<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Malatya Haber, Malatya Haberi, Malatya Son Dakika Haberleri</title>
        <link>https://www.malatyatime.com/</link>
        <description>Malatya haberleri, son dakika Malatya haberleri, Malatya bölgesel ve yerel haberler, Malatya Time&#039;da</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Konteynerden Konuta</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/konteynerden-konuta-79037</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/konteynerden-konuta-79037</guid>
                <description><![CDATA[Konteynerden Konuta]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat depremlerinden bugüne kadar devletimizin ve milletimizin büyük fedakârlığına şahit olduk.</p>

<p>Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde devletimiz bütün imkânlarını seferber etti. İlk günlerde çadırlar kuruldu, ardından konteyner kentler ve geçici çarşılar oluşturuldu. Binlerce aileye barınma, esnafımıza ticaretini sürdürme imkânı sağlandı.</p>

<p>Üç yılı aşkın süredir birçok depremzede ailemiz ve esnafımız, kira yükü olmadan barınma ve ticaretini sürdürme imkânı buldu. Elektrik, su, ısınma ve soğutma giderleri karşılandı. Milletimizin ve hayırseverlerimizin destekleriyle pek çok ihtiyaç giderildi.</p>

<p>Bugün Malatya'da binlerce kalıcı konut ve iş yeri tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildi. Konteyner kentler boşaltılıyor, geçici çarşıların kaldırılması gündeme geliyor.</p>

<p>Ancak dikkat çekici bir durumla karşı karşıyayız.</p>

<p>Geçici olarak sunulan imkânlar, bazı vatandaşlarımız için kalıcı bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.</p>

<p>Konutu teslim edildiği hâlde konteynerden ayrılmak istemeyenler, kullanıma hazır iş yerine geçmek yerine geçici dükkânında kalmayı tercih eden esnaflarımız var.</p>

<p>Oysa devletimizin sağladığı bu imkânlar, vatandaşlarımızı sürekli yardımlarla yaşatmak için değil, yeniden kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamak içindi.</p>

<p>Bu süreçte kendisine sunulan desteklerle ekonomik durumunu toparlayan, borçlarını kapatan, birikim yapan, hatta araç ve konut sahibi olan vatandaşlarımız da oldu.</p>

<p>Bugün ekonomik imkânları önemli ölçüde iyileştirdiği hâlde geçici imkânlardan vazgeçmek istemeyenlerin de sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.</p>

<p>Burada esnafımızın karşılaştığı yüksek kira sorunu ayrıca ele alınmalıdır.</p>

<p>Depremin ardından kaldırımlarda, meydanlarda ve uygun alanlarda oluşturulan geçici çarşılar, ticari hayatın devamını sağladı.&nbsp;<br />
Ancak bugün kalıcı iş yerlerine geçişin önündeki en önemli engellerden biri fahiş kira talepleridir.</p>

<p>Bazı mülk sahiplerinin ölçüsüz kira talepleri, esnafımızın kalıcı iş yerlerine taşınmasını güçleştiriyor.</p>

<p>Ne çabuk unuttuk 6 Şubat'ı!</p>

<p>O gün hepimiz aynı acıyı, aynı korkuyu, aynı çaresizliği yaşamadık mı? Bugün yeniden vicdan aramak zorunda kalmamız ne büyük çelişki!</p>

<p>O büyük felaketi yaşamış bir mülk sahibi, bugün yeniden bir iş yerine kavuşmanın şükrünü yalnızca sözle değil, davranışıyla da göstermelidir. Çarşı yeniden canlansın, esnaf dükkânını açabilsin diye bir yıl kira almasa ne kaybeder?</p>

<p>Devlet de alacağı cüzi miktarı iki yıl sonra tahsil etmeye başlayacaktır.</p>

<p>Devletin büyük fedakârlıklarıyla yeniden iş yerine kavuşan bir mülk sahibi, esnafın ayağa kalkması için bir yıl kira almasa ne kaybeder? Üç yılı aşkın süredir o dükkândan kira geliri elde edemedi. Şimdi çarşının yeniden canlanması için biraz daha fedakârlık gösteremez mi?</p>

<p>Devletin yıllarca üstlendiği yükün ardından, şimdi bazı mülk sahiplerinin fahiş kira talepleriyle esnafı zor durumda bırakması hangi vicdana sığar?</p>

<p>Bu nedenle Malatya Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilgili belediyelerimiz, ticaret ve esnaf odalarımız bir araya gelerek kalıcı iş yerlerine geçişin önündeki engelleri kaldıracak somut bir yol haritası oluşturmalıdır. Fahiş kira taleplerine karşı da hukuki ve idari yaptırımları gündeme getirmelidir.</p>

<p>Konteyner kentlerin ve geçici çarşıların bir an önce kaldırılması, şehrin yeniden düzenlenmesi açısından da önemlidir. Kaldırımlar yayalara, meydanlar asli işlevlerine kavuşmalıdır.</p>

<p>Olağanüstü dönemlerde sağlanan destekler, olağan hayatın kalıcı düzeni hâline gelemez.</p>

<p>Konteynerler zor günlerimizin sığınağıydı. Ancak geleceğimizin adresi olamaz.</p>

<p><strong>Fî Emânillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni."</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 08:04:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sami Er Başkan Olamamış... Afişten Öğrendik!</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sami-er-baskan-olamamis-afisten-ogrendik-79036</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sami-er-baskan-olamamis-afisten-ogrendik-79036</guid>
                <description><![CDATA[Sami Er Başkan Olamamış... Afişten Öğrendik!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya'nın dört bir yanına Sami Er'in afişleri asılmış.</p>

<p>12. Malatya Kitap Fuarı.</p>

<p>“Yazarlar Geçidi!”</p>

<p>Afişin altında kocaman bir isim:</p>

<p><strong>Sami Er.</strong></p>

<p>Altında da unvanı:</p>

<p><strong>“Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı!”</strong></p>

<p>Hay maşallah!</p>

<p>Seçim bitmiş.</p>

<p>Mazbata alınmış.</p>

<p>Başkanlıkta üçüncü yıla giriliyor.</p>

<p>Sami Er hâlâ aday!</p>

<p>Üstelik renkler, fontlar, yerleşim…</p>

<p>Fakat bu afiş, belediyedeki daha büyük bir koordinasyon meselesini gündeme getiriyor.</p>

<p>Koca Büyükşehir Belediyesi.</p>

<p>Genel sekreter var.</p>

<p>Yardımcıları var.</p>

<p>Daire başkanları var.</p>

<p>Özel kalem var.</p>

<p>Peki afişin son kontrolünü kim yapıyor?</p>

<p>Başkanın programını kim hazırlıyor?</p>

<p>Kurumsal işleyişin başında kim duruyor?</p>

<p>Bir kitap fuarının afişi bile başkanlık makamının unvanı kontrol edilmeden yayımlanabiliyorsa,<strong> organizasyon zincirini sorgulamak gerekiyor.</strong></p>

<p><strong>Muhtarların bile günlük programı var.</strong></p>

<p>Büyükşehirde ise bu kadar makamın arasında sorumluluğun kimde olduğu tartışılıyor!</p>

<p><strong>Sami Er'in adaylığı bitmiş.</strong></p>

<p><strong>Büyükşehir Belediye Başkanı olmuş.</strong></p>

<p><strong>Afişi hazırlayanların ise,seçilmişliğinden haberi yok!</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-28%20at%2005_54_56%20(2).jpeg" style="height:672px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HALKIN GÖZÜNDE VALİ… SİYASETİN BOŞLUĞUNDA HIZIR!</span></strong></p>

<p>Malatya, Cumhuriyet tarihinin siyaseten en fakir dönemlerinden birini yaşıyor.</p>

<p>Böylesine ağır bir zamanda<strong> Vali Seddar Yavuz'</strong>un halkın gözünde kazandığı değerin üzerinde durmak gerekiyor.</p>

<p>Deprem şehri yıkmış.</p>

<p>Çarşı enkaza dönmüş.</p>

<p>Rezerv alanlarda itirazlar, tahliyelerde sıkıntılar…</p>

<p>İmarın önünde yalnız beton ve demir hesabı yoktu.</p>

<p>İnsan vardı.</p>

<p>İkna edilmesi gereken vatandaş vardı.</p>

<p>Alınması gereken kararlar vardı.</p>

<p>Seddar Yavuz bu süreçte inisiyatif aldı.</p>

<p>Gerektiğinde vatandaşla karşı karşıya geldi.</p>

<p>İtirazları dinledi.</p>

<p>Kurumları koordine etti.</p>

<p>Çarşının yeniden inşasını takip etti.</p>

<p>Sorumluluk üstlendi.</p>

<p>Makamıyla yetinmedi.</p>

<p>Esnafın yanına gitti.</p>

<p>Muhtarların derdini dinledi.</p>

<p>Sosyal medyadan kendisine ulaşan vatandaşlara bile cevap verdi.</p>

<p>Verdiği sözlerin takipçisi oldu.</p>

<p>Malatyalı, depremden sonra yalnız evini kaybetmemişti.</p>

<p>Güvenini de yeniden kazanmak istiyordu.</p>

<p>Karşısında kendisini dinleyen, gerektiğinde karar alan, işin peşini bırakmayan bir idareci görmek istiyordu.</p>

<p>Yavuz'un çalışmalarına gösterilen teveccühü ben buradan okuyorum.</p>

<p><strong>Devletin ağırlığını hissettirirken, aynı anda&nbsp;&nbsp;şefkatini de göstermesi…</strong></p>

<p>Elbette şehrin imarında Bakanlıkların, TOKİ'nin, Emlak Konut'un ve belediyelerin emeği var.</p>

<p>Seddar Yavuz'un katkısı ise koordinasyonunda, aldığı inisiyatifte ve vatandaşla kurduğu doğrudan temasta görülüyor.</p>

<p><strong>Malatyalının hafızasında yapılan binalar kadar, o zor günlerde derdine kulak veren Vali Seddar Yavuz'un da yeri olacak.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">2011’DE AYRILDI… 2026’DA SAHİPLENDİ!</span></strong></p>

<p>Geçen hafta Sami Er'in Kuru Kayısı Lisanslı Deposu'nu sahiplenmesini yazmıştım.</p>

<p>2011'de görevden ayrılmıştı.</p>

<p>2026'da projeyi hatırlamıştı!</p>

<p>Bu hafta dosyayı biraz daha tahkik ettim.</p>

<p>Yeni ayrıntılar ortaya çıktı.</p>

<p>Sami Er'in bahsettiği Kayısı Entegre Tesisi, dönemin Valisi Ulvi Saran'ın atıl TEKEL depolarını değerlendirmek için geliştirdiği kümeleme projesiydi.</p>

<p>Depoların bir bölümü tekstilcilere, diğer kısmı kayısı işletmelerine ayrılacaktı.</p>

<p>Tekstilciler yerleşti.</p>

<p>Kayısıcılar beklenen ilgiyi göstermedi.</p>

<p><strong>Sami Er ise o dönemin İl Özel İdaresi Genel Sekreteriydi.</strong></p>

<p>Lisanslı depoculuğun hikâyesi daha sonra şekillendi.</p>

<p>Ömer Faruk Öz mevzuat için uğraştı.</p>

<p>Fırat Kalkınma Ajansı fizibiliteyi hazırladı.</p>

<p>Bülent Tüfenkci'nin bakanlığı döneminde süreç ilerledi.</p>

<p><strong>Selahattin Gürkan ise işin fiilî yükünü üstlendi.</strong></p>

<p>Şirketin kuruluşu, arsa, giderler, ekip, sekreterya…</p>

<p>Belediyenin imkânlarını bu işe seferber etti.</p>

<p>Bir projeyi kâğıda yazmakla onu hayata geçirmek arasında yılların emeği var.</p>

<p>Bu emeğin sahiplerini anmak gerekiyor.</p>

<p>Şimdi iki ayrı proje ortada.</p>

<p>Biri Ulvi Saran'ın TEKEL depolarını değerlendirme girişimi.</p>

<p>Diğeri Malatya'nın Kuru Kayısı Lisanslı Deposu.</p>

<p>Aralarındaki bağlantıyı gösteren karar nerede?</p>

<p><strong>Bunca insan çalışmış, uğraşmış, tesis kurulmuş…</strong></p>

<p><strong>Sami Er de 15 yıl sonra hatırasıyla yetişmiş!</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ELEKTRİK VAR… DOĞALGAZ VAR… SUYA DASK ENGELİ!</span></strong></p>

<p>Malatya'da depremzede evine kavuşmuş.</p>

<p>Elektriğini bağlatmış.</p>

<p>Doğalgazını açtırmış.</p>

<p>Sıra suya gelince…</p>

<p><strong>DASK!</strong></p>

<p>Adamın tapusu çıkmamış.</p>

<p>İskânı tamamlanmamış.</p>

<p>Numaratajı bekliyor.</p>

<p>TOKİ konutuna yerleşmiş.</p>

<p>Evrak peşinde koşuyor.</p>

<p>Depremde evini kaybetmiş.</p>

<p>Devlet yeniden yapmış.</p>

<p>Anahtarını teslim etmiş.</p>

<p>MASKİ ise poliçe soruyor!</p>

<p>Üstelik DASK'ın su ve elektrik aboneliklerinde kontrol edilmesi kanuni yükümlülük.</p>

<p>Peki uygulamada elektrik aboneliğini tamamlayan vatandaş, MASKİ kapısından niçin geri dönüyor?</p>

<p>Mevzuat aynı.</p>

<p>Vatandaş aynı.</p>

<p>Ev aynı.</p>

<p><strong>Kapı değişince muamele değişiyor!</strong></p>

<p>Kanunu göstermek kolay.</p>

<p><strong>Evrak eksikliğini giderecek çözümü bulmak ise idarecilik istiyor.</strong></p>

<p>Sami Er, Malatya'yı ayağa kaldırmaktan söz ediyor.</p>

<p>TOKİ, MASKİ ve ilgili kurumlar bir araya gelsin.</p>

<p>Poliçe düzenlenemeyen konutların durumunu açıklasın.</p>

<p>Depremzedeyi kurum kapılarında dolaştırmasın.</p>

<p><strong>Ev tamam.</strong></p>

<p><strong>Elektrik tamam.</strong></p>

<p><strong>Doğalgaz tamam.</strong></p>

<p><strong>MASKİ'de dosya tamamlanmamış!</strong></p>

<p><strong>Başkanım, vatandaş evine yerleşti…&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Suyunu kim bağlayacak?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-28%20at%2005_54_56.jpeg" style="height:672px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>ŞİRE PAZARI VAR… BİR SECCADE YOK!</strong></span></p>

<p>Malatya'nın Yeni Şire Pazarı.</p>

<p>Kayısının alınıp satıldığı, üreticinin, tüccarın, esnafın buluştuğu yer.</p>

<p>Eskiden camisi vardı.</p>

<p>Üstelik Diyanete bağlıydı.</p>

<p>Kadrolu imamı bile bulunuyordu.</p>

<p>Şimdi?</p>

<p><strong>Bir seccadelik yer yok!</strong></p>

<p>Dışarıdan üretici geliyor.</p>

<p>Kayısısını satıyor.</p>

<p>Tüccar alışverişini yapıyor.</p>

<p>Öğle ezanı okunuyor.</p>

<p>Adam iki rekât namaz kılacak.</p>

<p>Nerede?</p>

<p>Pazarda dükkân var.</p>

<p>Depo var.</p>

<p>Ticaret var.</p>

<p><strong>Mescit yok!</strong></p>

<p>O güne kadar esnaf, üretici, ziyaretçi nerede namaz kılacak?</p>

<p>Malatya Ticaret Borsası, Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumlar bu ihtiyaca nasıl çözüm üretecek?</p>

<p>Kayısının fiyatını konuşuyoruz.</p>

<p>İhracatını hesaplıyoruz.</p>

<p>Pazarın ticaretini büyütüyoruz.</p>

<p>Güzel!</p>

<p><strong>Şire Pazarı'nda kayısının yeri belli…&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Seccadenin yeri neresi?</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>NOT</strong>: Yazıda sözünü ettiğim Yeni Şire Pazarı, Malatya’nın Akpınar bölgesinde yapılan Şire Pazarı’dır. Dünya Kayısı Ticaret Merkezi’nden bahsetmiyorum. Eleştirim, Akpınar’daki Şire Pazarı’nda esnafın, üreticinin ve ziyaretçilerin namaz kılabileceği bir cami veya mescit bulunmamasına yöneliktir.</p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-28%20at%2005_54_56%20(1).jpeg" style="height:695px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: GÜNDEM KAPI KOLUNA TAKILDI!</span></strong></p>

<p>Vali Seddar Yavuz dedi ki:</p>

<p><strong>“Gündemimiz kapı kolu olmamalı.<br />
Gündemimiz pisuar olmamalı.”</strong></p>

<p>Haklı.</p>

<p>Malatya artık sanayiyi, ticareti, eğitimi konuşmalı.</p>

<p>Ama işte dilin cilvesi…</p>

<p>Gündemi değiştireyim derken,<br />
gündem kapı koluna takıldı.</p>

<p>Demedi deme Sayın Valim;<br />
bazı cümleler kapıyı açmaz…<br />
kapıda bırakır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FIKRA GİBİ MEMLEKET</strong></span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>SAHİBİ KİM?</strong></span></p>

<p>Adamın biri, emaneti komşusuna bırakmış.</p>

<p>Komşu ötekine.</p>

<p>Öteki bir başkasına.</p>

<p>Adam geri dönüp sormuş:</p>

<p>“Benim emanet nerede?”</p>

<p>Hepsi birbirini göstermiş.</p>

<p>Emanet ortada yok.<br />
…<br />
Malatya OSB’de atıklar birikiyor.</p>

<p>Belediye başka kapıyı gösteriyor.</p>

<p>OSB çözüm arıyor.</p>

<p>Gözler Bakanlığa dönüyor.</p>

<p>Atık yerinde.</p>

<p>Sorumluluk geziyor.</p>

<p>Atık sahipsiz…</p>

<p>Kokusu müşterek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: İTİRAZ HAKKINIZ VAR</span></strong></p>

<p>Şahnahan imar planına 37 itiraz yapıldı.</p>

<p>36’sı reddedildi.</p>

<p>1’i kabul edildi.</p>

<p>Vatandaşın itiraz hakkı var.</p>

<p>Kabul hakkı ise belediyenin.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta yeni çarşıda dükkân açılmış, kira konuşulmuş; antikaya pazar yetmemiş, çarşı müjdesi gelmiş. Taksici teknolojiyle, belediye milyarlık bütçeyle, Pütürge ise müzayedeyle meşgul. Şehir yenileniyor ama fiskosun huyu aynı: Rakam büyüdükçe hesap da büyüyor.</p>

<p><strong>DÜKKÂN YENİ, KİRA ESKİ ACILARI UNUTTURDU!</strong></p>

<p>Yeni çarşıda kepenkler yavaş yavaş açılırken bu kez kira rakamları konuşulmaya başlanmış. Şevket Keskin’in “Dört yılın bedelini bir yılda istemeyin” çıkışı da boşuna gelmemiş. Esnaf daha siftahın bereketini görmeden mal sahibi hesabı masaya koymuş. Çarşıdaki fiskos hazır: “Anahtarı aldık, şimdi kiraya teslim olmayalım!”</p>

<p><strong>PAZAR AÇILDI, ANTİKAYA ÇARŞI DA GELİYOR!</strong></p>

<p>Antika Pazarı açılmış, Başkan Sami Er bir de Antikacılar Çarşısı kurulacağını açıklamış. Malatya’nın eski eşyası yeni adresine kavuşacak gibi görünüyor. Depremden sonra şehir baştan kurulurken antikaların da kendine yeni bir çarşı bulması ayrı bir tenasüp olmuş. Fiskos hafif tebessümlü: “Eski olan eşya, çarşısı yepyeni!”</p>

<p><strong>TAKSİCİ DİREKSİYONDA, MARTI YARGITAY YOLUNDA!</strong></p>

<p>Martı TAG kararı sonrası Malatya’daki taksici esnafının hukuki süreci takip edeceği açıklanmış. Telefon uygulaması İstanbul’dan çıkmış ama tartışması Malatya durağına kadar gelmiş. Taksici ruhsatı, mevzuatı ve ekmeğini düşünüyor; yolcu ise hâlâ ekrana bakıyor. Duraktaki fiskos kısa: “Eskiden müşteri beklenirdi, şimdi uygulama bekleniyor!”</p>

<p><strong>YEŞİLYURT’UN BÜTÇESİ 8 MİLYARI GEÇTİ, MAHALLE HESABINI ŞİMDİ YAPAR!</strong></p>

<p>Yeşilyurt Belediyesi’nin 2027 tahmini bütçesi 8 milyar 6 milyon lirayı aşmış. Battalgazi’nin bütçesi de 5,2 milyar. Rakamlar artık belediye bütçesinden ziyade orta ölçekli şirket bilançosu gibi okunuyor. Vatandaşın matematiği ise daha basit: “Milyarı biz sayamayız; sokağımıza düşen payı görürüz!”</p>

<p><strong>PÜTÜRGE’DE EV DE DÜKKÂN DA AÇIK ARTIRMADA!</strong></p>

<p>Pütürge’de 80 konut ile 18 iş yeri müzayedeyle satışa çıkarılıyor. Peşine yüzde 20 indirim, vadeli alana yüzde 25 peşinat ve 60 ay vade var. İlçede ev sahibi olmak isteyen bu kez emlakçıdan önce müzayede hesabı yapacak. Fiskos şu: “Pütürge’de ev bakmaya değil, artırmaya gidiliyor!”</p>

<p><strong>2 MİLYARLIK İKİNCİ PAKET DAHA YOLDA!</strong></p>

<p>Gençlik ve spor yatırımlarında ilk tesisler açılırken Bakan Osman Aşkın Bak, 2027’den itibaren başlayacak yaklaşık 2 milyar liralık ikinci paketi açıklamış. Spor salonu, yurt, gençlik tesisi derken liste kabarıyor. Malatyalının tecrübesi ise projeyi duyunca önce takvime bakmayı öğretti. Fiskos kısa: “Paket büyük; şimdi açılış tarihini küçük yazmayın!”<br />
Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</p>

<p>Çünkü Malatya’da bu hafta herkesin önünde başka bir hesap var: esnaf kira, taksici uygulama, belediye bütçe, vatandaş hizmet, Pütürgeli müzayede hesabı yapıyor. Şehir yeniden kurulurken hesap makinesi de Malatya’nın demirbaşına dönmüş.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Oct 2026 07:48:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mekke Masası Nedir?</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/mekke-masasi-nedir-79035</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/mekke-masasi-nedir-79035</guid>
                <description><![CDATA[Mekke Masası Nedir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’da, Riyad’da, İslamabad’da taşlar yerinden oynuyor.</p>

<p>Kimsenin ruhu duymadan devrin çarkları dönmeye başladı.</p>

<p>Nihayet o mühür vuruldu.</p>

<p>Ümmet birliğinin ilk adımı kuruldu!</p>

<p>Hamdolsun!</p>

<p>Müslüman coğrafyanın kaderini değiştirecek stratejik bir irade sahneye çıktı.</p>

<p>Bizim törede sağ kulağın bildiğini sol kulak duymaz...&nbsp;</p>

<p>Laf uzatılmaz...</p>

<p>Sessiz ...<br />
&nbsp;<br />
Derin ...</p>

<p>Suriye gibi Libya, Karabağ gibi...</p>

<p>Sonuç çıkar ...</p>

<p>Ses getiren büyük işler gürültüsüz yapılır.</p>

<p>Sokak haklı olarak soruyor...</p>

<p>"Kim bunlar, bize ne faydası var?"</p>

<p>Cevabı net ve kısa:</p>

<p>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan güç birliği yaptı.</p>

<p>Türkiye'nin elinde İHA'sı, SİHA'sı, fırkateyni yetişmiş mühendis kıtaları var.</p>

<p>Suudi Arabistan'da para denince akan sular duruyor, kasalar dolu...</p>

<p>Pakistan ise İslam aleminin tek nükleer gücü, askeri tecrübesi tavan yapmış durumda...</p>

<p>Anlaşmanın en can alıcı maddesi açık:</p>

<p>"Birimize yapılan, hepimize yapılmış sayılır."</p>

<p>Bizim mahallenin diliyle tercümesi şudur...</p>

<p>Bize bulaşanın başı belaya girer, bu pakt kaşınanı yakar.</p>

<p>Bazıları hemen sazan gibi atlayıp "Araplara amelelik mi yapacağız?" diyor.</p>

<p>Kimse çıkıp da bu bayat masalı kimseye anlatmasın.</p>

<p>Ortada tek taraflı amelelik değil, kazan-kazan ortaklığı var.</p>

<p>Kendi ürettiğimiz İHA'yı, SİHA'yı Körfez’in dev parasıyla buluşturuyoruz.</p>

<p>Sanayimiz uçacak kardeşim.<br />
Paralar oluk oluk ülkemize akacak.</p>

<p>Pakistan ekonomik sıkıntısını hafifletiyor.</p>

<p>Ezeli rakibi Hindistan'a karşı sırtını iki güce dayıyor.</p>

<p>Suudi Arabistan Batı'nın örtülü şantajından kurtulup sağlam liman, Türkiye'ye sığınıyor.</p>

<p>Kağıt üstündeki ittifakı ordular korur.</p>

<p>Ama ayakta tutan fabrikalardır.</p>

<p>Doha’da hemen ikinci perde açıldı.</p>

<p>Bedir mutabakatı imzalandı.</p>

<p>Arapçada dolunay anlamına gelen Bedir; Türkiye, Katar, Endonezya ve Pakistan’ı buluşturdu.</p>

<p>Güvenlik şemsiyesi kuruldu ve ardından, onun fabrikası ve Ar-Ge omurgası kuruluyor!</p>

<p>Yıllarca Batı’nın eline baktık.</p>

<p>Adamlar para alsak bile motoru kilitliyordu.</p>

<p>Şimdi Suudi ve Katar sermayesi ile Türk mühendisinin aklı aynı kazanda kaynıyor.</p>

<p>İHA, SİHA ve 5. nesil milli muharip uçaklar seri üretime şak diye geçecek.</p>

<p>Gençlerimiz artık Batı kapılarında beyin göçüyle sürünmeyecek...</p>

<p>Malatya gibi şehirler artık bir savunma sanayinin yüksek teknolojinin üssü olacak!</p>

<p>Şehir kalkınacak!</p>

<p>Piyasada herkes soruyor?</p>

<p>"Yemen’de ortalığı kasıp kavuran Husiler ne olacak?"</p>

<p>O adamların arkasındaki ipin kimin elinde olduğu sır değil.</p>

<p>İran güdümlü bu yapı, dönüp dolaşıp en çok İsrail’in güvenliğine yarasın diye çalışıyor.</p>

<p>İşte bu yüzden kurdun kuşa yemi olmaması için bu pakt şart!!!</p>

<p>Vaazlarda "ABD çekiliyor" masalları anlatılsa da sahnede durum bambaşka.</p>

<p>Akdeniz'e, Kızıldeniz'e tam 3 uçak gemisi dayandı.</p>

<p>İkmaller aralıksız sürdürülüyor, dev uçak gemileri suları yararak bölgeye yığılıyor.</p>

<p>Washington karadan elini çeker gibi görünürken denizden dev armadalarla kuşatmayı adım adım büyütüyor.</p>

<p>Geleneksel Batımerkezli odaklar panikte.</p>

<p>Çünkü ilk defa kordon bağından kurtulmuş bir eksen kuruluyor.</p>

<p>İran ise gelişmeleri yakın takibe almış durumda.</p>

<p>Sünni ağırlıklı bu ittifaktan tırsıyor....</p>

<p>Bir de!</p>

<p>Tepesindeki ABD armadasının hamlelerini de kılı kırk yararak tartıyor.</p>

<p>Kartlar henüz karılırken, stratejik akıl devreye girdi.</p>

<p>MİT Başkanı İbrahim Kalın, Suudi Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'den oluşan heyet Tahran'da doğrudan masaya oturdu.</p>

<p>Neden mi gittiler?</p>

<p>Bölgesel yangını söndürmek, gerilimi düşürmek ve dış güçlere "burada biz varız" demek için.</p>

<p>Net ve tavizsiz bir mesaj verdiler!</p>

<p>"Bu pakt size karşı bir kuşatma değil; bölge güvenliği dışarıdan ithal edilmez, çatışmayı bırakıp bölge içi güvenlik mimarisini beraber kuralım."<br />
İran da mesajı aldı.</p>

<p>Diplomasiye yeşil ışık yaktı ve yapıcı temasların kapısını araladı.</p>

<p>Kulislerde şimdi Mısır, Endonezya, Malezya ve Azerbaycan’ın da bu halkaya ekleneceği konuşuluyor.</p>

<p>Haritaya bakın!</p>

<p>İstanbul Boğazı, Süveyş, Kızıldeniz, Basra ve Malakka Boğazı...</p>

<p>Dünyanın bütün ticaret ve deniz damarları bu ittifakın eline geçiyor.</p>

<p>Buna kısaca masada oturan değil, masayı kuran ülke olmak denir.</p>

<p>Dünya karmakarışık.<br />
Kimsenin kimseye faydası yok.</p>

<p>Herkes kendi başının çaresine bakacak.</p>

<p>Böyle bir devirde coğrafyanın birleşmesi dünyada üçüncü bir güç demektir.</p>

<p>Güçlü bir Türkiye, arkası sağlam bir devlet ve ayağa kalkan Anadolu demektir.</p>

<p>Acaba Türkiye bir çatışmanın ortasına mı çekiliyor diyenler boşuna hayıflanıyor.</p>

<p>Koca bir güç blogu doğuyor!</p>

<p>Avrasya'nın masası!</p>

<p>Artık plan, hesap, söz ...</p>

<p>Bu masanın!</p>

<p>Tarih, masada oturup pay bekleyenleri değil.</p>

<p>Masayı kurup kuralları yazanları yazar.</p>

<p>Rüzgarı arkamıza aldık bir kere.</p>

<p>Atılan imzalar milletimize hayırlı uğurlu olsun!</p>

<p>Selam ve muhabbetle...</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/22(209).jpg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/11(187).jpg" style="height:739px; width:415px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Oct 2026 18:26:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözünüzle Görüyor musunuz?</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/gozunuzle-goruyor-musunuz-79034</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/gozunuzle-goruyor-musunuz-79034</guid>
                <description><![CDATA[Gözünüzle Görüyor musunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu sabah saat sekiz gibi Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi polikliniğinde sıradan bir sabah randevusu, birkaç dakika içinde gerilimli bir sahneye dönüştü. Kısaca bahsedeyim...</p>

<p>Kolunda yırtık olan orta yaşlı bir kadın için ameliyat kararı bekleyen hasta yakını, doktora dönüp sordu: “Çekilen röntgende yırtığı gözünüzle görüyor musunuz?”</p>

<p>Doktor bu cümleyi mesleki bir hakaret olarak algılamış olacak ki, “Ben sizin ameliyatınızı yapmam” dedi.</p>

<p>Tartışma büyüdü.</p>

<p>Hasta yakını “Kaç zamandır Ankara'dan gidip geliyorum, mecburen ameliyat edeceksin” diye direttikçe doktor da inatla geri çekildi.</p>

<p>Sonunda hasta yakını kadın, beddua ederek odadan çıktı.</p>

<p><strong>Bu sahne, Türkiye’deki sağlık sisteminin en sık yaşanan ama en az konuşulan yaralarından birini özetliyor: </strong>İki taraf da haklı olduğunu düşünüyor, iki taraf da mağdur hissediyor ve sonuçta kimse kazanmıyor.</p>

<p>Hasta yakınının sorusu aslında masum bir meraktan ya da endişeden doğmuş olabilir. Röntgen filminde “yırtığı” net görmek isteyen bir insan, doktorun bakış açısını anlamaya çalışıyor olabilir. Ama “gözünüzle görüyor musunuz?” cümlesi, hekimlik mesleğinin temel taşı olan klinik muhakemeyi ve uzmanlığı sorgular nitelikte. Bir doktor için bu, “Sen aslında hiçbir şey bilmiyorsun, ben de bakayım” demeye yakın bir tını taşıyor. Hele sabahın erken saatinde, onlarca hastanın beklediği bir poliklinikte bu cümle, birikmiş yorgunluğun ve tükenmişliğin üzerine düşen son damla olabiliyor.</p>

<p>Öte yandan doktorun “Ben ameliyat etmiyorum” demesi de kolaycı bir tepki. Hasta-hekim ilişkisinde güven bir kez bozulduğunda ameliyatı reddetmek yasal olarak mümkün. Ama bu ret, randevu peşinde koşan, belki defalarca hastaneye gidip gelen bir hasta için “artık senin derdinle ilgilenmiyorum” anlamına geliyor. Ve bu, insanı paniğe, öfkeye ve en sonunda bedduaya sürüklüyor.</p>

<p>Asıl sorun şu: İki taraf da sistemi değil, karşısındakini suçluyor. Hasta yakını, randevu sisteminin aksaklığını, ameliyat sırasının belirsizliğini, “bir bakıp gönderiyorlar” hissini doktorun şahsında somutlaştırıyor. Doktor ise hasta yoğunluğunu, mesai dışı yükünü, sürekli şüpheyle bakılmayı ve “sen mecbursun” baskısını kişisel bir saldırı olarak algılıyor. Oysa ikisi de aynı sistemin mağduru.</p>

<p>Türkiye’de sağlık çalışanlarına yönelik şiddet istatistikleri her yıl yükseliyor. Fiziksel saldırılar kadar, sözlü saldırılar ve bu olayda olduğu gibi “beddua” ile biten sahneler de sıradanlaştı. Buna karşılık hastalar da “doktor beni dinlemedi”, “üstünden savdı”, “ameliyat etmedi” diye isyan ediyor. İki tarafın da dili sertleştikçe, karşılıklı empati kapasitesi eriyor.</p>

<p>Bu sabahki sahnede kimse “Bir saniye, ben ne demek istedim, siz ne anladınız?” demedi. Kadın, endişesini daha yumuşak bir dille ifade edebilirdi. Doktor, o cümleyi kişisel alıp kapıyı kapatmak yerine, “Bu soruyu neden sorduğunuzu anlıyorum ama şöyle açıklayayım” diyebilirdi. İkisi de yapmadı. Çünkü ortam, sabır ve nezaket için uygun değildi. Ortam, yıllardır biriken güvensizlikle doluydu. Belki de asıl konuşmamız gereken şey, o poliklinik odasında yaşanan birkaç dakikalık tartışma değil. Hasta ile hekim arasına giren o görünmez duvar.</p>

<p>Bir tarafın “Sen mecbursun” diye baskı kurması, diğer tarafın “Ben yapmam” diye kapıyı çekmesi. İkisi de aynı hastalığı iyileştirmeye çalışırken birbirini yaralıyor. Sağlık sistemi düzelmeden, randevu ve ameliyat süreçleri şeffaflaşmadan, hekimlerin iş yükü makul seviyeye inmeden bu sahneler bitmez. Ama sistem düzelene kadar da bir şey yapabiliriz: Karşımızdakinin de insan olduğunu unutmamak.</p>

<p>Doktor da hasta yakını da o sabah oraya “kazanmak” için değil, bir annenin kolunu düzeltmek için gelmişti. <strong>Unuttukları tek şey buydu.</strong></p>

<p>Ve o an, tartışmanın tam ortasında kalan teyzeye içim yandı. “Kızım cahillik etti, yanlış kelime kullandı” diyebildi.&nbsp;Kolundaki yırtık sızlıyor muydu, bilmiyorum. Belki günlerdir rahatça bir bardak su bile kaldıramıyordu. Belki sadece birinin elini tutup “Merak etme anne, düzelecek” demesini bekliyordu. O gürültünün içinde kimsenin görmediği tek kişi oydu. Asıl ders belki de şudur: <strong>Bazen en yüksek sesle konuşanlar, en çok acı çekenleri unutturur.</strong></p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:36:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beslenme horlamayı nasıl etkiliyor? Uykunun sessizliğini bozan, yediklerimiz olabilir</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/beslenme-horlamayi-nasil-etkiliyor-uykunun-sessizligini-bozan-yediklerimiz-olabilir-79033</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/beslenme-horlamayi-nasil-etkiliyor-uykunun-sessizligini-bozan-yediklerimiz-olabilir-79033</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme horlamayı nasıl etkiliyor? Uykunun sessizliğini bozan, yediklerimiz olabilir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Horlama çoğu zaman yalnızca uyku sırasında çıkan rahatsız edici bir ses olarak düşünülür. Oysa beslenme alışkanlıklarımız, gece solunumunun kalitesini sandığımızdan çok daha güçlü bir şekilde etkiler. Bu nedenle horlama şikâyeti olan kişilerde ilk adım çoğunlukla ağırlık kontrolü, diyet düzeni ve beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi olmaktadır.</p>

<p>Horlama, üst solunum yollarının uyku sırasında daralmasıyla oluşur. Boyun çevresindeki yağlanma, ödem, reflü ve burun tıkanıklığı gibi pek çok durumun beslenmeyle doğrudan ilişkisi vardır. Dolayısıyla gece duyulan bu sesin kaynağı çoğu zaman gün içinde yaptığımız seçimlerde saklıdır. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi (AASM), horlamanın en sık nedenleri arasında <strong>fazla kilo, alkol, ağır akşam yemekleri ve burun tıkanıklığı gibi beslenme bağlantılı etkenleri </strong>vurgular.</p>

<p><strong>Yediklerimiz </strong><strong>h</strong><strong>orlamayı </strong><strong>n</strong><strong>asıl </strong><strong>t</strong><strong>etikliyor?</strong></p>

<p><strong>1. Fazla Kilo ve Boyun Çevresi Yağlanması</strong></p>

<p>Vücut ağırlığının artması özellikle boyun bölgesinde yağlanmaya neden olur. Bu da hava yolunun daralmasına ve horlamanın artmasına yol açar. Yapılan araştırmalar ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), <strong>kilonun yalnızca %5–10 azalmasının bile horlamayı belirgin şekilde hafifletebildiğini</strong> gösteriyor.</p>

<p><strong>2. Geç Saatte ve Ağır Yemek Yemek</strong></p>

<p>Akşam geç saatlerde tüketilen büyük porsiyonlu ve yağlı yemekler mideyi doldurur, diyaframa baskı yapar ve nefes almayı zorlaştırır. Araştırmalar, akşam 20.00'den sonra yenilen ağır yemeklerin horlamayı yaklaşık %30 artırdığını gösteriyor.</p>

<p><strong>3. Alkol Tüketimi</strong></p>

<p>Alkol, boğaz kaslarını fazla gevşeterek hava yolunun daralmasına yol açar. Bu nedenle uykudan 3–4 saat önce alkol alımının bırakılması önerilir.</p>

<p><strong>4. Fazla Tuz ve Şeker Tüketimi</strong></p>

<p>Tuz vücutta ödem oluşturur, şeker ise inflamasyonu artırır. Her iki etki de solunumu olumsuz yönde etkileyerek horlamayı tetikler.</p>

<p><strong>5. Ağır, Yağlı ve Baharatlı Yemekler</strong></p>

<p>Yağlı yiyecekler sindirimi zorlaştırır, baharatlı gıdalar reflüyü tetikleyebilir.<br />
Bu durumlar solunum yolunda baskı oluşturur ve horlamayı şiddetlendirebilir.</p>

<p><strong>Hangi </strong><strong>b</strong><strong>eslenme </strong><strong>a</strong><strong>lışkanlıkları </strong><strong>h</strong><strong>orlamayı </strong><strong>azaltabilir?</strong></p>

<p><strong>Hafif ve Erken Akşam Öğünleri</strong></p>

<p>Çorba, sebze yemekleri, salata veya yoğurt gibi hafif içerikler diyaframı rahatlatır ve gece nefes alımını kolaylaştırır.</p>

<p><strong>Anti-enflamatuar Beslenme</strong></p>

<p>Zerdeçal, zencefil, zeytinyağı, yeşillikler ve omega-3 kaynakları solunum yollarındaki iltihabı azaltmaya yardımcı olur.</p>

<p><strong>Yeterli Sıvı Tüketimi</strong></p>

<p>Günlük su tüketimini 1.5–2 litre seviyesinde tutmak, boğaz dokularının kurumasını önleyerek horlamayı hafifletebilir.</p>

<p><strong>Şeker ve İşlenmiş Gıdaları Azaltmak</strong></p>

<p>Paketli atıştırmalıklar, salam–sucuk gibi işlenmiş ürünler ve şekerli hamur işleri, vücutta ödemi artırarak gece solunumunu zorlaştırır ve horlamayı şiddetlendirir. Bu besinlerin tüketimini azaltmak horlamanın kontrolünde önemli bir adımdır.</p>

<p><strong>Beslenmenin </strong><strong>ö</strong><strong>tesinde, </strong><strong>y</strong><strong>aşam </strong><strong>t</strong><strong>arzı da </strong><strong>ö</strong><strong>nemli</strong></p>

<p>· Yan uyku pozisyonu</p>

<p>· Düzenli egzersiz</p>

<p>· Burun tıkanıklığını azaltacak çözümler</p>

<p>· Oda sıcaklığını 18–20°C’de tutmak</p>

<p>Bu öneriler, doğru beslenme düzeniyle birlikte uygulandığında daha hızlı sonuç verir.</p>

<p><strong>Ne zaman uzman desteği alınmalı?</strong></p>

<p>Horlama; nefes durması, sabah baş ağrısı, gündüz aşırı uyku hali veya dikkat dağınıklığı ile birlikte görülüyorsa <strong>u</strong><strong>yku </strong><strong>a</strong><strong>pnesi</strong> belirtisi olabilir. Bu durumda bir uzman değerlendirmesi gerekir.</p>

<p><strong>Sonuç: Sofrada </strong><strong>b</strong><strong>aşlayan </strong><strong>s</strong><strong>orun, </strong><strong>g</strong><strong>ecede </strong><strong>g</strong><strong>ürültüye </strong><strong>d</strong><strong>önüşüyor</strong></p>

<p>Horlama; yalnızca uyku sırasında duyulan bir ses değil, yanlış beslenme alışkanlıklarının ve kilo artışının bir sonucudur. Gün içinde yapılacak küçük değişiklikler bile uyku kalitesini önemli ölçüde artırabilir.</p>

<p><strong>Doğru beslenme düzeni ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla hem daha sessiz bir gece hem de daha yüksek bir yaşam kalitesine ulaşmak mümkündür.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 15:05:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Minik Yüreğin Büyük Kalemi: Erva Aydın ve Malatya Kitap Fuarı\&#039;nda Gurur Dolu Bir Gün</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/minik-yuregin-buyuk-kalemi-erva-aydin-ve-malatya-kitap-fuarinda-gurur-dolu-bir-gun-79032</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/minik-yuregin-buyuk-kalemi-erva-aydin-ve-malatya-kitap-fuarinda-gurur-dolu-bir-gun-79032</guid>
                <description><![CDATA[Minik Yüreğin Büyük Kalemi: Erva Aydın ve Malatya Kitap Fuarı\'nda Gurur Dolu Bir Gün]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Malatya’mızın kültürel hayatına damgasını vuran, edebiyatın ve kitabın bayramı niteliğindeki 12. Malatya Kitap Fuarı kapılarını kitapseverlere açtı. Bu büyük heyecan, şehrimizde birbirinden değerli buluşmalara ev sahipliği yapıyor; ancak aralarında öyle gurur dolu ve duygusal bir an var ki, kelimelerin kifayetsiz kaldığı o özel kare bütün Malatya'nın yüreğini kabarttı. &nbsp;</p>

<p>​Tevfik İleri İmam Hatip Ortaokulu öğrencisi, gururumuz Erva Aydın, kaleme aldığı “Zamandan Zamana” adlı macera ve masal kitabıyla fuarda okurlarıyla buluştu. Onu o stantta, kitabının başında görünce insan ister istemez duygulanıyor; Erva’nın doğduğu gün daha dün gibi gözlerimizin önünde... Zaman ne kadar da hızlı akıp gidiyor; bizler yaş alıp günleri sayarken, gözümüzün önünde büyüyen evlatlarımız hayat merdivenlerini birer birer tırmanıp kendi hikayelerini yazmaya başlıyorlar. &nbsp;</p>

<p>​Fuarın en genç yazarlarından biri olarak yerini alan Erva, zarafetini tamamlayan açık mavi ceketi ve şık kombiniyle göz doldururken, duruşu ve asaletiyle ışık saçıyordu. Fuarın en anlamlı anlarından birinde, karesine yansıyan o müstesna dakikalarda bakanımızın da aralarında bulunduğu protokol ve değerli devlet büyüklerimiz genç yazarımızı yalnız bırakmadı. Standı ziyaret ederek Erva'nın heyecanına ortak olan bakanımızın samimi ve takdir dolu sohbeti, bu haklı gururu taçlandırdı. Bir ortaokul öğrencisinin hayal dünyasından süzülen masalsı maceranın, devletimizin ve şehrimizin yöneticileri tarafından bu kadar kıymet görmesi hepimiz için büyük bir mutluluk vesilesidir. &nbsp;</p>

<p><strong>​Başarının Arkasındaki Gizli Kahramanlar: Mine ve Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p>​Bu güzel başarının ve gurur tablosunun arkasında elbette ki büyük bir emek ve sevgi var. Ağaç yaşken eğilir düsturuyla evladını en güzel değerlerle yetiştiren, her anında arkasında dağ gibi duran kıymetli anne Mine Aydın'ı yürekten kutlamak gerekiyor. Bir annenin şefkati, göz nuru ve fedakarlığı, Erva gibi pırıl pırıl bir kalemin edebiyat dünyasına adım atmasındaki en güçlü dayanaktır. Mine Hanım'ın zarafeti ve emeği, bu başarının en sağlam sütunlarından biridir. &nbsp;</p>

<p>​Ve gelelim bu meşalenin kaynağına, emeğin ve vefanın adresine... Erva'nın babası, Malatya'mızın duayen gazeteci ve yazarlarından Ebuzer Aydın... Kızının kendi izinden yürüyerek böylesine genç yaşta kalem tutması, babasının yolunu ve mirasını ne kadar büyük bir onurla taşıdığının en güzel kanıtı.</p>

<p>​Şahsen kendi adıma söylemeliyim ki; ben de ilk olarak Ebuzer hocanın yanında gazeteciliği öğrendim. O dönemde bizlere kucak açan, gençlere inanan ve her daim fırsat veren hocaların hocasıydı. Malatya’da bugün çeşitli kurumların, ajansların, radyoların, televizyonların veya belediyelerin basın birimlerinde ter döken, ekmeğini kazanan pek çok insanın yolu mutlaka bir şekilde Ebuzer hocanın yanından geçmiştir, onun tezgahından çıkmıştır. Bizler hem çalışıp hem okuduk, kurslara gittik; her adımımızda bizi destekleyen bir yol gösterici bulduk. Bugün kendi mesleğimizde bir yerlerdeysek, bunda Ebuzer hocanın emeği ve hakkı ödenmez.</p>

<p>​Kendi evladını da aynı edeple, ilimle ve kalem sevgisiyle yetiştiren hocaların hocası Ebuzer Aydın’a ve kıymetli eşi Mine Aydın’a bizlere bu gururu yaşattıkları için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Zaman hızla akıp giderken hayat merdivenlerini böylesine güzel başarılarla tırmanan ipek saçlı yazarımız Erva... Yolun, bahtın ve kalemin daima açık olsun!</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/yazar%20erva%20ayd%C4%B1n%20bakan%20bak.jpg" style="height:800px; width:523px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 25 Oct 2026 10:19:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şemsi Belli... Malatya\&#039;dan Çıkan Bir Anadolu Yiğidi</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/semsi-belli-malatyadan-cikan-bir-anadolu-yigidi-79031</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/semsi-belli-malatyadan-cikan-bir-anadolu-yigidi-79031</guid>
                <description><![CDATA[Şemsi Belli... Malatya\'dan Çıkan Bir Anadolu Yiğidi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-22%20at%2019_23_16.jpeg" style="height:800px; width:435px" /></p>

<p>Bir insan düşünün...</p>

<p>Malatya irfanıyla yetişmiş, o toprağın hamuruyla yoğrulmuş bir solcu.</p>

<p>Ama öyle kâğıt üstünde kalanlardan, slogan atanlardan değil; bağrından çıktığı Anadolu’nun derdiyle dertlenen, onların çilesini haykıran bir söz ustası.</p>

<p>Bugünün bazı solcularına baksanız...&nbsp;</p>

<p>Belki ona "muhafazakâr" derler, belki haksızca "faşist" etiketi yapıştırmaya kalkarlar.</p>

<p>Çünkü o, kalıplara sığmazdı.</p>

<p>Adaletliydi...&nbsp;</p>

<p>Yiğitti...</p>

<p>Sağcı-solcu ayrımı yapmadan hak mücadelesi veren tam bir hak-perestti.</p>

<p>Modern mekanlarda, lüks muhitlerde benliğini vakarla temsil eden bir haysiyet beyefendisi idi...</p>

<p>Memleketinin, Malatya’nın kıvancını her daim yüreğinde taşıdı.&nbsp;</p>

<p>Hal diliyle mertliğin, adamlığın en somut timsaliydi.</p>

<p>İşte bugünün soluna da, sağına da ders olacak, örnek alınması gereken hakiki bir halk aydınıydı Şemsi Belli...</p>

<p>Şemsi Belli;&nbsp;<br />
1925 yılında Malatya’nın Arapkir ilçesinde doğdu.</p>

<p>İlk ve orta öğrenimini Malatya’da tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.&nbsp;</p>

<p>Kaymakamlık yaptı, gazetecilik tutkusu onu basının içine çekti.&nbsp;</p>

<p>Ulus, Dünya, Cumhuriyet gibi gazetelerde köşe yazarlığı, haber müdürlüğü yaptı; dergiler çıkardı.</p>

<p>O sadece bir gazeteci değil; şair, araştırmacı ve halkın içinden bir sosyologdu.&nbsp;</p>

<p>Anadolu insanının yoksulluğunu, susuzluğunu, yolsuzluğunu kâğıda dökerken hiç çekinmedi.&nbsp;</p>

<p>Dokunduğu her hayata insanca yaklaştı.&nbsp;</p>

<p>11 Ekim 1995 tarihinde İstanbul’da vefat etti, ancak arkasında Anadolu’nun gür sesini bıraktı.</p>

<p>Unutulmaz Eseri Anayasso...</p>

<p>Şemsi Belli denince akla gelen en büyük çığlık, Doğu Anadolu’daki çaresizliği, yolsuzluğu ve devletin soğuk bürokrasisine karşı halkın haykırışını anlatan "Anayasso" şiiridir.&nbsp;</p>

<p>Yıllar geçse de tazeliğini koruyan o muazzam eser:</p>

<p>Bir daha hatırlayalım..<br />
Yeni kuşaklar da duysun...</p>

<p>ANAYASSO</p>

<p>Bu ne biçim memleket?<br />
Bu ne biçim diyardır?<br />
Gülüm:<br />
Ağam, paşam, beyim, hey!</p>

<p>Zalım felek vurmuş bizim boynumuzu.<br />
Gözlerinin yaşını sil,<br />
Yaşını sil de bak:</p>

<p>Bir yanda bolluk var,<br />
Bir yanda kıtlık var.<br />
Bir yanda altın var,<br />
Bir yanda çamur var.</p>

<p>Bizim memlekette yol yok,<br />
Bizim memlekette okul yok,</p>

<p>Bizim memlekette su yok,<br />
Bizim memlekette hastane yok...</p>

<p>Zap Suyu derin akar,<br />
Zap Suyu serin akar.</p>

<p>Ak gelinler, körpe kızlar,<br />
Zap Suyu’na bakar bakar ağlar.</p>

<p>Köprü yok ki geçeler,<br />
Okul yok ki okuyalar.</p>

<p>Bebekler ölür beşikte,<br />
Analar ağlar eşikte.</p>

<p>Gözünü sevdiğimin Anayasso'su!<br />
Senin hiç haberin yok mudur bizden?</p>

<p>Senin hiç haberin yok mudur Zap'tan?<br />
Senin hiç haberin yok mudur Doğu’dan?</p>

<p>Yazılırsın kâğıt üstüne,<br />
Kalırsın Ankara’da!</p>

<p>Gelip bir bakmazsın,<br />
Biz ne hâldeyiz burada?<br />
Gülüm...</p>

<p>Ağam, paşam, beyim, hey!<br />
Bizim memlekette yol yok,</p>

<p>Bizim memlekette insan sayılmak yok!</p>

<p>Gözünü sevdiğimin Anayasso'su!</p>

<p>Bir gün gelir,<br />
Biz de insan olduğumuzu anlarız!</p>

<p>Bir gün gelir,<br />
Bu Zap Suyu’na köprü kurarız!<br />
Son Söz...</p>

<p>Şemsi Belli; Ankara’nın, İstanbul’un şatolarından Anadolu’ya parmak sallayanlardan olmadı hiç.&nbsp;</p>

<p>Memleketin derdini kendi derdi bildi.&nbsp;</p>

<p>Malatya irfanıyla yoğrulan o yürek, halkın hakkını savunurken kimseden icazet almadı.</p>

<p>Günümüz dünyasında etiketsiz, duruş sahibi ve mert kalabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu Şemsi Belli’nin mirasına bakınca bir kez daha anlıyoruz.</p>

<p>Şemsi Belli, bürokratik elitizme ve Anadolu'nun unutulmuşluğuna başkaldıran yerli bir "toplumcu" idi.<br />
Bugünün sırf teorik sloganlara dayanan, toplumun değerlerinden kopuk veya ithal kavramlarla konuşan sol anlayışından oldukça farklı; milletin derdini doğrudan milletin diliyle haykıran, şahsiyet sahibi ve özgün bir kalemdi.</p>

<p>Malatya okulunun yetiştirdiği bir degerimiz idi...</p>

<p>&nbsp;Anısı, bıraktığı izler ve eserleriyle daima zihnimizde ve kalbimizde yaşayacak; onu sevgi ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Oct 2026 19:26:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tenasuh/ Reenkarnasyon İnancı ve Zihinlerde Oluşan Şüpheler, Boşluklar</title>
                <category>Prof.Dr. Fikret Karaman</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/tenasuh-reenkarnasyon-inanci-ve-zihinlerde-olusan-supheler-bosluklar-79030</link>
                <author>FikretKaraman@malatyatime.com (Prof.Dr. Fikret Karaman)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/tenasuh-reenkarnasyon-inanci-ve-zihinlerde-olusan-supheler-bosluklar-79030</guid>
                <description><![CDATA[Tenasuh/ Reenkarnasyon İnancı ve Zihinlerde Oluşan Şüpheler, Boşluklar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu çalışmamızda reenkarnasyon/tenasuh konusu ile buna bağlı olarak halk arasında ruh göçü, ruhçuluk, iyi veya kötü ruh şeklinde algılanan anlayışı okuyucularımızla paylaşacağız. Zira yapılan bir araştırmada sekiz milyar civarındaki dünya nüfusunun bir milyardan fazlasının ölümden sonra ruhun, başka bir bedende yaşayacağına inanmaktadır. Bu rakam, Müslümanlar açısından da hayati önem arz etmektedir.&nbsp; Bir an için &nbsp;&nbsp;reenkarnasyon var kabul edilirse kişinin hayat boyu birlikte yaşadığı ruhu ölümünden sonra başkasının bedenine geçecektir. Bu durumda aynı ruhun, kıyamete kadar kaç bedene hayat vereceği ve ahirette yaşadığı bedenlerden hangisiyle buluşacağı belli değildir. Daha da önemlisi bu yaklaşıma göre ruhların sayısının bedenlerin sayısından daha az olacağı gibi bir garabet de ortaya çıkmaktadır. Bu belirsizliklerle zihinlerde şüphelerin/boşlukların oluşması ve yanlış bir inanca dönüşmesi kaçınılmazdır. &nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;Reenkarnasyon/Tenasuh İnancı</strong></p>

