğrenciler için ise daha planlı bir program yapılabilir. Haftanın beş ya da altı günü ders çalışıp bir günü dinlenmeye ayrılabilir. Ancak bu plan, katı bir okul düzeni gibi değil; hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir yapı olmalıdır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Çocuğun sosyal medyayı yalnızlık nedeniyle kullanması bir risk göstergesi!</strong></span></p>

<p>Ergenlik döneminde sosyal medya kullanımının kıyaslama davranışını artırabileceği uyarısında bulunan&nbsp;Seren Doğantekin, “Tatil paylaşımları üzerinden ‘o tatile gitti, ben gitmedim’ gibi düşünceler oluşabilir. Bu durum özgüven düşüklüğüne ve kaygıya yol açabilir. Bu noktada çocuklara sosyal medyada görülen her şeyin gerçek hayatı yansıtmadığı anlatılmalıdır.” dedi.</p>

<p>Uyku düzeninin de oldukça önemli olduğuna değinen&nbsp;Doğantekin, “Gece geç saatlere kadar ekran kullanımı, uyku ritmini bozabilir ve bu da duygu durum dalgalanmalarına yol açabilir. Çocuğun sosyal medyayı neden kullandığı da değerlendirilmeli. Eğer yalnızlık hissi nedeniyle sadece oradan sosyal iletişim kuruyorsa bu bir risk göstergesi olabilir. Ergenler için bir gruba ait olma ihtiyacı çok güçlüdür. Bu nedenle yaz tatilinde akran ilişkilerinin tamamen kesilmemesi önemlidir. Aksi halde yalnızlık ve ‘kimse beni anlamıyor’ düşüncesi gelişebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sorunlu bir durumun önemli işaretleri, sürecin iki haftadan uzun sürmesi ve sosyal çekilme!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Ancak her yalnızlaşma durumunun bir problem olmadığını dile getiren&nbsp;Doğantekin, “Eğer çocuk aileyle iletişim kuruyor, sorumluluklarını yerine getiriyor ve sosyal yaşamını sürdürebiliyorsa bu durum gelişimsel olarak normal kabul edilebilir. Ergenlikte zaman zaman yalnız kalma isteği ve aileden uzaklaşma eğilimi görülebilir.” dedi.</p>

<p>Sorun olarak değerlendirilmesi gereken durumlara açıklık getiren&nbsp;Doğantekin, “Sürecin iki haftadan uzun sürmesi, çocuğun odasından hiç çıkmaması, uyku ve beslenme düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden tamamen çekilmesi ve ‘kimse beni anlamıyor’ gibi ifadelerin artması önemli işaretlerdir. Bu durumda profesyonel destek gerekebilir.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalı!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Teknoloji ve yapay zekâ kullanımının da benzer şekilde değerlendirilmesi gerektiğini aktaran&nbsp;Seren Doğantekin, “Önemli olan kullanım biçimidir. Çocuk üretmek için mi kullanıyor, yoksa yalnızca tüketiyor mu? Yapay zekâ doğru kullanıldığında hikâye yazma, karakter oluşturma, dil öğrenme veya kodlama gibi alanlarda üretkenliği destekleyebilir. Ancak tamamen hazır bilgiye bağımlı bir kullanım doğru değildir.” dedi.</p>

<p>Yaz tatilinde ideal yaklaşımın dengeli, esnek ama belirli bir rutini olan bir program olduğunun altını çizen&nbsp;Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Aileyle kaliteli zaman geçirilmesi, akran ilişkilerinin sürdürülmesi, fiziksel aktivitelerin yapılması ve küçük sorumlulukların verilmesi önemlidir. Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak, çocukların hem dinlenebileceği hem de gelişimini sürdürebileceği bir yaz tatili planı oluşturulmalı. Teknoloji kullanımında ise süre kadar içeriğe ve çocuğun yaşamındaki genel dengeye bakmak gerekir.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yaz-tatilinde-dengeli-plan-onemli-1782477121.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Melankoli Hastalık Değil Mizaç!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/melankoli-hastalik-degil-mizac-116671</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/melankoli-hastalik-degil-mizac-116671</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Aslan, melankoli hakkında bilgi vererek depresyondan farklı olduğu noktalara değindi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Melankoli bir hastalıktan çok mizaç özelliği!</strong></span></p>

<p>Melankolinin günümüzde tek başına bir hastalık olarak kabul edilmediğini dile getiren&nbsp;Klinik Psikolog Buse Aslan, “Daha çok kişinin duygusal eğilimi, mizacı ve dünyayı algılama biçimiyle ilişkilidir.” dedi.</p>

<p>Bazı insanların olaylara daha derin anlamlar yüklediğini, hayatın geçiciliğini daha yoğun hissettiğini ve duyguları daha güçlü yaşadığını ifade eden&nbsp;Aslan, “Bu nedenle dışarıdan ‘melankolik’ olarak tanımlanabilirler. Önemli nokta, melankolinin kişinin yaşam işlevselliğini ne ölçüde etkilediğidir. Günlük hayatı bozmadığı sürece, çoğu zaman kişiliğin bir parçası olarak görülür.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Mutluluk ve hüzün aynı anda yaşanabilir!</strong></span></p>

<p>Bazı kişilerin mutluluk ve hüznü aynı anda yaşayabileceklerine işaret eden&nbsp;Buse Aslan, “Bunun nedeni çoğu zaman hayatın geçiciliğini daha yoğun hissetmeleridir.” dedi.</p>

<p>Güzel bir anın bile biteceğini düşünmenin, mutluluğun içine ince bir hüzün katabileceğini aktaran Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Bu durum her zaman olumsuz değildir; bu kişiler anı daha derin ve anlamlı yaşama eğilimindedir.</p>

<p>Melankolik kişiler geçmişi sadece hatırlamaz, aynı zamanda anlamlandırır. Geçmiş, onlar için kimliklerini oluşturan bir hikâye gibidir. Bu yüzden eski anılara daha sık dönebilirler. Ancak sürekli ‘geçmiş daha iyiydi’ düşüncesi bugünü yaşamayı zorlaştırıyorsa, bu durum dengesiz hale gelebilir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Melankoli ile depresyon aynı şey değil!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Melankoli ile depresyon arasındaki farka değinen&nbsp;Aslan,&nbsp;&nbsp;“Melankoli bir duygu tonu veya mizaç özelliği, depresyonun ise klinik bir ruh sağlığı sorunudur.” dedi.</p>

<p>Melankolik kişilerin hüzünlü olsalar bile hayattan zevk alabildiklerini, sosyal ilişkilerini sürdürebildiklerini ve geleceğe dair düşünmeye devam edebildiklerini kaydeden Aslan, “Depresyonda ise belirgin isteksizlik, zevk alamama, enerji kaybı ve umutsuzluk ön plandadır.” diye konuştu.</p>

<p>Aslan ayrıca, melankolik kişilerin genellikle derin düşünen, empatik ve hassas bireyler olduğunu ve bu özelliklerinin ilişkileri güçlendirebileceğini söyledi. Ancak fazla düşünme eğiliminin, geçmiş olaylara takılma veya kaybetme korkusunun ilişkilerde yorucu bir sürece de yol açabileceğini de ekledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Melankoli yalnızca travmalarla açıklanamaz!</strong></span></p>

<p>Çocuklukta yaşanan duygusal deneyimlerin, kişinin yetişkinlikteki duygu düzenini etkileyebileceğine dikkat çeken&nbsp;Klinik Psikolog Buse Aslan, “Ama melankoli yalnızca travmalarla açıklanamaz. Biyolojik yatkınlık ve kişilik özellikleri de önemli rol oynar.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Melankoli bir kusur değil, duygusal hassasiyet!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Kişinin melankolik olup olmadığını nasıl anlayabileceği hakkında bilgi veren&nbsp;Buse Aslan, “Melankolik kişiler genellikle duygusal olarak derin deneyimler yaşar, küçük detaylardan etkilenir, geçmişi sık düşünür, yalnız kaldığında iç dünyası yoğunlaşır, sanat, müzik ve edebiyattan güçlü şekilde etkilenirler.” dedi.</p>

<p>Bu özelliklerin bir kusur değil, farklı bir duygusal hassasiyet biçimi olduğunu ifade eden Aslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Melankoli her zaman tedavi gerektirmez. İnsan doğasının doğal bir parçası olabilir. Ancak kişinin günlük yaşamını bozacak düzeye ulaştığında, sürekli umutsuzluk veya işlev kaybı oluştuğunda profesyonel destek gerekebilir.”&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/melankoli-hastalik-degil-mizac-1782392879.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz tatilinin yeni sokağı: Ekran!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-116668</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-116668</guid>
                <description><![CDATA[Yaz tatiliyle birlikte çocukların ekran başında geçireceği süre de yeniden gündeme geldi. Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümünden Arş. Gör. Seher Sav, yaz tatilinde çocukların ekran kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Sokakların yerini büyük ölçüde dijital platformlar aldı</strong></span></p>

<p>Geçmişte çocukların yaz tatillerini sokaklarda, mahalle arkadaşlarıyla oyun oynayarak geçirdiğini hatırlatan Psikolog Seher Sav, “Yıllardır olduğu gibi bir yaz tatili daha geldi. Yakın zamana kadar yaz tatilleri hem çocuklar hem de aileler tarafından coşkuyla karşılanırdı. Çocuklar günlerini mahallede, sokak aralarında, arkadaşlarıyla birlikte oyun oynayarak geçirirdi. Son yıllarda ise tatiller eskisi kadar coşkuyla karşılanmıyor gibi görünüyor. Çünkü çocukların akranlarıyla bir araya geldiği, neşeyle dolan sokakların yerini büyük ölçüde dijital platformlar aldı. Bu durum karşısında aileler ve uzmanlar genellikle ekranı bir bağımlılık sorunu olarak ele alıyor.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Eskiden saatlerce oyun oynayan çocuklara bağımlı denmiyordu</strong></span></p>

<p>Çocukların gelişimleri boyunca oyun oynadıklarını ve oyun oynama isteklerinin güçlü olduğunu dile getiren Sav, “Oyunları engellendiğinde öfke, kızgınlık ve bazen saldırganlık gibi tepkiler gösterebilirler. Aslında çocukluk dönemindeki oyunlar, sohbetler ve akranlarla geçirilen anlar genellikle zaman kavramından bağımsızdır. Çocuk kendini yaptığı etkinliğe kaptırır ve saatlerin nasıl geçtiğini fark etmez. Bu durum tarih boyunca böyleydi. Eskiden bir çocuk sabahtan akşama kadar saklambaç oynadığında buna saklambaç bağımlılığı denmezdi. Ancak günümüzde ekran karşısında belli bir süre geçiren çocuklar için kolayca ekran bağımlısı ifadesi kullanılabiliyor. Bu nedenle çözüm olarak da çoğu zaman ekranı sınırlamak gündeme geliyor.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Teknoloji kullanımına daha gerçekçi yaklaşılmalı</strong></span></p>

<p>Uzmanların önerilerinin genellikle günde 1 ila 3 saat arasında ekran süresiyle sınırlı kalınması yönünde olduğunu kaydeden Seher Sav, “Ancak birçok anne-baba, bu önerilerin gerçek yaşamda uygulanmasının her zaman kolay olmadığını deneyimlemektedir. Bu konuya biraz daha soğukkanlı ve gerçekçi bakmak gerekir. Bir çocuğun herhangi bir etkinlikle uzun süre ilgilenmesi, tek başına o etkinliğe bağımlı olduğu anlamına gelmez. Belki de asıl değişen şey, eskiden saatlerce sokakta oyun oynayan çocukların anne-babalarının sözünü daha kolay dinlemesi; bugün ise ekran başındaki çocukların anne-babalarının isteklerini daha fazla ertelemesi ya da duymamazlıktan gelmesidir. Örneğin eskiden annesi ekmek istediğinde oyununu bırakıp bakkala giden çocuk, bugün ekran başındayken annesinin isteğini duymayabiliyor ya da erteleyebiliyor. Bu durumu hemen bağımlılık olarak adlandırmak, sorunu çözmekten çok bizi asıl meseleden uzaklaştırabilir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ekran süresine değil sorumluluk alışkanlığına odaklanın</strong></span></p>

<p>Ebeveynlerin ekran süresinden çok sorumluluk alışkanlıklarına odaklanması gerektiğini ifade eden Seher Sav, şöyle devam etti:</p>

<p>“Konuyu teknoloji bağımlılığı olarak değil, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde ve sorumluluk alışkanlıklarında yaşanan değişimler üzerinden de düşünmek gerekir. Sorumluluklarını yerine getiren bir çocuğun ekran karşısında uzun süre vakit geçirmesi, onun teknoloji bağımlısı olduğu anlamına gelmez. Bugünün çocuklarının oyun ve eğlence anlayışında ekranın önemli bir yer tuttuğunu kabul etmek gerekir. Ekranı tamamen yok saymak ya da hayatlarından tamamen çıkarmaya çalışmak çoğu zaman gerçekçi değildir. Burada önemli olan, sınırların yalnızca süre üzerinden değil, sorumluluklar üzerinden kurulmasıdır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Önce sorumluluk, sonra keyifli etkinlik</strong></span></p>

<p>Çocuklara ekran konusunda sınır koyarken yalnızca süre odaklı yaklaşılmaması gerektiğini belirten Seher Sav, “İster yaz tatili olsun ister okul dönemi, çocuklara koyduğumuz sınırlar öncelikle sorumluluklarla ilgili olmalıdır. Ödev yapmak, kitap okumak, sınava çalışmak ya da tatil kitabından bir bölüm tamamlamak çocukların her zaman istekli olduğu etkinlikler olmayabilir. Okuldan gelen ya da yaz tatilinde uykudan uyanan bir çocuk, sorumluluklarını yerine getirmeden doğrudan ekran başına geçtiğinde zaman kavramını kolayca kaybedebilir. Bu durumda yapılması gereken işler ertelenir ya da tamamen unutulur. Bu nedenle çocuklara şu alışkanlık kazandırılmalıdır: Önce sorumluluk, sonra keyifli etkinlik. Okul döneminde önce ödev yapılmalı, ardından ekran kullanılmalıdır. Yaz tatilinde de önce planlanan akademik etkinlikler tamamlanmalı; örneğin kitap okunmalı, tatil kitabından bir bölüm yapılmalı ya da belirlenen kadar test çözülmelidir. Bunlar tamamlandıktan sonra çocuk özgür bırakılmalıdır.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Aileler dijital dünyada da çocuklarının kimlerle görüştüğünü bilmeli</strong></span></p>

<p>Ekran kullanımının tamamen zararsız olmadığını da hatırlatan Seher Sav, şöyle devam etti:&nbsp;</p>

<p>“Elbette ekranın çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebileceği durumlar da vardır. Bu nedenle aileler, çocuklarının hangi dijital platformlarda vakit geçirdiğini bilmelidir. Özellikle çevrim içi mesajlaşmanın olduğu oyunlarda, çocuktan yaşça büyük kişilerle iletişim kurulması risk oluşturabilir. Eskiden aileler çocuklarının sokakta kiminle oynadığını takip ederdi. Bugün de çocukların çevrim içi ortamlarda kimlerle etkileşim kurduğunu bilmek gerekir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaz tatili için aile sözleşmesi önerisi</strong></span></p>

<p>Yaz tatilinin ekran konusunda sorun yaşayan aileler için önemli bir fırsat sunduğunu ifade eden Seher Sav, “Aileler çocuklarıyla birlikte kısa ve ciddi bir aile toplantısı yapabilir. Bu toplantıda yaz tatiline dair ortak kararlar alınabilir ve hatta küçük bir yaz tatili sözleşmesi hazırlanabilir. Çocuklara yalnızca ekrana bakma demek çoğu zaman yeterli olmaz. &nbsp;Çocuklarımıza sosyal ve akademik etkinlikler konusunda yönlendirmeler yapmıyorsak dijital mecralar kaçınılmaz hale gelir. Bunun yerine onlara bir yaz tatili planı sunmak gerekir. Çocuğun yaşına ve sınıf düzeyine uygun şekilde günlük akademik etkinlikler belirlenebilir. Örneğin kahvaltıdan sonra kitap okuma, tatil kitabından belirli sayfaları tamamlama ya da kısa bir tekrar çalışması yapılabilir. Bu görevler tamamlanmadan dijital platformlara geçilemeyeceği çocuğa açıkça söylenmelidir. Aileler bu konuda kararlı olmalı ve taviz vermemelidir. Aileler tutarlı ve kararlı olduğunda çocuklar zamanla sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenir. Böylece hem görevlerini tamamlar hem de oyunlarını ve dijital etkinliklerini daha keyifli bir şekilde sürdürebilirler.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Her yeni teknolojik gelişmeye bağımlılık etiketi yapıştırmayın!</strong></span></p>

<p>Dijital teknolojilerin her geçen gün hayatımızda daha fazla yer kapladığını ve kaplamaya da devam edeceğini ifade eden Seher Sav, “Bu nedenle her yeni teknolojik gelişmeye bağımlılık etiketi yapıştırmak yerine, çocuklarımızın sorumluluklarını üstlenmelerine yardımcı olmalı ve onları bu yeni dünyaya bilinçli bir şekilde hazırlamalıyız.” şeklinde sözlerini tamamladı.&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yaz-tatilinin-yeni-sokagi-ekran-1782388375.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Komşu İllerin Gerisinde Kalan Malatya İçin Bakanlık ve THY Nezdinde Uçak Seferi Girişimi Başlatıldı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/komsu-illerin-gerisinde-kalan-malatya-icin-bakanlik-ve-thy-nezdinde-ucak-seferi-girisimi-baslatildi-116663</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/komsu-illerin-gerisinde-kalan-malatya-icin-bakanlik-ve-thy-nezdinde-ucak-seferi-girisimi-baslatildi-116663</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Haziran ayı meclis toplantısında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Malatya Havalimanı’ndaki uçak seferlerinin yetersizliğine dikkat çekerek, adil bir uçuş planlaması için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile THY nezdinde resmi girişimlerde bulunduklarını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Haziran ayı olağan meclis toplantısı 15 Temmuz Şehitleri Meclis Salonu’nda Meclis Başkanı Hakan Er başkanlığında düzenlendi.</p>

<p>Toplantıda konuşan MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Oda üyesi şirketlerin sorunlarından bahsedip gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“MEVCUT UÇUŞLAR İŞ DÜNYAMIZIN İHTİYAÇLARINA CEVAP VERMİYOR”</span></strong></p>

<p>Başkan Sadıkoğlu’nun gündemine aldığı konulardan biri de Malatya Havalimanı’ndan giden-gelen uçak sayısının azlığıydı. Seferlerinin yetersizliği ve saatlerinin şehrin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu belirten Başkan Sadıkoğlu, “Malatya’mız bölgemizin ve ülkemizin önemli üretim, ticaret ve ihracat merkezlerinden biridir. Deprem sonrası yeniden ayağa kalkma mücadelesi veren şehrimizin ekonomik hayatını canlandırmak için her alanda yoğun çaba gösteriyoruz. Ancak hava ulaşımında yaşanan sıkıntılar, bu çabaların önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır. Özellikle İstanbul ve Ankara başta olmak üzere yapılan sefer sayılarının yetersiz olması ve mevcut uçuş saatlerinin iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap vermemesi, üyelerimizden en fazla şikâyet aldığımız konuların başında geliyor. İş insanlarımız birçok görüşmesini aynı gün içerisinde tamamlayıp Malatya’ya dönmek isterken uygun uçuş planlaması bulunmaması nedeniyle zaman ve maliyet kaybı yaşamaktadır” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“DAHA FAZLA YATIRIM İÇİN HAVA ULAŞIMININ GÜÇLENDİRİLMESİ ŞARTTIR”</span></strong></p>

<p>Malatya ekonomisinin gelişmesinde en önemli etkenlerden birinin hava ulaşımı olduğunun altını çizen Başkan Sadıkoğlu, “Bir şehrin ekonomik gelişmişliği, ulaşım altyapısının gücüyle doğrudan ilişkilidir. Yatırımcıların bir şehre ulaşımının zor olması, o şehirde yatırım kararlarını da olumsuz etkiler. Malatya’mızın daha fazla yatırım çekebilmesi, üretim kapasitesini artırabilmesi ve ticari ilişkilerini geliştirebilmesi için hava ulaşımının güçlendirilmesi şarttır” ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“İLİMİZ TURİZMİNİ DE OLUMSUZ ETKİLİYOR”</span></strong></p>

<p>Uçak seferlerinde yaşanan sıkıntının turizm açısından da ciddi bir dezavantaj olduğunu vurgulayan Başkan Sadıkoğlu, “Malatya’mız tarihi, kültürel ve doğal değerleriyle önemli bir turizm potansiyeline sahip olmasına rağmen, kente ulaşım konusunda yaşanan sıkıntılar ziyaretçi sayısını olumsuz etkilemektedir. Şehrimize gelen yerli ve yabancı turist sayısının azalması doğrudan ilimiz ticaretine de olumsuz yansımaktadır” dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“SEFER SAYILARININ ARTMASI İÇİN GİRİŞİMDE BULUNDUK”</span></strong></p>

<p>Günlük sefer sayısında Malatya’nın Elazığ ve Adıyaman’ın gerisinde kaldığını kaydeden Başkan Sadıkoğlu, “Uçak sefer sayılarının artırılmasını talep ediyoruz. Şehrimizin bu talebini resmi yazıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına gönderdik. Türk Hava Yolları Genel Müdürü Sayın Ahmet Olmuştur ile de görüşerek bu talebimiz ilettik. Geçici ek seferler değil, Malatya’mızın hakkı olan adil sefer sayısı talep ettiğimizi dile getirdik. Şehrimizin üretimine, ticaretine, yatırım ortamına ve turizmine katkı sağlayacak yeni bir düzenlemenin bir an önce hayata geçirilmesini bekliyoruz. İlimiz siyasilerinden de bu konuyu gündemlerine almalarını ve takibini yapmalarını umut ediyoruz” şeklinde konuştu.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/komsu-illerin-gerisinde-kalan-malatya-icin-bakanlik-ve-thy-nezdinde-ucak-seferi-girisimi-baslatildi-1782382907.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MAGİNDER Başkanı Salih Karademir Yazıhan&#039;da Çiftçilerle Buluşarak Tarım Fuarı Çağrısı Yaptı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/maginder-baskani-salih-karademir-yazihanda-ciftcilerle-bulusarak-tarim-fuari-cagrisi-yapti-116662</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/maginder-baskani-salih-karademir-yazihanda-ciftcilerle-bulusarak-tarim-fuari-cagrisi-yapti-116662</guid>
                <description><![CDATA[MAGİNDER Başkanı Salih Karademir, Yazıhan’ın Boyacık Mahallesi’ndeki arpa ve buğday hasadına katılarak, deprem sonrası Malatya ekonomisinin ayağa kalkması için çiftçiye güçlü destek verilmesi ve üç yıldır yapılmayan tarım fuarının yeniden açılması çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Girişimci İş İnsanları Derneği (MAGİNDER) Başkanı Salih Karademir, Yazıhan’ın Boyacık Mahallesi’nde devam eden arpa ve buğday hasadına katılarak çiftçilerle bir araya geldi. Tarımın Malatya ekonomisinin temel taşı olduğunu vurgulayan Karademir, üreticilere destek, kayısının değerinin korunması ve tarım fuarının yeniden düzenlenmesi çağrısında bulundu. MAGİNDER Başkanı Salih Karademir, Yazıhan ilçesine bağlı Boyacık Mahallesi’nde muhtarlar ve çiftçilerle birlikte hasat çalışmalarını yerinde inceledi. Arpa ve buğday tarlalarında biçerdöverlerle gerçekleştirilen hasada katılan Karademir, üreticilerin beklenti ve taleplerini dinledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BU YIL VERİM YÜKSEK</span></strong></p>

<p>Hasat alanında açıklamalarda bulunan Karademir, bu yıl yağışların tarımsal üretime olumlu yansıdığını belirtek şu ifadeleri kullandı:&nbsp;“Şu an Yazıhan’ımızın Boyacık Mahallesi’ndeyiz. Kıymetli muhtarlarımızla birlikte burada arpa ve buğday tarlalarında biçerdöverlerle ürün hasadı gerçekleştiriyoruz. Gerçekten çok güzel bir atmosfer var. Bu sene çok şükür yağışlarımız çok iyiydi. Çiftçimiz inşallah emeğinin karşılığını alacak diye inanıyoruz. Buradaki biçerdöver şoförleriyle görüştük. Tarlalardaki verimin yüksek olduğunu söylediler. Tabii çiftçimizin beklentisi ürününü en iyi fiyata satabilmek. İnşallah devletimiz de bununla ilgili yüksek bir fiyat açıklayarak üreticimize güçlü bir destek verecektir.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-25%20at%2011_41_43%20(1).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TARLADA İZİ OLMAYANIN HARMANDA YÜZÜ OLMAZ</span></strong></p>

<p>Üretimin önemine dikkat çeken Karademir, çiftçilerin büyük emek harcadığını belirterek şöyle konuştu:&nbsp;“Biz şunu özellikle söylemek istiyoruz; tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz. Gerçekten çiftçimiz büyük emek vermekte. Malatya’mız sadece kayısıdan oluşmuyor. Kayısının dışında arpamız, buğdayımız, mercimeğimiz, mısırımız ve ayçiçeğimiz var. Malatya’nın bereketli topraklarında birçok ürün yetişiyor. Malatya bir tarım şehridir. Yazıhan da Malatya’nın en büyük tarım ilçelerinden biridir. Gerçekten çok bereketli topraklara sahibiz.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÇİFTÇİYE VERİLECEK DESTEK MALATYA’YI GÜÇLENDİRİR</span></strong></p>

<p>Tarıma yapılacak yatırımların şehir ekonomisine doğrudan katkı sağlayacağını ifade eden Karademir, deprem sonrası kalkınmada tarımın kritik rol oynadığını söyleyerek şu cümleleri kaydetti:&nbsp;“Bu topraklara daha çok destek verilmesi gerekiyor. Çiftçiye ne kadar güçlü destek verilirse üreticimiz o kadar kalkınır, Malatya da o kadar güçlü olur. 6 Şubat depremlerinden sonra Malatya’nın güçlü bir ekonomiye ihtiyacı var. Bunun da en önemli ayağı tarımdır. Tarım için devletimizin, Cumhurbaşkanımızın ve Tarım Bakanlığımızın gerekli desteği vereceğine inanıyoruz. Biz her zaman çiftçimizin, köylümüzün yanındayız. Köylü milletin efendisidir. Bunu özellikle söylemek istiyorum.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-25%20at%2011_41_43.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MUHTARLAR ÇİFTÇİNİN VEYA KÖYLÜNÜN SESİDİR</span></strong></p>

<p>Kırsal mahallelerde muhtarların önemli görev üstlendiğini vurgulayan Karademir, şöyle devam etti: “Bugün Malatya’da birçok konuda muhtarlarımız üzerinden ilerliyoruz. Gerçekten muhtarlarımız köylünün ve çiftçinin sesi konumundadır. Her ilçemizde üreticinin sorunlarını ve taleplerini ilgili kurumlara ulaştırıyorlar. Muhtarlarımız sayesinde gerekli koordinasyon sağlanıyor. Kendilerine emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAYISININ DEĞERİ KORUNMALI</span></strong></p>

<p>Malatya ekonomisinin temel taşlarından biri olan kayısı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Karademir, ürünün hak ettiği değeri görmesi gerektiğini belirterek şu açıklamalarda bulundu:&nbsp;“Bu sene kayısıda da inşallah ciddi bir verim alınacak. Ancak kayısının en iyi fiyatlarla satılması gerekiyor. Kayısı üzerinde çeşitli algılar oluşturuluyor. Bizim beklentimiz ürünün değer kaybetmemesidir. Çünkü kayısı Malatya ekonomisinin temel taşlarından biridir. Üreticimizin emeğinin karşılığını alması gerekiyor.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-25%20at%2011_41_44.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA TARIM FUARINA YENİDEN KAVUŞMALI</span></strong></p>

