<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Malatya Haber, Malatya Haberi, Malatya Son Dakika Haberleri</title>
        <link>https://www.malatyatime.com/</link>
        <description>Malatya haberleri, son dakika Malatya haberleri, Malatya bölgesel ve yerel haberler, Malatya Time&#039;da</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>İşbank’taki CHP işgali sonlandırılmalı!</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/isbank-taki-chp-isgali-sonlandirilmali-81503</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/isbank-taki-chp-isgali-sonlandirilmali-81503</guid>
                <description><![CDATA[Adalet Platformu tarafından, Türkiye İş Bankası'nın CHP ile ilişkisinin kesilmesi, hilafet yıkılmasın diye gönderilen paralarla kurulan İşbank’taki CHP işgalinin sonlandırılması istendi. 

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
 Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, İşbank’taki CHP işgalinin sonlandırılmasınıistedi. <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>İSTEKLER ŞÖYLE SIRALANDI:</strong></span><br />
<br />
1. İŞBank’daki CHP ilişkisi sonlandırılmalı.<br />
2. İŞBank Kurulurken Hilafetin kurtarılması için Hilafet Fonundan gönderilen paralarla kurulduğundan Faizsiz HilafetBank olmalı.<br />
3. İŞBank ile birleşen Osmanlı İtibari Milli Bankası hissedarlarına 90 senedir verilmeyen hakları iade edilmeli.<br />
“İŞ Bankasının kuruluşunda Hindistan’dan gelen hilafet paraları gasp edilmiştir. CHP’nin İŞbankdaki hissesi Diyanetin olmalıdır. CHP’nin İŞBank yönetim Kurulu Üyelikleri Diyanete veya Vakıflara devir edilmelidir. Çünkü tarihi belgelere göre İş Bankasını’nınkuruluş sermayesinin %50 si Hindistan Hilafet Fonu’ndan siyasi partiler kanununa göre bakkal dükkanı bile açılamamakta iken CHP’nin İŞbank iştiraklerinde söz sahibi olması anayasaya hukuka ve siyasi partiler yasasına aykırıdır. paralel terör örgütleriyle ilişkili, Alman Vakıflarından ve istihbaratından yardım alan CHP’nin kapatılması için Yargıtay Başsavcılığına 3 defa başvurduk ama şikayetimiz sümenaltı edildi. Türkiye 1946’ya kadar diktatörlük ile yönetildiğinden tek parti vardı. Şimdi CHP hissesi üye sayısına göre 127 partiye veya 84  milyona ait olmalı..” <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>BU NASIL İŞ?</strong></span><br />
<br />
İstanbul 22. Ve 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığını da belirten Çevik, “gasp etmek serbest, ama gasp etti demek suç. Bu nasıl İŞ? İşBank’daki CHP işgaline hukuksuzluğa göz yummak da suçtur, suça iştiraktir cezalandırılmalı” diyor.<br />
Hilafetin kurtulması için gönderilen paraların ve Osmanlı İtibari Milli Bankasının hisse senetlerinin akıbeti bilinmiyor… Bugün Arakan-Ruanyadaki, Keşmirdeki, Filistin Suriye ve Mısırdaki Müslümanlar zor şartlarda ama 105 sene önce Hilafet için para gönderilmişti İŞ Bankası Hilafet Bankasıdır. M. Kemal’in babası zengin değildi. Kur’an ve Ezan yasakcısı CHP''nin İş Bankasındaki otoritesine ve yönetimine son verilmeli, Hilafet ve Millet Paralarının hesabı sorulmalı ve CHP uhdesindeki İŞBANK hisseleri Diyanete devir edilmelidir. Hilafet paralarının hukuksuz elde edilmesi ile kurulan İŞBANKASI'nın faizcilik yapması da müslümanlara hakarettir.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>Gelelim “Hilafet” Için M. Kemal Atatürk’e Gönderilen Paralara…</strong></span><br />
<br />
Hindistan Hilafet Komitesi tarafından 26 Aralık 1921 tarihinden 9 Ağustos 1923 tarihine kadar gönderilen para miktarı, M. Kemal Atatürk’ün tuttuğu ve “Doğrudan doğruya emrime Hint Hilafet Komitesi’nden gelen meblağ” başlıklı listeye göre toplam 781.570 Türk lirasıydı.<br />
Hindistan Müslümanlarının Milli Mücadele’de Türkiye’ye Yardımları, (1919–1923) araştırmaya göre;<br />
Hindistan Hilafet Fonu’ndan Hilafetin Kurtarılması için gönderilen paralar<br />
Makbuz tarihlerine göre kaydedilmiş liste şöyledir:<br />
26.12.1921’de: 144.400 Türk Lirası (26.000 Ingiliz Lirası)<br />
06.02.1922’de: 36.300 Türk Lirası (6.000 Ingiliz Lirası)<br />
18.02.1922’de: 25.320 Türk Lirası (4.000 Ingiliz Lirası)<br />
20.02.1922’de: 32.300 Türk Lirası (5.000 Ingiliz Lirası)<br />
22.02.1922’de: 64.700 Türk Lirası (10.000 Ingiliz Lirası)<br />
02.03.1922’de: 32.300 Türk Lirası (5.000 Ingiliz Lirası)<br />
28.03.1922’de: 131.500 Türk Lirası (20.000 Ingiliz Lirası)<br />
18.04.1922’de: 33.150 Türk Lirası (5.000 Ingiliz Lirası)<br />
02.05.1922’de: 32.000 Türk Lirası (5.000 Ingiliz Lirası)<br />
31.05.1922’de: 26.800 Türk Lirası (4.000 Ingiliz Lirası)<br />
26.06.1922’de: 42.120 Türk Lirası (6.000 Ingiliz Lirası)<br />
05.07.1922’de: 35.500 Türk Lirası (5.000 Ingiliz Lirası)<br />
12.08.1922’de: 35.900 Türk Lirası (5.000 Ingiliz Lirası)<br />
13.02.1923’de: 14.000 Türk Lirası (2.000 Ingiliz Lirası)<br />
19.03.1923’de: 19.410 Türk Lirası (3.000 Ingiliz Lirası)<br />
27.03.1923’de: 68.000 Türk Lirası (10.000 Ingiliz Lirası)<br />
09.08.1923’de: 7.770 Türk Lirası (1.000 Ingiliz Lirası)<br />
——————————————————————————-<br />
TOPLAM: 781.570 Türk Lirası (122.000 Ingiliz Lirası)<br />
<br />
Hindistan Hilafet Komitesi tarafından gönderilen yardımlara ilaveten Selanikli Mustafa Kemal’e başka yerlerden ulaştırılan yardımlar ise şöyle:<br />
Natal İslam Gençlerine Yardım Cemiyeti’nden 24.05.1922 tarihinde 1.169 TL,<br />
Natal İslam Gençlerine Yardım Cemiyeti’nden 17.07.1922 tarihinde ise 2.904 TL<br />
Antalya yolu ile Ankara’ya ulaşan 6.386 TL<br />
Londra’dan Nihat Reşat Bey vasıtasıyla: 619 TL, yine Nihat Reşat Bey vasıtasıyla: 2.091 TL<br />
Raunyun (Arakan) Müslüman Cemiyeti’nden: 12.987 TL<br />
Ranfute’den gelen çek içeriği: 24.300 TL<br />
19.12.1922 tarihli bir makbuz içeriği: 3.800 TL<br />
Raunyun Müslüman Cemiyeti’nden Nihat Reşat Bey vasıtası ile: 1.252 TL;<br />
Bank-ı Osmanî vasıtasıyla: 3.075 TL<br />
Fr. Hindistan’ından: 65.066 TL<br />
Londra’dan Dr. Ensari tarafından: 35.570 TL<br />
Kudüs’ten Hacı Faik Bey tarafından: 27 TL<br />
Paris temsilcisi Ferit Bey tarafından: 191 TL<br />
Paris temsilcisi Ferit Bey tarafından: 5.284 TL<br />
Kudüs’ten Şeyh Mahmut Davudi’den: 800 TL<br />
Londra’da Durban Cemiyeti’nden: 1.400 TL<br />
08.05.1923 tarihli makbuz: 873 TL<br />
Saint Lui Cemaat-i Islamiyesinden: 5.811 TL<br />
Ağaoğlu Ahmet vasıtası ile: 731 TL<br />
Durban Cemiyeti’nden: 2.475 TL<br />
Osmanlı Bankası Londra Şubesi’nden: 1.242 TL<br />
Durban Cemiyeti’nden 26.04 1923 tarihli: 1.400 TL<br />
Durban Cemiyeti’nden: 2.475 TL<br />
Fr. Hindistan’ın Kasılkıl Islam hanımları tarafından: 650 TL<br />
12.02.1923 tarihli Dr. Ensari tarafından: 35.560 TL<br />
12.08 1922 tarihli makbuz: 35.900 TL<br />
——————————————————————————-<br />
TOPLAM:254.038 TürkLirası (8.252 S Ingiliz) Toplam 1.035.000TL,130BİN Sterlin<br />
<br />
58,650 TL, 1922 Haziran, Hindistan Hilafet Fonundan Hilali Ahmer Cemiyetine Ayrıca Atatürk’ün Vasiyeti kitabında Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşadan 900.000 TL<br />
Azerbaycan’dan 500 altın, Kıbrıs Türklerinden 320 Sterlin (kaynak, Yavuz Bahadıroğlu) ve Rusya-Özbekistan Buhara Hanlığından 1milyon altın geldiğini Buhara Hanının  oğlu anlatmaktadır.<br />
Hindistan Müslümanları, işgale uğrayan Hilafet Merkezi Türkiye’ye yardım için büyük bir yardım kampanyası başlattılar ve Emir Ali başkanlığında Hint Hilafet Komitesi (İndian Committee of the Caliphate) aracılığıyla yardım topladılar. Para miktarı 1.5 milyon İngiliz Sterlini civarındaydı. O yıllarda 1 İngiliz Sterlini 9 Osmanlı Lirası, 1 lira da 6.6 saf altına denkti. Hemen Ankara’ya ulaştırılan bu para, Maliye Bakanlığı tarafından Hazine’ye değil doğrudan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emrine tahsis edildi ve Osmanlı Bankası’na yatırıldığı tarih kayıtlarda zikredilmektedir. İş Bankası da 2005 ve 2010 yılında 2 defa Pakistan’a şükran borcu için yardım gönderdiğini basın aracılığıyla duyurmuştur. Mustafa Kemal ise 9/11/1338 (1922) de Seyyid Çotaniye Hindistandan gelen yardımlar işimize yaradı teşekkür mektubu göndermiştir.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>İŞ BANKASINDAN HESAP SORULMASINI İSTİYORUZ</strong></span><br />
<br />
1116 Sayılı Yasayla 1927 Yılında Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası Tüm Malvarlığıyla Birlikte İş Bankası A.Ş.’ye devredilmiştir ve Devredilen Kurucu Hisse Senedi Alanlar ise şunlar: 1- Osmanlı Maliyesi 50.000 adet hisse senedi, (Bugünkü adı Hazine Müsteşarlığı), 2- İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkez-i Umumisi. 15.000. adet hisse senedi, 3- Osmanlı Donanma Cemiyeti 31.000 adet hisse senedi, 4- Harbiye Nezareti Muhaberat Dairesi 10.000 adet hisse senedi, 5- Askeri Demir Yolları 12.000 adet hisse senedi, 6- Evkaf-ı Şeriye Hümayun Nezareti 8.000 adet hisse senedi, (Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü), 7- Muvazzaf asker ve askeri sivil memur ile bazı eşrafın 274.000 adet hisse senedi.. Burada asıl soru şu: Bu hisseler nerede, ya da kimin hesabına kaydedildi.. Diyanet İş Bankası’na ortak olduğuna göre, bunun dini mahiyeti ne ya da bu hisselerin neması kime veriliyor ve ne şekilde kullanılıyor?<br />
1916 - 1917 Yılında Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası ortaklık senedi alanlar: Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri birliklerde görevli asker ve sivil memur maaşından 50 Osmanlı lirası kesilmiş ve isimlerine yazılı kurucu ortaklık hisse senedi verilmiştir. Ayrıca eşraftan, Miralay Ali Rıza Keskiner, Bedriye Hanım (Koç İsmail), Kara Mehmet Ağa, Halilzade Mustafa Hikmet, Hacı Hasan Hüseyin Efendi, Şerif Ağa, vb, birçok insanımıza ve mirasçılarının hakları 90 yıldır ödenmemiştir. Binlerce vatandaşın hak kaybı ve mağduriyetleri sözkonusu..<br />
Mustafa Kamal'ın babası dedesi anası zengin olmadığına göre sermayenin mirasın kaynağı nedir acaba…<br />
Osmanlı daki 23 bankanın İş Bankasına devir edildiği iddia edilmektedir. 11 milyon adet kurucu hisselerin akıbeti bilinmemektedir.<br />
“Cumhuriyet Halk Partisi Yönetimi” tarafından 1924 yılında kurulmuş bulunan “İş Bankasına” bu ilgili hisseler ve tüm mal varlıkları Vakıflara ait olan İşbank Müzesini de yıllardır bedava kullanıyor. İş Bankası ile Osmanlı İtibari Milli Bankası birleşmesine karşı çıkan Genel Müdür Maliyeci Cevdet’in ölümünü de şüpheli ölüm olarak değerlendirilmektedir.<br />
1930 yılında “Türk Tecimen Sosyetesi Şirketi” kurulmuş 112.712 ve 713bin hissesin izahı bilinmiyor<br />
1956 yılında, İş bankası adına “Yardım Derneğini” kurulmuş yönetimde söz sahibi olunmuş<br />
1958 yılında, bu derneğin MUNZAM “vakfa” dönüştürüldüğü yönetimde söz sahibi olduğu biliniyor.<br />
98 yıldır bu bankaların hissedarlarına ödeme yapılmadığı gibi bilgi de verilmemiştir.<br />
“CHP VE İŞ BANKASINI YÖNETENLER” den hesap sormak için mahkemeler devam etmektedir. <br />
2006 yılından beri Türkiye İş Bankası aleyhine Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası hissedarlarının mirasçıları adına İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerinde muhtelif davalar açılmıştır.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>Avukat Mahmut Doğan’ın takip ettiği davalar şunlardır:</strong></span><br />
<br />
• İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2006/393 E. sayılı dosyası<br />
• İstanbul 43. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/40 E. sayılı dosyası<br />
• İstanbul 31. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/413 E. sayılı dosyası<br />
• İstanbul 39. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/376 E. sayılı dosyası<br />
• İstanbul 29. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/248 E. sayılı dosyası<br />
• İstanbul 48. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/224 E. sayılı dosyası<br />
• İstanbul 50.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/238 E. sayılı dosyası<br />
Türkiye İş Bankası A.Ş. T.C. Cumhurbaşkanlığı makamına, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı’na ve Genelkurmay Başkanlığı’na ihbar dilekçeleri gönderildiğinden dolayı Av Mahmut Doğan ve Adem ÇEVİK’e İstanbul (9). Ve 22. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/304 E. ve 2013/215 sayılı dosyası ile toplam 160.000.TL’lık Manevi Tazminat davası açmıştır.<br />
26.06.2013 tarihinde TVNET adlı televizyon kanalında yayınlanan ‘Tarih Atlası’ adlı programdaki beyanlarımdan dolayı da Türkiye İş Bankası A.Ş. İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/215 Esas sayılı dosyası ile 50.000.TL’lik ve ist. 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde de 20.000 TL’lik Manevi Tazminat davası açmış ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/10482 Soruşturma Numarası ile de suç duyurusunda bulunmuştur. Maksadları FİTEM ve AdaletPlatformu sözcüsü Adem Çevik'in gözünü korkutmak ve sindirmektir. Adem Çevik bundan dolayı ceza almıştır icraya verilmiştir.<br />
Mersin Tarsus CHP’li Burhan OCAKOĞLU “İŞbank ailemizin 170 trilyonunu gasp etti.” diyerek suç duyurusunda bulunmuştur. gazeteler haberi yaparken İşBank yazamadılar.<br />
Bu konuları yazan Gazeteci Yazar Abdurrahman Dilipak’a da suç duyurusu yapılmış Bakırköy savcılığı takipsizlik vermiştir.<br />
FİTEM AdaletPlatformu ihbar dilekçeleri<br />
• T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kuruluna (MASAK)<br />
• T.C. Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığına (VDK)<br />
• Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruluna (BDDK)<br />
• T.C.  Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığına (SPK)<br />
• Tasarruf Mevduat ve Sigorta Fonuna (TMSF) ihbar dilekçesi<br />
• İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Soruşturma No: 2014/45868 suç duyurusu dilekçesi<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık – Toplumsal Olaylar ve Örgütlü Suçlar Bürosu<br />
Ayrıca bu tür yolsuzluk, hukuksuzluklarla mücadele etmek için oluşturduğumuz Finansal Tetikçilikle Mücadele Platformumuza elinde belge bilgi olanlar katkıda bulunabilirler.<br />