<p>Reenkarnasyon (reincarnation) Fransızca bir kavram olup yeniden bedenlenme manasına gelmektedir. Bu sözcüğün Arapçadaki karşılığı olan tenasuh ise; insan şahsiyetini oluşturan ve gözle görülmeyen ruh, can, nefes gibi manevi unsurun ölümden sonra bu âlemde başka bir bedene geçmesi” şeklinde tanımlanmıştır. &nbsp;Reenkarnasyonun geçmişi, eski Hint kültüründe M.Ö. 4800 yıllarında &nbsp;&nbsp;yaşayan Krişna’’ya kadar gitmektedir. Bu inanca göre insanın ruhu ölümsüzdür, kişi ölse bile onun ruhu bu dünyada yahut başka bir âlemde varlığını devam ettirecektir. Hint filozofları ise, ruhun evreni kuşatan objelerin çeşitliliğini anlayabilmesi için tek bir hayat yeterli değildir. Ruhlar ölümden sonra başka varlıkların bedenlerine girmeli ve yeni bir hayat sürdürmelidirler. Öyle ki kimi Hintli Müslüman bile, hem Allah’a hem tenasuhun varlığına inanmaktadır. Aynı düşünce eski İranlılar, Mısır, Mezopotamya ile Yahudi Kabala geleneğinde de benimsenmiştir. 19. Yüzyıldan itibaren &nbsp;&nbsp;İslam ülkelerinde yaşayan Nuseyrilik, İsmailiyye, Dürzilik ve Yezidilik gibi dini fırkalar tarafından da sahiplenilmiştir. Ülkemizde yakın geçmişte &nbsp;&nbsp;muhabir sadettin Teksoy bazı gençlerle yaptığı röportajda öldükten sonra ruhun&nbsp;&nbsp; başka bir bedende dünyaya geleceğine inandıklarını, bir TV programında dile getirmişti. Ayrıca bu inancı kabul edenler, Türkiye’de kurdukları <strong>“<em>Ruh ve Madde Derneği</em>”</strong> adına <strong>“<em>Metapsişik Terimler Sözlüğü”</em></strong> hazırlamışlardır. &nbsp;Sözlükte Osmanlıca <strong><em>“tecessüd’ü mükerrer</em></strong>” şeklinde ifade edilen reenkarnasyon, tekrar doğuş, tekrar bedenlenme, tekâmül aracı ve evrensel bir yasa şeklinde açıklanmıştır. Buradan hareketle kimi güçler, &nbsp;&nbsp;İslam coğrafyasında gizli veya açık olarak ruh göçü, iyi ruh, kötü ruh gibi konular fantezi, masum ve umursamaz bir tavırla gündemde tutularak melek ve ahiret inancı gibi gayba dayalı inancı tartışılır hale getirmektedir.&nbsp; Hemen belirtelim ki İslam dini ölümden sonra ruhun başka bir bedende yaşadığı şeklindeki inancı onaylamamıştır.</p>

<p>&nbsp; &nbsp;<strong>&nbsp;</strong><strong>Ruh ve Mahiyeti</strong></p>

<p>Ruh terim olarak&nbsp;&nbsp; insanın manevi cevherini ve özünü oluşturan, diğer bütün varlıklardan ayıran soyut bir varlıktır. İslam’ın ilk yıllarından itibaren Mekkeli Müşrikler ile Medineli Yahudiler Hz. Muhammed (sav)’e, ruhun mahiyetiyle ilgili soru sorduklarında Allah elçisi onlara, ruh hakkındaki gerçek ilmin Allah katında olduğunu ve ondan çok az bir bilginin insanlara verildiğini açıklamıştır.&nbsp; (İsra 17/85) Bu husus Kur’an’ın birçok yerinde açıklanmış ve Allah’ın yarattığı her şeyi güzel yaptığını, başlangıçta insanı da çamurdan yarattığını, sonra onun neslini bir özden, basbayağı bir sudan var ederek düzelttiğini, ona bizzat kendi ruhundan üflediğini bildirmiştir. <em>(</em>Secde 32 /7-9) Evet, ruh Allah’ın yarattığı en mükemmel işlerinden biridir. Öyle ki meleklere ve peygamberlere bile onunla ilgili tam bilgi verilmemiştir. Çünkü ruh, canlılara hayat veren bir özdür. &nbsp;Canlıları üreten, maddelere enerji veren ve bitkileri yeşerten, ruhtur. Kendisi görünmez fakat eserleri görünür. Bu nedenle ne ruh, ne eserleri inkâr edilemez. Ona inanmayanlar bile sıkıldıklarında <strong><em>“ruhsuz ve taş gibi”</em></strong> ifadelerle dolaylı olarak kabul etmektedirler.&nbsp; &nbsp;Kur’an ve hadislerde insan sözcüğü yerine kullanılan <strong><em>“abd”</em></strong> kelimesi de <strong>“<em>ruh ile bedeni birlikte</em>”</strong> ifade etmektedir. Nitekim İsra olayında Hz. Peygamber (sav) için “<strong><em>abd ve isra”</em></strong> kelimelerinin kullanılması bu yolculuktaki ruh ve beden bütünlüğüne işaret etmektedir. (İsra 17/1) İnsanın sorumluluğu da ruh ve beden bütünlüğü ile tanımlanmıştır.&nbsp; &nbsp;</p>

<p><strong>Reenkarnasyon İddiasının Geçersizliği</strong></p>

<p>&nbsp; Reenkarnayon öğretisini savunanların düşünceleri oldukça karışıktır. İnançlarına göre, Tanrı ruhları eşit ve adaletli olarak dünyaya göndermediği için doğuştan itibaren aralarında eşitlik söz konusu değildir. Ruhların eşit ve adil bir tekâmül seviyesine ulaşması için tekrar bedenlenmeleri gerekir.&nbsp; Bu haksızlık ancak reenkarnasyon yasası ile giderilir. Az önce ifade edildiği üzere Hint filozoflarının ruhun evrendeki zenginlikleri&nbsp; &nbsp;anlayabilmesi için tek bir hayat yeterli değil, ölümden sonra başka varlıkların bedenlerine tekrar girmeli ve yeni bir hayat sürdürmeli şeklindeki görüşleri de doğru/geçerli değildir. &nbsp;Aynı şekilde ruh çağırma, ruh göçü, iyi ruh, kötü ruh, rüya ve gaybten haber vermek gibi görüş ve reklam mahiyetindeki söylentiler de şüphe ve boşluklardan ibarettir. &nbsp;Allah’ın ilahi düzeniyle yarattığı beden, tek ruha emanettir. Diğer bir ifade ile bir ruh ancak tek bedene taalluk eder ve yönetir. Çünkü birey ancak beden ve ruh bütünlüğü ile kimlik kazanmaktadır. İradeli davranışların karşılığı olan ödül veya ceza da o kimliğe göre gerçekleşir. Dolayısıyla insan ruhunun ölümden sonra başka bir varlığın bedeniyle canlanması akli ve nakli delillere aykırıdır.</p>

<p>&nbsp;Allah insanı en güzel şekilde yaratarak şan ve şeref sahibi kılmıştır. Onu beden güzelliği yanında iki göz, bir dil, iki dudakla konuşma melekesi gibi kabiliyetlerle donatmıştır. (İsra, 17/70;&nbsp; Beled 90 / 8-9;&nbsp; Tin, 95/4) Kimin daha güzel davrandığını tespit emek için ölümü ve hayatı bir imtihan olarak yaratmıştır. (Mülk, 67/2).Erkek olsun kadın olsun, çalışan hiç kimsenin&nbsp; iş ve emeği boşa gitmeyecektir. (Necm 53/39-40) Çünkü bilinçli ve iradeli hareketler ruhun akıl kuvvetiyle meydana gelmektedir. Ruhun baygın, uyku ve anestezik bir ilaçla geçici süre ile beden üzerindeki etkisi hafifleyebilir. Doğal olarak bu geçiş anında ruh beden üzerinde tam işlevsel olmayabilir. Örneğin uyuyan insan canlıdır fakat uykusu esnasında temyiz, idrak ve tasarruftan mahrumdur. &nbsp;Bununla birlikte Allah insanı, ruh ve beden bütünlüğüyle kendisine halife olarak yaratmıştır. (Bakara 2/30) Bu özelliğinden dolayı ona, dağların, yerin ve göğün bile çekindiği emaneti ve sorumluğu vermiştir. (Ahzab 33/72) Hz. Ali’ye ait olduğu söylenilen şu beyitte, insanın yaratılışındaki sır ve derinlik çok güzel ifade edilmiştir: <strong><em>“Küçük bir cisim mi sanırsın seni sen; İçinde bir cihan saklı olduğu halde”</em></strong></p>

<p>Gerçekten insan bedeniyle küçük bir cisim olmasına rağmen ruhun ona bahşettiği sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve rutubet ile&nbsp; &nbsp;dört unsuru bünyesinde taşıyan özgür bir varlıktır. Bu nedenle kâinata <strong>“<em>büyük âlem</em>”</strong> onun küçültülmüş hali olan insana da <strong><em>“küçük âlem”</em></strong> denilmiştir. &nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Oct 2026 17:28:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/05/profdr-fikret-karaman-1779359759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dem Bu Demdir, Saat Bu Saat</title>
                <category>Sümeyye Alagöz</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/dem-bu-demdir-saat-bu-saat-79029</link>
                <author>sumeyyealagoz@malatyatime.com (Sümeyye Alagöz)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/dem-bu-demdir-saat-bu-saat-79029</guid>
                <description><![CDATA[Dem Bu Demdir, Saat Bu Saat]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir düstur bir hayat felsefesi..&nbsp;</p>

<p>Zaman en büyük öğretmen bizlere ve geleceğimize. Bununla birlikte insan yaşamını tehdit eden<strong> 'en tehlikeli düşman'. </strong>Ve yenilmesi mümkün olmayan bir düşman. O halde bu düşmanı yenmemiz mümkün değilse oturup konuşmalı ve bu büyük öğretmenden alınabilecek tüm dersleri almalıyız. İşte o zaman en azından yenilmemişte oluruz.<br />
Peki nereden çıktı bu zaman?</p>

<p>Başta bizim koyu puntoyla yazdığımız aslında herkesin evlerinde baş köşede altın harflerle yazılması gereken bu düstur maalesef günümüzde zihinlerden tamamen silinmiş gibi görünüyor.&nbsp;</p>

<p>Bunun en büyük kanıtı artan antidepresan kullanımları desem. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle ki artan gelecek kaygısı, sosyal medyanın çizdiği yapay hayatlara ulaşma arzusu 'ben yarın ne yapmalıyım, nasıl bende öyle olabilirim?'' sorularını beraberinde getirirken bir yandan da 'ben asla öyle olamam bu çok zor' düşüncesiyle birlikte çaresizlik hissini ve bitmeyen kaygıları beraberinde getiriyor. Sonuç randevu bulmanın eskiye göre birkaç kat fazla zorlaştığı psikiyatrist odaları.&nbsp;</p>

<p>Dipnot olarak şunu belirtmeliyim ki ihtiyaç hasıl olan durumlarda psikiyatriste gitmek kişisel bir sorumluluk olmakla birlikte toplumsal bir sorumluluktur. Burada söylediğim şey ruh sağlığını korumanın korkunç düzeyde zor olduğu şu zamanlarda bizler de kendi kişisel psikologlarımız olabilir; belirli hayat felsefeleri edinerek, kişisel gelişimimizi artırarak, kendimize dışardan gelebilecek her türlü olumsuz durum ve söylemlere karşı bir bariyer oluşturabiliriz.&nbsp;</p>

<p>Bu bariyeri nasıl oluşturacağımızı konuşmadan önce ilk iş zihinlerimizi ele geçiren kaygıların, obsesyonların farkına varmalıyız. Zihnimiz geleceğe dair kaygılarla mı meşgul, yoksa geçmişin karanlıklarında kaybolmuş aradığı şeyleri bulmak uğruna bugünü unutmuş durumda mı?</p>

<p>Dedim ya önce biz kendi psikoloğumuz olmalıyız ve tanıyı koyup yola öyle devam etmeliyiz. Ki bu İlk kısım iyi oluş sürecinin yüzde ellisi. Kulağa zor, kolay ve müthiş gelen çelişkilerle dolu bu ilk adımın doğru ve sağlıklı atılması geri kalan sürecin seyrini tamamen kontrol eden en önemli değişkenimiz.</p>

<p>Bu ilk adımın en büyük destekçisi kendimizi tanıma düzeyimiz. Acaba kendimizi ne kadar tanıyoruz? Daha önce bu soruyu kendinize sorup sormadığınızı düşünmenizi istiyorum. İsteklerimiz, hayallerimiz, umutlarımız acaba gerçekten bize mi ait yoksa çevremizin, anne-babamızın veya popüler kültürün bize dayattıkları mı?&nbsp;</p>

<p>Rogers'ın bu konuda ortaya attığı müthiş bir kavram var: Organizmik değerlendirme. Rogers bu kavramı şöyle tanımlamakta; kişinin deneyimlerini kendi içsel potansiyeline ve ihtiyaçlarına göre süzerek neyin iyi, neyin kötü ve neyin geliştirici olduğuna karar verdiği sürekli çalışan içsel bir mekanizma, pusula. Kaçımız böyleyiz? Aldığımız kararların vardığımız yargıların kaçı gerçekten bizi yansıtıyor? İşte sanırım kilit nokta burası. Kendimizi tanıdığımız gerçek beni keşfettiğimiz anda yakıcı, fakat bir o kadar müthiş keyifli bu süreci tamamlayıp o zaman hayatımızın kontrolünü elimize alma gücüne sahip oluyoruz ve kendi bariyerimizi en sağlam şekilde oluşturuyoruz. Geçmişizi kabul edip geleceğe dair gerçekçi ve bize ait bir rota oluşturup ANI kaçırmadan ZAMANLA barışarak doyumu yüksek bir yaşam sürmek sanırım ancak bu yollarla mümkün olacaktır. O zaman bir de sizinle içinde hayat barındıran bu cümleyi tekrar edelim: 'DEM BU DEM SAAT BU SAAT'.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Oct 2026 14:26:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/sumeyye-alagoz-1672249307.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KALDIRILSIN MI KALDIRILMASIN MI? Serbest Kartın Serbest Hikâyesi</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kaldirilsin-mi-kaldirilmasin-mi-serbest-kartin-serbest-hikayesi-79028</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kaldirilsin-mi-kaldirilmasin-mi-serbest-kartin-serbest-hikayesi-79028</guid>
                <description><![CDATA[KALDIRILSIN MI KALDIRILMASIN MI? Serbest Kartın Serbest Hikâyesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Memlekette 65 yaşını dolduranlar belediye otobüslerine bedava biniyor, uçak ve tren biletleri de indirimli. Güzel. Ama hatırlarsınız, bir vatandaş bu kartı bir günde otuzdan fazla kullanarak otobüse binmişti. Tam otuz defa otobüse bin, bir yerden bir yere git sonra in. Tekrar bin. Sivas’ta gerçekleşen bu akıl almaz olayda bir insan evladı neden otuz defa otobüse biner iner, keskin bir sorguya ihtiyaç var. Yani bu yolcumuzda prostat yok, romatizma yok, cambaz gibi otobüsten otobüse zıplayıp duruyor.</p>

<p>İlk bakışta bu kartlar, <strong>“vatandaşa destek”</strong> niyeti ile İlk bakışta popülizm kokan bir düzenlemenin ürünü gibi gözüküyor. Üstelik, kanunla da garantiye alınmış. Fakat tıkanan belediye başkanlarının da uykusunu kaçırmaya başlamış. İptal edilsin mi, sınırlandırılsın mı diye tartışılıyor. Bebek bezine hâlâ yüksek KDV uygulanırken, doğurganlık azalıyor diye sızlanılırken, 65 yaş üstüne böyle kıyak geçersen sonuç bu olur: kart israfa dönüşür.</p>

<p>Lakin işin diğer yönü ise kafa karıştırıcı ve düşündürücü. Neden 65 yaş üstü amca ve teyzeler sabahın köründe neden kendilerini sokağa atıyor? Otobüs meraklısı oldukları için değil. Bir kısmı parklara gidiyor, bir kısmı sadece sosyalleşmek için yollara düşüyor. Yani mesele sadece<strong> “bedava biniş” </strong>değil; sosyolojik bir gerçek var: yaşlılarımızı evden çıkaran, sokaklara iten bir ihtiyaç. Semt semt dolaşıyor, şehrin nabzını tutuyor, kalabalığa katkı sağlıyorlar.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-21%20at%2012_35_56.jpeg" style="height:327px; width:600px" /><br />
Aile Bakanlığı bu konuda serin ve derin bir araştırma yapmış mıdır, bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şu: serbest kart, sadece bir ulaşım hakkı değil; yaşlılığın yalnızlığını, toplumun popülizmini ve belediyelerin baş ağrısını aynı anda gösteren bir küçük ironidir. Bugün yaşlılarımızın önemli bir kısmı, geniş aile yapısının çözülmesiyle yalnız kalıyor. Çocuklar işte, torunlar okulda, evde ise sessizlik. Serbest kart, aslında bir kaçış bileti: evin dört duvarından çıkıp kalabalığa karışma fırsatı. Otobüs durağı, bir sosyalleşme mekânına dönüşüyor. Veya veya aile içi geçimsizliklerle sokağa itiliyorlar.</p>

<p><strong>Doğurganlık Ölürken</strong></p>

<p>Öte yandan bebek bezine hâlâ yüksek KDV uygulanırken, doğurganlık oranı düşüyor. Çocuk sayısı azalıyor, yaşlı sayısı artıyor. Devletin genç nüfusu teşvik etme konusunda yetersizliği ve korkaklığı, yaşlı nüfusun hızla büyümesine yol açıyor. Serbest kart gibi küçük destekler, bu demografik dönüşümün yükünü hafifletmeye yetmiyor.</p>

<p><strong>Sağlık Sistemi ve Gelecek</strong></p>

<p>Sayısı ger geçen yıl artan yaşlı nüfusumuz hastanelerin kapısında kuyruk olacak ciddi bir sağlık sorunu yaşanacak gibi gözüküyor. Sağlık sistemimiz bu artışa yanıt verebilecek mi?&nbsp;</p>

<p><strong>Sosyolojik Gerçek</strong></p>

<p>Otobüs merakı değil, sosyolojik zorunluluk: yaşlılarımız evde yalnızlığa mahkûm olmamak için sokaklara çıkıyor. Kartı kullanmak, bir ihtiyaçtan doğuyor. Bu yüzden tartışma <strong>“kart iptal edilsin mi”</strong> değil, <strong>“yaşlı nüfusun artışıyla nasıl başa çıkacağız”</strong> sorusu olmalı. Serbest kart, yaşlılara verilen bir ayrıcalık değil; toplumun aile yapısındaki çözülmenin, doğurganlıktaki düşüşün ve sağlık sistemine yaklaşan yükün küçük bir göstergesidir. Bugün belediye otobüslerinde görünen kalabalık, yarın hastane koridorlarında yankılanacak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAYAT ARKADAŞI DOKUNULMAZLIĞI</span></strong></p>

<p><strong>Sanatçı Evlenmez, Evlenirse Boşanamaz!</strong></p>

<p><strong>Sahnenin En Yaygın Rolü</strong></p>

<p>Memleketimizin en kayda değer özelliklerinden biri: sanatçılar arasında<strong> “hayat arkadaşlığı”</strong> modası. Resmi nikâh mı? O, sahneye çıkmadan önce yapılmış bir talihsizliktir. Ünlü olduktan sonra evlenmek zaten yasak gibidir; boşanmak ise imkânsız. Sonuç: hayat arkadaşı. Diğer tarafta da resmi nikahlı eşi.</p>

<p><strong>Aforizma Tadında Gerçek</strong></p>

<p>Sanatçı evlenmez. Evlenirse boşanamaz. Boşanamazsa hayat arkadaşı edinir. Hayat arkadaşı edinirse toplum alkışlar.</p>

<p><strong>Toplumsal Dokunulmazlık</strong></p>

<p>Halk, sanatçının sahnedeki büyüsünü özel hayatına da taşır. Çarpık ilişkiler bile<strong> “sanatçıya yakışır”</strong> diye kutsanır. Normal vatandaş aynı şeyi yapsa mahalle baskısı yerden yere vurur. Ama sanatçı yapınca <strong>“romantik özgürlük</strong>” olur.</p>

<p><strong>Hukukun İronisi</strong></p>

<p>Geçtiğimiz günlerde iki sanatçımız vefat etti. Biri miras kavgası bıraktı: yeğenler sahneye çıktı. Diğeri cenaze tartışması: yıllardır boşanmadığı resmi eş ve çocuklar “mezar yeri” konusunda ağırlığını koydu. Hayat arkadaşı ise sahnenin kenarında kaldı.<br />
Sözün özü, Hayat arkadaşlığı romantik bir masal değil; hukuki boşlukların ve toplumsal dokunulmazlıkların ironik aynasıdır.</p>

<p><strong>Benden Sonra Tufan</strong></p>

<p>Sanatçı toplumun gözü önünde. Özel hayatı örnek alınır. Ama resmi nikâhı düzenlemekten kaçınır. Hayat arkadaşını da ölümünden sonra zora sokar. Bu biraz “benden sonra ne olursa olsun umurumda değil” tavrı değil midir?</p>

<p><strong>Kültürün İronisi</strong></p>

<p>Sanatçının sahne ışıkları altında parlayan bu ilişki biçimi, aslında toplumun değişen aile yapısının en ironik göstergelerinden biri. Yalnızlığın panzehri mi, bireyselleşmenin maskesi mi? Belki de ikisi birden. Ama en doğrusu değerlerin nasıl değersizleştirildiğinin tipik bir örneği. Sanatçıların “hayat arkadaşı” kavramı, mizahın en acı yansıması. Sahnede alkışlanan özgürlük, mezarlıkta kavga çıkarıyor.<br />
Hayat arkadaşı, sanatçının yalnızlığını gideren bir dostluk gibi görünse de ölüm anında miras davalarıyla, cenaze tartışmalarıyla toplumun en sert gerçeklerine çarpıyor. Bu yüzden “hayat arkadaşı” kavramı, romantik bir masal değil; hukuki boşlukların ve toplumsal dokunulmazlıkların ironik bir aynasına dönüşüyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">RÖGAR TEMİZLEMEK FETHETMEKTEN DAHA ZOR</span></strong></p>

<p><strong>İstanbul’un imtihanı</strong></p>

<p>Fatih gemileri karadan yürütmüş. Torunları ise İstanbul’u havuza çevirmiş. Ama bu havuz öyle sıradan değil; İtalya’da geçtiğimiz aylarda yaşanan sel felaketinde arabalar gondol gibi sokaklarda süzülürken, İstanbul’da apartman çatılarından şelale akıtmak yeni bir turizm trendi oldu. Roma’da insanlar metro istasyonlarında yüzmeye çalışırken, İstanbul’da turistler <strong>“Şelale Turu”</strong>na katılıyor.</p>

<p>İspanya’da Valencia sokakları Amazon ormanına dönmüş, insanlar botlarla işe gitmişti. İstanbul’da ise vidanjör sahipleri Ferrari sürücüsü gibi havalı oldu.<strong> “Kim erken kiraladıysa hayatta kaldı” </strong>mottosu, Avrupa’nın<strong> “selden kaçan botçularına”</strong> taş çıkartıyor.</p>

<p>Hollywood yönetmenleri Roma’daki görüntüleri izleyip <strong>“Bu sahneyi çekelim”</strong> demişti; İstanbul’daki şelaleyi görünce<strong> “Bizim efekt departmanı bunu yapamaz” </strong>diyerek pes etti. Yapay zekâ programları da <strong>“Biz bile bu senaryoyu yazamazdık” </strong>diye itiraf etti.</p>

<p>Devlet baba yine sahnede. Zarar ziyan ödenmeye başladı bile. Daha birkaç gün önce borsadaki fon mağdurlarına ödeme söz konusu olduğunda<strong> “benim vergilerimle ödeyemezsiniz</strong>” diyenler pek ortaya çıkmadı ama hatırlatalım sel zararları maalesef sizin vergilerinizle ödenecek. İtalya’da zarar görenlere fon ödemeleri tartışılırken, İstanbul’da <strong>“vergilerinizle ödenecek” </strong>gerçeği bir kez daha hatırlatıldı. Vatandaş vergi diyor, dere yatağını çalıp bina diken ve diktirenler ise kıs kıs gülüyor.<br />
İstanbul’da olanları Konstantin görse kahrından ölürdü, Fatih bilse torunlarını İstanbul’a yaklaştırmazdı. Meğer rögar temizlemek, çağ açıp kapatmaktan daha zormuş.<br />
Belediyelerden laf açılmışken binlerce örnekten birini daha sunalım okuyucularımıza:</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-21%20at%2012_34_08%20(1).jpeg" style="height:558px; width:600px" /></p>

<p>Görüntüler Ankara'dan. Büyük şehir Belediyesi Bahçelievler’deki yaya kaldırımlarını yeniliyor. Görüntüde gördüğünüz gibi Büyük bir çoğunluğu sağlam ve daha yıllarca kullanılabilecek &nbsp;taşlar sökülüyor ve yenileri döşeniyor. Oysa bozuk satıhlar tamir edilebilirdi. Diğer görüntü ise Keçiören'den. Caddenin orta refüjü daha birkaç ay önce yeni asfalt dökümü nedeni yenilenmişti. Yenilenen taşlar bugün bu durumda.<br />
<strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANEMDEN<br />
ASYA TARİHİ<br />
A. ZEKİ VELİDİ TOGAN</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9"><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-21%20at%2012_34_08.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></strong></p>

<p>İsenbike Togan’ın yayına hazırladığı eserde büyük tarihçi Zeki Velidi Togan Çin, Japonya ve Hindi-Çini’yi geçmişten günümüze derinlemesine anlatıyor. Özellikle bu ülkeler ile Türklerin ilişkilerine farklı ve nitelikli değerlendirmeler yapılan eseri tavsiye ediyoruz.<br />
Haftaya yine burada buluşabilmek ümidiyle.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Oct 2026 12:57:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Çocuğun Hayaline Sahip Çıkmak, Bir Şehrin Geleceğine Sahip Çıkmaktır!</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-cocugun-hayaline-sahip-cikmak-bir-sehrin-gelecegine-sahip-cikmaktir-79027</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-cocugun-hayaline-sahip-cikmak-bir-sehrin-gelecegine-sahip-cikmaktir-79027</guid>
                <description><![CDATA[Bir Çocuğun Hayaline Sahip Çıkmak, Bir Şehrin Geleceğine Sahip Çıkmaktır!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bir belediye başkanının büyüklüğü, yaptığı yollarla, inşa ettiği binalarla, hayata geçirdiği milyonluk projelerle değil; bir çocuğun gözlerindeki umudu yeniden yeşertmesiyle anlaşılır.</p>

<p>Malatya'da geçtiğimiz günlerde yaşanan bir hadise, belediyeciliğin yalnızca şehirleri imar etmekten ibaret olmadığını, asıl meselenin insanı ihya etmek olduğunu hepimize bir kez daha hatırlattı.</p>

<p>Bu hikâyenin kahramanı, Malatya Yeşilyurtspor altyapısında forma giyen genç futbolcumuz Yiğit İlyas BİNGÖL.</p>

<p>Ve bu hikâyenin arkasındaki güçlü irade, Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan GEÇİT.</p>

<p>Yiğit İlyas, Yeşilyurtspor U15 takımının gelecek vadeden genç futbolcularından biri.<br />
Onun da yaşıtları gibi hayalleri var.</p>

<p>Bir gün büyük statlarda oynamak, Malatya'nın adını duyurmak, belki de Türk futbolunun unutulmaz isimleri arasına girmek...</p>

<p>Ancak yaşadığı menisküs sakatlığı, bu küçük yüreğin büyük hayallerine beklenmedik bir engel çıkardı.</p>

<p>Bir futbolcu için sakatlık zordur.</p>

<p>Ama henüz yolun başındaki bir çocuk için çok daha zordur.</p>

<p>Çünkü o yaşlarda mesele yalnızca dizindeki ağrı değildir.</p>

<p>Takımıma dönebilecek miyim?</p>

<p>Arkadaşlarımla yeniden aynı sahada buluşabilecek miyim?</p>

<p>İşte böyle bir zamanda, bir çocuğun elinden tutmak yalnızca sağlık hizmeti sunmak değildir.</p>

<p>Onun geleceğine, özgüvenine ve hayallerine sahip çıkmaktır.</p>

<p>İLHAN GEÇİT, SADECE TALİMAT VERMEDİ; BİR ÇOCUĞUN GELECEĞİNE SAHİP ÇIKTI.</p>

<p>Yiğit'in sakatlığı Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan GEÇİT'e ulaştığında mesele sıradan bir kulüp işlemi olarak görülmedi.</p>

<p>Başkan GEÇİT'in talimatıyla harekete geçildi.</p>

<p>Genç futbolcumuz evinden alındı, Kayseri'ye götürüldü.</p>

<p>Kayseri Acıbadem Hastanesinde, uzman hekimlerin gözetiminde tedavi süreci yürütüldü ve ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Düşünün…</p>

<p>Bir ilçenin belediye başkanı, yüz binlerce insanın sorumluluğunu taşıyor.</p>

<p>Depremin yaralarını sarmaya çalışan bir şehirde, altyapıdan üstyapıya, sosyal hizmetlerden ekonomik kalkınmaya kadar onlarca meseleyle mücadele ediyor.</p>

<p>Ama bütün bu yoğunluğun arasında, altyapıda futbol oynayan bir çocuğun sağlık sorununu da öncelikleri arasına alıyor.</p>

<p>Bu davranışın anlamı, bir ameliyatın çok ötesindedir.</p>

<p>İlhan GEÇİT, Yiğit'e yalnızca tedavi imkânı sunmadı. Ona, “Sen bu şehrin evladısın. Senin hayallerin bizim için kıymetli. Biz seni yalnız bırakmayız.” mesajını verdi.</p>

<p>Ve bana göre bu mesaj, milyonlarca liralık tanıtım kampanyalarından çok daha değerlidir.</p>

<p>“BUNCA YILDIR BU MEMLEKETTEYİM, İLK DEFA DUYDUM!”</p>

<p>Bu hadisenin kamuoyundaki karşılığını gösteren çok anlamlı bir mesaj aldım.</p>

<p>Malatya futbolunu yakından tanıyan, eski futbolcu, antrenör ve aynı zamanda imam hatip olan Ahmet FİLİZ, sosyal medyada gördükten sonra bana şöyle yazdı:</p>

<p>“Maşallah hocam, harika bir davranış.”</p>

<p>Ardından Mehmet TOPAL'ın Malatya'da hâlâ anlatılan hikâyesine atıfta bulunarak bu davranışın da benzer biçimde hatırlanacağını ifade etti.</p>

<p>Ancak asıl dikkatimi çeken, ardından kurduğu şu cümleydi:</p>

<p>“Bence devrim hocam. Bunca yıl bu memleketteyim, ilk defa duyduk. Elhamdülillah.” demesiydi.</p>

<p>Bu sözler üzerinde düşünmek gerekiyor.</p>

<p>Bir futbol insanı, yıllardır yaşadığı şehirde böyle bir sahiplenmeye ilk kez tanıklık ettiğini söylüyor.</p>

<p>Üstelik bunu sıradan bir takdir ifadesiyle değil, "devrim” kelimesiyle anlatıyor.</p>

<p>Elbette Malatya'da bugüne kadar genç sporculara destek veren, fedakârlık yapan nice yöneticilerimiz, antrenörlerimiz ve hayırseverlerimiz oldu.</p>

<p>Onların hakkını teslim etmek gerekir.</p>

<p>Ancak burada farklı bir şey var.</p>

<p>Bir belediye başkanının, altyapıdaki genç bir futbolcunun sağlık sorununu bizzat sahiplenmesi, tedavisinin en iyi şartlarda yapılması için imkânları harekete geçirmesi ve bunu bir sosyal sorumluluk anlayışıyla gerçekleştirmesi...</p>

<p>İşte kamuoyunda karşılık bulan davranış budur.</p>

<p>BİR ÇOCUĞUN AMELİYATI, YÜZLERCE ÇOCUĞUN UMUDU OLDU.</p>

<p>Şimdi Yeşilyurtspor altyapısında futbol oynayan diğer çocukları düşünelim.</p>

<p>Onların ailelerini düşünelim.</p>

<p>Çocuklarını antrenmana götüren, soğukta tribünde bekleyen, formasını yıkayan, kramponunu almak için fedakârlık yapan anne babaları düşünelim.</p>

<p>Bu hadiseden sonra o aileler ne hisseder?</p>

<p>“Demek ki çocuğumuz yalnız değil.”</p>

<p>“Demek ki bir sakatlık yaşadığında arkasında duran bir kurum var.”</p>

<p>“Demek ki bu şehir, çocuklarının geleceğine gerçekten değer veriyor.”</p>

<p>İşte bir belediye başkanının oluşturabileceği en büyük güven duygularından biri budur.</p>

<p>Bir çocuğa yapılan iyilik, yalnızca o çocuğa ulaşmaz.<br />
Ailesine ulaşır.<br />
Takım arkadaşlarına ulaşır.<br />
Antrenörlerine ulaşır.<br />
Ve nihayetinde bütün şehre ulaşır.</p>

<p>Prof. Dr. İlhan GEÇİT'in bu davranışını değerlendirirken önemli bir ayrıntıyı da gözden kaçırmamak gerekir.</p>

<p>İlhan Başkan yalnızca bir belediye başkanı değil.</p>

<p>Aynı zamanda bir tıp profesörü.</p>

<p>İnsan sağlığının ne anlama geldiğini, zamanında yapılan müdahalenin ne kadar kıymetli olduğunu bilen bir hekim.</p>

<p>Hekimlikte esas olan insanı yaşatmak, belediyecilikte esas olan insana hizmet etmektir.</p>

<p>Bu iki sorumluluk aynı vicdanda birleştiğinde ortaya yalnızca hizmet değil, gönüllere dokunan bir yönetim anlayışı çıkar.</p>

<p>İlhan GEÇİT'in yaptığı tam da budur.</p>

<p>Yeşilyurt Belediyesi, bu örnekle yalnızca bir futbolcuya destek vermedi.</p>

<p>Gençliğe verdiği önemin sözde kalmadığını, gerektiğinde somut bir sorumluluğa dönüştüğünü gösterdi.</p>

<p>Büyük yöneticilik, başkalarının küçük gördüğü meselelerde büyük bir vicdan ortaya koyabilmektir.</p>

<p>Yollar, parklar, spor tesisleri ve büyük yatırımlar elbette önemlidir. Ancak bütün bu hizmetlerin nihai hedefi insandır.</p>

<p>Bu nedenle Yiğit İlyas BİNGÖL'ün hikâyesi, sıradan bir sağlık hizmeti hikâyesi değildir.</p>

<p>Bu hikâye, bir yönetim anlayışının insan merkezli olduğunda nasıl anlam kazandığının somut örneğidir.</p>

<p>Ve bu hikâye bize bir gerçeği yeniden hatırlatmıştır:</p>

<p>Bir başkanın makamı belediye binasında olabilir. Ama gerçek itibarı, dokunduğu insanların gönlünde inşa edilir.</p>

<p>Kim bilir...</p>

<p>Yiğit İlyas sahalara döndüğünde, belki de yıllar sonra profesyonel futbolcu olduğunda, bugün yaşadıklarını anlatacak. Malatya futbolunda yeni bir başarı hikâyesi yazılırken bu günler hatırlanacak.</p>

<p>İlhan Başkan, bir belediye başkanının gerçek gücünün yalnızca bütçesinde, projelerinde ve makamında değil; vicdanında, merhametinde ve insana verdiği değerde olduğunu gösterdi.</p>

<p>Malatya'nın bugün ihtiyacı olan belediyecilik anlayışı da budur.</p>

<p>Şehri yeniden inşa ederken insanı unutmayan...<br />
Betonu yükseltirken gönülleri ihmal etmeyen...<br />
Büyük projelerin arasında küçücük bir çocuğun hayalini görebilen bir anlayış...</p>

<p>Yiğit İlyas BİNGÖL evladımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, sağlığına kavuşarak yeniden sahalara dönmesini diliyorum.</p>

<p>Başkan Prof. Dr. İlhan GEÇİT'i ve bu sürece emek veren herkesi yürekten kutluyorum.</p>

<p>İyi ki bu şehrin çocuklarına sahip çıkan insanlar var.</p>

<p>İyi ki varsınız İlhan Başkanım.</p>

<p><strong>Fî Emânillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>“Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni.”</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Oct 2026 07:49:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Elif Ananın Cenneti (Betona gömülen anıların öyküsü)</title>
                <category>Suat Gülşen</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/elif-ananin-cenneti-betona-gomulen-anilarin-oykusu-79026</link>
                <author>suatgulsen@malatyatime.com (Suat Gülşen)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/elif-ananin-cenneti-betona-gomulen-anilarin-oykusu-79026</guid>
                <description><![CDATA[Elif Ananın Cenneti (Betona gömülen anıların öyküsü)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/222(61).jpg" style="height:660px; width:469px" /></p>

<p>Her biri kentin bir yerine savrulmuş olan dört çocuğunu bir arada gördüğü için çok mutluydu Elif Ana. Bayramlarda bile hep birlikte ziyaretine gelemezlerken, büyük oğlu Sedat annesine telefon ederek:&nbsp;<br />
<em><strong>“Kardeşlerimle birlikte ziyaretine geleceğiz, torunlarını da getireceğiz. Çoktandır sütlacını da yiyemedik”</strong></em> deyince dünyalar onun olmuştu.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Her zaman evi derli toplu ve temiz olurdu Elif Ana’nın. Yeniden temizliğe girişmesine gerek yoktu. Hazırlayacağı şey sütlaç pişirip, bahçeden biraz da meyve toplamaktı. Torunları için de, çok sevdikleri kokulu çileklerden toplaması yeterli olacaktı. &nbsp;<br />
Sabahtan başlamıştı hazırlıklara. Önce, avludaki ocağın üzerine koyduğu büyük tencerede sütlaç yapmaya başladı. Sütlacının çocukları tarafından bu denli beğenilir olmasının sırrı belki de tarçın yerine vanilya kullanması dışında odun ateşiyle pişiriyor olmasıydı.<br />
İki oğlu ve iki kızı olan Elif Ananın gelinleri, damatları ve beş torunu, akşam büyük odada toplandığında keyfine diyecek yoktu. Kâse kâse sütlaçları iştahla yerlerken, herkesin yüzünün gülüyor olması Elif Anayı mutlu etmişti. &nbsp;<br />
Küçük gelini boşalan kâseleri siniye toplayıp mutfağa götürürken Sedat, divanda oturan annesinin yanına sokularak:&nbsp;<br />
<strong>― Tüm ailenin bir arada olması ne güzel değil mi anne? </strong>dedi.<br />
<strong>― Güzel olmaz mı hiç oğlum, daha sık gelin. Unuttunuz beni burada</strong>, diyerek kucağındaki en küçük torununun altın sarısı saçlarını okşarken, büyük kızı Pınar hemen söze girdi:<br />
<strong>― Anneciğim iş, güç, çocukların okulu derken bir koşuşturmadır gidiyor. Aynı şehirde birbirimize hasret yaşıyoruz. Biz de sana, bundan böyle tüm aile aynı çatı altında yaşamayı önermek için geldik, Allah uzun ömür versin ama sen de yaşını aldın. Bundan böyle yalnız yapamazsın.<br />
― Evet anne, ablam doğru söylüyor. Daha ne kadar yalnız başına yaşayacaksın? Senin için endişeleniyor, korkuyoruz. Hep bir arada olmalıyız,</strong> diye ablasını destekledi diğer kızı Burçin.&nbsp;<br />
Elif Ana bir anlam veremedi bu konuşmalara. Sorgularcasına herkesin yüzüne bakakaldı öylesine. Sonunda Sedat açıkladı kardeşleriyle birlikte aldıkları kararı:&nbsp;<br />
<strong>― Bak anne. Her tarafını apartmanlar sardı. Kale burçları gibi dikildiler etrafına. Tek katlı evin, bahçen, bunların ortasında yapa yalnız kaldı. Toprak damlı kerpiç evin her kış akmakta, artık bahçe işleriyle uğraşıp yorulmana da gerek yok. &nbsp;Her şey pazarda, manavda var. Hem de çok ucuz.<br />
― Ne demek istiyorsanız açıkça söyleyin oğlum. Kardeşlerin de bir şeyler ima etmeye çalıştı ama bir anlam veremedim. Nedir derdiniz? Ne söylemek istiyorsunuz?<br />
― Diyeceğimiz şu anne; Biz bir müteahhitle görüştük. Bu evi bahçesiyle birlikte müteahhide kat karşılığı verirsek altı katlı apartman dikecek. Her katta iki daire olacak ve yarısını bize verecek. Yani altı dairemiz olacak. Birisinde sen oturursun, dört kardeşe de birer daire, bir dairede artar. Bunu da kiraya verirsin, aylık bir gelirin olur. Gül gibi yaşarsın. Bizler de kira ödemekten kurtulmuş, hepimiz aynı çatı altında toplanmış oluruz.&nbsp;</strong><br />
Elif Ana kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra gözlerini tavana dikip derin bir iç çekerek:&nbsp;<br />
<strong>― Elli yıl önce bu aileye daha yeni gelin gelmiştim. Babaanneniz, dedeniz ve iki amcanızla birlikte aynı evde aylarca yaşadım.&nbsp;<br />
Tabi daracık evde hep birlikte yaşamamız zor oluyordu. Dedeniz, bahçeye iki göz ev yapın, evinizi ayırıp rahat edin deyince dünyalar bizim oldu. Bu evi rahmetli babanızla birlikte kendi ellerimizle yaptık.&nbsp;<br />
Günlerce çamur karıp kerpiç döktük. Siz kerpiç nasıl dökülür, ne zahmetli iştir bilir misiniz? Nereden bileceksiniz toprağa saman katıp su ilave ederek ayaklarımızla çiğneyip kıvamlı çamur haline getirdiğimizi? Sonra bunları “anaç-kuzu” olarak göz göz olan tahta kalıplara döktüğümüzü? Büyük kerpiçlere anaç, onun yarısı kadar olanlara kuzu denildiğini. Sonra bunları alt üst ederek kuruttuğumuzu? Bir duvarcı ustası tutup, o duvarları örerken bizim amele gibi yardım ettiğimizi de bilemezsiniz tabi. &nbsp;<br />
Örülen duvarların üzerine hezen dediğimiz uzun ağaçları uzatıp üzerinin tahtalarla kapatıldığını da bilmezsiniz. Durun daha bitmedi. Onun üzerini de toprakla kalınca örtüp günlerce loğ taşıyla loğlayıp sıkıştırdığımızı. Tekrar üzerini sıvayıp dam yaptığımızı.&nbsp;<br />
Duvarları rahmetli babanızın kendi elleriyle sıvadığını. Benim duvarları perdah yaptığımı da bilemezsiniz tabi. Bu kapılar, pencereler babanızın el emeği. Evin çift kanatlı oyma giriş kapısındaki nakışlarında rahmetli babanızın göz nuru var, ustalığı, sanatı var. &nbsp;İğneyle kuyu kazar gibi aylarca süren bir uğraş sonunda kurduk yıkmak istediğiniz bu yuvamızı.<br />
&nbsp;Abiniz Sedat doğmadan dört ay önce evimize yerleştik. Burası bizim sıcacık yuvamız oldu. Hepiniz bu evde dünyaya gözlerinizi açtınız.<br />
Kışın her kar yağdığında damın karlarını babanız kürüdü. Ben saçaklarını topaçladım. Yağmurda aktığında dama saman serpip loğlayıp kabaran toprağı presledik. Kendi ellerimizle yaptığımız yuvamızı ayakta tutmak için bugüne değin her çabayı gösterdik ama siz şimdi onu yıkmak istiyorsunuz. Elli yıllık anıları da toprağa gömmek istiyorsunuz, öyle mi?</strong> Deyip sorgulayan gözlerle bakarken, küçük oğlu Fuat söze girdi:<br />
<strong>― Aman anne! Ev eskidi. Artık ayakta duracak hali kalmadı. Allah korusun küçük bir depremde yerle bir olacak. Daha güvenli, sağlıklı ve geniş bir dairede yaşamak daha güzel değil mi? Hem asansörü de olacak. Hiç yorulmayacaksın, bahçe derdin de olmayacak.</strong><br />
Elif Ana kucağındaki torununun saçlarını okşamaya devam ederek:&nbsp;<br />
<strong>― Anlaşıldı siz beni dört duvar arasına hapsetmek, betona gömmek istiyorsunuz. Oysa hepinizin çocukluğu gençliği bu evde geçti. Bahçesinde az mı koşuşturdunuz, salıncak kurdunuz, ağaçlara tırmandınız, meyve topladınız.&nbsp;<br />
Rahmetli babanız her doğan çocuğunun onuruna bahçeye meyve ağaçları dikerdi. Sedat doğduğunda üç kayısı fidanı, Pınar doğduğunda üç kök kiraz, Burçin’de üç dut ve Fuat’ta üç şeftali fidanı. Bu fidanlar sizinle birlikte büyüyüp boy vermiş, meyveye durmuştu. İşte önünüzdeki meyveler de bu ağaçlardan.&nbsp;<br />
Ben şimdi nasıl kestiririm büyüttüğüm bu ağaçları? Nasıl kökletirim bahçemde yetiştirdiğim onlarca ağacı. Çiçeklerimi, sebzelerimi sulamayacak mıyım? Kendi ürünümü toplamayacak mıyım?&nbsp;<br />
Etrafımı apartmanlar sardı ama o apartmanlarda oturanlar balkonlarına çıktıklarında gözleri bahçemde kalıyor. Ben hiçbir zaman kendimi onların yerine koymadım ama eminim ki onlar benim yerimde olmak, burada doğayla baş başa yaşamak istiyordur. Bu ev, bu bahçe benim cennetim. Sizler cennetimi cehenneme mi çevirmek istiyorsunuz? Bunu nasıl düşünürsünüz?</strong><br />
Kısa süren bir sessizlikten sonra konuşmalara hiç karışmamış olan büyük gelin Yaprak bu sessizliği bozdu:<br />
<strong>― Anne. Artık anılarla yaşamayı bırak. Koca şehirde kaç kerpiç ev kaldı? Burası senin için önemli ama yalınız başına daha ne kadar kendi kendine yeteceksin? İleriyi görüp, geleceğini düşünmelisin. Biz senin sağlıklı bir ortamda daha rahat yaşamanı düşünüyoruz.<br />
― Beni mi düşünüyorsunuz, kendinizi mi bilemem artık. Yıllarımı bu eve, bu bahçeye verdim. Her köşesi anılarla dolu. Betona gömdüremem anılarımı. Ben anılarımla yaşamak istiyorum. &nbsp;</strong><br />
Odayı bir sessizlik sardı. Çocuklar, annelerinden bu denli bir tepkiyi beklemedikleri için ne diyeceklerini şaşırdılar. Şu anda annesinin daha fazla üzerine gitmelerinin doğru olmayacağını düşünen Sedat, annesine sarılarak bu sessizliği bozdu:<br />
<strong>― Neyse anne, hemen sıkma tatlı canını. Her şey olacağına varır. Çocukların da uykusu geldi. Bize müsaade kalkalım. Sen, teklifimizi enikonu düşün. Nasıl istersen öyle olsun</strong>, diyerek hep birlikte toparlandılar. Elif Ananın elini öpüp sokağa çıktıklarında Sedat kardeşlerini etrafına toplayıp:<br />
<strong>― İlk günden fazla ısrarcı olmak istemedim ama birkaç haftaya kadar razı ederim ben onu. Siz de sık sık uğrayarak gönlünü alıp ikna yoluna gidin. Konuyu açtık ya, bundan sonrası kolay. Bu iş oldu sayılır. Haydi herkese iyi geceler,</strong> diyerek ayrıldılar.&nbsp;<br />
Herkes oturacakları yeni dairenin hayaliyle evlerinin yolunu tutarken, odada yalnız kalan Elif Ana göz pınarlarına dolan yaşları gizleyemedi. Oturduğu divanda öylece kalakaldı uzun bir süre.&nbsp;<br />
Sonra karşı duvarda asılı duran saza baktı uzun uzun. Sık sık tozunu alıp sevip okşadığı, eşinin yadigarıydı bu. Yıllardır suskun duran bu sazdan bir zamanlar sevda türküleri dolardı odaya. Marangoz eşi kendi elleriyle yaptığı bu sazla, eşine olan sevgisini, sevdasını türkülere dökerdi.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/11(186).jpg" style="height:205px; width:602px" /></p>

<p><strong>Karadır kaşların ferman yazdırır<br />
Bu dert beni diyar diyar gezdirir<br />
Lokman hekim gelse yaram azdırır<br />
Yaramı sarmaya yar kendi gelsin</strong></p>

<p><strong>Ormanlardan aşağı aşar gelirim<br />
Nazlı yari kaybettim ağlar gezerim<br />
Ormanların gümbürtüsü başıma vurur<br />
Nazlı yarin hayali karşımda durur</strong></p>

<p><strong>Karadır kaşların benzer kömüre<br />
Yardan ayrılması zarar ömüre<br />
Kollarımdan bağlasalar zincire<br />
Kırarım zinciri varırım yâre…</strong></p>

<p>Yatsı namazını kılan Elif Ana başını yastığa koyduğunda, anılar yumağı içerisinde dolaştı durdu uzun süre. Gözüne uyku girmedi saatlerce. &nbsp;Geçen elli yılı yeniden yaşar oldu siyah beyaz bir film şeridinde...&nbsp;<br />
Neden sonra gözlerini kapattığında, hafriyat dozerleri dikildi karşısına. Önüne geleni yıkıyor, yerle bir ediyordu. Yıllara meydan okuyan hezenler, vurulan darbelere direnircesine yerlerinden kopmak istemiyor, sanki iş makinalarına kafa tutuyordu ama, gittikçe daha hızlı vurulan darbelere dayanamayıp çatırdayarak yerlere yığılıyordu.&nbsp;<br />
Elif Ana çaresizdi. Ne yapacağını bilemezken, ta uzaklarda özlemle kendisini bekleyen eşini gördü. <em>“Akşam neler oldu anlatmam lazım bey”</em> diyerek koştu ona doğru.&nbsp;<br />
<em>“Hepsini duydum, haberim var”</em> dedi eşi.&nbsp;<br />
<em>“Öyleyse ne yapacağım ben? Bir yol göster. Karmakarışık düşünceler içeri-sindeyim” </em>dedi Elif Ana.&nbsp;<br />
<em>“Üzme kendini. Bu güne dek, el ele verince her güçlüğü yenmedik mi? Şimdi de yeneceğiz. Yeter ki bırakıp gitme beni.&nbsp;<br />
Hem, sensiz boş durmadım ki ben. Çamur karıp, kerpiç döküp yeniden ördüm yuvamızı. Bak görüyor musun karşı tepede ağaçların arasındaki evimizi? Haydi, gel yeni evimize gidelim”</em> dedi beyi.&nbsp;</p>

<p>Elif Ana çok mutluydu. Sımsıkı eşinin elini tuttu, bir daha hiç bırakmamacasına.&nbsp;<br />
Sevinçten uçarcasına koştular yeni kurdukları cennete doğru. Süzüldüler içeri... &nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Oct 2026 08:20:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/11/suat-gulsen-1699447974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor?</title>
                <category>SM Mali Müşavir Abdurrahman Daşkaya</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/dunya-ekonomisi-nereye-gidiyor-79025</link>
                <author>abdurrahmandaskaya@malatyatime.com (SM Mali Müşavir Abdurrahman Daşkaya)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/dunya-ekonomisi-nereye-gidiyor-79025</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Ekonomisi Nereye Gidiyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya ekonomisi,</strong> Orta Doğu'daki jeopolitik çatışmaların tetiklediği enerji şokları ile yapay zeka yatırımlarının yarattığı teknolojik ivme arasında sıkışmış durumda. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre küresel ekonomi, direnç sınırlarını zorladığı kritik bir dengelenme sürecinden geçiyor.</p>

<p><strong>1. Enflasyon Dengesi: Tedarik Şokları ve Yeni Riskler</strong></p>

<p>Pandemi sonrası düşüş eğiliminde olan küresel manşet enflasyon, <strong>2026 yılında %4,7’ye yükselerek</strong> yeniden yönünü yukarı çevirdi.</p>

<p><strong>Enerji Maliyetleri</strong>: Hürmüz Boğazı'ndaki lojistik tıkanıklıklar ve rafineri riskleri sebebiyle Brent petrolün 107 dolar seviyesini aşması, dünya genelinde arz yönlü bir enflasyon baskısı yaratıyor.</p>

<p><strong>Tarife ve Geçiş Etkileri:</strong> Ticaret savaşları, gümrük vergileri ve artan lojistik maliyetler, fiyatların yüksek kalmasındaki ana unsurlar arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>Gelecek Beklentisi: </strong>Enflasyonun, enerji arzının normalleşmesi varsayımıyla ancak 2027 yılında %4,1 seviyesine gerilemesi bekleniyor.&nbsp;</p>

<p><strong>2. Faiz Dengesi:</strong>Enflasyondaki katılık, merkez bankalarının faiz indirim süreçlerini yavaşlatmasına ya da tamamen durdurmasına neden oluyor.</p>

<p><strong>Merkez Bankalarının Duruşu:</strong> ABD Merkez Bankası (Fed) başta olmak üzere küresel ölçekte sıkı para politikaları korunuyor; ABD 10 yıllık tahvil faizleri %5 seviyelerinde seyrediyor.</p>

<p><strong>Kamu Borcu Alarmı:</strong> Yüksek faiz ortamı, ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırıyor. Küresel kamu borcunun küresel milli gelire oranının %94'e ulaşması, hükümetleri ciddi bütçe disiplini uygulamak zorunda bırakıyor.</p>

<p><strong>3. Üretim ve Büyüme Dengesi: GELENEKSEL SANAYİ-Yapay Zeka Ayrışması</strong></p>

<p>Küresel üretim çarkları yavaşlarken, teknoloji ve geleneksel sanayi arasında keskin bir ayrışma yaşanıyor.</p>

<p><strong>Büyüme Tahminleri: </strong>Küresel büyüme hızının geçen yıla kıyasla yavaşlayarak <strong>%3,1 seviyesine gerilemesi </strong>öngörülüyor.</p>

<p><strong>Yapay Zeka Kazananları:</strong> ABD ve teknoloji altyapısına yoğun yatırım yapan ülkeler, yapay zekanın sağladığı verimlilik artışıyla yüksek maliyetleri tolere edebiliyor.</p>

<p><strong>Geride Kalanlar:</strong> Yapay zeka trenini kaçıran, enerjiye bağımlı ve yüksek borçlu gelişmekte olan ülkelerde ise üretim daralıyor ve bu durum toplumsal protestoları tetikliyor.</p>

<p><strong>Bölgesel Görünüm:</strong> Çin ekonomisi teşviklerin etkisiyle son çeyrekte %4,5 büyüyerek beklentileri aşarken, Hindistan %7 seviyelerindeki güçlü büyümesini koruyor. Avrupa ve Körfez ülkeleri ise jeopolitik risklerden en fazla yara alan bölgeler olarak öne çıkıyor.</p>