<p>Karademir, açıklamasının sonunda Malatya’da üç yıldır düzenlenmeyen tarım ve hayvancılık fuarının yeniden yapılması çağrısında bulundu. Malatya’da 6 Şubat depreminden sonra sadece bir defa tarım ve hayvancılık fuarı yapıldığını ifade eden Karademir, şunları söyledi: “Şehrimizin yeniden tarım fuarına ihtiyacı var. Yaklaşık üç yıldır fuar düzenlenmiyor. Oysa çevre illerin tamamında, hatta deprem bölgesindeki diğer şehirlerde her yıl düzenli olarak tarım fuarları gerçekleştirildi. Tarım fuarı üreticilerimiz için çok önemli. Çiftçilerimiz burada yeni teknolojileri, iş makinelerini ve üretime katkı sağlayacak yenilikleri görme imkânı buluyor. Yetkililerimizin ve siyasilerimizin bu konuda gerekli adımları atmasını bekliyoruz. Hasat bayramımız hayırlı ve bereketli olsun. Tüm çiftçilerimize bol kazançlı bir sezon diliyorum.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MUHTAR ÇOLAK: “BU YIL BEREKETLİ BİR SEZON YAŞIYORUZ”</span></strong></p>

<p>Boyacık Mahallesi Muhtarı Ali Çolak da hasat döneminin verimli geçtiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:&nbsp;“Öncelikle Salih Başkanımıza ve değerli muhtarlarımıza hoş geldiniz diyoruz. Bu yıl bereketli bir sezon geçiriyoruz. İnşallah çiftçimizin emeği boşa gitmez. Devletimize güveniyoruz. Hasat döneminin tüm üreticilerimize hayırlı olmasını diliyoruz.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-25%20at%2011_41_44%20(2).jpeg" style="height:533px; width:800px" /><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/maginder-baskani-salih-karademir-yazihanda-ciftcilerle-bulusarak-tarim-fuari-cagrisi-yapti-1782381487.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Hülya Ensari: “Bağımlılık bir irade sorunu değil, biyopsikososyal bir hastalıktır”</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/prof-dr-hulya-ensari-bagimlilik-bir-irade-sorunu-degil-biyopsikososyal-bir-hastaliktir-116651</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/prof-dr-hulya-ensari-bagimlilik-bir-irade-sorunu-degil-biyopsikososyal-bir-hastaliktir-116651</guid>
                <description><![CDATA[Madde bağımlılığı günümüzde yalnızca bireyin değil; ailenin, toplumun ve gelecek nesillerin ruhsal, sosyal ve fiziksel sağlığını tehdit eden önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, madde bağımlılığının yalnızca bireyi değil; aileyi, toplumu ve gelecek nesilleri etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti. Bağımlılığın irade eksikliği değil; biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin rol oynadığı tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Ensari, erken farkındalık ve güçlü aile ilişkilerinin bağımlılıkla mücadelede kritik öneme sahip olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, bağımlılığın yalnızca bir alışkanlık değil, kişinin dürtü denetimini, benlik işlevlerini, ilişkilerini ve toplumsal uyumunu bozan psikiyatrik bir hastalık süreci olduğunu belirtti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bağımlılık biyopsikososyal bir hastalıktır</strong></span></p>

<p>Modern psikiyatri yaklaşımına göre bağımlılığın biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte rol aldığı “biyopsikososyal” bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, bağımlılığın yalnızca davranışsal değil, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir beyin hastalığı olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Bağımlılıkta özellikle mezolimbik dopamin sisteminin etkilendiğini belirten Ensari, tekrar eden kullanımın nöroadaptasyona ve kompulsif davranış örüntüsüne yol açtığını söyledi. Bağımlılık davranışında yalnızca kimyasal etkinin değil; kişinin ruhsal çatışmalarının, dürtü denetim sorunlarının, eksiklik duygularının ve çevresel etkenlerin de önemli rol oynayabildiğini vurguladı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Madde bağımlılığında tanı kriterleri nelerdir?</strong></span></p>

<p>Madde bağımlılığının, kişinin kullandığı maddenin zararlarını bilmesine rağmen kullanımı sürdürmesi, madde arayışının yaşamının merkezine yerleşmesi ve zamanla kullanım üzerinde kontrol kaybı gelişmesi durumu olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tanı kriterlerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Bağımlılık yapıcı bir maddenin planlanandan daha fazla ya da daha uzun süre kullanılması, maddeyi bırakma veya azaltma girişimlerinin başarısız olması, madde temini ve kullanımına aşırı zaman ayrılması, madde kullanımına karşı şiddetli istek (craving) duyulması, kullanım bırakıldığında huzursuzluk, sıkıntı, uykusuzluk ve sinirlilik gibi yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, giderek kullanılan madde miktarının artması, iş, okul ve aile sorumluluklarında aksamaların yaşanması ve sosyal sorunlara rağmen kullanımın sürdürülmesi bağımlılığın önemli göstergeleri arasında yer almaktadır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Madde bağımlılığında risk faktörlerine dikkat!</strong></span></p>

<p>Sağlık Bakanlığı Uyuşturucu ile Mücadele Ulusal Eylem Planı’nda da belirtildiği üzere bağımlılığın çok faktörlü bir süreç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, bağımlılık gelişiminde erken yaşta madde ile karşılaşmanın, parçalanmış veya yoğun çatışmalı aile ortamlarının, aile içi iletişim eksikliğinin, çocukluk çağı travmaları ve ihmalin önemli rol oynadığını belirtti. Düşük benlik saygısının yanı sıra dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve davranım bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıkların da riski artırdığını ifade eden Ensari, riskli arkadaş çevresi, akademik başarısızlık, okuldan uzaklaşma, sosyal medya ve dijital ortamda madde kullanımını özendirici içeriklere maruz kalma, işsizlik, sosyal yalnızlık ve umutsuzluk duygularının bağımlılığın ortaya çıkmasında etkili olabildiğini söyledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ergenlik dönemi bağımlılık açısından kritik önemde</strong></span></p>

<p>Prof. Dr. Ensari, özellikle ergenlik döneminin kimlik gelişiminin sürdüğü ve dürtü kontrol mekanizmalarının tam olgunlaşmadığı bir dönem olması nedeniyle bağımlılık açısından kritik risk taşıdığını belirtti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Madde bağımlılığının belirtileri iyi gözlemlenmeli</strong></span></p>

<p>Madde kullanan bireylerde görülebilecek belirtilerin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, ailelerin özellikle ani arkadaş çevresi ve davranış değişikliklerine, eve geç gelme ve gizlilik davranışında artışa, yalan söyleme eğilimine, ders başarısında veya iş performansında düşüşe, içine kapanma ya da saldırgan davranışlara ve sorumluluklardan kaçınma gibi değişimlere dikkat etmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Fiziksel belirtiler arasında gözlerde kızarıklık veya donukluk, uyku düzeninde değişiklikler, iştahın azalması ya da artması, kilo kaybı, kişisel bakımda bozulma ile konuşma ve denge sorunlarının görülebileceğini ifade eden Ensari, ruhsal belirtiler açısından ise duygu durum dalgalanmaları, sinirlilik, ani öfke patlamaları, kaygı ve huzursuzluk, motivasyon kaybı, dikkat ve hafıza sorunları ile çökkünlük ve sosyal geri çekilmenin önemli işaretler arasında yer aldığını belirtti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ailelerin en önemli görevi, güven ilişkisini sürdürebilmektir</strong></span></p>

<p>Ailelerin burada en önemli görevinin yalnızca kontrol etmek değil, çocuğun ruhsal dünyasını anlayabilmek ve güven ilişkisini sürdürebilmek olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, aşırı cezalandırıcı, suçlayıcı veya dışlayıcı tutumların yardım arama davranışını azaltabildiğine dikkat çekti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sınırları net biçimde belirlenmiş aile ortamı oluşturulmalı</strong></span></p>

<p>Bağımlılıkla mücadelenin yalnızca sağlık kurumlarının değil; ailelerin, okulların, yerel yönetimlerin, medyanın ve tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, ailelerin çocuklarıyla sağlıklı ve etkili iletişim kurmasının, onların duygusal ihtiyaçlarını fark etmesinin ve kendilerini ifade edebilecekleri ancak sınırları da net biçimde<strong> </strong>belirlenmiş bir aile ortamı oluşturmasının önemine dikkat çekti. Ensari ayrıca ailelerin çocuklarının arkadaş çevresi ve dijital yaşamıyla yakından ilgilenmesi, sorun fark edildiğinde ise gecikmeden profesyonel destek alması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bağımlılık ahlaki bir zayıflık olarak değerlendirilmemeli</strong></span></p>

<p>Toplumsal düzeyde ise gençlerin sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere erişiminin artırılmasının, okullarda bilimsel temelli bağımlılık eğitimlerinin yaygınlaştırılmasının ve madde kullanımını özendirici içeriklerle etkin şekilde mücadele edilmesinin önem taşıdığını belirten Ensari, bağımlılığın ahlaki bir zayıflık olarak değil; tedavi edilebilir bir hastalık olarak görülmesi ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Erken farkındalık ve bilimsel tedavi büyük önem taşıyor</strong></span></p>

<p>Bağımlılıkla mücadelede koruyucu ruh sağlığı hizmetleri, erken müdahale, rehabilitasyon ve toplumsal farkındalık çalışmalarının temel öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bağımlılık; bireyin iradesizliği değil, biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleri olan karmaşık bir hastalıktır. Erken farkındalık, güçlü aile ilişkileri, sağlıklı sosyal çevre ve bilimsel tedavi yaklaşımları bağımlılıkla mücadelede en etkili araçlardır. 26 Haziran vesilesiyle özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi bağımlılıktan korumanın yalnızca ailelerin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda var.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 20:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/prof-dr-hulya-ensari-bagimlilik-bir-irade-sorunu-degil-biyopsikososyal-bir-hastaliktir-1782320518.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser Tedavisinde Yeni Çağ: Kemoterapinin Sonu mu Geliyor?</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-116643</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-116643</guid>
                <description><![CDATA[Kanser tedavisi son yıllarda tıbbın en hızlı gelişen alanlarından biri. Uzun yıllar boyunca kanser tedavisinin temelini oluşturan kemoterapi, günümüzde yerini giderek daha hedefe yönelik ve kişiselleştirilmiş tedavilere bırakıyor. Kemoterapinin tamamen ortadan kalkacağını söylemek için henüz erken olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Ahmet Ünsal “Kemoterapi hala birçok kanser türünde önemli bir tedavi seçeneği ama tek silahımız değil. Son yıllarda geliştirilen yeni tedaviler sayesinde birçok hastada daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor ve bazı durumlarda kemoterapiye olan ihtiyaç azalabiliyor. İmmünoterapi, akıllı ilaçlar ve yeni nesil hedefe yönelik tedaviler sayesinde kanserle mücadelede çok daha güçlü bir döneme girilmiş durumdayız” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisindeki en önemli yeniliklerin başında immünoterapinin geldiğini söyleyen Dr. Ahmet Ünsal ”İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesini sağlayan bir tedavi yöntemidir. İmmünoterapinin özellikle akciğer kanseri, cilt kanseri ve böbrek kanseri gibi bazı tümörlerde sağ kalımı belirgin şekilde uzattığı gösterildi. Bu sayede bazı hastalarda yıllarca süren kalıcı yanıtların elde edilmesi artık mümkün hale geldi” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>”Akıllı ilaçlar” tedaviyi kişiselleştiriyor</strong></span></p>

<p>“Akıllı ilaçlar” olarak bilinen hedefe yönelik tedavilerin de kanser tedavisinde önemli bir gelişme olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Ünsal bu ilaçların kanser hücresindeki belirli genetik bozuklukları hedef aldığını belirterek ”Kanser hücresindeki belirli genetik bozukluklar hedef alınarak normal hücrelere daha az zarar veriliyor. Böylece hem etkinlik artıyor hem de yan etkiler azalabiliyor. Günümüzde birçok akciğer, meme ve kolon kanseri hastasında tedavi kararı artık tümörün genetik özelliklerine göre veriliyor” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yeni nesil tedaviler umut vadediyor</strong></span></p>

<p>Kanser tedavisindeki en heyecan verici gelişmelerden birinin de antikor-ilaç konjugatları olduğunu vurgulayan Dr. Ünsal, ”Bu tedaviler, kanser hücresini tanıyan bir antikor ile güçlü bir kemoterapi ilacını bir araya getirir. Böylece ilaç doğrudan tümör hücresine taşınır ve sağlıklı dokular daha az etkilenir. Son yıllarda özellikle meme, akciğer ve mide kanserlerinde oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Gelecekte kanser tedavisinde ne tür gelişmeler olacak?</strong></span></p>

<p>Kanser tedavisinde geleceğe yönelik çalışmaların hız kesmeden devam ettiğini belirten Dr. Ünsal, yapay zeka destekli tanı sistemleri, sıvı biyopsi adı verilen kan testleri, kişiye özel kanser aşıları ve yeni nesil hücresel tedaviler üzerinde yoğun araştırmalar yürütüldüğünü söyledi. Bu gelişmeler sayesinde her hastanın tümörünün biyolojik özelliklerine göre tamamen kişiselleştirilmiş tedavi planlarının rutin hale geleceğinin öngörüldüğünü belirten Dr. Ünsal, kanser tedavisinin giderek daha hedefe yönelik ve hasta odaklı bir yapıya kavuştuğunu söyledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Amaç sadece yaşam süresini uzatmak değil</strong></span></p>

<p>Kemoterapinin tamamen ortadan kalkacağını söylemek için henüz erken olduğunu vurgulayan Dr. Ünsal ”Artık kanser tedavisinde yalnızca kemoterapiden söz etmiyoruz. İmmünoterapi, akıllı ilaçlar ve yeni nesil hedefe yönelik tedaviler sayesinde kanserle mücadelede çok daha güçlü bir döneme girildi. Gelecekte amaç sadece yaşam süresini uzatmak değil, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini de koruyarak kanseri kontrol altına almak olacak” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-1782307573.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>25 Haziran’da A101’de Mobilite Öne Çıkıyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/25-haziranda-a101de-mobilite-one-cikiyor-116640</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/25-haziranda-a101de-mobilite-one-cikiyor-116640</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin 81 ilinde ve tüm ilçelerinde 13.500’ü aşkın marketiyle hizmet veren, 1.200’den fazla tedarikçisiyle perakende sektörünün öncü markalarından A101, 25 Haziran Perşembe günü teknolojik ürünlerini avantajlı fiyatlarla tüketiciyle buluşturacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüketicilerin günlük yaşam konforunu artıracak, ev ekonomisine ve ulaşım ihtiyaçlarına katkı sağlayacak yeni ürün listeleri ve fiyat seçenekleri açıklandı. Teknolojiden beyaz eşyaya, mobilite çözümlerinden mutfak araç gereçlerine kadar geniş bir yelpazede hazırlanan seçki, her ihtiyaca yönelik alternatifler barındırıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GÜNLÜK ULAŞIMDA MOBİLİTE ALTERNATİFLERİ</span></strong></p>

<p>Şehir içi ulaşımda pratik ve ekonomik çözümler arayanlar için mobilite kategorisinde farklı seçenekler öne çıkıyor. Listede yer alan ürünler ve fiyatları şu şekilde sıralanıyor: Volta VM2 üç tekerlekli moped 69.990 TL, Revolt RSX5 150 cc benzinli motosiklet 64.990 TL, Volta Yide SE03 Max elektrikli moped 39.990 TL, Ola EFB7 Adventure katlanabilir elektrikli bisiklet 29.990 TL ve Piranha 5015 katlanabilir elektrikli scooter 15.490 TL.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DEV EKRANLARDA KUPA HEYECANI</span></strong></p>

<p>Evde sinema ve maç keyfini üst seviyeye çıkarmak isteyenler için televizyon kategorisinde de zengin seçenekler bulunuyor. Toshiba 65UV2363DT/65UV1563DT 65’’ 4K UHD Vidaa TV 30.999 TL, Toshiba 50UV2363DT/50UV1563DT 50’’ 4K Ultra HD Vidaa TV 18.499 TL, Onvo 43VQ80F3FA 43’’ Frameless FHD Whale OS 10 QLED TV 11.999 TL, Onvo 50VQ90F3UA 50” Frameless Ultra HD QLED Google TV 16.999 TL ve iFFALCON 55” U65A UHD Smart Google TV 21.999 TL fiyat etiketleriyle tüketicileri bekliyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DİKKAT ÇEKEN BEYAZ EŞYALAR</span></strong></p>

<p>Evlerin temel ihtiyaçları arasında yer alan beyaz eşya grubunda Flavel markalı ürünler dikkat çekiyor. Flavel FLV 3600 E buzdolabı 19.999 TL, Flavel FLV 5001 BM 5 programlı bulaşık makinesi 13.999 TL ve Flavel FLV 810 CM çamaşır makinesi 16.499 TL fiyatlarıyla satış listelerinde yerini alıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YAZ AYLARINDA KONFOR SUNAN KLİMALAR</span></strong></p>

<p>Sıcak yaz günlerinde ev ve iş yerlerinde serinlik sağlamak isteyenler için farklı BTU değerlerine sahip klima seçenekleri sunuluyor. Samsung AR40F12C0AM/SK 12000 BTU klima 30.999 TL, Fujiplus 18000 BTU klima 33.499 TL, SEG Inverter Klima R32 12000 BTU 24.499 TL, SEG Inverter Klima R32 18000 BTU 33.499 TL, Dijitech Air CW12000 Cool Wi-Fi klima 24.499 TL ve Dijitech Air CW18000 Cool Wi-Fi klima 33.499 TL fiyatlarıyla alıcılarını bekliyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>EV YAŞAMINI KOLAYLAŞTIRAN ÜRÜNLER</strong></span></p>

<p>Mutfakta zaman geçirmeyi keyifli hale getiren küçük ev aletlerinde ise şu fiyatlar göze çarpıyor: Schafer Prochef Master stand mikser 4.399 TL, Pierre Cardin elektrikli çay makinesi 1.299 TL, Pierre Cardin multi blender seti 1.999 TL, Sinbo SCM-2978 otomatik Türk kahve makinesi 1.199 TL ve English Home KBL 3001 kişisel blender 1.699 TL.</p>

<p>Ayrıca ev yaşam konforuna yönelik olarak Orbus tavan tipi vantilatör 6.999 TL, Kiwi KFAN-7419 sirkülasyonlu vantilatör 1.399 TL ve Pierre Cardin hava üflemeli saç düzleştirici 6.999 TL fiyatlarıyla raflarda listeleniyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 15:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/25-haziranda-a101de-mobilite-one-cikiyor-1782303664.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günlük Yaşamda Görülen Değişiklikler Bağımlılığın En Büyük İşareti!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-116619</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-116619</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, bağımlılıkla mücadelede tedavinin mümkün olduğu bilincinin yanı sıra, ailelerin sağlıklı iletişim ve doğru gözlemle süreci erken fark edip destek olmasının önemini hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bağımlılıkla mücadelede ilk adım, tedavinin mümkün olduğuna inanmak!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Bağımlılıkla mücadele eden kişiler için dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, “Her şeyden önce bağımlılığın zorlayıcı bir hastalık olduğu kabul edilmeli.” dedi.</p>

<p>Bu sürecin zaman zaman kişiye çözümsüz ve aşılması imkânsız gibi görünebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi&nbsp;Çetin, “Ancak en önemli nokta, bağımlılığın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmektir. Kişi tedavinin mümkün olduğunu fark ettiğinde yardım arayışına girebilir ve uygun tedavi sürecine dahil olarak bağımlılıkla daha etkili şekilde mücadele edebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İstek duymak tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Bağımlılık tedavisi sırasında kişinin zaman zaman çaresizlik hissedebileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, “Böyle dönemlerde yaşadığı duyguları yakınlarıyla ve tedavi ekibiyle paylaşması büyük önem taşır.” dedi.</p>

<p>Hangi zorluklarla karşılaştığını ve neden böyle hissettiğini ifade edebilmesinin, sürecin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlayacağına değinen Dr. Öğr. Üyesi&nbsp;Çetin, şunları söyledi:</p>

<p>“Tedavi devam ederken madde ya da alkol kullanımına yönelik isteklerin ortaya çıkması da mümkündür. Ancak bu durum her şeyin kötüye gittiği anlamına gelmez. İstekle baş etmek ve bu süreçte yaşanan zorlukları hem tıbbi tedavi hem de psikoterapi desteğiyle yönetmek mümkündür. Bu nedenle kişinin umudunu kaybetmemesi gerekir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bağımlılıkla mücadelede en güçlü araç sağlıklı iletişim!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Bağımlılıkla mücadelede ailelerin de dikkat etmesi gereken önemli noktalar bulunduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin, “Bunların başında sağlıklı iletişim gelir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi&nbsp;Çetin Bağımlılık riski taşıyan ya da tedavi süreci devam eden çocuk, eş ya da ebeveynle açık ve güvene dayalı iletişim kurabilmenin, sorunların erken fark edilmesini sağlayabileceğini ifade etti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bağımlılıkta en önemli ipuçları çoğu zaman günlük yaşamın içinde gizli!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Bir diğer önemli konunun ise gözlem olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi&nbsp;Çetin, “Burada kastedilen, kişiyi sürekli takip etmek ya da dedektiflik yapmak değil; onun yaşamındaki değişimleri fark edebilmektir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Alptekin&nbsp;Çetin sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Günlük yaşamında neler yaşadığı, ruh halinin nasıl olduğu, riskli davranışlar gösterip göstermediği ve sosyal hayatında belirgin değişiklikler olup olmadığı gözlemlenmeli. Ayrıca fizyolojik değişiklikler de dikkate alınmalı. Uyku düzenindeki bozulmalar, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve son haftalar ya da aylar içinde ortaya çıkan açıklanamayan kilo kaybı veya kilo artışı, üzerinde durulması gereken önemli belirtiler arasında yer alır.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/gunluk-yasamda-gorulen-degisiklikler-bagimliligin-en-buyuk-isareti-1782220511.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Çocuklarda Sık Görülen Bu 5 Sağlık Sorununa Dikkat</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-bu-5-saglik-sorununa-dikkat-116587</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-bu-5-saglik-sorununa-dikkat-116587</guid>
                <description><![CDATA[Yaz tatili çocuklar için oyun, deniz, havuz ve açık havada geçirilen keyifli saatler anlamına geliyor. Ancak sıcaklıkların yükselmesi, beslenme düzeninin değişmesi ve çocukların günün büyük bölümünü dışarıda geçirmesi bazı sağlık sorunlarının görülme sıklığını da artırabiliyor. Özellikle küçük çocuklar, vücut ısılarını yetişkinler kadar kolay dengeleyemedikleri için sıcak havalardan ve çevresel etkenlerden daha fazla etkilenebiliyor. Güneş çarpması, ishal, kulak ve göz enfeksiyonları, cilt problemleri ve böcek ısırıkları yaz aylarında çocuklarda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında bulunuyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mehmet Ali Duman, çocukların yaz tatilini sağlıklı, güvenli ve keyifli geçirebilmesi için yaz aylarında sık görülen sağlık problemlerini ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaz aylarında çocukların hastalıklara veya durumlara yakalanmaması için öneriler şunlardır;</strong></span></p>

<p>Yazın çocuklar daha fazla enerji harcar ancak ebeveynlerin dikkatli olmasıyla bu dönem sorunsuz geçirilebilir. Yüksek ateş, şiddetli ishal, kusma veya bilinç bulanıklığı gibi durumlarda vakit kaybetmeden en yakın sağlık kurumuna başvurulmalıdır.</p>

<p><strong>1. Güneş çarpması ve aşırı sıcak tehlikesine karşı;</strong></p>

<ul>
	<li>Çocuklar 11:00-16:00 saatleri arasında doğrudan güneş altında bırakılmamalıdır.</li>
	<li>Bol pamuklu, açık renkli ve hafif kıyafetler giydirilmeli, başlarını mutlaka şapka ile korumalıdır.</li>
	<li>Günde en az 1-1,5 litre (yaşa göre) su içmeleri sağlanmalı, susuzluk beklenmeden düzenli aralıklarla su verilmelidir.</li>
	<li>Araç içinde veya kapalı alanlarda asla yalnız bırakılmamalıdır.</li>
</ul>

<p><strong>2. İshal ve mide-bağırsak enfeksiyonlarından korunmak için;</strong></p>

<ul>
	<li>Ellerin sık sık sabunla yıkanması alışkanlığı kazandırılmalıdır.</li>
	<li>Meyve ve sebzeler iyice yıkanmalı, çiğ tüketilen gıdalar dikkatli seçilmelidir.</li>
	<li>Açıkta satılan yiyecek, dondurma ve sokak yemeklerinden kaçınılmalıdır.</li>
	<li>Sadece şişelenmiş veya kaynatılmış su tüketilmelidir.</li>
</ul>

<p><strong>3. Deniz ve havuz kaynaklı enfeksiyonlara karşı;</strong></p>

<ul>
	<li>Havuz yerine temiz deniz tercih edilmelidir.</li>
	<li>Yüzme sonrası çocuklar mutlaka duş almalı ve ıslak mayo ile uzun süre oturmamalıdır.</li>
	<li>Kulakları iyice kurulamak kulak enfeksiyonlarını önler.</li>
	<li>Havuz sonrası gözlerde kızarıklık veya kaşıntı olursa hemen müdahale edilmelidir.</li>
</ul>

<p><strong>4. Cilt sorunları (İsilik, mantar, böcek ısırıkları) için;</strong></p>

<ul>
	<li>Aşırı terlemeyi önlemek için serin duşlar alınmalı, pudra kullanılabilir.</li>
	<li>Ayaklara terlik giydirilmeli, ıslak ayakla yürümekten kaçınılmalıdır.</li>
	<li>Sivrisinek ve böcek kovucu spreyler (doğal içerikli olanlar) kullanılmalı, akşam saatlerinde dışarıda korunmalıdır.</li>
	<li>Ciltte kızarıklık, kabarcık veya kaşıntı görüldüğünde hemen serin ve kuru tutulmalıdır.</li>
</ul>

<p><strong>5. Genel yaz hijyen ve beslenme kuralları;</strong></p>

<ul>
	<li>Çocukların tırnakları kısa kesilmeli, hijyen kurallarına uymaları teşvik edilmelidir.</li>
	<li>Bol meyve, yoğurt, ayran ve ev yapımı serinletici içecekler tercih edilmelidir.</li>
	<li>Haftalık kilosu takip edilmeli, aşırı dondurma ve gazlı içecek tüketimi sınırlanmalıdır.</li>
</ul>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yazin-cocuklarda-sik-gorulen-bu-5-saglik-sorununa-dikkat-1782123834.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun uyardı: “Kalp krizi artık gençleri de tehdit ediyor”</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/dr-ogr-uyesi-akin-torun-uyardi-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-116520</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/dr-ogr-uyesi-akin-torun-uyardi-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-116520</guid>
                <description><![CDATA[Genç yaşlarda görülen kalp krizi vakalarında artış yaşandığını belirten Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, sigara, obezite, yüksek kolesterol, hipertansiyon, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzının önemli risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi. Kalp krizlerinin birçoğunda ani ölüm öncesinde uyarıcı belirtiler görülebildiğini ifade eden Torun, kalp sağlığının korunması için genç yaşlardan itibaren düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, son yıllarda genç erişkinlerde daha sık görülmeye başlayan kalp krizlerinin nedenleri, ani ölüm öncesinde ortaya çıkabilen belirtiler ve kalp sağlığının korunmasına yönelik önerilerde bulundu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Genç yaşta kalp krizi görülme sıklığı artıyor</strong></span></p>

<p>Kalp krizinin uzun yıllar boyunca ileri yaş hastalığı olarak kabul edildiğini ancak son yıllarda genç erişkinlerde de daha sık görülmeye başladığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, genç yaşta ortaya çıkan kalp krizlerinin çoğu zaman birden fazla risk faktörünün bir araya gelmesiyle geliştiğini söyledi.</p>

<p>Sigara kullanımı, yüksek kolesterol, obezite, hipertansiyon, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzının en önemli nedenler arasında yer aldığını kaydeden Torun, “Özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan bireylerde genetik yatkınlık önemli bir risk faktörüdür. Bunun yanı sıra ailesel hiperkolesterolemi gibi kalıtsal kolesterol bozuklukları, damar sertliğinin çok daha erken yaşlarda gelişmesine neden olabilmektedir. Günümüzde stresli yaşam koşulları, düzensiz beslenme alışkanlıkları, yetersiz uyku ve bazı uyarıcı maddelerin kullanımı da gençlerde kalp damar hastalıklarının görülme sıklığını artıran faktörler arasında sayılmaktadır” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ani ölüm öncesinde uyarıcı belirtiler görülebiliyor</strong></span></p>