Son olarak diyoruz ki Menderes ve arkadaşları İŞ Bankasındaki bu hukuksuzluğa dur dedikleri için 27 Mayıs Lanet Darbesi yapılmış ve tekrar CHP İŞbank ortaklığı sürüyor. Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olan CHP’nin İŞ Bankası üzerindeki otoritesine derhal son verilmeli, yapılan kanunsuzluklar, hukuksuzluklar ve mağduriyetler acilen giderilmelidir. TBMM, DDK, BDK, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nı göreve davet ediyoruz. Türkiye tarihinin en büyük ve en köklü yolsuzluk ve gasplarına dur demezseniz sizlerde suça iştirak edersiniz. Altın kaçakçılığı, uyuşturucu, kara para aklama’dan hakkında dava açılan İş Bankası’na geçtiğimiz yıllarda 54milyon ve 74 milyon yani trilyonluk cezalar kesildiği basına yansımıştır. Hindistan’da Hilafet Fonu araştırmaları devam ediyor. Bu hukuksuzluğa işgale dur demeyenler suça iştirak suçu isliyorlar.. Hilafetin kaldırıldığı bugün de kamuoyuna ve yetkililere çağrıda bulunuyoruz<br />
<br />
<br />
<br />
 3 Mart 2022<br />
Adem Çevik, Araştırmacı-Gazeteci-Yazar, Adalet Platformu ve FİTEM Başkanı<br />
AdaletPlatformu.com +905322033274<br />
t.me/sectiklerinidenetle]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Mar 2022 17:09:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/03/isbank-taki-chp-isgali-sonlandirilmali-743.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Süresiz nafaka sorunu çözülmeli&quot;</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/suresiz-nafaka-sorunu-cozulmeli-81371</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/suresiz-nafaka-sorunu-cozulmeli-81371</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Aile Meclisi ve İyilik İnsan Hakları Derneği Genel Başkan Yardımcısı Arabulucu  Hukukçu Av. Ömer Yüzgül: "Süresiz nafaka yerine kadının geçimi devlet veya ailesi tarafından karşılanmalı" dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<br />
<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
​"Süresiz Nafaka" ile ilgili konuşan Av. Ömer Yüzgül, süresiz nafakanın doğru bir uygulama olmadığını, bunun yerine boşanan kadının geçiminin ya devlet ya da ailesi tarafından (TMK364)365) karşılanması gerektiğini söyledi.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"NAFAKA MESELESİ SORUN OLMAKTAN ÇIKARILMALI"</strong></span><br />
<br />
Toplumda on binlerce insanın mağduriyetine sebep olan ve uzun süredir kamuoyunda tartışılan "Süresiz Nafaka" konusu gündemdeki yerini korumaya ve hem çiftlerin hem de evliliklerden doğan çocukların mağdur olmasına sebep oluyor.<br />
Boşanma sonrasında mahkemelerin büyük çoğunluğunun kadının lehine süresiz olarak hükmettiği nafaka ile ilgili İLKHA muhabiri Nizamettin Aşkın'a konuşan Av. Ömer Yüzgül, nafaka meselesinin artık bu memlekette sorun olmaktan çıkarılması gerektiğini söyledi.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"SÜRESİZ NAFAKA ŞİDDET BAŞTA OLMAK ÜZERE TOPLUMDA BİR ÇOK SORUNA SEBEP OLUYOR"</strong></span><br />
<br />
Yüzgül, "Bugünkü uygulamada mahkemeler genelde polis aracılığıyla ekonomik ve sosyal durum adı altında bir araştırma yapıyorlar. Bana göre bu sağlıklı bir araştırma değil. Polis telefon ile veya bizzat çağırarak matbu bir evrak ile şahsın üzerine tapu var mı? Evi kira mı değil mi? Geliri varsa ne kadar gelire sahip gibi sorular sorarak ekonomik ve sosyal durum araştırması yapılıyor. Mahkemedeki hâkim buna dayanarak bir gün, bir ay bir yıl veya 50 yıl evli kalmış insanlar hakkında bir nafakaya hükmediyor. Bu nafaka ölene kadar veya nafaka alan eş evlenene kadar devam ediyor. Bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz. Birincisi; Kanunda nafakanın ömür boyu verilmesi yerine hâkim isterse süreli olarak verilmesine hükmedebilir ancak uygulamada istisnalar hariç hiçbir hâkim veya mahkeme nafakanın süreli olmasına hüküm vermiyor. Hepsi süresiz olarak nafaka verilmesine hükmediyor. Bu insanları mağdur ediyor, toplumda şiddet de dâhil birçok sorunun ortaya çıkmasına neden oluyor." dedi.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"TARAFLAR KARŞI KARŞIYA GELMEMELİ"</strong></span><br />
<br />
Boşanan taraflar arasında sorunların en aza indirilmesi adına tarafların nafaka tahsili için karşı karşıya gelmemeleri gerektiğini belirten Yüzgül, "Nafakanın tahsil edilmesi konusunda tarafların karşı karşıya gelmemesi için mahkeme nafaka verilmesine hükmettikten sonra nafaka alacaklısı alacağını devletten istesin. Devlet de nafakayı bir vergi alacağı gibi nafaka borçlusundan tahsil etsin. Mahkemeler süresiz veya süreli nafaka yerine bir kereliğine mahsus olmak üzere tazminata hükmetsin. Taraflar bu parayı ödeyince alacak da ilişki de bitsin, taraflar bir daha bir araya gelmesinler." diye konuştu.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"SÜRESİZ NAFAKA YERİNE MEDENİ KANUN ve İSLAM FIKHINDA OLAN ÇÖZÜM UYGULAMAYA KONULMALI"</strong></span><br />
<br />
İslam'a göre boşanan kadının eski kocasından iddet süresince (3 ay 10 gün) nafaka alabileceğini, sonraki süreçte ise geçiminin sağlanması yükümlülüğünün birinci derece akrabaları olan anne baba veya kardeşlerinin üzerine düştüğünü belirten Yüzgül, "Bunun çözümü Medeni Kanun'da var ama işletilmiyor. Medeni Kanun'un 364'üncü maddesinde de yoksulluğa düşmüş ve ekonomik olarak geçinemeyen şahısların mirasçılarına dava açıp nafaka talep etme hakkı var. Dolayısıyla bir eş bir gün, bir ay veya bir sene evli kaldığı kocasından boşandıktan sonra 50 sene gibi uzun dönem nafaka alması yerine boşandıktan sonra ailesinin geçimini üstlenmesi için bu maddenin işletilmesi gerekir. Bu uygulamanın daha adil olduğunu düşünüyorum. Boşanma davasından önce eşlerin bir psikoloğa gitmesiyle bir kısım evlilikler kurtarılabilir. Psikolog, aile danışmanı, imam gibi bir heyet aile ile görüşüp evliliğin kurtarılmasına vesile olabilir. Yuva yıkmak çok kolay ama yuva kurmak çok zordur. Eşler birbirinden ayrılıp kendi yollarına gidiyorlar ama geride yavrular kalıyor. Esas sıkıntıyı yaşayanlar, psikolojisi bozulanlar çocuklar oluyor. Çocuklar bu toplumun geleceğidir. Dolayısıyla sadece bugünü değil geleceğimizi de kaybediyoruz." şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Feb 2022 12:29:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/02/suresiz-nafaka-sorunu-cozulmeli-5470.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstanbul Sözleşmesine geri mi dönüldü?</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/istanbul-sozlesmesine-geri-mi-donuldu-81293</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/istanbul-sozlesmesine-geri-mi-donuldu-81293</guid>
                <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Rektörlüğü, Sürekli Eğitim Merkezi Müdürlüğü  sayılı “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği sertifika programı hk.” konulu yazısında Ankara ve çevresindeki kamu kurum ve kuruluşlarına İstanbul sözleşmesi çerçevesinde tartışmanın odağında yer alan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” konusunda eğitim çağrısı yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
Türkiye Aile Meclisi Sözcüsü Adem Çevik yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: <br />
Doç. Dr. T.B imzalı özkonusu çağrıda “Bilgi birikimini toplumla, kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör yanında sivil toplum kuruluşları ve bireylerle paylaşmanın daha nitelikli ve etkin yollarını araştırmakta ve bu doğrultuda ihtiyaç duyulan alanlarda sürekli eğitimler düzenlemektedir. Merkezimiz bu kapsamda, Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM) iş birliği çerçevesinde 12 mart - 11 haziran 2022 tarihlerinde toplamda 72 saatten oluşan "toplumsal cı̇nsiyet eşitliği sertifika programı"nı çevrimiçi canlı sanal sınıf ortamında gerçekleştirecektir” denilmektedir. <br />
<br />
Bilindiği gibi daha önce de Avrupa Yatırım Kalkınma Bankası EBRD ve KOÇ grubu sponsorluğunda Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Fatma Şahin tarafından tüm belediyelerde “TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ” KOMİSYONLARI ve ilgili birimler oluşturulması çağrısı yapılmıştı.<br />
Yazıda, 1 Mart tarihine katılacak personellerin isim ve kimlik bilgilerinin bildirilmesi isteniyor.<br />
Yazı Cumhurbaşkanlığından Bakanlıklara, Belediyelerden diğer kamu kuruluşlarına kadar bütün resmi kurumları kapsıyor.<br />
Bilindiği gibi “Toplumsal cinsiyet”, biyolojik cinsiyete karşı, LGBT/IQP+’ı da içine alan ve bu çevreleri “dezavantajlı kırılgan topluluk” kabul eden ve pozitif ayırımcılık yapılmasını öngören bir anlayışın ürünü. Anne-Baba, Dede-Nine, Amca-Hala, Dayı-Teyze gibi ailenin fertlerinin cinsiyet ayrılığını ifade eden isim ve sıfatlarla anılmasına karşı, bu kişileri din, ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetinden bağımsız birer BİREY olarak tanımlıyor. Bu anlamda daha önce kimlik kartı ve Pasaportlarda cinsiyet hanesine GENDER olarak tanımlanmaya başladı ve artık bu anlamda TransHumanizm anlayışı çerçevesinde GENOM olarak tanımlanıyor. İlahi dinler insanları kadın ve erkek olarak tanımlar ve buna müdahele Fıtrata karşı Şeytani bir müdahele olarak kabul edilir.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>SÖZLEŞMEDEN ÇEKİLDİĞİ AÇIKLANMIŞTI </strong></span><br />
<br />
Konu, daha önce, Türkiyede ilk kez, 81 ilde, gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak aleyhine açılan dava ile ayrıca gündem olmuş, ardından Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile İstanbul sözleşmesinden çekilindiği açıklanmıştı.<br />
8 Mart'ta Abdurrahman Dilipak’ın bu konu ile ilgili “AKP’nin Papatyaları” başlıklı yazısı ile daha önce tazminat davası karara bağlanmıştı ve 9 Mart'ta da İstanbul’da ceza davası görülecek. Davanın 8 Mart Kadınlar Günü'nden bir gün sonra görülecek olmasını da ilginç bir zamanlama olarak not etmek gerek.<br />
Öte yandan, bir yandan cinsiyetin değişkenliği ve akışkanlığı kabul edilirken, öte yandan  biyolojik cinsiyet esasına dayalı kadınlara yönelik pozitif ayırımcılık, ironik bir hal alıyor.<br />
KADEM’in “Toplumsal cinsiyet adaleti” tanımı da ayrı bir tartışma konusu oluyor. Toplumsal Cinsiyet LGBT+’ı ifade edince, İlahi dinlerin lanetlediği bir fiilin failleri arasında adalet sağlama iddiası da  toplumda tartışma konusu olarak gündemdeki yerini korurken, İngilizce ifadesi yasayla garanti altına alınan bir pozitif ayırımcılık uygulanırken, Türkçesi hayasızlık, edepsizlik, FUHŞİYAT, SAPKINLIK  ve ahlaksızlık olarak tanımlanırken, aynı zamanda  bu sıfatı kendileri için onur olarak kullananlar için kullanılması dava konusu olabilmekte ve davanın açılması için İstanbul sözleşmesine destek veren ve daha sonra da çekilme kararını veren partinin 81 il kadın kolları tarafından şikayetçi olunabilmektedir.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"BU İŞ BİTTİ DERKEN"</strong></span><br />
<br />
Biz bu iş bitti  artık Cumhurbaşkanlığı 2022/1 Aile Gençlik davasına sahip çıkılıyor sapkınlıkla mücadele ediliyor derken, İlahiyattan Diyanete, Oradan Şehid Ailelerine varana kadar Toplumsal Cinsiyet maskeli sapkınlık eğitimi verilmesi için bir devlet üniversitesi tarafından çağrı yapılmasını anlamak mümkün değildir.<br />
Bu çağrının geri çekilmesini, Merkezi Hükümet, yerel yönetimler, bağlı ve özerk kuruluşlardaki benzer yapıların tasfiye edilmesi ve bu yöndeki bütün faaliyetlerin durdurulmasını ve yurtdışı siyonist feminist terörist fonlardan beslenerek Türkiye'de terör ve casusluk faaliyetleri de yapan bu tür kuruluşların  kapatılmasını mal varlıklarının hazineye aktarılmasını sapkınlığın terör kapsamına alınmasını talep ediyoruz. Bu anlamda, İstanbul sözleşmesinin ve Lanzarote'nin neredeyse bütün hükümlerini havi yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelere dayalı, yönetmelik, genelge ve tamimlerin geri çekilmesini, oluşturulan birimlerin tasfiye edilmesini ve GRAVİO’nun varlığının sonlandırılmasını, beklenen , Nafaka, EYT:Erkenevlilikte Yaşa Takılanlar, 6284 nolu yasanın ıslahı, mal ortaklığı rejimin ıslahı, sapkınlık faaliyetlerinin terör kapsamına alınması, evlilik yaşına gelip evlenmeyenlere vergi iuygulanması ve evliliği teşvik için en az 100 ay evli kalmak şartıyla 100 gram altın değerinde hibe verilmesi, genç evliliğin teşvik edilmesi, anneliğin teşvik edilmesi, her ailenin sigortalı yapılması, kadın istihdamı yerine aile istihdamının öncelenmesi, tedip/terbiye hakkı ve aile reisliği kanunu, şehvet terörü teşhircilik müstehcenlik kanunu ile ilgili ve diğer bu konuda şikayet konusu olan uygulamalarla ilgili yasa değişikliklerinin bir an evvel çıkartılmasını AHLAK SEFERBERLİĞİ başlatılmasını istiyoruz. Aile mahkemelerinin ayrı binalarda olmasını, aile polisliği ihdas edilmesini, aile hakimlerinin, aile bakanlarının evli ve çocuklu olanlardan olmasını, kadın statüsü genel müdürlüğü gibi erkek statüsü genel müdürlüğü kurulmasını, 30 yıldır aile bakanlığı kadınlardan oluşuyor en az 30 yıl da erkeklerden oluşmasını veya eş bakan ihdas edilmesini temenni ediyoruz.<br />
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği'ni savunucusu bakan değil TCE maskeli sapkınlıkları GÖREN! Bakan!<br />
Seçime giderken, biz bu konuların takipçisi olurken, Media ve STK’ları, dini toplulukları bu konuda daha duyarlı ve aktif olmaya çağırıyoruz. AİLE ve GENÇLİK konusunda bu düzenlemelerin sebeb olduğu tahribatın bir an evvel önlenebilmesi  ve Ailemizi Neslimizi Devletimizi Korumak için, yasama, yürütme ve yargıyı acil göreve çağırıyoruz.<br />
Hiçbir başarı ve kazanım, kaybedilen aile ve genç nesillerin yerini dolduramaz." <br />
<br />
<br />
<br />
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Feb 2022 19:06:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/02/istanbul-sozlesmesine-geri-mi-donuldu-1189.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile Meclisi: Aile medeniyetimizin genetiğiyle oynandı</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/aile-meclisi-aile-medeniyetimizin-genetigiyle-oynandi-81256</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/aile-meclisi-aile-medeniyetimizin-genetigiyle-oynandi-81256</guid>