<p><strong>Evet, küresel dengeler ışığında Türkiye’nin güncel para politikası, döviz kuru ve borsa üzerindeki etkileri şu şekildedir:</strong></p>

<p><strong>1. TCMB'nin Faiz Politikası: "Temkinli Sıkılık" ve Bekleyiş</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), küresel enflasyonist baskılar ve jeopolitik risklerin ortasında sıkı duruşunu koruyor.</p>

<p><strong>Mevcut Durum:</strong> TCMB, Eylül ayı toplantısında <strong>politika faizini %37 seviyesinde sabit</strong> tuttu. Banka, gecelik borç verme faizini %40, borçlanma faizini ise %35,5 seviyesinde uyguluyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Gözler Ekim Kararında</strong>: Yılın kritik Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı <strong>22 Ekim Perşembe günü</strong> gerçekleştirilecek. Küresel petrol fiyatlarındaki oynaklık ve yurt içi dezenflasyon sürecinin hızı, faiz indirim döngüsünün ne zaman başlayacağı üzerinde belirleyici rol oynuyor.&nbsp;</p>

<p><strong>2. Dolar/TL Dengesi: Kontrollü Seyir ve Küresel Baskı</strong></p>

<p>Küresel olarak Fed'in faizleri uzun süre yüksek tutma eğilimi ve ham petrol fiyatlarındaki tırmanış, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde genel bir baskı yaratıyor.<br />
<strong>Güncel Durum:</strong> Dolar/TL kuru serbest piyasada <strong>49,55 TL seviyelerinden</strong> işlem görüyor.</p>

<p><strong>Mekanizma: </strong>TCMB'nin uyguladığı yüksek TL faiz oranı (%37), kurun üzerinde koruyucu bir kalkan görevi görerek ani sıçramaları sınırlıyor ve yerli yatırımcının TL'de kalmasını (TL mevduat cazibesini) destekliyor.</p>

<p><strong>3. Borsa İstanbul (BIST 100): Jeopolitik Baskı ve Dengelenme</strong></p>

<p>Borsa İstanbul, küresel risk iştahındaki dalgalanmalardan ve yurt içindeki yüksek faiz alternatifinden doğrudan etkileniyor.</p>

<p><strong>Güncel Endeks Değeri: </strong>BIST 100 endeksi, haftanın ilk işlem gününde jeopolitik risklerin hafifleme sinyalleriyle sınırlı bir toparlanma kaydederek<strong> 11.745 puan seviyesinde</strong> bulunuyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Piyasa Dinamikleri:</strong> Sıkı para politikası ve yüksek mevduat faizleri, hisse senedi piyasası üzerinde bir likidite baskısı (alternatif maliyet) yaratıyor. Yabancı yatırımcılar bu dönemde riskli varlıklar olan hisse senetlerinden ziyade, getiri garantisi sunan TL tahvil piyasasına yönelmeyi tercih ediyor.&nbsp;</p>

<p>SM MALİ MÜŞAVİR ABDURRAHMAN DAŞKAYA</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:50:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/sm-mali-musavir-abdurrahman-daskaya-1672251197.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2011\&#039;de Ayrıldı... 2026\&#039;da Sahiplendi!</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/2011de-ayrildi-2026da-sahiplendi-79024</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/2011de-ayrildi-2026da-sahiplendi-79024</guid>
                <description><![CDATA[2011\'de Ayrıldı... 2026\'da Sahiplendi!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya'da Kuru Kayısı Lisanslı Deposu'nun da sahibi çıkmış!</p>

<p><strong>Sami Er.</strong></p>

<p>2010'da Kayısı Entegre Tesisi projesini başlattıklarını söylüyor.</p>

<p>2011'de İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğinden ayrılmıştı.</p>

<p>2013'te Ömer Faruk Öz'ün girişimleriyle kuru kayısı lisanslı depoculuk tebliği yayımlandı.</p>

<p>2015'te Fırat Kalkınma Ajansı fizibiliteyi hazırladı.</p>

<p>2018'de Bülent Tüfenkci ve Ramazan Özcan'ın katılımıyla protokol imzalandı.</p>

<p>2020'de ilk kayısı depoya girdi.</p>

<p>2022'de tesis hizmete açıldı.</p>

<p>Bir de 2010'a dönelim.</p>

<p>Malatya Valisi Ulvi Saran.</p>

<p>İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sami Er.</p>

<p>Valilik makamının kararlarını yürütmekle görevliydi.</p>

<p><strong>Kayısı Entegre Tesisi hangi kararla lisanslı depoya dönüştü?</strong></p>

<p>Ömer Faruk Öz'ün girişimleri, Fırat Kalkınma Ajansının fizibilitesi, Bülent Tüfenkci'nin katkıları, Ramazan Özcan'ın gayretleri…</p>

<p>Bunca ismin, kurumun emeği var.</p>

<p>Ortada revizyon belgesi yoksa, geriye sahiplenme beyanı kalıyor.</p>

<p><strong>Malatya'da projelerin açılışı bir defa…</strong></p>

<p><strong>Sahiplenme töreni yıllar sonra yapılıyor!</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-19%20at%2014_10_11.jpeg" style="height:755px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ANKARA'DA FON… MALATYA'DA KALDIRIM!</span></strong></p>

<p>AK Parti, fon kriziyle boğuşuyor.</p>

<p>Eski bakanların, siyasetçi yakınlarının isimleri gündemde.</p>

<p>Parti henüz bu tartışmanın yükünden kurtulamamış.</p>

<p>Malatya'da ise eski bir AK Parti milletvekilinin yakını için kaldırıma dükkân yapıldığı konuşuluyor.</p>

<p>Çınarlı Camisi karşısında.</p>

<p>Gittim, gözümle gördüm.</p>

<p>Demir profiller dikilmiş.</p>

<p>Depremzede esnaf dükkân beklerken birileri kaldırımda yer bulmuş!</p>

<p>Konu Belediye Meclisi'ne kadar taşınmış.</p>

<p>Emlak Konut'tan izin alındığı söyleniyor.</p>

<p><strong>Minareye kılıf hazır!</strong></p>

<p>Peki kaldırımın hesabı?</p>

<p>Hak sahipliği, kamuya ait alanı kullanma yetkisi de verir mi?</p>

<p>Ankara'daki fon tartışmasıyla Malatya'daki kaldırım meselesinin ortak noktası, siyasi nüfuzun şahsi menfaate dönüştürülmesi ihtimali.</p>

<p>Birinde milyonlar konuşuluyor.</p>

<p>Diğerinde birkaç metrekare kaldırım.</p>

<p><strong>Meblağ başka, metrekare başka…&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Zihniyet aynı!</strong></p>

<p>AK Parti, kendi adını kullanarak ayrıcalık sağlayan varsa gereğini yapmalı.</p>

<p><strong>HAMİŞ:</strong></p>

<p><strong>Böylelerinin kulağını çivilemek lazım!</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-19%20at%2014_10_11%20(1).jpeg" style="height:564px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">REKTÖRÜN HABERİ YOK… MAHKEMENİN VAR!</span></strong></p>

<p>Aysun Bay'ın lojmanına girilmesi meselesini Malatyalılar biliyor.</p>

<p>Yeni olan, mahkemenin kararı.</p>

<p>Eski rektör evde yokken üniversite personeli içeri girmişti.</p>

<p>Gerekçe, demirbaş sayımı.</p>

<p>Daire başkanı talimatı kendisinin verdiğini söylemişti.</p>

<p>Rektör Recep Bentli'nin bilgisi olmadığı savunulmuştu.</p>

<p>YÖK, soruşturmaya gerek görmedi.</p>

<p><strong>Lakin…</strong></p>

<p>Mahkeme aynı kanaatte çıkmadı.</p>

<p>Ankara 4. İdare Mahkemesi, iki ayrı işlem için iptal kararı verdi.</p>

<p>Adli yönden iptal.</p>

<p>İdari yönden de!</p>

<p>Üstelik gerekçesi, bir rektörün kolayca geçiştirebileceği cinsten değil:</p>

<p><strong>Yeni rektörün talimatı olmadan eski rektörün lojmanına girilmesini hayatın olağan akışına aykırı bulmuş.</strong></p>

<p>Rektörlük konutu.</p>

<p>Üniversitenin personeli.</p>

<p>Demirbaş sayımı.</p>

<p>Üçü de aynı idarenin uhdesinde.</p>

<p>Fakat talimatın rektörlük makamından çıkmadığı söyleniyor.</p>

<p>Mahkeme de bu açıklamanın ardındaki şüphenin giderilmesini istiyor.</p>

<p>Şimdi Recep Bentli'nin önünde iki karar var.</p>

<p>Bir de cevap bekleyen soru:</p>

<p><strong>Rektörün bilgisi olmadan rektörlük konutuna girilebiliyorsa, o üniversitede idarenin başı kim?</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-19%20at%2014_10_11%20(2).jpeg" style="height:730px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SAMİ ER’E AK PARTİ’YE GEÇ ÇAĞRISI!</span></strong></p>

<p>Malatya'ya yağmur yağdı.</p>

<p>Yollar göle döndü.</p>

<p>Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er'e seslendi:</p>

<p><strong>“AK Parti'ye katılın!”</strong></p>

<p>İyi de…</p>

<p>Sami Er zaten AK Partili!</p>

<p>Üstelik Büyükşehir Belediye Başkanı.</p>

<p>Ankara'da iktidar kendi partisinde.</p>

<p>Malatya'da belediye de.</p>

<p>Yağmur yağınca yollar yine su altında!</p>

<p>Biz bu manzarayı defalarca yazdık.</p>

<p><strong>Fakat söz, söyleyenin makamıyla ağırlık kazanıyor.</strong></p>

<p>Bülent Kaya, Sami Er'e AK Parti'nin kapısını gösteriyor.</p>

<p>Oysa başkan o kapıdan çoktan girmiş.</p>

<p>Hatta kapıyı açan da AK Parti!</p>

<p>Bir partinin iktidar imkânları var.</p>

<p>Büyükşehir Belediyesi elinde.</p>

<p>Başkanı kendi adayı.</p>

<p>Buna rağmen Malatya yağmurla baş edemiyor.</p>

<p>Kaya'nın siyasi hicvini ben biraz da böyle okuyorum:</p>

<p>Sami Er'e hizmet için parti değiştirmesi söyleniyor.</p>

<p><strong>Bence başkanın ciddi bir siyasi check-up'a ihtiyacı var.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-19%20at%2014_10_20%20(1).jpeg" style="height:800px; width:597px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YAŞAYAN MÜZE DEDİLER… BÜFE ÇIKTI!</span></strong></p>

<p>Malatya Kent Müzesi yıllardır kapalı.</p>

<p>Az vaat verilmedi!</p>

<p>Yaşayan müze olacaktı.</p>

<p>Avrupa'daki örnekleri aratmayacaktı.</p>

<p>Malatya'nın vizyonu olacaktı.</p>

<p>Yıllar geçti.</p>

<p><strong>BiMekan Müze Kafe açıldı!</strong></p>

<p>Tarihî binanın arkasında cam cepheli, modern bir yapı.</p>

<p>Adı müze kafe.</p>

<p><strong>Peki müze?</strong></p>

<p>Sami Er, Kırk Kardeşler Mezarlığı'nın taş duvarını beğenmemişti.</p>

<p><strong>“Aslına uygun olmamış, sıradan taş duvar olmuş!”</strong></p>

<p>Başkasının taş duvarında tarihî aslı arayan mühendis başkan, Kent Müzesi'nin arkasındaki bu yapıyı hangi mimariye uygun bulmuş?</p>

<p>Koruma altındaki binanın çevresine yapılan ilavenin onaylı projesi nerede?</p>

<p>Koruma Kurulu hangi gerekçeyle izin vermiş?</p>

<p>Mimarlar Odası ne diyor?</p>

<p>Kültür ve Turizm Müdürlüğü ne düşünüyor?</p>

<p>Üstelik Malatya yeniden inşa ediliyor.</p>

<p>Bugün Kent Müzesi'nin çevresinde benimsenen mimari anlayış, yarın başka tarihî mekânlarda da karşımıza çıkabilir.</p>

<p>Avrupa'dan örnekler verildi.</p>

<p>Malatya'ya vizyon vaat edildi.</p>

<p>Yıllarca müzenin açılması beklendi.</p>

<p><strong>Bu ekip Malatya'yı ihya edecek, bu vizyon şehri ayağa kaldıracak!</strong></p>

<p><strong>Leylo leylo…</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-19%20at%2014_10_20.jpeg" style="height:800px; width:450px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: BİZİM EVİMİZ SICAK… YA YETİMLERİN?</span></strong></p>

<p>Hava soğudu.</p>

<p>Doğalgazı açtık.</p>

<p>Sobayı yaktık.</p>

<p>Evimiz ısındı.</p>

<p>Bir de penceresinin ardında üşüyen çocuk var.</p>

<p>Bir fatura…</p>

<p>Bir torba kömür…</p>

<p>Bize küçük.</p>

<p>Bir yetime kış boyunca sıcaklık.</p>

<p>Yetimler Kervanı çağırıyor:</p>

<p>Bu kış hiçbir yetim üşümesin.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: 4’4’LÜK MALATYA!</span></strong></p>

<p>Slogan hazır:</p>

<p>“4’4’lük Malatya.”</p>

<p>Festival de 4’4’lükmüş.</p>

<p>Güzel.</p>

<p>Yol başka telden.</p>

<p>Su başka telden.</p>

<p>Çarşı başka telden.</p>

<p>Şehir başka makamda.</p>

<p>Demedi deme Malatya;</p>

<p>festival 4’4’lük olabilir…</p>

<p>şehir için biraz erken.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:<br />
AÇLIK DİLİNE VURMUŞ</span></strong></p>

<p>Falih Rıfkı Atay, arkadaşına sormuş:</p>

<p>“Bugün yemek yemedin mi?”</p>

<p>Adam şaşırmış:</p>

<p>“Nereden anladın?”</p>

<p>Falih Rıfkı gülmüş:</p>

<p>“Konuşurken kelimelerin yarısını yutuyorsun.”<br />
…<br />
Malatya’da bazı gazetecilere bakıyorum.</p>

<p>Haberin yarısı yok.</p>

<p>Sorunun yarısı yok.</p>

<p>İsmin yarısı yok.</p>

<p>Cümlenin yarısı zaten yutulmuş.</p>

<p>Demek ki açlık mideye değil…</p>

<p><strong>Kaleme vurmuş.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta tarih tabelayı, köy okulu sesi, üretici fiyatı, veli servisi konuşmuş. Muhtarlar yine kurum kapılarında, şehir yine kendi eksiğini kendi söylüyor. Fiskos çok; mesele yine aynı: Bir yerde bereket var, öteki yerde hesabı tutmuyor.</p>

<p><strong>-800 YILLIK HAN VAR, TABELASI YOK!</strong></p>

<p>Şişman Han yıllardır ayakta kalmaya çalışıyor. Tavanı çökmüş, defineci çukurları açılmış, restorasyon bekliyor. Üstelik yolu gösteren düzgün bir kültür levhası bile yok deniyor. Tarih orada, adres orada, eser orada… Fiskos şu: “Han sekiz asırdır yerini unutmamış, biz tabelayı bulamamışız!”</p>

<p><strong>-OKUL KAPALI, BAYRAK PENCEREDE!</strong></p>

<p>Kapıkaya’daki köy okulu taşımalı eğitimle birlikte kapanmış. Binada çocuk sesi yok, bahçede teneffüs yok; solmuş bir bayrak pencere kenarında kalmış. Bu başlıkta hiciv biraz susuyor. Fiskos da kısa: “Köyde okul kapanınca yalnız kapı kilitlenmiyor; ses de gidiyor.”</p>

<p><strong>-SERVİS ÇOK, CEZA DA AZ DEĞİL!</strong></p>

<p>Okul servislerine yönelik denetimlerde yılbaşından bu yana yaklaşık 2 bin servise ceza uygulanmış. Rakam az değil. Velinin derdi zaten sabah kapıda başlıyor; ücret, güzergâh, güvenlik derken şimdi bir de bu tablo konuşuluyor. Fiskos kısa: “Çocuk okula gidiyor, servis kurallara hâlâ yetişmeye çalışıyor!”</p>

<p><strong>-ELMA BOL, FİYAT DAR!</strong></p>

<p>Doğanşehir’de bu yıl yaklaşık 20 bin ton elma bekleniyor. Ürün güzel, rekolte yüksek; ama üreticinin yüzü fiyat yüzünden pek gülmüyor. Meyve suyuna giden elma 2,5 liraya, sofralık ürün 10 liraya alıcı buluyor; soğuk hava deposu da yetersiz. Fiskos hazır: “Elma dalda bereket, kasada dert olmuş!”</p>

<p><strong>-MUHTAR KÖPRÜ, TALEP TRAFİĞİ YOĞUN!</strong></p>

<p>Muhtarlar Günü’nde yine “devletle vatandaş arasında köprü” denmiş. Doğru… Ama o köprüden geçen talep de az değil: yol, su, dönüşüm, altyapı, rezerv alan, hizmet… Mahallede kim ne istese ilk kapı yine muhtar. Fiskos hazır: “Köprü sağlam da, üzerinden geçen yük ağır!”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong></p>

<p>Çünkü Malatya’da bu hafta kimi tarihe, kimi köy okuluna, kimi servis kapısına, kimi de kasadaki elmaya bakmış. Şehir yine büyük laflardan çok küçük eksikleri konuşmuş. Malatyalının gözü ayrıntıda; çünkü hayat çoğu zaman orada aksıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 14:14:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Felaket ve Helaket Asrı</title>
                <category>Hasan Erdoğan</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/felaket-ve-helaket-asri-79023</link>
                <author>HasanErdogan@malatyatime.com (Hasan Erdoğan)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/felaket-ve-helaket-asri-79023</guid>
                <description><![CDATA[Felaket ve Helaket Asrı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Hak bela yazmaz kul azmayınca "diye bir kadim söz vardır. İşte tam bu zamana bakıyor.<br />
Peşpeşe gelen depremler,cinayetler,zulüm gören masumlar ve son sel felaketi birer ikazı ilahi bence.<br />
Anlayana tabi.<br />
Esbabperestler gibi tabi tabi vb deyip geçmek yeni bela ve musibetlere yol açar. Ve açıyor.<br />
Feteemmel.<br />
13.Asrın başında asrın imamı Bediüzzaman ra hazretlerine "rü'ya da bir hitabede;<br />
&nbsp; &nbsp;Bir cum'a gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi dedi:<br />
&nbsp; &nbsp;-Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem, seni istiyor.<br />
&nbsp; &nbsp;Gittim gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, selef-i sâlihînden ve a'sarın meb'uslarından her asrın meb'usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicab ettim, kapıda durdum. Onlardan bir zât dedi ki:<br />
&nbsp; &nbsp;-Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de re'yin var, fikrini beyan et! &nbsp; &nbsp;Ayakta durup dedim:<br />
&nbsp; &nbsp;-Sorun cevab vereyim.<br />
&nbsp; &nbsp;Biri dedi:<br />
&nbsp; &nbsp;-Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak, galibiyette ne olurdu?<br />
&nbsp; &nbsp;Dedim:<br />
&nbsp; &nbsp;-Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i'la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhde ile, kendini yek-vücud olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir.<br />
&nbsp; &nbsp;Zira şu musibet, mâye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde ta'cil etti. Biz incinir iken, âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üçyüz dirileceğiz. Hârikalar asrındayız. İki-üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var. Biz bu mağlubiyetle bir saadet-i âcile-i ‌ـ﴿عَاجِلَهءِ‌ـ﴾ muvakkata kaybettik; fakat bir saadet-i âcile-i ‌ـ﴿اٰجِلَهءِ‌ـ﴾ müstemirre bizi bekliyor. Pek cüz'î ve mütehavvil ve mahdud olan hali, geniş istikbal ile mübadele eden kazanır.<br />
&nbsp; &nbsp;Birden meclis tarafından denildi:<br />
&nbsp; &nbsp;-İzah et!<br />
&nbsp; &nbsp;Dedim:<br />
&nbsp; &nbsp;-Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez. Galib olsa idik, hasmımız ve düşmanımız elindeki cereyan-ı müstebidaneye belki daha şedidane kapılacak idik. Halbuki o cereyan hem zalimane, hem tabiat-ı âlem-i İslâma münafî, hem ehl-i imanın ekseriyet-i mutlakasının menfaatine mübayin, hem ömrü kısa, parçalanmaya namzeddir. Eğer ona yapışsa idik, âlem-i İslâmı fıtratına tabiatına muhalif bir yola sürükleyecek idik.<br />
&nbsp; &nbsp;Şu medeniyet-i habîse ki, biz ondan yalnız zarar gördük. Ve nazar-ı şeriatta merdud ve seyyiatı hasenatına galebe ettiğinden; maslahat-ı beşer fetvasıyla mensuh ve intibah-ı beşerle mahkûm-u inkıraz, sefih, mütemerrid, gaddar, manen vahşi bir medeniyetin himayesini Asya'da deruhde edecektik.<br />
&nbsp; &nbsp;Birden o meclisten tasdik emareleri tezahür etti.<br />
&nbsp; &nbsp;Dediler:<br />
&nbsp; &nbsp;-Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır!..<br />
&nbsp; &nbsp;-Neden geldin geleli siyasete karışmıyorsun? &nbsp; &nbsp;Dedim:<br />
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَ السِّيَاسَةِ<br />
&nbsp; &nbsp;Evet İstanbul siyaseti, İspanyol gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır. Biz müteharrik-i bizzât değiliz. Bilvasıta müteharrikiz. Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O tenvim ile telkin eder. Biz kendimizden hayal edip, esammane tahribimizde eser-i telkini icra ederiz. Mademki menba' Avrupa'dadır. Gelen cereyan, ya menfî veya müsbettir. Menfîye kapılan, harf gibi<br />
دَلَّ عَلٰى مَعْنًى ف۪ى نَفْسِ غَيْرِه۪<br />
yahut<br />
لَا يَدُلُّ عَلٰى مَعْنًى ف۪ى نَفْسِه۪<br />
tarif edilir. Demek bütün harekâtı, bizzât haric hesabına geçer. Çünki iradesi hükümsüzdür. Hulus-u niyeti faide vermez. Bâhusus menfî iki cihet-i za'fla, haric cereyanın kuvvetine bir âlet-i lâya'kıl olur.<br />
&nbsp; &nbsp;Diğer müsbet cereyan ise ki, dâhilden muvafık şeklini giyer. İsim gibi,<br />
دَلَّ عَلٰى مَعْنًى ف۪ى نَفْسِه۪<br />
dir. Hareketi kendinedir. Tebaî haricedir. Lâzım-ı mezheb mezheb olmadığından, belki muahez değil. Bâhusus iki cihetle kuvveti, haric cereyanın müsbet ve za'fına inzimam etse, harici kendine âlet-i lâyeş'ur edebilir.<br />
&nbsp; &nbsp;Dediler:<br />
&nbsp; &nbsp;-Dinsizliği görmüyorsun, meydan alıyor. Din namına meydana çıkmak lâzım.<br />
&nbsp; &nbsp;-Evet lâzımdır. Fakat kat'î bir şart ile ki, muharrik aşk-ı İslâmiyet ve hamiyet-i diniye olmalı. Eğer muharrik veya müreccih, siyasetçilik veya tarafgirlik ise, tehlikedir. Birincisi hata da etse, belki ma'fuvdur. İkincisi isabet de etse, mes'uldür.<br />
&nbsp; &nbsp;Denildi:<br />
&nbsp; &nbsp;-Nasıl anlarız?<br />
&nbsp; &nbsp;Dedim:<br />
&nbsp; &nbsp;-Kim fâsık siyasetdaşını, mütedeyyin muhalifine, sû'-i zan bahaneleriyle tercih etse, muharriki siyasetçiliktir. Hem umumun mal-ı mukaddesi olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi meslekdaşlarına daha ziyade has göstermekle, kavî bir ekseriyette dine aleyhtarlık meyli uyandırmakla nazardan düşürmek ise, muharriki tarafgirliktir.</p>

<p>(Sünuhat/Rü'yada Bir Hitabe)</p>

<p>Evet o zamana göre şimdi dünya hususan alem-i islam dehşetli zulüm,isyan ve tuğyan ile doldu.<br />
Kur'an'j kerimde Lanetli kavim olarak geçen yahudi milleti israil zulmü abd,İngiltere gibi batılı emperyalist ve zalimlerin desteği ile arşı titretir hale geldi.<br />
Koca iki milyara yakın sözde islam alemi sessiz, çaresiz,cılız.<br />
Türkiye olarak biraz sesimiz çıkıyor.<br />
Lakin yalnız kurt gibi.<br />
İçerde ve dışarda binbir dolap dönüyor.<br />
Ahir zamandayız.<br />
Kıyamet yakın.<br />
Ondan evvel bir asrı saadet misillü islamiyet hakim olacak.<br />
Beşaret ve müjdeler var&nbsp;<br />
Lakin ekser olarak buna layık olmak lazım.</p>

<p>Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı, ihlas kuvvetine dayanmak gerektir. İhlası kıracak esbabdan; yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz.&nbsp;<br />
(Yirmibirinci Lem'a)<br />
İhlas Risalesi - 32<br />
İhlas ve uhuvvet risalesindeki düsturlar tatbik edilse, kadın,makam,para gibi fitnelerden uzak durulsa bu beşaretler vücud bulur.<br />
Vesselam.<br />
<strong>Selam ve dua ile saygılar.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Oct 2026 11:47:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/04/hasan-erdogan-1744640598.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>\&quot;Tek Millet İki Devlet” Tören Sloganı mı?</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/tek-millet-iki-devlet-toren-slogani-mi-79022</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/tek-millet-iki-devlet-toren-slogani-mi-79022</guid>
                <description><![CDATA[\"Tek Millet İki Devlet” Tören Sloganı mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin okullara alınmadığı, çocukların gözyaşları içinde evlerine geri gönderildiği bir zamanda Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali YILDIRIM, kendisiyle yapılan bir röportajda Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve iç işlerine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamış ve müdahaleye teşebbüs edenlere karşı ağır ifadeler kullanmış!</p>

<p>Önce hakkını teslim edelim: Azerbaycan bağımsız bir devlettir. Kendi kararlarını kendisi verir. Türkiye olarak kardeş ülkemizin egemenliğine saygı duyar, başka devletlerin Azerbaycan’ın iç işlerine müdahalesine karşı çıkarız.</p>

<p>Ancak bugünkü mesele bu değil.</p>

<p>Başörtülü bir öğrencinin eğitim hakkının engellenmesine itiraz etmek, kardeş bir ülkenin egemenliğini hedef almak mıdır? Bir yanlışın düzeltilmesini istemek, o ülkeye düşmanlık etmek midir? Kardeşlik, yalnızca iyi günlerde birbirini alkışlamakla mı sınırlıdır?</p>

<p>Biz “Tek millet, iki devlet” sözünü törenlerde söylenecek bir slogan olarak görmüyoruz. Bu sözün bir hukuku, sorumluluğu ve gereği vardır. Kardeşinin sevincini paylaşmak kadar, yanlışını görüp uyarmak da bu sorumluluğun içindedir.</p>

<p>Dün Karabağ mücadelesinde Azerbaycan’ın yanında bunun için durduk. Azerbaycan ordusunun ve halkının büyük fedakârlığıyla, şehitlerin kanıyla kazanılan zaferde Türkiye de siyasi, diplomatik ve askerî desteğiyle kardeşinin yanında yer aldı. Maddi ve manevi imkânlarını seferber etti. Otuz yıla yaklaşan işgalin sona ermesini kendi meselesi bildi.</p>

<p>Bugün de Azerbaycan’daki bir kız çocuğunun başörtüsü sebebiyle okul kapısından çevrilmesini mesele edinmemiz aynı kardeşlik anlayışının gereğidir.</p>

<p>Üstelik biz bu acıyı biliyoruz.</p>

<p>28 Şubat sürecinde başörtülü kızlarımızın okul kapılarında nasıl bekletildiğini, eğitim haklarının nasıl ellerinden alındığını, ailelerin nasıl çaresiz bırakıldığını yaşayarak gördük. İnancı sebebiyle dışlanan insanların kırgınlığını da bu uygulamaların ülkeye kaybettirdiklerini de unutmadık.</p>

<p>Türkiye’nin enerjisi, yılları ve yetişmiş insan kaynağı bu yasaklarla heba edildi. Toplumun arasına duvarlar örüldü. AK Parti hareketinin doğuşunda ve millet tarafından sahiplenilmesinde, bu mağduriyetlere son verme iradesinin önemli bir yeri vardı.</p>

<p>Şimdi aynı acıların Azerbaycan’da yaşanmasını istemiyoruz.</p>

<p>Burada İsrail meselesini de sormak gerekir.</p>

<p>Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri söz konusu olduğunda gösterilen anlayışın, Türkiye’den yükselen bir hak ve özgürlük çağrısına gösterilmemesi kabul edilebilir mi? İsrail’in Azerbaycan üzerindeki muhtemel nüfuzu sorgulanmayacak, fakat Türkiye’deki insanların başörtülü öğrenciler için duyduğu kaygı “iç işlerine müdahale” diye mi karşılanacak?</p>

<p>Eğer dış aktörler Azerbaycan’ın kararları üzerinde etkili olmaya çalışıyorsa, buna karşı ilk söz söylemesi gereken ülkelerden biri Türkiye’dir. Bu sorumluluk, kardeşinin hakkını ve geleceğini koruma sorumluluğudur.</p>

<p>Türkiye’de geçmişte inanç üzerinden toplumu ayrıştıran anlayışların benzerinin Azerbaycan’da da zemin bulmasına izin verilmemelidir. Dışarıdan gelebilecek yönlendirmelere de içeride bu yasakları savunan anlayışlara da dikkat edilmelidir.</p>

<p>Bir insan herhangi bir dine inanmayabilir. Dinin hükümlerini kendi hayatında uygulamayabilir. Bu onun tercihidir. Fakat kendi tercihini başkasının inancını yaşamasını engellemenin gerekçesi yapamaz.</p>

<p>Başını örtmeyen bir insanın hakkı nasıl korunuyorsa, başını örten bir öğrencinin eğitim hakkı da aynı kararlılıkla korunmalıdır. Laiklik, insanların inançlarını kamusal hayattan silmenin veya onları okul kapısından çevirmenin gerekçesi yapılamaz.</p>

<p>Bu sebeple Binali YILDIRIM’ın açıklamasına itirazımızın yeri bellidir.</p>

<p>Azerbaycan’ın egemenliğine ilişkin genel ilke doğrudur. Ancak başörtülü öğrencilerin mağduriyeti üzerine yürüyen bir tartışmada yalnızca bu ilkeyi dile getirmek eksiktir. Böyle bir bağlamda cezalandırmadan söz etmek ise haklı bir itirazı dile getiren insanları da hedef alıyormuş izlenimi doğurur.</p>

<p>Sorulan meseleyle verilen cevap arasında ciddi bir boşluk oluşur. Okul kapısında bekleyen öğrencinin hakkının konuşulması gerekirken, tartışma o öğrencinin hakkını savunanlara yönelir.</p>

<p>Sayın YILDIRIM’ın sözlerinin arkasına güçlü bir “ancak” eklemesi gerekirdi.</p>

<p>Vermesi gereken mesajın özü şuydu:</p>

<p>“Azerbaycan’ın egemenliğine ve bağımsızlığına sonuna kadar saygılıyız. Kardeş ülkemizin iç işlerine yönelik kötü niyetli müdahalelere karşıyız. Ancak Türkiye’de başörtüsü yasaklarının yol açtığı acıları yaşadık. Aynı yanlışların Azerbaycan’da tekrarlanmasını istemiyoruz. Başörtüsü sebebiyle hiçbir öğrencinin eğitim hakkı engellenmemelidir. Böyle bir uygulama varsa düzeltilmelidir.”</p>

<p>Ama bunu söylemiyor…</p>

<p>Hayırdır, Sayın Binali YILDIRIM?</p>

<p>Azerbaycan’a dışarıdan müdahale mi var ki bu açıklamayı yapma ihtiyacı duydunuz?</p>

<p>Türkiye’de devlet yetkilileri mi bir açıklama yaptı?</p>

<p>İsrail mi iç işlerine karışıyor ki açıklama yapıyorsunuz?</p>

<p>Azerbaycan’ın iç işlerine kim karışıyor, açıklar mısınız?</p>

<p>İlham ALİYEV açıklama yaparken kastettiği kimdi?<br />
Kime meydan okuyordu?</p>

<p>Karabağ savaşında eşi başörtülüyken birlikte dua eden ALİYEV, neden şimdi başörtüsü yasağını savunuyor, Müslüman çocukların eğitim hakkını elinden alıyor?</p>

<p>Bu tartışmayı Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını açmak için kullanmak isteyenler olabilir. Ancak kim böyle bir hesap yapıyorsa bilsin ki; İki ülkenin kardeşliği, bu hesaplara teslim edilemeyecek kadar köklüdür. Türkiye eski Türkiye değil artık…</p>

<p>Kardeşlik hukukunun gereği, yanlışın düzeltilmesi için samimiyetle konuşmak, tecrübeyi paylaşmak ve çözümün yanında durmaktır.</p>

<p>Türkiye’de başörtüsü yasaklarına hangi gerekçeyle karşı çıktıysak, Azerbaycan’da da aynı gerekçeyle karşı çıkarız. Çünkü savunduğumuz hak, sınır değişince değerini kaybetmez.</p>

<p><strong>Fî Emânillah.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 12:31:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Balık Sezonu Açıldı! Sofranızda Omega-3\&#039;e Yer Açın</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/balik-sezonu-acildi-sofranizda-omega-3e-yer-acin-79021</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/balik-sezonu-acildi-sofranizda-omega-3e-yer-acin-79021</guid>
                <description><![CDATA[Balık Sezonu Açıldı! Sofranızda Omega-3\'e Yer Açın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Denizlerde av sezonunun başlamasıyla birlikte balıklar yeniden tezgâhlardaki yerini aldı. Palamut, hamsi ve istavrit gibi mevsim balıklarının sofralara dönmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarımızı güçlendirmek için güzel bir fırsat sunuyor. Peki, balık tüketirken nelere dikkat etmeliyiz? Hangi balıklar omega-3 açısından daha zengin ve sağlıklı bir porsiyon nasıl olmalı?</p>

<p><strong>Haftada iki gün balık tüketmek önemli</strong></p>

<p>Balık kaliteli protein, B12 vitamini, iyot ve selenyum gibi besin ögelerinin yanı sıra omega-3 yağ asitleri bakımından da önemli bir kaynaktır. Özellikle EPA ve DHA adı verilen omega-3 yağ asitleri, kalp ve damar sağlığının desteklenmesinde ve beyin fonksiyonlarında önemli rol oynar.Sağlıklı yetişkinler için haftada en az iki öğün balık tüketmek iyi bir hedeftir.</p>

<p><strong>Omega-3 açısından hangi balıklar öne çıkıyor?</strong></p>

<p>Omega-3 içeriği balığın türüne, yetiştiği ortama ve mevsime göre değişebilse de özellikle yağlı balıklar bu açıdan öne çıkar.</p>

<p><strong>Hamsi ve sardalya: Omega-3’ün şampiyonları</strong></p>

<p>Hamsi ve sardalya, omega-3 yağ asitleri bakımından zengin, ulaşılabilir ve besleyici balıklar arasında yer alır. EPA ve DHA içeriğiyle öne çıkan bu küçük balıklar, kaliteli protein sağlamalarının yanı sıra B12 vitamini ve çeşitli mineraller bakımından da değerlidir. Küçük ve kısa ömürlü balıklar olmaları, genellikle büyük yırtıcı balıklara kıyasla daha düşük cıva maruziyeti açısından da avantaj sağlar. Üstelik omega-3 almak için mutlaka pahalı balıkları tercih etmek gerekmez. Mevsiminde tüketilen hamsi ve sardalya, dengeli beslenmenin ekonomik ve besleyici seçenekleri arasında bulunur.</p>

<p><strong>Uskumru: Yağlı balıklar arasında güçlü bir seçenek</strong></p>

<p>Uskumru, omega-3 içeriğiyle öne çıkan yağlı balıklardan biridir. Ancak uskumru adı altında farklı türler bulunabildiği için cıva düzeyi açısından tür ayrımına dikkat etmek gerekir.</p>

<p><strong>Somon: Omega-3 için tek seçenek değil</strong></p>

<p>Somon, EPA ve DHA içeriğinin yanı sıra kaliteli protein sağlayan bir balıktır. Bununla birlikte omega-3 almak için yalnızca somona yönelmek gerekmez. Hamsi, sardalya ve uygun türde uskumru da iyi alternatiflerdir.</p>

<p><strong>Palamut: Sezonun besleyici seçeneklerinden biri</strong></p>

<p>Palamut, kaliteli protein ve omega-3 sağlayan balıklar arasında yer alır. Mevsiminde farklı balık türlerine yer vermek, tek bir türe bağlı kalmadan çeşitli besin ögelerinden yararlanmayı kolaylaştırır.</p>

<p><strong>Porsiyon ne kadar olmalı?</strong></p>

<p>Balık tüketiminde yalnızca sıklık değil, porsiyon büyüklüğü de önemlidir. Genel bir başlangıç noktası olarak yetişkinlerde bir öğünde yaklaşık <strong>120–150 gram pişmiş balık</strong> tercih edilebilir. Bu miktar kişinin enerji ve protein ihtiyacına göre değişebilir. Balığın yanında mevsim sebzeleri, salata ve ihtiyaca uygun miktarda tam tahıllı besinler tercih edilebilir. Böylece öğünün lif içeriği artar ve daha dengeli bir tabak oluşturulabilir.</p>

<p><strong>Balığı nasıl pişirdiğimiz de önemli</strong></p>

<p>Balığın besin değerinden yararlanmak için fırında, ızgarada veya buğulama yöntemiyle pişirmek iyi seçeneklerdir. Kızartma, eklenen yağ miktarını ve öğünün enerji içeriğini artırabilir. Balığı aşırı yüksek sıcaklıkta yakacak kadar uzun süre pişirmekten kaçınmak gerekir.</p>

<p>Balık alırken gözlerin berrak, derinin parlak ve solungaçların taze görünümlü olmasına dikkat edilmelidir. Keskin, amonyak benzeri bir koku bozulma belirtisi olabilir. Balık satın alındıktan sonra soğukta muhafaza edilmeli ve uygun koşullarda pişirilmelidir.</p>

<p><strong>Balık tüketirken dengeyi unutmayalım</strong></p>

<p>Balık sağlıklı beslenmenin değerli bir parçasıdır ancak her balığın her gün tüketilmesi gerekmez. Özellikle gebeler, gebelik planlayanlar, emzirenler ve çocuklar için balık türü seçimi cıva maruziyeti açısından ayrıca önem taşır. Büyük ve uzun ömürlü yırtıcı balıkların bazı türlerinde cıva daha yüksek düzeylerde bulunabilir.</p>

<p>Balık sezonu, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını güçlendirmek için güzel bir fırsattır. Omega-3 bakımından zengin bir sofra kurmak için pahalı balıklara yönelmek şart değildir. Mevsiminde ve güvenilir kaynaktan alınmış hamsi, sardalya ve diğer uygun balık türleri de sofralarımızda önemli bir yer tutabilir.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 08:59:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı yaşam tavsiyesi: Musalla taşı</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/saglikli-yasam-tavsiyesi-musalla-tasi-79020</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/saglikli-yasam-tavsiyesi-musalla-tasi-79020</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı yaşam tavsiyesi: Musalla taşı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde “sağlıklı yaşam” için sayısız uzman ve doktor sayısız tavsiyelerde bulunuyor, şunu yerseniz, şunu yaparsanız daha iyi yaşarsınız türünde… Genellikle bu tavsiyeler, fiziki yapımızla alakalı oluyor.&nbsp;<br />
Peki ya ruhsal boyut?&nbsp;<br />
İnsan sadece bir iskeletten mi barettir?<br />
Halet-i ruhiyemizin aslında fiziki yapımıza da doğrudan etkisi vardır. Manevi ve ruhi yönden sağlıklı bir yaşam sürenlerin beden yapısı da güçlü olur.&nbsp;<br />
Bu yüzden bugün sizlere ruhi yapımızı ve psikolojimizi güçlendirmek, “yaşama sevincimizi artırmak” için sıra dışı, şaşıracağınız, hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir tavsiyede bulunmak istiyorum: Musalla taşı…&nbsp;<br />
Ölümü zihinsel olarak hatırlamanın dışında bedeni olarak da hissetmek lazım, arada sırada… Peki nasıl? Musalla taşına yatarak. Ölmeden ölmüş gibi yaparak. Bir gün bu musalla taşına yatırılacağımızı düşünüp, bu soğuk ve itici taşın üstüne boylu boyunca uzanarak… Gözlerimizi kapatıp ölmüş gibi yaparak… &nbsp;Bir süre bu taşın üstünde sonsuzluğu ve ölüm sonrası hayatı tahayyül ederek… Ruhsal hayatımızı bu ölüm düşüncesiyle besleyerek…&nbsp;<br />
Bu taş; insan içindeki zararlı hırsı, yok edici bencilliği, kötülük düşüncesini, ruhumuzu kaplamış gaflet zehrini temizler, bizi ruhsal olarak sağlıklı bir seviyeye taşır. Tıpkı etkili bir ilacın ya da gıdanın bağırsaklarımızdaki bakterileri temizlemesi gibi…&nbsp;<br />
Ölüm düşüncesini, musalla taşını, mezarlıkları tavsiye etmemin sebebi, içinizdeki yaşama sevincini yok etmek, sizi karamsarlığa sürüklemek, menfi bir duygu yüklemesi yapmak değil, elbette… Aksine ruhsal olarak daha sağlıklı yaşam sürmemizi sağlayacaktır.&nbsp;<br />
Nasıl mı?<br />
Bedeni hastalıklarımızı tedavi etmek için nasıl ki acı verici ilaçlar ve ameliyatlar uygulanıyorsa, ruhi yapımızın hastalıklarının tedavisi için de yine psikolojik yönden acı veren kürler uygulamalıyız. Bu da ancak ölümü hatırlamakla olur. Bu tür somut ve zihinsel aktiviteler ruhumuzu arındırır, gaflet uykusundan uyandırır, zararlı nefret, kin ve öfke nöbetlerinden kurtarır, intikam ve kötülüğe kötülükle cevap verme hırsımızı törpüler.&nbsp;<br />
Bu yüzden sizlere bedeni temizliğin yanı sıra ruhsal tedavi olarak “musalla taşını” -Ki çok faydasını göreceksiniz-, tavsiye ediyorum. &nbsp;Hiçbir cami görevlisi sizden ücret talep etmez.<br />
Ben de zaman zaman gidip yatmakta ve ölümü iliklerime kadar hissedip kararan ve kirlenen ruhi yapımı onarmakta, irkilip kendime gelmekteyim. Çok faydasını gördüm.&nbsp;<br />
Nasılsa er geç ölüp bu musalla taşına yatıracaklar bizi, iyisi mi ruhumuzu buna alıştıralım. Hem bu şekilde “yaşama sevincimiz” daha da artıyor. Çünkü kalkınca yeniden doğmuş gibi oluyorsunuz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Oct 2026 08:55:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya\&#039;dan Bir Cevher</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyadan-bir-cevher-79019</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyadan-bir-cevher-79019</guid>
                <description><![CDATA[Malatya\'dan Bir Cevher]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-16%20at%2009_46_49%20(1).jpeg" /></p>

<p>Bir yeni zamanlar dervişi...</p>

<p>Bir Kur'an ve sünnet sevdalısı...</p>

<p>Ve üsve-i hasene nurundan nasipdar olma gayretlisi, berrak ve duru bir adam...</p>

<p>Malatya'nın evladı:</p>

<p>Hikmet Zeyveli.</p>

<p>Sokaklarında komşuluk hürmetinin, edep dokusunun buram buram tüttüğü o kadim Malatya...</p>

<p>Yıl 1947.<br />
İşte o berrak iklimin rahlesinde gözlerini dünyaya açan bir memleket evladı Hikmet Zeyveli.</p>

<p>Anadolu’nun toprağındaki bereketi, fikrin ve imanın mektebiyle harmanlayan bir isim.</p>

<p>Yolu İstanbul’a düştü...</p>

<p>1970 yılında, Türkiye’nin dev bilim yuvası İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden İnşaat Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu.</p>

<p>Statik hesaplar, beton, demir, teknik disiplin...</p>

<p>Ama o, mühendislik cetvelini sadece şantiyede bırakmadı.&nbsp;</p>

<p>Devlete, millete hizmetin de nirengi noktası yaptı.</p>

<p>Sonra bürokrasi yılları...</p>

<p>Kamu kurumlarında mühendislik, ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde önemli sorumluluklar...</p>

<p>Devlet aklı, idari disiplin, kamu yönetimi...</p>

<p>Lakin koltuğuna kurulup millete tepeden bakanlardan olmadı hiç.</p>

<p>Masa başı bürokrasisinin o soğuk ve mesafeli yüzüne zerre kadar prim vermedi.</p>

<p>Mühendis hassasiyetiyle kamu sorumluluğunu birleştirdi; halkın nabzını tuttu, dinledi, empati yaptı, gönüller kurdu.</p>

<p>Halkla ilişkiler dediğin, işte böyle inşa edilirdi.</p>

<p>Sadece devlet adamlığı mı?</p>

<p>Fikir dünyasında da berrak bir iz bıraktı.</p>

<p>Kelime, Kriter, Haksöz, İktibas, Nida...</p>

<p>Dönemin öncü dergilerinde kaleme aldığı derinlikli yazılarda, kamu tecrübesiyle halkla kurduğu o samimi bağın sıcaklığı vardı.</p>

<p>Popülist söylemlere, ucuz heveslere eyvallahı yoktu.</p>

<p>Tek derdi vardı:&nbsp;</p>

<p>Vahyin aydınlığını ve Sünnet-i Seniyye’nin rehberliğini, çağı anlama çabasıyla buluşturmak.</p>

<p>Yazdı, çizdi, üretti...</p>

<p>Kur'an ve Sünnet Üzerine...</p>

<p>İlahi Dinlerde&nbsp;<br />
Mucize ve Gayb &amp;&nbsp;<br />
Geleneği Yeniden Okumak...</p>

<p>Medine Sahifesi...</p>

<p>Kur'an-ı Kerim ve 19 Efsanesi...</p>

<p>Hurafelere, dogmatik ezberlere, esaret altına alınmış zihniyetlere karşı her zaman usulünce, ilmin ışığıyla dik durdu.</p>

<p>Peki ya eleştiriler?</p>

<p>Ezberleri sorguladığı için elbette okların hedefi olduğu zamanlar da oldu.</p>

<p>Fakat o ne yaptı?</p>

<p>Öfkeye kapılmadı, nefsi veya hevai bir dille cevap vermedi.</p>

<p>Onun cevabı her daim ilmi edep, derin muktesebat, sabır ve sarsılmaz bir tevazu oldu.</p>

<p>Şahsi polemiklere girmedi; sözünü hep ilmin, devlet ciddiyetinin ve adabın üzerine kurdu.</p>

<p>Peygamber ahlakını bir iddia olarak değil, bir hal olarak yaşadı.&nbsp;</p>

<p>Ne makam hırsına yenildi ne de çevre baskısına boyun eğdi.</p>

<p>Gelelim bugüne...</p>

<p>Ömrünü ilme, hakikate, devlete hizmete ve ümmetin uyanışına adayan bir ömür.</p>

<p>Hikmet Zeyveli, ilerleyen yaşına rağmen bugün de tefekkürden, yazmaktan, araştırmaktan bir an olsun geri durmuyor.</p>

<p>İstanbul’daki mütevazı evinde, ömrünce biriktirdiği zengin kütüphanesinin gölgesinde okumalarını sürdürüyor.</p>

<p>Zaman zaman gerçekleştirdiği sohbetlerle, ilmi istişarelerle, genç zihinlere rehberlik ederek entelektüel üretimini sessizce devam ettiriyor.</p>

<p>Açıkça söylemek lazım:<br />
O, yapmacık şöhretlerin peşinde koşanlardan değil...<br />
Sessiz, derin ve hesapsız bir adanmışlığın adı.</p>

<p>Köklerini arayan, duruş sahibi olmak isteyen, Kur'an ve Sünnet çizgisinde berrak bir hayat sürmeyi hedefleyen her Malatyalı ve her genç için canlı bir&nbsp;<br />
örnek ...</p>

<p>Malatya’nın yetiştirdiği bu mütevazı ve vakur evlada...<br />
Selam, dua ve hürmetlerimizi gönderiyoruz.</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Oct 2026 09:52:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı\&#039;na Reddiye</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/aziz-mahmud-hudayi-vakfina-reddiye-79018</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/aziz-mahmud-hudayi-vakfina-reddiye-79018</guid>
                <description><![CDATA[Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı\'na Reddiye]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Keşke yirmi beş yıldır biriken sorunları hükümete zamanında ve peyderpey iletseydiniz, gerekli ikazlarda bulunsaydınız!..</p>

<p>Ben de X'te paylaşılanın sadece bir kısmına 24 madde halinde cevap vereceğim. Tamamına bir kitap yazmak gerekir.</p>

<p>1. Bilge birinin yıllar önce söylediği söz</p>

<p>Cemaatleri sordum. Bana öyle bir cevap verdi ki:<br />
“Cemaatler diye bir şey yoktur. A cemaati, B cemaati, C cemaati yoktur. CIA vardır.”</p>

<p>Bu sözün ne kadar ağır bir iddia içerdiğinin farkındayım. Elbette bütün cemaatlerin bir istihbarat örgütüne bağlı olduğunu söylemek doğru değil. Ancak bu söz, zihnimde önemli bir soruyu hep canlı tutmuştur:</p>

<p>Türkiye'deki dinî yapılar, vakıflar ve cemaatler gerçekten hangi amaçlara hizmet ediyor? Kendi millî ve manevi sorumluluklarını mı yerine getiriyorlar, yoksa farkında olarak veya olmayarak başka güçlerin politikalarına hizmet eden sonuçlar mı doğuruyorlar?</p>

<p>Ayrıca cemaat, vakıf, dernek ve sivil toplum kuruluşu denildiğinde toplumumuzda çoğunlukla Müslümanlara ait yapılar akla geliyor.&nbsp;</p>

<p>Oysa bu ülkede farklı dinlere, inançlara ve kültürlere mensup toplulukların da vakıfları, dernekleri, örgütlü yapıları ve cemaatleri vardır.</p>

<p>2. Manifestoda dile getirilen yanlışlara itirazımız yok</p>

<p>Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı'nın yayımladığı ve Türkiye'de konuşulan manifestoyu okudum.</p>

<p>Ahlaki yozlaşmadan, aile kurumunun zayıflamasından, eğitimde terbiyenin ihmal edilmesinden, televizyon dizilerinden, uyuşturucudan, sanal kumardan, mahremiyetin kaybolmasından, yolsuzluktan, torpilden ve kul hakkından söz ediliyor.</p>

<p>Biz bunların konuşulmasına karşı değiliz. Aksine, toplumun ahlaki değerlerinin korunmasını, aile kurumunun güçlendirilmesini, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak tutulmasını ve kamu yönetiminde dürüstlüğün hâkim olmasını istiyoruz.</p>

<p>Doğru meseleleri dile getirmek, o meseleleri dile getirenleri sorgulamamıza engel değildir.</p>

<p>Ancak bu manifestonun hangi dönemde ve neden şimdi yayımlandığı da en az içeriği kadar önemlidir.</p>

<p>Bugün sıraladığınız bu sorunlar bir gecede mi ortaya çıktı?<br />
Bunları daha önce görmediniz mi?</p>

<p>3. Söylediklerinizin hangisini kendi hayatınızda uyguladınız?</p>

<p>Topluma ahlak öğütleyenlerin önce kendi hayatlarıyla örnek olmaları gerekir.</p>

<p>Bugün yüz binlerce okuyucusu, takipçisi veya mensubu bulunduğunu söyleyen vakıflar, cemaatler ve dinî kuruluşlar var.</p>

<p>Bu kadar geniş bir toplumsal çevreye sahip olan yapılar, savundukları değerleri kendi hayatlarında uygulamış olsalardı bunun toplumda mutlaka bir karşılığı olurdu.</p>

<p>Yüz bin kişiyi bir tarafa bırakıyorum.</p>

<p>Bin kişi bile gerçek anlamda örnek olsaydı, çevresinde bir ahlak ve erdem halkası oluşturabilirdi.</p>

<p>Peki bu kurumlar kendi mensuplarını ne ölçüde yetiştirdiler?</p>

<p>Çocuklarına hangi değerleri kazandırdılar?</p>

<p>Aile hayatlarında nasıl örnekler ortaya koydular?</p>

<p>Savundukları ahlakı kendi ticaretlerinde, sosyal ilişkilerinde ve kurumsal yönetimlerinde ne ölçüde uyguladılar?</p>

<p>4. Yirmi beş yılda ahlakı mı paylaştınız, serveti mi?</p>

<p>AK Parti iktidarı döneminde imkânlarını genişleten cemaatlerin ve dinî yapıların ekonomik gelişimlerine baktığımızda şu soruyu sormamız gerekiyor:</p>

<p>Yirmi beş yıl önce hangi imkânlara sahiptiler, bugün hangi ekonomik güce ulaştılar?</p>

<p>Gayrimenkulleri, ticari faaliyetleri, bağış gelirleri ve yöneticilerinin yaşam standartları nasıl değişti?</p>

<p>Mercedesler, lüks araçlar, köşkler, yüksek konforlu yaşam alanları ve büyük ekonomik imkânlar söz konusuysa bunların kaynakları ve toplumsal hizmetlerle ilişkisi açıklanabilmelidir.</p>

<p>Siz bu 25 yılda topluma ahlakı mı yaydınız, yoksa kendi ekonomik konforunuzu mu büyüttünüz?</p>

<p>Toplumun ahlaki sorunlarına karşı kendi kaynaklarınızdan ne kadar fedakârlık yaptınız?</p>

<p>5. İktidara Hz. Ömer'in hilafeti mi teslim edildi?</p>

<p>Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve AK Parti iktidarına yöneltilen eleştirilerde tarihî ve hukuki şartların göz ardı edildiğini düşünüyorum.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti, laik bir hukuk devleti olarak kurulmuştur.</p>

<p>AK Parti'ye teslim edilen devlet, şeriat hükümleriyle yönetilen bir devlet değildi.</p>

<p>Sanki Hazreti Ömer'in hilafeti teslim edilmiş de bugün o dönemin şartlarıyla hesap soruluyormuş gibi bir yaklaşım sergilenmesini doğru bulmuyorum.</p>

<p>Sanki sahabe ahlakıyla yetişmiş bir toplum devralınmış da bugün yaşanan bütün sorunların tek sorumlusu mevcut iktidarmış gibi konuşuluyor.</p>

<p>Oysa hükümet, kendisinden önce oluşmuş siyasi, hukuki, ekonomik ve toplumsal şartlar içerisinde görev yapmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Bu şartları değiştirme ve iyileştirme sorumluluğu elbette iktidara aittir. Ancak bütün toplumsal bozulmayı tek başına hükümetin üzerine yıkmak hakkaniyetli değildir.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti, toplumun ve devletin ıslahı için çalışmalar yürütmektedir. Yapılanları görmezden gelerek bütün sorunları mevcut iktidarın eseri gibi göstermek adil bir değerlendirme değildir.</p>