<p>Toplumda ani ölüm olarak değerlendirilen birçok kalp krizinin öncesinde bazı önemli belirtilerin ortaya çıkabildiğini ifade eden Torun, bu belirtilerin dikkate alınmasının hayat kurtarıcı olabileceğini söyledi.</p>

<p>En sık görülen belirtinin göğsün orta kısmında hissedilen baskı, sıkışma veya yanma tarzındaki ağrı olduğunu belirten Torun, “Bu ağrı bazen sol kola, omuzlara, sırta, boyuna veya çeneye yayılabilmektedir. Nefes darlığı, soğuk terleme, çarpıntı, ani halsizlik, baş dönmesi ve bayılma hissi de önemli uyarı işaretleri arasındadır. Özellikle efor sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen göğüs ağrıları dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte bazı kişilerde, özellikle diyabet hastalarında, tipik göğüs ağrısı olmadan yalnızca nefes darlığı veya aşırı yorgunluk görülebilir. Bu belirtilerin fark edilmesi ve zaman kaybetmeden tıbbi yardım alınması, ani ölüm riskini azaltan en önemli unsurlardan biridir” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kalp sağlığı kontrolleri 20’li yaşlarda başlamalı</strong></span></p>

<p>Kalp sağlığının korunmasına yönelik değerlendirmelerin genç erişkinlik döneminde başlaması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, her bireyin 20 yaşından itibaren kardiyovasküler risk faktörleri açısından değerlendirilmesinin önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Kan basıncı, kilo durumu, sigara kullanımı ve diğer risk faktörlerinin erken dönemde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Torun, “Kolesterol ölçümleri ve temel risk analizleri de erişkin dönemde yapılmalıdır. Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan kişilerde veya diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri taşıyan bireylerde kontroller daha erken yaşlarda başlatılmalıdır. Kalp hastalıklarının önemli bir kısmı yıllar içerisinde sessiz şekilde geliştiğinden, şikâyet olmasa bile düzenli değerlendirmeler büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kontrol sıklığı kişiye göre değişiyor</strong></span></p>

<p>Kontrol sıklığının bireyin risk durumuna göre belirlenmesi gerektiğini belirten Torun, sağlıklı bireylerde belirli aralıklarla kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol değerlendirmelerinin yeterli olabileceğini söyledi.</p>

<p>Sigara kullanan, fazla kilolu olan, diyabet veya hipertansiyonu bulunan kişilerde takiplerin daha sık yapılması gerektiğini vurgulayan Torun, “Özellikle 40 yaş sonrasında kardiyovasküler risk değerlendirmesinin düzenli hale getirilmesi ve gerektiğinde kardiyoloji uzmanı tarafından ayrıntılı inceleme yapılması önemlidir. Burada amaç yalnızca hastalık ortaya çıktığında müdahale etmek değil, hastalık gelişmeden önce risk faktörlerini kontrol altına almaktır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kalp sağlığını korumanın yolu sağlıklı yaşamdan geçiyor</strong></span></p>

<p>Kalp sağlığının korunmasında genç yaşlarda kazanılan alışkanlıkların büyük önem taşıdığını belirten Torun, sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulması, düzenli fiziksel aktivite yapılması ve sağlıklı beslenilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Akdeniz tipi beslenme modelinin kalp ve damar sağlığını desteklediğini ifade eden Torun, “Sebze, meyve, tam tahıl, balık ve zeytinyağı ağırlıklı beslenme kalp sağlığını desteklemektedir. Bunun yanında sağlıklı kilonun korunması, düzenli uyku alışkanlığı kazanılması ve stres yönetiminin ihmal edilmemesi gerekir. Gençlerin herhangi bir şikâyeti olmasa bile belirli aralıklarla tansiyon, kolesterol ve kan şekeri kontrollerini yaptırmaları, ileride gelişebilecek ciddi kalp damar hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynamaktadır” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kalp hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir</strong></span></p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye’de en sık ölüm nedenleri arasında yer almaya devam ettiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesinin ve yaşam tarzı değişikliklerinin zamanında uygulanmasının kalp krizi ve ani ölüm riskini önemli ölçüde azalttığını söyledi.</p>

<p>Özellikle genç bireylerin kalp hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görüldüğü düşüncesinden uzaklaşmaları gerektiğini vurgulayan Torun, “Kalp sağlığını korumanın en etkili yolu, hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almaktır” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/dr-ogr-uyesi-akin-torun-uyardi-kalp-krizi-artik-gencleri-de-tehdit-ediyor-1781793790.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof Dr Nevzat Tarhan YKS Öncesi Adaylara Süreç Odaklı Düşünmeyi Tavsiye Etti</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-yks-oncesi-adaylara-surec-odakli-dusunmeyi-tavsiye-etti-116496</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-yks-oncesi-adaylara-surec-odakli-dusunmeyi-tavsiye-etti-116496</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala öğrenciler, aileler ve eğitimciler için önemli değerlendirmelerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sınav yaklaşırken sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünme öğretilmeli</strong></span></p>

<p>Adayların sınav kaygısını yönetmeyi öğrenmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Sınav yaklaşırken sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünme öğretilmelidir. Sonuç odaklı düşünmek, ‘Geçti mi, kaldı mı? Kazandı mı, kazanamadı mı?’ gibi not ve başarıya kilitlenmektir. Ancak bu tür bir yaklaşım kişinin stresini artırır. Çünkü sonuç ve not, kişinin doğrudan kontrol edemeyeceği şeylerdir. Bunun yerine süreç odaklı düşünmek gerekir. ‘Kaç saat çalıştım, ne kadar soru çözdüm?’ gibi kontrol edebileceği alanlara odaklanmalıdır. Bu aslında kaynak yönetimi mantığıdır. Kişi elinden gelen gayreti gösterir sonucu ise kabullenmeyi öğrenir. Diğer önemli bir nokta da gençlere geçmiş başarılarını hatırlatmak gerekir. Örneğin daha önce deneme sınavında elde ettiği başarıları göstererek ‘Bak, daha önce başardın, demek ki yine başarabilirsin.’ mesajı verilmelidir. Bu da özgüven ve motivasyonu güçlendirir.” ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kaygı düşman değil, yönetilmesi gereken bir araçtır</strong></span></p>

<p>Sınav kaygısının tamamen olumsuz bir durum olarak görülmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, ölçülü stresin dikkat, öğrenme ve motivasyonu artırdığını söyledi.</p>

<p>“Kaygı beyni çalıştırır” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Ölçülü stres, dikkati ve öğrenme gücünü artırır ve motivasyonumuzu olumlu yönde etkiler. Sıfır stres, yani gamsızlık kişiyi kayba ve yok olmaya götürür. Stresi düşman gibi görmemek gerekir. Stres konusu olduğunda stresi yenmek demek yerine ‘stres yönetimi’ ifadesi kullanılmalıdır. Stres yenilecek bir şey değil, faydalanılacak bir şeydir. Siz onu yönetirseniz o stres sizi amacınıza götürür. Yönetemezseniz sizi yıkıma götürür.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>YKS adaylarına kritik tavsiye ‘Sonuca değil sürece odaklanın’</strong></span></p>

<p>Sınav döneminde öğrencilerin en sık yaptığı hatanın sonuç odaklı düşünmek olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İlk 10 bine gireceğim” gibi hedeflerin kaygıyı artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu gibi sınavlarda çok büyük hedefler koymak, mesela 10 bine girme hedefi de sonuç odaklı düşünceden kaynaklanır. ‘İlk 10 bine gireceğim’ baskısı, sonuç odaklı düşüncedir. Genç burada ‘İlk 10 bine giremezsem ne olacak?’ demeye başlıyor. ‘Ben elimden gelenin en iyisini yapacağım, benim görevim bu ama kaç bine girerim onu bilemem. İnşallah 10 bine girerim ya da 50 bine girerim’ gibi bir hedef koyabilir kendine… &nbsp;Ama sabahtan akşama kadar sürekli sonucu düşünürse o öğrenci sınavda panik yapıyor. Burada gencin deneme sınavındaki başarılarına bakması gerekiyor. Geçmişteki başarılı deneme sınavlarını düşünün başarılı olmamam için hiçbir sebep yok’ şeklinde düşünürse kaygısı azalır.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sınav hayatın sonu değil!</strong></span></p>

<p>Öğrencilerin kontrol edemedikleri sonuçlar yerine çalışma süreci, tekrarlar ve soru çözme gibi kontrol edebilecekleri alanlara odaklanmaları gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sınav hayatın sonu değil. Sınav bir amaç değil araçtır. Hayatta her zaman alternatif yollar ve yeni fırsatlar vardır.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bizim sınav sistemimiz de sınav kaygısını artırıyor. Belli bir süre içerisinde belli bir performans göstermesi beklentisi, kaygıyı artırıyor. Bu sınav milyonlarca kişiyi etkiliyor, gençler hata yapmamak için gerginleşiyorlar. Sınava girdiklerinde bildiklerini unutanlar, sınavı yarım bırakıp çıkanlar, eli ayağı titreyip cevapları kaydıranlar var. Sınavı değerlendirirken gençler şunu düşünsünler: Kontrol edebileceği şeyler var bir de kontrol edemeyeceği şeyler var. Gücünün yeteceği şeyler var, yetemeyeceği şeyler var. Doğru bir ayrım yapmak için muhakkak zihinlerini, akıllarını, zekâlarını kullanmaları gerekiyor. Böyle olursa sınav stresini yönetmek çok kolaydır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Stresi doğru şekilde yönetmek önemli</strong></span></p>

<p>Kaygının bazı fizyolojik ve ruhsal belirtileri olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Karın ağrısı, mide bulantısı, terleme gibi fiziksel belirtiler oluşabilir. Uykular kaçar, iştah kaçar aşırı yeme olur, mutsuzluk olur, tırnak yeme olur. Tartışmalar olur, ses tonu yükselir. Sınav kaygısında hem fizyolojik belirtiler olur hem de duygusal belirtiler olur. Bunların az miktarda olmasında bir şey yok. Önemli olan stresi nasıl yönetmesi gerektiğini bilmektir. Stresi yönetmek bisiklet kullanmaya benzer. Denge olmalıdır, yerinde yavaşlayıp hızlanacaksın bu da hedefe götürür ve kolaylaştırır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Anne ve baba desteği kaygıyı azaltmada etkili olabilir</strong></span></p>

<p>Sınav kaygısını azaltmada ebeveynlere de görevler düştüğünü kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Anne ve baba, kaygısı yüksek olan çocuğa yanında olduklarını hissettirmeli. ‘Sen elinden geleni yaptın, çalıştın. Artık elinden geleni yaptıktan sonra sonuç ne olursa onu kabul edeceğiz’ tarzında desteklemek gerekir. Eğer anne ve babaların öyle bir düşünce tarzları varsa çocuk da bunu referans yapar ve rahatlar. Kaygılı anne babaların çocuklarında kaygı daha çok ortaya çıkıyor.” uyarısında bulundu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>3 adımda nefes egzersizi &nbsp;</strong></span></p>

<p>Sınavda kaygıyı azaltmada nefes egzersizlerinin de yardımcı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Nefes egzersizi beyine giden oksijeni arttırıyor. Sınavda beyin stres hormonu salgıladığı için beyindeki bu serotonin gibi kimyasalları hızla tüketiyor. Sınavda şunu yapabilirler: 3 adımdan oluşuyor. 1-2 deyip derin nefes alacaklar, 3-4 diyecek kadar tutacaklar, 5-6-7-8 diye sayarak nefesi yavaş yavaş verecekler. Bunu yaparken vücutlarını gevşetsinler. Gözlerini kapatsınlar. Bunu 5-6 defa yapsınlar. Bunu yaparken çok sevdikleri ve rahatladıkları bir ortamı hayal etsinler” tavsiyesinde bulundu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sorularla inatlaşmayın!</strong></span></p>

<p>Sınav anında öğrencilerin zorlandıkları sorularla uzun süre mücadele etmek yerine stratejik davranmaları gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, zaman yönetiminin başarıda önemli bir faktör olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Takıldığınız veya zorlandığınız bir soru üzerinde çok fazla vakit kaybetmek, enerjinizi tüketir. Bu durum diğer sorulara zaman ayıramama kaygısını (zaman baskısını) artırır. Zor bir soruyla inatlaşmak zihinsel yorgunluğa sebep olur. Soruda kilitlendiğinizi hissettiğinizde kısa bir süre durup derin nefes almak, zihni tazeleyerek diğer sorulara daha net odaklanmanızı sağlar. Zihinsel performansı yüksek tutmak için stratejik düşünmek önemlidir; yapılamayan soruyla inatlaşmak yerine süreci verimli kullanmak gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/inatlasip-zihnini-yorma-1781709434.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Tatilinde İhmal Edilen Ağız Bakımı Ortodontik Tedavi Süresini Uzatıyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-tatilinde-ihmal-edilen-agiz-bakimi-ortodontik-tedavi-suresini-uzatiyor-116494</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yaz-tatilinde-ihmal-edilen-agiz-bakimi-ortodontik-tedavi-suresini-uzatiyor-116494</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, yaz tatilinde değişen alışkanlıklar ve ihmal edilen ağız bakımı nedeniyle ortodontik tedavide braket kopması, tel problemleri ve tedavi süresinin uzaması gibi riskler hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tatilde kontrolden uzak kalındığında, küçük gevşemeler büyük sorunlara dönüşebiliyor!</strong></span></p>

<p>Yaz aylarında günlük rutinlerin ister istemez değiştiğini ifade eden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, “Dışarıda daha çok vakit geçiriyor, yeme içme alışkanlıklarımızı biraz esnetiyoruz.” dedi.</p>

<p>Sert meyveler, kuruyemişler ya da soğuk içeceklerin içindeki buzları çiğnemek gibi gözden kaçan detayların braketlerin kopmasına zemin hazırladığına işaret eden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Aysan, tatil boyunca kontrol randevularından uzak kalındığı için, başta fark edilmeyen küçük bir gevşemenin bir süre sonra daha büyük bir tel problemine dönüşebildiğini vurguladı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Seyahate öncesi ağız içinde her şeyin yolunda olduğundan emin olunmalı!</strong></span></p>

<p>“Seyahate çıkmadan önce ağız içinde her şeyin yolunda olduğundan emin olmakta fayda var.” diyen&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan şunları söyledi:</p>

<p>“Tüm braketler sağlam mı, batan ya da yerinden kaymış bir tel var mı diye küçük bir kontrol yapılmalı. Eğer tedavinize lastik kullanımı dahilse, tatil süresince yetecek kadar stoğunuz olduğundan emin olmakta fayda var. Özellikle uzun süre şehir dışında veya yurt dışında olacaksanız, gitmeden önce doktorunuza bir görünmeniz tatilinizi güvenceye alacaktır.</p>

<p>En doğrusu, rutin kontrolünüzü tatil öncesine denk getirmektir. Bu randevuda doktorunuz varsa çıkan braketleri yapıştırır, tel uçlarını batmayacak şekilde düzeltir ve ayarlamaları yapar. Böylece seyahat sırasında sürpriz bir sorunla karşılaşma riskinizi aza indirmiş olursunuz.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sert gıdaları ön dişlerle doğrudan ısırmak, braketlerin yerinden oynamasına neden olabilir!</strong></span></p>

<p>Farkında olmadan yapılan bazı alışkanlıkların tellerin en büyük düşmanı olduğuna dikkat çeken&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, “Örneğin elma, erik veya havuç gibi sert gıdaları ön dişlerle doğrudan ısırmak, çekirdek çitlemek veya sert şekerler çiğnemek braketlerin yerinden oynamasına neden olur. Bu tür yiyecekleri mutlaka küçük parçalara bölerek arka dişlerle yemek gerekir.” dedi.</p>

<p>Tatilde braket kopması veya tel batması gibi acil durumlarda ilk müdahalenin nasıl olması gerektiği hakkında bilgi veren&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Aysan, “Eğer tel yanağınıza veya dudağınıza batıyorsa, yanınızda bulunan ortodontik mumu o bölgeye yerleştirerek geçici bir rahatlama sağlayabilirsiniz. Kopan bir braket, ark telinden tamamen çıkmadıysa ve canınızı yakmıyorsa genellikle olduğu gibi bırakılabilir; ancak ilk fırsatta hekiminizi bilgilendirmelisiniz. Yutma riski yaratan gevşek bir parça varsa veya şiddetli bir ağrı söz konusuysa, vakit kaybetmeden en yakın klinikten destek almanız gerekir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tatilde ihmal edilen ağız bakımı, tedavi süresinin uzamasına neden olabiliyor!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Yaz dönüşü kliniklerde en sık karşılaşılan şikayetlere değinen&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Bora Aysan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Tatil bittiğinde hastalar en çok braket kopmaları, deforme teller ve ihmal edilen lastik kullanımı yüzünden uzayan tedavi süreleri nedeniyle hekimlerinin kapısını çalıyor. Bir diğer yaygın sorun da tatilde diş fırçalamanın aksatılması ve buna bağlı gelişen diş eti rahatsızlıkları. Tedavinizin planlanan sürede bitmesi için tatilde de olsanız ağız bakımını ve randevularınızı çok fazla aksatmamaya özen göstermelisiniz.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 17:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yaz-tatilinde-ihmal-edilen-agiz-bakimi-ortodontik-tedavi-suresini-uzatiyor-1781708283.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bazı kanser ilaçları kalpte yüzde 20’ye varan yan etkilere yol açabiliyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-116489</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-116489</guid>
                <description><![CDATA[Bazı kanser tedavileri yalnızca tümörleri değil, kalp sağlığını da etkileyebiliyor. Bu nedenle kanser tedavisi sürecinde kalbin korunması ve olası risklerin erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Onkokardiyolojinin kanser hastalarının kalp sağlığını korumayı amaçlayan, onkoloji ve kardiyoloji uzmanlık alanlarını bir araya getiren bir tıp dalı olduğundan bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Girişimsel Kardiyolog ve Onko-Kardiyoloji Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Bu alanın temel amacı, kalp sağlığını koruyarak hastaların kanser tedavilerini kesintisiz ve güvenli şekilde tamamlayabilmelerini sağlamak” açıklamasında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Onkokardiyoloji kanser tedavisi sırasında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını önlemeyi, erken dönemde tespit etmeyi ve yönetmeyi amaçlar. Bazı kanser ilaçlarının kalpte yüzde 10 ila yüzde 20 oranında yan etkiye yol açabildiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Girişimsel Kardiyolog ve Onko-Kardiyoloji Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Yaklaşık 8-10 yıllık bir geçmişe sahip olan bu alana duyulan ihtiyaç da giderek artıyor, kanser tedavilerinin kalp üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte önem kazanıyor. Geçmişte ihtiyaç halinde hastalar onkologlar tarafından kardiyologlara yönlendirilirken, bugün onkokardiyoloji sayesinde hastalar henüz kalp sorunları gelişmeden değerlendiriliyor. Böylece olası kalp problemleri erken dönemde ele alınarak kanser tedavilerinin kesintiye uğramadan sürdürülmesi hedefleniyor” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Riskli hastaların belirlenmesi tedavinin devamlılığı için kritik</strong></span></p>

<p>Her kanser hastasında kalp sağlığıyla ilgili bir sorun ortaya çıkmasa da bazı hasta gruplarında tedavi sürecinde kalp problemleri gelişme riski bulunduğuna dikkat çeken Ökmen, “Bu nedenle riskli hastaların erken dönemde belirlenmesi ve düzenli takip edilmesi kıymetli. Amacımız; kalp krizi, kalp yetmezliği veya pıhtı oluşumu gibi sorunlar gelişmeden gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin sekteye uğramamasını sağlamak” şeklinde konuştu.</p>

<p>Riskli hasta grubunun başında daha önce bypass operasyonu geçirmiş, kalp yetmezliği bulunan, kalp krizi geçirmiş ya da koroner stent uygulanmış kişiler geldiğini sözlerine ekleyen Ökmen, “Ayrıca, daha önce yaşanan herhangi bir kalp hastalığı söz konusu olmasa bile alınan kemoterapi veya diğer kanser tedavileri nedeniyle kalbi etkilenebilecek hastalar da risk altında kabul ediliyor. Bu nedenle onkologların tanı ve tedavi planlama sürecinde hastanın kalp hastalığı öyküsünü, aile hikayesini ve mevcut risk faktörlerini değerlendirmesi şart” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-1781698032.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vize randevusu krizi büyüyor: Şikayetler bir haftada yüzde 291 arttı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/vize-randevusu-krizi-buyuyor-sikayetler-bir-haftada-yuzde-291-artti-116476</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/vize-randevusu-krizi-buyuyor-sikayetler-bir-haftada-yuzde-291-artti-116476</guid>
                <description><![CDATA[Şikayetvar verilerine göre vize aracılık ve danışmanlık hizmetlerine yönelik şikayetler haziran ayının ilk haftasında bir önceki haftaya göre yüzde 291 arttı. Randevu bulunamaması, başvuru süreçlerinin uzaması en çok şikayet edilen konular arasında yer alıyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Şikayetvar verilerine göre vize aracılık ve danışmanlık kategorisinde mayıs ayının son haftasında 47 olan şikayet sayısı, haziranın ilk haftasında 184’e yükseldi. Böylece haftalık bazda artış oranı yüzde 291 olarak gerçekleşti. Yıl boyunca haftalık şikayetler genel olarak 120 ila 190 bandında seyrederken, haziran ayının başlamasıyla birlikte yaşanan sert yükseliş dikkat çekti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Şikayetler 3 yıldır kesintisiz artıyor</strong></span></p>

<p>Vize aracılık ve danışmanlık hizmetlerine yönelik şikayetler son üç yılda düzenli olarak yükseldi. Şikayetvar verilerine göre 2023 yılında 5 bin 825 olan şikayet sayısı, 2024’te 6 bin 900’e, 2025’te ise 7 bin 320’ye ulaştı. Böylece kategorideki şikayetler iki yılda yüzde 25,7 arttı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>2025, son 3 yılın zirvesi oldu</strong></span></p>

<p>Veriler, 2025 yılının vize aracılık ve danışmanlık hizmetlerinde en fazla şikayetin kaydedildiği yıl olduğunu gösteriyor. Bir önceki yıla göre artış oranı yüzde 6 seviyesinde kalsa da toplam şikayet sayısındaki yükseliş, tüketicilerin yaşadığı sorunların devam ettiğine işaret ediyor.</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>2026 verileri yıl sonu için uyarı veriyor</strong></span></p>

<p>2026 yılı henüz tamamlanmamış olmasına rağmen şikayet sayısı şimdiden 3 bin 383’e ulaştı. Mevcut eğilimin sürmesi halinde yıl sonunda şikayetlerin yeniden yüksek seviyelerde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu durum, sektördeki sorunların kısa vadede çözülmediğini ortaya koyuyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sorun vize sonucundan önce başlıyor</strong></span></p>

<p>Şikayet içerikleri incelendiğinde tüketicilerin en çok randevu bulamama, sistem erişim problemleri, hesap kilitlenmeleri, başvuru süreçlerinde yaşanan gecikmeler ve müşteri hizmetlerine ulaşamama konularında mağduriyet yaşadığı görülüyor. Özellikle yoğun talep dönemlerinde randevu sistemlerinde yaşanan aksaklıklar tüketicilerin en önemli gündem maddesi haline geliyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Vize başvurularında yeni kriz: Randevuya erişim</strong></span></p>

<p>Veriler, tüketicilerin yaşadığı sorunun yalnızca vize sonucuyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Şikayetlerin önemli bölümü, başvuru sürecinin ilk adımı olan randevu alma aşamasında yoğunlaşıyor. Bu tablo, vize almak kadar vize başvurusu yapabilmenin de tüketiciler açısından önemli bir sorun alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tüketici beklentileri karşılanamıyor</strong></span></p>

<p>Son üç yıldaki yükseliş trendi, vize aracılık ve danışmanlık hizmetlerinde erişilebilirlik, süreç yönetimi ve kullanıcı deneyimi konularında iyileştirme ihtiyacına işaret ediyor. Artan şikayet sayıları, tüketicilerin daha şeffaf, öngörülebilir ve erişilebilir bir başvuru süreci beklentisinin karşılanamadığını gösteriyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tüketiciler en çok hangi konulardan şikayet ediyor?</strong></span></p>

<ul>
	<li>Randevu bulunamaması</li>
	<li>Başvuru süreçlerinin uzaması</li>
	<li>Evrak işlemlerindeki aksaklıklar</li>
	<li>Müşteri hizmetlerine ulaşılamaması</li>
	<li>Ücret iadesi taleplerinin gecikmesi</li>
	<li>Başvuru durumu hakkında bilgi alınamaması</li>
</ul>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Konuyla ilgili platforma ulaşan şikayetlerden bazılarıysa şöyle:</strong></span></p>

<p>”Vize randevusu almak için sisteme giriş yaptığımda hesabım kilitlendi. Randevular açıldığında ise hangi tarihi seçersem seçeyim ’kontenjan dolu’ uyarısıyla karşılaştım ve işlemimi tamamlayamadım. Birkaç deneme sonrasında sisteme erişimim tamamen engellendi. Randevulara erişemezken bazı kullanıcıların bot yazılımlarla işlem yapabildiğine yönelik iddialar, sistemin adil ve şeffaf çalışmadığı yönündeki endişeleri artırıyor.”</p>

<p>”Yaklaşık 8 aydır vize başvurusu yapabilmek için randevu almaya çalışıyorum ancak sistemde uygun tarih bulamıyorum. Bu nedenle başvuru sürecim ilerleyemiyor ve seyahat planlarımı netleştiremiyorum. Yetkililere ulaşmak için e-posta göndermeyi denedim ancak geri dönüş alamadım. Süreçle ilgili yeterli bilgilendirme yapılmaması mağduriyetimi artırıyor.”</p>

<p>”Vize randevusu oluşturabilmek için sisteme giriş yapmaya çalışıyorum ancak günlerdir hesabıma erişemiyorum. Sürekli teknik hata alıyorum ve bu nedenle randevu oluşturamıyorum. Tarayıcı, cihaz ve bağlantı değişikliği dahil önerilen tüm adımları denememe rağmen sorun çözülmedi. Destek ekibiyle iletişime geçsem de somut bir çözüm sunulmadı. Sistemsel sorun nedeniyle uygun randevuları kaçırıyor ve seyahat planımı gerçekleştirememe riskiyle karşı karşıya kalıyorum.”</p>

<p>”Vize randevu bekleme listesine kayıt olmak isterken sistem hata veriyor ve ödeme aşamasına geçmiyor. Bu nedenle başvurumu tamamlayamıyor ve bekleme listesine dahil olamıyorum. Uzun süredir devam eden teknik sorun nedeniyle randevu sürecine erişememek hem zaman kaybına hem de mağduriyete yol açıyor.”</p>

<p>”Vize başvurumu seyahat tarihinden haftalar önce yapmama rağmen pasaportum hâlâ teslim edilmedi. Yaklaşan uçuş tarihime rağmen başvuru süreciyle ilgili net bilgi alamıyor, yetkililere yaptığım başvurulardan da sonuç alamıyorum. Yaşanan gecikme nedeniyle seyahat planım riske girmiş durumda.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/vize-randevusu-krizi-buyuyor-sikayetler-bir-haftada-yuzde-291-artti-1781625774.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalar mikroplara fırsat tanıyor!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sicak-havalar-mikroplara-firsat-taniyor-116475</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sicak-havalar-mikroplara-firsat-taniyor-116475</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte sağlık riski oluşturabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sıcaklık yükseldikçe mikroorganizmalar da hızla çoğalıyor</strong></span></p>

<p>Yaz mevsiminin yalnızca insanlar için değil, hastalık yapıcı mikroorganizmalar için de uygun bir yaşam ortamı oluşturduğunu belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Sıcak ve nemli havalar birçok bakteri türünün çoğalmasını hızlandırır.” dedi.</p>

<p>Özellikle Salmonella, E. coli, Campylobacter, Shigella ve bazı Vibrio türlerinin yaz aylarında daha sık görüldüğünü vurgulayan Dr. Mamçu, “İyi pişirilmemiş etler, çiğ tavuk ürünleri, açıkta bekletilen yiyecekler ve hijyenik olmayan su kaynakları enfeksiyonların en önemli bulaş yolları arasında yer alır. Pikniklerde veya açık hava organizasyonlarında saatlerce güneş altında bekleyen yiyecekler de ciddi sağlık riski oluşturur. Sıcak havalarda gıdaların bozulma süresi önemli ölçüde kısalıyor. Güvenli görünen bir yiyecek bile kısa süre içerisinde enfeksiyon kaynağına dönüşebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yazın en sık karşılaşılan sorunu gıda zehirlenmeleri!</strong></span></p>