                <description><![CDATA[Aile Meclisi: İsviçre Medenî Kânunu kabulüyle Aile Medeniyetimizin Genetiğiyle Oynanmıştır! Aileye Fıtrata ve Allah'a savaş ilan edilerek Ailemizi Neslimizi Devletimizi Koruyamayız!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
Aile Meclisi Başkan Yardımcısı Hukukçu Mehmet Yaman: Medeni kanun medeni değil! mesajını yayınladı ve vefat etti.<br />
Türkiye Aile Meclisi Başkan Yardımcısı Hukukçu Mehmet Yaman, mevcut kanunların yeniden düzenlenmeye muhtaç olduğunu söyledi.<br />
Aile Meclisi Başkan Yardımcısı Hukukçu Mehmet Yaman: Medeni kanun medeni değil! <br />
17 Şubat 1926'da İsviçre'nin katolik ve laik bir kantonundan kopyala yapıştır yoluyla Türkiye'ye getirilen ve " Türkiye Aile Meclisi Genel Başkan Yardımcısı Hukukçu Mehmet Yaman, 1926 tarihli Medeni Kanunu'nun 96'ncı yıldönümü nedeniyle değerlendirmelerde bulundu.<br />
"Bugün 17 Şubat 1926 yılında Medeni Kanun kabul edilmiş. Bundan 20 yıl evvel, 8 Aralık 2001 yılında da bu Medeni Kanun bir takım değişikliğe tabi tutulmuştur. Bugünkü Medeni Kanun ile ülkemizde uzunca bir müddettir tarihi birikim, inanç ve ahlaki değerlerimizle, kültürel varlıklarımıza aykırı bir biçimde Batının netameli yasalarını sosyal ve aile kurumlarımıza uyarlamaya çalışan önemli bazı değişiklikler yapıldı. Kanunlarla da adeta bizim tarihi birikimlerimiz, inanç ve ahlaki değerlerimiz ötelenerek bunun yerine batıl Batı kültüründen esinlenerek meydana getirilen hukuk düzenlerinin yerleştirilmeye çalıştırıldığını görüyoruz." dedi.<br />
"Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse mahkeme yoluyla cinsiyetini değiştirebilir"<br />
8 Aralık 2001 yılında değiştirilen ve 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren yeni medeni kanunun bazı maddelerine dikkat çekmek istediğini belirten Yaman, "Allah-u Teâlâ'nın yarattığı bitkiler, hayvanlar ve insanlarla alakalı erkek ve dişi unsurlarıyla yarattığı tüm canlılarda eğer istiyorlarsa cinsiyetini değiştirebilirler demek suretiyle bizim inanç sistemimize aykırı bir anlayışı, Medeni Kanun'umuzun 40. Maddesine yerleştirmişiz. Medeni Kanun'un 126. maddesine göre küçükler yasal temsilcileri izniyle evlenebilirler diyor ama buna rağmen bugün velisinin iznine dayalı olarak resmi kurumdan aldığı evlilik cüzdanı elinde olmasına rağmen geç değil genç evlilik yapan gençler cezaevinde en az 10 yıl hapis cezası alarak yatıyorlar.  Medeni Kanun'un 126. Maddesinde küçüklerin yasal temsilcilerinin izni ile evlenebilmelerine müsaade ettiği halde ceza kanunumuzda bu suç haline getirilmiş. Ceza Kanunu'nda ki bu suçun ortadan kaldırılmasını ve Medeni Kanun'un 126. Maddesine uygun hale getirilmesini 64 yıldır uygulanan yaş kriterlerinin uygulanmasını genç evliliklerin bırak yasaklanmasını teşvik edilmesini teklif ediyoruz. Gazi Mustafa Kemal'in 33 yaşındaki babası evlendiğinde Zübeyde hanımefendi 13 yaşındaydı AliRıza Efendi bugün yaşasaydı tecavüzcüler koğuşunda 10 yıl zindan ile cezalandırılacaktı... Fuhuş zina teşhircilik ensest yasaklanmayıp çok eşlilik ve genç evliliğin yasaklanmasi fıtrata Allah'a harb ilanıdır" ifadelerini kullandı. <br />
"Ensest ilişkilerinin cezalandırılmasıyla alakalı ceza yasamızda yeterli bir madde yoktur"<br />
Açiıklamanın devamında Yaman, şunları aktardı:<br />
129. Maddesinde evlenme engelleri sayılmış. Evlenme engelleri içerinde alt soy ve üst soy kişilerle evlilik yasaklanmış. Ama aile içerinde bu yakın akrabalar arasındaki zinanın ensest ilişkilerinin cezalandırılmasıyla alakalı ceza yasamızda yeterli bir madde yoktur. Ve ceza yasalarımızda eksik bulunan bu hususun da madde ilave edilmek suretiyle ensest ilişkilere cezalandırılma maddesinin getirilmesini istiyoruz.<br />
"Medeni Kanununun 130. Maddesinde tek evlilik esası getirilmiş"<br />
Yaman, "Medeni Kanununun 130. Maddesinde tek evlilik esası getirilmiş. Ancak uygulamada bayan ve erkeklerin karşılıklı iradeleri ile herhangi bir zorlama olmaksızın kendi iradeleri ile bir araya gelip evlilik hayatı yaşamaları ve ortak ev arkadaşlığı partnerlik zina/fuhuş yapmaları serbest. Yani kişi evli ise ikinci bir kadınla ya da üçüncü bir kadınla tekrar evlilik hayatı kurup ayrı bir mekanda ortak ev arkadaşı olarak kalabiliyor. Ceza yasası buna müsait ve bu zina oluşturmuyor. Ancak bu birlikteliklerden oluşan çocuklar bu beraberlikten meydana gelen hukuk allak bullak edilmiş. Kadınlar Sahipsiz kalıyor ve bu birliktelikle ikinci evlilik ya da üçüncü evlilik dediğimiz bayanların ekonomik ve sosyal hakları garantiye alınmıyor. Bu konu ile de alakalı bir gelişimin Medeni Kanun'umuzda yapılması gerekli." şeklinde konuştu.<br />
"Kusurlu her kimse maddi tazminatı ödeyen erkek tazminatı alan da kadın oluyor"<br />
Nafaka ile ilgili de bilgi veren Yaman, "174. Maddesinde taraflar daha kusursuz ya da az kusurlu olmak kaydıyla maddi tazminat isteyebilir. Uygulamada taraflar yerine kadın alıyor. Maddi tazminatı ödeyen erkek tazminatı alan da kadın oluyor. Uygulamanın bu şekilde gelişmesini önleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor. Medeni Kanun'umuzun 175. Maddesinin birinci fırkasında ayrılmakla yoksulluğa düşecek olan taraf kusuru daha ağır olmamak şartıyla karşı tarafın maddi gücüne süresiz olarak nafaka isteyebilir. Bu uygulama da erkek aleyhine geliştiriliyor. Kadın erkekten daha ağır kusurlu olmamak kaydıyla süresiz nafaka isteyebilir ama hakim süresiz nafaka kararı vermek zorunda değil ama süresiz istediği için hakim de süresiz olarak nafakaya karar veriyor. Yargıtay da bunu süresiz olarak kabul ediyor. Oysa bu, iki açıdan mevzuatımıza aykırıdır. Anayasamızın 17. Maddesi diyor ki; 'Herkes yaşama maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Asgari ücret ile çalışan bir erkeğe nafaka olarak verilen bazı kararlar var ki aldığı askeri ücretinin iki-üç katı nafaka ödemek ve bunu da ömür boyu ödemekle yükümlü tutuluyor. Süresiz nafaka ve yoksulluk nafakasını çözüm TMK 364' ve 365. maddede var üst ve alt soy 'yardım nafakası' ödemekle yükümlü maddesini işletirsek arabuluculuk da yapmış oluruz ve boşanmaları engelleyebiliriz. Ayrıca nafakanın her çeşidini ödeyemeyen kimselerin yerine devlet ödemeli durumu iyileşince tahsil edilmelidir" dedi. <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"ANAYASADA NAFAKA YÜKÜMLÜSÜNÜN KUSURU ARANMAZ"</strong></span><br />
<br />
Nafakanın anayasanın 17. Maddesine aykırı olduğunu ve asgari ücretli birinin nafaka verme konusunda zorlanacağını, bu durumun maddi ve manevi hayatını etkileyeceğini söyleyen Yaman, "Bu anayasanın 17. Maddesine aykırı bir biçimde 175. Maddenin birinci fırkası yanlış olarak uygulanıyor. Bu maddenin ikinci fırkasında 'Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz' diyor. Yani bir erkek nafaka ödemeye mahkum edilirse 'Kusursuz dahi olsa nafaka öder' diyor. Oysa aynı maddenin birinci fırkasında kusuru daha ağır olmamak şartıyla nafaka isteyebilir diyordu. Yani 175. maddenin 1.fırkasıyla ikinci fırkası birbiri ile çelişik ve maalesef uygulamada erkeklerden ayrılma bahtsızlığı yaşayan kadınların ömür boyu erkeklerden nafaka almak gibi bir kanuni kazanımı oluşuyor ki bu da hem inanç sistemimize aykırı hem de anayasanın 17. Maddesine aykırı olmakta. Bâtıl batıdan Katolik isviçre'den aldığımız kanunlar  da bile nafaka bir yıl ile sınırlı Anne/babanın tedip terbiye hakkı var ve ailenin reisi baba idi mal ortaklığı rejimi zorunluluğu vb fıtrata hukuka aykırı yasalar CEDAW ve feministlerin dayatması ile yapılan yeni medeni kanun eskiyi aratır durumda Bunların değiştirilmesi ıslahı fıtrata inancımıza hukuka uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Elestirdigimiz İsviçre Türk Medeni Kanunu'nu arar hale geldik " ifadelerini kullandı.<br />
Son olarak Yaman, "Doksanalti yıl önce Bugün 17 Şubat itibariyle İslam Şeriatı kaldırıldı Mecelle  Aile hukuku çöpe atıldı. mevcut Medeni Kanun'da meydana gelen uygulamalardan ve tatbikatlardan kaynaklanan yanlışlıkları ve eksiklikleri bir kere daha ortaya koyuyoruz. Özellikle inanç, ahlak ve fıtrat yasalarına uygun mevzuat değişiklerinin yukarıda söylediğimiz biçimde sağlanmasını ve Devletin Dini İslam olmasını Uluslararası Sözleşmelerin, Anayasa ve yasaların İslam'a Kur'an hükümlerini uygun olmasını teklif ediyoruz. ki Ailemizi Neslimizi Devletimizi koruyabilelim" diye konuştu.<br />
t.me/basinaciklamasi t.me/milliirade t.me/SectikleriniDenetle t.me/AileHaklari<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>MÜCAHİD MÜCADELECİ MEHMET YAMAN VEFAT ETTİ</strong></span><br />
<br />
Aile Meclsinden yapılan açıklamada: "Mücahid ve mücadele ruhlu, hayat dolu ve pek çok vasıfları bünyesinde barındıran Mehmet YAMAN'ın vefatından büyük üzüntü duyduk. Rabb'im merhametiyle muamele eylesin, makamı cennet, derecesi âlî olsun, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz." denildi. <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>Mehmet YAMAN Kimdir?</strong></span><br />
<br />
25 Aralık 1946 yılında Konya Bozkır ilçesinin Kovanlık köyünde doğdu. 16 Şubat 2022'de yukarıdaki mesajı hazırladıktan sonra vefat etti. Küçük yaşlarında, 9 çocuklu bir ailenin ferdi olarak, Konya merkezine taşındı.<br />
Türkçe, Kuran-ı Kerim, Osmanlıca ve Arapça derslerinin temelini, 4 padişah görmüş, Galiçya, Azerbaycan ile Kurtuluş Savaşlarına katılmış bir eski Osmanlı Müderrisi bulunan, Babası Hatip Abdullah Efendi’den aldıktan sonra Konya’da bir müddet hafızlık ve medrese öğrenciliğini yaptı. Sırasıyla Konya İmam Hatip Okulu, Konya Erkek Lisesi ve Konya Kız Öğretmen Okulu’nu bitirerek, Ankara Gazi Eğitim Enstitülüsü Fransızca Bölümü ve Ankara Hukuk Fakültesinde eğitim gördü.<br />
3 yıllık Y.S.E. İdaresi memuriyetini müteakip, ilk ve orta dereceli okullara toplam 8,5 yıllık öğretmenlik yaptıktan sonra, çok sevdiği öğretmenlik mesleğine son vererek, 38 yılı aşkın bir süre de hâkimlik ve noterlik mesleklerini kapsayan hukuk alanında hizmet vermeye başladı ve böylece, ülkemizin çeşitli yörelerinde, toplam 49.5 yıllık kamu hizmetinde bulunduktan sonra, yaş tahdidinden emekli oldu. Ardından Ankara Barosuna kayıtlı Avukatlık yaptı. <br />
Sosyo-kültürel alanda pek çok etkinliklere katıldı. 1960’lı ve 1970’li yıllarda birçok dernek ve vakıfların kuruculuğu, başkan ve yönetim kurulu üyeliklerde bulundu.<br />
Dünya Aile Birliği, Türkiye Aile Birliği, Türkiye Aile Meclisi, SEDE Seçtiklerini Denetle, Adalet Platformu ve Kurtuluş Kuran'da Cemiyeti Genel Başkan Yardımcılarından ve kurucularından Mehmet Yaman Türkistan Birliği Derneği Genel Başkan Yardımcısı idi.<br />
Son yıllarda ise, Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Şube kuruculuğu, Trafik Fahri Müfettişleri Derneği kurucu ve onursal genel başkanlığı yanında, halen Ankara merkezli faaliyette bulunan İLESAM, İnternet-medya , Bilişimciler Federasyonu (İMEF), Uluslararası Eğitim ve Sanat Eserleri Derneği kurucu (USEDER), Memur Dernekleri Federasyonu, Eğitim Gönüllüleri Derneği, Anadolu Geleneksel El Sanatları Derneği Genel Sekreterliği, Uluslarası Anadolu Kültür ve San’at Derneği (ANKUSAT), Anadolu Eğitim ve Araştırma Derneği, Türk San’at Musikisi, Ehl-i San’at Dostları, Dost-Yar gibi kuruluşların kuruculukları ve üyelikleri ile, sosyo-kültürel bazlı ülke çapında hizmetler yapan bazı dernek ve vakıflarla, çeşitli düzeylerde ilişkiler içinde bulundu.<br />
Çeşitli televizyon ve gazetelerde, toplumsal ve sosyal içerikli programlara katıldı ve çeşitli yazılarla, araştırma konuları yayınlandı.<br />
Bingöl Gazetesi, Adana- Medya Yenigün - Aksaray-Ankara ideal Haber ve Haber 111 gibi internet gazetelerinde, inceleme ve makaleleri yayınlandı.<br />
Ud, kanun, ney ve bendir gibi Türk San’at Musikisi enstrümanlarıyla amatör olarak uğraştı ve bazı T.S.M. korolarıyla özel meşk meclislilerinin organize ve müdavimliğini yaptı.<br />
Türkân – Seher Yaman ile evli; Fatih, Önder, Seyit Gazi, A.Vehhab ve Ayşe adlarında beş çocuk babasıydı.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>ESERLERİ:</strong></span><br />
<br />
1.İnsanlarımız Temel Hak ve Özgürlüklerimizin Ne Kadar Farkındalar? (1999), <br />
2.Temel Hak ve Hürriyetlerimiz Açısından Türkiye Nereye Gidiyor? (2001),<br />
3.Temel Hak ve Hürriyetlerimiz Açısından Türbana Bakış (2002), <br />
4.Biraz da Düşünebilir miyiz? (2003), <br />
5.Ülkemizi Çevreleyen Tehlikeler (2005), <br />
6.Alternatif Bir Bakışla Atatürk (2006), <br />
7.Alternatif Bakışla Atatürk İlke ve İnkılapları (2007).<br />
8. İnanç Değerlerimiz Işığında Aile Hukuku<br />
9. İnanç Değerlerimiz Işığında İstanbul Sözleşmesi<br />
10. Mücadeleciler Mücadele Birliği]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Feb 2022 16:14:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/02/aile-meclisi-aile-medeniyetimizin-genetigiyle-oynandi-1873.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Aile Meclisi: Aileyi çökerten yasa kaldırılmalı!</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-aile-meclisi-aileyi-cokerten-yasa-kaldirilmali-81171</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-aile-meclisi-aileyi-cokerten-yasa-kaldirilmali-81171</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Aile Meclisi Başkan Yardımcısı Yunus Emre Altuntaş: "Şiddeti arttıran 6284 sayılı kanunuyla uygulanan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” maskesiyle sapkın LGBT/İQP’lilere pozitif ayrımcılık teşviki akıl tutulmasıdır." dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<br />
<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
Türkiye Aile Meclisi Başkan Yardımcısı Yunus Emre Altuntaş,  6284 sayılı kanun hakkında açıklamalarda bulundu. <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>AİLEYİ KARŞILIKLI GÜVEN AYAKTA TUTAR!</strong></span><br />
<br />