<p>6. Fon krizinin AK Parti'si, CHP'si olmaz</p>

<p>Manifestoda fon krizine de atıfta bulunuluyor.</p>

<p>Bu tür olaylarda bazı kişilerin siyasi kimlikleri veya kamu görevlileriyle ilişkileri üzerinden bütün bir siyasi hareketin sorumlu tutulmasını doğru bulmuyorum.</p>

<p>Haram kazancın AK Parti'si olmaz, CHP'si olmaz.</p>

<p>Hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin ve kul hakkı ihlalinin siyasi partisi olmaz.</p>

<p>Cumhurbaşkanı'nın elinde insanların ahlakını ve gelecekte ne yapacaklarını önceden ölçebilecek bir cihaz mı var?</p>

<p>Bir insanın makam sahibi olması, onun mutlaka ahlaklı davranacağını garanti etmez.</p>

<p>Toplumda ahlaki yozlaşma yaygınlaşmışsa bunun etkileri siyasette, bürokraside, ticarette ve sosyal hayatta da görülebilir.</p>

<p>Çürümüş bir toplumun içerisinden çıkan Bakan da çürüyebilir.</p>

<p>Elbette bu durum kamu yöneticilerinin denetim ve hesap verme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, etkili denetimin neden gerekli olduğunu gösterir.</p>

<p>7. Toplumsal çürümenin tek sorumlusu hükümet midir?</p>

<p>Bir toplumda insanlar yolsuzluğa susuyorsa, torpile göz yumuyorsa, kul hakkını önemsemiyorsa, güçlü karşısında sessiz kalıyorsa ve yanlışlara karşı alternatif üretmiyorsa bunun sorumluluğu yalnızca hükümete mi aittir?</p>

<p>Ailelerin sorumluluğu yok mudur?</p>

<p>Öğretmenlerin, üniversitelerin, medyanın, iş dünyasının ve kanaat önderlerinin sorumluluğu yok mudur?</p>

<p>Vakıfların, cemaatlerin ve dinî kuruluşların sorumluluğu yok mudur?</p>

<p>Bir toplumun ahlakını yalnızca kanunlarla koruyamazsınız.</p>

<p>Devletin görevi adaleti sağlamak, suçları önlemek ve kamu düzenini korumaktır. Ancak ailede verilen terbiye, okulda kazandırılan değerler ve toplumda sergilenen davranışlar da belirleyicidir.</p>

<p>Bütün bunları görmezden gelip sorumluluğu yalnızca siyasi iktidara yüklemek meseleyi eksik değerlendirmektir.</p>

<p>8. Söz değil, fiiliyat istiyoruz</p>

<p>Manifestonun içeriğinde doğru talepler bulunuyor.</p>

<p>Ancak bu meseleler yalnızca sözle çözülmez.</p>

<p>Elini taşın altına koymak gerekir.</p>

<p>Mercedes'ten inip sokağa çıkmak gerekir.</p>

<p>Bir yanlış görüldüğünde zamanında müdahale etmek gerekir.</p>

<p>Hükümete proje sunmak, ilgili kurumlara çözüm önerileri götürmek, yasal hakları kullanmak ve toplumsal duyarlılık oluşturmak gerekir.</p>

<p>Sırça köşklerde oturup ültimatom dağıtmakla, yılların sonunda yüksek perdeden manifesto yayımlamakla toplumsal sorumluluk yerine getirilmiş olmaz.</p>

<p>Madem geniş imkânlarınız vardı, neden bunları daha önce kullanmadınız?</p>

<p>Madem yüz binlerce insana hitap ediyordunuz, neden bu toplumsal gücü somut iyileştirmelere dönüştürmediniz?</p>

<p>Çok küçük grupların örgütlü çalışmalarla kamuoyu oluşturabildiğini görüyoruz.</p>

<p>Siz bugüne kadar sapkın bir LGBT hareketi kadar etki oluşturdunuz mu?</p>

<p>Siz milyonlara hitap edenler, savunduğunuz değerler için ne ölçüde örgütlü, sürekli ve sonuç veren çalışmalar yaptınız?</p>

<p>9. Eğitimde talim var, terbiye yok diyorsunuz!</p>

<p>Manifestonun önemli iddialarından biri, eğitim sisteminin bilgi verdiği ancak ahlak ve terbiye kazandırmakta yetersiz kaldığıdır.</p>

<p>Bu eleştiri ciddiyetle değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yıllardır okullarınız, kurslarınız, yurtlarınız ve eğitim programlarınız var. Bu alanlarda nasıl bir model geliştirdiniz?</p>

<p>Yetiştirdiğiniz öğrenciler topluma hangi değerleri taşıdı?</p>

<p>Millî Eğitim Bakanlığına hangi projeleri sundunuz?</p>

<p>Millî Eğitim Bakanlığının eğitim alanında gerçekleştirdiği tarihî nitelikteki değişimlerden haberiniz var mı?</p>

<p>10. Televizyonlar, diziler ve yayın denetimi</p>

<p>Manifestoda televizyon dizilerinin, gündüz kuşağı programlarının ve bazı medya içeriklerinin aile kurumuna ve gençlere zarar verdiği söyleniyor.</p>

<p>Buna katılmamak mümkün değildir.</p>

<p>Peki bu kuruluşlar yıllardır ne yaptı?</p>

<p>RTÜK'e hangi başvuruları yaptılar?</p>

<p>Hangi yayınlar hakkında somut şikâyetlerde bulundular?</p>

<p>Hangi alternatif televizyon programlarını, dizileri, belgeselleri veya çocuk içeriklerini ürettiler?</p>

<p>11. Uyuşturucu, sanal kumar ve bağımlılıkla mücadele</p>

<p>Uyuşturucu ve sanal kumar, aileleri dağıtan ve gençlerin hayatını etkileyen ciddi sorunlardır.</p>

<p>Bu konuda devletin etkili mücadele yürüttüğünü biliyoruz.</p>

<p>Ancak geniş maddi imkânlara ve insan kaynağına sahip vakıfların da sorumluluğu vardır.</p>

<p>Gençleri bağımlılıktan korumak için hangi eğitimleri verdiniz?</p>

<p>İlgili bakanlıklara ve kamu kurumlarına hangi projeleri sundunuz?</p>

<p>12. Aile kurumunu korumak için ne yaptınız?</p>

<p>Aile kurumunun zayıflamasından şikâyetçisiniz.</p>

<p>Çok doğru, hepimiz şikâyetçiyiz.</p>

<p>Peki aileyi güçlendirmek için hangi çalışmaları yaptınız?</p>

<p>Evlilik öncesi eğitim, aile danışmanlığı, ebeveyn desteği, gençlerin evliliklerini kolaylaştırma ve aile içi sorunların çözümü konusunda hangi modelleri geliştirdiniz?</p>

<p>Kendi mensuplarınızın aile hayatında savunduğunuz değerlere ne ölçüde örnek olabildiniz?</p>

<p>KADEM diye bir kuruluş var. Size de komşu.</p>

<p>KADEM'in faaliyetlerine yönelik toplumun farklı kesimlerinden ciddi eleştiriler yükseliyor.</p>

<p>Peki bu kurumun doğru işlevini yerine getirmesi için ne yaptınız?</p>

<p>Onların iktidarı yanlış yönlendirdiğini düşündüğünüz konularda sizler acaba ne yapıyordunuz?</p>

<p>13. Mahremiyet, sosyal medya ve dijital kültür</p>

<p>Manifestoda mahremiyetin kaybolmasından, bedenin metalaştırılmasından ve insanların beğeni sayıları uğruna değerlerinden uzaklaşmasından söz ediliyor.</p>

<p>Peki gençlerin dijital dünyada karşı karşıya kaldığı tehlikelere karşı hangi önlemleri geliştirdiniz?</p>

<p>Medya okuryazarlığı, dijital ahlak, mahremiyet bilinci ve güvenli internet kullanımı konusunda hangi programları uyguladınız?</p>

<p>Gençlerin ilgisini çekebilecek alternatif kültürel içerikler ürettiniz mi?</p>

<p>Bu alanda ilgili kamu kurumlarıyla hangi ortak çalışmaları yürüttünüz?</p>

<p>14. Çocuklar arasındaki şiddet ve okul güvenliği</p>

<p>Çocukların birbirine yönelik şiddeti son derece ciddi bir meseledir.</p>

<p>Ancak bu sorunu yalnızca ahlak derslerinin eksikliğine bağlamak yeterli değildir. Aile ortamı, okul güvenliği, psikolojik destek, akran zorbalığı, dijital içerikler ve sosyal çevre birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Eskiden okullarda çok büyük ahlak ve din dersleri vardı da akran zorbalığı ve benzeri olaylar bu yüzden mi yaşanmıyordu?</p>

<p>Bugün okullarda zorunlu din eğitimi var. Dinî ve mesleki eğitim alanındaki derslerin kapsamı da geçmişe göre önemli ölçüde genişletildi. Bunlardan haberiniz var mı?</p>

<p>Peki vakıflar bu alanlarda hangi somut projeleri geliştirdi?</p>

<p>İlgili kurumlara hangi çözüm önerilerini ilettiler?</p>

<p>15. Rüşvet, torpil, kul hakkı ve kurumsal şeffaflık</p>

<p>Manifestoda yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susanların ahlaktan söz edemeyeceği belirtiliyor.</p>

<p>Bu ilke yalnızca kamu kurumları için değil, vakıflar ve cemaatler için de geçerlidir.</p>

<p>Kendi kurumlarınızda işe alımlar nasıl yapılıyor?</p>

<p>Yöneticiler hangi ölçülerle belirleniyor?</p>

<p>Bağışlar nasıl kullanılıyor?</p>

<p>Mali kaynaklarınız hangi denetimlerden geçiyor?</p>

<p>Hesap verebilirlik ve şeffaflık konusunda hangi uygulamaları hayata geçirdiniz?</p>

<p>Topluma önerdiğiniz ahlaki ölçüleri kendi kurumsal yönetiminizde ne ölçüde uyguluyorsunuz?</p>

<p>16. Bir iğnenin ucundaki su kadar mı?</p>

<p>Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı'nın ve benzeri kuruluşların yaptığı hayırlı hizmetleri yok saymak doğru değildir.</p>

<p>Ancak bu hizmetlerin kapsamı ile sahip oldukları imkânlar arasında bir değerlendirme yapmak gerekir.</p>

<p>Devletin yürüttüğü geniş çaplı kamu hizmetleriyle vakıfların faaliyetleri aynı nitelikte ve ölçekte değildir. Bununla birlikte her kurum kendi kapasitesi ve misyonu bakımından değerlendirilebilir.</p>

<p>Bir iğneyi denize batırıp çıkardığınızda ucunda kalan su kadar bir katkıyla mı yetindiniz?</p>

<p>Yoksa kendi imkânlarınız ölçüsünde toplumun geleceğini değiştirebilecek kalıcı projeler mi geliştirdiniz?</p>

<p>17. Türkiye'nin yükselişi ve dışarıdan gelen baskılar</p>

<p>Türkiye son çeyrek asırda altyapı, savunma sanayii, ulaştırma ve çeşitli kamu hizmetleri alanlarında önemli yatırımlar gerçekleştirdi.</p>

<p>Bunun yanında ekonomik, sosyal ve kurumsal sorunlar da devam ediyor.</p>

<p>Türkiye'nin çevresinde savaşlar, çatışmalar ve büyük güç mücadeleleri yaşanıyor.</p>

<p>Türkiye'nin bölgesel etkinliğinin artmasının bazı devletlerin çıkarlarıyla çatıştığını görüyoruz.</p>

<p>Türkiye'nin başına bela edilen İrancıların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor musunuz?</p>

<p>Bu ülkede İran'a daha çok bağımlı olan, İran'ı kendi ülkesinden daha fazla destekleyen partileri, parti başkanlarını ve mensuplarını görüyor musunuz?</p>

<p>İran'ın, İngiltere'nin, İsrail'in ve çeşitli Batılı güçlerin politikalarının Türkiye üzerindeki tarihî ve güncel etkilerini hiç değerlendiriyor musunuz?</p>

<p>Türkiye dış politikada etkisini artırmaya çalışırken içeride aile, eğitim, medya ve toplumsal değerler alanındaki sorunların büyümesi önemli bir meseledir.</p>

<p>Burada itirazım, bütün bu süreç boyunca toplumun manevi ve ahlaki gelişiminden sorumlu olduğunu söyleyen yapıların kendi paylarına düşen görevleri ne ölçüde yerine getirdiklerinedir.</p>

<p>18. Çürüme bir gecede olmadı</p>

<p>Bugün yaşadığımız sorunlar bir sabah uyandığımızda karşımıza çıkmadı.</p>

<p>Bunlar yıllar içerisinde birikti, kademe kademe büyüdü. Ailede, eğitimde, sokakta, ticarette, medyada ve toplumsal ilişkilerde zamanla derinleşti.</p>

<p>Peki bu süreçte bu manifestoyu yayımlayanlar neredeydi?</p>

<p>Sel yıllardır akıyor.</p>

<p>Siz bu selin önüne ne kadar set çektiniz?</p>

<p>Kaç yanlış uygulamaya karşı somut çözüm geliştirdiniz?</p>

<p>Kaç defa hükümetin kapısını çalıp uygulanabilir bir proje sundunuz?</p>

<p>19. Sultan Abdülhamid'den alınmayan ders</p>

<p>Sultan II. Abdülhamid'e karşı çıkanlar arasında âlimler, aydınlar ve Mehmet Âkif gibi önemli isimler de vardı. İttihat ve Terakki'ye verilen desteğin ardından Abdülhamid 1909'da tahttan indirildi. Sonrasında Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı'nın yıkılışı yaşandı.</p>

<p>Osmanlı'nın yıkılışının en önemli sebebi Abdülhamid'in tahttan indirilmesiydi. Sonraki felaketler, onun gidişiyle başladı.&nbsp;</p>

<p>Tarihten ders almayanlar, aynı hataların bedelini yeniden ödeyebilir.</p>

<p>Bugün aynı senaryo sahnelenmek isteniyor.</p>

<p>Benim siyasi endişem de tam olarak budur. Dün Sultan Abdülhamid'e karşı oluşturulan siyasi atmosferin nelere yol açtığını tarihimizden biliyoruz. Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik gelişmeleri değerlendirirken de yalnızca iç siyasetteki tartışmalara değil, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu bölgesel ve küresel tehditlere bakılması gerektiğine inanıyorum.</p>

<p>20. Yeni Türkiye aynı akıbeti yaşamamalı</p>

<p>Bugün Türkiye'nin etrafı ateş çemberi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin bölgesel gücünü artırdığı bir dönemdeyiz.</p>

<p>Elbette iktidarın yanlışları eleştirilmeli, eksiklikleri giderilmelidir. Ancak benim endişem, içerideki sorunlar üzerinden yürütülen siyasi mücadelelerin ülkemizi daha büyük istikrarsızlıklara açık hâle getirmesidir.</p>

<p>Bugün Cumhurbaşkanımızın şahsında yürütülen siyasi tartışmaların, Türkiye'nin geleceği açısından doğurabileceği sonuçları da hesaba katmak zorundayız.</p>

<p>Eleştiri başka şeydir; ülkenin içinde bulunduğu şartları, karşı karşıya olduğu tehditleri ve tarihî tecrübelerini görmezden gelmek başka şeydir.</p>

<p>21. Bir manifesto yayımlamakla sorumluluk tamamlanmaz</p>

<p>Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı'nın manifestosunda şöyle deniliyor:</p>

<p>“Bu metin bir rica değil, bir ikazdır.”</p>

<p>Peki bu ikazın muhatabı kimdir?</p>

<p>Hükümet midir?</p>

<p>Toplum mudur?</p>

<p>Yoksa bu sorunların çözümünde sorumluluğu bulunan herkes midir?</p>

<p>Metnin hazırlanış biçimine, içeriğine ve yayımlandığı zamana baktığımızda asıl muhatabın AK Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olduğu kesindir.</p>

<p>Eğer gerçekten toplumsal çürümeden söz ediyorsanız, bu sorunların çözümünde sorumluluğu bulunan herkesin kendi payına düşeni üstlenmesi gerekmez mi?</p>

<p>Manifestoyu yayımlayan kurum da bu sorumluluğun içinde değil mi?</p>

<p>İkaz etmek kolaydır.<br />
Önemli olan ikaz edilen sorunların çözümüne ne kadar katkıda bulunulduğudur.</p>

<p>Ancak bu metin o kadar masum bir metin değildir. Hazırlanış ve zaman itibarıyla Osmanlı'yı yıkan İttihat ve Terakki'ye tam destek niteliğinde ve örneğindedir.</p>

<p>22. İktidarı eleştirmek başka, toplumsal sorumluluktan kaçmak başka</p>

<p>Hükümetin yanlışlarını eleştirmek, demokrasi ve hukuk düzeni içerisinde meşru bir haktır.</p>

<p>Hiçbir siyasi yönetim eleştiriden muaf değildir.</p>

<p>Ancak toplumsal sorunları yalnızca siyasi iktidarın üzerine yıkmak da doğru değildir.</p>

<p>Yirmi beş yıl boyunca toplumsal hayatta etkili olan vakıflar, cemaatler, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, eğitim kurumları ve medya kuruluşları kendi sorumluluklarını da değerlendirmelidir.</p>

<p>Manifestoda yer alan tespitleri kabul ederken, bu tespitlerin gereğinin neden daha önce yapılmadığını sormak hakkımızdır.</p>

<p>23. Bütün manifestoya karşı sorulması gereken ortak soru</p>

<p>Manifestonun eğitimden aileye, uyuşturucudan sanal kumara, televizyon yayınlarından çocukların korunmasına, yolsuzluktan kul hakkına kadar sıraladığı bütün sorunları tek tek ele aldığımızda aynı noktaya geliyoruz.</p>

<p>Bu sorunların çözümü için hükümete ve ilgili kurumlara ne sundunuz?</p>

<p>Hangi Bakanlığa hangi projeyi götürdünüz?</p>

<p>Hangi kamu kurumuna hangi raporu verdiniz?</p>

<p>Hangi yasal girişimde bulundunuz?</p>

<p>Hangi çözüm öneriniz kabul edildi, hangisi reddedildi?</p>

<p>Kendi imkânlarınızla hangi projeleri hayata geçirdiniz?</p>

<p>Yirmi beş yıl boyunca ne yaptınız, bugün ne yapıyorsunuz ve yarın ne yapmayı taahhüt ediyorsunuz?</p>

<p>24. İyiliği anlatmak yetmez, yaşamak gerekir</p>

<p>“İyiliği öğreteceğiz, yaşayacağız, yayacağız ve koruyacağız. Geleceğimize hep birlikte sahip çıkacağız” deniliyor.</p>

<p>Güzel sözler.<br />
Edebiyat güzel.<br />
Belagat güçlü.<br />
Slogan etkileyici.</p>

<p>Ancak mesele söz söylemek değil, söylenen sözün gereğini yerine getirmektir.</p>

<p>İyiliği öğretmek isteyen önce iyiliği yaşamalıdır.</p>

<p>Ahlakı savunan önce kendi hayatında ahlaklı davranmalıdır.</p>

<p>Kul hakkından söz eden önce kendi kurumunda kul hakkını gözetmelidir.</p>

<p>Fedakârlık öğütleyen önce kendi konforundan fedakârlık etmelidir.</p>

<p>Toplumu değiştirmek isteyen önce kendi çevresinden başlamalıdır.</p>

<p>Bugün toplumsal çürümeden şikâyet eden herkes, kendi payına düşen sorumluluğu da üstlenmelidir.</p>

<p>Çünkü toplumsal çürüme bir günde gerçekleşmediği gibi, toplumsal iyileşme de yalnızca bir manifesto yayımlamakla gerçekleşmez.</p>

<p>Savaşın eşiğine getirilmiş, etrafı ateş çemberiyle kuşatılmış, ümmetin bütün yükünü sırtında taşıyan, Müslümanların kanı oluk oluk akarken yeniden ayağa kalkmaya çalışan Türkiye'nin ayağına bağ olmayın!</p>

<p>Mecusilerin ekmeğine yağ sürmeyin!</p>

<p>Birlik zamanıdır. Süreç son derece sıkıntılıdır. Etrafımız sarılmıştır.</p>

<p>Islahatçı bir iktidarın etrafında kenetlenmemiz gerekirken, yanında görünüp kuyusunu kazanlardan olmayalım.</p>

<p>Geminin suyun içinde olması problem değildir. Ama su geminin içindeyse o zaman kelime-i şehadeti getirme zamanı gelmiştir...</p>

<p>Bu süreçte gemiyi delip suyu geminin içine taşımayın.&nbsp;</p>

<p>Allah'ın da bir hesabı vardır.</p>

<p>Bu davanın tek sahibi siz değilsiniz.</p>

<p>Allah var, ALLAH!..</p>

<p>Coğrafyalar, sınırlar ve demografik yapılar değişirken Allah'ın da elbet bir hesabı var.</p>

<p>Bütün dünya karşı çıksa da Allah, geçmişte 600 yıl boyunca o kutlu davaya hizmet etme şerefini bahşettiği bu millete aynı vazifeyi yeniden nasip ederse, bunun için gerekli bütün sebepleri de halkedecektir.</p>

<p>İsyan yerine biraz dua edin,<br />
Biraz da tevekkül edin ve O'na güvenin...</p>

<p><strong>Fî Emânillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-15%20at%2003_25_21%20(1).jpeg" style="height:800px; width:566px" /></strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-15%20at%2003_25_22.jpeg" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Oct 2026 07:56:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Görünenin Ötesini Görebilmek</title>
                <category>Mustafa Akdemir</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/gorunenin-otesini-gorebilmek-79017</link>
                <author>mustafaakdemir@malatyatime.com (Mustafa Akdemir)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/gorunenin-otesini-gorebilmek-79017</guid>
                <description><![CDATA[Görünenin Ötesini Görebilmek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">“Gözümle görmediğim şeye inanmam”!&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Bu sözü sık duyuyoruz. Peki gerçekten sadece gördüğümüz şeylere mi inanırız?&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Şunu baştan belirtelimki böyle diyen bir kimse, hakikatin ölçüsünü sadece başındaki kaba ve sınırlı et parçası olan görme organına indirgemiş olur. &nbsp;Çünkü her şeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatı göremez. Halbuki inanmak yalnızca görmekle ilgili değil; akıl, kalp ve basiretle hakikati kavramak ve kabul etmekle ilgilidir.<br />
Konuyu biraz açalım:</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Görmemek, Yokluğa Delil Olamaz&nbsp;</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Bir şeyin gözle görünmemesi, onun var olmadığını göstermez. Zira gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar; gündüzü gece yapamaz. Öte yandan görmediğimiz maddi manevi bir sürü şeye inanıyoruz zaten, mesela; rüzgârı, elektriği, yerçekimini, radyasyonu veya mikropları gözümüzle göremeyiz; fakat eserleriyle ve neticeleriyle varlıklarını kesin olarak kabul ederiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Veya; İnsanın kendi aklı, ruhu, hafızası, sevgisi, merhameti veya acısı gözle görülmez. Ama hiç kimse gözüyle göremediği için aklını, ruhunu veya hislerini inkâr etmez.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Duyu Organlarının Sınırı ve İş Bölümü</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">İnsandaki her bir duyu organının kavrayış alanı farklıdır:</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Göz sadece kaba, kesif ve ışığa bağımlı maddeleri görmek içindir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Kulak sesleri işitir, dil tatları alır, akıl mantık süzgecinden geçirir, kalp ve basiret ise manaları ve hakikatleri kavrar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Kulağıyla resim seyretmeye veya diliyle sesleri duymaya çalışan bir adam nasıl komik duruma düşerse; sadece baş gözüyle soyut, manevî ve kudsî hakikatleri görmeye çalışan biri de aynı derece aklı devre dışı bırakmış olur.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Eserden Sanatkâra Gitmek</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Bir saray, mükemmel bir tablo veya dakik çalışan bir saat gördüğümüzde; onun mimarını, ressamını veya saat ustasını gözümüzle fiziken O eserin içinde aramayız.<br />
Ustanın kendisini gözümüzle görmesek bile, eserdeki nizam, ölçü, sanat ve hikmet; ustanın varlığını, ilmini ve kudretini aklımıza güneş gibi kat'î olarak kabul ettirir. Bu saat kendi kendine olmuş demeyiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Aynı şekilde, kâinat sarayındaki kusursuz nizam, her an tazelenen canlılık, hassas dengeler ve hikmetler; baş gözüyle görülmeyen fakat eserleriyle tecelli eden Sâni'-i Zülcelâl'i akıl ve kalp gözüne (basirete) açıkça gösterir.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">İspat ile İnkârın Mantıksal Farkı</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Bir şeyin varlığını ispat etmek için tek bir delil veya numune göstermek yeterlidir. Ancak "Yoktur" diyerek inkâr edebilmek için, bütün kâinatı, geçmişi ve geleceği tarayıp hiçbir yerde olmadığını kanıtlamak gerekir ki bu imkânsızdır.<br />
"Gözümle görmüyorum, öyleyse yoktur" demek bir delil değil; sadece kişisel bir bilgisizlik veya kabul etmeme beyanıdır. Bir körün "Güneş yoktur" demesi, Güneş'in varlığına halel getirmediği gibi; aklını gözüne indirmiş birinin inkârı da hakikati değiştirmez.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Özetle..</span></span></span></strong></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">İnsan yalnızca gözden ibaret değildir. Baş gözü, kâinat kitabının görünen yüzünü okur; akıl ve basiret ise bu kitabın taşıdığı manaları anlamaya çalışır. Göz, yaratılmış eserleri görür; akıl, bu eserler üzerinde düşünür; kalp ise ulaşılan hakikati imanla tasdik eder.</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:13,0000pt"><span style="font-family:Arial">Zira, basar masnuatı görüp de basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer.&nbsp;</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 10:07:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/02/mustafa-akdemir-1677055520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya\&#039;yı Birlikte İhya Etmek</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyayi-birlikte-ihya-etmek-79016</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyayi-birlikte-ihya-etmek-79016</guid>
                <description><![CDATA[Malatya\'yı Birlikte İhya Etmek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya, 6 Şubat depremleriyle tarihinin en ağır imtihanlarından birini yaşadı.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü iradesi ve devletimizin seferber ettiği imkânlarla şehrimiz yeniden ayağa kalkıyor. Elbette eksikler, gecikmeler ve çözüm bekleyen meseleler var. Ancak asrın felaketinin enkazından bir şehri yeniden ayağa kaldırmanın kolay olmadığını da teslim etmek gerekiyor.</p>

<p>Bugün Malatya'da yeni bir anlayış öne çıkıyor: "İnşadan ihyaya..."</p>

<p>Büyükşehir Belediye Başkanımız Sami Er'in ve Yeşilyurt Belediye Başkanımız Prof. Dr. İlhan Geçit'in dile getirdiği bu yaklaşımı son derece kıymetli buluyorum.</p>

<p>İnşaatlar henüz tamamlanmış değil. Şehrimizin birçok noktasında çalışmalar devam ediyor. Ancak ihya için bütün inşaatların bitmesini beklemek de gerekmiyor.</p>

<p>Bir taraftan konutlar ve iş yerleri yükselirken diğer taraftan tamamlanan bölgelerin yollarının, kaldırımlarının, parklarının, bahçelerinin ve sosyal alanlarının düzenlenmesi, şehrin geleceğinin bugünden planlanması önemli bir adımdır.</p>

<p>Malatya Büyükşehir, Yeşilyurt ve Battalgazi belediyelerimizin bu doğrultudaki gayretleri takdire şayandır. Başkanlarımız Sami Er, Prof. Dr. İlhan Geçit ve Bayram Taşkın'ın ekipleriyle birlikte ortaya koydukları emeği görmezden gelemeyiz.</p>

<p>Elbette eksikleri olabilir. Önemli olan bu eksikleri yapıcı eleştirilerle gidermek, doğru yapılan işleri de takdir etmektir. Çünkü mesele bir başkanın, bir belediyenin veya bir siyasi görüşün değil, Malatya'nın geleceği meselesidir.</p>

<p>Ancak ihya denildiğinde yalnızca yolları, kaldırımları, parkları ve binaları düşünmemeliyiz.</p>

<p>İhya, aynı zamanda insanı ve toplumsal hayatı onarmaktır.</p>

<p>Biz şehrimizi yeniden inşa ederken esnaf ahlakımızı, komşuluk hukukumuzu, kardeşlik bağlarımızı ve manevi değerlerimizi de güçlendirmek zorundayız.</p>

<p>Malatya, geçmişte esnafıyla, ticaret ahlakıyla, güven ve dayanışma kültürüyle anılan bir şehirdi. Bugün ise fiyat farklılıklarından fırsatçılığa kadar çeşitli şikâyetlerle karşılaşıyoruz.</p>

<p>Elbette bütün esnafımızı aynı kefeye koyamayız. Depremin ağır şartlarına rağmen dürüstlüğünden taviz vermeyen, alın teriyle çalışan binlerce esnafımız var. Ancak hiçbir zorluk, ticarette insafın ve hakkaniyetin kaybolmasına gerekçe olamaz.</p>

<p>Bir şehrin bereketi yalnızca kazancıyla değil, insanlarının birbirine duyduğu güvenle ölçülür.</p>

<p>Gençlerimiz de üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir başka meseledir. Uyuşturucu ve bağımlılık tehlikesine karşı güvenlik güçlerimizin mücadelesini ailelerimiz, okullarımız, yerel yönetimlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızla desteklemeliyiz.</p>

<p>Gençlerimize yalnızca nasihat etmekle yetinmeyip spor, kültür, eğitim ve istihdam imkânları da sunmalıyız. Çünkü bir şehrin geleceği, yükselen binalarından önce yetişen nesillerinde saklıdır.</p>

<p>Depremle birlikte mahallelerimizin sosyal dokusu değişti. Komşular birbirinden uzaklaştı, yeni yerleşim alanları oluştu. Şimdi Malatya'nın yardımlaşma kültürünü, kardeşlik hukukunu, büyüğe hürmetini ve küçüğe merhametini yeniden güçlendirme zamanıdır.</p>

<p>Bu sorumluluğu yalnızca belediyelerimizin omuzlarına bırakamayız.</p>

<p>Valiliğimizden kamu kurumlarımıza, üniversitelerimizden meslek kuruluşlarımıza, esnafımızdan basınımıza kadar hepimize görev düşüyor.</p>

<p>Belediyelerimiz yolları yaparken, şehri onarırken, biz de korumalıyız. Esnafımız ticarette hakkaniyeti gözetmeli, ailelerimiz çocuklarına sahip çıkmalı, basınımız eksikleri yazarken yapılan güzel işleri de görmelidir.</p>

<p>Yöneticilerimiz eleştirilere kulak vermeli, vatandaşlarımız yapılan hizmetlerin kıymetini bilmelidir.</p>

<p>Her aksaklığı siyasi tartışmaya dönüştürmek, her hizmeti küçümsemek veya her eleştiriyi düşmanlık olarak görmek bu şehre hiçbir şey kazandırmaz.</p>

<p>İhtiyacımız olan kavga değil; ortak akıl, dayanışma ve samimiyettir.</p>

<p>Unutmayalım ki makamlar da unvanlar da dünya hayatı da geçicidir. Kalıcı olan, geride bıraktığımız eserler ve insanların gönlünde bıraktığımız izlerdir.</p>

<p>Malatya'nın inşası devam ediyor. İhyası ise uzun soluklu bir yolculuk olacak.</p>

<p>Bu yolculukta yalnızca binalarımızı değil, gönüllerimizi de onarmalı; çarşılarımızla birlikte ticaret ahlakımızı, mahallelerimizle birlikte komşuluk hukukumuzu da yeniden canlandırmalıyız.</p>

<p>Bir şehri yeniden inşa etmek büyük bir başarıdır. O şehri ahlakıyla, kültürüyle, kardeşliğiyle ve insanıyla ihya etmek ise gelecek nesillere bırakılacak en kıymetli mirastır.</p>

<p>Asrın felaketinden asrın ihyasına uzanan bu yolculukta hepimize sorumluluk düşüyor.</p>

<p>Malatya hepimizin. İhyası da hepimizin ortak meselesidir.</p>

<p><strong>Fî Emânillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:06:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlan Var... Adresi Kim Yazdı?</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ilan-var-adresi-kim-yazdi-79015</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ilan-var-adresi-kim-yazdi-79015</guid>
                <description><![CDATA[İlan Var... Adresi Kim Yazdı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Turgut Özal Üniversitesi bir kadro ilanı yayımladı.</p>

<p>Akçadağ Meslek Yüksekokulu.</p>

<p>Laborant ve Veteriner Sağlık Programı.</p>

<p>Kadro:</p>

<p><strong>Bir kişi.</strong></p>

<p>Şartlar?</p>

<p>Yüksek lisans Kimya Anabilim Dalı’nda.</p>

<p>Doktora yine kimyada.</p>

<p>Veteriner sağlık veya laboratuvar uygulamaları üzerine bilimsel çalışma.</p>

<p>Üstüne, yükseköğretimde en az iki yıl ders verme tecrübesi.</p>

<p>OdaTV, bu şartların<strong> Rektör Prof. Dr. Recep Bentli’nin akrabası</strong> olduğu ileri sürülen bir akademisyenin öz geçmişiyle örtüştüğünü yazdı.</p>

<p>Bentli ise iddiayı reddetti; ilanın bölüm ihtiyacına göre hazırlandığını söyledi.</p>

<p>Bir kişilik kadro.</p>

<p>Şartname ise neredeyse öz geçmiş kadar<strong> mufassal.</strong></p>

<p>Yüksek lisans belli.</p>

<p>Doktora yine belli.</p>

<p>Çalışma alanı tarif edilmiş.</p>

<p>Tecrübe şartı da konmuş.</p>

<p><strong>Bu şartlar aday mı arıyor?</strong></p>

<p><strong>Yoksa bir öz geçmişi mi tarif ediyor?</strong></p>

<p>Kamu kadrosunda mevzuat kadar izah da mühim.</p>

<p>Hele şartlar bu kadar hususîyse…</p>

<p>Recep Bentli “kişiye özel değil” diyor.</p>

<p>O hâlde yapılacak iş belli:</p>

<p>İlanın niçin bu kadar dar tarif edildiğini açıklamak.</p>

<p>Zira üniversitede kadro açılır.</p>

<p>Aday başvurur.</p>

<p>Jüri değerlendirir.</p>

<p>Ama şartname daha baştan tek bir ismi çağrıştırıyorsa…</p>

<p><strong>önce ilanın kendisi imtihana girer.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-12%20at%2011_35_53.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YIKIM BİTTİ… HESAP BAŞLADI!</span></strong></p>

<p>6 Şubat’tan sonra Malatya’da ağır hasarlı yapılar birer birer kaldırıldı.</p>

<p>Aradan zaman geçti.</p>

<p>Şimdi sıra o günlerin <strong>muhasebesinde.</strong></p>

<p>Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen dört ayrı soruşturma kapsamında operasyon yapıldı.</p>

<p>7 il.</p>

<p>31 adres.</p>

<p><strong>26 gözaltı.</strong></p>

<p>Dosyanın konusu, Mart 2023 ile Ocak 2024 arasındaki çalışmalar.</p>

<p>Valiliğin açıklamasına göre banka hareketleri incelendi.</p>

<p>Sözleşmeler, teknik şartnameler, bilirkişi raporları ve HTS kayıtları da dosyada.</p>

<p>Şimdilik ortada soruşturma var.</p>

<p>Hükmü mahkeme verecek.</p>

<p>Ama Malatya’nın hafızası da var.</p>

<p>O günlerde enkaz kadar ihale konuşuldu.</p>

<p>Tonaj konuşuldu.</p>

<p>İşi alanlar konuşuldu.</p>

<p>Şimdi kulaktan kulağa dolaşanların bir kısmı savcılık dosyasında.</p>

<p>O gün öncelik enkazın kalkmasıydı.</p>

<p>Bugün aynı işlere başka gözle bakılıyor.</p>

<p>Bu defa sürat değil,</p>

<p>mesuliyet konuşuluyor.</p>

<p>Çünkü konu kamu parasıyla yürütülen işler.</p>

<p>Depremzedenin hakkı da bunun içinde.</p>

<p>Soruşturma kimin ne yaptığını gösterecek.</p>

<p>Ama 7 ilde 31 adrese uzanan dosya şimdiden bir şeyi hatırlatıyor:</p>

<p>Bazı işler biter.</p>

<p><strong>Hesabı bitmez.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-12%20at%2011_35_53%20(1).jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KONTEYNERDEN ÇIK… DÜKKÂNA GİRMEK KAÇ PARA?</span></strong></p>

<p>Malatya’da esnafa deniliyor ki:</p>

<p><strong>“Konteynerden çık.”</strong></p>

<p>Esnaf zaten çıkmak istiyor.</p>

<p>Üç buçuk yıl konteynerde ticaret yaptı.</p>

<p>Şimdi dükkânına dönmek istiyor.</p>

<p>Sonra kirayı soruyor.</p>

<p><strong>300 bin.</strong></p>

<p><strong>500 bin.</strong></p>

<p>Yerine göre <strong>1 milyon lira.</strong></p>

<p>Bir de yıllık peşin isteyen var.</p>

<p>Konteynerden çıkmak kolaymış.</p>

<p><strong>Dükkâna girmek pahalıymış.</strong></p>

<p>Öğretmenevi Konteyner Çarşısı’ndaki esnaf bu yüzden mühlet istiyor.</p>

<p>Kalıcı yerler tamamlansın.</p>

<p>Geçiş için vakit verilsin.</p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu da aynı noktaya dikkat çekiyor:</p>

<p>Çarşı hazır olmadan esnaf nereye gidecek?</p>

<p>Şehir:</p>

<p><strong>“Yerine dön.”</strong></p>

<p>diyor.</p>

<p>Ama dükkânın maliyeti ortada.</p>

<p>Esnaf depremden çıktı.</p>

<p>Konteynerde yıllar geçirdi.</p>

<p>Şimdi önünde bir de kira yükü var.</p>

<p>Malatya yeni çarşıyı elbette kuracak.</p>

<p>Dükkân yapılır.</p>

<p>Cadde açılır.</p>

<p>Tabela asılır.</p>

<p>Ama esnaf içine giremiyorsa…</p>

<p>çarşı tamamlanmış sayılır mı?</p>

<p>Çünkü ticaret betonla başlamıyor.</p>

<p><strong>Kepenk açılınca başlıyor.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-12%20at%2011_35_53%20(2).jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">CHP’DE ANAHTAR VAR… BİRLİK YOK!</span></strong></p>

<p>CHP Malatya İl Başkanlığının kapısı haziranda çilingirle açıldı.</p>

<p>Hakan Satılmış göreve başladı.</p>

<p>İlk sözü:</p>

<p><strong>“Amacımız bölmek değil, birleştirmek.”</strong></p>

<p>Aradan dört ay geçti.</p>

<p>Yaklaşık <strong>15 yöneticinin istifası</strong> gündemde.</p>

<p>İstifacılar örgüt iradesi ve yönetim anlayışından şikâyetçi. Bir kısmı Satılmış’ın görevden alınmasını istiyor.</p>

<p>13 ilçe başkanı adına yapılan açıklamada ise mevcut yönetime destek verildi. İstifa baskısı iddiaları da ortaya atıldı.</p>

<p>CHP Genel Merkezi, Barış Bektaş ile Ali Karaoba’yı Malatya’ya gönderdi.</p>

<p>Heyet tarafları dinleyip raporunu hazırlayarak Ankara’ya döndü.</p>

<p>Genel Merkezin kararı bekleniyor.</p>

<p>İddialar elbette tahkik edilmeli. Kimin haklı olduğuna peşinen hüküm verilemez.</p>

<p>Teşkilattaki ihtilaf artık Ankara’nın gündeminde.</p>

<p>Hakan Başkan…</p>

<p><strong>Haziranda söz verdin.</strong></p>

<p><strong>Ekimde Ankara hakem oldu.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YENİ ÇARŞIDA KİMİN BORUSU ÖTÜYOR?</span></strong></p>

<p>Akpınar’da yeşil alana muhtarlık binası dikildi.</p>

<p>Esnaf itiraz etti.</p>

<p>Söktüler.</p>

<p>Çınarlı Camisi karşısında ise başka bir hadise konuşuluyor.</p>

<p><strong>Kaldırıma dükkân yapıldığı ileri sürülüyor.</strong></p>

<p>Üstelik eski bir milletvekilinin kardeşi için!</p>

<p>Bir tarafta yeşil alan.</p>

<p>Öbür tarafta yaya yolu.</p>

<p>İkisinin de kamuya ait olduğu söyleniyor.</p>

<p>Mimarlar Odası Malatya Şube Başkanı Yunus Emre Fidanel de yeşil alanların şahsi mülk gibi kullanılmasına itiraz ediyor. Yapıların teknik ve hukuki dayanağını sorguluyor.</p>

<p>Fidanel’in işaret ettiği yerle milletvekili yakını hakkındaki iddianın adresi ayrı.</p>

<p>Fakat Malatya’da ortaya çıkan sual ortak:</p>

<p><strong>Kamuya ayrılan yerlerde kim, hangi yetkiyle yapılaşmaya gidiyor?</strong></p>

<p>Depremzede esnaf hâlâ metrekare hesabı yapıyor.</p>

<p>Kimi dükkânını teslim alamamış.</p>

<p>Beri tarafta ortak kullanım alanları üzerinde yeni yapılar konuşuluyor.</p>

<p>Bu işlerin müsaadesi, ruhsatı, onaylı projesi olmalı.</p>

<p>Varsa gösterilsin.</p>

<p>Yoksa bu rahatlığın hesabı sorulsun.</p>

<p>Hele siyasetçi yakınına ayrıcalık tanındığı iddiası…</p>

<p>O ayrıca tahkik edilmeli.</p>

<p>Çünkü yeniden yapılanmanın getirdiği karmaşada kamu alanlarının şahsi tasarrufa açılması ihtimali, Malatya’nın görmezden gelebileceği bir mesele olamaz.</p>

<p><strong>Deprem şehri yıktı.</strong></p>

<p><strong>Şimdi kamu alanlarını kimin nasıl kullandığına bakmak gerekiyor.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: ANLAŞILMAK İSTİYOR</span></strong></p>

<p>Sabahattin Ali diyor ki:</p>

<p>“Bana dünyada ne istiyorsun diye sorsalar, hiç düşünmeden vereceğim cevap şudur:</p>

<p>Anlaşılmak istiyorum.”</p>

<p>Sami Er’in hâli de biraz böyle.</p>

<p>Meram var.</p>

<p>Ama sentaks bozuk.</p>

<p>Cümle yetişmiyor.</p>

<p>Yetişse, ekip yetişmiyor.</p>

<p>Anlatamayınca da ses yükseliyor.</p>

<p><strong>Demedi deme Sami Başkan;</strong></p>

<p>şehir yönetiminde teknik olmak yetmez…</p>

<p>ifade de ister.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: KÖTÜ GAZETECİ PROJE SAHİBİ YAPAR</span></strong></p>

<p>“Kötü komşu insanı ev sahibi yapar.”</p>

<p>Ben de Bayram Taşkın’ı yazdım.</p>

<p>Sosyal medya dedim.</p>

<p>Fotoğraf dedim.</p>

<p>Proje nerede, dedim.</p>

<p>Nihayet…</p>

<p>Yıldıztepe geldi.</p>

<p>Kötü gazeteci de insanı proje sahibi yapıyormuş.</p>

<p>Şimdi bakalım önce hangisi bitecek…</p>

<p><strong>Yıldıztepe mi,</strong></p>

<p><strong>başkanlık dönemi mi?</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KULP</span></strong></p>

<p>Adam Malatya’ya giderken fincan takımı almış.</p>

<p>Hediyeyi açmışlar…</p>

<p>Kulplar yok.</p>

<p>Züccacıyı aramış:</p>

<p>“Yahu, bunların kulpu nerede?”</p>

<p>Adam sakin:</p>

<p>“Malatya’ya gidiyorum demedin mi?”</p>

<p>“Dedim.”</p>

<p>“Orada kulp takarlar.”</p>

<p>…</p>

<p>Ramazan Özcan’a da:</p>

<p>“Özbek kayısısı getiriyor.”</p>

<p>“Fiyatı düşürüyor.”</p>

<p>diye yükleniyorlar.</p>

<p>Özcan da:</p>

<p>“İspat edin.” diyor.</p>

<p>Malatya’da iddianın belgesi sonra aranıyor…</p>

<p><strong>Kulpu peşinen takılıyor.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta biri ağustosu bekliyor, biri eski köprüye dönüyor, biri anahtarını alıyor, biri ihracat rakamına bakıyor. Şehirde rakamlar büyüyor, projeler ilerliyor ama fiskosun huyu değişmiyor: Her güzel haberin arkasından bir de “peki sonrası?” sorusu geliyor.</p>

<p><strong>-ASELSAN GELDİ, ÜRETİM AĞUSTOSA KALDI!</strong></p>

<p>ASELSAN’ın Malatya yatırımı yeniden gündeme gelmiş. Yeni ürünlerle üretimin gelecek ağustostan itibaren devam edeceği söyleniyor. Şehir yatırımın kendisinden memnun ama takvime de gözünü dikmiş durumda. Sanayideki fiskos kısa: “Fabrika hazır, umut hazır… Şimdi ağustos gelsin!”</p>

<p><strong>-YENİ KÖPRÜ DİNLENİYOR, ESKİSİ MESAİYE ÇAĞRILDI!</strong></p>

<p>Yeni Kömürhan Köprüsü bakım ve onarım için geçici olarak trafiğe kapatılmış, araçlar yeniden eski köprüye yönlendirilmiş. Yıllarca yenisini bekledik, şimdi eski olan imdada yetişmiş. Yolcunun fiskosu biraz vefalı: “Eskiye burun kıvırma; gün gelir yine lazım olur!”</p>

<p><strong>-SARAY’DA ANAHTAR DÖNMEYE BAŞLADI!</strong></p>

<p>Saray Mahallesi’nde konut, dükkân ve ofis teslimleri başlamış. Uzun zamandır takvime bakan hak sahipleri için artık dosya kâğıttan kapıya geçmiş durumda. Şimdi gözler teslim edilen yerlerin eksiklerine, çevre düzenine ve gerçek taşınma hızına çevriliyor. Fiskos belli: “Anahtar elde; bakalım hayat ne zaman içeri girecek?”</p>

<p><strong>-İHRACAT YÜZDE 81 ARTTI, SANAYİCİ CEBİNE BAKTI!</strong></p>

<p>Malatya’nın eylül ihracatında geçen yıla göre yüzde 81 artış açıklanmış. Rakam güzel, moral verici. Fakat sanayicinin hesabında enerji, finansman, işçilik ve sipariş hâlâ ayrı sütunda duruyor. Fabrika tarafındaki fiskos şu: “İhracat koşuyor, maliyet de peşinden bırakmıyor!”</p>

<p><strong>-İSTANBUL’DA MALATYA ÖZLEMİ, MASADA YATIRIM ÇAĞRISI!</strong></p>

<p>İstanbul’daki Malatya buluşmasında hemşehrilere memlekete yatırım çağrısı yapılmış. Gurbetçinin gönlü Malatya’da, sermayenin hesabı ise haliyle daha uzun. Arsa, teşvik, pazar, maliyet… Hepsi yan yana geliyor. Gecedeki fiskos biraz ticari: “Malatya’yı özlemek kolay; yatırım için hesap makinesi de lazım!”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bu hafta güzel haber çok. Fabrika var, ihracat var, anahtar var, yatırım çağrısı var. Şimdi şehir, başlıkların sahaya ne kadar indiğine bakıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2).jpg" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Oct 2026 11:36:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çivi Çıkmış Mı, Çıkmış</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/civi-cikmis-mi-cikmis-79014</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/civi-cikmis-mi-cikmis-79014</guid>
                <description><![CDATA[Çivi Çıkmış Mı, Çıkmış]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adını hatırlamıyorum. Filozofun biri, <strong>“herkesin bir doğrusu var bu doğru. Yanlış olanı herkesin doğrusunda ısrarcı olması.”</strong> Sonrada eklemiş,<strong> “eğer bu kalıcı olursa işte o zaman sıkıntı başlar.”</strong> Bence doğru söylemiş.<br />
Yaradılış gereği herkesin bazı konularda kendisine ait doğrusunun olması doğaldır. Ancak, yine yaradılış gereği insanların birçok doğruda konuşması, tartışması, uzlaşması gerekir.&nbsp;<br />
Bugün maalesef memleketimizde böyle bir uzlaşmadan söz etmek zor. Konuşma ve anlaşma süreçleri çoktan geçildi.<br />
Grupların, partilerin &nbsp; tabu haline getirdiği kendi doğruları çok uzun bir zamandır bireysel faciaya dönüştü.<br />
Bu da memleketin zaten çıkık çivisinin iyice çıkmasına neden oldu. O çiviyi yerine yeniden çakmak ise biraz sorunlu.<br />
Biraz düşününce, biraz araştırınca herkesin kendi doğrusuna tapma eyleminin bugüne özgü olmadığı görülüyor. U hastalık epey uzun bir zaman önce bulaşmış bize. İşin garibi bu hastalık hoşumuza gitmiş. Zamanın söylem ve modası ile biçim değiştirmiş kılık değiştirmiş.&nbsp;<br />
Her yer ve ortamda uzlaşmaz benim doğrum tartışılmaz tavrı kibrin de ötesine geçmiş durumda. Memleketin politikacısı, sanatçısı, kuryesi, taksicisi vb küfrediyor, hakaret ediyor ve utanmıyor.<br />
Utanmanın yanı sıra özür de çoktandır çöpe girmiş vaziyette.<br />
İşte gördünüz, duydunuz, memleketin sanatçı kontenjanından bir kişinin İzmir belediye başkanının parti değiştirmesi üzerine sözleri. Bu benim doğrum demesi mümkün mü, elbette. Ama mahkemede öyle dememiş, “<strong>ben zaten asker kızıyım</strong>” demiş.<br />
O da doğru mu? Bilmiyorum.<br />
Bildiğim. Evet çivi çıkmış…</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-11%20at%2011_13_11.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">&nbsp;İSTATİSTİKLER Mİ YALANCI BİZ Mİ?</span></strong></p>

<p>Ara sıra istatistiklere bakıyorum. Bazı uluslararası şirketler Dünya Bankası ve BM gibi kuruluşların verilerinden yararlanarak istatistik bilgileri yayınlıyorlar.<br />
İşte örneğin, 1970 ile 20233 arası dünyada et üretimi yapan ülkeler, gibi.&nbsp;<br />
Bu istatistikler ülkelerin genel ve vatandaşlarının özel durumlarına yönelik ilginç bilgiler de veriyor. Bugün sizinle bu istatistiklerden edindiğim ve bence önemli iki konuyu paylaşacağım. Ama istatistikler mi yalancı, biz insanlar mı? Çözemedim.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÜRETİYORUZ AMA TÜKETEMİYORUZ.</span></strong></p>

<p>Efendim eldeki bilgilere göre memleketimiz maşallah kırmızı et, beyaz et üreten başlıca ülkeler arasında. Bu, domatesten, elmaya, ıspanaktan patatese kadar hemen hemen bütün gıda ürünlerinde geçerli. Zeytinyağı, Ayçiçek yağında da çok iyiyiz. Yani adamlar yılı ile miktarı ile yazmışlar.<br />
Örneğin memleketimizdeki at sayısı 70’lerden sonra düşmüş, daha önce ilk beş, ilk ondayız. Ancak az önce vurguladığım konularda hep artış hep yükselme var.&nbsp;<br />
Yani kusura bakmayın da biz dünyada kırmızı et üreten ülkeler arasında ilk onda, beyaz ette ilk yedide isek, bunları neden çok pahalıya yiyor hatta bazen et ithalatı yapıyoruz?</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÇİN’E NE KADAR BORCUMUZ VAR, BİLİYOR MUSUNUZ?</span></strong></p>

<p>Efendim Türkiye Çin’e borçlu ülkeler sıralamasında onucu sıradaymış.<br />
28 milyar borcumuz varmış. Bu rakam devlet ve özel sektörün toplum borcu.<br />
İlk sırada 169 milyar dolar ile Rusya yer almış.&nbsp;<br />
Araştırmada 30 ülkenin Çin’e olan borcu incelenmiş. Bu 30 ülkenin toplam borcu ise 1 trilyon 31 milyar dolar. Sadece Rusya, Venezuela ve İran’ın borcu ise 310 milyar dolar. Yani bu üç ülkenin Çin ile ilişkileri oldukça düşündürücü bir noktaya ulaşmış durumda.&nbsp;<br />
Araştırma Dünya Bankası verileri baz alınarak yapılmış. Bu sonuçları başta ABD ve Avrupa’nın nasıl değerlendirdiğini ise zaman gösterecek.<br />
Biz tekrar memleketimize dönersek, kendi adıma özellikle pandemi döneminden Çin’e ne kadar borcumuz var merak ediyorum.&nbsp;<br />
Merakımı yenemedim küçük bir araştırma yaptım.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SAHİ, PANDEMİDE AŞILARA KAÇ DOLAR ÖDEDİK?</span></strong></p>

<p>Biliyorsunuz pandemi döneminde özellikle memleketimizin çok okumuş kesimi tarafından,<strong> “geç kaldık, karantina başlasın, aşılar olunsun”</strong> yaygarası altında tam gaz aşılanmış, nice sonra aklımız başımıza gelir gibi olmuştu ama, 3 doz,5 doz aşı olanların sayısı da hiç az değildi.<br />
Konumuz; bizi “<strong>bakın hükûmet gerekeni yapmıyor, geç kalıyor, kitleler halinde öleceğiz” </strong>dolduruşu ile <strong>“gaza”</strong> getirenler değil. Konumuz pandemide aşılara kaç lira verdiğimiz.<br />
Sahiii biz pandemide aşılara kaç dolar verdik?<br />
Türkiye, pandemi döneminde ithal ettiği Covid-19 aşılarına <strong>toplamda 2 milyar 18 milyon dolar </strong>harcamış. O dönem, Devlet Malzeme Ofisi (DMO) tarafından ilk anlaşmadaki 4,5 milyon dozluk paket için doz başına 12 dolar ödeneceği doğrulanmış.<br />
Pfizer-BioNTech aşısının dozu için yaklaşık 12 dolar öderken, Sinovac (Çin) aşısının net birim maliyeti resmî olarak <strong>"ticari sır"</strong> gerekçesiyle gizli tutulmuş.<br />
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye, 2021 yılının Ocak-Kasım döneminde toplam <strong>168 milyon 793 bin 33 doz</strong> corona virüsü aşısı ithal etmiş ve bunun karşılığında <strong>2 milyar 18 milyon dolar</strong> ödeme yapmış. Genel ithalat tablosuna bakıldığında aşıların ortalama doz başına maliyeti yaklaşık <strong>12 dolara </strong>denk gelmektedir.&nbsp;<br />
Çin aşısının maliyeti resmî olarak gizlense de dönemin T.C. Sağlık Bakanlığı yetkilileri aşının dünyadaki en ucuz fiyata satın alındığını savunmuşlar.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">&nbsp;SADECE BİR YÖN TABELASI MIDIR?</span></strong></p>

<p>Bir şehrin hafızası mimari yapılarla, kentsel donatılarla, insani katkı ve yaşanmışlıklarla zaman içinde örülür. Şehrin hafızası, kuşaktan kuşağa aktarılan en kıymetli mirastır; âşık olduğumuz parklar, top peşinde koştuğumuz sokaklar, hüznü ve neşeyi paylaştığımız anılara tanıklık eden binalar hep bu büyük hikâyenin birer parçasıdır. Şehri bizde iz bırakan yerlerin, mekanların veya sokakların isimleri ile bilir ve hatırlarız. O şekilde anlatırız.&nbsp;</p>