<p>Yaz döneminde acil servislere başvuruların önemli bir bölümünü gıda kaynaklı enfeksiyonların oluşturduğuna işaret eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, ateş ve halsizlik gibi belirtilerin hafife alınmaması gerekir.” dedi.</p>

<p>Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde sıvı kaybının çok daha hızlı gelişebildiğine dikkat çeken Dr. Mamçu, “Bazı vakalarda hastaneye yatış ve yoğun tedavi gereksinimi oluşabilir. Mayonez içeren ürünler, tavuk yemekleri, deniz ürünleri, krema bazlı tatlılar ve soğuk zinciri korunmamış gıdalar yaz aylarında ekstra dikkat gerektirir. Tüketicilerin özellikle açıkta satılan yiyeceklere karşı temkinli olması önerilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Serinlemek için girilen sular hastalık kaynağına dönüşebiliyor!</strong></span></p>

<p>Yaz sıcaklarında serinlemek amacıyla tercih edilen bazı göl, dere ve kontrolsüz su kaynaklarının çeşitli enfeksiyonların bulaşmasına neden olabileceğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları söyledi:</p>

<p>“Kirli sularda çok sayıda virüs, bakteri ve parazit bulunabilir. Norovirüs, Rotavirüs, Adenovirüs, Giardia ve Cryptosporidium gibi etkenler özellikle sindirim sistemi enfeksiyonlarına yol açabilir ve bu mikroorganizmalar ishal, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterebilir.&nbsp;</p>

<p>Sadece bağırsak enfeksiyonları değil, göz ve cilt enfeksiyonları da yaz döneminde artış gösterir. Güvenilir olmayan sularda yüzmek bazı kişilerde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Havuzlar her zaman masum değil!</strong></span></p>

<p>Toplumda havuzların denize göre daha güvenli olduğu yönünde yaygın bir algı bulunduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Düzenli dezenfekte edilmeyen havuzlar enfeksiyon açısından önemli riskler taşır.” dedi.</p>

<p>Yetersiz klorlama yapılan havuzlarda kulak enfeksiyonları, göz enfeksiyonları, mantar hastalıkları ve çeşitli bağırsak enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü kaydeden Dr. Mamçu, “Özellikle çocuklar havuz suyunu yutmamalı. Aileler havuz seçiminde işletmenin hijyen uygulamalarını sorgulamalı. Ortak kullanım alanlarında kişisel havlu kullanımı da önemli bir koruyucu önlemdir.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kenelere karşı bilinçsiz müdahaleden kaçınılmalı!</strong></span></p>

<p>Yaz aylarında artan kamp, piknik ve doğa yürüyüşlerinin beraberinde kene temaslarını da artırdığına dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Özellikle çalılık, uzun otluk ve ormanlık alanlarda daha dikkatli olunması gerekir. Her kene hastalık taşımaz ancak riskin göz ardı edilmemesi gerekir. Doğa aktivitelerinden sonra vücut dikkatlice kontrol edilmeli. Kene tespit edilmesi durumunda bilinçsiz müdahalelerden kaçınılmalı. Sağlık kuruluşlarına başvurularak uygun şekilde çıkarılması önem taşır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Parazitler yaz aylarında daha kolay yayılıyor!</strong></span></p>

<p>Yaz mevsiminde yalnızca bakteriyel ve viral enfeksiyonların değil, parazit kaynaklı hastalıkların da artış gösterdiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Yıkanmamış sebze ve meyveler, kirli su kaynakları ve yetersiz hijyen koşulları parazit bulaşını kolaylaştırıyor.” dedi.</p>

<p>Uzun süren ishal, karın ağrısı, kilo kaybı, halsizlik ve sindirim sistemi problemlerinin bazı parazit enfeksiyonlarının habercisi olabileceğini hatırlatan Dr. Mamçu, belirtilerin uzun sürmesi halinde mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Çocuklar ve yaşlılar için risk daha büyük!</strong></span></p>

<p>Yaz enfeksiyonlarının her yaş grubunda görülebileceği ancak bazı bireylerde çok daha ağır sonuçlara yol açabileceği uyarısını yapan Dr. Mamçu, “Özellikle 5 yaş altı çocuklar, 65 yaş üzeri bireyler, hamileler, diyabet hastaları, kanser tedavisi görenler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler daha dikkatli olmalı. Bu gruplarda enfeksiyonlar daha hızlı ilerleyebilir ve sıvı kaybı ciddi sonuçlar doğurabilir. Yüksek ateş, şiddetli ishal, sürekli kusma, kanlı dışkılama veya belirgin halsizlik durumlarında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Basit önlemlerle büyük risklerin önüne geçilebilir…</strong></span></p>

<p>Yaz enfeksiyonlarının önemli bir bölümünün doğru hijyen uygulamalarıyla önlenebileceğini belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yaz aylarında enfeksiyon riskini tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da doğru önlemlerle büyük ölçüde azaltmak mümkündür. El hijyenine dikkat etmek, güvenilir su tüketmek, gıdaların saklama koşullarına özen göstermek, sebze ve meyveleri iyi yıkamak, şüpheli gıdalardan uzak durmak ve doğa aktiviteleri sonrasında kene kontrolü yapmak oldukça önemlidir. Basit görünen bu uygulamalar hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından ciddi koruma sağlar.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/sicak-havalar-mikroplara-firsat-taniyor-1781624662.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye İstatistik Kurumu Açıkladı: Araç Satışlarında Hem Aylık Hem Yıllık Düşüş...</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-istatistik-kurumu-acikladi-arac-satislarinda-hem-aylik-hem-yillik-dusus-116469</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-istatistik-kurumu-acikladi-arac-satislarinda-hem-aylik-hem-yillik-dusus-116469</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Mayıs 2026’da trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 12,3, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 24,1 azalarak 159 bin 623 oldu. Otomotiv pazarındaki bu yavaşlamaya rağmen Türkiye genelindeki toplam araç sayısı 34,3 milyonu aşarken, elektrikli ve hibrit otomobillerin payındaki yükseliş dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı son verilere göre, Mayıs 2026’da toplam 159 bin 623 taşıtın trafiğe kaydı yapıldı. Pazardaki hareketliliğin büyük bir kısmını otomobiller oluştururken, yeni tescil edilen araçların türlerine göre dağılımı da netleşti. Trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 47,5’ini otomobil, yüzde 37,2’sini motosiklet, yüzde 11’ini kamyonet, yüzde 1,7’sini traktör, yüzde 1,6’sını kamyon, yüzde 0,5’ini minibüs, yüzde 0,4’ünü otobüs ve yüzde 0,1’ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TAŞIT KAYITLARINDA HEM AYLIK HEM YILLIK DÜŞÜŞ</span></strong></p>

<p>Açıklanan veriler, otomotiv piyasasında hem aylık hem de yıllık bazda belirgin bir gerileme yaşandığını ortaya koydu. Mayıs ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 12,3 azaldı. Aylık bazda en yüksek düşüş yüzde 38,3 ile özel amaçlı taşıtlarda gerçekleşirken; minibüste yüzde 27,2, kamyon ve otobüste yüzde 23,9, traktörde yüzde 21,6, kamyonette yüzde 16,8, motosiklette yüzde 15,2 ve otomobilde yüzde 7,4 oranında gerileme yaşandı. Geçen yılın aynı ayıyla karşılaştırıldığında ise toplam taşıt kayıtlarında yüzde 24,1’lik bir düşüş kaydedildi. Yıllık bazda en sert düşüşler yüzde 50,9 ile traktörde, yüzde 42,4 ile minibüste ve yüzde 37 ile motosiklette görüldü.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TÜRKİYE’DEKİ TOPLAM TAŞIT SAYISI 34,3 MİLYONU AŞTI</span></strong></p>

<p>Yaşanan yavaşlamaya rağmen Türkiye yollarındaki toplam araç sayısı artmaya devam ediyor. Mayıs ayı sonu itibarıyla Türkiye genelinde trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı 34 milyon 361 bin 85’e yükseldi. Bu taşıtların yüzde 51,8’ini otomobil, yüzde 21,4’ünü motosiklet, yüzde 14,5’ini kamyonet, yüzde 6,8’ini traktör, yüzde 3’ünü kamyon, yüzde 1,6’sını minibüs, yüzde 0,6’sını otobüs ve yüzde 0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MAYISTA 752 BİN TAŞIT EL DEĞİŞTİRDİ</span></strong></p>

<p>İkinci el piyasasındaki hareketlilik de TÜİK raporuna yansıdı. Mayıs ayında toplam 752 bin 150 taşıtın devri gerçekleştirildi. Devri yapılan bu taşıtların yüzde 66,9’unu otomobiller oluştururken, kamyonetler yüzde 14,5, motosikletler yüzde 11,6 ve traktörler yüzde 3 pay aldı. Yılın ilk 5 ayı (Ocak-Mayıs) toplamına bakıldığında ise trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14,7 azalarak 767 bin 999 oldu. Aynı dönemde trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 19,5 artışla 22 bin 837’ye yükselirken, trafikteki toplam taşıt sayısı net 745 bin 162 adet artış gösterdi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ELEKTRİKLİ VE HİBRİT OTOMOBİLLERİN PAYI YÜKSELİYOR</span></strong></p>

<p>Geleceğin teknolojisi olarak kabul edilen çevre dostu araçlara yönelik ilgi verilerle de kanıtlandı. Yılın ilk beş ayında trafiğe kaydı yapılan 382 bin 385 otomobilin yüzde 40,7’si benzinli, yüzde 32,2’si hibrit, yüzde 18,4’ü elektrikli, yüzde 7,8’i dizel ve yüzde 0,9’u LPG’li araçlardan oluştu. Mayıs sonu itibarıyla trafikte bulunan toplam 17 milyon 786 bin 370 otomobilin genel dağılımında ise yüzde 32,2 ile dizel araçlar liderliğini korurken, bunu yüzde 31 ile benzinli, yüzde 29,5 ile LPG’li, yüzde 4,6 ile hibrit ve yüzde 2,5 ile elektrikli araçlar takip etti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">EN ÇOK TERCİH EDİLEN OTOMOBİL RENGİ GRİ OLDU</span></strong></p>

<p>Ocak-Mayıs döneminde trafiğe kaydı yapılan yeni otomobillerde sürücülerin renk tercihi de netleşti. Yeni kaydedilen otomobillerin yüzde 41,9’u gri, yüzde 25,6’sı beyaz, yüzde 11,6’sı siyah, yüzde 9,9’u mavi, yüzde 5,6’sı yeşil ve yüzde 3,4’ü kırmızı renkli araçlardan oluştu. Tüm bu veriler, Türkiye’de elektrikli ve hibrit araçlara yönelik ilginin hızla arttığını, ancak yeni taşıt kayıtlarında ise genel bir ekonomik yavaşlamanın hakim olduğunu açıkça ortaya koydu.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/turkiye-istatistik-kurumu-acikladi-arac-satislarinda-hem-aylik-hem-yillik-dusus-1781610865.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmplant Tedavisinde Aynı Gün Yeni Diş Mümkün</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-116453</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-116453</guid>
                <description><![CDATA[ Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor. Günümüzde eksik dişlerin tedavisinde en güvenilir ve etkili yöntemlerin başında diş implantlarının geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Kaybedilen diş kökünün yerine çene kemiğine yerleştirilen titanyum vidalar olarak tanımlanan diş implantları, gelişen teknoloji ve yüksek başarı oranları sayesinde artık rutin ve güvenilir tedaviler arasında yer alıyor” şeklinde konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>İmplant tedavisinde dikkat çeken gelişmelerden birinin de bazı hastalarda aynı gün yeni diş uygulanabilmesi olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Yerleştirilen implantın çene kemiğine ilk anda yeterli sağlamlıkla tutunduğu durumlarda bu yöntem güvenle tercih edilebiliyor. Her hasta için uygun olmasa da gerekli şartların sağlandığı vakalarda, kişiler tedavinin ardından yeni dişleriyle klinikten ayrılarak günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına kısa sürede dönebiliyor” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Dijital planlama operasyon süresini kısaltıyor, başarıyı artırıyor&nbsp;</strong></span></p>

<p>Dijital planlama ve üç boyutlu (3D) ileri görüntüleme yöntemlerinin, hastaların çene ve kemik yapısının ayrıntılı değerlendirilmesini mümkün kıldığını dile getiren Tekkeli, “Böylece implantın kemiğe hangi açıyla ve ne kadar derinlikte yerleştirileceği, cerrahi başlamadan bilgisayar ortamında planlanabiliyor. Rehberli cerrahi sayesinde uygun hastalarda geniş kesi ve dikiş ihtiyacı olmadan uygulama yapılabiliyor. Bu yöntem operasyon süresini kısaltırken iyileşme konforunu da artırıyor. Ancak bu teknik her hasta için standart bir seçenek olmadığından, kişinin genel sağlık durumu, çene kemiğinin yapısı ve ihtiyaçları doğrultusunda uygunluk olup olmadığı kontrol ediliyor” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kemik yetersizliği günümüzde implant için engel oluşturmuyor&nbsp;</strong></span></p>

<p>Geçmişte çene kemiğinde ciddi hacim kaybı bulunan hastalar için implant tedavisinin sınırlı kaldığını vurgulayan Tekkeli, “Günümüzde gelişen cerrahi yaklaşımlar sayesinde bu durum büyük ölçüde aşılabiliyor. Kemik miktarının yeterli olmadığı vakalarda, implant öncesinde veya implant uygulaması sırasında kemik grefti (kemik tozu) ve membran gibi destekleyici yöntemlerden yararlanılabiliyor. Bu uygulamalarla kemik dokusunun güçlendirilmesi hedeflenirken, implant tedavisinin sağlam ve uzun ömürlü sonuçlar vermesi için uygun altyapı oluşturulabiliyor” bilgilerini verdi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Diyabet, tedaviyi sekte uğratan faktörler arasında&nbsp;</strong></span></p>

<p>İmplant tedavisinde başarısızlığın çoğu zaman implantın vücut tarafından reddedilmesinden değil, implantın kemikle sağlıklı şekilde bütünleşmesini engelleyen çeşitli risk faktörlerinden kaynaklandığını dile getiren Tekkeli, “Biyouyumlu bir materyal olan titanyumun vücut tarafından kabul edilmemesi genellikle beklenmez. Ancak; kontrolsüz diyabet, bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar, kanser tedavileri, ileri derecede diş sıkma alışkanlığı, yetersiz ağız hijyeni ve ciddi kemik kayıpları tedavinin başarısını olumsuz etkileyebilir. Bu tür risklerin bulunmadığı hastalarda ise yeni nesil implant sistemleriyle oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İmplantın ömrünü tedavi sonrası bakım belirliyor</strong></span></p>

<p>Gelişen cerrahi teknikler sayesinde implant tedavisi sonrasında görülen ağrı, şişlik ve morluk gibi şikayetlerin önemli ölçüde azaldığının altını çizen Tekkeli, “Ancak tedavinin uzun vadeli başarısında cerrahi kadar tedavi sonrası bakım da kritik rol oynuyor. Hekimin önerdiği ilaçların düzenli kullanılması, ağız hijyenine özen gösterilmesi ve rutin diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması implantların sağlıklı şekilde kullanılmasına katkı sağlıyor. Bunun yanında sigaradan uzak durulması, sistemik hastalıkların kontrol altında tutulması ve çene kapanışının doğru planlanması da implantların ömrünü etkileyen kritik faktörler arasında” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 20:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-1781544801.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Parkinson riskinde çevresel faktörler öne çıkıyor!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-116452</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-116452</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığında çevresel faktörlerin, yaşam tarzının ve biyolojik mekanizmaların etkisi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Parkinson hastalığının, Alzheimer tipi bunamaya göre daha erken yaşlarda ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Genellikle 50-55 yaşlarında başlıyor. Uzun yıllardır özellikle köylerde yaşayanlarda, tarımla uğraşanlarda ve kuyu suyu kullananlarda Parkinson hastalığının daha sık görüldüğü biliniyor.” dedi.</p>

<p>Parkinson hastalığının yalnızca yaşlı nüfusun artmasına paralel olarak yükselmediğine işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Artış hızı yaşlanma oranının da üzerine çıkıyor. Bu durum, yaş dışında başka çevresel faktörlerin de rol oynayabileceğini düşündürüyor. California’da yapılan araştırmalarda, yaklaşık 21 farklı tarım ilacının Parkinson hastalığına da etki eden, dopamin üreten beyin hücrelerine zarar verdiği gösterildi. Bu hücrelerin pestisitlere karşı oldukça hassas olduğu ve söz konusu kimyasalların laboratuvar ortamında hücre ölümüne yol açtığı uzun zamandır biliniyor.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tarım ilaçları ‘Parkinson epidemisi’ne mi neden oluyor?&nbsp;</strong></span></p>

<p>Araştırmaların, bazı tarım ilaçlarının Parkinson hastalığının ortaya çıkmasında rol oynayan beyin bölgeleri üzerinde seçici ve toksik etkiler oluşturduğunu ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu nedenle konu bireysel olmaktan çok toplumsal bir sorun olarak değerlendiriliyor ve bazı uzmanlar tarafından ‘Parkinson epidemisi’ olarak tanımlanıyor. Tarım ilaçlarının kontrollü ve bilinçli kullanımı büyük önem taşıyor.” dedi.</p>

<p>Domates ve benzeri bazı sebze-meyvelerin, üzerlerine uygulanan pestisitleri bünyelerine çekebildikleri için ‘kirli ürünler’ arasında gösterildiğini aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>

<p>“Türkiye’de domatesin yaygın tüketildiği düşünüldüğünde, tarım ilaçlarının denetlenmesi daha da önemli hâle geliyor. Sağlık ve Tarım Bakanlıklarının iş birliğiyle pestisit kullanımının uzman denetiminde, ölçülü ve kontrollü şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>

<p>Ürünlerin yıkanması önemli olmakla birlikte, pestisitlerin tamamının bu yolla uzaklaştırılamadığı biliniyor. Özellikle ‘Paraquat’ adlı tarım ilacının yalnızca ürünlere değil, toprağa da nüfuz ederek uzun yıllar kalabildiği belirtiliyor. Geçmişte kuyu suyu kullanan kişilerde Parkinson hastalığının daha sık görülmesinin nedenlerinden birinin de, pestisitlerin yer altı sularına karışması olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle koruyucu önlemlerin zamanında alınması gerektiği ifade ediliyor.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bir Parkinson ilacına eşdeğer etki için 5 kilo bakla gerekiyor!</strong></span></p>

<p>Baklanın içerisinde, Parkinson hastalığında eksikliği görülen dopaminle ilişkili bazı maddeler bulunduğuna değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ancak Parkinson tedavisinde 1960’lardan beri kullanılan ve beyinde dopamine dönüşen L-Dopa etken maddeli ilaç çok daha etkili bir seçenek olarak kabul ediliyor.” dedi.</p>

<p>125 miligramlık bir L-Dopa kapsülünün içerdiği etken maddeyi almak için yaklaşık 5 kilogram taze bakla tüketmek gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu nedenle yalnızca bakla yiyerek Parkinson tedavisini sağlamak gerçekçi görünmüyor. Bununla birlikte, bakladan elde edilen bazı ekstreler hafif Parkinson belirtileri olan kişilerde veya huzursuz bacak sendromunda destekleyici amaçla kullanılabiliyor. Yine de ilaç tedavisi daha pratik ve etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tekrarlayan kafa darbeleri Parkinson riskini artırabiliyor!</strong></span></p>

<p>Boksta baş bölgesine alınan tekrarlayıcı darbelerin, beyinde ‘mikrotravma’ olarak adlandırılan hasarlara yol açabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beyin, kafatasının içinde sabit durmaz; beyin omurilik sıvısı içerisinde hareket edebilir durumdadır. Her darbede beyin kafatasının iç yüzeyine çarpar ve zaman içinde tekrarlayan bu travmalar birikici etki oluşturur. Bu nedenle tekrarlayan kafa travmalarının Parkinson hastalığının ve bazı bunama türlerinin daha erken ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor. Efsanevi boksör Muhammed Ali, bu durumun en bilinen örneklerinden biri olarak gösteriliyor.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Parkinson titremesi hareketle azalır, istirahatte belirginleşir!</strong></span></p>

<p>İnsan vücudunda normal koşullarda da çok hafif düzeyde fizyolojik titremeler bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ancak klinikte en sık karşılaşılan iki titreme türü esansiyel tremor ve Parkinson titremesidir.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Sultan Tarlacı sözlerini şöyle tamamladı:&nbsp;“Esansiyel tremor genellikle ailesel özellik gösterir. Çoğu zaman 20-25 yaşlarında hafif bir titreme ile başlar ve yaş ilerledikçe belirginleşir. Özellikle bir nesneye uzanırken veya nesneyi kullanırken artış gösterir.</p>

<p>Parkinson titremesi ise genellikle istirahat hâlinde ortaya çıkar. ‘Para sayar’ tarzda olarak tanımlanan bu titreme, kişi bir nesneye uzandığında veya hareket etmeye başladığında çoğu zaman azalır ya da kaybolur. Bu nedenle Parkinson titremesi, kural olarak bir ‘istirahat titremesi’ olarak kabul edilir.”&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/parkinson-riskinde-cevresel-faktorler-one-cikiyor-1781542646.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yatırım Yapacak Kobiler Dikkat: Otuz Altı Ay Vadeli Destek Başvuruları Başladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yatirim-yapacak-kobiler-dikkat-otuz-alti-ay-vadeli-destek-basvurulari-basladi-116445</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yatirim-yapacak-kobiler-dikkat-otuz-alti-ay-vadeli-destek-basvurulari-basladi-116445</guid>
                <description><![CDATA[Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programı kapsamında KOBİ'lere sağlanan destek üst limitinin 30 milyon TL'ye yükseltildiğini ve 2026 yılı 2. dönem başvurularının başladığını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programı kapsamında KOBİ'lere sağlanan destek üst limiti 30 milyon TL'ye yükseltildi. Program için 2026 yılı 2'nci dönem başvurularının başladığı ve son başvuru tarihinin 30 Haziran 2026 olduğu açıklandı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, KOBİ'lerin üretim gücünü, yatırım kapasitesini ve rekabetçiliğini artırmaya yönelik KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programı'nda destek üst limitinin 30 milyon TL'ye yükseltildiğini açıkladı. Bakan Kacır, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, KOBİ'lerin büyümesini ve yatırımlarını desteklemeye yönelik yeni düzenlemeleri duyurdu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAKAN KACIR DESTEK DETAYLARINI AÇIKLADI</span></strong></p>

<p>Kapasite Geliştirme Destek Programı'nın 2026 yılı 2'nci dönem başvurularının başladığını belirten Kacır, "KOBİ'lerimizin üretim gücünü, yatırım kapasitesini ve rekabetçiliğini artıracak önemli bir adım daha attık. KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programında destek üst limitini 30 milyon TL'ye yükselttik. Programın 2026 yılı 2'nci dönem başvurularını başlatıyoruz. 36 ay vadeli kredilerde, 30 milyon TL'ye kadar finansman, 20 puan finansman desteği. Kefalet imkanı. Savunma, uzay ve havacılık projelerini 30 milyon TL'ye kadar, diğer sektörlerdeki projeleri ise 20 milyon TL'ye kadar destekliyoruz" dedi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAŞVURULAR OTUZ HAZİRAN'A KADAR SÜRECEK</span></strong></p>

<p>Kacır, 2025 yılında uygulamaya alınan program kapsamında bugüne kadar toplam 3 bin 395 KOBİ'ye 54,7 milyar TL finansmana erişim imkanı sağladıklarını belirterek, "KOBİ'lerimizin yanında olmaya, büyümelerini desteklemeye devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi. Destek programı için son başvuru tarihinin 30 Haziran 2026 olduğunu belirten Kacır, detaylı bilgi ve başvuruların KOSGEB'in internet sitesi üzerinden gerçekleştirilebileceğini bildirdi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DESTEKTEN HANGİ SEKTÖRLER YARARLANABİLECEK?</span></strong></p>

<p>KOBİ'lere yönelik destek programı; imalat, telekomünikasyon, bilgisayar programlama, danışmanlık ve ilgili faaliyetler, bilişim altyapısı, veri işleme, barındırma ve diğer bilgi hizmetleri ile bilimsel araştırma ve geliştirme alanlarında faaliyet gösteren işletmelere açık olacak.</p>

<p>KAYNAK: SABAH&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 17:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yatirim-yapacak-kobiler-dikkat-otuz-alti-ay-vadeli-destek-basvurulari-basladi-1781532274.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın Yanlış Ürün Kullanımı Cilt Lekelerini Tetikleyebilir</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-116444</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-116444</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında birçok kişi daha parlak, eşit tonlu ve lekesiz bir cilt görünümü elde etmek için bakım rutinini yoğunlaştırıyor. Ancak uzmanlar, özellikle sosyal medyada önerilen çok sayıda serum, asit ve aktif içerikli ürünün bilinçsizce bir arada kullanılmasının ciltte beklenen faydayı sağlamayabileceği konusunda uyarıyor. Deri bariyerinin bozulmasıyla birlikte hassasiyet, tahriş ve güneş ışınlarına karşı artan duyarlılık gelişebiliyor. Bu durum da özellikle yazın cilt lekelerinin koyulaşmasına veya yeni lekelerin oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Dermatoloji uzmanları, sağlıklı ve eşit tonlu bir cilt için çok ürün kullanmak yerine doğru içerikleri doğru şekilde kullanmanın önemine dikkat çekiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Zeynep Altan Ferhatoğlu, yaz öncesi cilt bakımında dikkat edilmesi gerekenler konusunda bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Haziran aylarında UV indeksinin belirgin şekilde artmasıyla birlikte cildimizdeki melanosit adı verilen pigment hücreleri daha aktif çalışmaya başlar. Özellikle UVA ışınları derinin daha derin tabakalarına ulaşarak melanin üretimini artırır. Kış boyunca fark edilmeyen veya hafif seyreden pigment birikimleri bu dönemde daha görünür hale gelir. Ayrıca sıcaklık artışı, terleme, sürtünme ve ciltte oluşan inflamasyon da mevcut lekelerin koyulaşmasına neden olabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>En büyük hata çok fazla içeriği bir arada kullanmak</strong></span></p>

<p>Yaz döneminde daha hızlı sonuç almak isteyen birçok kişi aynı anda birden fazla serum, asit ve retinol içeren ürünü kullanmaya başlar. Ancak bu yaklaşım cilt bariyerinin bozulmasına, hassasiyet gelişmesine ve güneşe karşı duyarlılığın artmasına neden olabilir. Sonuç olarak ciltte tahriş, lekelerde koyulaşma ve yeni pigmentasyon sorunları ortaya çıkabilir.</p>

<p>Özellikle yüksek oranlı AHA ve BHA asitleri ile retinol veya retinal içeren ürünlerin bilinçsiz şekilde kombinlenmesi yaz döneminde ciddi problemlere yol açabilmektedir. Cilt bakımında daha fazla ürün kullanmak her zaman daha iyi sonuç anlamına gelmez. Önemli olan doğru içerikleri doğru zamanda ve doğru şekilde kullanmaktır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sosyal medyadaki doğal olarak sunulan tariflere dikkat!</strong></span></p>

<p>Limon, karbonat, elma sirkesi veya diş macunu gibi ürünlerle yapılan “doğal leke tedavileri” bilimsel olarak desteklenmemektedir. Üstelik bu uygulamalar ciddi tahrişe yol açarak lekelerin daha da koyulaşmasına neden olabilir. Özellikle limon sürüldükten sonra güneşe çıkılması, fitofotodermatit adı verilen ciddi reaksiyonlarla sonuçlanabilir.&nbsp;</p>

<p>Bazı pigment değişiklikleri yalnızca kozmetik bir sorun olmayabilir. Ani başlayan, hızla büyüyen, renk değiştiren veya düzensiz sınırlara sahip lekeler mutlaka dermatolojik değerlendirme gerektirir. Özellikle asimetri, kanama, kaşıntı ve hızlı büyüme gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Telefon ve bilgisayar ekranları lekeleri etkiliyor mu?</strong></span></p>