Eğitimci Yazar, Türkiye Aile Meclisi Genel Başkan Yardımcısı Yunus Emre Altuntaş "İstanbul Sözleşmesi kalktı; fakat sebebi olduğu kanun halen yürürlükte. 6284 sayılı kanun kadına yönelik şiddetin sebeplerine değil sonuçlarına odaklanıyor. Böyle olunca da sorunun bir parçası haline geliyor. Aileyi ayakta tutan asıl unsur karşılıklı güvendir. Bu kanun aileyi kuran fertler arasındaki dengeyi bozarak güvenin yerine zorlayıcı bir unsur olarak cezayı getiriyor. En ufak sarsıntıda aileden çok kanun devreye giriyor ve sonuçta çiftler birbirine yabancılaşıyor. Alınan tüm tedbirler çaresizliğe terk edilen diğer tarafı şiddete sürüklüyor. Geleneksel aile yapısı içinde eş-dost-akrabanın arabuluculuğu ortadan kalktıkça boşluğu dolduran kanunun soğuk yüzü cinayetleri tetikliyor. Kanun kadınları şiddetten fiili olarak koruyamadığı gibi dolaylı olarak şiddeti kışkırtıyor. Bu kafayla devam ederse daha çok şiddet ve cinayet göreceğiz"<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>ÇOK YIKICI BİR HAL ALDI!</strong></span><br />
<br />
"Yürürlüğe girdiği 2012 yılından bu yana aile içi cinayet oranlarının beş kat arttığını göz önüne aldığımızda durumun vahameti sanırım daha iyi anlaşılır. Diğer ilginç bir istatistik ise 2020 yılına ait. TÜİK verilerine göre salgının etkisiyle evlere kapanan ailelerde boşanma oranları 13,8 düşüş göstermiş. Demek ki aileyi kuran çiftlere zaman tanındığında ve iletişim imkânı sağlandığında sorunlar çözülebiliyor. Milletimizin dini, ahlaki ve kültürel yapısına ters olan 6284 sayılı kanun mekanik/determinist yapısıyla önleyici olmaktan çok yıkıcı bir hal alıyor. Aynı kanunun “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” adı altında LGBT’li bireylere pozitif ayrımcılık yapması ise işin başka bir yönü."<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"6284 SAYILI KANUN AİLEYİ ÇÖKERTİYOR"</strong></span><br />
<br />
"Velhasılı kelam toplumu sağaltması, iyileştirmesi ve daha da huzurlu hale getirmesi için çıkarılan Avrupa kaynaklı 6284 sayılı kanun milletimizin temel taşı olan aileyi çökertiyor. Hem de bu muhafazakâr olduğu bilinen bir iktidar döneminde yapılıyor. Ne denir ki, güneş tutulması değil bu bir akıl tutulması! Tez zamanda 6284 kaldırılarak yerine milli değerlerimizle örtüşen yeni bir kanun ihdas edilmelidir. Geç olmadan, ayağımızın altındaki halı kaymadan!" ifadelerini kullandı. <br />
<br />
<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/images/files/2022/02/6208f43a2c9e8.jpg" style="width: 600px; height: 200px;" />]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Feb 2022 14:57:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/02/turkiye-aile-meclisi-aileyi-cokerten-yasa-kaldirilmali-7964.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırış: Karma eğitim sistemi kaldırılmalı!</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kiris-karma-egitim-sistemi-kaldirilmali-81089</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kiris-karma-egitim-sistemi-kaldirilmali-81089</guid>
                <description><![CDATA[ Türkiye Aile Meclisi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Şemsettin Kırış, karma eğitim sisteminin kaldırılması gerektiğine işaret ederek, gençlerimizde deizmin artmasının asıl sebebi 18 yaşına kadar karma zorunlu eğitimdir, dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
 Türkiye Aile Meclisi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Şemsettin Kırış, deizmin yayılma hızını ekileyen faktörleri anlattı. Kırış: Karma liselerde Milli Eğitim’in temel metinlerde “dindar nesil” hedefinin geçmemiş olması ve verilen din eğitimindeki ruhsuzluk da deizmi beslemektedir. Fulbright, Lanzarote, Cedaw ve İstanbul sözleşmeleri gibi uluslararası metinlerin gölgesinde yetiştirilen bir gençliğin deizm dışında bir seçeneği tercih etmesi kolay değildir. Çünkü eğitim sistemi, hukuk, medya ve ekonomi, deizmi desteklemektedir. Gençlerde “dindar nesil” olma arzusunu canlandırmadan sürdürebilir sağlam aile yapısı beklentisinde bulunmak ham hayaldir. Gençlerde evlenme yaşının belirsizliği ve dinin kabul edebileceği meşru cinselliğin imkânsıza yakın zorluğu deizm eğilimini artırmaktadır." dedi. <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"BÖYLE BİR TUTUMU DİNİN KABUL ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL"</strong></span><br />
<br />
Psikanalizle ilgili çalışmalar dindarlığın doğasının cinsellik ile de ilgili olduğunu ortaya koymuştur. Gençlerimiz için cinsel hayat aslında ergenlik ile beraber başlamaktadır. Bunu en geç 15 yaş olarak kabul ederseniz değerlendirme daha kolay olur. Zorunlu eğitime göre her genç 18 yaşına kadar okulda tutulmak zorundadır. Okullarda özellikle öğrenci kıyafetlerinde büyük bir değişim yaşanmıştır. Eskiden kıyafet disiplini vardı, öğrencilere forma giydirilebiliyordu. Şimdi öğrenciler için en yaygın kıyafetin ne olduğunu anlamanız için balet giysisini zihninizde canlandırmanız yeterlidir. Kız öğrenciler için de erkek öğrenciler için de en yaygın giysi balet giysisine en çok benzeyen giysi haline gelmiştir. Psikanalitik açıdan baktığımızda bu giysi, hem kız öğrencileri için hem erkek öğrenciler için yoğun bir cinsel baskı demektir. Bunun yanı sıra gençler sınırsız sayıda görsel ve sanal cinsel içeriğe muhatap, bununla birlikte dinin kabul edebileceği fiilî cinsellik imkânsıza yakın zorlaştırılmıştır. Ülkemiz şartlarında ortalama bir evliliğin 25-30 yaş aralığında gerçekleşmesi söz konusu olabildiğinden dinin kabul edebileceği bir cinsel hayatın zorluğu ortadadır. Gençlerde evlenme yaşının belirsizliği ve dinin kabul edebileceği meşru cinselliğin imkânsıza yakın zorluğu deizm eğilimini artırmaktadır. Bazıları, din karşılıklı rızaya dayalı cinselliği kabul ediverse sorun çözülmüş olacak diyebilir. Böyle bir tutumu dinin kabul etmesi mümkün değildir. Bu durumda deizm fiilen devreye girmektedir. “Manevi değerlere saygılıyım, din karşıtı değilim ama özellikle kadın erkek ilişkileri ile ilgili dinin koyduğu sınırlara uymak zorunda değilim” şeklinde özetlenebilecek bir söylem söz konusu olabilmektedir. Gencimizin karşısındaki tek seçenek karşılıklı rızaya dayalı cinselliktir. Bunu dînî açıdan bir yere oturtmak mümkün değildir.  <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>KARMA ve ZORUNLU EĞİTİM KALDIRILMALI</strong></span><br />
<br />
Türk Milli Eğitimi 18 yaşına kadar kız ve erkek çocuklarını karma olarak okulda tutma üzerine kurgulanmıştır. Buna karşılık 2023 eğitim vizyonunda okullar, “millî ve manevi erdemlerle birlikte yaşam becerilerinin içselleştirildiği mekânlar” olarak gösterilmiştir. Planlanacak ilk eğitim vizyonunda okullar, “dinimizin helal ve haram saydığı şeylerin bilgisi ile bu bilgilerin nasıl hayata geçirileceğinin öğretildiği mekânlar” olarak tanımlanmalı ve karma ve zorunlu eğitim kaldırılmalıdır. <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>KIRIŞ, DEİZMİ DESTEKLEYEN HUSUSLARI ŞÖYLE SIRALADI: </strong></span><br />
<br />
Okullarda verilen din ve din bilimleri eğitiminin içeriği ile ilgili deizmi destekleyen hususlar da şunlardır:<br />
Hz. Peygamber’i vahye muhatap olmakla kalmamış, örnek bir hayat yaşamış bir insan olarak anlatmak yerine akıl ve zekâsıyla bedevileri çekip çevirmiş bir “uyanık adam” olarak gösteren din eğitimi ya da din bilimleri tahsili deizmi beslemektedir. <br />
“Hz. Peygamber’in Kuran dışı bir mucizesi yoktur, mucizelerin tamamını hurafe, uydurma, efsane şeylerdir” söylemine dayalı din eğitimi ya da din bilimleri tahsili deizmi beslemektedir. <br />
Dini akıl ile eşitleyen söylem deizmi desteklemektedir. Dini akıl ile eşitlediğinizde ruhu kalmaz, deizm kendiliğinden gelir. Dinin iki kaynağı olan kitab ve sünnetin akıl ile değiştirilebilirliğini savunanlar deizmin sebebini başka yerde aramak yerine kendilerine ayna tutmalıdırlar. Nitekim dini rasyonelleştiren söylemle yazılmış kitapların gençlere okutulması deizmi azaltmamaktadır. Çünkü deizm bir entelektüel sancı sorunu değil, dine uygun olmayan ortamlarda dinin icaplarının uygulanması ve sosyalleşmenin biçimi ile ilgili bir sorundur. <br />
Hz. Peygamber’in birinci kuşak takipçileri olan sahâbe-i kirâmı gözden düşüren söylemler deizmi desteklemektedir. <br />
İslamî ilim ve kültür mirasının günümüze ulaşmasında emeği geçen âlimleri gözden düşüren söylemler deizmi desteklemektedir. <br />
Müslümanları yeryüzünün en sefil insanları olarak gösteren söylemler deizmi desteklemektedir. Ahlakı dinden ayırıp kendi ahlakına bakmadan Müslümanların ahlakı üzerine yargılarla dolu söylem üretimi deizmi desteklemektedir. <br />
Müslümanların geri kalmışlığı iddiası üzerinden ümmet düşmanlığı da deizmi desteklemektedir.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>DEİZMİN ASIL NEDENİ NEDİR?</strong></span><br />
<br />
Netice itibariyle şunu söylemek istiyoruz. Deizmin asıl nedeni eğitimin temel amaçlarıyla ilgili devletin resmi belgelerinde “dindar nesil yetiştirmenin” bir hedef olarak gösterilmeyip manevi erdemli gençlikle yetinilmiş olmasıdır. Uygulama değil bilgi temelli, öğretmekten çok sorgulama kisvesi altında kurcalama ve şüphe uyandırmaya dayanan bir din eğitimi de deizmi destekleyen alt yapının tuzu biberi olmaktadır. Karma ve zorunlu 18 yaşına kadar eğitim kaldırılmalı, din bilgisi ve din bilimleri eğitimi ruhsuzluktan kurtarılmalıdır. <br />
<br />
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Feb 2022 13:57:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/02/kiris-karma-egitim-sistemi-kaldirilmali-8288.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toplumsal Cinsiyet ve Ötesi  </title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/toplumsal-cinsiyet-ve-otesi-80920</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/toplumsal-cinsiyet-ve-otesi-80920</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Aile Meclisi Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Şemsettin Kırış: Toplumsal Cinsiyet TCE/GENDER  Maskeli Fıtratla İnsanlıkla Allah ile Savaşmak Akıl Tutulmasıdır" dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Türkiye Aile Meclisi Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Şemsettin Kırış'ın Toplumsal Cinsiyet ve Ötesi hakkında yazdığı yazı şöyle:   <br />
<br />
İslam’a göre “hak” sadece hürriyet değil aynı zamanda sorumluluk demektir. Hak kelimesinin etimolojisinde sadece bir fiili yapabilme hürriyeti bulunmamaktadır. Kur’an’da haberdar olduğu bir vasıyeti gizlemeyip insanlara duyurma işinde bulunmak bir hak olarak nitelendirilmiştir. (Bakara 2/180) Vasiyet bir hak ise bu hakkı saklamamak, açığa vurmak ve gereğini yerine getirmek sorumluluktur. Hz. Peygamber’in hadislerinde de “hak” kelimesi sadece hak değildir, aynı zamanda ödevdir, sorumluluktur. Sahip olduğumuz bir hakkı kullanırken bile sorumluluk hissi taşıyarak bu işi yapmamız gerekir. Mesela bir hadiste Müslümanın Müslüman üzerinde hakkı beştir denir. Bu beş hak şunlardır: Verilen selamı almak, aksırıp Allah’a hamd edene “yerhamükellah” demek, davete icâbet etmek, cenazesinde hazır bulunmak. (Buhârî, Cenâiz, 2; Müslim, Selâm, 4) Müslüman bir toplumda herkes birbirine karşı şu beş şey yapmaktan sorumludur. Bu mesele içtimâî bir meseledir. Ben senin hakkına riâyet ederim sen de benim hakkıma riâyet edersin. İkimizde aynı toplumun birbirine karşı sorumluluk taşıyan fertleri oluruz. Hak kelimesinin hadislerde sorumluluk anlamında kullanıldığı başka örnekler de var. Mesela bir hadiste akşam karanlığına kalmış yolcunun, karanlıkta yola gönderilmeyip misafir edilmesi, misafir eden açısından da hak olarak nitelendirilmiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, XXVIII, 416) Bir Müslüman kardeşini karanlıkta yola göndermiyorsun, onu tehlikeye atmıyorsun. Misafir ediyorsun, sen de onun durumunda olabilirdin. Hadise göre bu sadece yolcu için değil misafir eden açısından da haktır.  <br />
<br />
Sorumluluk duygusunun alındığı hak bilinci, değişim yaşamaya mahkûmdur. Bu değişimin gönül dünyamızı hatta inancımızı ve akidemizi de etki alanına almayacağı garantisi bulunmamaktadır. Modernleşme sürecinde insan hakları teorisinden yola çıkıldı kadın haklarına gelindi, oradan da toplumsal cinsiyet eşitliği söylemine gelindi. İçinde sorumluluğun bulunmadığı “hak teorisi” bu sonucu doğurmuştur. <br />
<br />
Bu yazımda toplumsal cinsiyet eğitimlerinde kullanılan bazı söylemler üzerinden bir tahlilde bulunmak istiyorum. Bu söylemlerin dini açıdan incelenmesi gerekir. “Erkek, cinsel kimliğini seçebilir” ve “kadın, cinsel kimliğini seçebilir” cümlelerini birleştirerek bir cümle haline getirip değerlendirmesini ondan sonra yapacağız. Bu söylemi “cinsiyet insanın kendi tercihidir” cümlesi ile ifade edebiliriz. Bütün bunları irdeledikten sonra “bütün cinsiyetlere karşı tarafsız olmak gerekir” cümlesinin ne anlama geldiği üzerinde duracağız. Bazıları toplumsal cinsiyet eğitimini “kadınlara daha iyi davranın” eğitimi olarak anlıyor. Hâlbuki toplumsal cinsiyetin çıkış noktasına baktığınızda bu fikrin kökenine indiğinizde karşınıza bir hayat tasavvuru, dünya görüşü ve zihniyet çıkıyor.<br />
<br />
Mesele keşke kadınlara daha iyi ve nazik davranmadan ibaret olsaydı. Ortada bir zihniyet dönüşümü ve bunu anlamamıza yardımcı olacak sembol değeri taşıyan cümleler var. Tercihe dayalı cinsiyet/gender meselesini anlatmadan toplumsal cinsiyeti anlatmak, gerçekleri de saklamaktır. Tercihe dayalı cinsiyetin kanunla korunması Allah’ın belirlediği ya da doğuştan gelen cinsiyeti hukuksuz kılmaktadır. Cinsiyet artık bir tercih meselesi ise “anne” ve “baba” kavramlarını sözlükten çıkaracak mıyız? Cinsiyet artık bir tercih meselesi ise anne ne anlama geliyor, baba ne anlama geliyor? Tüm değerlerimize savaş açılıyor, içimizde bu durumun farkında olmayanlar var, üstelik bu çok vahim olayı “canım ne zararı var, kadınlara biraz daha nazik davranırsınız olur biter” gibi söylemlerle geçiştirenlerimiz var. Bireyin tercihine dayalı cinsiyet meselesini anlatmadan sözde dini delillerle toplumsal cinsiyeti anlatmak hakikati yansıtmamaktadır.  <br />
<br />
Toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisi esas itibariyle cinsiyetin insanların tercihi olduğu düşüncesine dayanıyor. Bu düşünce/dogma, modern bir hurafedir. Bu ideoloji, pagan temelli bir yaklaşıma dayanmaktadır. Pagan yaklaşımı tarihte etkisi görülmüş bir cereyan olarak görmek yanlıştır. Sanal âlemde yapılacak küçük bir araştırma bile kendini pagan olarak niteleyen sivil toplum örgütlerinin hiç te az olmadığını gösterir. Kendini pagan olarak niteleyen küresel ölçekte sivil toplum kuruluşlarının temel fikri, bireysel tercihi dini olsun dünyevi olsun tüm değerlerin üstünde tutmalarıdır. Bu yaklaşımın temelinde insanların tüm tercihlerinin birbiriyle eşitlenmesi ve insana ait tüm bireysel tercihlerin saygıya layık ve meşru kabul edilmesi yatmaktadır. Dini tercihlerin dahi bireyin tercihi olarak kabul edilmesi problemli bir alandır. Din dahi bireyin tercihi olduğu için saygı görmüş oluyor. Dine uygun hayat ilahi bir tercih statüsü elde edemiyor. Aslında bu durum, âciz olan insanın tercihi ile Azîm olan Allah’ın irâdesinin eşitlenmesinden başka bir şey değildir. Hayatımı ben belirlerim diyen neler söylemiş olmaktadır? “Bedenim benimdir” cümlesi “bedenime ben hükmederim” anlamına gelmiyor mu? Oysa kelime-i şehâdet Allah’ın bedenimize ve hayatımıza hükmetmesinin kabulüdür. Biz bu sözleri söylemekle, Allah’ın her şeyimize hükmetme yetkisine sahip olduğunu da göstermiş ilan etmiş oluruz. Din bizim ferdî tercihimiz değil, Allah’ın bizim üzerimizdeki seçimi/tercihidir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği felsefesi “bireysel tercihi” bir kült haline getirdi. Kimse icat edilmiş bu kült/kutsala dokunamıyor. Beşerî münasebetlerde herkes, bu kutsala(!) atıfta bulunuyor. Din Allah’ın insanlardaki tercihidir, O’nun emrettikleri ve yasak ettikleridir. O’nun istediklerini tutarak yaşamak, dindarlıktır. Mesela O emrettiği için hayvanlar gibi çıplak gezmeyiz. O öyle emrettiği için meşru evlilik dışı yollar aramayız. <br />
<br />
Toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisinin mazisi o kadar eskiye dayanmıyor. Cedaw’ın 18 Aralık 1979 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilmiş 30 maddelik metninde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramı geçmez. Somut olarak tanımlanmaya muhtaç “ayrımcılık” kavramı da Cedaw metninde “dışlama” veya “kısıtlama” gibi somut olmayan kelimelerle ifade edilmiştir. (Madde 1) Ekonomik şiddet, cinsel şiddet, psikolojik şiddet kavramları da Cedaw’ın ana metninde yer almamaktadır. Nefret suçu da modern bir tanımlamadır. Somut olmayan şeylerin de suçun tanımına girmesi hukuka güveni artırmaz. Bu kavramlar hukukun temel kabulleri zorlanarak sonradan icat edildi. Bir nevi hukuk, değişime uğratıldı. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramı ilk defa Joan Wallach Scott’in 1986 yılında yayınlanan “Gender: A Useful Category of Historical Analysis/ Cinsiyet: Yararlı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi” başlıklı makalesinde geçmiştir. Cedaw komitesi ilk defa 1992 yılında toplumsal cinsiyet temelli şiddet kavramını telaffuz etmiştir. (19 nolu tavsiye kararı) Kadın hakları savunusu ne oldu da toplumsal cinsiyet eşitliği savunusuna dönüştü? Bu bir isim değiştirme midir, yoksa içerik de değişmiş midir? Kanaatimize göre içerik de değişmiştir ve insanların büyük kısmı bu değişikliğin farkında değildir. İçerik, dini açıdan da risk taşıyan bir şekle bürünmüştür. Kadın haklarını savunduğunu iddia eden ve bugün web sitelerinin büyük bir kısmını Toplumsal Cinsiyet’e ayıran sivil toplum örgütleri, 1986 öncesinde böyle bir kavramı dahi bilmiyorlardı. Bu konunun iç dinamiklerle yürümediğini dış dinamiklerle yürüdüğünü anlatmaya çalışıyorum. Beşinci kol faaliyeti yapılıyor, insanların zihni ile oynanıyor. Bu konuda tekerlek, ünlü bir şarkı sözünde dile getirildiği gibi “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” kabilinden yürümektedir. Bu konuyu hararetle savunanların büyük kısmı neyi savunduklarının farkında değildir. Kadın haklarından yola çıkmışsınız “gender” savunucusuna dönüşmüşsünüz. Toplumsal cinsiyet eşitliğine inanmanın pratikteki anlamı gender eşitliğine inanmaktır. Ama gender sadece kadınları kapsamıyor ki eşcinsellik dâhil başka cinsiyet tercihlerini de kapsıyor. İşin içine “gender” girerse içerikte değişim kaçınılmaz olur. Bu kelime bireysel tercih temelli cinsiyet anlamına kullanılmaktadır. Cinsiyeti bireysel tercih temeline oturtursanız amentünüz zarar görür. İtikadınız, dünya görüşünüz değişim yaşamış olur. Bireysel tercihi kutsarsanız, zinayı, eşcinselliği ve kürtajı da meşru görmüş olursunuz. Oysa bunların dini açıdan haram olduğu hususunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. <br />
<br />
“Toplumsal cinsiyet eşitliğine inandım, tüm cinsiyetlere karşı tarafsız olduğumu ilan ederim” cümlesi bir âmentü/kredo metnidir. Bu cümle toplumsal cinsiyet ideolojisinin olmazsa olmazıdır. Toplumsal cinsiyetin felsefesine inananlar bu cümleyi söylemeden geçemezler. Tüm söylemlerinin temelinde bu cümle bulunmaktadır. Biz diyoruz ki lütfen açık olalım, bu bir âmentü/kredo metnidir. Burada bir nevi gerçekler gizlenerek formalite yerini bulsun kabilinden etkinlikler yapılmaktadır. Uluslararası sistem bize bu eğitimi dayatmış. Biz de “kadınlara iyi davranma eğitimi” şeklinde anlarız olur biter demekle olmuyor. Size dayatılan şey, pagan karakterli bir düşünceye dayanmaktadır. Bireysel tercihi mutlak doğru sayan bir kabul söz konusudur. Kendini Allah ile eşitleme söz konusudur. Bireysel tercihini Allah’ın tercihiyle eşitleme hatta üstün görme, bir tür paganizm değil midir? Bu cümleyi telaffuz etmekle insanların bireysel tercihlerini kutsamış olursunuz. Allah’ın bizdeki tercihine saygıyı yok saymış olursunuz. Mesela eşcinselliği ve evlilik dışı ilişkiyi saygı duyulması gereken bir tercih olarak kabul etmiş olursunuz.<br />
<br />
Kur’ân’ın 109. sûresinde geçen “sizin dininiz size, benim dinim bana” cümlesini “sizin tercihleriniz size benim tercihim bana” şeklinde anlayabiliriz. İnsanın yaptığı tercihler hayatına şekil vermektedir. Kurtubî (ö. 671/1273), bu âyetin “bizim amellerimiz bize sizin amelleriniz size” âyetini (Kasas 28/55) hatırlattığını ve manasının “siz dininizden râzı iseniz biz de dinimizden râzıyız” demek olduğunu belirtmiştir. (Tefsîru’l-kurtubî, XX, 229) Toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisi ile amaçlananın “siz kendi dininizden razı olduğunuz gibi biz de hem kendi dinimizden hem de sizin dininizden razıyız” diyebilecek bir zihinsel ve ruhsal dönüşüm olduğu açıktır. Son otuz yılda yaşadıklarımız, bu âyeti daha iyi anlamamıza vesile olmuştur. Benim tercihim, Allah’ın bendeki tercihinin kabulüne dayanmaktadır. Benim tercihim, insanın tercihlerinin dokunulmaz sayılmamasına dayanmaktadır. Benim tercihim, insan üzerinde tek söz sahibinin Allah olduğu tezine dayanmaktadır. Müslüman, kürtajın, eşcinselliğin, ölçüsüz ve sınırsız cinsel ilişkinin meşrulaştırılmasına, kanunla koruma altına alınmasına râzı olabilir mi? Toplumsal cinsiyet eşitliği süreci, bunların hepsine “rıza metni oluşturma” sürecidir. Cinsiyetin insanlar tarafından belirlenmiş bir tercih olduğunu belirtmeden toplumsal cinsiyeti anlatmaya geçemezsiniz. Bu hususu atlayarak konuyu anlatamazsınız. Bu hususu atlayıp konuyu “kadınlara daha iyi davranma eğitimine benzeyen bir etkinlik” gibi gösteremezsiniz, kimi kandırıyorsunuz? Anlattığınız şeyin en temel tarafını atlayarak konuyu çarptırıyorsunuz. <br />
<br />
Toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisinin tevhid ile uzlaşabilir tarafı bulunmamaktadır. Dinimizi saklayarak bir yere varamayız. Aşağıda Kur’ân’da yer alan bazı âyetleri aldım. Bu âyetler reddedilmeden “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” ideolojisi kabul edilemez. Spekülasyon olması diye âyet tercümelerini özellikle Diyanet Kur’an Yolu meâlinden aldım. Bu hususu da özellikle belirtmek isterim: <br />
<br />
“Erkek de kız gibi değildir” (Âl-i İmrân 3/36) <br />
<br />
 “Beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.” Nisâ 4/3. <br />
<br />
“Evlâtlıklarınızı babalarının soyadlarıyla anın. Bu Allah katında adalete daha uygun bir davranıştır.” (Ahzâb 33/5)<br />
<br />
“Boşanan kadınlar kendi başlarına (evlenmeksizin) üç âdet süresince beklerler.” (Bakara 2/228)<br />
<br />
“Erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar.” (Nisâ 4/34) diyor. <br />
<br />
“Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder.” (Nisâ 4/11)<br />
<br />
“Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur.” (İsrâ 17/32)<br />
<br />
“Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da insanlar arasından erkeklerle mi beraber oluyorsunuz? Doğrusu siz haddini aşan bir kavimsiniz!” (Şuarâ 26/165)<br />
<br />
“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin” (En‘âm 6/151) <br />
<br />
Fakirlik korkusuyla çocuklarınızın canına kıymayın! (İsrâ 17/31)<br />
<br />
“Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri, gizli dost tutmamaları şartıyla ve ailelerinin de izniyle onları nikâhlayın, mehirlerini de âdete uygun olarak verin.” (Nisâ 4/25)<br />
<br />
Yukardaki âyetlerde neler var? Toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisine uymayan pek çok konu var. Hangisinden başlayalım ki? En azından şunları söyleyebiliriz. Allah’ın dini zinayı eşcinselliği, kürtajı yasaklamaktadır. Oysa toplumsal cinsiyet eşitliği söylemine göre bunların hepsi bireysel tercihtir ve saygı duyulması gerekir. Şu cümleleri söylemenin anlamı ve değeri giderek artmaktadır: Ben Allah’ın tercihlerine aykırı hiçbir tercihe saygı duymuyorum. Benim dinim bunu emrediyor. Farklı bir söylem geliştirirsem dinim zarar görür. Âmentü’m zarar görür. Ben Âmentü’mü kaybetmek istemiyorum. <br />
<br />
Doç. Dr. Şemsettin KIRIŞ<br />
Türkiye Aile Meclisi Genel Başkan Yardımcısı, Kastamonu il Başkanı<br />
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Feb 2022 10:09:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/02/toplumsal-cinsiyet-ve-otesi-1285.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğan: 90 yıl önce kara bir gündü!</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/dogan-90-yil-once-kara-bir-gundu-80899</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/dogan-90-yil-once-kara-bir-gundu-80899</guid>
                <description><![CDATA[D. Mehmet Doğan: "90 yıl önce, Türkçe ezan okutulması kara, kapkara bir gündü" dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
Yazar D. Mehmet Doğan, 90 sene evvela ezanın Türkçeleştirilmesi sonucu bir yazı kaleme aldı. <br />
<br />
İşte D. Mehmet Doğan'ın Türkiye Yazarlar Birliği'nde gösterilen o yazısı: <br />
<br />
Süleyman Nazif, İstanbul’u işgal eden İtilaf devletlerinden Fransa’nın işgal kuvvetleri kumandanı general Franchet d’Esperey’in 8 şubat 1919’da İstanbul Fatih’ine nazire mahiyetinde bir kır atın üzerinde Beyoğlu’ndan zafer alayı ile geçmesini seyrettikten sonra bir makale yazmıştı: Kara bir gün!<br />
<br />
Hadisat gazetesinin 9 Şubat 1919 günkü nüshasında yayınlanan bu yazı İstanbul’un işgaline gösterilen en güçlü yazılı tepkilerden biridir.<br />
<br />
<strong>İşgal güçleri İstanbul’da neler yaptılar?</strong><br />
<br />
Ciddi bir çatışma olmadı. Tek silahlı saldırı “Şehzadebaşı baskını” olarak bilinen, 1920’de 16 Mart sabahı bir İngiliz müfrezesinin Şehzadebaşı’nda 10. Kafkas Tümeni ve Mızıka Takımının koğuş olarak kullandığı binaya saldırarak istirahat halindeki askerlerimizin üzerine ateş açmasıdır. Dört kişi oracıkta, bir yaralı da daha sonra şehid olmuştur. Bu zaten işgal altında olan İstanbul’un ikinci işgalinin kanlı bir safhasıdır. Yine aynı gün Osmanlı Meclisi’nin kapatılmasına matuf olarak Mebusan Meclisi’ni basmışlar, bazı İttihatçıları Malta’ya sürmüşlerdir.<br />
<br />
Neticede İstanbul Meclisi kapanmış, Ankara’da Meclis toplamanın yolu açılmıştır.<br />
İşgalcilerin İstanbulluların dinî hayatına müdahale ettiklerine dair bir bilgiye sahip değiliz. Camiler, medreseler, tekkeler açık kalmış, Kur’an, ezan yüzlerce yıl olduğu gibi okunmaya devam edilmiştir.<br />
<br />
Eğer böyle bir şey vaki olsa idi, yani doğrudan dine veya dinî sembollere müdahale edilse idi; mesela medreseler, tekkeler kapatılsa, Latin harflerine geçmeye zorlansak, camilerde türkçe Kur’an veya ezan okutulmaya kalkışılsa, din öğretimi yasaklansa idi, en şiddetli tepkinin Anadolu’da Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa’dan geleceğinden şüphe edilmezdi. Nitekim, Paşa İstanbul’un işgali üzerine 17 Mart 1920’de “Âlem-i İslâma beyanname” yayınlamış ve bu beyannamede İstanbul’un işgalinin “saltanatı Osmaniyeden ziyade makamı Hilafette istiklâllerinin istinatgâh-ı yegânesini gören bütün âlem-i İslâm’a râci” olduğu ifade edilmiştir. Yani: “İstanbul’un işgali Osmanlı saltanatından çok Hilafette istiklâllerinin tek dayanağını gören bütün İslâm dünyasına yöneliktir.” Beyannamenin devamında “Hilafet makamını esaret altına alarak 1300 seneden beri payidar olan ve sonsuza kadar zeval bulmayacağından şüphe olmayan hürriyet-i İslâmiye hedef seçilmektedir” cümlesine yer verilmektedir.<br />
Aradan 12 yıl geçmiştir…Peki ne değişmiştir de dine ve dinin sembollerine karşı böyle bir harekat yürütülmektedir?<br />
<br />
<strong>Bayrak ve ezan: Değişmez semboller!</strong><br />
<br />
Bayrak şimdi yalnızca millî bir sembol olarak bilinmekle birlikte esasen dinî bir semboldür. Hilâl en azından Haçlı seferlerinden beri İslâm’ın sembolü olmuştur. Ebced hesabında Allah ism-i celili ile aynı rakama tekabül ettiği için, Müslümanlar bayraklarına Allah lafzını yazmak yerine hilâli timsal olarak koymuşlardır. Hilâlin yanına konulan yıldız ise, Muhammed isminin üslûplaştırılmış şeklidir. Müslümanları temsil eden Osmanlı bayrağı Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı olarak benimsenmiştir.<br />
<br />
Ezan da dinî bir sembol olmakla beraber, aynı zamanda millî bir mahiyeti haizdir. Nitekim, Mehmed Âkif İstiklâl Marşı’nda, yani millî marşımızda, ezana atıfta bulunmaktadır<br />
O ezanlar ki şehadetleri dinin temeli<br />
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.<br />
<br />
Cumhuriyet’ten sonra bayrağı değiştirme yönünde bazı düşüncelerin olduğu biliniyor, fakat bunlar düşüncede kalmıştır. Bu köklü timsalimiz başımızın üstünde eskiden olduğu gibi dalgalanmaya devam etmiştir. Bayrağın şekline müdahalede bulunmak da düşünülmemiştir, hatta bu suç sayılmıştır. Son yıllarda görülen bayrağın üzerine Atatürk resmi koymak gibi bazı tuhaflıklar Bayrak Kanunu’na açıkça aykırıdır.<br />