<p>Dünyada bunun nice büyüleyici örnekleri vardır. Söz gelimi Antik Roma’nın <strong>"Yolların Kraliçesi"</strong> olarak bilinen ve milattan önce 312 yılında yapılmasından bu yana<strong> Via Appia</strong> (Appian Yolu) gibi, nice kadim güzergâh, binlerce yıldır adını ve ruhunu koruyarak taşlarında insanlığın ayak izlerini taşır. Kimi şehirler geçmişine gözü gibi bakar, kimi şehirler ise bildiğiniz gibi bu mirası katleder.</p>

<p>Bir arkadaşımızla ya da sevdiğimizle buluştuğumuz, oturup kahve içtiğimiz, denizi veya ulu ağaçları seyrettiğimiz köşeler... Nefes alıp verdiğimiz, bazen bir yakınımızı, bir dostumuzu o güzel sokaklardan uğurlayıp son yolculuğuna çıkardığımız anlar; şehir bütün bunları sessizce hafızasına kaydeder. Yahya Kemal’in, Kocamustapaşa’da veya Atik Valide’de &nbsp;dediği gibi şehrin tüm o kadim yaşanmışlıklarını bir arada, soluk alıp verirken görebiliriz.<br />
Yahya Kemal, şiirlerinin toplandığı Kendi Gök Kubbemiz adlı eserinde yer alan Atik-Valde’den İnen Sokakta adlı şiirinde bu durumu enfes bir şekilde özetler:</p>

<p><strong>İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,</strong></p>

<p><strong>Kaç defa geçtiğim sokaklar bugün yine</strong></p>

<p><strong>Sessizdiler. Fakat Ramazan maneviyyeti</strong></p>

<p><strong>Bir tatlı intizara çevirmiş sükuneti</strong></p>

<p>Diye başlayarak bir semti semtin sokaklarını ve insanlarını bir tarih, kültür ve zaman içinde oluşan birikim potasında birleştirerek anlatır. Anlatılan yer, o isimlerle insanlarla yaşayış ve inanış biçiminin harmanlanması ile anlatılan yer olmuştur. Tıpkı Attila İlhan’ın <strong>Gece Buluşması</strong> adlı şiirinde,<strong> “sen İstinye’de bekle ben buradayım”</strong> veya Ben Sana Mecburum’da,”fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor.” diyerek yerin ne kadar önemli olduğunu vurgulaması gibi. Yahya Kemal, iftardan önce başka bir yere gidemez miydi? Attila İlhan’ı bekleyen İstinye yerine başka bir semtte bekleyemez miydi veya o yoksul gramafon Fatih yerine örneğin Şişli’de çalamaz mıydı?&nbsp;<br />
Bunlar yadsınamayacak aidiyet unsurlarıdır.</p>

<p>Çocukken top oynadığımız o sokağı yıllar sonra evlatlarımıza anlatırken göğsümüz kabarır. Âşık olduğumuz kişiye yıllar boyunca tanıklık eden o park, sessiz bir şahit gibi o hatırayı taşımaya devam eder sanırız.</p>

<p>Ne var ki, gün gelir; sizin, benim ve daha binlerce insanın ortak hafızasını oluşturan şehrin o parçasının adı hoyratça değiştirilir. Top oynadığınız sokağın, âşık olduğunuz parkın, meydanın ya da caddenin adı bir belediye toplantısında, mutlaka iyi bir gerekçe ile değiştirilir. &nbsp;Siz Atik Valde isminin değiştirilmesini düşünebiliyor musunuz? Semt sanki buharlaşmış, Yahya Kemal’in sözleri hiç söylenmemiş gibi bir boşluğa düşmüştür. Bu sıradanmış gibi gözüken eylem ile oluşan şehir ve birey hafızası, edebi miras hiçe sayılarak adeta çöpe atılır. Oysa sokak adları sadece birer yön tabelası değil, o şehrin tapu senedidir.</p>

<p><strong>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir</strong> adlı başyapıtını bilirsiniz; belki de tam sırasıdır, bir kez daha karıştırmalı o sayfaları.<strong> Şehrin hafızasının, bir milletin ruh köküyle nasıl bir ve aynı şey olduğunu o zaman çok daha derinden göreceksiniz.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>KÜTÜPHANEMDEN</strong></span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>YAŞLANMAYA VAKTİM YOK-HALDUN TANER</strong></span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>MONA KİTAP-2020</strong></span></p>

<p>Bu yılın ocak ayında kaybettiğimiz, tiyatro ve kültür dünyasının seçkin isimlerinden Haldun Taner’in yazdığı hayatını okumak ister misiniz? Sadece Tiyatro, sinema veya show dünyası değil kültür ve sanat ortamları ve geri planlar hakkında en deneyimli bir kişiden, ilk ağızdan yapılan değerlendirme ve anıları okuyun derim.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-11%20at%2011_13_11%20(1).jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-11%20at%2011_13_11%20(2).jpeg" /></p>

<p>En kısa zamanda tekrar burada buluşabilmek ümidiyle...<br />
Sarper SAN</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 11:34:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekmeği Kesmeli miyiz? Kilo Aldıran Gerçekten Ekmek mi?</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ekmegi-kesmeli-miyiz-kilo-aldiran-gercekten-ekmek-mi-79013</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ekmegi-kesmeli-miyiz-kilo-aldiran-gercekten-ekmek-mi-79013</guid>
                <description><![CDATA[Ekmeği Kesmeli miyiz? Kilo Aldıran Gerçekten Ekmek mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yılların en sık duyulan cümlelerinden biri şu:<br />
Ekmeği kestim.</p>

<p>Bunu söyleyen sadece kilo vermek isteyenler değil, sağlıklı yaşadığını düşünenler de. Sanki ekmek hayatımızdan çıkınca her şey otomatik olarak düzeliyormuş gibi bir algı oluştu. Ama gerçekten öyle mi?</p>

<p>Bir süredir tüm suç ekmekte. Kilo alıyoruz, ekmek suçlu. Halsiz hissediyoruz, ekmek suçlu. Sağlıksız besleniyoruz, yine suçlu ekmek. Oysa mesele bu kadar basit değil. Sorun tek bir besin değil, beslenmeye bakış şeklimiz.</p>

<p>Bugün ekmek yememek, sağlıklı olmaktan çok kontrollü ve disiplinli görünmenin bir göstergesi haline geldi. Sofrada ekmek yoksa kendimizi daha doğru besleniyor sayıyoruz. Oysa tabağın geri kalanına pek bakmıyoruz. Miktarı, dengeyi ve ihtiyacı sorgulamadan sadece bir besini hayatımızdan çıkararak rahatlıyoruz.</p>

<p>Bazı durumlarda karbonhidrat kısıtlaması tıbbi bir yaklaşım olarak uygulanabilir. Ancak bu durum toplumun geneli için geçerli değildir. Ekmeksiz beslenme bir yöntem olabilir ama bir toplumun yaşam biçimi haline gelemez.</p>

<p>Burada önemli bir ayrımı kaçırıyoruz. Sorun ekmek değil, karbonhidratın fazlası. Ekmek de dahil olmak üzere tüm karbonhidratlar, ihtiyaçtan fazla tüketildiğinde kilo artışına yol açar. Vücut harcayamadığı enerjiyi depolar. Bu durum sadece ekmek için değil, pilav, makarna ve patates için de geçerlidir. Kilo aldıran şey ekmek değil, ölçüsüzlüktür.</p>

<p>Günde birkaç dilim tam tahıllı ekmek, dengeli bir beslenme düzeninde kilo aldırmaz. Aksine lif içeriği sayesinde tokluk sağlar, sindirimi destekler ve kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur. Tam buğday, çavdar, siyez ve tam tahıllı ekmekler bu yüzden tercih edilmelidir. Buna karşılık beyaz ekmek ve rafine unla yapılan ürünler basit karbonhidrat grubundadır. Basit karbonhidratlar kan şekerini hızlı yükseltip kısa sürede düşürür, bu da daha çabuk acıkmaya ve daha fazla yemeye neden olur.</p>

<p>Ekmeği tamamen hayatından çıkaran birçok kişi kısa vadede tartıda düşüş görür. Bu çoğu zaman yağ kaybı değil, su kaybıdır. Uzun vadede ise halsizlik, tatlı krizleri ve sürdürülemeyen diyet döngüsü başlar. Sonra yine başa dönülür. Yeni bir pazartesi, yeni bir diyet, yine aynı cümle ekmeği kestim...</p>

<p>Sağlıklı beslenme, sofradan bir besini tamamen silmek değil, onunla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir. Ne korkarak ne de sınırsızca. Ekmek herkes için vazgeçilmez olmak zorunda değil ama herkes için düşman da değildir. Toplum ekmeksiz olmaz, çünkü ekmek bu coğrafyada sadece bir besin değil, bir kültürdür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 09:28:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaşasın çamur kahrolsun beton!</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/yasasin-camur-kahrolsun-beton-79012</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/yasasin-camur-kahrolsun-beton-79012</guid>
                <description><![CDATA[Yaşasın çamur kahrolsun beton!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorum artık iş işten geçmiş, atı alan Üsküdar’a varmıştır. Çamur (Kerpiç) artık betona mağlup olmuş, yapayı doğallığa tercih eden Modernite, geleneği kesinlikle yenmiştir. Böylece İnsanlığı bekleyen, dünyayı yok edecek küresel felaketin ilk adımları da atılmıştır.<br />
Durun, daha bunlar iyi günlerimiz; betondan yapılmış lüks ve modern evlerimiz, küresel ısınma, iklim değişikliği, buzulların erimesi sonucu artacak olan sıcaklıklara dayanamayacaktır. &nbsp;İnsanın fıtratına, doğanın kanunlarına aykırı, aşırı ilerlemeciliğin sonucu inşa edilen “Beton Medeniyetimizin” &nbsp;yüksek teknolojiye, gurur duyduğunuz sanayileşmeye, çok güvendiğimiz aklımıza rağmen bizi kurtaramayacağını pek yakında daha iyi anlarız. Çok değil, belki de 50 yıl sonra (Ben görür müyüm bilmiyorum bu kehanetimin vuku bulacağını) şehir merkezinde modern ve lüks bir binada zenginliği ile övünenler, bugün fakirliğin bir göstergesi olarak yansıttığımız ve çoğumuzun da öyle gördüğü çamurdan (kerpiçten) yapılmış eski bir eve sahip olmak ya da yeni baştan böyle bir ev yapmak için akın edecektir.<br />
Yaşlı gezegenimiz yanlış yönetiliyor. Şöyle ki;&nbsp;<br />
500 yıl öncesine kadar beton ve çimento yoktu. Avrupa ve Amerika; önce keşifler, reform ve Rönesans dönemlerini yaşadıktan sonra, “aklı” keşfetti, doğanın işleyiş tarzını fark etti, bilimi ve deneyi öğrendi. Maddeyi çözdü. Haklı olarak yeni ve dünyanın daha önce benzerine rastlamadığı “medeniyetin” temellerini attı. &nbsp;<br />
Kabul ediyoruz ki, yeniçağın insanı aklını bilimle buluşturup insanlığa yeni ufuklar açtı. İnanılmaz icatlar, güçlü sanayi, baş döndüren teknoloji, derken dijital çağ... &nbsp;İnsanlık için haklı ve gurur verici bir zaman... Kimin itirazı olabilir?&nbsp;<br />
Benim olabilir. &nbsp;<br />
Her yeri, dünyanın tamamını kendine benzeten Batı Medeniyeti neyi unuttu? &nbsp;<br />
Bu medeniyet; sonuçta bugün bizi korkunç felaketlerin eşiğine getirip bıraktıysa, nükleer tehlike, üçüncü dünya savaşı riski, küresel ısınma, iklim değişikliği gibi gezegenimizin sonunu getirecek devasa krizleri dünyanın en önemli sorunları haline getirdi ise, daha acısı, bunlara çözüm üretmekte aciz kaldıysa, nerede hata yaptı?<br />
500 yıl önce dünya gündeminde böyle sorunlar var mıydı? Kimin aklına gelirdi, insanın kendi bindiği dalı keseceği, en önemli yaşam materyali olan toprağı, suyu ve havayı kirleteceği... &nbsp;<br />
Kimin aklına gelirdi, küresel ısınmadan korunmak için, mesela bizim Porga köylerindeki kerpiçten yapılmış evlerin revaç bulacağı... Dünyanın tekrar bu kadar övündükleri “ilerlemeden” sonra, 500 yıl geriye gideceği? Çamurun, kerpicin, toprağın altın değerine yükseleceği…<br />
Malatya merkezde aşırı sıcakların hüküm sürdüğü aylarda, beton binalarda oturanların (Gündüzbey gibi serin ve yüksek yerlere kaçmaya gücü yetmeyince) nasıl sıcağa mağlup olduklarını, bunaldıklarını, insanları daha da hasta eden klimalara yüklendiklerini anlatmaya gerek var mı? &nbsp;<br />
Bugün Gündüzbey’in 20-40 kilometre uzaklıktaki Kozluk ve Bürücek Yaylasının arkasındaki Porga köylerinde kerpiç evlerdeki sıcaklık, aynı gün Malatya merkezdeki bir binanın içindeki sıcaklıktan en az 15 derece daha eksiktir. Bu evler kışın ise sıcağı tutmakta ve evi ısıtmaktadır. &nbsp;<br />
Bence artık kıyamet kopmadan gezegenimize bir reset atmalı, dünya inşaat ve ev sistemini formatlamalıyız. Yoksa sıcaktan öleceğiz. Dünyada aşırı sıcaklardan ölenlerin istatistiki bilgilerine bakın. Dehşet, ürkütücü!&nbsp;<br />
“Çamur” kelimesi pek de kulağımıza hoş gelen bir çağrışım yapmıyor. Çamur denilince kirlilik, kötülük ve fakirlik akla gelir. Hâlbuki ki insanın en büyük dostudur. Çamur temizlik malzemesidir aslında... Ben bazen elimi, mutfakta ise bulaşıkları çamurla yıkıyorum. Pırıl pırıl yapıyor. “Çamur” toprağın sulandırılmış, lapaya dönüştürülmüş halidir. &nbsp;<br />
Çamuru yeniden “keşfetmeliyiz.”&nbsp;<br />
Neden? &nbsp;<br />
Çünkü beton ve inşaat materyalleri hem üretim aşamasında dünyayı kirletmekte hem de sıcağı iki katına çıkartıp evleri saunaya dönüştürmekte, kışın da ısı kaybına sebep olmaktadır. Topraktan yapılmış bir bina ise kışın sıcak, yazın serin olmaktadır. &nbsp;<br />
Sorun şu ki, sağlıklı ve doğal evler diye nitelediğimiz köylerdeki yapılar depreme dayanıklı olmayıp, mimari ve estetik özelliğe sahip değildir. Kullanış açısından cazibesi yok. Çünkü bilim ve “aklımız” bu tür yapı malzemelerini üretmeye ve evi ona göre tasarlamaya göre çalışmamaktadır.<br />
Yeniden çamura ve kerpice dönmemiz halinde bilim, meslek erbapları mecburi olarak bu doğal ve sağlıklı evleri mimari açıdan daha yaşanılır hale getireceklerdir. &nbsp;<br />
Hülasa; beton çamuru yendi, fakat beton da insanı yedi bitirdi. &nbsp;<br />
Böylece insanlığın sonu gelmeden (kıyamet kopmadan), ben de ölmeden bu “manifestomu” sunmuş oldum. İçim rahat. &nbsp;<br />
Yaşasın çamur, kahrolsun beton!</p>

<p>(Fotoğraf: Kerpiç yapımı eski bir Türk evi... Kurşunlu/Hekimhan/Malatya)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Oct 2026 09:17:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adı Gülistan, hayatı kederistan</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/adi-gulistan-hayati-kederistan-79011</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/adi-gulistan-hayati-kederistan-79011</guid>
                <description><![CDATA[Adı Gülistan, hayatı kederistan]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akçadağ’ın Küçükkürne Köyü’nde, karlı dağın eteklerine kurulmuş, &nbsp;namazlığın hiç yerden kalkmadığı tek odalı, kerpiçten bir ev… Yüksek dağlara açılan tahta pervazlı pencereden dışarıyı seyreden bir teyze…&nbsp;</p>

<p>Adı Gülistan… 88 yaşında… Berrak yüz hatlarına gizlenmiş hüznünü ilk bakışta anlamak mümkün değil… Ta derinlerde, içini kasıp kavuran fırtınayı, beynini kemiren acıyı anlamak için oturup konuşmak, dünyasına dokunmak, sohbet etmek gerekli… Herkesin içinde gizlediği bir yangını vardır. Kimisi küllenmiş, zamanın tozlu sürecinde kaybolmuş, kimisi de hâlâ yüreğini tutuşturmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Çünkü bazı yangınlar vardır ki, yüreklerde bir defa değil birkaç defa tutuşmuştur. Bir yangın sönmeden başka bir yangın alev almıştır.</p>

<p>İşte bu mübarek yüzlü Gülistan teyzemizin hayatı da üst üste gelen musibetlerin bir toplamıdır adeta…&nbsp;</p>

<p>Gülistan Teyze, daha 15 yaşını bitirir bitirmez köyde Ahmet Aslan ile dünya evine giriyor. Köyde çiftçilik yapan, tarla eken Ahmet dayımızla mutlu bir şekilde süren evliliklerinden tam dokuz çocukları oluyor.&nbsp;</p>

<p>Tarihler 2005’i gösterdiğinde Gülistan Teyze hayatının ilk dramını yaşıyor. Bu tarih, yaşadığı ilk evlat acısının tarihidir. İki çocuk sahibi kızı, bugün 21 yaşına basan üçüncü çocuğunu dünyaya getirirken hayatını kaybediyor. Üç çocuk öksüz kalıyor. Çocuklar artık anneanneleri Gülistan Teyze’ye emanet…&nbsp;<br />
İki yıl aradan sonra, Gülistan Teyze’nin içindeki evlat acısı dinmeden, 2007 tarihinde eşi Ahmet Dayı vefat ediyor. Babanın yüreği belki de evlat acısına dayanamamıştır, kim bilir…&nbsp;</p>

<p>Hayat arkadaşını kaybeden Gülistan Teyze’nin ağır imtihanı bitmemiştir. Tarihler 2019’u gösterdiğinde dört çocuk sahibi oğlu Hayrettin, tarlada çalışırken traktörün devrilmesi sonucu hayatını kaybediyor. Yüreğine bir kor ateş daha düşüyor Gülistan Teyze’nin, bir önceki kor ateşin sancısı dinmeden… Geride dört yetim daha kalmıştır, onlar da Gülistan Teyze’ye emanet… &nbsp;</p>

<p>Acısını yüreğine gömüp, gözyaşlarını içine akıtıp, derdini kendisine saklayıp yedi torununa da anne oluyor.&nbsp;</p>

<p>İki evlat, bir de eş acısını bir yürek tek başına taşıyabilir mi?&nbsp;</p>

<p>Taşıyor Gülistan Teyze… Alnı secdeden kalkmıyor, dilinden dualar eksik olmuyor, Allah’a tam teslim olmuş bir iradeyle bu acılara sabrediyor.&nbsp;</p>

<p>Dilinde ne bir isyan, ne bir şikâyet… Allah verdi Allah aldı, diyor. Sihirli kelime: teslimiyet…&nbsp;</p>

<p>Ne diyebiliriz ki, ne yapabiliriz ki, biz de ellerimizi açıp Allah’a yalvarmaktan başka: Yüce Allah, Gülistan teyzemize bol bol sabır ihsan etsin, imtihanını kolay eylesin, evlatlarını kendisiyle birlikte cennette ağırlasın.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Oct 2026 09:08:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vefatının Yıldönümünde Bir Gönül Adamı: Recai KUTAN</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/vefatinin-yildonumunde-bir-gonul-adami-recai-kutan-79010</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/vefatinin-yildonumunde-bir-gonul-adami-recai-kutan-79010</guid>
                <description><![CDATA[Vefatının Yıldönümünde Bir Gönül Adamı: Recai KUTAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-07%20at%2021_25_19.jpeg" style="height:494px; width:200px" /></p>

<p>Takvimler Ekim ayının yedisini gösterdiğinde, hafızamızda ve gönül dünyamızda silinmez izler bırakan büyük bir devlet adamını, nezaket ve sadakat timsali Recai Kutan Ağabeyimizi vefatının yıl dönümünde bir kez daha rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz.<br />
Zaman hızla akıp geçerken, arkasında lekesiz bir isim, üslup zarafeti ve ilkeli bir duruş bırakan şahsiyetlerin kıymeti her geçen gün daha net anlaşılıyor.&nbsp;</p>

<p>Recai Kutan, sadece Türk siyasi hayatının çalkantılı dönemlerinde dürüstlüğüyle temayüz etmiş bir lider değil; bu topraklara sevdalı bir mühendis, memleketine bağlı kadim bir Malatyalı ve etrafına huzur yayan bir gönül insanıydı.</p>

<p>Mühendislik Vizyonundan Anadolu’nun İhyasına<br />
Onun devlet adamlığı, laf kalabalığına değil, somut hizmetlere ve alın terine dayanırdı.&nbsp;</p>

<p>Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü döneminde, Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) temel harcını karma azmi, onun bu ülkenin toprağına ve suyuna duyduğu hürmetin bir nişanesiydi.&nbsp;</p>

<p>Anadolu’nun kurak topraklarını suyla buluşturan o vizyoner zihin, siyaset kulvarında da her zaman yıkıcı değil kurucu, ayrıştırıcı değil toparlayıcı bir üslubu benimsemiştir.</p>

<p>Malatya Vefası ve Bir Neslin Dostluğu<br />
Recai Bey'in şahsında Malatya’nın o vakur, haysiyetli ve insanı merkeze alan ruhunu her zaman hissetmek mümkündü.&nbsp;</p>

<p>Rahmetli Turgut Özal ve Korkut Özal ile sürdürdüğü köklü mesai arkadaşlığı ve dostluk, sadece bir memleket bağı değil; ülkenin kalkınma hamlesine adanmış ortak bir idrakin yansımasıydı.&nbsp;</p>

<p>Nerede olursa olsun, memleketinin insanına, derdine ve toprağına duyduğu vefayı hiç kaybetmedi.</p>

<p>1988’den Bu Yana Süren Bir Rehberlik<br />
Şahsi hayatımda ve devlet/teşkilat kulvarındaki yürüyüşümde 1988 yılından itibaren kendisinden edindiğim tecrübelerin, gördüğüm babacan teşvikin ve sunduğu yol göstericiliğin yeri müstesnadır.&nbsp;</p>

<p>En fırtınalı siyasi atmosferlerde dahi nezaketini, tebessümünü ve vakarlı üslubunu koruyan duruşu; bizler için sadece bir siyasi ders değil, adeta bir ahlak ve zarafet mektebiydi.&nbsp;</p>

<p>Siyasetin sert köşelerini zarafetle yumuşatmayı, muhatabına hürmet etmeyi ve her şartta devlet ciddiyetini muhafaza etmeyi ondan öğrendik.</p>

<p>Bıraktığı En Büyük Miras:</p>

<p>Siyasi Ahlak<br />
Bugün Recai Kutan’ı anarken, sadece geçmişte kalmış bir biyografiyi yad etmiyoruz.&nbsp;</p>

<p>Onun bize bıraktığı asıl miras; makamların geçici, ahlak ve kubbede hoş bir sadâ bırakmanın ise kalıcı olduğu hakikatidir.&nbsp;</p>

<p>Bir insanın arkasından rakipleri dahil herkesin “O bir beyefendiydi” diyebilmesi, bir fani için ulaşılabilecek en yüce mertebelerden biridir.</p>

<p>Vefatının yıl dönümünde, Millî Görüş’ün ve Türk siyasetinin bu abide şahsiyetini, muhterem Recai Kutan Ağabeyimizi bir kez daha rahmetle, minnetle ve dualarla yad ediyorum.</p>

<p>Rabbim mekânını cennet, makamını alî eylesin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Oct 2026 07:43:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayat Nedir?</title>
                <category>Sevim Levent</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/hayat-nedir-79009</link>
                <author>sevimlevent@malatyatime.com (Sevim Levent)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/hayat-nedir-79009</guid>
                <description><![CDATA[Hayat Nedir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hayat nedir?</p>

<p>Hayat kalptir.</p>

<p>Çünkü insan, önce kalbiyle yaşar. Gördüklerinden önce hissettikleriyle, söylediklerinden önce sustuklarıyla, sahip olduklarından önce sevdikleriyle var olur. Hayatın bize bıraktığı en derin izler de çoğu zaman aklımızda değil, kalbimizde saklıdır.</p>

<p>Hayat sevmektir.</p>

<p>Bir insanı sevmektir bazen; hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca varlığına şükrederek… Bir ağacı sevmektir, gölgesine sığınmadığın hâlde dallarını seyrederek. Kanadı kırık bir kuşu görüp yoluna devam edememektir. Bir çiçeği koparmaya kıyamamak, yağmurda ıslanan bir canlı için içinin sızlamasıdır.</p>

<p>Çünkü insan, sevdiği kadar insandır.</p>

<p>Ne güzel söylemiş şair:</p>

<p>“İnsan sevmeli:</p>

<p>Bâzen bir insanı,</p>

<p>Yahut bir ağacı,</p>

<p>Ya da kanadı kırık bir kuşu..</p>

<p>Zaten sevmezse insan,</p>

<p>İnsan mı olur?”</p>

<p>Belki de insan olmanın en sade tarifi budur: Kalbinin kendinden başka canlılara da yer açabilmesi.</p>

<p>Hayat saymaktır da.</p>

<p>Bir insanı yalnızca söyledikleriyle değil, sustuklarıyla da saymaktır. Yaşlı birinin elindeki çizgilere, bir annenin yorgunluğuna, bir çocuğun küçücük dünyasına, bir dostun sessizliğine hürmet etmektir. Saygı, insanın kendisini başkasından üstün görmemeyi öğrenmesidir. Çünkü hepimiz aynı göğün altında, birbirimizin hayatına değerek geçiyoruz bu dünyadan.</p>

<p>Hayat düşünmektir.</p>

<p>İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük sırlardan biri de budur: Sadece yaşamak değil, yaşadığını düşünmek.</p>

<p>Yüzyıllar önce Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım.” demiş.</p>

<p>Belki de bu cümle, insanın kendi varlığıyla kurduğu en temel yüzleşmelerden biridir. Çünkü düşünmek, yalnızca zihnin çalışması değildir. Kendine soru sormaktır. Neden yaşadığını, neye inandığını, kimi sevdiğini, ne uğruna mücadele ettiğini sorgulamaktır.</p>

<p>Bazen bir gecenin sessizliğinde kendine “Ben kimim?” diye sorabilmektir.</p>

<p>Bazen herkesin doğru kabul ettiğini yeniden düşünmektir.</p>

<p>Bazen kalbinin söylediğiyle aklının söylediği arasında uzun bir yol yürümektir.</p>

<p>Çünkü düşünmeyen insan yalnızca günleri tüketir; düşünen insan ise yaşadığı günlere anlam vermeye başlar.</p>

<p>Hayat, düşünmektir ama yalnızca kendini düşünmek değildir.</p>

<p>Başkasının acısını düşünebilmektir.</p>

<p>Bir annenin evladını neden bu kadar sevdiğini, bir babanın neden sessizce yorulduğunu, bir insanın neden sustuğunu, bir kuşun neden uçamadığını düşünmektir.</p>

<p>Belki de gerçek düşünce, insanı kendisinden çıkarıp başkasının dünyasına götürdüğü yerde başlar.</p>

<p>Hayat biraz da fark etmektir.</p>

<p>Bir sabah güneşin her zamankinden farklı doğduğunu, bir insanın sesindeki kırgınlığı, bir vedanın aslında ne kadar büyük olduğunu, bazı insanların kıymetini onlar hayatımızdayken bilmek gerektiğini fark etmektir.</p>

<p>Çünkü insan çoğu şeyi kaybettikten sonra anlıyor.</p>

<p>Bir sesin kıymetini sustuğunda, bir elin sıcaklığını çekildiğinde, bir insanın yerini yokluğunda…</p>

<p>Oysa hayat bize sürekli küçük işaretler bırakıyor. Bir tebessüm, bir bakış, bir cümle, bir karşılaşma… Ve biz çoğu zaman büyük mucizeler beklerken küçük mucizelerin yanından geçip gidiyoruz.</p>

<p>Hayat, biraz da yavaşlamaktır.</p>

<p>Her şeyi yetiştirmeye çalışırken kendimizi kaybetmemektir. Dünyanın telaşı içinde kalbimizin sesini duyabilmektir. Çünkü bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, bir yere varmak değil; bulunduğu yerde gerçekten var olmaktır.</p>

<p>Hayat kalptir.</p>

<p>Sevmektir.</p>

<p>Saymaktır.</p>

<p>Düşünmektir.</p>

<p>Anlamaktır.</p>

<p>Bazen susmaktır.</p>

<p>Bazen yeniden başlamaktır.</p>

<p>Bazen de hiçbir şey yolunda değilken bile güzel bir yarın ihtimaline inanabilmektir.</p>

<p>Belki hayatın bütün sırrı, insanın kendisine verilen ömrü ne kadar uzun yaşadığı değil; o ömrün içine ne kadar sevgi, merhamet, düşünce ve anlam sığdırabildiğidir.</p>

<p>Çünkü günün sonunda geriye kaç gün yaşadığımızdan çok, o günlerde nasıl bir insan olduğumuz kalır.</p>

<p>Ve belki insan, hayatın sonunda kendisine soracağı en önemli sorunun cevabını şimdiden vermelidir:&nbsp;</p>

<p>“Ben gerçekten yaşadım mı?”</p>

<p>Eğer birini sevdiysen,</p>

<p>bir canlıya merhamet ettiysen,</p>

<p>bir insanın yükünü hafiflettiysen,</p>

<p>bir güzelliğin karşısında durup hayran kaldıysan,</p>

<p>bir haksızlığa itiraz ettiysen,</p>

<p>bir gece kendi içine dönüp düşündüysen,</p>

<p>bir gün yeniden umut etmeyi seçtiysen…</p>

<p>Evet.</p>

<p>Yaşadın.</p>

<p>Çünkü hayat yalnızca nefes almak değildir.</p>

<p>Hayat, kalbinin hâlâ bir şeyler için çarpıyor olmasıdır.</p>

<p>Sevim LEVENT</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 15:01:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/10/sevim-levent-1791117449.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurtlar sofrası-Tilkiler Kafesi</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kurtlar-sofrasi-tilkiler-kafesi-79008</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kurtlar-sofrasi-tilkiler-kafesi-79008</guid>
                <description><![CDATA[Kurtlar sofrası-Tilkiler Kafesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>DOLANDIRICILIK VE TAMAH NASIL KARDEŞ OLDULAR?</p>

<p>Sülün Osman, Banker Kastelli, 2021Bankacılık Krizi gibi başlıklar memleketimizin yakın tarihinin yolsuzluk ve dolandırıcılıklarını köşe başları.<br />
Ama bunlar aynı zamanda vatandaşın tamahının da kısa bir tarihi aynı zamanda. Hepsinden önemlisi bu iki kavramın birbirine yabancı gibi gözükseler de, aslında birbirlerini besleyen ve büyüten unsurlar olmaları. Biri olmadan diğerinin olması pek mümkün değil.&nbsp;<br />
Evet, dolandırıcılar bireysel ve organize olarak görevlerine devam ediyor ama vatandaşın da kolay para kazanma hırs ve tamahı tam gaz sürüyor.<br />
&nbsp;<br />
<strong>"Az tamah çok ziyan getirir",</strong> diye bir atasözümüz var, bilirsiniz. Bu atasözü, açgözlülük edip elindeki küçük kazançla veya durumla yetinmeyen kişilerin, daha fazlasını isteyerek ellerindekini de tamamen kaybettiklerini anlatır ve maalesef bu olaydaki çoğu kişinin durumunu yansıtır.<br />
Lütfen açıklayın. Bir kişi evini, arabasını hangi garantiye dayanarak satıp yüksek kazancın peşinde koşar?<br />
Olayı siyaseten didikleyenler kurdukları cümlelerin arasına bir de bu garip ve anlaşılmaz durumu anlatan kelimeler ekliyorlar. Ama nasıl? Bedava ve yüksek kazanç için evini arabasını satanları mağdur olarak tanımlayarak.&nbsp;<br />
Fon skandalı vatandaşın tamahını, kravatlı organize soyguncuların tezgahını, bütün bunları uzaktan seyredip görmezden gelen bürokrasiyi, gündemin değişmesinden başı dönen ve bu tür olayların dışında kalan basını(medyayı) ne de güzel özetliyor.<br />
Savcılık aylar aylar önce bir şeyler olduğuna dair yazı yazıyor.<br />
Ne ilgili kurumlar ne ilgisiz muhalefet ne de her konuda canlı yayın yapan tv kuruluşları bu yazının sonu ne oldu demiyorlar. Merak sıfır. Nasıl olsa memleketin gündemi her dakika değişiyor. Unut gitsin.<br />
Ayrıca bir sorun, bir sıkıntı olacaksa da nasıl olsa cumhurbaşkanı var deyip daha da rahatlıyor daha da gevşiyor bazı yetkili yetkisizler. Bir yandan Cumhurbaşkanının olaya el koymasını beklerlerken, diğer taraftan da kapalı kapılar arkasında tek adam dedikodusu yapacaklar. İş göreve gelince ise yok olacaksın.<br />
Sevgili medyamızın kıymetli emekçileri haber dediğiniz yalnızca herkesin bildiğini saatlerce konuşup sündürmekten mi ibarettir.&nbsp;<br />
Herkesin gözünün önünde olan ve ben geliyorum diyen olay görmezden gelindi. İşin politik ve organize tarafları bir yana. Hesapsız tamahları ile bu işe yol veren vatandaşın durumu hepsinden önemli.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sinema Her Zaman Kullanışlı Bir Silah<br />
GÖSTERİ DÜNYASI NASIL MANİPÜLE EDİLİYOR</span></strong></p>

<p>Kurtlar Vadisi, Türkiye'de televizyon tarihinin ötesine geçerek toplumsal algıyı, siyasi denklemleri ve sokağın gündemini doğrudan manipüle eden, ayna tutmaktan öte kurgulayan nadir yapımlardan biri oldu. Gerçek hayattaki suikastların, ekonomik krizlerin veya küresel operasyonların dizideki senaryolarla örtüşmesi, hatta bazen "önceden haber vermesi" izleyicide yapımın görünmeyen bir akıl veya devlet aklı tarafından yönlendirildiği algısını güçlendirdi.<br />
Televizyonun ve popüler kültürün kitleleri yönlendirmek için bir aparat olarak kullanılması sadece Türkiye’ye özgü değil; dünyada da istihbarat teşkilatlarının, devlet mekanizmalarının veya büyük sermaye gruplarının doğrudan veya dolaylı olarak şekillendirdiği, benzer etkiler doğuran yapılar ve örnekler mevcut.<br />
<strong>Pentagon</strong> ve <strong>CIA</strong>, dünya sinema ve televizyon endüstrisini doğrudan yönlendiren en organize ve somut örneklerin başında geliyor. Bu durum bir komplo teorisi değil, Amerikan resmî kurumlarının uzun yıllardır açıkça yürüttüğü kurumsal bir strateji olarak biliniyor.<br />
ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) Hollywood'da onlarca yıldır faaliyet gösteren resmi bir <strong>"Eğlence Medyası İrtibat Bürosu</strong>" bulunuyor. Örneğin yapımcılar bir askeri film veya dizi çekeceklerinde (örneğin Top Gun, Iron Man, Transformers veya Black Hawk Down) Pentagon'a başvururlar. Pentagon, senaryoyu detaylıca inceler. Eğer senaryoda ordunun imajını zedeleyen, asker intiharlarını, savaş suçlarını, dost ateşini veya komuta kademesindeki zaafları eleştiren unsurlar varsa, senaryonun değiştirilmesini şart koşarlar.<br />
Yapımcılar istenen değişiklikleri yaparsa; Pentagon onlara milyonlarca dolar değerindeki gerçek uçakları, gemileri, askeri üsleri ve askerleri ücretsiz ya da çok düşük maliyetlerle tahsis eder. Değişikliği kabul etmezlerse hiçbir askeri destek alamazlar ve projeyi o bütçeyle çekemez hale gelirler.</p>

<p><strong>Gelelim CIA’ye</strong><br />
CIA de Pentagon gibi sinema sektörüne sızmış durumda. Uzun süre CIA'de görev yapmış üst düzey istihbaratçılar,<strong> "Eğlence Endüstrisi İrtibat Görevlisi" </strong>olarak Hollywood'a atanıyor. Ve bu görevliler Argo, Zero Dark Thirty, Jack Ryan veya Alias gibi yapımların senaryo aşamasında, örneğin yönetmenlerle ve senaristlerle birebir çalışıyorlar. CIA ajanlarını "teknik danışman" olarak setlere gönderir. Amaç, CIA’i her zaman <strong>"dünyayı mutlak bir kötülükten koruyan, zeki, eli kolu uzun ve fedakâr kahramanla</strong>r" olarak göstermek, işkence gibi tartışmalı yöntemleri ise <strong>"ülkeyi kurtarmak için mecburi birer hamle"</strong> şeklinde aklamak.</p>

<p><strong>Latin Amerika’da “Telenovela" ve Narco Türü Dizilerdeki İnce Propaganda</strong></p>

<p>Özellikle Escobar sonrası dönemde Kolombiya ve Meksika'da üretilen Narcos tarzı yerel yapımlar ve uyuşturucu kartellerini konu alan diziler, ince bir propaganda çizgisinde yürüyor.<br />
Bu dizilerin bir kısmı, kartel liderlerini birer halk kahramanı (Robin Hood) gibi göstererek organize suç örgütlerinin toplumsal meşruiyet kazanmasına yol açıyor. Öte yandan bazı yapımların ise doğrudan yerel kolluk kuvvetlerinin veya Amerikan DEA'nın operasyonlarını haklı göstermek, kamuoyunun desteğini almak için resmî kurumlarca fonlandığı veya senaryolarına müdahale edildiği sıkça tartışılıyor.</p>

<p><strong>Rusya’da Devlet Kontrollü Jeopolitik Yapımlar Öne Çıkıyor.</strong></p>

<p>Rusya’da televizyon büyük ölçüde devlet kontrolünde. Özellikle 2000'li yıllardan sonra Kremlin, popüler kültürün ulusal kimliği inşa etmedeki gücünü fark ederek ona göre bazı önlemler aldı. Tarihi diziler (örneğin The Romanos veya çeşitli casusluk/askeri yapımlar), mevcut iktidarın dış politika tezlerini, Batı karşıtı söylemlerini ve <strong>"güçlü Rus devlet</strong>i" mitini kitlelerin zihnine kazımak için tasarlanır ve bu dizilerdeki olay örgüsü, doğrudan devletin resmi tarih ve güvenlik politikasının bir uzantısı olarak şekillendirilir.</p>

<p><strong>Arap Dünyasında Ramazan Dizileri ve Siyasi Propaganda&nbsp;</strong></p>

<p>Orta Doğu’da özellikle Ramazan ayında yayınlanan yüksek bütçeli diziler, bölgesel politikaları dizayn etmek için kullanılır. Mısır’da veya Körfez ülkelerinde çekilen bazı istihbarat ve güvenlik dizileri doğrudan devletlerin istihbarat servislerinin <strong>(muhaberat) </strong>denetiminde yazılır. Amaç, halkın sokağa yansıyabilecek siyasi eğilimlerini kontrol etmek ve belirli örgütleri veya ülkeleri "<strong>şer odağı" </strong>olarak kodlamaktır.</p>

<p><strong>Kurgunun Gerçeği Yönlendirmesi</strong></p>

<p>Kurtlar Vadisi'ni bunlardan ayıran en büyük özellik, dizinin sadece bir "yansıtma" aracı değil, sokağın reaksiyon ürettiği yaşayan bir siyasal evrene dönüşmesiydi. Dünyadaki örneklerde de mekanizma benzerdir: <strong>Devletler veya odaklar, kitleleri ikna etmekte haber bültenlerinin yetersiz kaldığı yerde kalemi ve kamerayı devreye sokuyorlar.</strong><br />
Türkiye'deki iddialar (FETÖ veya farklı odakların medya/dizi sektörü üzerindeki yönlendirme çabaları) genellikle<strong> örtülü, illegal sızmalar, kaset şantajları, senarist/oyuncu manipülasyonları veya algı operasyonları </strong>şeklinde yürütülüyor.<br />
ABD'deki Pentagon/CIA modeli ise tamamen<strong> yasaldır, kurumsaldır</strong> ve<strong> bütçelidir</strong>. Devlet<strong>, "Benim paramla üretilen veya ordumun envanterini kullanan bir kurgu, benim çıkarlarıma ters düşemez"</strong> mantığıyla sektörü doğrudan finanse ederek kontrol ediyor.<br />
Benzer bir yapının kapalı rejimlerde (örneğin Kuzey Kore, Rusya veya Çin'de) doğrudan devlet propagandası olarak yapıldığını görürüz. ABD ise bunu "serbest piyasa" süsü vererek en küresel ve ikna edici yumuşak güç (soft power) aracına dönüştürmüştür. Bu durum Arap Ülkelerinde de hemen hemen böyledir. Yani devlet doğrudan ve açıkça müdahale eder.<br />
Memleketimizde her konu gibi bu konu da anlamsız bir didişmenin içindedir ve bazı çevrelerce soyut bir <strong>“özgürlük, bağımsızlık vb</strong>” tartışmanın içine çekildiğinden, legal müdahil olma olanakları olmadığından dolayı Kurtlar Vadisinde yaşanan örtülü yönlendirmelere yol açılıyor. Bilinç altı etkileşimlere çalışılıyor. Oysa memleketimizde başta Kültür Bakanlığı olmak üzere birçok kurum ve kuruluş sinema sektörüne maddi destek sağlamakta. Bu desteğin karşılığı yalnızca senaryonun onaylanması ve eserin jeneriğinde destekçi kuruluşa teşekkür etmek olmamalı. ABD bu işi nasıl legal ve meşru bir zeminde çözüyor ve bu ne Hollywood’un ne de sinema veya TV’cilerin bağımsız ve özgürlüğünü etkilemiyorsa, biz de benzerini yapmalıyız.<br />
Bu açıdan İletişim Başkanlığının biraz daha aktif olması gerekiyor. İlgili kurum ve kuruluşlarla bir havuz ve iş birliği oluşturularak sinema desteğine yeni bir biçim verilmeli.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Hepimizin Bildiği<br />
POPÜLER MAĞAZALAR KİMİN?&nbsp;</strong></span></p>

<p>Gratis, Rossman, Madame Coco ve benzeri isimleri taşıyan, hayatımıza bir şekilde giren konumuz. &nbsp;Kimi kişisel bakım ürünleri satıyor, kimi ev eşyaları bazısı ise mutfak malzemeleri. Eskinin züccaciye, mefruşat gibi dükkanlarının yerini bunlar aldı. Tasarımları farklı, üretimleri çoğunlukla kaliteli. Paketlemesi, sunulması insanın ilgisini çekiyor... Farklı, ilgi çekici üretimleri ile dikkat çeken bu mağazaların en öne çıkan yönleri ise isimleri. Bu isimleri gördüğünüzde, “her yerimizi yabancılar sardı” demeniz mümkün. Bazılarımız için ise isim yabancı olduğundan doğrudan tercih nedeni bu mağazalar.Merak ettik, kısa bir internet araştırması yapıp neyin nesiymiş bu mağazalar, sahipleri kimmiş, kimlermiş öğrenelim dedik. Bakın karşımıza ne çıktı.</p>

<p><strong>Gratis</strong><br />
Yerli bir kişisel bakım ve kozmetik marketleri zinciri olan Gratis, Sabancı ailesinden Demir Sabancı’nın sahibi olduğu Sedes Holding tarafından 2009’da kurulmuş. Yani sermaye yerli. İsim ithal.</p>

<p><strong>Madame Coco&nbsp;</strong><br />
İlhan Tanacı'ya ait olan Madame Coco, 2011’de kurulmuş. Ev tekstili ve dekorasyon alanında faaliyet gösteren %100 Türk sermayeli bir marka. Ev tekstili pazarında hem Türkiye'de hem de uluslararası alanda (24 ülkede yüzlerce mağazayla) agresif bir büyüme stratejisi izlediği belirtiliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Rossmann&nbsp;</strong><br />
Alman menşeli aile şirketi olan Rossman 2010 yılında Türkiye’ye gelmiş.1972 yılında Almanya'da Dirk Rossmann tarafından kurulan uluslararası bir kişisel bakım ve drugstore zinciri. Türkiye pazarına da yabancı ortaklık/doğrudan merkez yapısıyla giriş yaptığı söyleniyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Watsons</strong><br />
Hong Kong merkezli küresel perakende devi <strong>CK Hutchison Holdings'e</strong> (AS Watson Group) aittir. 2005’de Türkiye’ye girdi.</p>

<p><strong>Ve DİĞERLERİ</strong><br />
Boyner Holding’in kurduğu daha sonra elden çıkarttığı <strong>EVE Mağazalar</strong>ı, A101’in sahibi Turgut Aydın Holding’e ait <strong>English Home.</strong> Migros’un kurduğu <strong>Mion</strong> ve Yves Rocher Grubuna bağlı <strong>Flormar </strong>mağazaları.<br />
Bazılarınızın “memlekette bu kadar çok yabancı yaşadığını bilmiyordum”,&nbsp;<br />
dediğinizi duyar gibiyim…</p>

<p><strong>21 MİLYARI KİM ÇÖPE ATIYOR?</strong></p>

<p>Günlük 57-60 milyon, yıllık yaklaşık 21 milyar lirayı çöpe atar mısınız? Evet evet her gün ortalama 6 milyon adet, yılda yaklaşık 2,1 milyar adet yani 542 bin ton ekmek çöp oluyor. Bu çöpün karşılığı ise 21 milyar lira.</p>

<p>21 milyar ile ne yapılabilirdi? Net asgari ücret,2026’da 28.075 TL.En düşük emekli aylığı ise,20.000 lira. Çöpe giden bu 21 milyar ile 750.000 asgari ücretliye bir ay boyunca net maaşı kadar destek, yine taban aylık alan 1 milyondan fazla emekliye fazladan 1 ay tam maaş verilebilirdi. Sözü uzatmayalım merak edenler başka neler yapılabilir, araştırsın bulsun. Ancak, bu hepimizin günahı. Tarım Bakanlığı ve sivil kuruluşların biran önce devreye girerek, fırınlardan başlayarak kaliteli ve sağlıklı ekmek üretimini teşvik etmeleri, ekmek alımı ve tüketiminde tüketiciyi yönlendirmeleri ve savurganlık konusunda gerçek bir kampanya yapmaları gerekiyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BELEDİYENİN KAHVECİLİK HEVESİ</span></strong></p>

<p>Ankara’da Büyükşehir Belediyesi ve Çankaya Belediyesi “yeni bir anlayışın” ürünü olan “kahve büfelerini” hizmete soktu. Göründüğünde “ aa ne güzel, hiç değilse uygun fiyata kahve içeriz” dedirten bu yeni hizmet anlayışının ürünü büfelerde kahve ve kruvasan satılıyor. Fiyatlar ise rekabetçi olmaktan uzak. Evet belki 50 metre ötedeki marka kahveciden biraz ucuz ama, tatminkâr değil.<br />
Zaten konumuz da o değil.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-07%20at%2008_27_17%20(1).jpeg" /><br />
Su bakkalda 15, Belediyede 12.50. Üstelik sattığı markalar ABB’nin malı.<br />
Bir farkınız olmayacak, fiyatlar hemen hemen aynı düzeyde dolaşacak ve siz şehrin bazı yerlerine kahve büfeleri açacaksınız. Bununda adı “yeni hizmet anlayışı olacak.<br />
Yunanistan’dan Kolombiya’ya, Peru’dan İtalya’ya kadar dünyanın neredeyse bütün ülkelerinin kahve markalarının fütursuzca girdiği memleketimizde, siz belediye olarak bunu sorgulayacağınıza, sözde hizmet diye benzer işi yapmaya soyunuyorsunuz. Bu bir ticari zekâ mıdır, heves midir, belli değil. Rekabet veya hizmetse amaç, hadi buyurun satın bir fincan kahveyi ve kruvasanı piyasanın üçte bir fiyatına da görelim.&nbsp;<br />
Artık hayret bile edemiyoruz.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>KÜTÜPHANEMDEN&nbsp;<br />
ORTAK MİRAS- KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI&nbsp;</strong></span></p>

<p>Artık hayret bile edemiyoruz. Türk kültür ve medeniyet dünyasının ortak değerleri uzun ve titiz bir araştırma ile ORTAK MİRAS adında bir araya getirilmiş.Prof.Dr.Nebi Özdemir’in editörlüğünü yaptığı esere çok değerli ve tanınmış bilim insanları katkıda bulunmuş. Büyük boy basılan eseri tavsiye ediyoruz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-07%20at%2008_27_15.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-07%20at%2008_27_15%20(1).jpeg" style="height:800px; width:548px" /><br />
En kısa zamanda tekrar bu sütunlarda buluşabilmek ümidiyle,<br />
Sarper SAN</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:49:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beşikten Mezara Kadar Bizimle Olanlar</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/besikten-mezara-kadar-bizimle-olanlar-79007</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/besikten-mezara-kadar-bizimle-olanlar-79007</guid>
                <description><![CDATA[Beşikten Mezara Kadar Bizimle Olanlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 1-7 Ekim arası, Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanır. Fakat bu hafta sadece bir kutlama haftası değildir.</p>

<p>Öncelikle bu anlamlı haftanın, Diyanet camiasına ait herkese hayırlı olmasını diliyorum.</p>

<p>Diyanet camiasından söz etmek, aslında milletimizin hayatının tamamına dokunan büyük bir hizmet alanından söz etmektir.</p>

<p>Yıllar önce, koronavirüsün bütün dünyayı sarstığı günlerde<br />
“Teşekkür Etmeyi Unuttuklarımız”<br />
başlıklı bir yazı kaleme almıştım. ( <a href="https://www.malatyatime.com/makale/tesekkur-etmeyi-unuttuklarimiz-68605"><u><strong>https://share.google/y4YOUH8P0fGyHDh1j </strong></u></a>)</p>

<p>O günlerde sağlık çalışanlarımızın fedakârlığı haklı olarak gündeme gelirken, toplumun çoğu zaman fark etmediği başka bir kesimin de büyük bir gayret içerisinde olduğunu hatırlatmıştık.</p>

<p>Onlar, din görevlilerimizdi.</p>

<p>Aradan yıllar geçti. Fakat biz onları hâlâ çoğu zaman yalnızca görev yaptıkları yerde görüyoruz; oysa onlar hayatımızın neredeyse her merhalesinde bizimle.</p>

<p>Bir çocuk dünyaya gelince, kulağına ezan okunur.</p>

<p>Bir çocuk büyür, ilk Kur’an’ını öğrenir, temel dinî bilgilerini edinir.</p>

<p>Yaz tatili gelir, millet tatile çekilirken hocalarımız çocuklarımızla ilgilenir. Onlara sadece Kur’an öğretmez; camiyi, ibadeti, ahlakı ve dini sevdirmeye çalışırlar.</p>

<p>Gençlerimizin soruları olur, din görevlilerimiz onların sorularına cevap vermeye, yol göstermeye çalışır.</p>

<p>Aile kurarız, nikâhımızda, düğünümüzde, sevincimizde yanımızda olurlar.</p>

<p>Hastalanırız, dualarımızda, ziyaretlerimizde, manevi desteğimizde yine onları görürüz.</p>

<p>Bir yakınımızı kaybedince, cenazemizde onlar olur.</p>

<p>Gassalından imamına, müezzininden müftüsüne kadar din hizmetlerinin farklı kademelerinde görev yapan insanlar, en zor anlarımızda yanımızda olur.</p>

<p>Hacca gitmeye karar veririz, yolculuğumuzdan ibadetimize kadar hac ve umre hizmetlerinde görev yapan Diyanet mensupları bizimle olur. Binlerce kilometre uzakta, hiç tanımadıkları insanların ibadetlerini huzur içerisinde yerine getirebilmeleri için gece gündüz çalışırlar.</p>

<p>Camide onlar, Kur’an öğrenirken onlar, düğünümüzde, cenazemizde, sevincimizde ve acımızda hep onlar vardır...</p>

<p>Kısacası hayatımız boyunca bizimle olan büyük bir hizmet ordusundan söz ediyoruz.</p>

<p>Üstelik bu hizmet sadece caminin dört duvarı içerisinde yürütülmüyor.</p>

<p>Bugün Diyanet teşkilatı; cami hizmetlerinden Kur’an eğitimine, gençlik çalışmalarından aile hizmetlerine, irşat faaliyetlerinden hac ve umre organizasyonlarına, sosyal ve manevi rehberlik hizmetlerinden yurt dışındaki din hizmetlerine kadar çok geniş bir alanda görev yapıyor.</p>

<p>Bütün bu hizmetlerin farklı alanlarında görev yapan binlerce insan var.</p>

<p>İşte bu yüzden Diyanet camiasına yalnızca “memur” gözüyle bakmak büyük bir eksikliktir.</p>

<p>Çünkü mesele sadece bir görev yapmak değildir.<br />
Mesele bir emaneti taşımaktır;<br />
Mihrabın emaneti vardır.<br />
Minberin emaneti, ezanın emaneti, Kur’an’ın emaneti ve cübbenin emaneti vardır.</p>

<p>Din görevlisi, temsil ettiği makamın ağırlığını bilmek zorundadır.</p>

<p>Çünkü insan bazen bir din görevlisinin sözüne bakarak dini tanır.</p>

<p>Bazen bir imamın davranışından İslam’ı anlamaya çalışır.</p>

<p>Bazen bir hocanın merhametinden, adaletinden ve güzel ahlakından etkilenir.</p>

<p>Bazen bir müezzinin güzel ezan okumasıyla insanlar bu dini seçer. Bunun da canlı şahidiyim.</p>

<p>Bu nedenle din görevlisinin yaptığı güzel bir iş sadece kendisini değil, toplumu da güzelleştirir.</p>

<p>Toplumun en temiz ve en sağlam damarı olan din hizmetleri zayıflarsa, bunun bedelini yalnız Diyanet camiası değil, bütün toplum öder.</p>

<p>Çünkü bu camia ıslah ederse toplum ıslah olur.</p>

<p>Onlar doğruyu, güzeli, ahlakı, merhameti ve adaleti yaşatırsa bunun dalgası mahalle mahalle, aile aile, nesil nesil yayılır.</p>

<p>Ama bu damar bozulursa, yozlaşırsa, görev sadece bir maaş ve mesai meselesine dönüşürse bunun zararı da yine toplumun tamamına dokunur.</p>

<p>İşte bu yüzden din görevliliği sıradan bir meslek değil, Peygamberlerin mirasına talip olmaktır. Bu da büyük bir sorumluluğu omuzlamaktır.</p>

<p>Bizler de millet olarak üzerimize düşeni yapmalıyız.<br />
Din görevlilerimizi sadece eleştirmek için hatırlamamalıyız.</p>

<p>Görevini hakkıyla yapanları görmeli, takdir etmeli, teşekkür etmeli ve onların da insan olduğunu unutmamalıyız.</p>