<p>Mavi ışığın özellikle melazmaya yatkın bireylerde pigmentasyonu artırabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ancak burada asıl önemli olan yalnızca telefon ekranları değil, toplam görünür ışık maruziyeti ve şehir yaşamının oluşturduğu oksidatif strestir. Bu nedenle özellikle lekeye yatkın kişilerde demir oksit içeren renkli güneş koruyucular fayda sağlayabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Beslenme ve yaşam tarzı da lekeleri etkiliyor</strong></span></p>

<p>Cilt sağlığı yalnızca kullanılan ürünlerle ilgili değildir. Aşırı şeker tüketimi, sigara kullanımı, kronik stres ve düzensiz uyku ciltte oksidatif stresi artırarak pigmentasyon sorunlarının daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Özellikle melazma gibi kronik leke problemlerinde yaşam tarzı faktörleri tedavi başarısını doğrudan etkileyebilmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Leke tedavisinde zamanlama önemli</strong></span></p>

<p>Leke tedavisinde doğru zamanlama son derece önemlidir. Çünkü birçok tedavi yöntemi cildi güneşe karşı daha hassas hale getirir. Yaz döneminde bazı dermatolojik işlemler güvenle uygulanabilirken bazı uygulamalar leke riskini artırabilir. Nem odaklı medikal bakımlar, mezoterapi, PRP ve düşük irritasyonlu antioksidan uygulamalar yaz aylarında daha güvenli seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık derin kimyasal peelingler, fraksiyonel CO2 lazerler ve agresif soyucu işlemler pigmentasyon riskini artırabileceği için daha dikkatli planlanmalıdır. Yaz aylarında işlem yapılacaksa etkili güneş koruması vazgeçilmezdir.</p>

<p>Son yıllarda pikosaniye lazerler, thulium ve non-ablatif fraksiyonel lazer sistemleri, traneksamik asit mezoterapileri ve kombine antioksidan uygulamaları sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. C vitamini ve niasinamid kombinasyonları da destek tedavilerinde önemli rol oynar. Ayrıca daha kontrollü aktif içerik kullanımını esas alan “skin cycling” yaklaşımı son dönemde oldukça ilgi görmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yaz aylarında cildiniz için olmazsa olmazlar…</strong></span></p>

<p>Yaz aylarında bakım rutininin karmaşık olmasına gerek yoktur. Önerdiğimiz temel yaklaşım; nazik bir temizleyici, antioksidan içerikli bir serum ve geniş spektrumlu SPF 50+ güneş koruyucu kullanılmasıdır. Buna ek olarak cilt bariyerini destekleyen bir nemlendirici de rutinin önemli parçalarından biridir. Niasinamid, C vitamini, azelaik asit, seramid ve hyaluronik asit gibi içerikler yaz döneminde güvenle tercih edilebilir.</p>

<p>Lekeleri tedavi etmek çoğu zaman onları oluşmadan önlemekten daha zordur. Bu nedenle düzenli güneş koruyucu kullanımı, şapka ve gözlük gibi fiziksel koruyuculardan yararlanılması, öğle saatlerinde güneşten kaçınılması ve bilinçsiz aktif içerik kullanımından uzak durulması büyük önem taşır. Güneş hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır, ancak cildimiz için aramıza mesafe koymamız gerekir.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 16:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yazin-yanlis-urun-kullanimi-cilt-lekelerini-tetikleyebilir-1781531233.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YKS’ye sayılı günler kala velilere kritik uyarılar!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yksye-sayili-gunler-kala-velilere-kritik-uyarilar-116442</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yksye-sayili-gunler-kala-velilere-kritik-uyarilar-116442</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) kısa bir süre kala ebeveyn tutumlarını değerlendirdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>YKS’ye günler kala birçok ailede sınav odaklı bir atmosfer oluştuğunu ifade eden Özgür Akoğlan, “YKS’ye kısa bir süre kala öğrencilerin üzerindeki baskı kadar, velilerin üzerindeki görünmez yük de oldukça yoğundur. Bu kritik dönemde hem öğrenciyi sağlıklı bir şekilde desteklemek hem de evin huzurunu korumak, sınav başarısının ötesinde bir öneme sahiptir. Bu süreçte velilerin dikkat etmesi gereken ilk ve en önemli kural, ev içindeki doğal düzeni korumaktır. Sınav yaklaştıkça evi bir ‘sınav kampı’ havasına sokmak, sürekli ‘Ne kadar çalıştın?’, ‘Deneme kaç net geldi?’ gibi sorular sormak öğrenciyi sıkıştırılmış ve baskı altında hissettirir. Günlük rutinlerinizi, yemek saatlerinizi ve genel sohbet konularınızı mümkün olduğunca normal tutmak, öğrencinin sınav dışındaki dünyayla bağını koparmamasını sağlar.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sayılar değişir, öğrencinin değeri değişmez</strong></span></p>

<p>Velilerin en çok dikkat etmesi gereken konulardan birinin beklenti yönetimi olduğunu kaydeden Özgür Akoğlan, “Ebeveyn olarak başarabileceğiniz en kıymetli şeylerden biri de beklenti yönetimini sağlıklı bir zemine oturtmaktır. Kıyaslama yapmak, başarıyı sadece yüksek netlere indirgemek veya ‘Emeklerin boşa gitmesin’ gibi dolaylı yollardan suçluluk hissettirebilecek cümleler kurmak, öğrencinin özgüvenini ciddi şekilde zedeler. Bunun yerine, sonucun bir varoluş meselesi olmadığını, sizin için her koşulda değerli olduğunu hissettiren güven tazeleyici bir yaklaşım sergilemelisiniz. Öğrenci, sınav sonucundan bağımsız olarak sizin sevginizden emin olduğunda, stresini daha kolay yönetebilir. Başarıya giden yolda ‘güvenli liman’ olabilmek değerlidir.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Uyku, beslenme ve sınav lojistiği velilerin desteğiyle planlanmalı</strong></span></p>

<p>Bu dönemde öğrencinin fiziksel ihtiyaçlarının da ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Özgür Akoğlan, “Öğrencinin fiziksel ve biyolojik ihtiyaçlarını desteklemek de tamamen sizin sorumluluğunuzdadır. Sınav gününe en yakın uyku ve beslenme düzenini şimdiden oturtmak, sınav günü oluşabilecek biyolojik aksaklıkların önüne geçer. Ayrıca, sınav giriş belgesi ve sınav yerinin görülmesi gibi lojistik detayları sizin üstlenmeniz, öğrencinin zihnini bu gibi detaylarla yormamasını sağlar. Son olarak, unutmamalısınız ki öğrenciler velilerinin kaygısını bir ayna gibi yansıtır. Sizin sakin, soğukkanlı ve ‘her ne olursa olsun yanındayım’ mesajını veren duruşunuz, öğrencinin bu süreci en az hasarla ve en yüksek performansla tamamlamasına yardımcı olan en büyük destek kaynağıdır. Bu dönemde öğrencinin öğretmeni veya kariyer danışmanı değil, her şeyden önce sınav masasında görünmez bir destek ebeveyni olmanız en doğrusudur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sınavdan çıkar çıkmaz performans sorgulamayın</strong></span></p>

<p>Özgür Akoğlan, velilere sınav sonrasındaki iletişim konusunda da önemli önerilerde bulunarak, “Sınav sonrası iletişim planı oluşturun. Sınavdan çıktığı an, ‘Nasıl geçti?’, ‘Şu soru zor muydu?’ gibi sorular sormak yerine, sınavın bittiğini kabul ederek normal bir akşam planı yapın. Sınavı konuşmak istiyorsa bırakın kendisi açsın; konuşmak istemiyorsa konuyu kapalı tutun.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yksye-sayili-gunler-kala-velilere-kritik-uyarilar-1781528421.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evde Bakım Yardımı Alanlar Dikkat: Ödemeler Bugün İtibarıyla Başladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/evde-bakim-yardimi-alanlar-dikkat-odemeler-bugun-itibariyla-basladi-116436</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/evde-bakim-yardimi-alanlar-dikkat-odemeler-bugun-itibariyla-basladi-116436</guid>
                <description><![CDATA[Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, evlerinde bakılan tam bağımlı vatandaşlar ve ailelerine yönelik bu ay toplam 7,1 milyar lira tutarındaki Evde Bakım Yardımı ödemelerini hak sahiplerinin hesaplarına yatırmaya başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, evlerinde bakılan tam bağımlı vatandaşlar ve ailelerine ekonomik destek sağlamak amacıyla bu ay toplam 7,1 milyar lira Evde Bakım Yardımı ödemesini hesaplara yatırmaya başladı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, evlerinde bakılan tam bağımlı vatandaşlara ve ailelerine ekonomik destek sağlamak amacıyla bu ay toplam 7,1 milyar lira Evde Bakım Yardımı'nı hak sahiplerinin hesaplarına yatırmaya başladıklarını açıkladı.&nbsp;Bakan Göktaş, Evde Bakım Yardımı'nın 2006 yılından bu yana engelli bireylerin öncelikle aile ortamında desteklenmesi amacıyla hayata geçirilen önemli bir aile odaklı bakım hizmeti olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DESTEK OLUYORUZ</span></strong></p>

<p>Bakanlık olarak engelli vatandaşların kendi yaşam alanlarında kalmalarına önem verdiklerini belirten Bakan Göktaş, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:&nbsp;"Engelli vatandaşlarımızın aile bütünlüklerini koruyarak evde bakım hizmeti almalarını öncelikli görüyoruz. Bu yardım ile engellilerin yaşadığı ortamdan ayrılmadan, ailesi veya yakınlarıyla birlikte yaşayarak aile birliğinin korunmasına ve güçlenmesine destek oluyoruz."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/para(1).jpg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAK SAHİBİ BAŞINA AYLIK 13 BİN 878 LİRA ÖDENİYOR</span></strong></p>

<p>Evde Bakım Yardımı kapsamında 2026 yılı ocak-temmuz döneminde hak sahibi başına aylık 13 bin 878 lira ödeme yapıldığını hatırlatan Bakan Göktaş, güncel verilere dair şu bilgileri kaydetti:&nbsp;"Evlerinde bakılan tam bağımlı vatandaşlar ve aileleri için bu ay toplam 7,1 milyar lira Evde Bakım Yardımı'nı hesaplara yatırmaya başladık. Hali hazırda 516 bin vatandaşımız Evde Bakım Yardımı'ndan yararlanıyor. Ödemelerin tüm engelli vatandaşlarımıza ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum."</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/sahte_para_nasil_anlasilir_dolar(1).jpg" style="height:450px; width:800px" /><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/evde-bakim-yardimi-alanlar-dikkat-odemeler-bugun-itibariyla-basladi-1781510167.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ticaret Bakanlığından Kaçak Galericilere Ağır Darbe: Ceza Yağmuru Başladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ticaret-bakanligindan-kacak-galericilere-agir-darbe-ceza-yagmuru-basladi-116435</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ticaret-bakanligindan-kacak-galericilere-agir-darbe-ceza-yagmuru-basladi-116435</guid>
                <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı, yetki belgesi olmadan ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yapan gerçek ve tüzel kişilere bu yıl 108 milyon lirayı, toplamda ise 305 milyon lirayı aşan idari para cezası uygulandığını deklare etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığı, yetki belgesi olmadan ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yapanlara bu yıl 108 milyon lirayı aşkın idari para cezası kesildiğini bildirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, oluşturduğu hacimle ülke ekonomisindeki önemi her geçen gün artan ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretinde kayıt dışı faaliyetlerin ve tüketici mağduriyetinin önüne geçilmesine yönelik çalışmalara aralıksız devam edildiği belirtildi.&nbsp;Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik kapsamında, ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal edenlerin bakanlıktan yetki belgesi almaları gerektiğine işaret edilen açıklamada, bugüne kadar 84 bin 804 işletmeye ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgesi düzenlendiği aktarıldı. Açıklamada, bu alanda bakanlık tarafından düzenli inceleme ve denetim gerçekleştirildiğine dikkat çekilerek, yönetmelikle kural altına alındığı halde yetki belgesi olmadan ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretinde bulunduğu tespit edilen gerçek ve tüzel kişiler hakkında idari para cezası uygulandığı ifade edildi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TEK BİR DENETİMDE MİLYONLARCA LİRALIK CEZA KESİLDİ</span></strong></p>

<p>Yönetmelik kapsamında son dönemde yapılan incelemeler neticesinde, yetki belgesi olmadan ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti faaliyetinde bulunduğu tespit edilen her bir gerçek ve tüzel kişi için 400 bin 680 lira ila 1 milyon 402 bin 380 lira arasında değişen tutarlarda olmak üzere 176 gerçek ve tüzel kişi hakkında 102 milyon lira idari para cezası uygulandığı bildirildi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BUGÜNE KADAR TOPLAM CEZA 305 MİLYON LİRAYI BULDU</span></strong></p>

<p>Denetimlerin kararlılıkla süreceğini vurgulayan bakanlık açıklamasında şu ifadelere yer verildi:&nbsp;"Bakanlığımızca yetki belgesi olmadan ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yaptığı tespit edilen gerçek ve tüzel kişiler hakkında 2026'da uygulanan idari para cezası tutarı 108 milyon lirayı geçti. Bugüne kadar uygulanan idari para cezası tutarı da 305 milyon liraya ulaşmıştır. Motorlu kara taşıtı ticaretinde kayıt dışı faaliyetlerin azaltılması, haksız ticari uygulamaların ve tüketici mağduriyetinin önüne geçilmesi, sektörde daha adil ve güvenli bir ortamın tesis edilmesi amacıyla çalışmalarımız ve denetimlerimiz kesintisiz devam edecek."</p>

<p><strong>KAYNAK: DİRİLİŞ POSTASI GAZETESİ&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/ticaret-bakanligindan-kacak-galericilere-agir-darbe-ceza-yagmuru-basladi-1781508583.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gram Altında Yaşanan Yüzde Yirmi Değer Kaybı Konut Ve Otomotiv Piyasalarını Kilitledi</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/gram-altinda-yasanan-yuzde-yirmi-deger-kaybi-konut-ve-otomotiv-piyasalarini-kilitledi-116424</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/gram-altinda-yasanan-yuzde-yirmi-deger-kaybi-konut-ve-otomotiv-piyasalarini-kilitledi-116424</guid>
                <description><![CDATA[Yüksekten altın alıp enflasyonun da altında getiri sağlayan vatandaşlar, piyasanın gerilemesiyle birlikte beklemeye geçti. Son 2,5 ayın dibini gören gram altın, 7.811 TL zirvesinden bu yana yüzde 20 değer kaybetti. Yatırımcıların satış yapmak için beklediği 7 bin 500 liralık psikolojik sınır aşılamadığı için konut, arsa ve otomobil piyasalarında ticaret kilitlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yüksekten altın alıp enflasyonun da altında getiri sağlayan vatandaşlar, piyasanın gerilemesiyle birlikte beklemeye geçti. Son 2,5 ayın dibini gören gram altın, 7.811 TL zirvesinden bu yana yüzde 20 değer kaybetti. Yatırımcıların satış yapmak için beklediği 7 bin 500 liralık psikolojik sınır aşılamadığı için konut, arsa ve otomobil piyasalarında ticaret kilitledi. Geçtiğimiz aylarda tarihî zirvesine ulaşan altın, bugünlerde yatırımcısını tam anlamıyla bekleme moduna geçirdi. Son dönemde fiyatların gerilemesi ve altının enflasyonun dahi altında bir getiri sağlaması, yüksek fiyattan alım yapan vatandaşların zararına satış yapmasını engelliyor. Altında yükseliş beklentisi ise gayrimenkul ve otomobil satışlarını vurdu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KONUT TALEBİ VAR BEKLEYİŞ SÜRÜYOR</span></strong></p>

<p>Son 2,5 ayın dibini gören gram fiyatı, 200 günlük ortalamaya çekildi. Ocak ayında gram altında görülen 7.811 TL zirvesinden düşüşün boyutu eksi yüzde 20’ye vardı. Verilere göre, son bir yılda gram altın alanın maliyeti ortalama 5 bin 500 - 5.700 TL civarındayken, son iki ayda piyasaya girenlerin maliyeti ise 7 bin lirayı aşmış durumda. Bu maliyet tablosu sebebiyle bekleyenlerin sayısı oldukça fazla. Piyasada oluşan bu “beklenti ekonomisi”, yastıkaltı altın miktarını rekor seviyelere taşırken, gayrimenkul sektörünü olumsuz etkiliyor. Yatırımcının sermayesi altında kilitli kaldığı için piyasalarda gözle görülür bir durgunluk yaşanıyor. Gayrimenkul uzmanları, konut yatırımı yapan kesimin şu an sadece belli bir gelir seviyesinin üzerindeki insanlardan oluştuğunu belirterek durumu şu sözlerle özetliyor: “Asıl birikimini altında tutan yatırımcı hâlâ bekleyişte. Vatandaşın konut talebi bitmedi, sadece ertelendi. Altın yatırımcısı 7.500 lira olan psikolojik sınırı bekliyor. Bu rakamın geçilmesi durumunda yastıkaltındaki devasa sermaye bozulup doğrudan konuta veya arsaya yönelecektir.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İKİNCİ EL OTO PİYASASI DURMA NOKTASINDA</span></strong></p>

<p>Türkiye'den Kaan Zenginli'nin haberine göre, gayrimenkuldeki bu durgunluğun bir benzeri, otomotiv pazarında da derinden hissediliyor. Sermayenin güvenli limanda park etmesiyle birlikte özellikle ikinci el otomotiv piyasası neredeyse durma noktasına geldi. Sektördeki tıkanıklığı değerlendiren oto galerici Murat Aslan, vatandaşın zarar kapanmadan araç yenileme veya sıfır araç alma fikrini rafa kaldırdığını vurguluyor. Piyasada ciddi bir durgunluk olduğunu belirten Aslan şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>“Şu an ikinci el piyasası neredeyse durma noktasına geldi. Tıkanıklığın ana sebebi tamamen altındaki fiyat beklentisi. İnsanlar altını yüksekten aldı, enflasyon karşısında da istediği getiriyi tam bulamadı. Gram fiyatı yatırımcının beklediği o psikolojik seviyeye ulaştığı gün, bayilerdeki ve ikinci el pazarındaki bu sessizlik yerini büyük bir satış patlamasına bırakacaktır”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DÜŞÜŞÜ FURSAT BİLEN ALIYOR</span></strong></p>

<p>Altın piyasasında yüksek maliyetli yatırımcının bekleyişi sürerken, madalyonun diğer yüzünde farklı bir hareketlilik yaşanıyor. Yaz aylarının ve düğün sezonunun yaklaşmasıyla birlikte, mevcut fiyat seviyelerini alım fırsatı olarak değerlendiren yeni bir kitle piyasaya giriş yaptı. Kuyumcularda “bozmaya gelenlerden” ziyade “almaya gelenlerin” yoğunluğu dikkat çekiyor. Kısacası, bir taraf zararına satmamak için yastıkaltındaki altını sıkı sıkıya tutarken, diğer taraf "düşükten toplama" stratejiyle altın talebini canlı tutmaya devam ediyor. Piyasada oluşan bu “satan yok ama alan var” dengesi, yastıkaltı birikimlerin neden rekor seviyede büyümeye devam ettiğini de gözler önüne seriyor.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/gram-altinda-yasanan-yuzde-yirmi-deger-kaybi-konut-ve-otomotiv-piyasalarini-kilitledi-1781446667.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım ve Orman Bakanlığı Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesinin İlk Etap Sonuçlarını Açıkladı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/tarim-ve-orman-bakanligi-kirsalda-bereket-kucukbasa-destek-projesinin-ilk-etap-sonuclarini-acikladi-116423</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/tarim-ve-orman-bakanligi-kirsalda-bereket-kucukbasa-destek-projesinin-ilk-etap-sonuclarini-acikladi-116423</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi'nin ilk etap sonuçları resmen açıklandı. Başvuruların incelenmesi ve değerlendirilmesinin ardından il bazında asil ve yedek hak sahipleri listeleri oluşturulurken, başvurusu geçerli sayılan üreticilere SMS ile bilgilendirme yapıldı. Hayvan teslimatı sürecinde hak kaybı yaşamak istemeyen yetiştiricilerin, duyurunun ardından belirlenen süreler içinde Ziraat Bankası ve TİGEM üzerinden işlemlerini tamamlaması gerekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığınca yürütülen, Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi'nin ilk etap sonuçları açıklandı. Proje kapsamında müracaatlar, Küçükbaş Destek Başvuru Sistemi'ne girişler, itirazlar ve kontroller sonucunda düzeltmeler yapıldı. Tamamlanan değerlendirmelerin ardından her il bazında asil ve yedek hak sahipleri listeleri oluşturuldu. Yetiştiriciler projedeki güncel durumlarını "https://basvurusonuc.tarimorman.gov.tr" internet adresinden kolaylıkla öğrenebilecek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAŞVURULARI GEÇERLİ SAYILAN YETİŞTİRİCİLERE SMS İLE BİLGİLENDİRME YAPILDI</span></strong></p>

<p>Söz konusu proje çerçevesinde, hangi ilde kaç hak sahibinin projeden yararlanacağının ve o ilde toplam kaç adet hayvan dağıtılacağının, ölçülebilir kriterlere göre belirlenebilmesi için Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırmaları (SEGE) göstergesi sıralamasından mera varlığına, yem bitkisi ekim alanından küçükbaş hayvan sayısı oranına kadar birçok konu dikkate alındı. Hak sahibi yetiştiricilerin belirlenmesinde kadın yetiştiricilerden küçükbaş hayvancılıkla ilgili eğitim belgesi veya sertifikaya sahip başvuru sahiplerine kadar çeşitli kriterlere bakıldı. Başvuruları geçerli sayılan yetiştiricilere ise, SMS ile bilgilendirmeler yapıldı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAYVAN TESLİMATI TİGEM TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLECEK</span></strong></p>

<p>Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) internet sitesinden, süreçle ilgili gerekli duyurular yapılarak, hayvan tesliminin yapılacağı yetiştiricilerle irtibata geçilecek. TİGEM'e bildirilen üreticilerin talep ettikleri küçükbaş hayvanlar, kurum tarafından temin ve teslim edilecek. Hayvanların teslimat yeri, TİGEM tarafından belirlenerek, hak sahibi kişilere duyurulacak. Hak sahipleri, hayvan bedellerini TİGEM'in resmi internet sayfasında açıklayacağı satış fiyatları üzerinden peşin veya banka kredisi ile ödeyebilecek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İŞLEMLERİNİ TAMAMLAMAYANLARIN HAK SAHİPLİĞİ İPTAL EDİLECEK</span></strong></p>

<p>Kurumun internet sitesinden yayımladığı ve iletişime geçtiği yetiştiricilerimiz, duyurunun yayımlanmasından sonra 5 iş günü içinde kredi işlemleri için Ziraat Bankası'na başvurmak ve duyurunun yayımlanmasından sonra en geç 20 gün içinde kredili veya kredisiz olarak tüm süreci tamamlamak zorundadır. Süreç içinde ve sonunda, TİGEM ile irtibata geçmek yetiştiricinin sorumluluğundadır. Süreç sonunda işlemlerini tamamlamayan yetiştiricilerimizin, proje başvurusu ve hak sahipliği iptal olmuş sayılacak.</p>

<p><strong>KAYNAK: BAKANLIK&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 17:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/tarim-ve-orman-bakanligi-kirsalda-bereket-kucukbasa-destek-projesinin-ilk-etap-sonuclarini-acikladi-1781445866.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Yumaklı Maliyet Artışlarına Karşı Hasat Bitiminde Desteklerin Yeniden Hesaplanacağını Duyurdu</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bakan-yumakli-maliyet-artislarina-karsi-hasat-bitiminde-desteklerin-yeniden-hesaplanacagini-duyurdu-116422</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bakan-yumakli-maliyet-artislarina-karsi-hasat-bitiminde-desteklerin-yeniden-hesaplanacagini-duyurdu-116422</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde katıldığı kiraz hasadı etkinliğinde üreticilere önemli açıklamalarda bulundu. Yaşanan küresel gelişmelerin ve çatışmaların öngörülemeyen maliyetler getirdiğini belirten Bakan Yumaklı, 2026 yılı tarımsal desteklerinin gübre ve mazottaki artışa göre hasat faaliyetlerinin bitimini takiben yeniden hesaplanarak güncelleneceğini müjdeledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde düzenlenen kiraz hasadı etkinliğine katıldı. Bahçede işçilerle birlikte kiraz toplayan Bakan Yumaklı, ürünün verimi ve kalitesine ilişkin çiftçilerden detaylı bilgi aldı. Kemalpaşa'nın kiraz üretimi açısından dünyada ve Türkiye'de çok önemli bir merkez olduğunu vurgulayan Yumaklı, İzmir'in Türkiye'deki toplam kiraz üretiminin yüzde 23'ünü tek başına karşıladığını ve yaklaşık 4 bin ailenin geçimini bu üründen sağladığını söyledi. Bu yıl yağışların bol olmasının sulama açısından büyük kolaylık sağladığını dile getiren Bakan Yumaklı, hava sıcaklıklarının hızla artmasıyla birlikte hasat sürecinin de hızlanacağını ifade etti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GEÇEN YILKİ ZİRRAİ DON MAĞDURİYETİNE 2 MİLYAR LİRALIK DESTEK</span></strong></p>

<p>Bakanlığın teknik yönlendirmelerine ve üretim kurallarına riayet eden üreticilerle kararlılıkla çalışmaya devam ettiklerini belirten Bakan Yumaklı, kentte üretilen kirazların dünyanın dört bir yanına ihraç edilerek ülke ekonomisine önemli katkı sağlandığını belirtti. İbrahim Yumaklı, geçen yıl yaşanan zirai don hadisesi nedeniyle üretimin ciddi şekilde azaldığını anımsatarak şunları söyledi:</p>

<p>“Geçen yıl 775 bin dekar alandan maalesef sadece 213 bin ton ürün almıştık. Hatırlarsanız zirai don sebebiyle kiraz neredeyse yoktu ülkede. Bu sene hamdolsun böyle bir şey yaşamamış olduk. O zirai don sebebiyle de etkilenen üreticilerimize İzmir için söylüyorum 2 milyar liralık bir destekte bulunduk. Onların da sürdürülebilir bir şekilde faaliyetlerine devam etmesini sağlamış olduk.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TARIMSAL DESTEKLERİ YENİDEN GÜNCELLEYECEĞİZ</span></strong></p>

<p>Tarımsal desteklemeleri belirlerken belli öngörülerde bulunduklarını ancak dünyada yaşanan gelişmelerin maliyetleri artırdığına dikkat çeken Bakan Yumaklı, gübre ve mazot fiyatlarındaki değişimlere göre hareket edeceklerini belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>“Biz 2026 yılı desteklerimizi gübre ve mazottaki artışa göre tekrar hasat faaliyetlerinin bitimini takiben hesaplayacağız ve yeniden güncelleyeceğiz. Dolayısıyla geçtiğimiz yıl zirai don hadisesi vardı. Bu yıl da bu maalesef içinde bulunduğumuz coğrafyadaki çatışmalar, savaşlar bizlerin öngöremeyeceği bir maliyet getirmiş oldu. Ama her zaman olduğu gibi şunu söylüyoruz, biz üreticimizin yanındayız. Her türlü problemi imkânların elverdiği ölçüde ve hatta zaman zaman da imkânlarımızı zorlayarak karşılamış olacağız inşallah.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GENÇLER VE KADINLAR GIDA ARZ GÜVENLİĞİNİN TEMİNATI</span></strong></p>