Nasıl bayrak değiştirilemezse, ezana da dokunulmaması gerekir. Dinî mahiyeti bilinen bayrak türkleştirilmeye kalkışılmadığı gibi, ezanın da türkçeleştirilmesi gibi bir hata işlenmemeliydi.<br />
<br />
Ezanın değiştirilmesi uygulamasının başlangıcını bu yüzden milletimiz için “kara” değil “kapkara” bir gün olduğu kanaatindeyiz.<br />
<br />
<strong>“Dinî inkılâb”ın ilk zirvesi: Türkçe ezan!</strong><br />
<br />
1932 yılının ocak ayında, ki aynı zamanda ramazandır, “Dinî inkılâp” olarak ilan edilen bir operasyon başlatılmıştır. Başlangıçta bazı hâfızların “Türkçe Kur’an” denilen metinleri okumaları buyrulmuş, küçük camilerde başlatılan uygulama selatîn camilere doğru yaygınlaştırılmıştır. İşin nereye varacağı başlangıçta belli değildir. Ramazanın sonlarına doğru, 30 ocak günü gazeteler sürmanşetten “Bugün Fatih camiinde ikindi ezanı türkçe okunacak” haberini vermişlerdir. Aynı günün gazetelerinde Sultanahmet’te türkçe mukabele yapıldığı haberi yer almaktadır.<br />
<br />
Bu “kapkara gün”ün kara haberi gazetelerde neden daha önce verilmemiştir? Muhtemelen gelişebilecek bir halk tepkisinden çekinilmiştir.<br />
<br />
Neden Fâtih Camii seçilmiştir? Çünkü İstanbul Fatihi’nin armağanı bu sembol yapı dinî ilimlerin merkezi olan Fatih Medresesi ile bir külliye teşkil eder. Ve Fatih semti Müslüman İstanbul’un merkezi olarak kabul edilir.<br />
<br />
Ertesi gün, 31 Ocak tarihli gazetelerde “türkçe ezan”ın haberi yer almaktadır: “İlk türkçe ezan dün Fatihte okundu.”<br />
<br />
Bütün gazetelerde aynı başlığın yer alması, operasyonun “yukarı”nın talimatı ile yapıldığını göstermektedir. Haberin nasıl verileceği bile yukarıdan tesbit edilmiştir. Habere göre, ezan Fatih meydanını dolduran halk tarafından alâka ile dinlenmiş. Haber resimlidir ve resmin alt yazısında şu ibare vardır: “Hafız Rifat bey türkçe ezan okurken.”<br />
Haber metninde, Hafız Rifat Beyin sesinin gür olduğu halde minarenin yüksekliği ve rüzgârın fazlalığı yüzünden bazı noktaları iyi işitilmemiş, “ezanın daha yüksek okunması rica edilmiş, halkın bu ricası isaf olunmuştur (yerine getirilmiştir)” denilmektedir. Ezanın tekrarlanması halinde duyulacağı iddiası, şartlar değişmediğine göre, pek makul görünmüyor. Muhtemelen tekrar okunarak halkın dikkati çekilmek istenmiştir.<br />
Aynı gün gazetelerde, “Gazi Hz. nin Hafız Sadettin (Kaynak) Beye ihda (hediye) ettikleri türkçe Kur'anı kerim” haberi yer almaktadır. Bu “Türkçe Kur’an” Diyanet İşleri’nin 1924’de hatalı bularak reddettiği Cemil Sait’in tercümesidir.<br />
<br />
22 Ocak’da Yerebatan veya Yeraltı camiinde Hafız Yaşar’ın “Türkçe Kur’an” okumasıyla başlayan operasyon, Fatih Camii’nde “Türkçe ezan” okunarak zirveye ulaştırılmıştır. Türkçe ezan bir süre gayri nizami uygulandıktan sonra Diyanet İşleri’nin genelgesi ile mecburi hale getirilecektir.<br />
<br />
<strong>“Türkçe ezan”ın ilk hâli şudur:</strong><br />
<br />
Allah büyüktür<br />
Tanrıdan başka tapacak yokdur<br />
Ben şahidim ki Tanrım büyüktür<br />
Nebi Muhammet, Allah rasulü<br />
Ben şahidim ki o Haktan geldi<br />
Ey dinleyenler, gelin namaza!<br />
Ey işitenler koşunuz felaha<br />
Allah büyüktür<br />
Tanrıdan başka tapacak yokdur<br />
<br />
<strong> “Felah”ın Türkçesi yok mu?</strong><br />
<br />
Daha sonra “Türkce ezan”da bazı değişiklikler yapıldığı anlaşılmaktadır. Baştaki Allah adı çıkarılmış, “Tanrı” konulmuştur (Tanrı uludur), nebi ve rasül çıkarılmış elçi konulmuştur. Bunlar yapılırken “felah” kelimesi değiştirilmemiştir. Bunun Türkçesi “Kurtuluş” olmalıdır. Kurtuluş kelimesinin kullanılmama sebebi olarak ise 1929 yangınına kadar adı Tatavla olan semtin adının Kurtuluş’a çevrilmesi gösterilmektedir. Bu semtte daha çok Rumlar otururdu. Asıl sebep, “kurtuluş” kavramının liderle birleştirilmesi olmalıdır. Çünkü o “kurtarıcı”dır, hatta “büyük kurtarıcı”! Bu yüzden başka bir “kurtuluş” sözkonusu olamaz. O zaman kelime türkçe olacağına arapça kalsın!<br />
<br />
Dört Türk askerinin hayatını kaybetmesi, onunun yaralaması ile sonuçlanan bu baskın, İstanbul’un işgalinin en ibret verici olaylarından biri olarak tarihe geçmiştir.[1] Baskının İstanbul halkına dehşet havası vermek için yapıldığı düşünülür. Karakol Cemiyeti kurucularından olan tümen komutanı Kemalettin Sami Bey’i alıkoymak için yapılmış olması da muhtemeldir.<br />
<br />
<br />
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Jan 2022 20:11:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/01/dogan-90-yil-once-kara-bir-gundu-8786.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çevik: 2022 yılı ilk genelgesini önemli buluyoruz!</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/cevik-2022-yili-ilk-genelgesini-onemli-buluyoruz-80883</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/cevik-2022-yili-ilk-genelgesini-onemli-buluyoruz-80883</guid>
                <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, Basın ve Yayım Faaliyetleri hakkında Genelge yayımladı. Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, yayımlanan genelgeyi yorumladı. Çevik: "Adalet Bakanlığında değişiklik yapıldığı bir günde yayınlanan Cumhurbaşkanlığının 2022 yılı ilk genelgesinin Aile, Çocuk ve Gençlikle ilgili olmasını önemli buluyoruz" dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Basın ve Yayım Faaliyetleri hakkında Genelge yayımladı. Genelgede toplumun temel değerlerine vurgu yapılarak, yıkıcı etkileri bertaraf edecek adımlın atılacağı, aile ve çocuk dostu yapımların teşvik edileceği belirtildi.<br />
Basın ve Yayım Faaliyetleri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Resmi Gazete'de yayımlandı.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>TEDBİR ALMAK ELZEM OLDU </strong></span><br />
<br />
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan genelgede, dijitalleşme çağında kitle iletişim araçlarının sunduğu imkanlardan en iyi şekilde yararlanılmasını temin etmek ve olası zararlı etkilerinden korunmak için gerekli tedbirleri almanın elzem hale geldiği belirtildi.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"GENELGENİN AİLE, ÇOCUK VE GENÇLERLE İLGİLİ OLMASINI ÖNEMLİ BULUYORUZ"</strong></span><br />
<br />
Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, yayımlanan genelge hakkında önemli açıklamalarda bulundu.  Çevik: "Adalet Bakanlığında değişiklik yapıldığı bir günde yayınlanan Cumhurbaşkanlığının 2022 yılı ilk genelgesinin aile, çocuk ve gençlikle ilgili olmasını önemli buluyoruz. Bugün aynı zamanda 3 aylara doğru Misak-ı Millinin yıl dönümüdür.  Aynı şekilde “Basım ve yayım” faaliyetlerinden söz edilirken, sosyal medya ve digital medyaya atıf yapılması da önemli. Zaten genelge aile, çocuk ve gençlerin yanlış medya içeriklerinden korunmaları ve haklarını ihlal eden uygulamalarla mücadele edilmesi” konusunda Anayasanın 41 ve 58. Maddesine atıf yapıyor"<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"SORUNLAR HALA ÇÖZÜM BULMUŞ DEĞİL"</strong></span><br />
<br />
Anayasa ile koruma altına alınan aile, çocuk ve gençlik, öte yandan Uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmelere dayanarak çıkartılan yasalar, yönetmeliklerle çelişmektedir. İstanbul Sözleşmesi, Lanzarotte, CEDAW ve benzeri sözleşmeler, bunların ek protokollerine dayalı uygulamalar, toplum hayatında, yargıda ciddi sorunlara sebeb olmaktadır. Biyolojik cinsiyete alternatif olarak geliştirilen toplumsal cindiyet kavramının GENDER şeklinde Kimlik kartlarına ve Pasaportlara işlenmesini genelgenin mantığı ile anlamak ve açıklamak mümkün değildir. Bugün İnternet medyası büyük ölçüde uluslararası bir etki ve baskı gücüne sahiptir. İstanbul Sözleşmesi ve Lanzarotteden kaynaklanan sorunlar hala çözülmüş değildir. Eğitimden kaynaklanan sorunlar çözülmüş değildir. Geleneksel medya, sosyal medya, ve gelmekte olan yeni medyadaki temel sorunlar, teknolojiye dayalı olarak kökü dışarıda olması sebebi ile ve ülkemizde, bu anlamda temel altyapı maalesef kurulamadığı için kontrol dışı olarak büyümekte ve moda tabiri ile Kültür Emperyalizminin Truva atı olarak giderek hergün daha kontrol dışı bir şekilde baskısını ve ağırlığını hissettirmeye devam etmektedir. Bu konu giderek bir milli güvenlik sorunu haline gelmektedir. Bu global tehdt bir siber güvenlik tehdidini de beraberinde getirmektedir. Starlink, 5G, Akıllı ev ve şehir projesi, otonom sistemler, nesnelerarası iletişim, İnsan ve hayvanların Chiplenmesi, MetaVerse, Otonom sistemler, insansız hava, kara, deniz sistemleri giderek insan için gibi görünmesine rağmen insana karşı bir tehdit haline gelmektedir. Siborg yapay zekanın teslim aldığı insanı, ruhsuz Klonoid yapay insanı ifade etmektedir. Bu Great Resetçiler bir yandan Biyolojik insanı, öte yandan kendi ifadeleri ile Din, ahlak, gelenek, cinsiyetle birlikte Tanrıyı tedavülden kaldırmak istemektedir.. İklim sözleşmesi ile başlayan süreçte ülkelerin politik kararlarını yapay zekanın vermesi, sanal paranın, eski para sisteminin yerini alması, insanın yerini humanoidlerin alması, Avatar tenkonolojisi ile, insanın kendisini kopyalaması sanal olarak kopyalaması ile yeni bir dünyanın inşası hedeflenmektedir."<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"YASA VE YÖNETMELİKLER AYNEN DEVAM EDİYOR"</strong></span><br />
<br />
İstanbul sözleşmesi Kasım 2011 de mecliste kabul edildi. Mart 2021 de Çekilme kararı verildi. Yaklaşık bir yıl oldu, herşey yerinde duruyor. Bize sözleşmeden çekildik deniyor. Birileri de sözleşmeden çekilseler de bütün maddeleri yasada mevcut deniyor. Yasa ve yönetmelikler aynen devam ediyor. Sözü edilen Ankara kriterleri bir türlü gerçek olmadı. Ne süresiz nafaka, ne çocuk haczi, ne erken evlilik, ne kadının şahidliği gibi konularda bir iyileştirmeye gidilmedi. Lanzarotteye göre 14 yaşındaki bir çocuk evlenemez ama cinsel yönelim ve deneyimle bir tercihde bulunabilir.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"MUHALEFET ELEŞTİRİ KONUSU EDECEK"</strong></span><br />
<br />
Çevik son olarak: "Görünen o ki, bu genelge özellikle basın üzerinde bir idari denetim anlamına, sansüre kapı aralayacağı iddiası ile muhalefet kesimlerinde eleştiri konusu edilecektir. Maalesef sadece basın değil, kültür ve sanat perdesi altında her türlü ahlaksızlık meşrulaştırılma çabasındadır. Alkol, kumar, fahişelik ve diğer türevleri pozitif ayırımcılığa tabi hale getirilmiştir. Onun için mücadelenin hattı müdafa değil sathı müdaha şekilde yapılması, sathın ise hayatın bütün alanlarında, müdafayı hukuk ve kuvvai milliye, Misak-ı Milli anlayışı ile bir seferberlikle mümkün olacaktır ve bu konu en acil konuların başında gelmektedir. Kuşkusuz def-i mazarrat celb-i menafiden öncedir, ancak aynı zamanda doğru olanın teşvik edilmesi de kaçınılmazdır. Erdoğan, kamu kurum ve kuruluşlarından açıkça basına sansür uygulanmasını istiyor. Oysa bu genelge açıkça Anayasa'ya aykırı. Çünkü Anayasa'nın 28. Maddesi'nde basın özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin gerekçeler arasında “milli ve manevi değerlere aykırı yayınlar" yok." ifadelerini kullandı. <br />
<br />
<br />
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Jan 2022 22:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/01/cevik-2022-yili-ilk-genelgesini-onemli-buluyoruz-4206.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ezanın Yasağının kaldırılışın 72. yıl dönümü</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/turkce-ezan-in-90-yildonumu-80876</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/turkce-ezan-in-90-yildonumu-80876</guid>
                <description><![CDATA[Ezan Yasağının 90'ncı, kaldırılışının ise 72. yıl dönümü nedeniyle Adalet Platformu tarafından basın açıklaması yapıldı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
CHP’nin halkın gözünde mahkum edilmesinin sebeplerinden biri olarak gösterilen; ezanın Türkçe okutulmasının 90. yıl dönümünde basın açıklaması yapıldı. <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"ALAH'A SAVAŞ AÇANLARI LANETLİYORUZ"</strong></span><br />
<br />
Basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "İnsanlığın 'Kurtuluş Çağrısı Ezan, bundan 1400 yıl evvel 15 Haziran 622 yılında ilk ezan Bilali Habeşi tarafından okundu. Ezan bundan 90 yıl önce bugün ikindi namazına davet ve kurtuluş çağrısı için Fatih Camiinde ve Tüm Türkiye'de diyanet emriyle tek parti CHP diktatörlüğü dayatmasiyla Ezana Kur'an'a millete ve Allah'a savaş ilan edilmiş oldu. 3 Şubat 1932'de bir Kadir Gecesi'nde Ayasofya Camiinde Türkçe olarak okundu ve 18 Temmuz 1932'de yasaklandı. 18 yıl uygulanan bu yasak 16 Haziran 1950'de Ârif Nihat Asya'nın öncülüğünde Menderes ve arkadaşları tarafından kaldırıldı. Bugün Çin işgalindeki Türkistan'da da ezan yasak ve Hilâfet merkezinde ki Ayasofya'da ise 87 yıldır namaz kılınamıyordu. Ezan, Kur'an, Cami yasaklayarak millete ve Allah'a savaş açanları lanetliyoruz bu yasakları kaldıranları kaldırtanları şükran ile minnetle anıyoruz."<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"EZAN YASAKÇILARINI LANETLİYORUZ"</strong></span><br />
<br />
"Rabbimiz Bakara Süresi (114) Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik var, âhirette de onlar için büyük azap vardır.  Bakara 45.  ayette; “şüphesiz ki namaz/ezân Allah'a saygısı olmayanlara münafıklara ağır gelir.”<br />
 CHP’nin tek parti diktatörlüğü döneminin, laiklik dayatmasıyla İslamı sosyal hayattan tecrit etme politikalarının yeni bir göstergesi olan ve 18 yıl boyunca uygulanan Arapça ezan yasağının CHP Diktatörlüğü tarafından uygulanışının 90’ncı yılında Ezan yasakçılarını lanetliyoruz. Millet İradesini canları pahasına savunan şehitlerimize ve dirilerimize Allahdan mağfiret rahmet ve Allah'dan şefaat diliyoruz."<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"MİLLET NEZDİNDE KARŞILIK GÖRMEDİ"</strong></span><br />
<br />