<p>Çünkü biz çoğu zaman onları hep görev başında gördük.</p>

<p>Ama onların da yorulduğunu, onların da ailelerin olduğunu, onların da dertlerinin bulunduğunu çoğu zaman düşünmedik.</p>

<p>Bizim derdimiz olduğunda kapısını çaldık, onlar bizim kapımızı çaldığında ise bazen açmayı bile unuttuk.</p>

<p>Oysa mahallemizin imamını tanımak, müezzinimizin hâlini sormak, Kur’an kursundaki hocamızın emeğini görmek, müftülükte görev yapanların yükünü anlamak, hac ve umre hizmetlerinde insanlara rehberlik eden görevlilerin fedakârlığını takdir etmek de bir vefa meselesidir.</p>

<p>Koronavirüs günlerinde gördük.<br />
15 Temmuz gecesinde gördük.<br />
Acımızda gördük, sevincimizde gördük.<br />
Onlar hep bizim yanımızdaydı.</p>

<p>Şimdi sıra bizde...</p>

<p>Camiler ve Din Görevlileri Haftası vesilesiyle başta görevini hakkıyla yapan bütün din görevlilerimiz olmak üzere, Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütün mensuplarına teşekkür ediyorum.</p>

<p>Müftüsünden vaizine,<br />
İmamından müezzinine,<br />
Kur’an kursu hocasından din hizmetleri uzmanına,<br />
Aile ve gençlik hizmetlerinde çalışanından hac ve umre görevlisine,<br />
Yurt içinde ve yurt dışında din hizmeti veren bütün kardeşlerimize teşekkürler...</p>

<p>Sizler gerçekten beşikten mezara kadar bizimle olanlarsınız.</p>

<p>Allah görevini hakkıyla yapan bütün din görevlilerimizin hizmetlerini bereketli, ömürlerini hayırlı eylesin.</p>

<p>Camilerimizi cemaatsiz, minarelerimizi ezansız, Kur’an’ımızı gönülsüz, din hizmetlerimizi samimiyetsiz bırakmasın.</p>

<p>Camiler ve Din Görevlileri Haftamız hayırlı olsun.</p>

<p><strong>Fî Emânillah...</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>“Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan, Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni.”</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:15:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstanbul’da farklı bir ibadethane: Sancaklar Yeraltı Camii Sade, mütevazı, süssüz, yazısız… </title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/istanbulda-farkli-bir-ibadethane-sancaklar-yeralti-camii-sade-mutevazi-sussuz-yazisiz-79006</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/istanbulda-farkli-bir-ibadethane-sancaklar-yeralti-camii-sade-mutevazi-sussuz-yazisiz-79006</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul’da farklı bir ibadethane: Sancaklar Yeraltı Camii Sade, mütevazı, süssüz, yazısız… ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sancaklar Camii, İslam'ın özünden yola çıkılarak, gösterişten uzak, sade ve mütevazı olmasına dikkat edilerek, tasarlandı.</p>

<p>Tasarımı mimar Emre Arolat tarafından yapılan Sancaklar Camii'ni diğer camilerden ayıran en büyük özelliği, eğimli arazisi nedeniyle yerin altındaymış hissi vermesi…<br />
Dikdörtgen minaresi, özel led ışıklar ve mihrap duvarından sızan gün ışığından faydalanılarak aydınlatılması, kademeli saflarının olması, inşasında kayrak ve bazalt taşlarının kullanılması, kimyasal boya kullanılmaması Sancaklar Camii'nin diğer özellikleri…</p>

<p>Caminin üst avlusunu çevreleyen yüksek duvarlar, karmaşık dünya ile içerideki huzurlu atmosfer arasındaki belirgin sınırı vurguluyor. Avludaki merdivenlerden aşağı doğru inince dışarıdaki dünya tamamen geride bırakılıyor, cami tamamıyla toprakla bütünleşiyor.</p>

<p>Sadeliğin iç mimaride de görüldüğü caminin iç tasarımında kullanılan materyallerde abartı ve gereksiz süsten uzak, sade ve şık bir ambiyans hakim.</p>

<p>İnsanda huşu uyandıran bir iç mekâna sahip caminin kıble duvarı boyunca yer alan yarıklar, ibadet alanının yönelimini güçlendirirken, güneş ışınlarının da mekâna süzülmesini sağlıyor.</p>

<p>Sancaklar Camii, zengin kütüphanesiyle sadece ibadet edilen değil, aynı zamanda halkın okuyarak öğrenebileceği ve fikir paylaşımında bulunabileceği sosyal bir mekân.</p>

<p>"En büyük özelliği sadeliği"</p>

<p>Sancaklar Camii İmam Hatibi Ali Elmacı, mimar Emre Arolat'ın İsra Suresi'ndeki "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, yeri yaramazsın, boyca dağlara ulaşamazsın" ayetinden kendisine bir ders çıkartarak, "Bugüne kadar yapılan eserler ve bu eserleri yapan mimarlarla yarışmamak için mütevazı bir eser yapayım" düşüncesiyle bu eseri tasarladığını söyledi.</p>

<p>Elmacı, "Mimarımız ayrıca İslam'ın çevreye verdiği önemi göz önüne alarak, çevresinin dokusunu bozmayacak bir eser yapmayı hayal ediyor" dedi.</p>

<p>Caminin 2011'de inşasına başlandığını, 2014 yılının ilk cumasında ibadete açıldığını anlatan Elmacı, şunları söyledi:<br />
"Camimize ilgi büyük. Yurt içinden ve dışından Almanya, İngiltere, Amerika ve İtalya'dan ziyaretçiler çok. İnsanlar ziyaret amaçlı geliyor, birtakım programların yapılması için bu camiyi tercih ediyorlar."&nbsp;</p>

<p>Caminin en büyük özelliğinin sadeliği olduğunu vurgulayan Elmacı, sözlerine şöyle devam etti:<br />
"Diğer camilerdeki gösterişli süslemeler camimizde yok. Namaza durduğumuz zaman Allah ile aramızda başka bir şey düşünecek hiçbir şekil yok. Halımız da sade. İnsanlar mimaride de farklılık arzu ediyor. Böyle bir eseri de görünce, mutlu olan insanlar var. Geçmişten gelen mimari yapının bozulmaması, geçmişin silinip atılmaması yönünde eleştiriler de var. Yeni nesil ise bir farklılık olsun düşüncesiyle beğeniyorlar, ziyaret ediyorlar."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Oct 2026 08:03:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sandık Siyasete “Haddini Bil” Dedi</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sandik-siyasete-haddini-bil-dedi-79005</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sandik-siyasete-haddini-bil-dedi-79005</guid>
                <description><![CDATA[Sandık Siyasete “Haddini Bil” Dedi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>MTSO seçimi bitti.</p>

<p>33 komitenin<br />
<strong>19’unu Oğuzhan Ata Sadıkoğlu,<br />
13’ünü Mahmut Poyraz aldı.</strong><br />
1 komite de bağımsız çıktı.</p>

<p>Rakam bu.</p>

<p>Ama çıkan sonuç, rakamdan fazla şey söylüyor.</p>

<p>Çünkü Sadıkoğlu’nun <strong>karşısında</strong> yalnız Mahmut Poyraz<strong> yoktu.</strong></p>

<p>Poyraz’ın yanında duran siyasetçiler de vardı.<br />
Farklı çevreler devredeydi.<br />
Hesap yapanlar da eksik değildi.</p>

<p>Hatta bazılarının derdi Poyraz’ın kazanması bile değildi.</p>

<p><strong>Sadıkoğlu gitsin de…</strong></p>

<p>Kim gelirse gelsin.</p>

<p>Sandık açıldı.</p>

<p><strong>Gitmedi.</strong></p>

<p>Siyasette tuhaf bir zenginlik vehmi vardır.</p>

<p>Adamın cebinde beş kuruş yoktur.</p>

<p>Zenginle gezer.<br />
Sofrasına oturur.<br />
Çevresinde dolaşır.</p>

<p>Bir müddet sonra…</p>

<p><strong>Serveti kendisinin zanneder.</strong></p>

<p>Bazı milletvekillerinin hesabı da böyle.</p>

<p>AK Parti’ye teveccüh vardır.</p>

<p>Recep Tayyip Erdoğan’a muhabbet vardır.</p>

<p>Rozete itibar vardır.</p>

<p>Bizimki aynaya bakar:</p>

<p><strong>“Millet beni seviyor.”</strong></p>

<p>Yavaş.</p>

<p><strong>O oy senin değil.</strong></p>

<p><strong>O sevgi sana ait değil.</strong></p>

<p>Partinin oyunu şahsi servetin,<br />
Erdoğan’ın itibarını kendi sermayen sanıyorsan…</p>

<p><strong>Rozetin geçmediği ilk seçimde hesabın şaşar.</strong></p>

<p>Vatandaş, milletvekilinin işaret ettiği isme mühür basmak zorunda değildir.</p>

<p><strong>Ödünç servetle zengin olunmaz.</strong></p>

<p><strong>Ödünç oyla siyasi sıklet kazanılmaz.</strong></p>

<p>Parti rozeti sipariş getirmez.</p>

<p>İhracat yapmaz.</p>

<p>Tezgâh döndürmez.</p>

<p>Siyaset oda kapısından fazla içeri girerse…</p>

<p>Tüccar pusulayı çıkarır.</p>

<p>Cevabını verir.</p>

<p><strong>19 Sadıkoğlu.</strong></p>

<p><strong>13 Poyraz.</strong></p>

<p><strong>1 bağımsız.</strong></p>

<p>Ama asıl mesaj siyasetçiyeydi:</p>

<p><strong>Milletin partine verdiği oy, senin şahsi tapun değildir.</strong></p>

<p>MTSO seçimi bunu iki kelimeyle anlattı:</p>

<p><strong>Haddini bil.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-05%20at%2011_03_51%20(1).jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">OĞUZHAN BAŞKAN, ODAYI KAYBETMEDEN ÇIK</span></strong></p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu üçüncü kez kazandı.</p>

<p>2022’de <strong>23 komite</strong> almıştı.</p>

<p>Bu seçimde <strong>19.</strong></p>

<p>Mahmut Poyraz <strong>13 komiteye </strong>ulaştı.</p>

<p>Bir komite bağımsız çıktı.</p>

<p>Bir diğerinde sonuç <strong>55–55</strong> oldu.</p>

<p>Rakamlar açık:</p>

<p><strong>Üçüncü dönem, dördüncü seçimin hazırlığı olmamalı.</strong></p>

<p>İlk dönem tanınırsın.</p>

<p>İkincide yerini <strong>muhkemleştirirsin.</strong></p>

<p>Üçüncüde artık aynı koltuğa değil, sonrasına bakarsın.</p>

<p>Üç kez kazanmış bir başkan hâlâ:</p>

<p>“Bir daha nasıl kazanırım?”</p>

<p>hesabına sıkışmamalı.</p>

<p>MTSO, Sadıkoğlu için bundan sonra daha büyük bir birikime dönüşmeli.</p>

<p>Malatya yeniden kuruluyor.</p>

<p>Sanayici yeni alan peşinde.</p>

<p>İhracatçı pazarını büyütmeye çalışıyor.</p>

<p>Tüccarın nefesi dar.</p>

<p>Oda başkanı bütün bu tablonun ortasında.</p>

<p>Toplantı da yapılır.</p>

<p>Faaliyet raporu da basılır.</p>

<p>Ama geriye bunlar kalmaz.</p>

<p><strong>İcraat kalır.</strong></p>

<p>Malatya’ya ne kaldı?</p>

<p>Yeni yatırım gördük mü?</p>

<p>İhracatta mesafe alındı mı?</p>

<p>İstihdama ne eklendi?</p>

<p>Üçüncü dönemin hikâyesi burada yazılır.</p>

<p>İnşaatın önemli kısmı karşı tarafta.</p>

<p>Kayısının mühim grupları da öyle.</p>

<p>Biri depremden çıkan Malatya’nın yeniden kuruluşunda <strong>yük taşıyor.</strong></p>

<p>Öteki bu şehrin <strong>alamet-i farikası.</strong></p>

<p><strong>19 komite mazbatayı getirir.</strong></p>

<p>Ama inşaatla kayısıdaki tablo, önündeki dönemin istikametini de gösterir.</p>

<p>Bundan sonra hesabı kaç dönem oturacağı değil, <strong>o koltukta ne bırakacağı olmalı.</strong></p>

<p>Sadıkoğlu önündeki dönemi öyle doldurmalı ki…</p>

<p>bir sonraki seçim geldiğinde hesabı yine MTSO olmasın.</p>

<p>MTSO, <strong>sonrasının referansı olsun.</strong></p>

<p>Oğuzhan Başkan…</p>

<p>Üç kere kazandın.</p>

<p>Dördüncünün hesabını yapma.</p>

<p><strong>Odanın sonrasını hesapla.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">250 KİLOMETRE… 250 SENE</span></strong></p>

<p>İki büyükşehir.</p>

<p>İki belediye başkanı.</p>

<p>Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin…</p>

<p>New York’ta.</p>

<p>Birleşmiş Milletler programında.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bulunduğu heyette.</p>

<p>Gaziantep adına temaslarda.</p>

<p>Üstelik Fatma Şahin…</p>

<p><strong>Malatya’nın gelini.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-05%20at%2013_22_33.jpeg" /></strong></p>

<p>Sonra Malatya’ya dönüyorsun.</p>

<p><strong>Sami Er</strong>, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Ankara’da görüşüyor.</p>

<p>Elde dosya.</p>

<p>Gündemde raylı sistem.</p>

<p>Ardından açıklama:</p>

<p><strong>“Projelerimizi arz ettik.”</strong></p>

<p>Bir tarafta New York.</p>

<p>Birleşmiş Milletler.</p>

<p>Uluslararası görüşmeler.</p>

<p>Öbür tarafta…</p>

<p><strong>Ankara’da ayaküstünde verilen bir dosya.</strong></p>

<p>Gaziantep, kendi meselesini dünyanın masasına taşıyor.</p>

<p>Malatya ise dosyasını Ankara’nın masasına koymaya çalışıyor.</p>

<p>Haritayı açıyorsun…</p>

<p>Malatya ile Gaziantep arası yaklaşık <strong>250 kilometre.</strong></p>

<p>Fotoğrafları yan yana koyuyorsun…</p>

<p><strong>250 sene.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-05%20at%2011_03_51%20(2).jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">VALİNİN PROGRAMI VAR… VEKİLİN DE VALİSİ VAR!</span></strong></p>

<p>Son zamanlarda Malatya’da ilginç bir takvim var.</p>

<p><strong>Vali Seddar Yavuz</strong> Akçadağ’da.</p>

<p><strong>İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak </strong>da orada.</p>

<p><strong>Doğanyol’da</strong> yine beraberler.</p>

<p><strong>Hekimhan’da</strong> tablo değişmiyor.</p>

<p>Valinin ilçeye gitmesi kadar tabii bir şey yok.</p>

<p>Vali bu.</p>

<p>Kaymakamıyla görüşür.</p>

<p>Yatırımı inceler.</p>

<p>Devletin işini takip eder.</p>

<p>Milletvekili de elbette aynı programa katılır.</p>

<p>Ama görüntü mütemadiyen aynı olunca…</p>

<p>orada biraz durmak gerekiyor.</p>

<p>Çünkü milletvekili valinin maiyetinde değildir.</p>

<p>Seçilmiştir.</p>

<p>Gündemini kurar.</p>

<p>Siyasi hattını çizer.</p>

<p>Valinin programı belli.</p>

<p>Milletvekilinin programını da oradan öğreniyoruz.</p>

<p>İnanç Hanım’ın ihtiyacı yeni bir kare değil.</p>

<p><strong>Kendine mahsus bir siyasi hat.</strong></p>

<p>Çünkü milletvekilliği, valinin gittiği yere gitmekle sınırlı kalmaz.</p>

<p>Vali ilçedeki meseleyi görür.</p>

<p>Milletvekili o meseleyi <strong>Ankara’ya taşır.</strong></p>

<p>Yoksa Malatyalı vekilini ararken sosyal medyaya bakmaz.</p>

<p>Valiliğin programına bakar:</p>

<p>“Vali Bey bugün nerede?”</p>

<p>Oradaysa…</p>

<p>İnanç Hanım da oradadır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-10-05%20at%2011_03_51.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SUYUN TARİFESİ VAR… HESABIN SAHİBİ YOK</span></strong></p>

<p>Malatya’da su faturaları konuşuluyor.</p>

<p>Bazı bölgelerde tarife değişmiş.</p>

<p>Araya yeni artışlar girmiş.</p>

<p>Anlatılanlara göre kimi faturalar bir yılda dört kata yaklaşmış.</p>

<p>Tarifesi değişmeyen yerde bile iki kata varan artıştan söz ediliyor.</p>

<p>Ticarethanelerde yük daha ağır.</p>

<p>Peki bu rakamı kim çıkardı?</p>

<p>MASKİ tarifeyi hazırladı.</p>

<p>Konu Plan ve Bütçe Komisyonu’na gitti.</p>

<p>Genel Kurul kabul etti.</p>

<p>Buraya kadar açık.</p>

<p>İnsanlar vekile gidiyor.</p>

<p>Parti yöneticisine ulaşıyor.</p>

<p>Sorduğu şey aynı:</p>

<p><strong>“Bu fatura niye böyle?”</strong></p>

<p>MASKİ başka bir rakam gösteriyor:</p>

<p>Malatya, 30 büyükşehir içinde su tarifesi en düşük üçüncü şehir.</p>

<p>İtiraz kısa:</p>

<p><strong>“Benim ödediğim niye arttı?”</strong></p>

<p>Biri cebinden çıkan parayı anlatıyor.</p>

<p>Öteki şehirler arası mukayese yapıyor.</p>

<p>İstanbul’un tarifesi, Malatyalının önündeki faturayı izah etmiyor.</p>

<p>Kararı alan merci belli.</p>

<p>Tarifeyi hazırlayan kurum ortada.</p>

<p>Eksik kalan, artışın izahı.</p>

<p>Cetvel hazır.</p>

<p>Usul tamam.</p>

<p><strong>Muhatap eksik.</strong></p>

<p>Malatya’da suyun tarifesi var.</p>

<p>Kararın da sahibi var.</p>

<p>Bir tek…</p>

<p>vatandaşa bunu anlatan yok.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: GÖSTERİ BİTTİ, ÇİLE BAŞLADI!</span></strong></p>

<p>Türk Yıldızları geldi.</p>

<p>Malatyalı akın etti.</p>

<p>Gösteri güzeldi.</p>

<p>Dağılış çileye döndü.</p>

<p>Binlerce kişi aynı noktada toplandı.</p>

<p>Dönüş trafiğe kaldı.</p>

<p>Demedi deme Malatya;</p>

<p><strong>uçuş planı vardı…<br />
dönüş planı yoktu.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: ALTYAPI YAĞMURU SEVMİYOR</span></strong></p>

<p>35 milyarlık altyapı anlatılıyor.</p>

<p>Yağmur suyu drenajından söz ediliyor.</p>

<p>Geleceğin Malatya’sı çiziliyor.</p>

<p>Sonra yağmur yağıyor.</p>

<p>Cadde göl.</p>

<p>Dükkân su içinde.</p>

<p>Demek ki altyapımız tamam.</p>

<p><strong>Bir tek yağmurla tanışmamış.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DÜĞÜN DAVETİYESİ</span></strong></p>

<p>Adam:</p>

<p>“Oğlanı evlendireceğiz.”</p>

<p>demiş.</p>

<p>Sormuşlar:</p>

<p>“Kız belli mi?”</p>

<p>“Yok.”</p>

<p>“Ev?”</p>

<p>“Yok.”</p>

<p>“İş?”</p>

<p>“Yok.”</p>

<p>“Peki ne belli?”</p>

<p>Adam gülmüş:</p>

<p><strong>“Düğün tarihi.”</strong></p>

<p>Malatya’nın raylı sistemi de böyle.</p>

<p>Fizibilite tamam.</p>

<p>Ray ortada yok.</p>

<p>Ama cümle hazır:</p>

<p><strong>“Malatya’nın ortasından geçecek.”</strong></p>

<p>Düğün daha kurulmamış.</p>

<p><strong>Davetiye hazır.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta yol kapanmış, proje sıralanmış, mahallelere söz verilmiş. Bir yerde konteyner bariyer olmuş, bir yerde viyadüğün alternatifi hazırlanmış. Şehirde plan çok, başlık çok, vaat çok… Fiskos ise hep aynı yere çıkıyor: “Peki ne zaman?”</p>

<p><strong>-LEVHA YOK, KONTEYNER VAR!</strong></p>

<p>Şehir merkezinde bazı yolların doğru dürüst yönlendirme yapılmadan çöp konteynerleriyle kapatılması epey dillendirilmiş. Kanalboyu’ndan Atmalı Sokak’a kadar benzer manzaralar konuşuluyor. Trafik birimleri var, çalışma var, yol kapalı… Vatandaş ise kendi güzergâhını kendi buluyor. Fiskos kısa: “Şehirde artık tabelaya değil, konteynere bakıp yön değiştiriyoruz!”</p>

<p><strong>-PROJE ÇOK, TAKVİM NEREDE?</strong></p>

<p>Beylerbaşı, Şehit Fevzi, Taştepe, ikinci viyadük, kuşak yolları, alternatif su hattı… Aynı toplantıda birçok büyük iş sıralanmış. Güzel de, Malatyalının kulağı artık proje isminden çok tarihe gidiyor. Çünkü şehir yıllardır “yapılacak” cümlesini ezberledi. Fiskos şu: “Listeyi aldık Başkanım, bir de yanına takvim iliştirsek?”</p>

<p><strong>-MÜJDE GELDİ, SABIR DA YANINDA VERİLDİ!</strong></p>

<p>Beylerbaşı için dönüşüm sözü verilmiş. Fakat belediye eliyle yürütülecek işlerin TOKİ kadar hızlı olmayabileceği de peşinen söylenmiş. Mahalle sevinsin mı, beklemeye mi hazırlansın, karar verememiş. Fiskos biraz mahcup: “Anahtarın sözü geldi, bekleme süresi de yanında promosyon!”</p>

<p><strong>-VİYADÜK GELMEDEN ALTERNATİFİ HAZIR!</strong></p>

<p>İkinci viyadük için ihale hazırlığı sürerken, gecikme ihtimaline karşı alternatif güzergâh da konuşuluyor. Malatya trafiği öyle bir hâle gelmiş ki, proje başlamadan B planı hazırlanıyor. Bu da aslında işin ne kadar acil olduğunu gösteriyor. Fiskos kısa: “Viyadük daha yok, bahanesi ve alternatifi hazır!”</p>

<p><strong>-ÇEVRE YOLUNUN ALTI DA ÜSTÜ DE TAKVİME BAKIYOR!</strong></p>

<p>“Çevre yolunun altı-üstü ayrımını kaldıracağız” sözü yeniden dolaşıma girmiş. Beylerbaşı, Taştepe ve Şehit Fevzi’nin kalan bölümleri için dönüşüm hedefleri anlatılıyor. O bölgelerde yaşayanların beklentisi ise cümleden ziyade sahada hareket görmek. Fiskos şu: “Çizgiyi kaldıracağız deniyor; mahalleler önce takvimdeki çizgiyi bekliyor!”</p>

<p><strong>-ÇALIŞMA GÜNDÜZ, EZİYET VATANDAŞA!</strong></p>

<p>Beton dökümü, yol çalışması, şerit daraltması… Bunların önemli kısmı gün ortasında yapılınca trafik de haliyle düğümleniyor. Gece yapılabilecek işlerin niçin en yoğun saatlere kaldığı konuşuluyor. Şehirde çalışma var, ona itiraz yok; usul biraz yoruyor. Fiskos net: “Mesai ekipte, çile trafikte!”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bu hafta herkes bir şey anlattı: yol, proje, dönüşüm, viyadük… Vatandaşın cümlesi ise hepsinden kısa kaldı: “Tamam da, ne zaman?”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Oct 2026 12:50:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vatan</title>
                <category>Sevim Levent</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/vatan-79004</link>
                <author>sevimlevent@malatyatime.com (Sevim Levent)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/vatan-79004</guid>
                <description><![CDATA[Vatan]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nedir ki bu aşk uğrunda ölelim?<br />
Vatan mı, bayrak mı?..<br />
Bağrında yatanlar varken<br />
Söyle, biz nereye gidelim?</p>

<p>Her karışı bir yiğidin emanetidir bu toprağın,<br />
Her taşında yarım kalmış bir ömrün izi var.<br />
Rüzgâr eser de dalgalanır sanırsın bayrak;<br />
Oysa her kıvrımında bir şehidin son nefesi var.</p>

<p>Bir avuç toprak değildir avuçlarımıza düşen,<br />
Her tanesi bir ananın gözyaşıyla yoğrulmuş.<br />
Bastığın yer sessiz görünür belki;<br />
Altında nice yiğidin duası uyumuş.</p>

<p>Geceleri yıldız sanırsın gökyüzünü süsleyen,<br />
Belki de toprağa düşüp göğe yükselen umutlardır.<br />
Bir ezan sesi yankılanınca ufuklarda,<br />
Şehitlerin "emanettir" diye bıraktığı yâdigârdır.</p>

<p>Sorarsan neden bu kadar severiz bu toprağı;<br />
Çünkü biz toprağı değil, emanetini severiz.<br />
Ay yıldız gökte özgürce dalgalansın diye<br />
Toprağa gül gibi düşenleri severiz.</p>

<p>Nedir ki bu aşk uğrunda ölelim?<br />
Adı vatansa, adı bayraksa...<br />
Bağrında şehitler uyuyan bu cenneti bırakıp,<br />
Söyle, biz nereye gidelim?</p>

<p>~ Sevim Levent~</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 15:38:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/10/sevim-levent-1791117449.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sayın Cumhurbaşkanım, Tabanın Sesini Duyun!</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sayin-cumhurbaskanim-tabanin-sesini-duyun-79003</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sayin-cumhurbaskanim-tabanin-sesini-duyun-79003</guid>
                <description><![CDATA[Sayın Cumhurbaşkanım, Tabanın Sesini Duyun!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Cumhurbaşkanım,</p>

<p>Yıllardır AK Parti'ye gönül vermiş, sizin liderliğinizde bu hareketin nice badirelerden geçerek bugünlere gelmesine şahit olmuş insanların adına yazıyorum.</p>

<p>Fon krizini herkes konuşuyor.<br />
Ben bu krizinin ardından ortaya çıkan siyasi tabloyu konuşacağım.</p>

<p>Fatma Betül Sayan Kaya'nın istifasını ve ardından Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına getirilen Prof. Dr. Hülya Terzioğlu'nu...</p>

<p>Kaya'nın istifası siyasi açıdan önemli bir davranıştır. Hakkındaki iddiaların doğruluğuna elbette hukuk karar verecektir. Fakat siyasi sorumluluk alarak görevinden ayrılması, üzerinde ayrıca durulması gereken bir tavırdır.</p>

<p>Peki, yerine neden Hülya Terzioğlu?</p>

<p>İlahiyatçı, kelam akademisyeni, kadın ve toplumsal cinsiyet konularında çalışmaları bulunan, geçmişinde KADEM Sakarya kurucu temsilciliği olan feminist, felsefeci, aklı naklin önüne alan bir isim.</p>

<p>Elbette akademik birikimi ve şahsı tartışma konusu değildir. Fakat artık mesele şahsi değildir. Çünkü kendisi AK Parti'nin Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıdır.</p>

<p>Dolayısıyla temsil ettiği sosyal politika anlayışı, milyonlarca AK Parti seçmenini ilgilendirir.</p>

<p>Sayın Cumhurbaşkanım,</p>

<p>Ankara'da belki çok fazla duyulmuyor ama tabanda ciddi bir rahatsızlık var.<br />
Sosyal medya bunun açık göstergesi.</p>

<p>İnsanlar soruyor:<br />
“AK Parti nereye gidiyor?”<br />
“Bizim değerlerimiz ne olacak?”<br />
“Aile politikamız hangi istikamete evriliyor?”<br />
“Kadın haklarını savunmakla aile yapısını zayıflatabilecek anlayışlar arasındaki sınır nerede?”</p>

<p>AK Parti'nin gücü sadece teşkilatlarından, milletvekillerinden veya Ankara'daki kadrolarından gelmedi.</p>

<p>Bu hareketin asıl gücü, Anadolu'daki muhafazakâr, dindar, vatansever milyonların gönül bağından geldi.</p>

<p>Sayın Cumhurbaşkanım,</p>

<p>Fatma Betül Sayan Kaya'nın istifası gerçekten sadece fon krizinin siyasi sonucu muydu, yoksa bu kriz aynı zamanda AK Parti'nin sosyal politikalar kadrosunda bir değişiklik yapmak için değerlendirilmiş bir fırsat mıydı?</p>

<p>Çünkü bir kadro değişikliğinin arkasındaki tercih, bazen o partinin istikametini de gösterir.</p>

<p>Son yıllarda kadın hakları, kadın istihdamı, kadına pozitif ayrımcılık, kadın beyanı diye diye ne aile, ne erkeklik ne de babalık kurumu bıraktık!</p>

<p>Bütün bunlar için kadim tarihimiz ve inanç değerimiz yeterli değil miydi ki, son 15 yıl içinde aileyi yerle yeksan eyledik?</p>

<p>Bizdeki kadın ile Avrupa'daki kadın mefhumu tamamen ayrıdır. Bizde kadın annedir, eştir, kardeştir, evlattır. Avrupa'da bu değerlerin hiç birisinin kıymetiharbiyesi yoktur. O nedenle medeni sandığımız vahşi batı, olmayan kadın haklarını, yasalarla getirmeye ve koruma altına almaya çalışıyor.</p>

<p>Bizim bütün hayatımız, yasalarımız, her şeyimiz "ANA" üzerine kurulmamış mı?<br />
Ana, her şey değil mi?<br />
Ana, her şeyin başı değil mi?<br />
Cennet anaların ayağının altında değil mi?<br />
Analar emanet değil mi?<br />
Peygamberin ümmetine en son vasiyeti kadınlar değil mi?</p>

<p>Nedir son yirmi yılda bu ülkenin başına getirilenler?<br />
Nedir bu dağılan yuvalar?<br />
Nedir bu evlenmeyen gençler?<br />
Nedir bu doğumdaki tarihi düşüş?</p>

<p>Nesil kayboluyor...<br />
Aile yılı diyoruz, yılın sonunda ellerinden hakları ve velayeti alınan babalar, dağılan aileler...<br />
Kadın hakları diyoruz, babaları tapulu evlerinden dışarı atıyoruz...<br />
Kadının beyanı diyoruz, nicelerini haksız yere cezaevlerine koyuyoruz...<br />
Nafaka diyoruz, sevgilisine kocasını sponsor ediyoruz...<br />
Allah çocukların velayetini babaya vermiş, biz zorla kadına veriyoruz...</p>

<p>Biliyoruz ki kadın ıslah olursa toplum ıslah olur. Kadın ifsad olursa toplum ifsad olur, helak olur. Yine de kadını ifsad eden yasalarını çıkarmaktan geri durmuyoruz.</p>

<p>Kadın hürriyeti adı altında kadınları sokaklara döktük. Şimdi toplayamıyoruz!<br />
Baba, gece yarısı eve gelen kızına “Neredesin?” diye soramıyor!<br />
Bekâret mefhumu eskide kaldı!<br />
Sevgilisi olmayan genç kalmadı!<br />
Metresi olmayan insan yok!<br />
Saymakla bitmeyen haram serüveni...</p>

<p>Medeniyetimizde kadın hakkı ile aile kurumu birbirinin düşmanı değildir. Biz düşman ettik...</p>

<p>Yanlış olan bir davranışı sırf kadın yaptı diye doğru kabul etmek, aileyi korumak değildir...<br />
Aileyi çağın ideolojik tartışmalarına teslim etmek doğru değildir...</p>

<p>Genel Başkan Yardımcılığına getirilen kadının iki tane sohbetinden kısa kesitler izledim. Eğer Hristiyan bir kadın, ya da CHP'li bir kadın olarak bu açıklamaları yapsaydı kıyameti koparırdık.<br />
Ama her ne hikmetse, yanlış açıklamalarını, dini tahrifini, Kur’an’ı yanlış anlatmasını ödüllendirmişiz!.</p>

<p>Yok mu bu ülkede İslam’a göre inanan, Kur’an’a göre yaşayan bir akademisyen kadın?<br />
İlla feminist mi olmalı?<br />
İlla KADEM’in içinden mi olmalı?<br />
İlla Allah ve Resulü’ne savaş açan mı olmalı?<br />
Peki böylesini seçtiniz, bari buna uygun kılık kıyafeti olsun!<br />
Neden başörtülü biri tercih ediliyor?<br />
Neden ilahiyatçı deniliyor?<br />
Kelam ilmi ve felsefe ilahiyat mı?<br />
Neden bu feministlerin ön kimlikleri ilahiyatçı oluyor?</p>

<p>Bu millet, bir asırdır kursağında bırakılan imanını, ahlakını, iffet ve namusunu korumak için 25 yıldır bizi tercih ediyor. Ama biz hiç birisinin yapamadığını kademe KADEM’e yaptırdık!!!..</p>

<p>Feminist, bu ülkenin değerleriyle ortak bir yanı olmayan, tarihi mirasımızla, medeniyetimizle taban tabana zıt bir kadın derneği bu kadar mı önemli!..<br />
Atanan üst düzey yetkililer, Bakanlar, Genel Başkan Yardımcıları İlla da bu dernekten mi olmalı?!.</p>

<p>Kuruluşundan bugüne kadar saçını süpürge eden, evin yolunu unutan, ayaklarına karalar düşsede dava diyerek kapı kapı dolaşan, yüz binlerce kadın içinde varsa yoksa bu feminist dernek mi?</p>

<p>Kim bunlar, Allah aşkına?<br />
Bu partiye, bu harekete ne faydaları var?<br />
Koruma altına alınan, özel yer tahsis edilen, kendilerine milyonlar aktarılan bu kuruluş bu millete mi hizmet ediyor?</p>

<p>Sayın Cumhurbaşkanım,</p>

<p>Siz siyasette akademisyenlere olumlu bakmıyordunuz. Onlar için siyaset bir sıfır geriden başlıyordu. Şimdi ne değişti de felsefeci, KADEM’li kadınlar söz sahibi oluyorlar!?.</p>

<p>Kadın atamalarla kadının onuru korunmuyor, aile korunmuyor, iffet namus korunmuyor, kadının değeri korunmuyor, iman ahlak korunmuyor, devlet korunmuyor, nesil korunmuyor...</p>

<p>Sayın Cumhurbaşkanım,</p>

<p>Siz Anadolu'nun sesini Ankara'ya taşıyarak siyasete girdiniz.<br />
Bugün Ankara'nın Anadolu'nun sesini yeniden duymaya ihtiyacı var.<br />
Tabandan AK Parti'ye tepkiler büyüyor. Gün gelir bu önü alınamaz büyük bir çığa dönebilir.</p>

<p>Lütfen önceki iki seçimin bize söylediklerine bakın!<br />
Abdestinizi tazeleyin dedi millet.<br />
Bu gidişle boy abdesti alın diyecektir...</p>

<p>Bugün halkın sesini, tepkisini “sosyal medya gürültüsü” olarak görürseniz, yarın sandıklar açıldığında sonucu değiştiremezsiniz...</p>

<p>O ses şunu söylüyor:<br />
“Biz AK Parti'nin değişmesini değil, değerlerinden kopmasını istemiyoruz.”</p>

<p>Benim de ulaştırmak istediğim asıl mesaj budur.</p>

<p>Çünkü mesele bir genel başkan yardımcısının kim olduğu değildir.<br />
Mesele, AK Parti'nin istikametidir, temsil ettiği düşünülen anlayışın AK Parti'nin geleneksel muhafazakâr tabanıyla nerede buluştuğudur.</p>

<p>Hülya Terzioğlu'nun şahsına karşı bir düşmanlığımız yoktur. Onun gibi nicelerini gördük. Gidip dönmeyeni var, sırasını bekleyeni var!..</p>

<p>Allah bu davanın, bu dinin, bu ülkenin ve bu milletin sahibidir. Bir şey dilemişse, her şeye rağmen olacaktır.</p>

<p>Sayın Cumhurbaşkanım,</p>

<p>Bugün sizden beklenen, tabanın sesini duymanızdır.<br />
Bu hareketi bugünlere getirenler yalnızca Ankara'daki yöneticiler değildir.<br />
Mahallesinde sizin için çalışan kadınlardır.<br />
Çocuğunuza, ailenize dua eden annelerdir.<br />
Sandık başında görev yapan gençlerdir.<br />
Davasına inanarak yıllarca teşkilatlarda emek veren insanlardır.</p>

<p>Ve onların ortak bir beklentisi vardır:</p>

<p>AK Parti değişebilir, yenilenebilir, kadrolar değişebilir; ama değerleri kaybolmasın.</p>

<p>Sayın Cumhurbaşkanım,</p>

<p>Bu açık mektubu bir muhalif olarak değil, tabanın içinden gelen bir ses olarak okuyun.</p>

<p>Çünkü bazen en yakın dostun söylediği rahatsız edici söz, en uzak kişinin alkışından daha değerlidir.</p>

<p>Mesele AK Parti’nin istikametidir. Anadolu konuşuyor, ben de o sesin duyulması için yazıyorum. Derdimiz ne Hülya Terzioğlu ne de bir başkası.</p>

<p>Hayal ettiğimiz hedeflerimiz var. Ramak kaldı derken, kursağımızda kalmasın. Dünya gözüyle bir kere görelim...</p>

<p><strong>Fî Emânillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 13:38:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her Gün Yaptığımız Ama Vücudumuzu Yoran Alışkanlıklar</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/her-gun-yaptigimiz-ama-vucudumuzu-yoran-aliskanliklar-79002</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/her-gun-yaptigimiz-ama-vucudumuzu-yoran-aliskanliklar-79002</guid>
                <description><![CDATA[Her Gün Yaptığımız Ama Vücudumuzu Yoran Alışkanlıklar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, kahvaltı yapmak yerine kahvemizi içiyor, gün boyunca yeterince hareket etmiyor, akşam yemeğimizi televizyon karşısında yiyor ve gece yatağa girerken telefonu elimizden bırakmıyoruz. Bunların hiçbiri tek başına büyük bir hata gibi görünmüyor. Hatta çoğunu artık günlük hayatın normal bir parçası olarak kabul ediyoruz. Fakat her gün tekrarlanan küçük alışkanlıklar, zaman içinde kendimizi nasıl hissettiğimiz ve yaşam düzenimiz üzerinde düşündüğümüzden daha fazla etkili olabiliyor.</p>

<p><strong>Güne telefonla başlayıp telefonla uyumak</strong></p>

<p>Sabah daha yataktan kalkmadan bildirimlere, mesajlara ve sosyal medyaya bakıyoruz. Böylece güne kendi ihtiyaçlarımızı fark ederek değil, telefonun sunduğu uyaranlarla başlıyoruz. Akşam olduğunda da telefonu yatağa taşıyoruz. “Biraz bakıp uyuyacağım” derken birkaç video, birkaç mesaj derken uyku saatimiz erteleniyor. Telefonu tamamen hayatımızdan çıkarmak elbette mümkün değil. Ancak sabah ilk dakikaları telefonsuz geçirmek ve gece telefonu yatağın dışında bırakmak, günün başlangıcını ve sonunu daha sakin hale getirebilir.</p>

<p><strong>Kahvaltı yerine kahveyle güne başlamak</strong></p>

<p>Sabahları çoğumuzun ilk tercihi kahve oluyor. Kahve içmek başlı başına kötü bir alışkanlık değil. Ancak kahvaltının yerine geçmesi ve ilk öğünün sürekli ertelenmesi farklı bir konu.“Sabah canım bir şey istemiyor, kahvemi içeyim yeter” diyerek güne başlayıp öğlene kadar hiçbir şey yememek, ilerleyen saatlerde yoğun açlıkla karşılaşmamıza ve günün geri kalanında yeme düzenimizin bozulmasına zemin hazırlayabilir.</p>

<p><strong>Gün boyu tek öğünle idare etmek</strong></p>

<p>Yoğunluk nedeniyle “Bugün doğru düzgün yemek yiyemedim, akşam yerim” dediğimiz günler oluyor. Bazen bu durum alışkanlığa dönüşüyor ve bütün günü tek öğünle geçirmeye başlıyoruz. Gün içerisinde yeterli enerji ve besin ögelerini karşılayabilmek önemli. Bütün gün aç kalıp akşam tek seferde çok büyük bir öğüne yönelmek, açlık ve tokluk kontrolünü de zorlaştırabilir.</p>

<p><strong>Yemeği birkaç dakikada bitirmek</strong></p>

<p>Yoğun bir günün ortasında yemeğimizi hızlıca yiyip masadan kalkmak oldukça sıradan. Ancak yemek için ayırdığımız zamanı sürekli kısaltmak, hem yemeğin farkında olmamızı hem de tokluk sinyallerini takip etmemizi zorlaştırabilir.Bazen yapılabilecek en basit değişiklik, yemeği biraz yavaşlatmak ve o sırada gerçekten yediğimiz yemeğe odaklanmak olabilir.</p>

<p><strong>Ekran karşısında yemek yemek</strong></p>

<p>“Bir şey izlerken yemek daha keyifli” diyebiliriz. Fakat ekran dikkatimizi yemeğin kendisinden uzaklaştırabiliyor. Ne kadar yediğimizi, ne kadar doyduğumuzu ve gerçekten yemeye devam etmek isteyip istemediğimizi fark etmek zorlaşabiliyor.En azından bazı öğünleri ekransız geçirmek, yeme alışkanlığımızı yeniden fark etmemizi sağlayabilir.</p>

<p><strong>Gün içinde yeterince hareket etmemek</strong></p>

<p><strong>G</strong>ünün büyük bölümünü masa başında geçirmek, kısa mesafelerde bile araç kullanmak, asansörü tercih etmek ve eve geldiğimizde uzun süre oturmak günlük hareketimizi oldukça azaltabiliyor.Her gün mutlaka uzun ve yorucu egzersizler yapmak gerekmiyor. Gün içinde kısa yürüyüşler yapmak, mümkün olduğunca merdiven kullanmak, telefon görüşmelerini yürüyerek yapmak veya uzun süre aynı pozisyonda kalmamak bile hareketimizi artırabilir.</p>

<p><strong>Sağlıklı besinleri sınırsız tüketmek</strong></p>

<p>“Bu sağlıklı” diyerek porsiyonu tamamen unutabiliyoruz. Kuruyemiş, kuru meyve, granola, tahin, fıstık ezmesi gibi besinler elbette beslenmede yer alabilir. Ancak sağlıklı olmaları, sınırsız tüketilebilecekleri anlamına gelmiyor.</p>

<p><strong>Uykuyu sürekli ertelemek</strong></p>

<p>Gün içinde kendimize ayırmadığımız zamanı geceden çıkarmaya çalışıyoruz. “Bir bölüm daha izleyeyim”Biraz sosyal medyaya bakayım” derken uyku saatimiz her gün biraz daha ileri gidiyor. düzenli ve yeterli uyku, yalnızca ertesi gün dinç hissetmekle ilgili değil iştah, enerji, odaklanma ve günlük yaşam düzenimizin de önemli bir parçasıdır.</p>

<p>Sağlıklı yaşam büyük değişikliklerle değil, her gün tekrarladığımız küçük seçimlerle başlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 10:23:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Müzehhibe’nin doğuşu: Elvan Sanat</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-muzehhibenin-dogusu-elvan-sanat-79001</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-muzehhibenin-dogusu-elvan-sanat-79001</guid>
                <description><![CDATA[Bir Müzehhibe’nin doğuşu: Elvan Sanat]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat… Malatya’yı haritadan silen son yüzyılın en büyük felaketi olarak tarihe geçen bir takvim yaprağı oldu. 6 Şubat’ın hayatımızda açtığı yaraların tamamen kapanmasını beklemek beyhude bir çaba olur. Çünkü maddi yaralar geçer ama ruhsal yaralar geçmez.&nbsp;<br />
Peki, hiç mi çaresi yok?<br />
Var.&nbsp;<br />
Türk-İslam medeniyetinin dünyaya kazandırdığı, derin bir sabır, zevk ve zarafet barındıran muhteşem sanatı: Tezhip&nbsp;<br />
Bugünkü sanat kahramanımızın adı: Elvan Şahin…&nbsp;<br />
6 Şubat enkazının külleri arasından doğan, hayata yeniden sarılan ve Tezhip sanatıyla yeniden nefes alan bir sanatçı… Üç büyük ana deprem ve 10 binlerce artçıların yaraladığı ruh, tezhiple yeniden neşv’ü nema buluyor.&nbsp;<br />
Türk-İslam sanatının altın çocuğu Tezhip, nasıl oldu da yaralı bir ruha merhem oldu? Herkes yıkılan evlerinin ve işyerlerinin yeniden inşa edilmesi için telaşa kapılırken, Barguzu’da (Bostanbaşı’nda) yaralı bir ruh “yerinde dönüşüm” ün değil “yerinde sanatın” peşine düşer.&nbsp;<br />
Gönlüne bir cemre gibi düşer Tezhip damlası… Bu muhteşem sanatı öğrenmeye karar verir. Kendisine bu sanatı öğretecek bir Tezhip hocası arar ama nafile.<br />
6 Şubat travması ruhunda o kadar derin bir iz bırakmıştır ki, kendisine bu sanatı öğretecek hocayı aramaktan asla vazgeçmez. Bir gün internette Tezhiple ilgili bilgi taraması yaparken önüne online tezhip eğitimi veren Savran Akademi’nin paylaşımı düşer: İşte kaderinin değiştiği, ilacını bulduğu an bu andır.&nbsp;<br />
Uzaktan da olsa, hocası Nurhan Barutçular ile bu yolculuğa çıktı.&nbsp;<br />
Bu bir çılgınlık! Nasıl yani? Birebir, yüz yüze bile öğrenilmesi çok zor olan bir sanatı uzaktan öğrenmek, bin kilometre öteden eğitim almak?<br />
Kollarını sıvadı, “Bismillah” dedi ve ilk sihirli dokunuşları yaptı. Şimdi cesaret timsali, sabır taşı, gönül dostu, sanat aşığı bir yürek hemhal oluyor boyalarla, kâğıtlarla… Zamanı durdurmuş, sabrı kuşanmış, azimle çabayla, soluk almadan çiziyor, çiziyor, çiziyor…&nbsp;<br />
İleride, çok değil üç yıl sonra Malatya’nın ilk ve tek Tezhip atölyesini açacağını belki kendisi de tahmin etmiyordu. Öğrenme hırsı o kadar büyük ki, saatlerce kafasını kaldırmadan, hocası sanki yakınında, hemen masanın başındaymış gibi Tezhip sanatının zorlu ve ruha sükûnet veren yolunda hiç tökezlemeden, sevinçle ilerliyor.&nbsp;<br />
Aradan geçti üç yıl… Bu süre içinde bir sanatçının doğuşuna şahitlik ediyoruz.&nbsp;<br />
Bir felaket (6 Şubat), nasıl olur da bir sanatla kurtuluşa ve tedaviye vesile olabilir?&nbsp;<br />
Tezhip Sanatçısı Elvan Şahin’in Barguzu’da açtığı Tezhip atölyesini ve duvarları süsleyen, her biri şaheser olan eserlerini görünce, anladım ki; bir insanın yüreği yanmadan, örselenmeden, dayanılması güç acıları yaşamadan, enkazın tozunu yutmadan sanatçı olunmazmış. &nbsp;<br />
Değil midir ki; bir şair aşık olmadan şiir bezeyemez, bir yazar dibe batmadan roman yazamaz, bir bestekâr ayrılık acısı yaşamadan hicran şarkıları besteleyemez, bir ressam kafayı yemeden resim çizemez.&nbsp;<br />
Şiddetli öğrenme arzusu Elvan Şahin’i, ilk bir yılda öğrenci, ikinci yılda kalfa, üçüncü yılda ise usta seviyesine ulaştırdı. Bu pes etmemenin, direnmenin, azmin ve sevdanın hikâyesiydi.&nbsp;<br />
Kahramanımız Elvan Şahin şimdi;&nbsp;<br />
Barguzu’da, Evliya Çelebi’nin öve öve bitiremediği bir bağ köyünde, cennetten bir köşeyi andıran bahçeli bir evde, duvarlarını süsleyen Tezhip eserlerinin arasında, mütevazı bir atölye açmış. Tezhibe ilgisi olan ve bu bezeme sanatını öğrenmek isteyenleri kendi çektiği zorlukları çekmeden sadece tezhip sanatının gönle verdiği sükûnetle besliyor. &nbsp;<br />
Enkaza dönmüş bir şehrin ortasında, evleri yıkılmış yakınları vefat etmiş bir beldede, hem uzaktan hem de üç yıl gibi kısa bir sürede, Tezhip sanatındaki birçok tekniği kullanarak nice eserler veren Elvan hocamızın sanatına olan düşkünlüğüne ve koca şehrin bu başarıya sessiz kalmasına bile aldırmadan yürüyüşüne hayran kaldım.&nbsp;<br />
Hülasa, benim kalemim böyle bir sanatı ve eserleri anlatmaya, kelimeleri kâğıt üzerinde bir Tezhip gibi bezemeye yetmez. Varın temaşa eyleyin, ya da bu harikulade tabloları yerinde görün.&nbsp;<br />
6 Şubat sonrası evlerimiz ve işyerlerimiz yapıldı, içinde oturuyoruz ama yaralı ruhumuz hala acılar içinde kıvranıyor. Elvan Hocamızın eserleriyle belki sizin de ruhunuz bir nebze dinlenmiş olur. &nbsp;Evet, haklısınız, Tezhip karın doyurmuyor, aç kaldınız mı tablo yiyemezsiniz, ama göğsünüzde mideden başka doyurulması gereken bir parçanın daha bulunduğunu, bir kalp taşıdığınızı varsayarak bu naçizane tavsiyede bulundum. &nbsp;<br />
Şunu iyi bilmeliyiz ki; sağlıklı, temiz ve kimlikli bir toplum, ecdadımızın bize emanet ettiği sanat dallarını yeniden yaşatmak ve rağbet görmesini sağlamakla mümkün olabilir. &nbsp;<br />
Ecdadımız Osmanlı sadece savaş meydanlarında kazandığı askeri fetihlerle değil, tek rakibi olan Hristiyan Avrupa’ya sanatıyla da meydan okumuştur. Minyatür, Hat, Ebru, Tezhip, halı ve kilim, çini ve seramik, bilhassa eşsiz mimarisiyle de dünya medeniyet tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan ecdadımızın kültürel mirasını; &nbsp;şimdilerde İslam Kaya, Esra Teşdoğ, Kübra Gül, Elvan Şahin gibi bir avuç sanatçımız yaşatmaya gayret etmektedir. &nbsp;Sanatın ve kültürün rağbet görmediği günümüzde adeta tek başına direnmekte, bir toplumu ayakta tutan en önemli unsur olan sanata gönüllerini ve hayatlarını adamaktadır. Kimseler görmese, değerleri bilinmese, yüzlerine bakan olmasa da sanata burun kıvıran topluma değer katmaya devam ediyorlar. &nbsp;<br />
Allah boyalarına, kalemlerine, kâğıtlarına ve ellerine zeval vermesin.&nbsp;<br />
--------------------<br />
<strong>Adres:&nbsp;<br />
Elvan Sanat<br />
Bostanbaşı Aydoğanlar Sok. NO: 44<br />
Yeşilyurt/ Malatya&nbsp;<br />
@elvan_sanat_</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Oct 2026 10:06:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Patron Çıldırdı: Kütüphaneden Başka Dert Yokmuş Gibi!</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/patron-cildirdi-kutuphaneden-baska-dert-yokmus-gibi-79000</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/patron-cildirdi-kutuphaneden-baska-dert-yokmus-gibi-79000</guid>
                <description><![CDATA[Patron Çıldırdı: Kütüphaneden Başka Dert Yokmuş Gibi!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah bilgisayarımın başına otururken içimde hep aynı umut, dudaklarımda aynı dua var: "Bismillah..." diyorum, "İnşallah bugün memleketimden güzel haberler yazarım, bugün yüzleri güldüren, yüreklere su serpen haberlerle hemşehrilerimin karşısına çıkarım." Ama ne yazık ki çoğu günün sonunda önüme düşen bültenler, şehrin bitmek bilmeyen çilesi ve yanlış öncelikler yüzünden günü yorgun, argın ve umutsuz kapatıyorum. İşte yine öyle günlerden birindeyiz...&nbsp;</p>

<p>&nbsp;Malatya’da, toz toprak içinde esnaflık yapmaya çalışan mahalleli bir kenarda dursun… Büyükşehir Belediye Başkanımız Sami Er’den memleketin en büyük sorununa bir neşter geldi: 13 kütüphane daha açılıyor!</p>

<p>Hani mağaza camlarına "Patron çıldırdı!" diye yazarlar ya, bizim belediyenin durum tam da o hesap. Şehir Kütüphanesi’nin bütçesi daha dün gibi akıllarda… Harcanan o rakamları Malatyalılar günlerce konuştu, sosyal medyada eleştiri oklarının hedefi oldu. Şehir yıkılmış, altyapı çökmüş, millet başını sokacak sağlam bir çatı arıyor ama biz milyarlık bütçeyi kütüphaneye yatırmışız. Hatırlarsanız daha önce açılan Şehir Kütüphanesi için harcanan 280 milyon TL'lik bütçe şehirde büyük bir polemik konusu olmuştu. "Acaba 280 milyon liraya kütüphane yerine şehre küçük bir ilçe mi kursaydık?" denildi.&nbsp;</p>

<p>Üstelik bu kütüphanenin ayrı bir işlevi daha var; adeta bir “bakan ağırlama tesisi”! Ankara’dan Malatya’ya hangi bakan gelse, uçaktan indiği gibi soluğu hemen bu meşhur Şehir Kütüphanesi’nde alıyor. Fotoğraflar çekiliyor, kameralar çalışıyor; ardından basın bültenleri servis ediliyor: “Sayın Bakan’dan kütüphaneye tam not!”, “Bakanlar övgüler yağdırdı!” E tabii, bakan kütüphaneye bakıyor, güzel, pırıl pırıl... Ama kütüphaneden çıkıp iki sokak öteye, depremin gerçek yüzüne bakmaya vakit kalmıyor ki!</p>

<p>Şimdi eğri oturup doğru konuşalım; kimse eğitime, kitaba, kütüphaneye karşı değil. Gençlerimiz okusun, sınavlara hazırlansın, geleceğini inşa etsin. Buna tek bir laf eden çarpılır. Ama kardeşlerim, Malatya hâlâ depremin izlerini silememişken, vatandaşın öncelikli dertleri dağ gibi birikmişken bu “kütüphane sevdası” da nedir? Şehrin dört bir yanı toz duman içindeyken 13 kütüphane daha açmak, evi ve işyeri yıkık adama "Sana harika bir çalışma masası aldık" demek gibi bir şey.</p>

<p>Kütüphane açmak kolay, önemli olan milletin derdine merhem olmak. Öncelikleri doğru belirlemek lazım... Malatyalı kitap okumasın demiyoruz, elbette okusun; ama önce oturup rahatça nefes alabileceği, başını sokabileceği bir şehre kavuşsun!&nbsp;</p>