<p>Hasat gerçekleştirilen 5 dekar alandaki bahçenin sahibi Mehmet Akdemir'in Tarım ve Orman Gençlik Konseyi üyesi olduğunu belirten Bakan Yumaklı, konsey bünyesinde şu an 42 genç üreticinin bulunduğunu ve bu yapıyı 81 ilin tamamına yaymayı amaçladıklarını ifade etti. Gençlerin ve kadın girişimcilerin tarımsal üretime olan yoğun ilgisinden büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getiren Bakan Yumaklı, bu kişilerin yüksek verim ve teknoloji odaklı çalışmalarıyla Türkiye'nin gıda arz güvenliğinin en büyük teminatı olduğunu kaydetti.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/bakan-yumakli-maliyet-artislarina-karsi-hasat-bitiminde-desteklerin-yeniden-hesaplanacagini-duyurdu-1781444662.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pütürge&#039;de Kayısının Tahtını Sallayan Girişim: Çelik Çifti Devlet Desteğiyle Ezber Bozdu</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/puturgede-kayisinin-tahtini-sallayan-girisim-celik-cifti-devlet-destegiyle-ezber-bozdu-116406</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/puturgede-kayisinin-tahtini-sallayan-girisim-celik-cifti-devlet-destegiyle-ezber-bozdu-116406</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’nın Pütürge ilçesinde kayısıya alternatif arayan Nurettin ve Gülten Çelik çifti, 2017 yılında devlet desteğiyle başladıkları çilek üretiminde yıllık 6 tona ulaştı; uyguladıkları "kendin topla" modeliyle bölgedeki diğer üreticilere örnek oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’nın Pütürge ilçesinde kayısıya alternatif ürün arayışıyla çilek üretimine yönelen Nurettin ve Gülten Çelik çifti, devlet desteğiyle büyüttükleri işletmelerinde yıllık yaklaşık 6 ton çilek üretimi gerçekleştiriyor. Bölgenin temel geçim kaynaklarından biri olan kayısıya alternatif oluşturmak amacıyla 2017 yılında küçük bir alanda üretime başlayan çift, zamanla üretim kapasitesini artırarak ilçede örnek gösterilen bir işletmeye dönüştü. İlk etapta 5 dönümlük alanda deneme amaçlı ekim yaptıklarını belirten üreticiler, aldıkları tarımsal destekler sayesinde üretim alanlarını her geçen yıl genişlettiklerini ifade etti.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606131440-a95e7ccd-11df-4951-9d88-3d2fce206eee.png" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"PÜTÜRGE’YE BİR YENİLİK GETİRELİM İSTEDİK"</span></strong></p>

<p>Çilek üreticisi Gülten Çelik, kayısı ve hayvancılığın ardından farklı bir ürün yetiştirmek istediklerini belirterek, “Pütürge’ye bir yenilik getirelim istedik. İlk yıllarda ürünleri satıp satamayacağımız konusunda endişelerimiz vardı. Ancak zamanla müşterilerimiz oluştu. Şimdi çevre ilçe ve mahallelerden aileler bahçemize gelerek kendi çileğini topluyor” dedi. Üretime başladıkları dönemde pazarlama konusunda kaygı yaşadıklarını anlatan Çelik, oluşturdukları müşteri ağı sayesinde ürünlerin yoğun ilgi gördüğünü söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606131440-3b693f98-2e76-4199-b111-7d1b2630723d.png" style="height:471px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"KENDİN TOPLA, KENDİN YE" MODELİ BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ</span></strong></p>

<p>Nurettin Çelik ise Genç Çiftçi Projesi kapsamında destek alarak üretime başladıklarını ifade ederek, “Herkesin yaptığı işi yapmak yerine farklı bir ürün denemek istedik. Araştırdık, öğrendik ve bu işi geliştirdik. Başlangıçta işçi bulmakta zorlanınca sistemi değiştirdik. ‘Kendin topla, kendin ye’ modeliyle vatandaşların bahçeye gelmesini sağladık. Bu uygulama büyük ilgi gördü” diye konuştu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606131440-7bc95c1c-5a41-4309-885b-28bab6e681b6%20-%20Kopya.png" style="height:446px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÇİFTÇİNİN MUTLAKA ALTERNATİF ÜRÜNLERİ DÜŞÜNMESİ GEREKİYOR</span></strong></p>

<p>Tarımda alternatif ürünlerin önemine dikkat çeken Çelik, üreticilerin tek ürüne bağlı kalmaması gerektiğini belirterek, “Kayısın olmazsa bademin olur, bademin olmazsa çileğin olur. Çiftçinin mutlaka alternatif ürünleri düşünmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. Çelik çifti, üretimini yaptıkları çileğin kilogramını sezon boyunca sabit fiyatla satışa sunduklarını, ürünlerin büyük bölümünün doğrudan tüketiciye ulaştığını kaydetti. Bölge sakinleri ise işletmenin ilçe için önemli bir örnek olduğunu belirterek, özellikle gençlerin tarımsal üretime yönelmesi açısından Çelik çiftinin başarısının dikkat çekici olduğunu dile getirdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606131440-450caeb5-7e9e-4375-92b2-ee4039b295c6.png" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606131440-2941e045-59cf-4bee-9c4b-3b91a32a764d.png" style="height:465px; width:800px" /></p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/puturgede-kayisinin-tahtini-sallayan-girisim-celik-cifti-devlet-destegiyle-ezber-bozdu-1781419120.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geçmeyen Boyun Ağrılarınızı Görmezden Gelmeyin!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-116395</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-116395</guid>
                <description><![CDATA[Boyun fıtığı yetişkinlerde boyun ağrısının yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Hastalığın şiddeti hafiften şiddetliye ve hatta yaşamı tehdit edici düzeye kadar değişebiliyor. Boyun fıtığı özellikle, uzun süre masa başında, bilgisayar ekranı karşısında uzun zaman geçiren banka devlet daireleri gibi yerlerde çalışanlarda; diş hekimi, santral görevlisi gibi bazı meslek gruplarında yaptığı iş gereği sık görülüyor. Ayrıca genetik olarak kasları zayıf olanlarda, spor yapmayan kişilerle, bedenen ağır iş yapan inşaat işçiliği gibi meslek gruplarında boyun fıtığı ile daha fazla karşılanıyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz, boyun fıtığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>&nbsp;Kol ve ellerde kuvvet kaybına neden olabilir</strong></span></p>

<p>Boyun fıtığı aynı bel fıtığı gibi omur kemikleri arasında amortisör görevi gören jel kıvamındaki disklerin yırtılarak, çevrelerindeki omurilik ve sinir köklerine bası yapmasıyla ortaya çıkar. Fıtık hangi seviyede ise bu seviye uyan ve etkilenen sinir kökü alanında kaslarda zedelenmeler ve ağrı olur.&nbsp;</p>

<p>Fıtık hangi seviyede ise bu seviyeye uyan ve etkilenen sinir kökü alanında kaslarda ağrı gelişir. Eğer sadece tek bir sinir etkilenmiş ise, kolda, el ve parmaklara kadar vuran ağrı, sızlama, karıncalanma, eğer ciddi bası varsa kol ve ellerde kuvvet kaybı izlenir. Bundan bir aşama daha ileri gider ve omurilik sıkışırsa bu bulgulara ek olarak ayaklarda da karıncalanma yanma, uyuşma, yürüme zorluğu idrar ve büyük abdesti kaçırma gibi şikayetler ortaya çıkar. Burada oluşan hasar nadir de olsa zamanla vücut tarafından onarılabilir.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tedavi kişinin şikayetlerine göre şekillenir</strong></span></p>

<p>Boyun fıtığında şikayetlerin oluş şekli ve hikayesinin tam olarak öğrenilmesi, ayrıntılı nörolojik muayene, uygun radyolojik incelemeler ve gerekli olan durumlarda uygulanan sinir elektrosu tetkiki (EMG) ile tanı konur. Boyun fıtığında tedavinin kişinin ağrıdan etkilenme derecesi, muayene ve radyolojik bulgular ve beklentilerine göre ayarlanması gerekir. Ufak ve sinir basısı oluşturmayan fıtıklarda yaşam konforunu artırmaya ve ağrıyı azaltmaya yönelik fizik tedavi, egzersiz, kaplıca ve medikal masaj tedavileri uygulanabilir. Bunların tedavi edici özelliğinden çok rahatlatıcı ve zaman kazandırıcı fonksiyonları vardır. Kimi zaman yıllar içinde küçülme ihtimali ortaya çıkar. Bunların dışındaki alternatif tedaviler çekme, lazer ve ozon tedavisi gibi yöntemlerin riskleri olabilir ancak etkinliği yoktur.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ameliyatı son çare olarak görmek doğru değil</strong></span></p>

<p>İlaç, istirahat ve diğer tedavi yöntemleri ile rahatlamayan ya da nörolojik belirtileri olan hastalara cerrahi tedavi yöntemleri önerilir. Uygun hastaya, uygun zamanda ve doğru girişimin yapılması önemlidir. Son çare olarak cerrahi tedaviye gitmek veya son aşamaya gelinceye kadar beklemek doğru değildir ve mikrocerrahinin etkinliğini düşürür. Boyun fıtığında mikrocerrahi güvenilir ve başarılı bir tedavi yöntemidir. Ameliyat 2 cm’lik kesilerden, özel ameliyat mikroskobu ile yapılır ve ortalama 2 saat sürer. Ameliyatın 2. haftasındaki kişiler normal yaşantılarına rahatlıkla dönebilirler.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ameliyattan sonra düzenli egzersiz önemli</strong></span></p>

<p>Hastalar, başarılı bir operasyondan sonra yaşantılarındaki risk faktörlerinden olabildiğince uzaklaşmalı, düzenli ve istikrarlı egzersiz programlarına mutlaka uymalıdır. Ameliyat sonrası yapılan egzersizler sonucu destekler. Ayrıca kilo azaltılması, düzenli egzersiz programları, fizik tedavi gibi yardımcı tedbirlere başvurulması önemlidir. Bu operasyonlardan sonra haftada 3 gün 1’er saatlik egzersiz programları, elde edilen başarılı sonucu destekleyecektir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/gecmeyen-boyun-agrilarinizi-gormezden-gelmeyin-1781271187.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Faiz Değişikliğine Gitmedi: Ek Sıkılaştırma Mesajı Öne Çıktı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-faiz-degisikligine-gitmedi-ek-sikilastirma-mesaji-one-cikti-116392</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-faiz-degisikligine-gitmedi-ek-sikilastirma-mesaji-one-cikti-116392</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tutarken, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunun kararlılıkla sürdürüleceğini ve gerekirse ek sıkılaştırma adımlarının atılabileceğini duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu, merakla beklenen faiz kararını açıkladı. Banka, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37 seviyesinde sabit tutma kararı aldı. Gecelik borç verme faizi yüzde 40, borçlanma faizi ise yüzde 35,5 seviyesinde değiştirilmeyerek korundu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>ENFLASYONDAKİ RİSKLER VE ENERJİ FİYATLARI TAKİPTE</strong></span></p>

<p>Kurul tarafından yapılan açıklamada, nisan ayında enerji fiyatlarının etkisiyle yükselen enflasyonun ana eğiliminin mayıs ayında bir miktar gerilediği belirtildi. Ancak jeopolitik gelişmelerin etkisiyle enerji fiyatlarında oynaklığın sürdüğü ve belirsizliklerin yüksek seyrettiği vurgulandı. Ekonomik faaliyete ilişkin de değerlendirmelerin yer aldığı açıklamada, ilk çeyrek verilerinin ekonomik faaliyette yavaşlamanın devam ettiğine işaret ettiği, iç talepteki zayıf görünümün de sürdüğü ifade edildi. Bu çerçevede enflasyon görünümüne yönelik risklerin yakından takip edildiği bildirildi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>SIKI PARA POLİTİKASI DURUŞU KORUNACAK</strong></span></p>

<p>Fiyat istikrarı vurgusu yapan TCMB, enflasyonla mücadele konusunda kararlılık mesajı verdi. Banka, fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunun korunacağını belirterek şu ifadelere yer verdi:&nbsp;"Enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar sıkı para politikası kararlılıkla sürdürülecek. Gerekirse ek sıkılaştırma adımları atılabilecek."</p>

<p>Ayrıca kredi ve mevduat piyasalarındaki olası bozulmalara karşı makroihtiyati adımların devreye alınabileceği belirtilirken, Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti’nin beş iş günü içinde yayımlanacağı duyuruldu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 15:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-faiz-degisikligine-gitmedi-ek-sikilastirma-mesaji-one-cikti-1781267965.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Verimli Sezona Rağmen Düşük Kalan Alım Fiyatları Üreticiyi Kara Kara Düşündürüyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/verimli-sezona-ragmen-dusuk-kalan-alim-fiyatlari-ureticiyi-kara-kara-dusunduruyor-116368</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/verimli-sezona-ragmen-dusuk-kalan-alim-fiyatlari-ureticiyi-kara-kara-dusunduruyor-116368</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Yunus Kılınç, açıklanan arpa ve buğday alım fiyatlarının artan girdi maliyetleri karşısında üreticinin beklentilerini karşılamadığını söyledi. İlçe oda başkanlarıyla birlikte Toprak Mahsulleri Ofisi'ni ziyaret eden Kılınç, çiftçinin mağduriyetinin giderilmesi için hükümetten gelecek ek destekleme rakamlarının acilen ilan edilmesini beklediklerini ifade etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Yunus Kılınç, açıklanan arpa ve buğday alım fiyatlarının üreticinin beklentilerini karşılamadığını belirterek, çiftçilerin destekleme rakamlarının bir an önce açıklanmasını beklediğini söyledi.&nbsp;Malatya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Yunus Kılınç, ilçe ziraat odası başkanlarıyla birlikte Toprak Mahsulleri Ofisi Şube Müdürlüğü’nü ziyaret ederek hububat alımlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Hasat sezonunun başladığını belirten Kılınç, üreticilerin mağduriyet yaşamaması adına alımların yapılacağı noktalar ve süreçle ilgili istişarelerde bulunduklarını ifade etti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALİYETLER YÜZDE 50 ARTTI FİYATLAR ENFLASYONUN ALTINDA KALDI</span></strong></p>

<p>Bu yıl açıklanan arpa ve buğday alım fiyatlarının üreticiler arasında ciddi tepkiye neden olduğunu kaydeden Kılınç, girdi maliyetlerindeki artışa dikkat çekerek, “Girdi maliyetlerimiz yaklaşık yüzde 50 oranında arttı. Buna rağmen açıklanan fiyatların üreticinin beklentisini karşılamadığını görüyoruz. En azından resmi enflasyon oranının hububat fiyatlarına yansıtılması gerekiyordu. Açıklanan rakamlar çiftçilerimizi memnun etmedi” dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Ziraat%20Odalar%C4%B1ndan%20Hububat%20Fiyatlar%C4%B1na%20Tepki.jpeg" style="height:377px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TALEPLER İLGİLİ MAKAMLARA İLETİLDİ</span></strong></p>

<p>Çiftçilerin taleplerini ilgili makamlara ilettiklerini belirten Kılınç, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar öncülüğünde Cumhurbaşkanı ve Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunulduğunu söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÜRETİCİ GÖZÜNÜ DESTEKLEME MİKTARLARINA ÇEVİRDİ</span></strong></p>

<p>Cumhurbaşkanı tarafından yapılan son açıklamaların üreticiler açısından olumlu karşılandığını ifade eden Kılınç, destekleme miktarlarına ilişkin net rakamların henüz açıklanmadığını belirterek şunları söyledi:&nbsp;“Üreticimizin sesi olmak adına yapılacak desteğin bir an önce açıklanmasını bekliyoruz. Çünkü mevcut fiyatlar çiftçinin artan maliyetlerini karşılayacak seviyede değil”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BEKLENTİLERİN ALTINDA KALDI&nbsp;</span></strong></p>

<p>Bu yıl hububat üretiminde verimli bir sezon yaşandığını dile getiren Kılınç, elde edilecek ürünün çiftçilerin banka ve tarım kredi borçlarını ödemesine katkı sağlayacağını ancak fiyatların beklentilerin altında kaldığını kaydetti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YENİ DESTEKLER BEKLİYORUZ</span></strong></p>

<p>Kılınç, "Her zaman çiftçinin yanında olan devletimizin üreticilerimizi rahatlatacak yeni destekleri açıklayacağına inanıyoruz. Çiftçimizin emeğinin karşılığını alması için sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ORTAK GÖRÜŞ...</span></strong></p>

<p>Malatya’daki tüm ilçe ziraat odası başkanlarının ortak görüşünü yansıttığını belirten Kılınç, üreticilerin beklentisinin ek desteklerle gelir kaybının telafi edilmesi olduğunu sözlerine ekledi.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 15:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/verimli-sezona-ragmen-dusuk-kalan-alim-fiyatlari-ureticiyi-kara-kara-dusunduruyor-1781180655.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya&#039;da Merakla Beklenen Kayısı İşçi Ücretleri Resmi Olarak Açıklandı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatyada-merakla-beklenen-kayisi-isci-ucretleri-resmi-olarak-aciklandi-116359</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatyada-merakla-beklenen-kayisi-isci-ucretleri-resmi-olarak-aciklandi-116359</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Yunus Kılınç, düzenlediği basın toplantısında 2026 yılı mevsimlik tarım işçilerinin günlük yevmiye ücretini 1300 TL, ağır işlerde çalışanların ücretini ise 1750 TL olarak açıkladı. Kılınç, rekolte tartışmalarına ve artan girdi maliyetlerine değinerek üreticilere yönelik desteklerin artırılması çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Yunus Kılınç, beraberinde ilçe ziraat odaları başkanlarıyla birlikte düzenlediği basın toplantısında 2026 yılı mevsimlik tarım işçilerinin ücretlerini açıkladı. Malatya’nın Türkiye’nin kayısı üretim merkezi olduğunu hatırlatan Kılınç, hasat döneminde çevre illerden binlerce mevsimlik tarım işçisinin kente geldiğini belirterek, işçi ücretlerinin üreticiler, işçi temsilcileri ve tarım sektörünün paydaşlarıyla yapılan görüşmeler sonucunda belirlendiğini söyledi. Alınan koordinasyon kararı doğrultusunda 2026 yılı mevsimlik tarım işçilerinin günlük yevmiye ücretinin 1300 TL olarak belirlendiğini açıklayan Kılınç, kararın işçi temsilcileri, dayıbaşılar ve çavuşlarla yapılan görüşmeler neticesinde alındığını ifade etti. Kılınç, belirlenen ücretlerin tüm üreticiler için bağlayıcı nitelikte olduğunu belirterek, ücret eşitliğini bozacak uygulamalara izin verilmeyeceğini söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606111155-19ef54b4-78e4-4e6f-bad3-da68338ca1ba.png" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AĞIR İŞLERDE ÇALIŞANLARA 1750 TL ÜCRET</span></strong></p>

<p>Kayısı hasadının yanı sıra yükleme, boşaltma ve sulama gibi ağır işlerde çalışacak işçiler için farklı bir ücret tarifesi uygulandığını belirten Kılınç, bu kapsamdaki işlerde görev alan erkek işçilere günlük 1750 TL ödeme yapılacağını açıkladı. Belirlenen rakamların dışında herhangi bir ek ücret ödenmeyeceğini vurgulayan Kılınç, işçi organizasyonunu sağlayan dayıbaşı ücretlerinin de bu rakamlara dahil olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÇOCUK İŞÇİ ÇALIŞTIRILMASI YASAKTIR!</span></strong></p>

<p>Tarım sektöründe çocuk işçiliğinin önlenmesine yönelik hassasiyet gösterdiklerini belirten Kılınç, 16 yaş altındaki çocukların çalıştırılmasının yasak olduğunu söyledi. Aynı şekilde yaşlı ve sağlık sorunları bulunan kişilerin de ağır tarım işlerinde çalıştırılmaması gerektiğini ifade eden Kılınç, “Çocuk işçi çalıştırılması yasaktır” diyerek bu konuda ilgili kurumların gerekli denetimleri yapacağını belirtti. Kılınç, ücret uygulamalarına aykırı hareket edenler hakkında gerekli yasal işlemlerin başlatılacağını da sözlerine ekledi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606111153-074eae64-6790-4ba8-86f2-e39aa628320c.jpeg" style="height:485px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAYISIDA REKOLTE TARTIŞMALARI ÜRETİCİYİ ZORLUYOR</span></strong></p>

<p>Toplantıda kayısı rekoltesiyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Kılınç, her yıl açıklanan rekolte rakamlarının üretici üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyledi. “Kayısıda rekolte tartışmaları üreticiyi zorluyor” diyen Kılınç, bu yıl ilk etapta rekolte açıklanmayacağının ifade edildiğini ancak daha sonra yeniden çalışma başlatıldığını belirterek, Tarım ve Orman Bakanlığı ile ilgili kurumların sahada rekolte tespit çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti. Önümüzdeki günlerde çalışmaların tamamlanmasının beklendiğini ifade eden Kılınç, açıklanacak rakamların gerçek verilerle örtüşmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YÜKSEK GÖSTERİLEN REKOLTE FİYATLARI DÜŞÜRÜYOR</span></strong></p>

<p>Rekolte tahminlerinin piyasa üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu savunan Kılınç, “Yüksek gösterilen rekolte fiyatları düşürüyor” diyerek geçmiş yıllarda açıklanan bazı yüksek rekolte rakamlarının üreticinin zarar görmesine neden olduğunu öne sürdü. Özellikle tarımsal ürünlerde açıklanan üretim miktarlarının fiyatları doğrudan etkilediğini belirten Kılınç, üreticinin emeğinin korunması gerektiğini ifade etti. Malatya’da bulunan yaklaşık 11 milyon kayısı ağacının önemli bir bölümünün bu yıl ürün vermediğini belirten Kılınç, kalan ağaçların bir kısmında ise dolu zararının bulunduğunu söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÜRETİM YAPMAK HER GEÇEN GÜN DAHA DA ZORLAŞIYOR</span></strong></p>

<p>İklim değişikliği, kuraklık, dolu ve sel gibi afetlerin üreticiyi ciddi şekilde etkilediğini dile getiren Kılınç, artan girdi maliyetlerinin de çiftçilerin yükünü artırdığını belirtti. “Üretim yapmak her geçen gün daha da zorlaşıyor” diyerek tarım ve hayvancılıkta yaş ortalamasının yükseldiğine dikkat çeken Kılınç, gençlerin üretimden uzaklaştığını, mevcut üreticilerin ise yüksek maliyetler nedeniyle zor şartlarda faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TARIMA DESTEK ARTIRILMALI</span></strong></p>

<p>Tarımın stratejik bir sektör olduğunu vurgulayan Kılınç, “Tarıma destek artırılmalı” diyerek gıdaya ve üretime sahip olan ülkelerin gelecekte daha güçlü olacağını ifade etti. Üreticilerin önemli bir bölümünün borç yükü altında bulunduğunu belirten Kılınç, devlet desteklerinin artırılması gerektiğini söyledi. Kılınç, tüm zorluklara rağmen Malatyalı üreticilerin üretmeye devam ettiğini belirterek, alınan kararların hem işçi hem de üretici açısından hayırlı olmasını temenni etti.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/malatyada-merakla-beklenen-kayisi-isci-ucretleri-resmi-olarak-aciklandi-1781170367.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Borçlarımızı Bile Ödeyemeyiz Diyen Arguvanlı Üreticiler İlçe Merkezinde Toplandı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/borclarimizi-bile-odeyemeyiz-diyen-arguvanli-ureticiler-ilce-merkezinde-toplandi-116345</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/borclarimizi-bile-odeyemeyiz-diyen-arguvanli-ureticiler-ilce-merkezinde-toplandi-116345</guid>
                <description><![CDATA[Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) 2026 yılı hububat alım fiyatlarını açıklamasının ardından, Malatya'nın Arguvan ilçesindeki üreticiler traktörleriyle konvoy oluşturarak protesto gösterisi düzenledi. Açıklanan fiyatların maliyetlerin altında kaldığını belirten çiftçiler, yetkililere fiyatların yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından açıklanan 2026 hububat alım fiyatları Malatya’nın Arguvan ilçesinde çiftçilerin tepkisine neden oldu. Üreticiler traktörleriyle ilçe çıkışında toplanarak konvoy halinde ilçe merkezine geldi. İlçe meydanında bir araya gelen çiftçiler, açıklanan fiyatların üretim maliyetlerini karşılamadığını belirterek fiyatların yeniden gözden geçirilmesini talep etti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ARPA VE BUĞDAY FİYATLARI MALİYETİN ALTINDA KALDI</span></strong></p>

<p>Çiftçiler adına ilk açıklamayı yapan Ali Cabul, arpa ve buğday için açıklanan alım fiyatlarının üreticiyi zor durumda bırakacağını söyledi. Arpanın kilogram fiyatının 12 lira 75 kuruş olarak açıklandığını hatırlatan Cabul, "Mevcut maliyetler kilogram başına yaklaşık 15 liraya ulaştı." ifadesini kullandı. Buğdayda da benzer bir tablo bulunduğunu belirten Cabul, "Kilogram başına 16 lira 50 kuruş olarak açıklanan fiyat maliyetlerin altında kaldı." dedi. Üreticilerin bu fiyatlarla borçlarını dahi ödemekte zorlanacağını dile getiren Cabul, "Çiftçilerin üretime devam edebilmesi için maliyetlerin dikkate alınması gerekiyor." şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606101433-3e4a0dcb-d537-4dad-8d3e-1c6bca009aff.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BELEDİYE BAŞKANI EREN'DEN SAHA GERÇEKLERİ VURGUSU</span></strong></p>

<p>Çiftçilere destek vermek amacıyla alanda bulunan Arguvan Belediye Başkanı Ersoy Eren ise tarım sektörünün uzun süredir ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Eren, "Fiyatların masa başında değil sahadaki gerçekler dikkate alınarak belirlenmesi gerekiyor." diyerek hükümetin açıklanan rakamları yeniden değerlendirmesi çağrısında bulundu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606101433-ac15c704-b2b4-43c9-8a9a-76291d0ad878.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GELECEK EKİM DÖNEMİNDE TARLALAR BOŞ KALABİLİR</span></strong></p>

<p>Arguvan Ziraat Odası Başkanı Turan Aslantürk de yaptığı konuşmada mazot, gübre, sertifikalı tohum, zirai ilaç, işçilik, elektrik ve su maliyetlerindeki artışa dikkat çekti. Açıklanan fiyatların üreticiyi hayal kırıklığına uğrattığını belirten Aslantürk, "Resmi enflasyon oranları ile alım fiyatlarındaki artış arasında ciddi bir fark bulunuyor." dedi.</p>

<p>Çiftçinin bir yıl boyunca emeğini, sermayesini ve alın terini toprağa yatırdığını ifade eden Aslantürk, "Açıklanan fiyatlar üreticinin emeğinin karşılığını vermekten uzaktır." kaydını düştü. Bu şartlar altında çiftçilerin üretime devam etmekte zorlanacağını belirten Aslantürk, "Düşük fiyatlar nedeniyle gelecek ekim dönemlerinde bazı üreticiler tarlalarını boş bırakmak zorunda kalabilir." dile getirmesinde bulundu.</p>

<p>Üreticilerin devletin ve milletin yanında olmaya devam edeceğini vurgulayan Aslantürk, yetkililere seslenerek, "Hububat alım fiyatlarının artan maliyetler ve enflasyon gerçeği dikkate alınarak yeniden düzenlenmesini istiyoruz." dedi.</p>

<p>Yapılan açıklamaların ardından çiftçiler, taleplerinin karşılanması için demokratik ve yasal zeminde mücadelelerini sürdüreceklerini belirterek meydandan ayrıldı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606101433-ecc2ae49-c2f5-496f-bebe-96f57fa1f5a8.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 17:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/borclarimizi-bile-odeyemeyiz-diyen-arguvanli-ureticiler-ilce-merkezinde-toplandi-1781102527.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Psikolojik dayanıklılık için aile desteği önemli!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/psikolojik-dayaniklilik-icin-aile-destegi-onemli-116342</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/psikolojik-dayaniklilik-icin-aile-destegi-onemli-116342</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, 13 Haziran 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilecek Liselere Geçiş Sistemi (LGS) öncesinde öğrenci ve velilere önemli uyarı ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Bu yıl 1 milyondan fazla 8. sınıf öğrencisinin katılacağı sınavın öğrencilerin eğitim hayatında önemli bir basamak olduğunu belirten Dr. Demet Gülaldı, “Hafta sonu gerçekleştirilecek LGS, öğrenciler ve ailesi için önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Uzun süredir devam eden hazırlık sürecinin ardından öğrenciler akademik bilgi birikimlerini ortaya koyacakları kritik bir sınava girecekler.&nbsp;LGS, öğrencilerin eğitim yolculuğunda önemli bir basamak olmakla birlikte, hayatlarının tamamını belirleyen tek unsur değildir. Bu nedenle hem öğrencilerin hem de ailelerin sürece dengeli bir bakış açısıyla yaklaşmaları, sınavı bir son değil, eğitim yaşamının doğal bir aşaması olarak görmeleri önem taşımaktadır.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sınav başarısı yalnızca akademik yeterlilikle açıklanamaz</strong></span></p>