"CHP Genel Başkanı Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanlığı döneminde genelge, İsmet İnönü döneminde ise kanunla yasal zemin kazandırılan yasak, millet nezdinde hiçbir karşılık görmemiş ve ardında sadece acı ve zulüm bırakmıştı"<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>AĞIR CEZALAR </strong></span><br />
<br />
"Toplum nezdinde hiçbir karşılığı olmayan bu uygulamaya Anadolu’nun birçok şehrinde<br />
tepki gösterilerek ezan aslî haliyle okunmaya devam edilmişti. Müslümanlar'a yönelik zulüm çarklarının günden güne hızlanarak döndüğü CHP diktatörlüğü döneminde, tarihler 4 Şubat 1933’ü gösterirken müftülüklere gönderilen genelgede; ezanın mutlaka Türkçe okunması gerektiği, okumayanların kat’i ve şedid bir şekilde cezalandırılacakları bildirildi. Söz konusu bu genelge, 8 yıl boyunca Türkçe ezanın dayanağı oldu. Mustafa Kemal’in ölümü sonrasında cumhurbaşkanlığını ele geçiren Diktatör İsmet İnönü ise 1941 yılında çıkardığı kanun ile Türkçe ezan dayatmasına yasal zemin kazandırdı"<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>‘HAYDİ KURTULUŞA’</strong></span><br />
<br />
"Ezan-ı Muhammedî’deki bütün ifadeler CHP Diktatörlüğü tarafından Türkçe’ye tercüme edilirken yalnızca bir kelimeye dokunulmamıştı. Türkçe’ye ‘kurtuluş’ olarak tercüme edilebilecek ‘felâh’ kelimesi olduğu gibi bırakılmıştı. Kemalist rejimin bu çekincesi, ezanı Türkçe olarak okumak istemeyen Müslümanlar'a minarelerden ‘Haydin Kurtuluşa’ dedirterek, namazın bu zulümden kurtuluş olarak anlamlanmasının önüne geçilmek<br />
istendiği şeklinde yorumlanmıştı. 18 sene boyunca süren Türkçe ezan zulmü uygulaması ile milletin yaptığı ibadette ne denildiğini anlaması için uygulandığı iddia edilmişti. Ancak hiç Türkçe bilmeyen Kürt ve Araplar’ın yoğunlukta yaşadığı ilçe ve köylerde neden Türkçe ezanın zorunlu olduğu sorusu hiçbir zaman cevap bulamadı"<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>EZANI EVLERİNDE ARAPÇA OKUYANA BİLE CEZA VERİLDİ!</strong></span><br />
<br />
CHP Diktatörlüğü tarafından dayatılan Türkçe ezanın uygulama alanı yalnızca camilerle sınırlı değildi. Evlerinde namaz kılanların dahi Arapça ezan ve kamet okuması yasaklanmıştı. Bu sebeble binlerce müsüman, devlet tarafından 3 ay hapis ve 200 lira para cezası, hatta 4 kat gibi çeşitli cezalara çarptırılmıştı.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>İŞGALCİLER BİLE YASAKLAMADI</strong></span><br />
<br />
Türkçe ezan dayatmasının bir garabeti de kendisini Hatay’da göstermişti. 23.6.1938’de Hatay’a giren Türkiye ordusunun ilk icraatlarından birisi İslâm diliyle okunan ezanları Türkçe’ye çevirmek oldu. Hatay Cumhuriyetine mensub Müslümanlar, Fransız işgal ordusunun bile yasaklayamadığı ezanı Türkiye’nin yasaklamasını hiç anlayamadı. 2010 yılında TSK Ezan andıçı ile 27 Nisan ve 27 Mayıs Darbelerinin cezasız kalması hainliktir...<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>CHP GİTTİ KURTULUŞ ‘FELÂH’ GELDİ</strong></span><br />
<br />
30 Ocak 1932’de başlayan Türkçe ezan dayatması, 1950 yılının Haziran ayında Adnan Menderes önderliğindeki Demokrat Parti’nin tek başına iktidara gelmesi ile son buldu. Demokrat Partili Arif Nihat Asya ve 12 arkadaşının hazırladığı kanun ile dayatılan Türkçe ezan yasağını değil, uygulamadaki Arapça ezan yasağını kaldırdı. İlk ezanı ikindi vakti Beyoğlu Ağa Camiinde Geredeli Tahsin Hoca okudu. Böylece isteyen istediği dilde ezanı<br />
okuyabilecekti ancak 72 yıldır Türkiye’deki Müslümanların tek tercihi, tüm İslam coğrafyasında olduğu gibi Ezan-ı Muhammedî’nin asli dili olan Arapça oldu.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>15TEMMUZ'DA FETÖ İŞGALİNİ EZAN DURDURDU!</strong></span><br />
<br />
15 Temmuz NATO/PKK/FETÖ işgal girisiminin başarısız olmasının en büyük sebebi Ezan ve saladır. 15 Temmuz işgalini başaramayanlar insanlığın son kalesi aile kurumunu eşcinsellik teşviki Toplumsal cinsiyet eşitliği TCE/GENDER CEDAW, 18 Temmuz 2011'de bakanlar kurulunun onayladığı Lanzarote, 1947'de imzalanan FULBRİGHT ile ifsat ederek gençliği mankurtlaştırıyorlar. Tahrim surresi 6. ayet önce “aileni koru” emrine uymalı. #ÖnceAİLEyi korumazsak Yarın ezan okuyacak ve ezan çağrısına uyacak gençlik bulamayacağız ailenin korunması bir milli güvenlik ve varoluş SAVAŞIMIZDIR  beka meselesidir İstanbul Fethinin sembolü Ayasofya ibadete açanlara Ezan/Kuran yasağını kaldıranlara dua teşekkür ederiz. 1 Temmuz 2021'de resmen çekildiğimiz İstanbul Sözleşmesinin ve 24Temmuz 1985'de onayladığımiz CEDAW Sözleşmesi prokollerinin dayatmalarına ve fitne savunucularina dur denilmelidir. İnsanlığın ve âilenin geleceği için; TCE Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Toplumsal Cinsiyet Adaleti adı altında eşcinsellik teşviklerinin resmi kurumlar ve Türkiye Belediyer Birliği eliyle teşvik edilmesi  Ayasofya'ya SAPIK/Eşcinsel  imam istemek manasına gelmektedir... Hilafet paralarıyla kurulan İŞ Bankdaki CHP Hisseleri Diyanete devir edilmelidir. Akıl mantık dışı 5816 kaldırılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>HESABIN VERİLECEĞİ BİR GÜN VAR!</strong></span><br />
<br />
1939 tarihli TCK’nun bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin yapılan müzakereler sırasında, Arapça ezan ve kamet okuyanların, Arapça harf yazanlar ve şapka giymeyenlerin cezalandırılması konusu gündeme gelse de bu düzenleme, 2 Haziran 1941 tarihinde çıkarılan 4055 sayılı kanunla TCK’nun 526. maddesine hayata geçirilmiştir..<br />
Herkesin, hepimizin yaptığı işlerin, söylediği sözlerin ve yapması söylemesi gerekirken yapmadığı işlerin, söylemediği sözlerin hesabının verileceği bir gün var! Ve insanların sebeb oldukları işlerin hesabının sorulduğu bir gün var! Allah (cc) herşeyi hakkı ile gören, duyan, bilen ve hüküm sahibi olandır. Ki O, aklımızdan, kalbimizden geçenleri de bilmektedir! <br />
<br />
<br />
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Jan 2022 16:32:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/01/turkce-ezan-in-90-yildonumu-9314.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adem Çevik&#039;den TBMM&#039;ye çağrı!</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/adem-cevik-den-tbmm-ye-cagri-80840</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/adem-cevik-den-tbmm-ye-cagri-80840</guid>
                <description><![CDATA[Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik: “145 yaşına giren Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin İstanbul’daki Meclis-i Mebusan binası Misakı Milli Müzesi olmalı” diyerek çağrıda bulundu. 
]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA </strong></span><br />
<br />
Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik yaptığı açıklamada, “Ülkemizin Kuruluş Beyannamesi olan Misakı-Milli 28 Ocak 1920'de Meclis'te imzalanan ve 17 Şubat 1920'de ise Meclisi Mebusan kürsüsünden tüm dünyaya ilân edilen Kabataş'daki Bina Misakı-Millî Müzesi olsun” dedi.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>ÇEVİK, ÖNERİSİNİ AÇIKLAYARAK TBMM’YE ÇAĞRI YAPTI</strong></span><br />
<br />
Çevik açıklamasının devamında “23 Nisan 1920 de Ankara'da açılan Meclis'te İstanbul’daki Meclisi Mebusan Milletvekillerinden 174 kişi mevcuttu. İstanbul ve Meclisi Mebusan işgal edildiği için çalışamayan Lozan Sözleşmesi’ni kabul etmeyen İstanbul Meclisi 12 Nisan da fiilen çalışmalarına son değil ara verdi. Meclisi Mebusan’da çıkarılmaya çalışılan içki yasağı kanunu 23 Nisan'da Ankara'da Meclisin açılışında devam etti. Tarihte demokratik ilk Meclis olarak biliniyordu. Milletin iradesinin tecelligahı Büyük Türkiye Meclisi 16 Nisan 1923'te fesh edilerek millete ilk darbe yapılmış oldu. Son 300 yılında çok darbeler görmüş olan Türkiye 'de Darbecileri afişe etmek, tarihimizle yüzleşmek için İstanbul Beşiktaş Meclisi Mebusan Caddesi no:24'de bulunan Fındıklıdaki Meclis-i Mebusan Binası Misak-I Milli Müzesi veya TBMM İstanbul Yerleskesi olmalı.” İfadelerini kullandı. <br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>TARİHİNİ KAYBEDEN MİLLET HAFIZASINI DA KAYBEDER</strong></span><br />
<br />
Çevik, “Tarihini kaybeden millet hafızasını da kaybeder. Tarihi Meclise ve Milli iradeye sahip çıkmamak işgalcilere ve darbecilerle hesaplaşmamaktır ve millete hakarettir. “ dedi. <br />
<br />
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Jan 2022 11:13:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/01/adem-cevik-den-tbmm-ye-cagri-2749.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cumhurun Reis&#039;ine mektup!</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/cumhurun-reisine-mektup-80813</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/cumhurun-reisine-mektup-80813</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Aile Meclisi sözcüsü ve Dünya Çocuk Hakları Derneği Başkanı Adem Çevik, TCE/GENDER maskeli sapkınlık ile aile nesil tahdit  altında diyerek, sorunlara dikkat çekti. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[CUMHUR'DAN REİSİNE MEKTUP TCE/GENDER MASKELİ SAPKINLIK İLE  AİLE NESİL DEVLET TEHDİT ALTINDA!<br />
CUMHUR Başkanlığına<br />
GENDER tanımına göre cinsiyet artık yasalar çerçevesinde toplumsal bir aidiyeti ifade ediyor. Cinsel kimlik yönelim, deneyim ve tercihe dayalı olarak şekillenebiliyor. Nüfus Cüzdanımız ve Pasaportumuzdaki GENDER de BİREY’lerin bu tercihini belirtiyor. GENDER tanımı ile BİYOLOJİK CİNSİYET tanımı resmen sona ermiş bulunuyor. Bu milli güvenliğimiz için tehdit mi?<br />
Hatta bu anlayışa göre BİREY’ler artık anne-baba olarak tanımlanamaz. Kadın ya da erkek olmak, “akışkan/kırılgan bir cinsel kimlik”le zaman için tekrar tekrar değişkenlik gösterebilir.<br />
Anayada Mahkemesi, 29/11/2017 tarihli ve 2017/130E, 2017/165K Kararı ile cinsiyet sahteciliği değişikliği konusunda TMK’nın (40.madde) getirdiği 'üreme yeteneğinden sürekli yoksun bulunmak şartını' iptal ederek transseksüel sapkınlara kolaylık getirmiştir. Bu ameliyat trans bireyin biyolojik cinsiyetini iptal etmemekte ve kendisiyle aynı biyolojik cinsiyete sahip ve fakat ameliyat geçirmemiş bir kişiyle resmi nikah yapabilmesine imkân sağlamaktadır. Cinsi sapık evlilikleri yasal ve insan hakkı gören Anayasa Mahkemesi Aileye ve fıtrata açılan savaşta ailesiz cinsiyetsiz ahlaksız toplum isteyen küresel şer güçlerin safında yer alması değil mi?<br />
Bu durumda; 1-Bir kadın, erkek olduğunu beyan eder ve kimliğine bunu yazdırırsa, ve diğer yeterliliklere sahipse, mesela İmam Olarak atanabilir mi?<br />
2-Bir erkek hanımından boşandıktan sonra kendi de kadın kimliğini tercih ederse, bu kimlikle yasalardaki kadın beyanını esas alan yargıda ve diğer teşvikli ve öncelikli alanlarda pozitif ayırımcılık hakkından yararlanabilir mi? Kadınlara yönelik istihdam ve kredi ve teşviklerden yararlanabilir mi? Evrakta sahteciliğe Ceza gibi Cinsiyette Sahteciliğe Ceza yok mu?<br />
3-Bir erkek kadın cinsel kimliğini tercih ettiğinde KADIN DERNEĞİ’ne üye olabilir mi?<br />
4-Bir erkek kadın kimliğini seçtiğinde askerlikten muaf olabilir mi ya da bir kadın erkek kimliğini seçtiğinde askerlik görevini yapabilir mi, Bu görevi yapmaya mecbur tutulabilir mi?<br />
5-Bu durumda Sapkın LGBTİ/QPE tercihleri nasıl değerlendirilecek? Sapkınlık serbest mi?<br />
6-Yeni doğan çocuğun cinsel kimliği ailesinin beyanına mı tabi olacak ya da çocuk hangi yaşta kendi cinsel kimliğini belirleme hakkına sahip olacaktır?!<br />
<br />
Bilgi Edinme 4982 nolu Kanun gereği tarafımıza bilgi verilmesini arz ve taleb ederiz<br />
<br />
26.01.2022<br />
<br />
Adem Çevik, TC:12409824156, İstanbul Eyüp KışlaCad.1/5<br />
<br />
ailehaklari@gmail.com<br />
<br />
02124365966<br />
<br />
Türkiye Aile Meclisi sözcüsü ve Dünya Çocuk Hakları Derneği Başkanı<br />
 ]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Jan 2022 22:11:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/01/cumhurun-reisine-mektup-9061.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Aile Meclisi: Toplumsal Cinsiyet Projelerinin önüne geçilmeli</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-aile-meclisi-toplumsal-cinsiyet-projelerinin-onune-gecilmeli-80791</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-aile-meclisi-toplumsal-cinsiyet-projelerinin-onune-gecilmeli-80791</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Aile Meclisi Genel Başkan Yardımcısı, Ortak Akıl Derneği Başkanı Fehmi Kaynar:  "TCE/GENDER Fitnesi Toplumsal Cinsiyet Projelerinin önüne geçilmeli" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<span style="color:#2980b9;"><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA</strong></span><br />
<br />
Ocak 2016'dan bu yana nüfus cüzdanlarında, pasaportlarda kadın ve erkek cinsiyeti yerine "Gender" sözcüğünün kullanılmasının yıl dönümü münasebetiyle basın açıklaması düzenleyen Türkiye Aile Meclisi, uygulamadan vazgeçilmesi çağrısında bulundu.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/images/files/2022/01/61f01f04c63d0.jpg" style="width: 600px; height: 337px;" /><br />
<br />
Türkiye Aile Meclisi, "Batıda Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Nereye Eviriliyor?" başlığıyla Ortak Akıl ve Dayanışma Derneği'nde bir basın açıklaması düzenledi.<br />
<br />
Türkiye Aile Meclisi Genel Başkan Yardımcısı ve OrtakAKIL Derneği Başkanı Fehmi Kaynar tarafından okunan basın metninde "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği' ve "Toplumsal Cinsiyet Adaleti" adı altında yürütülen ifsat çalışmalarının son bulması çağrısında bulundu.<br />
ABD'de yeni normal döneme giden süreçte yeni bir yasal düzenleme yapılarak anne, baba, erkek çocuk, kız çocuk, karı, koca ve buna benzer cinsiyet belirten kelimelerin kullanılmasına son verildiğini ve bunun yerine veli, çocuk, eş gibi ifadeleri kullanıldığını belirten Kaynar, "Bu düzenlemeler, AB tarafından da kabul görüyor. Bu yılbaşından itibaren Vatikan'da Papa da cinsiyetsiz toplum projesine dolaylı bir şekilde destek verdi. Bunun anlamı anne babadan sonra, kız-erkek ayırımı kalkınca dede, nine, amca, dayı, hala, teyze, kayınpeder, kayınvalide de yok demektir." dedi.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"İnsan fıtratına yönelik komploların ardı arkası gelmiyor"</strong></span><br />
<br />