<p>İnsan düşünmeden edemiyor; keşke bu kadar bütçe devasa binalara yatırılacağına, okullardaki evlatlarımıza her gün bir öğün sıcak yemek veya en azından bir kase sıcak çorba, bir porsiyon meyve olarak dönseydi. Malum, aç karnına kitap da okunmaz, beynin çalışması ve ders anlaması için önce düzgün beslenmesi lazım. Şahsen bir anne olarak, beton binalar yerine çocuklarımızın midesine ve sağlığına dokunan böyle bir adımı görmek beni çok daha fazla mutlu eder, içimi ferahlatırdı...</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 12:25:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hubb Sanat’ın ağır misafiri:  İlhan Kocaman (Topkapı Sarayı Başkanı)</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/hubb-sanatin-agir-misafiri-ilhan-kocaman-topkapi-sarayi-baskani-78999</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/hubb-sanatin-agir-misafiri-ilhan-kocaman-topkapi-sarayi-baskani-78999</guid>
                <description><![CDATA[Hubb Sanat’ın ağır misafiri:  İlhan Kocaman (Topkapı Sarayı Başkanı)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’nın sadece hanım kursiyerlere yönelik açılan ilk özel Hat Atölyesi olan HUBB Sanat merkezi bugün önemli bir ismi misafir etti. Malatya’mızın medarı iftiharı, Topkapı Sarayı’nın Başkanı Sayın İlhan Kocaman Hocamızla birlikte HUBB Sanat merkezini ziyaret ettik. Sayın Kocaman; &nbsp;Hat sanatçıları Kübra Gül ve Esra Teşdoğ hocalarımızın hizmet verdiği atölyede hem milli saraylar hem de Osmanlı’da hat sanatı üzerine doyumsuz bir sohbet verdi. Medrese usulü icazet alan Malatya’nın tek Hattatı İslam Kaya, Tezhip Hocası İlhan Dönmez ve Hat Hocası Ersin Özdemir’in de hazır bulunduğu sohbette Osmanlı hükümdarlarının Türk-İslam sanatına verdiği önemden bahseden Kocaman, yakın bir zamanda Hat sanatı ile ilgili iki ciltlik bir eserin Topkapı Sarayı yayınları arasında çıkacağı müjdesini verdi. Türk-İslam Sanatına gönül vermiş genç ve yetenekli sanatçılarımızın yerel yöneticiler tarafından desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Kocaman, Malatya’da deprem sonrası böyle bir atölyenin açılmış olmasının sevindirici olduğunu belirtti.</p>

<p>Ziyaret sırasında Hat Sanatçısı Esra Teşdoğ, aynı zamanda Akçadağ’dan hemşerisi olan Topkapı Sarayı Başkanımız İlhan Kocaman’a Kufi sanatıyla yazılmış bir tablo hediye ederken, Hat Sanatçısı Kübra Gül de şahsıma bir tablo hediye etme lütfunda bulundu. Hat hocalarımıza sanat hayatlarında başarılar diliyoruz. &nbsp;<br />
………………………….<br />
Not: Topkapı Sarayı Başkanımız Sayın İlhan Kocaman hocamıza takdim edilen tabloda, “Rabbim gönlüme ferahlık ver, işlerimi kolaylaştır, bütün şerlerden koru” duası, ayrıca alt satırda “Allah ömrünü uzun etsin, ilmini ve marifetini çoğaltsın, onu ve anne babasını bağışlasın, amin.” cümleleri yer alıyor. &nbsp;Dua icâze hattı ile İslam Kaya tarafından yazıldı, kufi yazı ise Esra Teşdoğ tarafından tasarlandı.&nbsp;<br />
Şahsıma hediye edilen Hat tablosunda ise “Men hademe hudime” (Hizmet eden hizmet bulur), ayrıca “Ketebetehu Kübra ğaferallahu zunubeha amin” (Bunu Kübra yazdı, Allah onun günahlarını bağışlasın) cümleleri yazıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-28%20at%2019_24_53.jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-28%20at%2019_24_54%20(3).jpeg" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Oct 2026 12:00:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Borsa Cinneti, Surlardaki Keneler ve Bayrak Adam\&#039;a Nida</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/borsa-cinneti-surlardaki-keneler-ve-bayrak-adama-nida-78998</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/borsa-cinneti-surlardaki-keneler-ve-bayrak-adama-nida-78998</guid>
                <description><![CDATA[Borsa Cinneti, Surlardaki Keneler ve Bayrak Adam\'a Nida]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gündem allak bullak!</p>

<p>Her yerde fon skandalı konuşuluyor?</p>

<p>Ne oldu ?</p>

<p>Kimler bunlar?</p>

<p>Ne olacak?</p>

<p>Sorular ...</p>

<p>Ama olanı anlamak !</p>

<p>Ders çıkarmak!</p>

<p>Olan bitenden yüreğimize oturan dersler var!</p>

<p>&nbsp;Önce vatandaş&nbsp;</p>

<p>Sonra Cumhurbaşkanımıza çağrı kopuyor hançeremizden!!!</p>

<p>İşte o çağrı:</p>

<p>Ey Vatandaş!</p>

<p>Bırakın o grafik oyunlarını, süslü bilançoları, "portföy" ambalajlı sahte cennet masallarını!&nbsp;</p>

<p>Karşımızdaki tablo bir finansal kaza, basit bir mevzuat eksikliği veya sıradan bir borsa spekülasyonu değildir.&nbsp;</p>

<p>Karşımızdaki tablo; alın teri dökmeden, tek bir çivi çakmadan, tek bir bardak su üretmeden "bir koyup bin alma" hastalığının, maddiyatçılığın ruhu yuttuğu bir cemiyette kitlesel bir cinnete dönüşme vesikasıdır.</p>

<p>Peki ne oldu, nasıl bu raddeye gelindi?</p>

<p>Sığ hisselerin fiyatlarını kâğıt üzerinde yüz katına çıkarıp, bunları güya risk seviyesi düşük "likit fon" ambalajlarıyla halka sunanlar; TEFAS etiketini ve kamu güvenini siper ederek devasa bir finansal kumarhane kurdular. 131 fonun kilitlendiği, 455 bin insanın kaynaklarının bir gecede buharlaştığı 272 milyar liralık bu çöküş; emeksiz kazanç hırsının (riba cinnetinin) tabii bir neticesidir.&nbsp;</p>

<p>Süreç tırmanırken, devletin mühürdar makamları—SPK’sı, Borsa İstanbul’u, MASAK’ı—yangın konağı sarana kadar süslü koltuklarında oturup kâğıt imzalamakla yetinmiş; "mukaddesat" maskesi takan bir avuç finans kurnazı ve ikbal avcısı ise batan gemiden en son kârı çekip kaçmanın peşine düşmüştür.</p>

<p>Fakat bu tabloyu incelerken yapılacak en büyük akıl ve hakikat hatası; suçu çeyrek asırdır bu ülkenin bağımsızlığı, vesayetin yıkılması ve mukaddesatın ihyası için gövdesini taşın altına koyan iradeye yüklemektir.</p>

<p>Çeyrek asırlık büyük bir kalkınma ve izzet mücadelesinin ortasında yaşanan bu tefessüh, davanın değil; davanın çilesini çekmeden ikbaline konan aslakların kokuşmuşluğudur.&nbsp;</p>

<p>Lider, cephede uluslararası baskılara, vesayet odaklarına ve küresel kuşatmalara karşı surda gedik açmamak için boğuşurken; arkada onun gölgesine sığınan, adını ve itibarını cüzdanlarına kalkan yapan bir avuç fon kurnazı türemiştir.&nbsp;</p>

<p>Onlar, inşa edilen refah ve serbestlik vasatını istismar eden, haram sofralarında kadeh kaldıran kene misali yapılardır.</p>

<p>İşte tam bu noktada, davanın izzetini her türlü muvakkat hesabın üstünde tutan gür sesle haykırmak boynumuzun borcudur:</p>

<p>EY BAYRAK ADAM!</p>

<p>I.</p>

<p>Seni; vesayetin karanlık mahzenlerini yıktığın, küresel ejderhaların karşısına milli izzetle dikildiğin ve bu mukaddes topraklarda bin yıllık ruhu yeniden şahlandırdığın çeyrek asırlık o amansız çilenin hakkı için selamlıyoruz!&nbsp;</p>

<p>Sen ki, beşli çetelerin, askeri diktaların ve batı kurgusu tuzakların üstüne tek başına yürüdün; bu milletin imanıyla birleştin ve imkansız denilen surlarda devasa gedikler açtın!</p>

<p>Fakat dur ve bak!&nbsp;</p>

<p>Sen ön cephede yedi düvelin kuşatmasıyla boğuşurken, cephenin gerisinde, senin heybetli gölgende semiren bir kitle belirdi.&nbsp;</p>

<p>Senin döktüğün her damla alın terini, verdiğin her tarihi mücadeleyi kendi ikbal harmanına buğday yapan bir aslaklar sürüsü türedi!&nbsp;</p>

<p>Onlar, çeyrek asırlık o büyük mücadelenin çilesini çekmediler; ancak o mücadelenin getirdiği iktidar ve refah sofrasının en başına oturdular.</p>

<p>II.</p>

<p>Sayın cumhurbaşkanımız!</p>

<p>Dışarıda ulvi nutuklar atıp, içeride kurdukları borsa kumarhanelerinde garibanın, yetimin, bu devlete güvenip birikimini teslim eden yüz binlerin parasını haram havuzlarına akıttılar!&nbsp;</p>

<p>Tek bir çivi çakmadan, tek bir bardak su üretmeden, "bir koyup bin alma" cinnetiyle sermayeyi muazzam bir yağma düzenine dönüştürdüler.&nbsp;</p>

<p>Adına "fon" dediler, adına "borsa" dediler; fakat Hak katındaki adı tek kelimedir: İhanet!</p>

<p>Bunlar tatlı su dindarlarıdır!&nbsp;</p>

<p>Bunlar, abdestli kapitallerini senin heybetine sığınarak dokunulmaz kılan, cüzdanları şiştikçe ruhları pörsüyen, dava kelimesini sadece cürümlerine örtü yapan sahte dostlardır!</p>

<p>III.</p>

<p>Soruyoruz sana ey Bayrak Adam!&nbsp;</p>

<p>Çöküş bağıra bağıra gelirken, sığ hisseler yüz katına çıkıp garibanın rızkı buharlaşırken, devletin o şaşaalı mühürlerini taşıyan kurumlar ne yapıyordu?&nbsp;</p>

<p>Yangın evi sarıp dumanlar göğe yükselene kadar süslü koltuklarında oturup kâğıt imzalamaktan başka ne yaptılar?</p>

<p>Devlet, felaketi anı anına seyredip en son itfaiye çağıran kâğıttan bir kule midir?&nbsp;</p>

<p>Eğer bir sistemde yetkili makamlar tefessühü görüp sükut ediyorsa, oradaki nizam kokuşmuş demektir!&nbsp;</p>

<p>Bu bürokrasi senin ruhunu taşımıyor; bu bürokrasi senin idealine inanmıyor!&nbsp;</p>

<p>Onlar sadece makamlarının ikbalini, koltuklarının rahatını ve iktidar zırhının konforunu sürüyorlar!</p>

<p>IV.</p>

<p>Ey Reis!</p>

<p>Şimdi birileri sana gelip "Kol kırılır yen içinde kalır", "Aman davanın imajı zedelenmesin", "Seçim eşiğinde bu hesaplaşma bizi yıpratır" diye fısıldayacaktır.&nbsp;</p>

<p>Sakın kulak verme o şeytani vesveseye!</p>

<p>Dava dediğin şey, üç beş fon kurnazının cüzdanını koruma kalkanı değildir!&nbsp;</p>

<p>Dava, adalet üzere kaimdir; adalet bittiği gün dava da kuru bir iddiadan ibaret kalır!&nbsp;</p>

<p>Kendi bahçesindeki ayrık otunu temizlemekten korkan bir irade, cihanşümul bir medeniyet iddiasını sürdüremez. İçerideki hırsızı gizlemek, dışarıdaki düşmana teslim olmaktan daha büyük bir felakettir!</p>

<p>V.</p>

<p>Ey Bayrak Adam!</p>

<p>Şimdi sana düşen; merhamet değil, maslahat değil, siyasi hesap hiç değil; adaletin Zülfikar'ını kınından çıkarmaktır!</p>

<p>Seni sevenler, senin 25 yıllık emeğinin ve bu milletin harcına döktüğün alın terinin bir avuç muhteris eliyle kirletilmesine izin vermeyecek olanlardır!&nbsp;</p>

<p>Seni sevenler, davanın izzetini her türlü muvakkat hesabın üstünde tutanlardır.</p>

<p>Ey mührün sahibi!</p>

<p>Çek o adalet kılıcını!&nbsp;</p>

<p>Kendi gölgenden beslenmeye kalkan kim varsa, devletin mühürdar makamlarını felçe uğratan bürokratları da, senin adını cüzdanına siper eden borsa simsarlarını da bu ulu yapının bünyesinden tek kalemde söküp at!</p>

<p>Temizle kendi bahçendeki bu ayrık otlarını ki, 25 yıllık muazzam abidenin haşmeti lekesiz ve pürüzsüz kalsın!&nbsp;</p>

<p>Temizle ki, tarih seni; çeyrek asırlık adalet ve ihya davasının üzerindeki en ufak gölgeyi dahi kendi kudretli iradesiyle dağıtan, lekesiz bir maziyi geleceğe mühürleyen hakiki bir DEVLET MİMARI ve muzaffer bir LİDER olarak yazsın!</p>

<p>Selam ve muhabbetle...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Oct 2026 18:09:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya\&#039;nın Milletvekili Profili ve Abdurrahman Babacan</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyanin-milletvekili-profili-ve-abdurrahman-babacan-78996</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyanin-milletvekili-profili-ve-abdurrahman-babacan-78996</guid>
                <description><![CDATA[Malatya\'nın Milletvekili Profili ve Abdurrahman Babacan]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halk çayını, sohbetini, yüz yüze teması ister, devlet ise bazen daha farklı niteliklere sahip siyasetçilere ihtiyaç duyar.</p>

<p>Malatyalı, milletvekilini sadece Meclis'teki kürsüsüyle değerlendirmez. Onu hafta sonu mahallesinde, köyünde, esnafın dükkânında, taziyede, düğünde, cenazede görmek ister. Bir çay içirmek, derdini anlatmak, elini sıkmak ister.</p>

<p>Bu, Anadolu siyasetinin yazılı olmayan kuralıdır.</p>

<p>Buna göre de;<br />
Milletvekili Ankara'da milletvekili, Malatya'da ise Malatyalı olmalıdır.</p>

<p>Fakat milletvekilliğini yalnızca düğünde, cenazede, kahvehanede ve mahalle ziyaretlerinde ararsak, siyasetin başka bir tarafını gözden kaçırırız.</p>

<p>Çünkü TBMM'de bazı milletvekillerinin işi doğrudan Türkiye'nin dış ilişkileri, uluslararası parlamenter diplomasi, komisyon çalışmaları ve stratejik meseleler üzerinden yürüyor.</p>

<p>Bu yazımda Milletvekilimiz Sayın Abdurrahman Babacan'ı diğerlerinden farklı bu yönüyle ele alacağız.</p>

<p>Abdurrahman Bey:<br />
Profesör,<br />
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı,<br />
Akademisyen ve yazar,<br />
Türk dış politikası, küresel siyaset ve siyaset teorisi üzerine çalışmış,<br />
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi üyesi,<br />
AB Uyum Komisyonu üyesi,<br />
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu üyesi,<br />
Yabancı dili var,<br />
Yedi kitabı yayımlanmış...</p>

<p>Sayın Babacan'ın siyaset tarzı, Malatya'nın alıştığı siyasetçi tarzından farklı olabilir. Ama farklı olmak, iyi vekil olmamak anlamını taşımaz, onu değersiz kılmaz. Belki yarın en değerlisi o olur da bugün fark edilmez!</p>

<p>Ben Sayın Babacan ile henüz tanışmıyorum, bir araya gelmemiş, konuşmamışım da.</p>

<p>Ama çalışmalarını görüyor, ulusal kanallarda programlarını takip ediyorum. Eğitimine, kariyerine ve siyasi çapına bakıyorum, sonra da notunu veriyorum.</p>

<p>Malatya'da Sayın Babacan hakkında zaman zaman eleştiriler dile getiriliyor. Bu eleştirilerin önemli bir kısmı, Malatya'ya az gelişi ve vatandaşla yeterince yüz yüze temas kurulmadığı düşüncesi etrafında şekilleniyor. Bu eleştirilerin üzerinde düşünülmesi gereken bir tarafı olduğu açık.</p>

<p>Ama Ankara, Abdurrahman Bey'e öyle sorumluluklar yüklemiş, görevler vermiş ki, Malatya'ya gelmeye vakti olmuyor.<br />
Geldiği zaman da herkesle birebir hemhal olamıyor.</p>

<p>Ancak;<br />
Kendisini dinleyip halk ile paylaşacak basın ile, kanaat önderleriyle, sivil toplum örgütleriyle birebir olmasa bile düzenlenecek toplu programlarda bir araya gelmesi, hasbihal etmesi, onları dinlemesi, sorunlara beraber eğilmesi gerekir.</p>

<p>Buradaki eksiklik kendisinden mi, İl teşkilatından mı, yoksa etrafındakilerden mi bilemem!<br />
Ben gördüğümü yazıyorum...</p>

<p>Siyaset sadece yetenekle yürümez. Siyasetçi tek başına büyümez. Hatta kendisine açılan kapılar bile kısa zamanda kapatılır.</p>

<p>Bunu eski Bakanımız, hemşehrimiz rahmetli Güldal Akşit'e, bakanlıktan neden ayrıldığını sorduğumda bana şöyle demişti:</p>

<p>“Siyasetçinin arkasında güçlü lobisi olmalı. Benim arkamda kimse olmadığı için.”</p>

<p>Bir siyasetçinin arkasında onu bilen, tanıyan, anlatan, destekleyen ve gerektiğinde Ankara'da sesini duyuracak bir çevreye de ihtiyacı vardır.</p>

<p>Siyasetçinin gücü, hemşehrilik dayanışması, siyasi çevre, akademik çevre, bürokratik ilişki ve toplumsal destek ağlarının toplamıdır. Nereyi ihmal ederseniz eksik olur.</p>

<p>Malatya'da Sayın Babacan'ın siyasi kapasitesi ile Malatya'daki toplumsal karşılığı arasında bir iletişim probleminin varlığını hissediyorum.</p>

<p>Bu nedenle Sayın Babacan'a sahip çıkılmıyor. Oysa Sayın Babacan Türk siyaseti için gelecek vaat eden, Ankara'da son yıllarda siyasi ağırlığını daha fazla hissettirmesi gereken Malatya için ağırlığı olacak bir siyasi figür olabilir.</p>

<p>Ben, siyasi fikrimden, kendi mahallemden, kendi şehrimden Malatya'nın ve Türkiye’nin siyasi geleceğinde söz sahibi olacak kişilerin olmasında büyük bir memnuniyet duyarım.</p>

<p>Bir vekilimiz Ankara'da dünyaya açılıyorsa, bir diğeri Malatya'da halkın içindeyse, sorunları dinliyor ve gereğini yapıyorsa, birbirlerini tamamlıyorlar demektir.</p>

<p>Yine benim derdim;</p>

<p>Bu şehirden, Malatya'dan bakan çıksın, genel müdür çıksın, büyükelçi çıksın, Meclis'te etkili siyasetçiler çıksın. Kim olduklarına bakmadan, partisine, mezhebine ve meşrebine bakmadan bu şehre, bu ülkeye faydalı olan idareciler ve siyasetçiler çıksın. O zaman Malatya kazanır, ülkemiz kazanır.</p>

<p>Abdurrahman Babacan'ın bugün sahip olduğu akademik ve parlamenter birikim, doğru değerlendirildiğinde yalnızca kendisinin değil, Malatya'nın da sermayesidir.</p>

<p>Malatya'nın yeni siyasi yüzlere ihtiyacı var.</p>

<p>Bu şehrin 6 Şubat depremlerinden sonra bütün problemi fiziki yıkım değildir. Siyasi insan kaynağının da güçlü şekilde yetiştirilmesi gerekir.</p>

<p>Kendini Ankara'da, İstanbul'da ve uluslararası platformlarda anlatabilecek insanlarını da yetiştirerek bu şehir ayağa kalkmalı.</p>

<p>Sayın Babacan'a çağrım;</p>

<p>Önünde iki ayrı görev var: Ankara'da Türkiye'ye hizmet etmek ve Malatya'da Malatyalıyla daha güçlü bir gönül köprüsü kurmak.</p>

<p>Ankara'da kalma demiyoruz.<br />
Ankara'daki siyasi ağırlığını Malatya'daki gönül bağıyla tamamla.</p>

<p>Malatya'nın Abdurrahman Babacan profilinde siyasetçilere ihtiyacı var. Ama Abdurrahman Babacan'ın da Malatya'ya ihtiyacı var.</p>

<p>Sayın Babacan'ın akademik birikimi, uluslararası tecrübesi ve Ankara'daki siyasi geleceği Malatya için bir imkân olabilir. Bunun Malatya'daki karşılığını oluşturmak ise yalnızca Babacan'ın değil, Malatya'nın siyaset kurumunun ve hemşehrilerinin de sorumluluğudur.</p>

<p>Çünkü bazen bir milletvekilini sahiplenmek, sadece bir siyasetçiye sahip çıkmak değildir, şehrin gelecekteki siyasi gücüne de sahip çıkmaktır.</p>

<p>Malatya bu ülkede siyasi liderliği hak eden öncelikli şehirlerden biridir ve Türkiye iktidarında onlarca yıl kalmıştır...</p>

<p>Rahmetli Özal ve Recai Kutan, benim kanaatimce bu şehrin yetiştirdiği ve Malatya'ya en fazla katkı sunan isimlerin başında gelir. Belki de en az onlar Malatya'ya gelip gitmişlerdir.</p>

<p>Bu şehre hizmet etmek, vatandaşın sorunlarını çözmek için sadece Malatya'ya gelmekle olmaz.</p>

<p>Ankara'dayken de ulaşılabilir olmalı, Malatya ve vatandaşla hemhal olmalı, sorunlarına çözüm bulmalı. Kısacası telefonun öbür ucunda olmalı...</p>

<p>Siyasi nüfuzunu ve etkinliğini şehri ve hemşehrileri için kullanmayı bilmeli. Bunca danışman ve imkâna rağmen bunu yapamayan da bu işten emekli olmalı, ya da metropol şehirlerde aday olmalı!..</p>

<p><strong>Fî Emânillah</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 19:08:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Milletvekilinin Milleti Nerede?</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/milletvekilinin-milleti-nerede-78995</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/milletvekilinin-milleti-nerede-78995</guid>
                <description><![CDATA[Milletvekilinin Milleti Nerede?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Abdurrahman Babacan</strong> milletvekilliğini tarif etmiş.</p>

<p>Kısaca:</p>

<p>Köy köy gezmez.</p>

<p>Sokak sokak dolaşmaz.</p>

<p>Çay ocağında oturmaz.</p>

<p>Ne yapar?</p>

<p>Ankara’da ilişki kurar.</p>

<p>Bakanlıkların yolunu tutar.</p>

<p>Şehrine yatırım getirir.</p>

<p>Örneği de hazır:</p>

<p><strong>ASELSAN.</strong></p>

<p>İyi tarif.</p>

<p>Bir problem var.</p>

<p>Babacan, AK Parti milletvekili.</p>

<p>Genel Başkanı da<strong> Recep Tayyip Erdoğan.</strong></p>

<p>Erdoğan’ın siyaset tarifi biraz farklı:</p>

<p>“Çalmadık kapı, sıkmadık el, almadık gönül bırakmayacağız.”</p>

<p>Bir tarafta:</p>

<p><strong>Kapı kapı dolaş.</strong></p>

<p>Öbür tarafta:</p>

<p><strong>Köy köy dolaşma.</strong></p>

<p>Aynı partinin iki tarifi yan yana gelince…</p>

<p>iş biraz karışıyor.</p>

<p>Dün İstanbul’da Pütürge Başmezra Derneği’ndeydim.</p>

<p><strong>Bülent Tüfenkci </strong>geldi.</p>

<p>Ortam pek çaylık değildi.</p>

<p>Millet öfkeli.</p>

<p>Şikâyet çok.</p>

<p>Hatta açıkça:</p>

<p>“Böyle giderse oy yok.”</p>

<p>diyen var.</p>

<p>Tüfenkci kalkıp:</p>

<p>“Ben milletvekiliyim, işim Ankara’da.”</p>

<p>demedi.</p>

<p>Oturdu.</p>

<p>Dinledi.</p>

<p>Konuştu.</p>

<p>Ses yükseldiğinde bekledi.</p>

<p>Öfkeyi aldı.</p>

<p>İnsanları yumuşattı.</p>

<p>Her derdi çözemedi.</p>

<p>Ama milletin karşısında vekillik yaptı.</p>

<p>Üstelik Ankara’yı da biliyor.</p>

<p>Bakanlık yaptı.</p>

<p>Dört dönemdir milletvekili.</p>

<p>Demek ki bakan tanımak…</p>

<p>vatandaşı unutmayı gerektirmiyormuş.</p>

<p><strong>Babacan ekranda da hayli görünür.</strong></p>

<p>Geçtiğimiz ay:</p>

<p>A Haber.</p>

<p>CNN Türk.</p>

<p>Haber Global.</p>

<p>TV Net.</p>

<p>TV100.</p>

<p>Beş yayın.</p>

<p>Maşallah.</p>

<p>Ankara’dan stüdyoya yol bulunuyor.</p>

<p>Köy kahvesine gelince:</p>

<p>“Milletvekilinin işi bu değil.”</p>

<p>Olmaz.</p>

<p><strong>Bir de ASELSAN var.</strong></p>

<p>Babacan onu örnek gösteriyor.</p>

<p>Eyvallah.</p>

<p>Takip ettiyse emeğidir.</p>

<p>Katkı sunduysa hakkıdır.</p>

<p>Ama ASELSAN’ın Malatya’ya gelişinde yalnız Babacan yok.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın direktifiyle başlatıldı.</p>

<p>Savunma Sanayii Başkanlığı koordine etti.</p>

<p>Babacan’ın emeği varsa o da teslim edilir.</p>

<p>Fakat buradan:</p>

<p>“Milletvekili köy köy dolaşmaz.”</p>

<p>sonucu çıkmaz.</p>

<p>Çünkü fabrikanın adı ASELSAN.</p>

<p>Vekilin adının başında ise hâlâ:</p>

<p><strong>Millet var.</strong></p>

<p>Bakanın kapısını çalacaksın.</p>

<p>Köylünün kapısını da.</p>

<p>Yatırımın peşine düşeceksin.</p>

<p>Vatandaşın derdini Ankara’ya taşıyacaksın.</p>

<p>Ekrana çıkıyorsan…</p>

<p>kahveye de gireceksin.</p>

<p>Çünkü Tayyip Erdoğan köy köy, kasaba kasaba, ilçe ilçe dolaşarak siyaset yaptı.</p>

<p>15 Temmuz gecesi de sokağa çıkan yine milletti.</p>

<p>Milletvekilliğinin “vekil” kısmını Ankara doldurabilir.</p>

<p>Ama başındaki kelimeyi Ankara’dan değiştiremezsiniz.</p>

<p><strong>Millet.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-28%20at%2013_23_18%20(2).jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİLYASYON MALATYA’YA UZANIR MI?</span></strong></p>

<p>Pandemiden bize bir kelime kaldı:</p>

<p><strong>Filyasyon.</strong></p>

<p>Bir temaslı bulunur.</p>

<p>Sonra çevresi.</p>

<p>Halka genişler.</p>

<p>Katılımevim dosyasında şimdi virüs aranmıyor.</p>

<p><strong>Para aranıyor.</strong></p>

<p>Hesaplar açılıyor.</p>

<p>Telefon trafiği çıkarılıyor.</p>

<p>Ortaklıklar inceleniyor.</p>

<p>Kim kimi tanıştırmış?</p>

<p>Kimin önünü kim açmış?</p>

<p>Para hangi hesaba uğramış?</p>

<p>Ben ise Malatya’ya bakıyorum.</p>

<p>Çünkü yapının üst düzey yöneticilerinden biri Malatyalı:</p>

<p><strong>Niyazi Derindağ.</strong></p>

<p>Derindağ’ın adını hüküm cümlesine yazmıyorum.</p>

<p>Ama filyasyon onun çevresinde de dolaşır.</p>

<p>Akademisyenlere…</p>

<p>İş insanlarına…</p>

<p>Siyasetçilere…</p>

<p>STK başkanlarına…</p>

<p>Daha kimlere kimlere…</p>

<p><strong>Malatya’da kolay paranın kokusunu seven çevreler olduğunu biliyorum.</strong></p>

<p>Hangi masalarda kimlerin oturduğuna…</p>

<p>hangi dostlukların ticarete döndüğüne dair notlar da mevcut.</p>

<p>Bugün isim vermiyorum.</p>

<p>Devlet kayıtları açarsa…</p>

<p>aramalar bir şey söyler.</p>

<p>Hesap hareketleri başka bir şey.</p>

<p>Ortaklıklar da kendi hikâyesini anlatır.</p>

<p><strong>Bir de Fatma Betül Sayan Kaya var.</strong></p>

<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısıydı.</p>

<p>İddialar gündeme geldi.</p>

<p>Affını istedi.</p>

<p>Erdoğan kabul etti.</p>

<p>Malatya’daki siyasetçiler bunu iyi okusun.</p>

<p>Tayyip Erdoğan kendi genel başkan yardımcısının gözünün yaşına bakmadıysa…</p>

<p>Malatya’daki siyasetçi de, STK başkanı da, iş insanı da kartvizitine fazla güvenmesin.</p>

<p>Dosya Malatya’ya uzanırsa…</p>

<p><strong>ilk hangi isim düşecek?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-28%20at%2013_23_18.jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MAHMUT BEY, MALATYA DA VAR!</span></strong></p>

<p>Mahmut Poyraz’ın son günlerdeki dili dikkat çekiyor.</p>

<p>Akçadağ.</p>

<p>Akçadağlılar.</p>

<p>Akçadağlı iş insanları.</p>

<p>Akçadağlı hemşehriler.</p>

<p><strong>MTSO seçimi mi yapılıyor, Akçadağ buluşması mı?</strong></p>

<p>Hedef Malatya.</p>

<p>Dil, Akçadağ’dan çıkamıyor.</p>

<p>Oysa tüccarın memleketi tek ilçe değil.</p>

<p>Sanayicinin de.</p>

<p>Esnafın da.</p>

<p>İhracatçının da.</p>

<p>MTSO’nun tabelasında Malatya yazıyor.</p>

<p>Rahmetli <strong>Hasan Hüseyin Erkoç</strong> geldi aklıma.</p>

<p>Yazılarımı pek sevmezdi.</p>

<p>Bir gün karşılaştık.</p>

<p>Başladı Yeşilyurt’u anlatmaya:</p>

<p>“Yeşilyurtlular şöyledir…”</p>

<p>“Yeşilyurtlular böyledir…”</p>

<p>Dayanamadım:</p>

<p>“İyi de ağabey, ben Yeşilyurtlu değilim ki.”</p>

<p>Şaşırdı.</p>

<p>“Sen Yeşilyurtlu değil misin?”</p>

<p>“Yok.”</p>

<p>“Pütürgeliyim.”</p>

<p>Bir an durdu.</p>

<p>Sonra kendisini Pütürge’ye bağlayan bir şey buldu:</p>

<p>“Benim babamın bakkalı vardı… Bizim de Pütürgeli bir komşumuz vardı.”</p>

<p>Rahmetli buydu.</p>

<p>Bir yolunu bulur, hemşehrilikten mutlaka bir köprü kurardı.</p>

<p>Mahmut Poyraz’ın Akçadağ ısrarını görünce de o sohbet geliyor aklıma.</p>

<p>Hemşehrilik kıymetlidir.</p>

<p>Ama oda başkanlığı hemşehri derneği yönetmeye benzemez.</p>

<p><strong>Malatya’yı Akçadağ’a sığdıramazsınız.</strong></p>

<p>Çarşı başka bir dünya.</p>

<p>OSB’nin hesabı ayrı.</p>

<p>On üç ilçe masada.</p>

<p>Tüccarın beklentisi başka.</p>

<p>Sanayicinin hesabı ayrı.</p>

<p>İhracatçının gözü dış pazarda.</p>

<p><strong>Hepsi Malatya.</strong></p>

<p>Mahmut Bey…</p>

<p>Akçadağ sizi büyütebilir.</p>

<p>Ama <strong>Malatya’yı küçülterek başkan olunmaz.</strong></p>

<p>1 Ekim’de sandık kurulacak.</p>

<p>Kazanan çıkacak.</p>

<p>Kaybeden de.</p>

<p>Malatya da haftalardır süren bu suni seçim gündeminden kurtulacak.</p>

<p>Naçizane tavsiyem…</p>

<p>Sandık kalkınca iki aday da biraz dinlensin.</p>

<p>Mahmut Poyraz biraz daha fazla.</p>

<p>Bu kadar gerilim…</p>

<p>bu kadar açıklama…</p>

<p>bu kadar Akçadağ…</p>

<p>adamı yorar.</p>

<p><strong>Bir check-up fena olmaz.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-28%20at%2013_23_18%20(1).jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DEPREM OLDU… EXPO DA MI YIKILDI?</span></strong></p>

<p>EXPO 2028.</p>

<p>Hatırlayan var mı?</p>

<p>Bir zamanlar bu şehirde büyük büyük anlatılıyordu.</p>

<p>Malatya değişecekmiş.</p>

<p>Yeşil şehir olacakmış.</p>

<p>Dünyaya örnek gösterilecekmiş.</p>

<p>Su yönetiminden sanayiye…</p>

<p>tarımdan enerjiye…</p>

<p>şehircilikten çevreye kadar yeni bir vizyon kurulacakmış.</p>

<p>2028’de dünya bizi konuşacakmış.</p>

<p>Güzel.</p>

<p>Takvim ilerledi.</p>

<p><strong>EXPO nerede?</strong></p>

<p>Koskoca Büyükşehir Belediyesi bu konuda ne yapıyor?</p>

<p>Şehrin siyaset kurumu neden sessiz?</p>

<p>Bir Allah’ın kulu çıkıp da:</p>

<p>“Bizim EXPO’ya ne oldu?”</p>

<p>diye sormuyor.</p>

<p>Deprem oldu.</p>

<p>Şehir yıkıldı.</p>

<p>Canlarımız gitti.</p>

<p>Çarşı çöktü.</p>

<p>Eyvallah.</p>

<p>Ama aynı felaket başka bir hikâyenin başlangıcı da olabilirdi.</p>

<p>Malatya yeniden kuruluyor.</p>

<p>Konutlar yükseliyor.</p>

<p>Çarşı ayağa kalkıyor.</p>

<p>2028’de gözler buraya çevrilecekti.</p>

<p>Şehir çıkıp diyecekti ki:</p>

<p><strong>“Yıkıldım… ayağa kalktım.”</strong></p>

<p>Bundan daha güçlü bir EXPO hikâyesi mi olur?</p>

<p>Biz ne yaptık?</p>

<p><strong>Bu büyük vizyonu da enkazın altında unuttuk.</strong></p>

<p>O günlerde:</p>

<p>“Dünyanın yıldızı olacağız.”</p>

<p>deniyordu.</p>

<p>Şimdi yıldızı bırakın…</p>

<p><strong>dosyanın kendisini arıyoruz.</strong></p>

<p>Hazırlık ne durumda?</p>

<p>Uluslararası temas hangi aşamada?</p>

<p><strong>Sessizlik.</strong></p>

<p>Bu memlekette proje alınırken fotoğraf kalabalık.</p>

<p>Takibe gelince…</p>

<p><strong>kadraj boş.</strong></p>

<p>EXPO 2028, Selahattin Gürkan’ın şahsi projesi değildi.</p>

<p>Malatya’nın kazanımıydı.</p>

<p>Bugün koltukta Sami Er oturuyorsa…</p>

<p>dosya da onun önünde.</p>

<p>Deprem, organizasyonu ertelemenin bahanesi olabilirdi.</p>

<p>Oysa tam tersine…</p>

<p><strong>EXPO, depremden çıkan Malatya’nın dünyaya göstereceği yüz olabilir.</strong></p>

<p>2028 yaklaşıyor.</p>

<p>Şehir hâlâ kendini topluyor.</p>

<p>Bu büyük vizyondan ise ses yok.</p>

<p><strong>Deprem şehri yıktı.</strong></p>

<p><strong>EXPO da mı enkazda kaldı?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-28%20at%2011_47_55.jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YAPAMIYORSAN, YAPILANI MI BOZUYORSUN?</span></strong></p>

<p>Atabey İskelesi’ndeyim.</p>

<p>Baraj önünüzde.</p>

<p>Baskil karşıda.</p>

<p>Manzara yerli yerinde.</p>

<p>İskele de.</p>

<p>Park da.</p>

<p><strong>Bakım hariç.</strong></p>

<p>Burası <strong>Ahmet Çakır </strong>döneminde toparlandı.</p>

<p>Park yapıldı, mescit düzenlendi, iskele canlandı.</p>

<p><strong>Selahattin Gürkan</strong> zamanında da canlılığını korudu.</p>

<p>Şimdi?</p>

<p>Çer çöp.</p>

<p>Hayvan pisliği.</p>

<p>Her köşede ihmal.</p>

<p><strong>Sami Başkan…</strong></p>

<p><strong>Geçmişle ne alıp veremediğiniz var?</strong></p>

<p>Kırkgöz Sahil Parkı’na bakıyorum.</p>

<p><strong>Osman Güder</strong> yaptı.</p>

<p><strong>Bayram Taşkın</strong> devraldı.</p>

<p>Bozmadı.</p>

<p>“Benden önce yapılmış.”</p>

<p>diye kompleks üretmedi.</p>

<p>Bugün aileler yine orada.</p>

<p>Çocuklar koşuyor.</p>

<p>Park yaşıyor.</p>

<p>Demek ki öncekinin yaptığına sahip çıkınca makam eksilmiyormuş.</p>

<p>Beylerderesi’ne geçelim.</p>

<p>Orası <strong>İlhan Geçit </strong>tarafı.</p>

<p><strong>Kırkgöz açılmadan önce Malatya’nın gözde mesire alanlarından biriydi.</strong></p>

<p>Şimdi eski kalabalığını arıyor.</p>

<p>Alan yerinde.</p>

<p>İnsan çekilmiş.</p>

<p>Bakım unutulmuş.</p>

<p>Tarihte bunun daha sert örnekleri var.</p>

<p>Moğollar Bağdat’a girdi.</p>

<p>Kütüphaneleri dağıttı.</p>

<p>Rivayete göre kitapları Dicle’ye attı.</p>

<p>Şimdi kimse kitabı nehre atmıyor.</p>

<p><strong>Usul değişti.</strong></p>

<p>Yapılmış olan kendi hâline bırakılıyor.</p>

<p>Park çürüyor.</p>

<p>Mescit unutulmuş.</p>

<p>Yeşil de soluyor.</p>

<p>Ardından yeni proje anlatılıyor.</p>

<p>Atabey’in kıymeti yalnız manzarasında da yatmıyor.</p>

<p><strong>Buraya MOTAŞ geliyor.</strong></p>

<p>Arabası olmayan ulaşabiliyor.</p>

<p>Emekli gelebiliyor.</p>

<p>Çocuğunu alıp birkaç saat nefes almak isteyenin de yolu açık.</p>

<p>Burası dar gelirlinin de şehirden çıkabildiği nadir yerlerden.</p>

<p>Ahmet Çakır’ın yaptığı sizi küçültmez.</p>

<p>Selahattin Gürkan’dan kalanı yaşatmak makamınızdan bir şey götürmez.</p>

<p>Beylerderesi için de adres belli:</p>

<p><strong>İlhan Geçit.</strong></p>

<p>Kim yaptıysa yaptı.</p>

<p>Bugünkü hâli sizin hanenize yazılıyor.</p>

<p>Her gelen şehri yeniden kurmak zorunda değil.</p>

<p>Bazen belediyecilik…</p>

<p><strong>yapılmış olanı çürütmemektir.</strong></p>

<p>Atabey’de baraj güzel.</p>

<p>İskele yerinde.</p>

<p>Park hâlâ burada.</p>

<p>Bakım ise kayıp.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: DÖNER SERMAYE DÖNMÜYOR!</span></strong></p>

<p>İnönü Üniversitesi Döner Sermayesi…</p>

<p>2025 zararı:</p>

<p><strong>305 milyon lira.</strong></p>

<p>Adı döner sermaye.</p>

<p>Ama para dönmemiş.</p>

<p><strong>Zarar devretmiş.</strong></p>

<p>Demedi deme İnönü;</p>

<p><strong>böyle dönerse, başımız döner.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: GEÇMİŞ OLSUN VELİ AĞBABA</span></strong></p>

<p>Gazeteciyiz.</p>

<p>Yazarız.</p>

<p>Eleştiririz.</p>

<p>Sorarız.</p>

<p>Kalemin hakkı bu.</p>

<p>Ama hastalık siyasetin dışındadır.</p>

<p><strong>Veli Ağbaba…</strong></p>

<p>Malatya’nın evladı.</p>

<p>Türkiye siyasetinde ağırlığı olan bir isim.</p>

<p>Rahatsızlığını duyunca mahzun olduk.</p>

<p>Kalem eleştirir.</p>

<p><strong>Gönül dua eder.</strong></p>

<p>Geçmiş olsun Veli Bey.</p>

<p>Allah şifa versin.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FIKRA GİBİ MEMLEKET</strong></span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>SIFIRIN KIYMETİ</strong></span></p>

<p>Kâtip, borcun yanına bir sıfır fazla koymuş.</p>

<p>Adam itiraz etmiş:</p>

<p>“Bu kadar borcum yok.”</p>

<p>Kâtip gülmüş:</p>

<p>“Alt tarafı bir sıfır.”</p>

<p>Adam demiş:</p>

<p>“Öyleyse başa koy.”</p>

<p>…</p>

<p>Yeşilyurt’ta bir güçlendirme dosyasında 180 metrekarelik alanın<strong> 1800 metrekare </strong>olarak sisteme girildiği iddia ediliyor.</p>

<p>Vatandaş düzeltme istemiş.</p>

<p>Dosya Bakanlığa kadar gitmiş.</p>

<p>Ses çıkmamış.</p>

<p><strong>Bir sıfırla alan on kat büyümüş…<br />
Cevap hâlâ aynı yerde.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta sucuk dana çıkmamış, park yeri kavga çıkarmış, kültür merkezi adres şaşırtmış. Şehirde spor konuşulmuş, trafik yine kendi bildiğini okumuş. Anlaşılan Malatya’da gündem hiç boş kalmıyor; bir köşede proje, öteki köşede fiskos hazır bekliyor.</p>

<p><strong>-YÖRESEL ÜRÜN DEDİLER, YÖRESİ BİLE ŞAŞTI!</strong></p>

<p>Yöresel ürünler fuarında yapılan denetimlerde “dana sucuk” diye satılan yüzlerce kilo ürünün piliç çıktığı, eritme peynirleri ve karışım yağların da toplatıldığı konuşuluyor. Esnaf cephesi zaten bu tür organizasyonlara uzun süredir mesafeliymiş. Fuarın fiskosu kısa: “Yöresel ürün diye geldiler, ürünün memleketi bile belli çıkmadı!”</p>

<p><strong>-PARK YERİ BULUNDU, HUZUR BULUNAMADI!</strong></p>

<p>Büyükşehir binasının arkasında park yeri meselesi iki esnafı karşı karşıya getirmiş. İş bıçak ve sopaya kadar uzamış, dört kişi yaralanmış. Malatya’da park işinin geldiği nokta artık trafik sorununu aşmış görünüyor. Sokaktaki fiskos acı: “Yer varmış da tahammül kalmamış!”</p>

<p><strong>-İKİ KÜLTÜR MERKEZİ VAR, VATANDAŞ ADRES SORUYOR!</strong></p>

<p>İstasyon Kavşağı’nda birbirine çok yakın iki ayrı kültür merkezi bulunması bu hafta yeniden gündeme gelmiş. İsimler de birbirine o kadar yakın ki etkinlik duyurusu yapıldığında vatandaşın hangisine gideceği ayrı mesele. Kültür artmış olabilir ama adres tarifi zorlaşmış. Fiskos şu: “Kültür çoğaldı, yön tabelası yetmedi!”</p>

<p><strong>-SPORUN ZİRVESİ KURULDU, FUTBOL HÂLÂ YOL ARIYOR!</strong></p>

<p>Eski futbolcular, spor adamları ve basın mensupları Malatya’ya gelmiş; tesisler gezilmiş, projeler övülmüş, “Malatya futbolu Süper Lig’de olmalı” denmiş. Temenni güzel. Fakat şehrin futbol hafızası son yıllarda o kadar yorgun ki söz, sahaya biraz uzak kalmış. Tribünün fiskosu: “Süper Lig konuşuluyor, takım hâlâ çıkış kapısını arıyor!”</p>

<p><strong>-KAVŞAK DÜZELİYOR, SÜRÜCÜNÜN ROTASI BOZULUYOR!</strong></p>

<p>İnönü Caddesi ile Fuzuli Caddesi arasındaki kavşak çalışması yüzünden trafik birkaç gün başka güzergâhlara verilmiş. Merkezde direksiyon sallayanların işi yine zorlaşmış. Kavşak çalışması başlayınca harita da mesaiye kalıyor. Sürücünün fiskosu belli: “Yol yapılınca seviniyoruz, yapıldığı sürece eve dönemiyoruz!”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong></p>

<p>Çünkü Malatya’da bu hafta kimi ürünün içeriğini, kimi park yerini, kimi adresi, kimi de yolunu aramış. Şehrin ortak tarafı değişmemiş: Her şey bulunuyor, huzur biraz gecikiyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 13:33:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beklenen Oldu</title>
                <category>Hasan Erdoğan</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/beklenen-oldu-78994</link>
                <author>HasanErdogan@malatyatime.com (Hasan Erdoğan)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/beklenen-oldu-78994</guid>
                <description><![CDATA[Beklenen Oldu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aydınlık denen karanlığın REİS’e destek verdiği her söz beni hoplatıyordu.</p>

<p>80’ler, 90’lar, 28 Şubat gibi meş’um olaylarda rolü olan Perinçek açıkca cemaatleri hususan nur cemaatini feto ile iltisak ile itham ederek ve bazı nurcuları da iğfal ederek yaptığı tahribat meyvesini verdi.</p>

<p>Süleyman efendi rha, Mahmud efendi rha, Adıyaman ve İskenderpaşa cemaati…</p>

<p>Derken Nur cemaatine de uzandı.</p>

<p>Katılım Evim, Bir Evim ve irtibatlı Hayalhanem vb sonradan çıkan, şaşalı mekanlar vb.</p>

<p>Bu üstad Bediüzzaman ra’ın yolu değil.</p>

<p>Maddi manevi herşeyini feda eden, istiğnası, siyaseti şeytandan sığınmakla bir gören, azami iktisad ve minnet etmeyerek en dehşetli zamanlarda, idam tehdidine, onca zehirleme ve suikastlara boyun eğmeyen asrın müceddidi nerde…</p>

<p>Şimdi bu yoldayım diyen çok parçalı nur cemaati nerede.</p>

<p>Çok zikrettiğim ve korktuğum son peygamber Muhammed ASM’ın “üç fitne kaldı, kadın, makam para” mealinde buyurduğu hadis-i şerifin tezahuru elan yaşanan.</p>

<p>Çok ezilen islami cemaatler Ak Parti zamanında rahata erdi.</p>

<p>Ve hadis-i şerifdeki ikaza masadak oldu maalesef.</p>

<p>Üstad ra gibi herşeyden feragat mesleği halisane islami cemaatlerde, hususan nur cemaatinde tatbik edilmezse vahim neticeler verir ve veriyor.</p>

<p>Aydınlık denen karanlık gibi din-i islam düşmanı odaklara gün doğar.</p>

<p>Ve doğuyor.</p>

<p>Fetocular da risale okuyordu diyenlere de.</p>

<p>Feto fitne ve ihanetinin yol açtığı yara.</p>

<p>Haddim değil ama acizane kanaatım;</p>

<p>Başda RİSALE-İ NUR cemaati olmak üzere bütün islami cemaatler asrın imamı olan Bediüzzaman ra gibi hizmet etmeli.</p>

<p>Yazdığı ihlas, uhuvvet risaleleri okunmalı ve tatbik edilmeli.</p>

<p>Kadın, makam, para fitnesinden şa’şaadan, yani gösteriş, lüks vb’den uzak durmak elzemdir.</p>