<p>Sınav başarısının sadece akademik bilgi düzeyiyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini kaydeden Dr. Demet Gülaldı, “Sınav başarısı yalnızca akademik yeterlilikle değil, aynı zamanda psikolojik hazırlık ve aile desteğiyle de yakından ilişkili olduğunu görmekteyiz. Sınav öncesinde öğrencilerin heyecan, endişe ve stres yaşamaları beklenen ve doğal kabul edilen duygusal tepkilerdir. Belirli düzeyde kaygı öğrencinin dikkatini artırarak performansını olumlu etkileyebilecektir. Ancak aşırı kaygı; dikkat dağınıklığına, unutkanlığa ve performans düşüklüğüne yol açabilmektedir. Bu nedenle son hafta içerisinde yoğun konu tekrarlarından çok, mevcut bilgilerin gözden geçirilmesi, uyku düzeninin korunması ve günlük yaşam rutinlerinin sürdürülmesi önemlidir. Özellikle sınava birkaç gün kala yeni konu öğrenmeye çalışmak öğrencilerin kaygı düzeyini artırabilmektedir.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Aile desteği psikolojik dayanıklılığı güçlendiriyor</strong></span></p>

<p>Sınav sürecinde ailelerin yaklaşımının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Gülaldı, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu stresli sınav dönemlerinde aile desteğinin öğrencilerin psikolojik dayanıklılığını güçlendirecektir. Ailelerin bu süreçte çocuklarına yönelik gerçekçi beklentiler geliştirmesi ve başarıyı yalnızca sınav sonucuyla ilişkilendirmemesi büyük önem taşımaktadır. Sürekli başarı baskısı oluşturmak, diğer öğrencilerle kıyaslamak veya sınavı hayatın tek belirleyicisi gibi sunmak öğrencilerde kaygıyı artırabilmektedir. Ebeveynlerin bu dönemde çocuklarına verdikleri mesaj önemlidir; ‘Elinden geleni yapman bizim için yeterlidir.’, ‘Seni sınav sonucundan bağımsız olarak seviyoruz.’, ‘Bu sınav hayatının tamamını belirlemez.’, ‘Gösterdiğin emek ve çaba bizim için değerlidir.’ gibi ifadeler sınav kaygısını azaltmaya yardımcı olacaktır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Öğrencilere öneriler</strong></span></p>

<p>LGS’ye hazırlanan öğrenciler için önerilerde bulunan Dr. Gülaldı, “Uyku saatlerinizi düzenli olarak en az 8 saat olacak şekilde planlayın. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Sosyal medya ve ekran kullanımınızı sınırlayın. Günlük hafif fiziksel aktivitelere zaman ayırın. Sınav günü için gerekli belgeleri önceden hazırlamayı unutmayın. Özellikle sınavdan bir gün önce yoğun deneme çözmek yerine dinlenmek ve zihinsel olarak rahatlamak daha yararlı olacaktır. Unutulmamalıdır ki başarı, yalnızca alınan puanla değil; gösterilen emek, kararlılık ve öğrenme sürecinde kazanılan deneyimlerle de ölçülmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/psikolojik-dayaniklilik-icin-aile-destegi-onemli-1781094180.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasında güçlü bir bağlantı var!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/agiz-ve-dis-sagligi-ile-ruh-sagligi-arasinda-guclu-bir-baglanti-var-116340</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/agiz-ve-dis-sagligi-ile-ruh-sagligi-arasinda-guclu-bir-baglanti-var-116340</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi; stres, estetik algı, diş hekimi korkusu ve modern tedavi yaklaşımları üzerinden değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ağızdaki enflamasyon depresyonla ilişkili sistemik enflamasyonu tetikleyebilir!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Ağız ve diş sağlığı ile ruh sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu kaydeden&nbsp;Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişi depresifse, yaşamdan zevk almıyorsa öz bakımını ihmal etmeye başlar. Diş fırçalamak gibi rutinler bu kişiler için çok zorlaşır.” dedi.</p>

<p>Öte yandan, ağız sağlığının bozulmasının da ruh sağlığını etkilediğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Kronik diş ağrıları, ağız kokusu gibi durumlar sosyal ilişkilere zarar verir. Ayrıca diş estetiği bozuk olduğunda kişinin özgüveni düşer. Özellikle çocuklarda akran zorbalığına neden olabilen diş sorunları, erken yaşta özgüven eksikliğine yol açabilir. Biyolojik olarak bakarsak, ağızdaki enflamasyon (iltihap) vücuttaki CRP değerlerini yükseltir ve bu durum, depresyonun biyolojik sebeplerinden biri olan sistemik enflamasyonu tetikleyebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Mükemmeliyetçilik duygusu iyi yönetilmezse kişiyi bunalıma sokar!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Dijital çağda fiziksel görünümün bir değer ölçütü haline geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Maalesef ‘güzel görünüyorsan değerlisin’ gibi yanlış bir küresel algı var.” dedi.</p>

<p>Bu durumun gençlerde estetik takıntıları (obsesyon) doğurduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yüzündeki bir sivilce ya da dişindeki küçücük bir kırık nedeniyle eve kapanan, depresyona giren vakalar görüyoruz. Mükemmeliyetçilik duygusu iyi yönetilmezse kişiyi bunalıma sokar. Bizim için asıl önemli olan ‘sevimlilik’tir. Sevimliliği ise sadece fiziksel görünüm değil, mizaç, karakter ve samimiyet oluşturur. Diş estetiği özgüven için önemlidir; ancak bunu ‘kutsallaştırmamak’ gerekir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tedavi iş birliği başarının yüzde 40’ını oluşturuyor!</strong></span></p>

<p>Yeni nesil diş hekimlerinin sadece teknik beceriyle değil, hastanın ruhsal durumunu da analiz edebilecek bir vizyonla yetişmesinin önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:</p>

<p>“Modern tıpta ‘tedavi iş birliği’ (terapötik ittifak) başarının yüzde 40’ını oluşturur. Diş hekimi koltuğu, tarihsel olarak ağrı ve korkuyla özdeşleşmiş bir yerdir. Bu yüzden hekimin hastayla kurduğu güven ilişkisi çok önemlidir.</p>

<p>Hekim sadece bir ‘organ tamircisi’ gibi değil, hastayı bir insan olarak görerek ve durumu sabırla açıklayarak yaklaşmalıdır. Hastanın yüzüne bakmayan, hâlini hatırını sormayan bir hekim güven oluşturamaz. Biz öğrencilerimize önce ‘iyi insan’, sonra ‘iyi hekim’ olmayı öğretiyoruz.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Diş tedavisi korkusu, VR ile kademeli olarak azaltılabiliyor!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Diş fobisi (monofobi) olan kişiler için tedavide sanal gerçeklik (VR) gözlüklerinin kullanıldığına değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu gözlüklerle kişi, üç boyutlu bir yazılım eşliğinde korkusunu deneyimlerken kademeli olarak duyarsızlaşmayı öğreniyor.” dedi.</p>

<p>Ayrıca çocuklarda veya otizm gibi özel durumu olan bireylerde genel anestezi altında müdahaleler yaparak travma oluşmasının önüne geçildiğini aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Bazı durumlarda ise hipnoterapi (hipnoz) teknikleri kullanılarak hastanın ağrı eşiği yönetiliyor. Diş hekimliğinde hipnoz, hastayı rahatlatmak ve sürece uyumunu artırmak için çok etkili bir yöntemdir.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Diş sıkma, beynin kronik stres altında salgıladığı hormonların bir sonucu!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Stres, kaygı ve travmaların diş sağlığına nasıl yansıdığı hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Özellikle diş sıkma, beynin kronik stres altında salgıladığı hormonların bir sonucudur. Beyin stresi yönetemediğinde bunu vücudun farklı yerlerine yansıtır; kiminde bağırsak sorunlarına, kiminde ise diş sıkmaya dönüşür.” dedi.</p>

<p>Diş sıkmanın, dişlerin erken aşınmasına ve diş eti enfeksiyonlarına yol açtığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durumda yalnızca ağıza bir aparat takmak yeterli değildir; altta yatan ‘gizli stresin’ veya depresyonun psikiyatrik olarak tedavi edilmesi gerekir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 14:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/agiz-ve-dis-sagligi-ile-ruh-sagligi-arasinda-guclu-bir-baglanti-var-1781092636.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keneye karşı dikkat: Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hayati risk taşıyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/keneye-karsi-dikkat-kirim-kongo-kanamali-atesi-hayati-risk-tasiyor-116339</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/keneye-karsi-dikkat-kirim-kongo-kanamali-atesi-hayati-risk-tasiyor-116339</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene kaynaklı hastalıklarda artış yaşanıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Bozkurt, özellikle kırsal alanlarda bulunan vatandaşların kene temasına karşı dikkatli olmaları gerektiğini belirterek, kene tutunması sonrası ilk 3 günün hayati önem taşıdığına dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının<strong>, </strong>Nairovirüs grubuna ait bir virüsün neden olduğu, ateş ve kanama bulgularıyla seyreden ciddi bir enfeksiyon hastalığı olduğunu söyledi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Hastalık 30 farklı kene türü tarafından taşınabiliyor</strong></span></p>

<p>Prof. Dr. Fatma Bozkurt, şu bilgileri verdi:</p>

<p>“İlk kez 1944 yılında Kırım’da tanımlanan hastalık, daha sonra Kongo’da da görülmesi nedeniyle bu iki bölgenin adıyla anılmaktadır. Asya, Afrika, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da yaygın olarak görülen hastalık, yaklaşık 30 farklı kene türü tarafından taşınabilmektedir. Türkiye’de ilk vaka 2002 yılında tespit edilmiş olup, özellikle Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde vaka sayılarında artış gözlenmektedir<strong>.”</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>En yaygın bulaşma yolu: Kene ısırması</strong></span></p>

<p>Prof. Dr. Fatma Bozkurt, hastalığın bulaşma yollarının net olduğunu ancak yalnızca kene ısırmasıyla sınırlı olmadığını belirterek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“KKKA’nın en sık bulaşma şekli, virüsü taşıyan kenelerin insanı ısırmasıdır. Özellikle kırsal bölgelerde ve hayvancılığın yoğun olduğu alanlarda risk artmaktadır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Enfekte hayvanlarla temas da risk oluşturuyor</strong></span></p>

<p>Virüs taşıyan büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kanı, dokuları veya vücut sıvılarıyla temas edilmesi hastalığın bulaşmasına neden olabilir. Hayvanlar çoğu zaman hastalığı belirti göstermeden geçirebildiği için dikkatli olunması gerekmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İnsanlar arasında da bulaşabiliyor</strong></span></p>

<p>KKKA hastalarının kanı, vücut sıvıları veya dokularıyla doğrudan temas edilmesi durumunda hastalık insandan insana da bulaşabilmektedir. Bu nedenle sağlık çalışanlarının ve hasta yakınlarının gerekli koruyucu önlemleri alması büyük önem taşımaktadır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kene ısırdığında kritik saatlere dikkat!</strong></span></p>

<p>Kene tutunmasının ardından ortaya çıkabilecek belirtilerin yakından takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bozkurt, yüksek ateş ve kas ağrısı gibi şikâyetlerin ciddiye alınması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Bozkurt<strong>, </strong>KKKA’nın en sık görülen belirtilerini şöyle sıraladı:</p>

<ul>
	<li>Yüksek ateş</li>
	<li>Şiddetli baş ağrısı</li>
	<li>Kas ve eklem ağrıları</li>
	<li>Halsizlik</li>
	<li>Bulantı ve kusma yer alırken, ileri evre vakalarda ciddi kanamalar da görülebilmektedir.</li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Bozkurt, “Kene ısırması sonrasında özellikle kuluçka süresi olan ilk 3 günlük dönem büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan belirtiler vakit kaybetmeden değerlendirilmelidir” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yapışan keneye kolonya dökmeyin, yakmayın</strong></span></p>

<p>Toplumda yaygın olarak uygulanan bazı yöntemlerin ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Fatma Bozkurt, kenenin üzerine kolonya dökmek, sigara bastırmak ya da yakmaya çalışmak gibi müdahalelerin son derece yanlış olduğunu söyledi.</p>

<p>“Kene üzerine kimyasal madde dökülmesi veya yakılmaya çalışılması sırasında kene kusabilir ve taşıdığı enfekte sıvıyı insan vücuduna aktarabilir. Bu durum enfeksiyon riskini artırır” diyen Prof. Dr. Bozkurt, kenenin uygun yöntemlerle ve mümkünse sağlık kuruluşlarında çıkarılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Keneden korunmak için bu tavsiyelere kulak verin</strong></span></p>

<p>Kene tutunmasını önlemenin en etkili yolunun doğru kıyafet seçimi olduğunu belirten Prof. Dr. Bozkurt, şu önerilerde bulundu:</p>

<ul>
	<li>Kırsal alanlara giderken uzun kollu ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli.</li>
	<li>Pantolon paçaları çorapların içine sokulmalı.</li>
	<li>Otların ve çalıların yoğun olduğu bölgelerde dikkatli olunmalı.</li>
	<li>Açık alandan dönüşte vücut düzenli olarak kene açısından kontrol edilmeli.</li>
	<li>Böcek kovucu spreylerden yararlanılabilir.</li>
</ul>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Her kene KKKA taşımaz ama tedbir şart </strong></span></p>

<p>Her kenenin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ne neden olmadığını belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, buna rağmen tedbirli davranmanın önemine dikkat çekti.</p>

<p>Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, çobanlar, veteriner hekimler, kırsal bölgelerde yaşayanlar ile piknik yapan ve doğa yürüyüşlerine katılan kişiler risk grubunda yer alıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Bozkurt, “Kene ile temas halinde panik yapılmamalı ancak belirtiler dikkatle izlenmeli ve gerekli durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır. Erken farkındalık ve doğru müdahale, hastalığın seyrinde büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 14:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/keneye-karsi-dikkat-kirim-kongo-kanamali-atesi-hayati-risk-tasiyor-1781090547.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağırsak Florasında Bozulma Kolon Kanseri Riskini Genç Yaşlara Taşıyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-116335</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-116335</guid>
                <description><![CDATA[Kolon ve rektum kanserleri, yani kolorektal kanserler, uzun yıllar daha çok ileri yaş hastalığı olarak biliniyordu. Ancak son yıllarda bu kanserlerin genç yetişkinlerde daha sık görülmesi dikkat çekiyor. Güncel araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin ürettiği “kolibaktin” adlı toksinin, özellikle genç yaşta görülen kolorektal kanserlerde DNA hasarıyla ilişkili izler bırakabileceğini gösteriyor. Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay, kolorektal kanserlerde erken tanının önemine dikkat çekerek endoskopik tedavi yöntemlerinden biri olan ESD ile ilgili bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bu belirtileri göz ardı etmeyin!</strong></span></p>

<p>Özellikle genç yetişkinlerde makattan kanama çoğu zaman hemoroid olarak değerlendirilmekte, dışkılama düzenindeki değişiklikler ise stres ya da beslenme düzensizliğiyle ilişkilendirilebilmektedir. Oysa genç yaşta olmak, kolorektal kanser riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>

<p>Son yıllarda 45 yaş altındaki yetişkinlerde özellikle rektal kanserle ilgili artışlar dikkat çekmektedir. Bu nedenle makattan kanama ya da dışkılama alışkanlığındaki değişiklikler “basit bir sorun” olarak görülmemeli; dışkıda kan, açıklanamayan kansızlık, kilo kaybı, yeni başlayan kabızlık veya ishal gibi bulgular da ciddiye alınmalıdır.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Risk faktörleri yalnızca genetik değil</strong></span></p>

<p>Kolorektal kanserlerde genetik yatkınlık önemli bir faktör olsa da hastalık yalnızca genetik nedenlerle açıklanmamaktadır. Aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, ultra işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi ve bağırsak florasını etkileyen çevresel faktörler de risk üzerinde etkili olabilmektedir. Gereksiz antibiyotik kullanımı da bağırsak mikrobiyotasında dengesizliğe yol açarak sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bağırsak florasıyla ilgili son araştırmalarda kolibaktin adlı toksinin öne çıkması, sindirim sistemi sağlığının korunmasının önemini bir kez daha göstermektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Belirti beklemeden tarama yaptırın</strong></span></p>

<p>Kolorektal kanserde erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle hiçbir şikayet olmasa bile özellikle 45 yaşından sonra kolonoskopi taraması yapılması önerilmektedir. Ailesinde kolon ya da rektum kanseri öyküsü olanlar veya alarm belirtileri yaşayan kişilerde ise tarama yaşı hekim tarafından daha erken planlanabilir. Kolonoskopi yalnızca kanseri erken yakalamak için değil, kanser gelişmeden önce riskli polipleri saptayıp çıkarmak için de önemli bir yöntemdir. Böylece bazı vakalarda kanser gelişimi başlamadan önlenebilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Erken evrede kesi olmadan tedavi mümkün</strong></span></p>

<p>Kolorektal kanser ya da sindirim sistemindeki bazı riskli lezyonlar erken evrede yakalandığında, her zaman büyük bir ameliyat gerekmemektedir. Endoskopik Submukozal Diseksiyon yani ESD, uygun hastalarda tümörlü ya da kanserleşme riski taşıyan dokunun herhangi bir kesi yapılmadan endoskopik olarak çıkarılmasını sağlar.</p>

<p>ESD işleminde ağızdan ya da makattan girilen ince bir endoskop kullanılır. Karında kesi açılmaz. Yalnızca hastalıklı alan hedeflenir, sağlıklı organ dokusu mümkün olduğunca korunur. Hastalıklı doku milimetrik hassasiyetle çevresinden ayrılır ve tek parça halinde çıkarılır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Hasta konforu ve organ koruyucu tedavi ön planda</strong></span></p>

<p>ESD işlemi sonrası süreç hastalar açısından genellikle daha konforludur. Çoğu hasta aynı gün ya da kısa süreli takip sonrasında taburcu edilebilir. Günlük yaşama ve işe dönüş süresi klasik cerrahiye göre daha kısa olabilir. Özellikle kalın bağırsak ve rektum lezyonlarında organ koruyucu yaklaşımlar yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır. Ancak ESD her hastaya uygulanabilen bir yöntem değildir. Bu tedavinin başarısı doğru hasta seçimine, lezyonun erken evrede saptanmasına ve işlemi gerçekleştiren ekibin deneyimine bağlıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-1781083420.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sınava Sayılı Günler Kala Adayların Gece Çalışma Alışkanlığını Tamamen Bırakması Gerekiyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sinava-sayili-gunler-kala-adaylarin-gece-calisma-aliskanligini-tamamen-birakmasi-gerekiyor-116327</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sinava-sayili-gunler-kala-adaylarin-gece-calisma-aliskanligini-tamamen-birakmasi-gerekiyor-116327</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala adaylara önemli tavsiyelerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, 20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) sayılı günler kala adaylara önemli tavsiyelerde bulundu.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yeni konular kaygıyı artırabilir</strong></span></p>

<p>Sınavın yaklaştığı son iki haftanın, yeni konuları tamamlama değil, mevcut bilgileri pekiştirme ve dengeleme süreci olduğunu kaydeden Özgür Akoğlan, “Bu aşamada öğrenilmemiş konulara girmek zihinsel karmaşaya ve kaygıya neden olabileceğinden, ağır ve yeni konulardan kaçınmak en sağlıklı stratejidir.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sınava en güçlü olduğunuz testle başlayın</strong></span></p>

<p>Sınav anı taktiklerinin son halini belirlemenin önemli olduğunu söyleyen Özgür Akoğlan, “Sınavda test çözüm sıralaması, adayın zihinsel enerjisini en verimli şekilde kullanmasını sağlayan kişisel bir strateji olmalıdır ve bu sıralama belirlenirken temel kural, sınava her zaman en güçlü ve en hızlı olunan testle başlamaktır. Sınavın ilk dakikalarında odaklanma seviyesi yüksek olsa da kaygı düzeyi de zirvededir; bu nedenle iyi olunan ve hızlı soru çözülebilen bir dersle başlamak, hem peş peşe doğru cevaplar bularak özgüven kazanmayı sağlar hem de adayın sınavın ritmine daha rahat alışmasına yardımcı olur. Genellikle ilk test tamamlandıktan sonra, zihnin en açık ve dinç olduğu bu ikinci evrede adayın nispeten daha çok zorlandığı veya yoğun işlem gücü gerektiren ana derslere geçmesi mantıklıdır. En sona ise zihinsel yorgunluğun arttığı dakikalar düşünülerek, daha az zaman alan ya da adayın okuduğunu anlama becerisiyle daha rahat çözebileceği görece hafif testler bırakılmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Biyolojik saatinizi sınav saatine göre ayarlayın</strong></span></p>

<p>Son dönemde yapılacak hazırlıklarda biyolojik ritmin önemine dikkat çeken Özgür Akoğlan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Biyolojik saati sınav saatine göre ayarlamak, bu dönemin en kritik hazırlıklarından birini oluşturur. Sınavın yapılacağı 10.15 saatinde zihnin en yüksek performansta olması için, deneme sınavlarının ve çıkmış soru pratiklerinin her sabah bu saatte başlatılması ve uyku düzeninin disiplinli bir şekilde sabitlemesi gerekir. Gece geç saatlere kadar çalışma alışkanlığı tamamen terk edilmeli, beynin bilgiyi işlemesi ve depolaması için ihtiyaç duyduğu dinlenme süresi vücuda tanınmalıdır.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yanlışların nedenini analiz edin</strong></span></p>

<p>Deneme sınavlarının artık yalnızca net hesabı yapmak için kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Özgür Akoğlan, “Deneme sınavları ve kaynak taramaları artık sadece net hesabı yapmak için değil, hata analizlerini derinleştirmek için kullanılmalıdır. Yanlışların nedenini; bilgi eksikliği mi yoksa dikkat dağınıklığı mı olduğunu belirlemek, sınav anındaki performansı doğrudan etkileyecektir. Özellikle MEB yardımcı kaynaklarında veya çıkmış sorularda kaçırılan noktaların üzerine gitmek, nokta atışı eksik giderilmesini sağlar. Bu süreçte zihni sürekli dijital uyaranlarla yormak yerine; kısa yürüyüşler yaparak veya sadece sessiz kalarak zihinsel bir bakım süreci oluşturulmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kaygıyı bastırmaya değil yönetmeye odaklanın</strong></span></p>

<p>Sınav kaygısının doğal bir duygu olduğunu ifade eden Özgür Akoğlan, “Kaygı duymak, sınavın değerini gösteren insani bir tepkidir; bu duyguyu bastırmak yerine daha tetikte kalmayı sağlayan bir enerji olarak kabul etmek gerekir. Unutulmamalıdır ki başarı, sadece bilginin değil, o bilgiyi sınav masasında soğukkanlılıkla kullanabilme becerisinin bir sonucudur. Verilen emeklere güvenerek, bu dönemi bir final provası olgunluğuyla tamamlamak sürecin en sağlıklı anahtarıdır.” dedi.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Beslenmede radikal değişikliklerden kaçının</strong></span></p>

<p>Sınav öncesi beslenme düzeninin de korunması gerektiğini belirten Özgür Akoğlan, “Beslenme hususunda ise sınav dönemi adı altında daha önce denenmemiş takviyelere veya alışılmadık beslenme düzenlerine geçilmemelidir. Vücudun bildiği, enerjiyi dengeli sağlayan ve sindirim sistemini yormayan düzenli öğünleri korumak, sınav günü yaşanabilecek olası mide veya enerji sorunlarının önüne geçer. Bol su tüketimi, zihinsel fonksiyonların ve odağın korunması için bu süreçte ihmal edilmemesi gereken en önemli fiziksel ihtiyaçtır.” şeklinde sözlerini tamamladı.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/yksde-kritik-uyarilar-1781029547.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Skolyozda Erken Tanı Çocukların Geleceğini Koruyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-116323</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-116323</guid>
                <description><![CDATA[Her yıl binlerce çocuk ve genç, fark edilmeden ilerleyen bir omurga eğriliğiyle yaşamını sürdürüyor. Çoğu zaman yalnızca küçük bir duruş bozukluğu ya da omuz hizasındaki hafif bir farklılık gibi görünen skolyoz, erken tanı konulmadığında yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Uzmanlar, özellikle büyüme çağındaki çocuklarda erken teşhis ve düzenli takibin, cerrahi gereksinimini azaltabildiğini ve tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İlknur Saral,  skolyozun nedenleri ve modern tedavileri hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Skolyoz; omurganın sağa ya da sola doğru eğrilmesinin yanı sıra kendi ekseni etrafında dönmesiyle ortaya çıkan üç boyutlu bir omurga&nbsp;deformitesi&nbsp;olarak&nbsp;tanımlanır. Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bu durum, özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda daha sık görülür. Hastalık çoğu zaman ağrıya neden olmadığı için uzun süre fark edilmeyebilir. Bu nedenle uzmanlar, ailelerin çocuklarının duruş gelişimini dikkatle gözlemlemesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Basit belirtiler önemli bir sorunun habercisi olabilir</strong></span></p>

<p>Skolyozun&nbsp;ilk belirtileri çoğu zaman günlük yaşam içinde fark edilmesi zor küçük değişikliklerle ortaya çıkar. Bir omzun diğerine göre daha yüksek görünmesi, kürek kemiklerinden birinin belirginleşmesi, kalça seviyelerinde eşitsizlik, kıyafetlerin vücutta asimetrik durması ya da öne eğilince sırtın bir tarafında kabarıklık oluşması en sık karşılaşılan bulgular arasında yer alır. Erken dönemde tespit edilen eğriliklerde ameliyatsız tedavi seçeneklerinin çok daha etkili sonuç verir.&nbsp;Özellikle büyüme gelişiminin devam ettiği çocuklarda uygulanan kişiye özel egzersiz programları,&nbsp;fizyoterapi&nbsp;yaklaşımları ve modern korse uygulamaları sayesinde eğriliğin ilerleme riski önemli ölçüde azaltır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“Ağrı yoksa sorun yok” düşüncesi yanlış</strong></span></p>

<p>Toplumda&nbsp;skolyozun&nbsp;yalnızca sırt ağrısıyla ilişkilendirilmesi nedeniyle pek çok aile çocuklarında sorun olmadığını düşünebilir. Oysa&nbsp;skolyoz&nbsp;çoğu zaman sessiz ilerleyen bir tablo oluşturur.&nbsp;İlerleyici omurga eğrilikleri; duruş bozukluklarının yanı sıra ileri dönemlerde solunum kapasitesinde azalma, hareket kısıtlılığı, kas dengesizlikleri ve&nbsp;psikososyal&nbsp;sorunlara kadar uzanan geniş bir etki alanında etkiler. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda beden algısının büyük önem taşır. Bunun için&nbsp;omurga&nbsp;deformitelerinin&nbsp;özgüven üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir.&nbsp;Bu nedenle&nbsp;skolyozun&nbsp;yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik yönüyle de değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Radyasyon endişesine karşı yeni nesil teknolojiler</strong></span></p>

<p>Skolyoz&nbsp;tanı ve takip sürecinde en sık kullanılan yöntemlerden biri röntgen görüntüleme sistemleri olur. Ancak büyüme çağındaki çocukların düzenli aralıklarla tekrar eden X-ışınına maruz kalması, ailelerde haklı bir endişe oluşturabilmektedir. Özellikle uzun takip gerektiren hastalarda radyasyon&nbsp;maruziyetinin&nbsp;azaltılması, günümüz tıbbının önemli gündem başlıklarından biri haline gelmektedir.&nbsp;Teknolojide yaşanan&nbsp;gelişmeler sayesinde artık&nbsp;skolyoz&nbsp;değerlendirmelerinde radyasyonsuz takip yöntemleri daha yaygın biçimde kullanılabilir. Üç boyutlu yüzey tarama sistemleri ve gelişmiş&nbsp;postüranaliz teknolojileri, omurgadaki eğriliklerin ve vücut asimetrilerinin detaylı şekilde incelenmesine olanak sağlıyor. Bu sistemler, kişinin anatomik yapısını dijital ortamda analiz ederek omurga üzerindeki değişimleri radyasyon kullanmadan değerlendirebilmektedir.&nbsp;Uzmanlar, bu teknolojilerin özellikle çocuk ve ergen hastalarda büyük avantaj sunduğunu belirtiyor. Radyasyon içermeyen sistemler sayesinde hem güvenli hem de tekrarlanabilir takip yapılabilmektedir. Böylece tedavi sürecindeki ilerleme daha hassas şekilde gözlemlenirken gereksiz görüntüleme ihtiyacının da önüne geçilebilmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Erken tanı, cerrahi ihtimalini azaltabiliyor</strong></span></p>