Kaynar, "Bir yandan aileyi hedef alan yasalar, öte yandan pandemi, ilaç, aşı ve gıda yoluyla kısırlaştırma faaliyetleri var. Bunlar yetmiyormuş gibi, GDO’lu, hormonlu ürünlerin ardından, mRNA (mesajcı RNA)’nın gıdalarda da kullanılmasına yönelik çalışmalar ve sentetik et ve yeni probiotik bazlı gıda üretimi ile insan fıtratına yönelik komploların ardı arkası gelmiyor. Böyle bir zamanda hayvan hakları ile ilgili bir yasa tasarısının gündeme getirilmesini manidar olarak gördüğümüzü ifade etmek isteriz." diye konuştu.<br />
<br />
<span style="color:#c0392b;"><strong>"İfsat çalışmaları durdurulsun"</strong></span><br />
<br />
İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde, dindar bilinen çevrelerin bile toplumsal cinsiyeti içselleştirerek eşitlik yerine adalet kavramını kullandığını ve bunun fıtrattan sapma anlamına geldiğini vurgulayan Kaynar, "Doğuştan gelen cinsiyet tanımı yerine zaman içerisinde kazanılan cinsiyeti esas alan bir anlayışa evirildi. Bugün sözleşme ve yasa çerçevesinde cinsel deneyim, yönelim ve tercihi ve pozitif ayrımcılığı öngören düzenlemelerle ilişkili değişik taleplerin sürecinde kalması en azından sirayet ve gelişmelerinin durdurulması için çağrı yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanından, Sayın TBMM Başkanından, Sayın Adalet Bakanından, Sayın Aile Bakanından, Sayın Diyanet Reisinden ve TBMM’de gurubu bulunan partilerin sayın genel başkanlarından, grup başkanvekillerinden ve mecliste vekili bulunan siyasi partilerden acilen bu konunun açığa kavuşturularak konuya bir çerçeve çizilmesini bekliyoruz." dedi.<br />
<br />
Ocak 2016’dan beri nüfus cüzdanımız ve pasaportlarımızda, artık İngilizce olarak 'Gender' yazıldığını hatırlatan Kaynar, son olarak şu ifadeleri kullandı: Yani bir vatandaş 'Gender' olarak  tanımlandığına göre, toplumsal cinsiyet tercihini sınırsız bir şekilde tanımlayabilir mi? Bu tercihinden geri dönmek, başka bir deneyim için tanım değişikliğine gidebilir mi? Yasada bu anlamda boşluk olup, bu boşluğun giderilmesi gerekir. Türkiye Müslüman bir ülkedir ama bizim inanç ve geleneğimizde 'fuhşiyat' olarak tanımlanan bu işlerin bu şekilde yasal himaye altına alınma gayretlerini anlayamıyoruz. Laiklik adına geçmişten bugüne yapılan bazı uygulamaları anlamakta da güçlük çekiyor ve bu işlerin sorumlularını da bu haksızlığın sürdürülmesi için lobi yapanları, bu komplodan yana taraf olanları Allah’a havale ediyoruz. Siyasileri ise verdikleri sözde durmaya davet ediyoruz. <br />
İlk kez 1968 yılında ABD'li psikanalist Robert Stoller 'Sex and Gender' (Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet) isimli kitabında,  kadınlık-erkeklik ile cinselliği birbirinden ayırarak "gender" (Toplumsal Cinsiyet) kavramını kullandı. Bunun anlamı arzulardan/eğilimlerden çok biyolojik "Erkek" ya da "Kız" olarak dünyaya gelenlerin "toplumsal cinsiyet" (gender) olarak başka bir cinsiyet taşıyabilecekleriydi. Yani bir kız bedenine sıkışmış erkekler, ya da erkek beynine sıkışmış kızlardı söz konusu olan.<br />
<br />
Toplumsal Cinsiyetler ancak Heteronormativiteyi inşa eden (namus, şeref, ırz talebinde bulunan, Eşcinselliği reddeden ahlak erkeği-Resûlleri kastediyorlar) erkeğin diğer cinsiyetleri hapsettiği ikili cinsiyet (kadın erkek) rejiminin yıkılması ile özgürleşebilecek cinsiyetlerdir. Bu manada Toplumsal cinsiyetlerin içinde "Erkek" de "Kadın" da yoktur.]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Jan 2022 18:53:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/01/turkiye-aile-meclisi-toplumsal-cinsiyet-projelerinin-onune-gecilmeli-4937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Aile Meclisi Başkan Yardımcısı: Nafakayı Devlet Ödesin</title>
                <category>TÜRKİYE AİLE MECLİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-aile-meclisi-baskan-yardimcisi-nafakayi-devlet-odesin-80770</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/turkiye-aile-meclisi-baskan-yardimcisi-nafakayi-devlet-odesin-80770</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Aile Meclisi Başkan Yardımcısı Ali Rıza Demircan: Nafakayı devlet ödesin, imkanı olanlardan tahsil etsin" dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<br />
Önce, benzerlerini okumak ve dinlemekten gına gelen haberi okuyalım:<br />
“Nafaka konusunda vatandaştan gelen talepler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aktarıldı. AK Parti kaynakları, yapılacak düzenlemeye ilişkin, “Kadının nafaka hakkını elinden almıyoruz, daha dengeli bir düzenleme olacak. Mağduriyet oluşturmadan mağduriyetleri giderecek bir düzenleme. Nafaka üzerinden meydana gelen kadına şiddet vakalarının da önüne geçilecek” değerlendirmesinde bulundu.”<br />
<br />
Yorumumuz<br />
<br />
Tercüme yoluyla ithal edilmiş ve yer yer aynı doğrultuda düzenlemeler yapılmış yasal Aile düzenimiz yani evlilik, boşanma ve nafaka düzenimizin insan doğasıyla çatışması ve problemler yumağı olması kaçınılmazdı. Öyle de oldu. Bilgi ve bilinçle İslam’ı bir hayat düzeni olarak algılayamayan kafaların adil alternatif bir çözüm üretebilmeleri mümkün değildir. Nitekim kanayan bir yara olan boşanma öncesi ve sonrası nafaka konusunda bir çözüm üretilemedi. Hiç değilse Din İşleri Yüksek Kurulu’ndan alınacak İslami çerçeveyi belirleyici bilgiler, bir ölçüde olsun günümüz şartlarına uyarlanarak bir çözüm üretilemez miydi? İslam bütünlüğü içinde uygulanmadıkça yine de adil ve sürekli bir çözüm üretilemezdi ya. Bu da bir bahsi diğer.*<br />
<br />
Evlilik Hayatında  Önce Mehir Sonra Nafaka<br />
<br />
İslam Aile düzeninde kadın, evlilik sözleşmesiyle birlikte ön tazminat niteliğinde ve razı olacağı şekilde Mehir alır. Mehir altın, gümüş, taşınmaz, herhangi bir mal, bilgi-sanat ve dil öğretimi de olabilir. Mehir, kadının isteği ve kabulüne göre zifaf öncesinde verilmesi gerekeceği gibi, daha sonra ödenmek üzere kocanın üzerinde borç olarak da bırakılabilir.<br />
Kurulan ailenin nafakasını sağlamak da Kur’ân’ın Nisa sûresinin 34. ayetiyle erkeğe yani kocaya yüklenmiştir. Bir diğer anlatımla eşin, fakir ana babanın, ergenlik öncesi çocukların yeme içme barınma ve sağlık giderleri erkek / koca tarafından karşılanır. Kadın nafaka için evi dışında iş yerlerinde çalışmaya mecbur bırakılamaz. Erkek nafaka sağlama görevini yapamıyorsa İslam Toplumu’nda zekât fonundan fakirlik yardımı alır. Kadının evlik öncesi ve boşanma sonrası nafakası ise babası tarafından karşılanır.<br />
<br />
Kadının Nafakası Kocasına Aittir<br />
<br />
Kadına boşanma sonrası Nafaka konusunu anlayabilmek için Kur’ân ve Sünnet’e göre boşama işleminin nasıl yapılacağını bilmek gerekir.<br />
İslam’ın insan doğasıyla uyumlu boşama sistemi gerçekten muhteşemdir. Koca karısını tek taraflı bir kararla doğrudan boşayabileceği gibi, kadın da istediği zaman mahkeme yani yargı yoluyla boşanabilir. (Bakara 229)<br />
<br />
Kadın Nasıl Boşanır<br />
<br />
Koca karısını boşamaya karar verdiği zaman – eşi  âdet görür döneminde ise- eşinin adet dönemini bekler. Eşin âdetinin bitimiyle başlayan temizlik döneminde cinsel ilişkiye girmeden doğru sözlü iki şahidin önünde karısını boşadığını karısına bildirir. Koca açısından boşama işlemi bitmiş ise de kadın açısından bitmesi için kadının koca evinde üç temizlik dönemi yani yaklaşık üç ay iddet beklemesi gerekir. Bu iddet süresince erkek karısına dönüş hakkını kullanmaz yani boşamadan vaz geçerek karısına sözlü veya fiilî (sevişme ve cinsel ilişki yoluyla) dönüş yapmazsa iddetin bitimi ile birlikte boşama işlemi gerçekleşmiş olur.<br />
Yaklaşık üç ay sürecek iddet döneminde kadının nafakası koca tarafından karşılanır. Kadın iddetinin bitimiyle birlikte boşandığı kocasının evinden ayrılır, imkân bulur ve isterse ayrıldığı gün evlenebilir. Çünkü kadın tazminatını evlenirken mehir yoluyla almıştır.<br />
Boşanan Kadın Bir Defaya Mahsus Geçimlik/Nafaka  Alması Rabbimizin Kur’ânî buyruğudur<br />
<br />
Gerekli Açıklama: <br />
<br />
Geleneksel İslam Fıkhı/hukukunda müctehidlerin bir kısmına göre böylece boşanan kadının alacağı her hangi bir nafaka/geçimlik yoktur. Oysaki bazı müfessirlerce de işaret edildiği üzere Kur’ân hukukunda Bakara sûresinin 241. âyetine göre kadın bir defa olmak üzere Marûf ölçüde ve gereğinde yargı kararıyla nafaka da diyebileceğimiz geçimlik maddi bir yardım alır.<br />
İslami iman ve yaşam ölçülerine bağlı müminlere/yöneticilere emredilen bu görevle ilgili olarak Bakara 241’de şöyle buyrulmaktadır:<br />
“ Boşanmış kadınlara da Marûf ölçüler içinde hakları olarak bir geçimlik (META’) verilmelidir. Bu geçimlik verme, İslamî iman ve yaşam ölçülerine bağlı Müttekî kocalar/yöneticiler için kesin bir görevdir. “<br />
Marûf, adaleti ve erdemleri içeren evrensel nitelikli ölçüdür. Geçimlik olarak bu yardım ortak akla, toplumun ve kocanın ekonomik düzeyine göre boşanan eşler tarafından, onların ihtilafı halinde ise hakim kararıyla belirlenir.<br />
Bakara 241, Ahzab 28 ile Birlikte Anlaşılaşılabilir<br />
Söz ve mana olarak Allah’ın Kitabı olan Kur’ân Mesâni bir kitaptır. (Zümer 23) Rabbimiz Mübin/apaçık ve açıklayıcı olan bu Kitabı’nda hükümlerini ikişerli âyetlerle açıklar. Bakara 241, Ahzab 28 ile birlikte okununca ihtilafa düşülmeksizin daha iyi anlaşılabilir.<br />
Ahzab 28’de Rabbimiz, Peygamberimize, ihtişamlı bir dünya hayatı yaşamak isteyecek eşlerine ‘gelin sizi boşayayım’ değil, ‘gelin sizi (Ümetti’künne META’landırarak yani) geçimliğinizi vererek boşayayım, demesini emrediyor. Onlar, mehirleri verilerek ilişkiye girilmiş annelerimizdir.<br />
Peygamberimize ancak mehirleri verilen annelerimiz helâl kılınmıştır. (Ahzab 50) Bu sebeple verileceği söylenen geçimlik, iddet geçimliği değil, boşama geçimliğidir.**la<br />
 Peygamberimizin Uygulaması<br />
Sahabi Cabir b. Abdullah’ın aktarımına göre Hafs b. Müğîre eşi Fatıma’yı boşayınca, Fatıma Peygamberimize gelir. Allah şanını artırsın Peygamberimiz de kocası Hafs’a ‘boşadığın eşine bir geçimlik ver’, buyurur. Hafs, verecek bir şeyim yok deyince, Peygamberimiz emrini şöylece yineler:<br />
Mutlaka geçimlik vermek gerekir. Ona geçimlik olarak yarım sa’ da olsa / bir miktar hurma ver. (Beyhaki’den naklen Şevkânî. Fethül-Kadîr Bakara 241)<br />
Bakara 241’de “Marûf ölçüde” denildiği ve bu ölçüye Bakara 236 ‘da işaret edildiği üzere verilecek  Meta’ yani geçimlik, boşayan kocanın maddi düzeyine göre belirlenecektir. Geçimlik verme görevi âyette yalnızca kocalara değil, kocalar dahil Müttakilere yüklendiği için kocanın fakirliği durumunda bu geçimliği devlet yöneticileri/yönetimleri üstlenir. Bu geçimliğin mehirle hiçbir ilgisi yoktur. Evliliğin başında ödenmek üzere kocanın zimmetine borç olarak bırakılmış mehir ödenmemişse ayrıca ödenir.<br />
<br />
Kur’ân ve Sünnet kurallarına dayalı İslam Toplumu’unda, nafakaları sağlandığı ve adalet gösterildiği halde kendi özgür iradeleri-istekleriyle ve yargı kararıyla boşanan kadınlar, kocaların talep etmesi halinde aldıkları mehiri iade etmekle yükümlüdürler. (Bakar 229) Bu şekilde kendi arzularıyla boşan kadınlar geçimlik alma haklarını yitirirler.  Kendileri istemediği ve boşanmayı gerektirecek suç/günah işlemedikleri halde kocaları tarafından boşanan kadınlar geçimlik alma hakkına sahiptirler.<br />
<br />
Yapılan açıklamalar ışığında ortak akla ve parlamentoya şu teklifi sunuyoruz:<br />
TEKLİFİMİZ<br />
Boşanmalarını gerektirecek yüz kızartıcı suçları olmadığı halde kocaları tarafından açılacak davalar sonucu boşanacak kadınlara (yalnızca onlara) bir defaya mahsus olmak üzere nafaka olarak bir geçimlik verilir. Bu nafakanın miktarı boşanan eşler tarafından birlikte belirlenerek mahkemeye bildirilir.<br />
Eşlerin ihtilafları halinde geçimlik mahkemece yargı kararıyla belirlenir. Mahkeme kararında eşlerin yaş durumlarını, evlilik sürelerini, ekonomik yaşam şartlarını, kocanın maddî durumunu ve boşanan kadınının yeni bir evlilik yapıp yamayacağını dikkate alır. Belirlenecek meblağın, koca tarafından ödenemeyecek oluşu mahkemece tespit edilmesi durumunda, meblağın  bütünü veya bir kısmı devlet tarafından karşılanır.<br />
 Not. Bu uygulamanın benzeri kendi iradesiyle işten ayrılan işçiye uygulanmaktadır.<br />
 **Bu nafaka (geçimlik veya tazminat ) bazı müfessirlerin anladığı gibi iddet nafakası olamaz. Yüce Allah kocası ölen kadını çocuklu veya çocuksuz olma durumuna göre kocasının malına sekizde bir veya dörtte bir ölçüsünde varis kılar. Yeni bir evlilik yapabilmesi için de dört ay on gün iddet/süre belirler. Bakara 240 de de kocaya ölmeden önce, karısının, evinden çıkarılmaksızın bir yıl bakılması için vasiyette bulunması emredilir.<br />
<br />
Kocası ölen kadına miras ve bir yıl nafaka hakkı verilirken kocası tarafından tek taraflı bir beyanla boşanan kadına da Bakara 241 de boşanma nafakası (tazminatı, geçimliği) verilir. Bu verilenin iddet nafakası değil boşanma nafakası olacağının bir delili de iddet nafakasının her hal ve şartta zaten kocaya yüklenmiş olmasıdır.<br />
Allah Talak 1’de temizlik döneminde boşanan kadını evinden çıkarmama görevini kocaya vermiştir. Talak 6’ da bu emrini pekiştirmiştir. Kadın üç temizlik döneminden oluşan iddeti içinde  kocasının evindedir, nafakası Nisa 34 ile kocası üzerindedir. Bu sebepledir ki koca iddet süresi içinde yeni bir nikâh akdi yapmaksızın karısına dönebilmektedir. (Bakara 228<br />
 *Doktora çalışmasını İslam’da Nafaka konusunda yapmış olan çok yakından tanıdığım bir emekli yarı siyasi profesör dostumuza gündemde olan Nafaka konusunu yazmasını rica ettim. Kılını kıpırdatmadı. Bu gibi duyarsızlar, milletimin vergilerinden nasıl maaş alıp yerler ve gece rahat uyurlar anlayamıyorum. Amaçsız siyasilerimiz de doğal olarak meselesiz ilim adamlarımıza benziyor. Emir bilmarûf terk edilince elbette iktidar da çözüm üretemez )<br />
<br />
ALİ RIZA DEMİRCAN <br />
Türkiye Aile Meclisi Başkan Yardımcısı]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Jan 2022 17:45:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2022/01/turkiye-aile-meclisi-baskan-yardimcisi-nafakayi-devlet-odesin-7352.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