<p>Skolyoz&nbsp;tedavisinde en önemli unsurun erken teşhistir. Eğrilik henüz düşük derecelerdeyken başlanan takip ve&nbsp;rehabilitasyon&nbsp;süreci, omurganın ilerleyici deformasyonunu durdurmada kritik rol oynar. Günümüzde gelişen fizik tedavi uygulamaları, omurgaya özel egzersiz yaklaşımları ve ergonomik korse teknolojileri sayesinde pek çok çocuk ameliyata ihtiyaç duymadan sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlar. En önemli nokta,&nbsp;skolyozu&nbsp;mümkün olduğunca erken dönemde fark etmektir. Çünkü omurga eğriliği ilerledikçe tedavi seçenekleri sınırlandırarak&nbsp;cerrahi müdahale gereksinimini&nbsp;artırabilir.&nbsp;Bu nedenle okul çağındaki çocukların düzenli duruş kontrollerinden geçirilmesi ve ailelerin gözlemci olması büyük önem taşır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Çocuğunuzun duruşuna dikkatle bakın</strong></span></p>

<p>Ailelerin&nbsp;çocuklarının günlük duruş alışkanlıklarını dikkatle gözlemlemeleri&nbsp;gerekir. Basit gibi görünen küçük bir asimetri ya da omuz dengesizliği, ileride ciddi sonuçlar doğurabilecek bir omurga eğriliğinin ilk işareti olabilmektedir.&nbsp;Erken tanı, doğru takip ve gelişen teknolojilerin sunduğu güvenli yöntemlerle&nbsp;skolyozun kontrol altına alınabilmesini ve&nbsp;çocukların geleceğinin hem omurga sağlığı hem de yaşam kalitesi&nbsp;açısından önemli bir konfor sağlamaktadır.&nbsp;Çünkü bazen bir çocuğun duruşundaki küçük bir ayrıntı, tüm yaşamını değiştirecek kadar önemli&nbsp;sonuçlar doğurabilmektedir.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-1781024498.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sınav Stresi Kontrolden Çıkabilir!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-116322</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-116322</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sınav kaygısının nedenleri, belirtileri ve yönetme yolları bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kaygının, gündelik hayatta karşılaştığımız gerçek tehlikelerden kaynaklanan korkudan farklı olarak, gerçekçi olmayan bir tehdit algısıyla ortaya çıkan yoğun endişe hali olduğunu ifade eden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Sınav kaygısı da genellikle sınavı veya herhangi bir performans durumunu gözümüzde büyütmemizden ve kendimizi bu görevi yerine getiremeyecek kadar yetersiz hissetmemizden kaynaklanır.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Luş,&nbsp;özellikle mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olmanın, aile tarafından yoğun baskı görmenin, gerçekçi olmayan beklentiler geliştirmenin ve hedefleri ulaşılması güç seviyelere taşımanın sınav kaygısını artıran önemli faktörler olduğuna işaret etti.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sınav kaygısı performansı ve günlük yaşamı etkiliyorsa uzman desteği gerekebilir!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Sınav kaygısının sorun haline geldiğini gösteren belirtilere değinen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</p>

<p>“Eğer kaygı ders çalışma sürecimizi, sınava hazırlığımızı ve performansımızı olumsuz etkilemeye başladıysa; deneme sınavlarında başarımızı düşürüyorsa; sınav sırasında aşırı heyecan nedeniyle bildiğimiz soruları yanlış yapıyorsak; yoğun fiziksel belirtiler ortaya çıkıyorsa; uyku ve iştah düzenimiz bozulduysa; günlük yaşamda daha karamsar bir ruh haline büründüysek ve sınavla ilgili olumsuz düşüncelerimiz belirgin şekilde arttıysa, sınav kaygısının yüksek düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.</p>

<p>Aslında belirli bir düzeyde kaygı faydalıdır ve performansı artırabilir. Ancak kaygı aşırı seviyelere ulaştığında ve bu belirtiler ortaya çıktığında, artık çözülmesi gereken bir kaygı problemine dönüşebilir. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak önemlidir.”</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Uyku, beslenme ve fiziksel aktivite sınav kaygısını yönetmeye yardımcı olur&nbsp;</strong></span></p>

<p>Sınav kaygısı yaşadığını fark edenlerin, özellikle sınava hazırlık dönemindeyse, öncelikle kaygıyı azaltmaya yardımcı olacak fiziksel aktivitelere ağırlık vermelerinin faydalı olabileceğini kaydeden&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ayrıca hedefleri yeniden gözden geçirmek ve daha gerçekçi hale getirmek de yarar sağlayacaktır. Sınava kadar geçen sürede kendinizi gereksiz kaygı yaratan ortamlardan ve stres kaynaklarından uzak tutmak önemlidir.” dedi.</p>

<p>Bu süreçte sürekli kaygılı kişilerle ya da aile ile sınav hakkında konuşmanın stres düzeyini artırabileceğini aktaran&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Luş “Uyku ve beslenme düzenine dikkat etmek, bunları mümkün olduğunca korumak da kaygıyı yönetmeye yardımcı olur. Bunun yanı sıra keyif veren aktivitelere zaman ayırmak, duygu durumunun dengelenmesine katkı sağlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sınav sırasında kaygı arttığında nefes egzersizleri yapmak ve kısa bir mola vermek faydalı olabilir!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Sınavdan bir gün önce yoğun şekilde ders çalışmak yerine biraz dinlenmenin, farklı aktivitelerle vakit geçirmenin ve sınav dışındaki konulara yönelmenin daha yararlı olabileceğini dile getiren&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ayrıca sınavla ilgili konuşmaları mümkün olduğunca azaltmak da zihinsel rahatlama sağlar.” dedi.</p>

<p>Sınav sırasında kaygının yükseldiği fark edildiğinde kısa bir duraklama yapmanın ve daha önce öğrenilmiş nefes egzersizlerini uygulamanın faydalı olabileceğini hatırlatan&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bu nedenle nefes egzersizlerinin sınav öncesinde düzenli olarak çalışılması önemlidir. Ayrıca kaygıyı artırabilecek kahve, enerji içeceği gibi kafeinli ürünlerden uzak durmak da sınav performansını olumlu yönde destekleyebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 19:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/sinav-stresi-kontrolden-cikabilir-1781024182.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya Havalimanı Yılın İlk Beş Ayında Yüz Binlerce Yolcuya Ev Sahipliği Yaptı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-havalimani-yilin-ilk-bes-ayinda-yuz-binlerce-yolcuya-ev-sahipligi-yapti-116314</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-havalimani-yilin-ilk-bes-ayinda-yuz-binlerce-yolcuya-ev-sahipligi-yapti-116314</guid>
                <description><![CDATA[DHMİ’nin açıkladığı verilere göre, Malatya Havalimanı 2026 yılının ilk 5 ayında toplam 342 bin 598 yolcuya hizmet verdi. Sadece mayıs ayında 451 uçak seferinin düzenlendiği havalimanı, hem yolcu hem de yük trafiğindeki hareketliliğiyle bölgedeki lojistik ve ulaşım canlılığını sürdürmeye devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya'nın bölgedeki ulaşım ağında üstlendiği rolü gösteren Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) istatistiklerinde, hem mayıs ayına hem de ocak-mayıs dönemine ait uçuş, kargo ve yolcu trafiği detaylandırıldı. Açıklanan veriler, kentteki lojistik ve ulaşım ağının gücünü bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MAYIS AYINDA DÖRT YÜZ ELLİ BİR UÇAK SEFERİ GERÇEKLEŞTİ</span></strong></p>

<p>Mayıs ayı verilerine göre, Malatya Havalimanı iç ve dış hatlarda toplamda 71 binden fazla yolcuya ev sahipliği yaptı. Ay boyunca gerçekleşen uçuş ve yük hareketliliğinin detayları şu şekilde paylaşıldı:</p>

<p>Yolcu Trafiği: Mayıs ayında iç hatlarda 71.406, dış hatlarda ise 378 yolcuya hizmet verildi.</p>

<p>Uçak Trafiği: Havalimanına iniş-kalkış yapan uçak sayısı iç hatlarda 443, dış hatlarda 8 olmak üzere toplamda 451’e ulaştı.</p>

<p>Yük Trafiği: Kargo, posta ve bagajdan oluşan toplam yük trafiği mayıs ayında 549 ton olarak kayıtlara geçti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YILIN İLK BEŞ AYINDAKİ TOPLAM HAREKETLİLİK</span></strong></p>

<p>DHMİ tarafından açıklanan ocak-mayıs dönemini kapsayan 5 aylık konsolide veriler ise Malatya Havalimanı'ndaki genel yoğunluğu gözler önüne serdi.</p>

<p>2026 yılı ilk 5 aylık (ocak-mayıs) gerçekleşme tablosu şu verilerden oluştu:</p>

<p>Toplam Yolcu Trafiği: 342.598 kişi</p>

<p>Toplam Uçak Trafiği: 2.236 iniş-kalkış</p>

<p>Toplam Yük Trafiği (Kargo+Posta+Bagaj): 2.591 ton</p>

<p>Malatya Havalimanı, özellikle iç hatlardaki yoğun yolcu ve uçak trafiğiyle bölgedeki lojistik ve ulaşım canlılığını sürdürmeye devam ediyor.</p>

<p><strong>KAYNAK: MHA</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 14:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/malatya-havalimani-yilin-ilk-bes-ayinda-yuz-binlerce-yolcuya-ev-sahipligi-yapti-1781004554.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kemal Tahir Sokak Sakinleri MASKİ Yetkililerine İnceleme Çağrısı Yaptı</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kemal-tahir-sokak-sakinleri-maski-yetkililerine-inceleme-cagrisi-yapti-116308</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kemal-tahir-sokak-sakinleri-maski-yetkililerine-inceleme-cagrisi-yapti-116308</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Özalper Mahallesi sakinleri, son dönemde gelen yüksek su faturalarına tepki göstererek MASKİ yetkililerini göreve çağırdı. Özellikle Kemal Tahir Sokak’ta bütçeleri zorlayan faturalarla karşılaşan vatandaşlar, sayaçların ve hesaplamaların yeniden incelenmesini talep ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya'nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Özalper Mahallesi sakinleri, son dönemde gelen yüksek su faturalarına tepki gösterdi. Vatandaşlar, özellikle Kemal Tahir Sokak’ta birçok haneye ulaşan faturaların önceki aylara göre ciddi artış gösterdiğini iddia etti.</p>

<p>Mahalle sakinleri, bir aylık su tüketimine karşılık gelen faturaların bütçelerini zorladığını ifade ederek, ekonomik şartların ağırlaştığı bir dönemde yüksek tutarlı faturaların kendilerini mağdur ettiğini dile getirdi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">VATANDAŞLAR HESAPLAMA HATASI OLMASINDAN ŞÜPHELENİYOR</span></strong></p>

<p>"Bir ayda bu kadar su faturası gelir mi?" diyerek tepkilerini ortaya koyan vatandaşlar, benzer şikayetlerin mahalledeki birçok hanede yaşandığını öne sürdü. Fatura tutarlarının yeniden incelenmesini isteyen mahalle sakinleri, olası sayaç arızaları ya da hesaplama hatalarının araştırılmasını talep etti.&nbsp;Mahalle sakinlerinden biri yaptığı açıklamada, “Her ay düzenli olarak faturalarımızı ödüyoruz. Ancak son gelen faturalar normalin çok üzerinde. Yetkililerin bu durumu araştırmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MASKİ YETKİLİLERİNE ÇAĞRI YAPILDI</span></strong></p>

<p>Özalper Mahallesi sakinleri, konuyla ilgili olarak MASKİ yetkililerine çağrıda bulunarak yüksek faturaların nedeninin kamuoyuna açıklanmasını ve gerekli incelemelerin bir an önce yapılmasını istedi. Vatandaşlar, yaşanan sorunun çözülmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi için ilgili kurumların harekete geçmesini beklediklerini belirtti.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/https___abone_malatyahaberajansi_com_tr_storage_news_images_202606081954-c657fe83-5cf3-4910-9435-e59784757db7.jpg" style="height:800px; width:583px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/kemal-tahir-sokak-sakinleri-maski-yetkililerine-inceleme-cagrisi-yapti-1780997014.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ticaret&#039;ten &#039;servis ücreti&#039; adı altındaki haksız tahsilatlara sıkı denetim!</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ticaretten-servis-ucreti-adi-altindaki-haksiz-tahsilatlara-siki-denetim-116305</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ticaretten-servis-ucreti-adi-altindaki-haksiz-tahsilatlara-siki-denetim-116305</guid>
                <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı, tüketicilerin ekonomik menfaatlerini korumak amacıyla Malatya dahil tüm illerde servis ücreti altında haksız tahsilat yapan işletmelere yönelik denetimlerini aralıksız sürdürürken; bu kapsamda İstanbul Beyoğlu’nda mevzuata aykırı davranan bir restorana 560 bin TL’yi aşan idari para cezası uygulandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığı, servis ücreti adı altında tüketicilerden haksız tahsilat yaptığı tespit edilen işletmelere yönelik denetimlerini sürdürüyor. İstanbul Beyoğlu’nda bir restorana toplam 560 bin TL’yi aşan idari para cezası uygulandı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HEM SERVİS ÜCRETİ HEM MENÜDE EKSİK FİYAT</span></strong></p>

<p>İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde yapılan denetimde, bir restoran işletmesinin 69 ayrı işlemde müşterilerden “servis ücreti” tahsil ettiği belirlendi. Mevzuata aykırı uygulama nedeniyle işletmeye 274 bin 137 TL idari para cezası kesildi.</p>

<p>Ayrıca incelemelerde, işletmenin satışa sunduğu 72 ürünün fiyat bilgisinin menüde yer almadığı tespit edildi. Bu ihlal nedeniyle 286 bin 56 TL daha ceza uygulanırken, toplam yaptırım tutarı 560 bin TL’yi aştı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAKSIZ FİYAT ARTIŞI ŞÜPHESİ KURULA SEVK EDİLDİ</span></strong></p>

<p>Denetimlerde ayrıca 6 farklı üründe haksız fiyat artışı şüphesi tespit edildiği ve dosyanın Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na sevk edildiği bildirildi.</p>

<p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tüketicilerin ekonomik menfaatlerini korumak ve piyasalarda adil ticaret düzenini sağlamak amacıyla denetimlerin aralıksız sürdüğü vurgulandı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada tüketiciyi korumaya yönelik denetimlerin "tavizsiz şekilde" devam edeceğinin altı çizildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/ticaretten-servis-ucreti-adi-altindaki-haksiz-tahsilatlara-siki-denetim-1780985982.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Safra kanalı tıkanıklığı ciddi sonuçlar doğurabiliyor</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-116297</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-116297</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, safra kesesi taşlarının belirtileri, yol açabileceği ciddi sağlık riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Safra kesesinin besin sindirimi için gerekli olan safranın depolandığı bir organ olduğunu hatırlatan Dr. Şükrü Arslan, “Bazı kişilerde safra sıvısının yoğunlaşıp kristalize olmasıyla taşlar oluşabilir.” dedi.</p>

<p>Bu taşların bazen hiçbir şikâyete sebep olmayabileceğini ifade eden Dr. Arslan, “Bazen de özellikle yağlı gıdalardan sonra karnın sağ üst tarafında ağrıya, bu ağrının omuz ve sırta vurmasına, bulantı, kusma, hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerine sebep olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tedavide amaç sadece taşı değil, taşın yol açabileceği hayati tehlikeleri de ortadan kaldırmak!</strong></span></p>

<p>Taşın safra kanalını tıkayabileceğine değinen Dr. Şükrü Arslan, şunları söyledi:</p>

<p>“Tıkanma neticesinde ateş, titreme, cilt ve gözde sararma, dışkı renginde açılma, idrar renginde koyulaşma gibi bulgular meydana gelebilir. Hastalığın tedavisinde günümüzde laparoskopik yani kapalı yöntemle ameliyatlar yapılabiliyor. Bu ameliyatta taşla beraber safra kesesi de alınır. Ameliyattan kısa süre sonra hastalar sosyal hayatlarına dönebilirler. Safra kesesi ameliyatıyla hem safra taşına bağlı şikayetlerin ortadan kaldırılması hem de ileride gelişebilecek hayati risklerin önüne geçilmesi hedeflenir.”&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Üç santimin üzerindeki safra kesesi taşları kanser riskini artırabiliyor!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Safra kesesinde oluşan taşlara müdahale edilmediği durumlarda bazı riskler oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve sepsis dediğimiz ciddi enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilir.” dedi.</p>

<p>Taşların safra kesesinden kanala düştüğü zaman ise tıkanma, sarılık ve iltihaplanmaya sebep olabileceğini kaydeden Dr. Arslan, “Taşın boyutu özellikle üç santimin üzerindeyse safra kesesi kanseri gelişmesine zemin hazırlayabilir. Safra kesesi taşları toplumda oldukça sık görülüyor ancak tüm taşlara ameliyat gerektirmiyor. Burada önemli olan taşın boyutu.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Riskli safra kesesi taşları mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiriyor!&nbsp;</strong></span></p>

<p>Taşın hastada şikâyet oluşturup oluşturmadığının ve ileride oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Şükrü Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yani hastada şikâyete sebep olan semptomatik taşlar varsa, safra kanalına düşme ihtimali daha yüksek olan milimetrik boyutlu taşlar varsa, kanser gelişmesine zemin hazırlayan özellikle üç santimden büyük boyutlu taşlar varsa, porselen kese dediğimiz safra kesesi duvarında kireçlenme durumu varsa, hastada aynı zamanda diyabet hastalığı da varsa, bu tarz hastalar mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli.”&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 19:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-1780934786.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erken yakalandığında görme kaybı korunabiliyor, hatta…</title>
                <category>EKONOMİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/erken-yakalandiginda-gorme-kaybi-korunabiliyor-hatta-116296</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/erken-yakalandiginda-gorme-kaybi-korunabiliyor-hatta-116296</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle ileri yaştaki kişilerde görme kaybının en önemli nedenleri arasında gösterilen sarı nokta hastalığı dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor. 2020 yılında yaklaşık 196 milyon kişi sarı nokta hastalığıyla mücadele ederken, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte bu sayının 2040 yılında 288 milyona çıkması bekleniyor. Ülkemizde de  benzer şekilde yaşlanan nüfus nedeniyle sarı nokta hastalığının sıklığı giderek artıyor. Tıp literatüründe ”Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu” olarak adlandırılan hastalık, gözün retina tabakasında bulunan ve merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin zamanla hasar görmesi sonucu gelişiyor. Hastalık ilerledikçe okuma, araç kullanma, yüz tanıma ve ayrıntıları seçme gibi durumlarda ciddi zorluklar ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin,  son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada görme düzeyinin korunabildiğini, hatta bazı tablolarda görme kalitesinde belirli ölçüde iyileşme sağlanabildiğini belirterek, “Erken teşhis, sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak ve görmeyi korumak için çok önemlidir. Başlangıç evrelerinde hastalık genellikle belirti vermediği için rutin göz muayeneleriyle erken teşhis edilirse yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tedavilerle önlemler alınabilmektedir. Bu nedenle özellikle 50 yaş üzerinde olan ve ailesinde sarı nokta hastalığı bulunan kişilerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri son derece önemlidir” diyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle ileri yaştaki kişilerde görme kaybının en önemli nedenleri arasında gösterilen sarı nokta hastalığı dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor.&nbsp;2020 yılında yaklaşık 196 milyon kişi sarı nokta hastalığıyla mücadele ederken, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte bu sayının 2040 yılında 288 milyona çıkması bekleniyor. Ülkemizde de &nbsp;benzer şekilde yaşlanan nüfus nedeniyle sarı nokta hastalığının sıklığı giderek artıyor.&nbsp;Tıp literatüründe ”Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu” olarak adlandırılan hastalık, gözün retina tabakasında bulunan ve merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin zamanla hasar görmesi sonucu gelişiyor. Hastalık ilerledikçe okuma, araç kullanma, yüz tanıma ve ayrıntıları seçme gibi durumlarda ciddi zorluklar ortaya çıkabiliyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin</strong>, &nbsp;son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri sayesinde&nbsp;birçok hastada görme düzeyinin korunabildiğini, hatta bazı tablolarda görme kalitesinde belirli ölçüde iyileşme sağlanabildiğini belirterek, “Erken teşhis, sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak ve görmeyi korumak için çok önemlidir. Başlangıç evrelerinde hastalık genellikle belirti vermediği için rutin göz muayeneleriyle erken teşhis edilirse yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tedavilerle önlemler alınabilmektedir. Bu nedenle özellikle 50 yaş üzerinde olan ve ailesinde sarı nokta hastalığı bulunan kişilerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri son derece önemlidir” diyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Günlük yaşamı önemli ölçüde etkiliyor</strong></span></p>

<p>Sarı nokta hastalığı, gözün arka kısmında bulunan retina tabakasının merkezindeki makula&nbsp;</p>

<p>bölgesini etkileyen ve özellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülen ilerleyici bir hastalık. Sarı nokta denmesinin sebebi ise bu bölgede yüksek ışık maruziyetine karşı korunma sağlanması amacıyla bolca lutein ve zeaksantin adlı sarı renkli pigmentler oluşması. &nbsp; Makula; okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve ince ayrıntıları seçme gibi merkezi görme işlevlerinden sorumlu oluyor. Bu bölgenin zarar görmesi sonucunda merkezi görmede bulanıklık, şekillerde bozulma veya görme kaybı ortaya çıkabiliyor.&nbsp;Belirtiler önce&nbsp;tek gözde oluşabilirken hastalık ilerleyip her iki gözü de tuttuğunda günlük yaşam önemli şekilde etkileniyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görme kaybının belirginleşmesi nedeniyle hastalarda önemli sorunlar yaşandığına vurgu yapan Prof. Dr. Özlem Şahin, “Bu tabloda hastalar okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve düz çizgileri görme gibi durumlarda güçlük çekmektedir. Hastalık ileri evrede körlüğe varmasa da güvenli yürüyüşü zorlaştırmakta ve düşme riskini &nbsp;artırmaktadır. Ayrıca görme kaybının yarattığı sosyal izolasyon, depresyon ve bağımsız aktivitelerde azalma (yemek yapma, televizyon izleme vb.) yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilmektedir” diye konuşuyor.&nbsp;&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Görme yetisinde hızla azalma yaşanabiliyor</strong></span></p>

<p>Sarı nokta hastalığı temel olarak kuru tip ve yaş tip olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. Hastaların büyük çoğunluğunda kuru tip geliştiğini anlatan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, “Kuru tipte retina altında zamanla biriken ve drusen adı verilen birikintiler ile buna eşlik eden hücre kaybı sonucunda görme yetisi yavaşça azalmaktadır. İleri evrelerinde de coğrafik atrofi olarak adlandırılan ve retina hücrelerinde belirgin kayıp ve bunun sonucunda görme kalitesinde azalmayla seyreden tablo gelişebilmektedir” bilgisini veriyor. “Yaş tip ise daha az görülmesine rağmen görme kaybından en sık sorumlu olan formudur” diyen Prof. Dr. Özlem Şahin, şu bilgileri veriyor: &nbsp;“Bu tipte retina altında anormal ve kırılgan yeni damarlar gelişmektedir. Bu damarlar sıvı veya kan sızdırarak makulanın yapısını bozabilmekte ve görmede haftalar, hatta günler içinde belirgin azalmaya neden olabilmektedir. Erken tanı ve zamanında tedavi, yaş tip sarı nokta hastalığında görmenin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.”&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sigara kullanımı riski yaklaşık 2 kat artırıyor!</strong></span></p>

<p>İlerleyen yaş sarı nokta hastalığının en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Görülme sıklığı özellikle&nbsp;55 yaşından sonra belirgin olarak artıyor. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar sarı nokta hastalığının gelişme riskini anlamlı ölçüde artıran risk faktörleri arasında yer alıyor. &nbsp;Güncel çalışmalar sigara kullanımının riski yaklaşık iki kat artırdığını gösteriyor. Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik varyasyonların da önemli risk faktörleri olarak kabul edildiğini aktaran Prof. Dr. Özlem Şahin, &nbsp;“Obezite, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düşük antioksidan alımı gibi faktörlerin de katkıda bulunabileceği düşünülmekle birlikte bunların etkileri konusunda literatürde daha değişken sonuçlar bulunmaktadır” diyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bu sorunları göz ardı etmeyin&nbsp;</strong></span></p>

<p>Sarı nokta hastalığı erken evrede genellikle belirti vermiyor veya belirtiler çok hafif seyrediyor. Bu nedenle hastalar sorunlarının yaşlılığa bağlı olduğunu düşünüyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görmede bozulma başladığına işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, aşağıda yer alan belirtilerden birinin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor.&nbsp;</p>

<ul>
	<li>Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görünmesi&nbsp;</li>
	<li>Okuma sırasında harflerin bulanıklaşması</li>
	<li>Karşıya &nbsp;bakarken silik noktaların oluşması&nbsp;</li>
	<li>Gölgelerin veya birbirine yakın renklerin ayırt edilmesinde güçlük</li>
	<li>Karanlıkta görmenin belirgin şekilde zorlaşması</li>
	<li>Işığa karşı hassasiyet artışı</li>
	<li>Görüntülerdeki detayların kaybolma hissi&nbsp;</li>
</ul>

<p><strong>Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor</strong><br />
Sarı nokta hastalığının tanı sürecinde detaylı göz muayenesinin yanı sıra retina görüntüleme yöntemleri ve optik koherens tomografi gibi gelişmiş teknolojilerden faydalanılıyor. Bu sayede retina tabakasındaki değişiklikler ayrıntılı şekilde incelenebiliyor. Tedavinin temel hedefi ise mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, hastalığın tipi ve evresinin uygulanacak tedaviyi belirlediğini anlatarak, “Kuru tip sarı nokta hastalığında vitamin ve mineral takviyeleri uygun hastalarda hastalığın ilerleme riskini yaklaşık yüzde 25 oranında azaltmaktadır. Ayrıca yeşil yapraklı sebzelerden zengin beslenme, omega-3 yağ asitlerinin tüketimi, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol kontrolü ile sigaranın bırakılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önem taşımaktadır” diyor. Son yıllarda ileri evre kuru tip hastaları için göz içi iğne tedavisinin de geliştirildiğini belirten Prof. Dr.<strong>&nbsp;</strong>Özlem Şahin,<strong>&nbsp;</strong>belirli aralıklarla göze uygulanan bu yöntemin hastalığın retina üzerindeki hasarının ilerleme hızını yavaşlatmaya yardımcı olabildiğini söylüyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Görme düzeyleri kor</strong><strong>unabiliyor, hatta...&nbsp;</strong></span></p>

<p>Yaş tip sarı nokta hastalığının tedavisinde &nbsp;ise göz içine enjeksiyonla uygulanan ilaçlar önemli bir yer tutuyor. Bu tedaviyle, retina altındaki anormal damar oluşumunun ve sıvı sızıntısının kontrol altına alınması hedefleniyor. Enjeksiyon tedavisi sayesinde hastaların görme düzeyleri korunabiliyor, hatta bazı hastalarda görme yeteneğinde iyileşme sağlanabiliyor. Prof. Dr. Özlem Şahin, “Son zamanlarda bu iğne tedavilerinin sıklığının azalmasında önemli gelişmeler yaşanmakla beraber, yılda 10-12’ye varan iğne sayıları görme keskinliğinin korunmasında önemli rol oynamaktadır” diye konuşuyor.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları koruyucu rol oynuyor</strong></span></p>

<p>Genetik kökeni ağır bastığından sarı nokta hastalığını önlemek her zaman &nbsp;mümkün olmasa da riski azaltmaya ve ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olabilecek bazı önlemler bulunuyor. Prof. Dr. Özlem Şahin, bu önlemleri şöyle sıralıyor: “Özellikle sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak ve kardiyovasküler risk faktörlerini kontrol altında tutmak önem taşımaktadır. Ayrıca dengeli beslenme (yeşil yapraklı sebzeler, balıkta bulunan omega-3 yağları), kan basıncı/şeker/kolesterol kontrolü gibi sağlıklı yaşam tarzı faktörleri hastalığın gelişimini yavaşlatmaktadır. Uzun süreli güneş ışığına maruziyeti azaltmak için güneş gözlüğü kullanmak da retina sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır.”&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 19:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/erken-yakalandiginda-gorme-kaybi-korunabiliyor-hatta-1780934576.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