<p>Selam ve dua ile.</p>

<p>Fi emanillah.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:08:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/04/hasan-erdogan-1744640598.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rüya mı gerçek mi? (Karakaya Baraj Gölü ve Fırat Nehri gezisi)</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ruya-mi-gercek-mi-karakaya-baraj-golu-ve-firat-nehri-gezisi-78993</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ruya-mi-gercek-mi-karakaya-baraj-golu-ve-firat-nehri-gezisi-78993</guid>
                <description><![CDATA[Rüya mı gerçek mi? (Karakaya Baraj Gölü ve Fırat Nehri gezisi)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nazım Hikmet, “Saman Sarısı” adlı uzun şiirinin bir yerinde ünlü ressam Abidin Dino’ya soruyor: “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”<br />
Abidin Dino da bu soruya şöyle cevap veriyor bir şiirinde:&nbsp;<br />
“Yapardım mutluluğun resmini<br />
Buna da ne tual yeterdi;<br />
Ne boya…”<br />
Bana da “Karakaya Baraj Gölü Fırat nehri üzerindeki botla gezini anlatabilir misin?” diye sorsanız,&nbsp;<br />
“Tabi ki anlatırım geziyi,<br />
Buna ne kelime yeterli,<br />
Ne de sayfa…” derdim.<br />
Ne İstanbul Boğazı’ndaki tekne gezisi, ne Kelebekler Vadisi’ndeki paraşütle atlayış, ne de Bodrum koylarındaki gezi hiçbir zaman Fırat Nehri üzerindeki botla seyahatimizin tadını veremez. Çok iddialı ve abartılı bulan okuyucularımın görüşüne saygılıyım, ama müsaade ederseniz Türkiye’de tatmadığım gezi zevki kalmamış, gezmediğim yerler bana küsmüş biri olarak anlatayım, neden Karakaya Baraj gölü diye…&nbsp;<br />
Hazır mısınız?&nbsp;<br />
Sabah daha imsak vakti girmeden yola koyulmuşuz, rehberimiz Ömer Velioğlu ile birlikte Arguvan yolu üzerindeyiz ve bot yüklü aracımızın istikameti Karakaya Baraj gölünü gösteriyor. Yaklaşık 60 kilometre sonra, Arapgir yolu üzerinden sağ tarafa toprak bir yola sapıyoruz. Altı kilometre uzunluğundaki stabilize yol üzerindeki Çiftlik köyünü geçtikten sonra Baraj Gölü sahiline ulaşıyoruz.&nbsp;<br />
Karanlık yerini aydınlığına terk etmek için doğum sancısı çekiyor. Karanlık ile aydınlık arası sabahın koyu mavi renkleri hakim gökyüzüne… Baraj Gölü, siyaha çalan mavisiyle âdete büyülüyor bizi… Çarşaf gibi serilmiş, yumuşacık bir görüntüsü var gölün… Ortalık sessiz, ne balık uyanmış ne de kuşlar… Gezimiz başladığında, botu gölün üstüne saldığımızda, çalışan motor sesi birazdan bu sessizliği bozmuş olacak. Baskil tarafındaki ışıkları yanan köyler derin uykuda… İki şehri Malatya ile Elazığ’ı (Arguvan ile Baskil’i) birbirinden ayıran nehir, bizi, davetli iki misafiri (beni ve Ömer’i) kucağında misafir etmek için sanki sabırsızca bekliyor. En azından biz öyle sanıyoruz.&nbsp;<br />
Gündüzbeyli Yamagil’in Selver’in oğlu Suat Kaya’ya ait, emanet aldığımız botu bir an evvel şişirip hazırlayıp, kendimizi Fırat Nehri’nin kollarına bırakmak için tatlı bir telaş içindeyiz. Yeri gelmişken söyleyeyim, Suat beni Gündüzbey’de ilkokul sıralarında iken mahallede dövmüştü. Aradan geçmiş yıllar, ben hesabını şimdi soruyorum:&nbsp;<br />
“Suat beni neden küçükken dövdün?”&nbsp;<br />
“Alişan abi o yıllar önceydi, çocuktum.” dedi.&nbsp;<br />
Ben de dedim ki, “Olsun, ben hala hatırlıyorum”. &nbsp;<br />
“Botu verdik ödeştik” dedi. Böylece Suat’la helalleşmiş olduk.&nbsp;<br />
Rehberimiz Ömer Velioğlu, tam profesyonel bir gezgin, avcı ve doğa hayranı… İşinin ehli… Güvenilir ve sağlam… Zaten o yüzden Allah’tan aşağı kendimizi Ömer’e emanet ettik. Buraların kurdu olmuş… Yazıhan, Arguvan, Arapgir, Sivas bölgesinde ayak basmadık dağ, dere, göl, orman ve yol bırakmamış… Avlamadığı havyan kalmamış… Avcılığın kitabını yeniden yazan adam… Karakaya Baraj gölünün efendisi, dağların kralı…&nbsp;<br />
Peki, diyeceksiniz ki, asıl gezi arkadaşın Selahattin-i Eyyubi (Kürün) hazretleri nerede? Onun boynu altında kalmış, hastalanmış o yüzden gelemedi. Sanırım şimdi bu yazıyı okuduğunda, fotoğraflara baktığında çıldıracak ve iyice hasta olacak.&nbsp;<br />
Ve botumuz hazır. Ya Allah bismillah diyerek botu gölün üzerine saldık, motoru çalıştırdık. İlk defa bir bot üzerinde Karakaya Baraj gölünü gezecek olmanın içimize sığmayan mutluluğunu tarif edecek cümle bulamıyorum. Karadan gölün ortasına doğru açıldıkça, sanki sonsuzluğa doğru, evrenin boşluğunda uçuyormuş gibi hafif hissediyorum kendimi…&nbsp;<br />
Arkandan bıraktığın hiç kimseyi, hiçbir şeyi, acı tatlı hiçbir olayı düşünmeden, sıfır hafıza ve bilgiyle başlıyorsunuz bu eşi benzeri görülmeyen geziye… Dünyayı satıp çıkıyorsunuz sanki hiç bitmeyecek olan bu yolculuğa… Doğanın içinde, vahşi dağların arasında, masmavi ve buz gibi gölün üstünde sana sadece martılar eşlik ediyor, uzak zirvelerin ve sarp kayaların arasında gezen keçiler selam veriyor, altımızda yüzen balıklar hiçbir şeyden habersiz avlanmayı bekliyor… Saatte 30 kilometre hızla ilerleyen botun üzerinde gölün serin esen rüzgârı hem bedenimizi hem de ruhumuzu okşayıp geçiyor. Etrafımı aç kurtlar gibi seyrediyor, dağlara, göle, kıyılara ve martılara sanki yiyecekmiş gibi bakıyorum. Seyahat boyunca gördüğüm her yeri ve güzelliği iyice içime çekemeden, beynime ve kalbime kaydedemeden geçtiğim için üzülüyor ve fakat biraz sonra önüme çıkan yeni güzellikler ve harika manzaralar ile seviniyorum.<br />
Hareketimizden yaklaşık 700 metre sonra erken denilecek bir vakitte sahile yanaşıp karaya çıktık. Neden? Çünkü 30 kilometre boyunca, ta Keban Barajı gölüne kadar olan mesafede görebileceğimiz en önemli tarihi ve arkeolojik mekânla buluştuk.&nbsp;<br />
Gölün her iki tarafında da yüksek kayalar ve bu kayaların içinde bulunan mağaralar, delikli taşlar, oyuklar… Kaç yıllık kalıntı, hangi çağdan kalma, kimler yaşamış, nedir neyin nesidir, hiç bilmiyoruz… Ne Malatya cephesi ne de Elazığ tarafında bir araştırma yapıldı mı, onu da bilmiyoruz. Bu kayalara ve mağara içlerine tırmanmak neredeyse imkânsız… Keşfedilmeyi bekleyen göle nazır muhteşem görüntüler… Valilikler, Kültür ve Turizm Müdürlükleri, Belediyeler, Üniversitelerde unvan kapmak için yarışan öğretim elemanları ne iş yaparlar, bilmiyorum. Gölün kenarında tarihi bir hazine yatıyor, kimsenin haberi yok. Tarihçilerimiz, yazarlarımız ne iş yapar, onu da bilmiyoruz.&nbsp;<br />
Gelin, araştırın, ayağa kaldırın, yol açın, düzenleyin ve turizme kazandırın beyler! Bazı ülkeler uyduruk tarih üzerinden turizme yatırım yaparken bizimkiler ayakta uyuyor.&nbsp;<br />
Ve burası tamamen terk edilmiş, balık tesislerinin ve hazine avcılarının insafına bırakılmış… Halbuki, bu mağaralar öyle bir turistik su yolu ve yürüyüş güzergahı olur ki, Malatya dünya turizminin en önemli seyahat destinasyonlarından biri haline gelir. Ama ne gelen var ne giden… Türkiye varlık içinde yokluk yaşıyor. Geziden döner dönmez, Malatya Kültür ve Turizm İl Müdürü Çetin Şişman’ı aradım, görevini yapmaya davet ettim. Dur bakalım bir sonuç çıkacak mı?<br />
Mağaraları gezip fotoğrafladıktan sonra botumuza binip son varış noktamız Keban’a doğru hareket ediyoruz. Dört-beş kilometre sonra Arguvan topraklarını geride bırakıp artık Arapgir sınırına girdik.&nbsp;<br />
Botla yaptığımız Karakaya Baraj Gölü (Fırat Nehri) gezimiz yaklaşık 30 kilometre sürdü. Arguvan Çiftlik sınırında başlayıp Sögütlüçay, Deregezen, Kaynak, Kazanç, Sinikli ve Ballıca köy ve mevkilerini geçip Elazığ’ın Keban ilçesinin Pınarlar köyünde son buldu. Gün yetmediği ve karanlık bastırdığı için Keban Barajı’nın gövdesine sekiz kilometre kala botumuzu karaya çekmek zorunda kaldık. Yani Keban’ı görmek yine nasip olmadı.&nbsp;<br />
Gezimiz boyunca güneşli ve serin bir hava vardı. Yansıma olduğu için dağların ve kayaların gölgesi gölün üzerine düşüyor ve harika bir görüntü veriyordu. Allah’ın iyi kulları olduğumuz ve doğayı sevdiğimiz için Allah da bize yardım ediyordu. Nereye gitsem, hangi mekânı gezsem işim rast gidiyordu. (Çok şükür)&nbsp;<br />
Gölün Elazığ tarafında su içmek için dağlardan akıp gelen koyun sürüsü ile karşılaşmamız Allah’ın bize bağışladığı büyük bir lütuftu. Geyikkayası mevkiinde Sinikli köyünden Tekneci Bayram ile karşılaştık, teknesinde kahvaltı yapıp, eski terk ettiği balık çiftliğine gittik. Orada hayatımda ilk defa gerçek anlamda, rol icabı olmadan balık tuttum. Hayatımın ilk ve tek balığını Tekneci Bayram’ın terk edilmiş mekânında tuttum.&nbsp;<br />
Rehberimiz Ömer bana, oltayı nasıl kullanacağımı tarif etti, ben de çok zeki olduğum için, iki dakikada öğrendim ve “Ya Allah bismillah” diyerek göle savurdum. İlk atışta tutamadım ama ikinci atışta oltanın ucunda sevimli bir alabalık görünce sevinçten nara attım. Şimdi balığın kanı buna bulaştı ya, söylenene göre bende daha sönmeyecek olan bir ateş tutuşmuş ve ben hergün balığa gitmek isteyecekmişim.&nbsp;<br />
Ertesi günü sabah kalktığımda Ömer’i aradım, “Hadi gardaş balığa gidelim!”…<br />
Laf balıktan açılmışken, Baraj gölü üzerinde kurulan balık üretme çiftlikleri hakkında büyük bir parantez açmamız lazım… 30 kilometrelik göl hattı üzerinde 20’nin üzerinde irili ufaklı, aktif ya da terk edilmiş alabalık üretme çiftliklerine rastladık. Bu çiftlikler bir yandan üretim yapıp ülke ekonomisine katkı sağlarken gölü ve çevreyi kirletmemesine de dikkat etmek gerekiyor. Tekneci Bayram’ın anlattığına, bizim de gözlemlerimize göre göl ve çevresinin kirletilmekte olduğu anlaşılıyor. Tekneci Bayram, ayrıca balık ve diğer kara hayvanlarını avlamak üzere ya da gezinti amaçlı gelenlerin geride büyük bir çöp yığını bıraktıklarını söyledi. &nbsp;<br />
Baraj Gölü ve çevresi Malatya ile Elazığ için büyük bir nimet… Göl ve çevresi muhteşem güzellikler ve manzara barındırıyor. Buraları korumak, planlı gelişmesini sağlamak, kontrollü ve korunaklı bir şekilde turizme açmak vatan borcudur. Bilhassa Arguvan Çiftlik köyü alanındaki mağara ve harabeleri acilen sit alanı ilan etmek birinci görevimiz olmalı… Baraj gölü ve çevresindeki yaban hayatını bilinçsiz avcıların, hazine arayıcıların, doymak bilmez üreticilerin tasallutundan kurtarmalıyız. &nbsp;<br />
Bu vesileyle şunu da üzülerek ifade etmeliyim ki Baraj gölündeki su seviyesi büyük tehlike arz edecek boyutta ciddi manada düşmüş bulunuyor. Küresel ısınma, su yönetimindeki zaaflar, bilinçsiz kullanma gibi sebepler yüzünden baraj gölü yok olmak üzere… Gölün etrafındaki kayalarda suyun daha önceki seviyesinin izleri bulunuyor. Şimdiki su seviyesi ile yıllar önceki su seviyesi arasında nerdeyse üç metre mesafe bulunuyor. Yani mevcut nehir suyunun iki katı su eksilmiş… Tehlike çanları çalıyor. Kuraklık kapımızda… Felaket bizi bekliyor.&nbsp;<br />
İnsanoğlu gezip dolaşınca, seyahat edince memleketin her yerinin ne kadar güzel ve cennetten bir köşe olduğunu anlıyor. Biz de Karakaya Baraj Gölünü gezip dolaştık, gördük ki ne güzelliklere sahipmişiz de haberimiz yokmuş… Fakat bir o kadar da üzüldük, çünkü bu güzellikleri koruyamıyoruz, sahip çıkamıyoruz.&nbsp;<br />
Rehberimiz Ömer’le yaptığımız bot gezisi yaklaşık 30 kilometre ve 17 saat sürdü. İnanın bu sürenin nasıl geçtiğini anlayamadık. Sanki 17 dakikalık bir rüya gibiydi… Tadı damağımızda kaldı… Ve Elazığ Keban sınırlarından karaya çıkıp bizi bekleyen araçla Malatya’ya dönerken sözleştik: “En kısa zamanda yeniden gelelim”<br />
Balıklar mı?<br />
Rehberimizin gözü gönlü tok, tuttuğumuz bütün alabalıkları bana verdi.&nbsp;<br />
Güzel mekânları güzel insanlarla gezeceksin, Selahaddin-i Eyyubi gibi, Ömer Velioğlu gibi…&nbsp;<br />
Teşekkürler Ömer, sağolasın Suat Kaya…&nbsp;<br />
Abidin Dino’nun dediği gibi Karakaya Baraj Gölü, Fırat Nehri ve çevresini anlatamadım, ne kelimeler yetti ne de sayfalar…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 09:02:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>220 Yıl Önce Trablusgarp\&#039;ta, Bugün Ankara\&#039;da</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/220-yil-once-trablusgarpta-bugun-ankarada-78992</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/220-yil-once-trablusgarpta-bugun-ankarada-78992</guid>
                <description><![CDATA[220 Yıl Önce Trablusgarp\'ta, Bugün Ankara\'da]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasındaki ilişkilere baktığımızda dikkat çekici bir tablo görüyoruz.</p>

<p>ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan övgüyle söz ediyor.</p>

<p>Erdoğan’ı güçlü bir lider olarak tanımlıyor. Kendisine büyük saygı duyduğunu söylüyor. İki ülke arasındaki ilişkilerde doğrudan lider diplomasisine önem veriyor.</p>

<p>Trump’ın, Cumhurbaşkanımız Erdoğan için “güçlü bir lider” demesi, saygı duyduğunu ifade etmesi tesadüf değildir.</p>

<p>Çünkü Amerika’nın Türkiye ve Türklerle ilgili hafızası yeni değildir.</p>

<p>Bunun için yaklaşık 220 yıl geriye gitmek gerekiyor.</p>

<p>Yıl 1801</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında bir savaş başladı.</p>

<p>Bu savaş 1805 yılına kadar devam etti.</p>

<p>Bu, Amerika’nın kendi sınırları dışında giriştiği ilk büyük savaş olarak tarihe geçti.</p>

<p>Amerikalılar, Amerikan donanmasının Akdeniz’e girebilmesi karşılığında Trablusgarp Valisi ve Osmanlı hâkimi Yusuf Paşa el-Karamanlı’ya verilen vergi ve harç niteliğindeki ödemeleri yapmak istemedi.</p>

<p>Bunun üzerine Trablusgarp Valisi Yusuf Karamanlı Paşa öfkelendi.</p>

<p>Amerikan’ın Trablus’taki konsolosluk binasında bulunan Amerikan bayrak direğinin kırılmasını emretti.</p>

<p>Amerikan konsolosu da aşağılandı ve şehirden kovuldu.</p>

<p>Bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri’nin üçüncü Başkanı Thomas Jefferson, Amerika’ya yapılan bu hakarete karşılık vermek üzere Amerikan donanmasını Trablusgarp’a gönderdi.</p>

<p>Amaç, Trablus Valisi Yusuf Karamanlı’yı cezalandırmaktı.</p>

<p>Deniz savaşı başladı.<br />
Ancak savaş kısa süre içerisinde Amerika açısından büyük bir sıkıntıya dönüştü.<br />
Amerikan filosu kuşatıldı.</p>

<p>Amerikan donanmasının en büyük gemilerinden biri olan Philadelphia ele geçirildi.<br />
Gemide bulunan 300’den fazla denizci esir alındı.</p>

<p>Amerikalılar gemiyi geri alamayınca casuslar gönderdi.<br />
Philadelphia’yı ateşe verdiler.<br />
Amerikan donanmasının önemli savaş gemilerinden biri böylece kendi elleriyle yakılmış oldu.</p>

<p>Fakat Amerikalılar bununla da yetinmedi.</p>

<p>Trablus Valisi Yusuf Karamanlı ile Mısır’da bulunan kardeşi Ahmed Paşa el-Karamanlı arasındaki anlaşmazlığı kullanmaya çalıştılar.</p>

<p>Ahmed Paşa’ya para ve çeşitli vaatlerde bulunuldu.<br />
Kendileriyle ittifak yapması istendi.<br />
Karşılığında Trablus yönetiminin kendisine bırakılacağı vaat edildi.</p>

<p>Amerikalılar böylece sadece denizden değil, içeriden de Yusuf Karamanlı Paşa’yı sıkıştırmaya çalıştı.</p>

<p>Ardından doğu Libya’daki Derne şehrini ele geçirmek ve Trablusgarp üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla bir kara harekâtı hazırladılar.</p>

<p>Amerikan kuvvetleri, Ahmed Karamanlı ile birlikte Mısır’dan başlayarak çölü aşıp Derne şehrine ulaştı.</p>

<p>27 Nisan 1805’te Derne’ye saldırı başladı.<br />
Amerikan Deniz Piyadeleri, tarihlerindeki ilk defa yabancı kara savaşlarından birine burada girdi.</p>

<p>Amerikan bayrağı ilk kez yabancı topraklarda bir savaş sırasında göndere çekildi.</p>

<p>Fakat savaşın sonu Amerika’nın istediği gibi olmadı.</p>

<p>Derne’nin ele geçirilmesinin ardından Yusuf Karamanlı üzerindeki baskı arttı.<br />
Amerika, Trablus’a doğru ilerlemeyi planlıyordu. Ancak bunu başaramayınca sonunda masaya oturdu.</p>

<p>1805 yılında anlaşmaya varıldı.<br />
Yusuf Karamanlı iktidarını korudu.<br />
Amerika ise Trablusgarp'la barış yapmak zorunda kaldı.</p>

<p>Bu savaşın hatırası bugün bile Amerika’da yaşıyor.<br />
Amerikan Deniz Piyadeleri’nin meşhur marşında hâlâ şu ifade yer alıyor:<br />
“From the Halls of Montezuma<br />
To the Shores of Tripoli...”<br />
Yani:<br />
“Montezuma’nın salonlarından Trablus kıyılarına kadar...”</p>

<p>Peki bugün ne değişti?</p>

<p>Yaklaşık 220 yıl sonra Amerika’nın Başkanı Donald Trump, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yakın bir ilişki kuruyor.</p>

<p>Trump, Erdoğan’ı güçlü bir lider olarak görüyor.<br />
Onunla doğrudan konuşuyor.<br />
Türkiye’nin bölgesel ve küresel ağırlığını dikkate alıyor.<br />
Çünkü devletler sadece bugünü değil, geçmişi de bilir.</p>

<p>Tarih devletlerin hafızasıdır.<br />
220 yıl önce Amerikan askerleri Trablusgarp kıyılarında Türk-İslam dünyasının karşısına savaşmak için çıktı. Ama yenilgi üstüne yenilgi yaşadı.<br />
Bunu bilen Amerika’nın Başkanı bugün Ankara’da Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile masaya oturuyor.</p>

<p>Bu değişim bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:</p>

<p>Savaş meydanında karşı karşıya gelmektense, güçlü devletlerle masada anlaşmak daha akıllıcadır.</p>

<p>Ve belki de Trump’ın Türkiye’ye, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a ve Türk milletinin bölgesel ağırlığına yaklaşımını anlamak için yalnızca bugüne değil, 220 yıl önce Trablusgarp’ta yaşananlara da bakmak gerekir.</p>

<p>Ancak, tarih tekerrürden ibarettir.<br />
Dış güçler, 220 yıl önce Trablusgarp valisine karşı Mısır’daki muhalif kardeşini nasıl kullandıysa, bugün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a karşı da dava ve yol arkadaşlarını kullanmaya çalıştılar.</p>

<p>Yine muvaffak olamadılar. Bugün bunu gören ve 220 yıl öncesini bilen Trump, aynı hatayı tekrar etmek istemiyor.</p>

<p>Bu da Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin en belirgin işaretidir...</p>

<p>Siz siz olun içimizdeki Mecusi sevicilerine, &nbsp;acem kölelerine, İran muta çocuklarına bel bağlayan ne siyasi partileri, ne liderlerini, ne de sosyal medyadaki sinekleri kafaya takmayın. Herkes görevini yapıyor. İhanet içinde olanlar, ya bir gün ihanetlerinden dönerler, ya da devletimiz onların da hakkından gelir...</p>

<p>Allah devletimizi ve milletimizi güçlü kılsın. Dünyaya adalet dağıtan imparatorluğun yeniden varisi kılsın.&nbsp;<br />
Adil bir dünya için yeni Türkiye'ye dünyanın ihtiyacı vardır.&nbsp;<br />
Rabbim nasib eylesin...</p>

<p><strong>Fî Emânillah.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 08:24:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Eczacılar Günü</title>
                <category>Suat Gülşen</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/dunya-eczacilar-gunu-78991</link>
                <author>suatgulsen@malatyatime.com (Suat Gülşen)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/dunya-eczacilar-gunu-78991</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Eczacılar Günü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>25 Eylül Dünya Eczacılar Günü, insan sağlığı için çalışan milyonlarca eczacıyı onurlandırma günüdür.<br />
2009 Yılından bu yana 25 Eylül, Dünya Eczacılık Günü olarak kutlanmakta ve <strong>“Eczacınız en yakın sağlık danışmanınızdır”</strong> sloganıyla hizmet verilmektedir.&nbsp;<br />
Aslında benim en yakın sağlık danışmanım kendi evimde. Onu sizlerle tanıştırmadan önce sizi 1953 yılına götürerek kapısından ağlayarak girdiğim eczane ile ilgili bir anımı anlatmak istiyorum.<br />
Günümüzde 207 Eczanesi olan Malatya merkezde o zamanlar 7 eczane vardı. (Merkez, Cumhuriyet, Şifa, Malatya, Halk, Barış ve Yeni Eczane)<br />
O zamanlar birçok ilaç, hekimin reçetesine göre eczanelerde yapılırdı. Her eczanenin küçük bir laboratuvar bölümü vardı. İlaçlar burada hazırlanır, şişelere, kutulara konur, kullanma talimatı elle yazılırdı.<br />
Kolonya her yerde bulunmaz eczanelerde açık olarak satılır, boş şişelere burada dolum yapılırdı.&nbsp;<br />
Bir nevi sağlık kabini gibi hizmet verilir, hastaların iğne ve pansumanlarının da yapıldığı olurdu.<br />
Küçüktüm, ilkokul 2.sınıfa gidiyordum. Mutfakta soğan kalmamıştı. Mutfağın içinde ve üst tarafında erzak deposu amacıyla yapılan ve merdivenle ulaşılan Müsadere dediğimiz bölmeden soğan indirmem gerekiyordu. Merdivenle çıkıp birkaç soğan aldım. Tam inmeye başlarken merdiven basamağı yerine ayağım boşa gidince paldır-küldür yere düştüm.&nbsp;<br />
Kolum kırılmıştı ve acı içerisinde kıvranıyordum. Mensucat fabrikasında çalışan babam eve gelince beni Temelli Pasajında alt caddeye bakan yerdeki eczaneye götürdü. Bir kırıkçı-çıkıkçı bulup burada kolumu sarıp sarmadılar ve kolumu dirsekten yana kıvrık şekilde boynumdan bir bez geçirerek asıya aldılar.&nbsp;<br />
Bir ay kadar bu şekilde okula devam ettim. Kolum iyileşmişti ama dirseğim biraz eğri kaynamıştı. Üstelik uzun süre yazı da yazamayınca o yıl sınıfta kalmıştım.<br />
Eh, hastaneye gitmeden eczanede yapılan kırık tedavisi de bu kadar olurdu. Bana engel teşkil etmiyordu ama bir yılım da boşa gitmişti.<br />
Aklıma gelmişken kendi Eczacılık günlerimden de bahsedip asıl yazmak istediğim <strong>“Eczacınız en yakın sağlık danışmanınızdır”</strong> konusuna döneceğim.&nbsp;<br />
1969 yılında Adana’nın Tufanbeyli ilçesi Hükümet Tabipliğinde sağlık memuru olarak görev yapıyordum. İlçe Adana’ya çok uzak, fazla gelişmemiş, mahrumiyet bir yerdi. İlçede eczane yoktu. O zamanlar eczanesi bulunmayan yerlerde Hükümet Tabiplerinin “Ecza dolabı” adı altında eczane açma yetkisi vardı. Doktorumuz da Hükümet Tabipliği binasının karşısındaki binanın altına eczane açmıştı. Hastaları muayene ediyor, kullanacağı ilaçları da kendisi veriyordu.<br />
Aradan aylar geçti ve doktorun tayini çıktı. Başka bir ile gidecek ama raflar dolusu ilacı nereye götürsün? Eczaneyi bize devretti. Birlikte çalıştığım diğer sağlık memura arkadaşla birlikte ilaçların sayımını yapıp ikimiz devraldık.<br />
İlçe halkı ve köylerden gelen hastalar doktor olmayınca ne yapsın?<br />
Doktoru olan en yakın ilçeye gitmesi bir saat sürüyordu ve o zaman ulaşımı sağlayan etrafı tente kaplı jip de günde 2 kez sefer yapıyordu.<br />
Durumu ağır olmayan, ayaktan tedavi görecek hastaların şikâyetlerine göre ilacını ben yazıyordum. Diğer arkadaş da ilaçlarını veriyor, nasıl kullanacağını anlatıp, Enjeksiyon veya pansuman gerekiyorsa yapıp gönderiyordu. Devreden doktora ödediğimiz ilaçların parasını da bu şekilde çıkarmaya çalışıyorduk.&nbsp;</p>

<p>2 ay sonra askere gitmem gerekti. Ben de ilaç hissemi diğer sağlık memuruna devrederek ayrıldım. Bu şekilde kısa süren eczacılık maceram da son buldu.<br />
Sıra geldi evdeki sağlık danışmanımı anlatmaya:<br />
Ankara Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsünde okurken aynı sınıftan arkadaşım Marmarisli Şükran Tekin ile evlendim. 1976 yılında eşimin kızlık soyadını isim olarak verdiğimiz oğlum Tekin dünyaya geldi. Okuldan mezun olunca Muğla’ya tayin olduk. Ben Çevre Sağlığı Başkanı, Eşim Sağlık Meslek Lisesinde Meslek dersleri öğretmeni olarak görev yaparken 1978 yılında kızımız Tülin dünyaya geldi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/222(60).jpg" /><br />
Oğlum ve kızım yıllar içinde birlikte anaokuluna ve sonrasında ilkokula başladılar. Abisiyle aralarında 1,5 yaş olunca kızım hep abisini bir sınıf geriden takip etti.<br />
Tekin ilkokul 1. Sınıfında okurken ev ödevlerinin aynısını Tülin de yapıyor, ayrıca o zamanlarda TRT’de yayınlanan “TV Okulu” programıyla yetişkinlere okuma yazma öğretilirken öğrenmeye çok hevesli olan kızım Tülin de her akşam bu programı takip ediyor ve okuyup yazmayı öğreniyordu.<br />
İlkokula başlama vakti gelince kızımın okuyup yazdığını öğrenen okul müdürü, &nbsp;masasında duran bir kitabı Tülin’e uzatarak okumasını söyledi. O da hiç duraksamadan okuyunca hayret etti ve<strong> “velisi olarak kızınızın 2. sınıftan başlamasını talep ederseniz bir komisyon kurarak sınav yaparız. Değerlendirme sonunda abisiyle birlikte aynı sınıfta okuyabilirler”</strong> dedi.<br />
Müdür Beyin bu önerisini çok düşündük. Yaşının daha küçük, bünyesinin de narin olması nedeniyle kendi yaşıtlarıyla okumasının daha iyi olacağına karar verdik.<br />
Tülin’in birinci sınıfa kaydını yaptırdık. Okullar açılıp dersler başlayınca kızımız her gün okuldan mutsuz geliyordu. Sınıf arkadaşları kalem tutmasını, çizgi çizmesini öğrenirken onun derslerde canı sıkılıyordu. Bu durumu öğretmenine ilettik. Öğretmeni de fark ettiği için ona derslerde okuması için hikâye kitapları vermeye başladı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/333(33).jpg" /><br />
İlkokul bitince abisi Muğla Anadolu Lisesini sınavını kazanarak, ortaokul bölümünde okumaya başladı. Bir yıl sonra Tülin de Anadolu Lisesi sınavını kazandı ve o da abisini takip etti.<br />
Ortaokul son sınıfta Tekin bu kez Mersin Fen Lisesi sınavını kazanınca orada yatılı okumaya başladı. Tülin hiç durur mu? O da aynı sınava girerek Mersin’i tek tercih olarak yazdı ve o da kazandı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/444(29).jpg" /></p>

<p>Üniversitede de aynı durum yaşandı. Tekin Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğini kazanıp İzmir’de okumaya başlayınca bir sene sonra Tülin de aynı üniversitenin Eczacılık Fakültesini kazanarak okumaya başladı.<br />
Üniversite eğitimlerini de art ardına başarıyla tamamladılar. Tekin Amerika’da ki bir firmadan iş daveti alınca orada çalışmaya başladı.<br />
Tülin de İzmir Serbest Bölgede faaliyet gösteren özel bir kozmetik firmasında çalışmaya başladı.<br />
2000 yılında ilk kez devlet memurluğu sınavı yapılmaya başlanacak ve bu sınavla kamu kurumlarına çeşitli mesleklerden personel alınacaktı.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/555(55).jpg" /></p>

<p>Her gün yoğun trafiği olan Bornova’dan Gaziemir’deki Serbest Bölgeye gidip gelmesinin zor olduğunu, devlet memurluğu sınavına girmesini kızımıza önerdik. O, işinden memnun olduğunu söylemesine rağmen bir gün annesiyle birlikte sınav merkezine giderek gerekli başvuru evraklarını aldık. Kızımız gönülsüz de olsa formu doldurup imzaladı. Biz de tekrar götürüp sınav merkezine teslim ettik. Sınav günü geldiğinde sınava girdi. Sonuçlar açıklandı ve aldığı yüksek puanla İzmir Askeri Hava Hastanesine tayin oldu.</p>

<p>Böylece hastane eczacılığına başlayan kızımız şu anda hala hastane eczacılığı yapmakta ve mesleğinde 27. Yılını doldurmaktadır.<br />
Geçenlerde Aile Hekimime giderek periyodik olarak 6 ayda bir yaptırdığım kan kontrolüm için kan verdim. Sonuçlar çıktığında doktorum tahlil sonuçlarımın yaşıma göre çok iyi olduğunu, hatta vitamin değerlerimin yüksek bile olduğunu söyleyince hemen aklıma annesine ve bana çeşitli vitamin hapları vererek düzenli kullanmamızı söyleyen kızım geldi.<br />
Kızımın eczacı olduğunu, onun tavsiyesi ile kullandığımı doktora söyleyince, doktorum gülümseyerek: En yakın sağlık danışmanınız size çok iyi bakmış ama vitaminleri kullanmaya 6 ay ara vermeniz gerekiyor” dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/666(33).jpg" /><br />
Sağlığımıza verdikleri emekle hayatımıza dokunan tüm eczacılarımızın ve Eczacı kızımın Eczacılık Günü'nü kutluyor, yazımı bir öksürük fıkrasıyla sonlandırıyorum.</p>

<p>Bir eczacı, yandaki bakkalın çırağını çağırıp:<br />
<strong>&nbsp;-5 dakika dükkana göz kulak ol, hemen döneceğim”</strong> der ve çıkar.&nbsp;<br />
5 dakika sonra döndüğünde:<br />
<strong>&nbsp;-Gelen giden oldu mu?”</strong> diye sorar. Çırak:<br />
<strong>&nbsp;-Bir adam geldi ve öksürük ilacı istedi, ben de şu kırmızı kutulardan verdim.” </strong>deyince eczacı telaş eder&nbsp;<br />
<strong>-Büyük kırmızı kutular müshil, küçük kırmızı kutular öksürük şurubu. Hangisinden verdin?” </strong>der.&nbsp;<br />
Çocuk hatırlamayınca, eczacı adamın ne tarafa gittiğini sorar ve dükkandan fırlar. Az ileride bir ağaca sarılmış, tarife uygun bir adam görünce yaklaşıp sorar:<br />
<strong>– Beyefendi, az önce eczaneden öksürük ilacı aldınız mı?<br />
– Evet...<br />
– Peki, öksürüğünüz devam ediyor mu?<br />
– Cesaretimi toplayabilsem öksüreceğim ama...</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 10:31:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/11/suat-gulsen-1699447974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diplomanız Bol Olsun</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/diplomaniz-bol-olsun-78990</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/diplomaniz-bol-olsun-78990</guid>
                <description><![CDATA[Diplomanız Bol Olsun]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde biraz arşiv karıştırdım. Bir yazının başlığı dikkatimi çekti: <strong>"Kavram Kargaşası".</strong> Yazar, güzel örneklerle nasıl bir kavram kargaşası yaşandığını anlatıyordu. 1979 yılında kaleme alınan bu yazı, sanki bugünü anlatıyordu; değişen pek bir şey yoktu yani.</p>

<p>Sonra bu yazıdan beş-on yıl daha gerilere gittim arşivde. Karşıma yine ilginç bir yazı çıktı. Bu yazıda da meslek konusu ele alınmış ve yazar, <strong>"Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri mesleksizliktir" </strong>diyordu.</p>

<p>Arşivin tozlu raflarında, kim bilir daha kaç tane, günümüze kadar değişmeden gelen sorunları ele alan yazı yer alıyor...</p>

<p>Neslin biri gidip diğeri geldikçe ve yaşama dair teknoloji değiştikçe, biz eskide kalan sorunların bittiğini zannediyoruz. Oysa durumun hiç de öyle olmadığı açıkça görülüyor.<br />
Bugün eğer hayatımızı doğrudan ilgilendiren konularda çözüm üreten ustaların sayısında bir azalma görülüyor ve özellikle gençler bu alanlara yönelmiyorsa, bunun nedenini dünde, geçmişte aramak gerekiyor.</p>

<p>Yıllarca Almanya’yı ve Japonya’yı överken hep mühendislerin bilgisinden, yeteneğinden söz ettik; onları övdük durduk. Fakat kimse o müthiş Alman-Japon arabalarını üreten ustalara, işçilere dikkat etmedi. Toplumumuza bir <strong>"diploma hastalığı" </strong>yayıldı ve her şeyi diplomanın çözeceğine inanıldı. Diplomanın peşinden koşan kitlelere meslek bilgisi, meslek eğitimi ve bilinci verilmedi. Aksine; su tesisatçısı, elektrikçi, berber, marangoz, tamirci gibi meslekler küçümsendi. Bu iş kolları yaşamın doğal bir parçası olmaktan çıkarılarak âdeta aşağılandı. Oysa yüzlerce yıl bu meslek sahiplerinin oluşturduğu toplumsal düzen ile ayakta durmuştu bu ülke. Ahi Ocakları, toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını korumuş, dinamizmini hep canlı tutmuştu.</p>

<p>Buna benzer geleneksel yapılar bugün Japonya’da, Almanya’da ve gelişmiş birçok ülkede hâlâ devam ediyor.</p>

<p>Son üç yüz yıldır yaşama dair birçok köklü gerçeği çöpe atmayı uygarlaşmanın bir gereği saydık ve sonunda iyi bir tesisatçı, elektrikçi, marangoz aradığımız bu günlere geldik.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-25%20at%2004_48_38.jpeg" /></p>

<p>Ne diyelim, diplomanız bol olsun.</p>

<p><strong>Almanya ve Japonya'da Ahilik Benzeri Yapılar ve Zanaat Kültürleri</strong></p>

<p>Usta-çırak ilişkisini, mesleki ahlakı ve toplumsal dayanışmayı kurumsal bir gelenek olarak yaşatan yapılar sadece bizim tarihimizle sınırlı değil. Almanya ve Japonya gibi ülkelerin bugün sanayideki ve ekonomideki başarısının arkasında, tıpkı<strong> Ahi Ocakları</strong> gibi zanaat kültürünü nesilden nesile aktaran köklü sistemler yer alıyor.<br />
Yani her şey bize gösterildiği gibi Alman veya Japon Mühendisin etrafında dönmüyor.</p>

<p>Bu ülkelerdeki benzer yapı ve gelenekleri araştırdığımızda ilginç bir durum çıkıyor.</p>

<p><strong>Almanya’da Usta Kalfa Geleneği Devam ediyor.</strong></p>

<p><strong>İkili Mesleki Eğitim Sistemi (Duales System)&nbsp;</strong></p>

<p>Almanya'da Ahilik ruhunun modern dünyadaki en somut ve işlevsel karşılığı <strong>İkili Eğitim Sistemi</strong> (Duales System) ve yüzyıllardır süregelen <strong>Zanaat Odaları (Handwerkskammer)</strong> teşkilatı olarak karşımıza çıkıyor.&nbsp;</p>

<p>Hiç duymamıştınız değil mi? Ve Almanya’da gelenek tam gaz.</p>

<p><strong>●Lonca Geleneğinin Devamı: </strong>Almanya'da zanaatkârlık (Handwerk) kültürü Orta Çağ loncalarına (Zünfte) dayanır. Günümüzde bu yapı modernleşmiş olsa da özünü korumuştur. Bir kişinin usta olabilmesi için sıkı bir ahlaki ve pratik süzgeçten geçmesi şarttır.</p>

<p>●<strong>Usta (Meister) Unvanının Önemi:</strong> Almanya'da herhangi bir zanaat dalında dükkân açmak veya çırak yetiştirmek için devlet onaylı <strong>"Meister" </strong>(Usta) unvanı almak zorunludur. Bu unvan sadece teknik beceriyi değil, aynı zamanda meslek etiğini, insan yönetimini ve öğretebilme yeterliliğini kapsar.</p>

<p>●<strong>Sistem Nasıl İşler?</strong> Gençler okuldan sonra teorik eğitimi meslek okulunda, pratik eğitimi ise doğrudan bir ustanın yanında (iş başında) alır. Bu yapı, Ahilikteki <strong>"çırak-kalfa-usta"</strong> merdiveninin günümüzdeki en kusursuz işleyiş örneklerinden biridir.</p>

<p><strong>Japonya’da aidiyet devam ediyor</strong></p>

<p>Japonya'da ise mesleki aidiyet ve usta-çırak ilişkisi daha çok kültürel bir felsefeye, aile mirasına ve Shokunin (Zanaatkâr) ruhuna dayanır.</p>

<p><strong>●Shokunin Ruh ve Ahlakı: </strong>Japonya'daki zanaatkârlar sadece iş yapmazlar; yaptıkları işi bir ibadet ve ruhsal olgunlaşma yolu olarak görürler. Tıpkı Ahilikteki "eline, beline, diline sahip ol" düsturunda olduğu gibi, dürüstlük, mükemmeliyetçilik ve mesleğe saygı bu kültürün merkezindedir.</p>

<p><strong>●Shinise (Yüzyıllık İşletmeler): </strong>Japonya'da Shinise adı verilen, aynı aile veya usta zinciri tarafından yüzlerce yıldır (bazen 500-1000 yıldır) aralıksız işletilen küçük ve orta ölçekli zanaat işletmeleri vardır. Bu işletmelerde bilgi, sır ve ahlak yazılı kurallardan ziyade usta-çırak bağıyla aktarılır.</p>

<p>●<strong>Geleneksel Çırak Eğitimi (Minarai): </strong>Japon zanaatında (seramik, kılıç yapımı, ahşap işçiliği vb.) yeni başlayan bir genç önce uzun süre sadece izler, temizlik yapar ve ustanın güvenini kazanır. Teknik doğrudan kelimelerle değil, ustanın hareketlerinin gözlemlenmesiyle öğrenilir.</p>

<p><strong>Ortak Payda: Mesleğin Namusu</strong></p>

<p>Ahilikte, Alman zanaat sisteminde ve Japon Shokunin kültüründe temel felsefe aynıdır:<strong> Üretilen maldan önce insan üretilir. Yunus’un ocak için dümdüz odunlar araması gibi.</strong><br />
<strong>İşin içinde işler var dostlar. Bize tu kaka denilip inkâr ettirilen değerlere birilerinin sahip çıkması sizce de şaşırtıcı değil mi?</strong></p>

<p><strong>Dijital Masumiyetin Sonu Bir Telefon Aldı Hayatı Değişti</strong></p>

<p>Geçenlerde bir arkadaşımız yeni bir telefon aldı. Yıllardır kullandığı, bir zamanların üst segment telefonu artık eskimiş ve kullanılamaz bir hale gelmişti. Uzun uzun düşündü, araştırdı, inceledi. Günlerce, aylarca bu süreci sürdürüp karar vermeye çalıştı ve sonunda yine bir üst segment telefon almaya karar verdi.</p>

<p>Arkadaşımız mobil bankacılık kullanmaz, internetten alışveriş yapmaz. Wi-Fi dışında mobil interneti kullanmak istemez. İşte öylesine kendine özgü prensipleri olan, dijital dünyaya mesafe koymuş bir kişidir. Bu yüzden gidip telefonun parasını elden arkadaşına verdi; arkadaşı da onun adına internetten telefonu, kılıfını ve ekran koruyucusunu sipariş etti.</p>

<p>Vee telefon geldi. Sıra, bilgileri eski telefondan yenisine aktarmaya geldi. Normal şartlarda kendisinin rahatlıkla yapabileceği veya herhangi bir telefon bayiinde bir solukta çözebileceği bu sorun için bile gidip çok güvendiği bir başka arkadaşını araması gerekti. Ancak o kişinin birkaç gün yoğunluğu çıkıp araya bir de hafta sonu girince, yeni telefon mecburen kutusunda kaldı.</p>

<p>İşte o birkaç gün boyunca arkadaşımız ve yeni telefon, evde dilsiz ama tehditkâr birer aşık gibi birbirlerini süzdüler.</p>

<p>Artık ben diyeyim müşkülpesent, siz çok hassas ve kimseye güvenmez deyin; nihayet o gün geldi çattı ve arkadaşımız telefonunu kullanmaya başladı.</p>

<p>Olay da tam olarak öyle başladı zaten.</p>

<p>Hani bazı ergenler ya da yetişkin olup marka tutkusundan vazgeçemeyenler telefon almak için geceden sıraya giriyorlar ya da ellerinden düşürmüyorlar ya... İnanın onlar son derece normal ve sıradan insanlar. Adamlar sıradan ergen ya da marka hastası; yapacaklar yani. Ya bizim arkadaşa ne demeli?</p>

<p>Yıllarca sosyal medyada birçok uygulamayı indirmemiş, kullanmamış. Geceleri belirli bir saatte telefonunu sessize alıp kafası rahat uyumuş. Paylaşımları dengeli, ölçülü... Böyle pirüpak bir dijital hayatı vardı.</p>

<p>Ya şimdi? Meğer içinden bir Kurabiye Canavarı çıkmayı bekliyormuş! Kurabiye çıkmadı ama ikizi telefon canavarı çıktı. O üst segment telefonun yapay zekâ destekli uygulamaları, akıllı fotoğraf düzenleme yetenekleri, devasa ekranı aldı götürdü bunu. Yıllarca eleştirdiği ne varsa birer birer yapmaya başladı. Telefonuna bütün sosyal medya uygulamaları indi; saatlerce hepsi inceleniyor, hemen her anı paylaşılıyor ve o telefon artık sabaha kadar açık duruyor.</p>

<p>Her an cihazda yepyeni bir özellik keşfediyor ve tıpkı ilk telefonunu eline almış bir ergen gibi gözlerinin içi parlıyor. Yıllarca mesafeli durduğu o dijital dünya, meğer içine sızmak için doğru anı kolluyormuş.</p>

<p>Ne diyelim; Korelilerin bu arkadaşımızı bir an önce keşfedip reklamlarda oynatması mükemmel olur. Büyük büyükbabalarımızın sabun opera bağımlılığı neyse, bizim kuşağın akıllı telefon esareti de o.</p>

<p>Sözün özü; hayatınızı kökten değiştirmek mi istiyorsunuz? Korkmayın, siz de alın yeni bir telefon.&nbsp;</p>

<p>Yakındır; yeni telefonu ile sabaha kadar oynaşan arkadaşımızın bir gün dijital detoks kampından "Ben nerede yanlış yaptım?" paylaşımı yapması.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İSTİFA MI İSTİFADE Mİ?</strong></span></p>

<p>Anlaşılan o ki, Mansur Yavaş’ın <strong>“konuşamama özrünü</strong>” avantaja çevirmek için<strong> “sessiz güç</strong>” politikası uygulayan taktisyenleri, Yavaş’ı bir çıkmaza sokmuş gibiler.</p>

<p><strong>"Konuşmam ama işimi yaparım"</strong> derin felsefesini sosyal medyadan pompalaya pompalaya, <strong>“bırakın adamı, aslanlar gibi iş yapıyor”</strong> algısını yerleştirip; çarşı-pazar muhaliflerinin, mağdur emeklilerin kırgınlıklarının, yanlış aday seçimlerine gösterilen tepkilerin ve dahi <strong>“e ama biraz kendinize çeki düzen verin bari”</strong> eleştirilerinin sandığa yansımasıyla yüzde 60 oyu rüyasında bile göremezken sandıkta gören Yavaş, bu taktikle günümüze kadar geldi.</p>

<p><strong>"Ben konuşmam, iş yaparım"</strong> dedi. Eyvallah diyen seçmenler, koltuğa oturan Yavaş’ın konuşmamasının çok daha hayırlı olduğunu gördüler. Çünkü hiç değilse ara sıra, tek tük cümleler çıkmasına karşın, tek bir icraatın bile olmaması oy verenlere "<strong>oyy oyy"</strong> dedirtti.</p>

<p>Şimdi bu taktikle, bu <strong>"sessiz güç"</strong> cumhurbaşkanlığına doğru yelken açacakmış. Gerçekten mi? Bu, istifadan çok istifade kokan bir eyleme benziyor.</p>

<p>Büyükşehir çantada keklik, cumhurbaşkanlığı yardımcılığı neden olmasın, hatta "<strong>cumhurbaşkanı bile olurum" </strong>yaklaşımı sizce de histerik bir mevzuya dönüşmedi mi? Bunu açıklayacak hangi bilim erbabı vardır, ben bilmiyorum.</p>

<p>Eskiden emekli generaller cumhurbaşkanı olurdu. Şimdi iş yapmayan, icraat bilmeyen belediye başkanları cumhurbaşkanlığına talip.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SORASIM GELDİ, DAHA ÖNCE NEREDEYDİNİZ?</span></strong></p>

<p>Uzaktan bakınca aynı partinin kurduğu bir hükümet olarak gözükse de pek öyleye benzemiyor. Bunu son olaylardan sonra daha iyi anladık.</p>

<p>Ne mi oldu da bu aydınlanmayı yaşadık?</p>

<p>Biliyorsunuz, bakanlar zaman zaman değişiyor. Tamam, her yiğidin bir yoğurt yiyişi, her bakanın da kendine göre bir icraat edişi var. Ama bu kadarı da biraz fazla şaşırtıcı gelmedi mi size? Yanisi, bir önceki sayın bakanın yapmadığı, etmediği işler yapılır edilir olunca bu şaşkınlık hâline düştük.</p>

<p>Mesela, bu çarşı pazar fiyatlarıyla oynayan beyler daha önce yok muydu? Yeni mi ortaya çıktılar da tepelerine savcılar bindi?</p>

<p>Daha önce çarşı pazarda fiyatlar şeker gibiydi de vatandaş hiç şikâyet etmiyor, pazara ayırdığı paranın yarısını bile harcamadan evine dönüyordu da bizim mi haberimiz yoktu?<br />
Uzatmayalım; bir garip iş bu işler... Acaba diyorum, ana muhalefetteki göz yaşartıcı parçalanma neticesinde kimseyle ve hiçbir şeyle ilgilenememeleri mi bu işlerin önünü biraz olsun açtı?<br />
Sorasım geldi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANEMDEN<br />
LİDERİN KİTABI-RECEP MUHLİS GÜR</span></strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-25%20at%2004_48_39.jpeg" /><br />
Doğu ve Batının tarihe mal olmuş liderlerini kişisel yetenek ve özelliklerinin anlatıldığı eser bir bakıma bir idare baş yapıtı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 08:21:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya\&#039;da ve Anadolu\&#039;da Bir Kadim Gelenek: Öllük</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyada-ve-anadoluda-bir-kadim-gelenek-olluk-78989</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyada-ve-anadoluda-bir-kadim-gelenek-olluk-78989</guid>
                <description><![CDATA[Malatya\'da ve Anadolu\'da Bir Kadim Gelenek: Öllük]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/makale(4).jpg" /></p>

<p>Eski Malatya’yı bilenler hatırlar...</p>

<p>Çarmuzu’nun, Orduzu’nun dar sokaklarında, kerpiç evlerin avlularında yankılanan o tanıdık sesi:</p>

<p>—“Öllükçüüü! Öllük varrr!”</p>

<p>Taştepe civarındaki Öllük Dağı’ndan çıkarılan, merkeplerin heybelerine yüklenip sokak sokak gezdirilen bir Anadolu hikâyesidir bu.</p>

<p>Bugünün nesli belki adını bile duymadı, duysa da anlamını çıkaramaz.&nbsp;</p>

<p>Ama o günün anaları için höllük; sadece bir toprak değil, şefkatin, hijyenin ve aile bütçesinin en sağlam dayanağıydı.</p>

<p>Neydi öllük? Nasıl kullanılır idi?</p>

<p>Alt Bezi Yerine: Yüksek emicilik özelliğine sahip bu ince toprak, bebeğin idrarını çekmesi için bezin içine konurdu.</p>

<p>Isıtma Amacıyla: Tavada veya soba üzerinde ısıtılıp kundak bezine serilerek bebeğin sıcak kalması sağlanırdı.</p>

<p>Pişik Tedavisi: Ufalanıp toz haline getirilen toprak, bebeklerdeki pişiklerin tedavisinde pudra gibi kullanılırdı</p>

<p>Elekten usulca elenen o incecik toprak, önce ocakta tatlı tatlı ısıtılırdı.</p>

<p>Sonra bir bezin üzerine yayılır, bebeğin altına serilirdi.</p>

<p>Ne pişik bırakırdı çocukta, ne de sızıntı.&nbsp;</p>

<p>Toprak emip yutardı nemi.</p>

<p>Ana eli değince o toprağa, sıcaklığı beşiğe sinerdi; bebeğe anasının kucağı gibi tatlı bir rahatlık verirdi.</p>

<p>Üstelik bugünün çocuk bezi gibi doğada yıllarca çürümeyen atık bırakmazdı.</p>

<p>Plastik yoktu, kimyasal yoktu, naylon yoktu.</p>

<p>En önemlisi de aile bütçesine yük olmazdı; fakir fukaranın imdadına yetişirdi.</p>

<p>O zamanlar hazır bezler yoktu ama ne vardı biliyor musunuz?</p>

<p>Tandır dumanı vardı.</p>

<p>Yediğimiz içtiğimizde<br />
tad var idi ...</p>

<p>Evin avlusunda yükselen buram buram toprak kokusu vardı.</p>

<p>En çok da ananın bitmeyen emeği, hesapsız sevgisi vardı.</p>

<p>Bir avuç öllükle koskoca bir nesil büyüdü bu topraklarda.<br />
Mühendis oldu, öğretmen oldu, devlet adamı oldu...&nbsp;</p>

<p>O toprağın sıcaklığıyla yetişti.</p>

<p>Şimdi dönüp bakıyoruz bugünün tablosuna...</p>

<p>Yoğurdu marketten alıyoruz, ekmeği fırından, turşuyu kavanozda...</p>

<p>Çocuğun bezini koli koli eve yığıyoruz.</p>

<p>Market mahkumu olmuşuz adeta.</p>

<p>Kredi kartı POS cihazından geçiyor, tık sesini duyuyoruz.</p>

<p>İnternetten bir tıkla sipariş veriyor, kapıda teslim alıyoruz.</p>

<p>Kolaylık mı? Kolaylık.</p>

<p>Ama bir yanımız da gittikçe yüksünüyor, üşeniyor, doğaldan ve emekten kopuyor.</p>

<p>Eski anaların yoklukta ürettiği pratik akıl ve samimiyet, yerini tüketime bıraktı.</p>

<p>Ah o eski Malatya...</p>

<p>Toprağın bile bir hatırası, bir dili vardı.</p>

<p>Bir avuç öllükte saklıydı bir evladın çocukluğu, bir annenin göz nuru, bir evin bereketi.</p>

<p>Öllük deyip geçmeyin; o, toprağın değil, Anadolu insanının hafızasının adıydı.</p>

<p>Şimdi plastik ambalajların, naylon bezlerin arasında geçmişi arıyoruz.</p>

<p>Eskilerin dediği gibi:<br />
“Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete...”</p>

<p>Selam ve muhabbetle..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 07:50:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okullarımızda Neler Oluyor?</title>
                <category>Sümeyye Alagöz</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/okullarimizda-neler-oluyor-78988</link>
                <author>sumeyyealagoz@malatyatime.com (Sümeyye Alagöz)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/okullarimizda-neler-oluyor-78988</guid>
                <description><![CDATA[Okullarımızda Neler Oluyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hatırlar mısınız bundan 15-20 yıl önce bizler çocukken bir şehit haberi geldiğinde ülkede geniş çaplı etki uyandırırdı. Bürokraside toplumun tüm kesimlerinde günlerce şehit haberi konuşulur, üst düzey makamlardan ardı ardına açıklamalar gelirdi. Yıllar geçtikçe bu haberler manşetlerden düştü, akşam ajanslarında bir iki dakikalık haberlerle duyurulup geçildi, şimdilerde ise alt yazı olarak verilir oldu. Çoğu zaman toplumun büyük çoğunluğunun haberi dahi olmadı.&nbsp;</p>

<p>'Şimdi bunları yazmak nerden icap etti?' dediğinizi duyar gibiyim. Bugünlerde benzer bir durum okullarımız için söz konusu. Eskiden yurt dışından duyduğumuz okul tarama haberlerini şimdi nerdeyse hava durumu gibi her haber ajansında görür olduk. Korkarım yakında bu haberlerde tıpkı aziz şehitlerimiz gibi yavaş yavaş alıştığımız hatta üzülerek söylüyorum göz ardı ettiğimiz bir noktaya gelecek.&nbsp;</p>

<p>Dün okullar başlayalı henüz bir hafta olmuşken çok elim bir hadise yaşadık. Bir öğrenci, bir çocuk! Evden aldığı bir silahla sokaktan güzel güzel geçti gitti ve okuluna, arkadaşlarına ateş açtı. Şimdi şu cümlede absürt ötesi absürt birden fazla durum söz konusu. Birincisi; ülkemizde normal bir vatandaşın evinde silah neden olur, neden evinde silah bulundurma ihtiyacı hisseder bir insan? Bir de onu çocukların erişeceği yere koymak gerçek bir akıl tutulması değilse nedir? İzahı olmayan şeylerden bir diğeri; bu çocuk bir haftada ne yaşamış olabilirde böyle bir eylem gerçekleştirmiştir? Tabii ki bu durumun mantıklı bir gerekçesi olmaz, fakat toplumsal bir refleksle bir neden sorgulamasına girmemek elde değil. Bununla birlikte bu nedenler her ne olursa olsun biran önce ortaya çıkarılmaz ve gerekli önlemler alınmaz ise maalesef bu iş daha ileri boyutlara taşınabilir.&nbsp;</p>

<p>Geçen sene Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da bunun gibi iki elim hadise yaşanmış, maalesef hayatını kaybeden çok sayıda öğrencimiz olmuştu. Sonra MEB okulların önünde bekçi ve polis bulundurma yoluna gitmiş bunu bir dönem uyguladıktan sonra maalesef bu eğitim öğretim yılında bu uygulamaya da son verip sadece riskli bölgelerde ki okullarda güvenlik güçleri bulundurma kararı almışlardır. Geçen sene polis bulundurma kararından sonra birçok eğitimci bunun yarayı tedavi etmek olmadığını sadece kanamayı durdurmak için bir yarabandı olduğunu ve o bant oradan kalkınca yaranın yeniden kanayacağını ifade etmişti. Derler ya iki kere iki dört eder o netlikte bir durumdu bu.&nbsp;</p>

<p>Söz gelimi bu yara tedavi edilmedikçe üzülerek söylüyorum ki daha çok kan akar.<br />
&nbsp;<br />
<strong>Peki bu yara nedir, tedavisi nasıl olur?&nbsp;</strong><br />
&nbsp;<br />
Yıllardır içten içe çürüyen toplum maalesef bugün artık kokmaya başladı. Hep gençler ve çocuklar bu çürümüşlüğün sebebi gösterilirken ben bu görüşe katılmıyorum. Bu çürümüşlüğün asıl sebebi değerlerini çocuklarına aktaramamış yetişkinlerdir. Günün koşturmasından akşam beş dakika dahi oturup çocuğuyla günün kritiğini yapmayan anne ve babalar. Ama herzaman söylediğim gibi sizin yetiştirmediğiniz çocuğu başka biri yetiştirecektir. Sınırsız bir sosyal medya ve internet deryası karşımızdayken biz çocuklarımıza sahip çıkmazsak onları ele geçirmek için avucunu kaşıyan binlerce sırtlandan biri onları mutlaka elde edecektir.</p>

<p>Gün bizleri haklı çıkarırken bugün yapılacak ilk şey sabah çocuklara matematik öğretmek değil tüm çocukları belirli bir taramadan geçirmek, riskli okulları değil riskli çocukları belirlemek ve onlarla etkin çalışmalar yürüterek riskleri ortadan kaldırmak. Zira okul riskli bölgede olmayabilir, ancak bir çocuk riskli ise şu olayı yaşamak için yeterli oluyor. Şuana kadar yaşanan benzeri olayların hiçbirinde okulun tüm öğrencileri birlikte bu eylemlere kalkışmadı. Her olayda konuştuğumuz bir öğrenci ve bir silah vardı. Bu sebeple bulunduğu çevreye ailenin sosyo-ekonomik düzeyine eğitim seviyesine bakılmaksızın her çocuğun bir ruh sağlığı çalışanıyla görüşmesi sağlanmalı ve önceliklendirilmeli. Yeni maarif modelde ifade edilen ve nihai hedef olan <strong>''Yetkin ve erdemli birey'</strong>' yetiştirme düsturuna ancak bu şekilde ulaşılabilir.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 10:33:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/sumeyye-alagoz-1672249307.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya\&#039;da Listeler Şimdiden Yazılıyor</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyada-listeler-simdiden-yaziliyor-78987</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyada-listeler-simdiden-yaziliyor-78987</guid>
                <description><![CDATA[Malatya\'da Listeler Şimdiden Yazılıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Erken seçim konuşuluyor.</p>

<p>Tarih belli değil.</p>

<p>Sandık ortada yok.</p>

<p>Malatya’da ise hareket başlamış.</p>

<p>Bir tarafta Büyükşehir.</p>

<p>Öbür tarafta Ankara.</p>

<p><strong>Bülent Tüfenkci </strong>Büyükşehir’e yönelirse, milletvekilliği hesabında şu isimler öne çıkıyor:</p>

<p>Ahmet Kızılay.</p>

<p>Selahattin Gürkan.</p>

<p>Ali Bakan.</p>

<p>İlhan Geçit.</p>

<p><strong>Öznur Çalık</strong> belediye başkanlığı için devreye girerse, bu kez Ankara tarafında:</p>

<p>Bülent Tüfenkci.</p>

<p>Ahmet Kızılay.</p>

<p>Selahattin Gürkan.</p>

<p>Ali Bakan.</p>

<p>Bir de<strong> İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak</strong> var.</p>

<p>Büyükşehir Genel Sekreter Yardımcılığından milletvekilliğine uzanan hızlı bir siyasi yol yürüdü.</p>

<p>Büyükşehir için niyetinin olduğu konuşuluyor.</p>

<p><strong>Olabilir.</strong></p>

<p>Ama depremden çıkmış Malatya’da o koltuk yalnız siyasi nasiple taşınmaz.</p>

<p>Ortaya konan işe bakılır.</p>

<p>Yönetim kabiliyeti tartılır.</p>

<p>Şehirdeki karşılığı ölçülür.</p>

<p><strong>İlhan Geçit</strong> de milletvekilliği kulislerinde.</p>

<p>Benim 21 Eylül 2026 itibarıyla not ettiğim fotoğraf bu.</p>

<p>Seçim tarihi henüz yok.</p>

<p>Malatya’da ise…</p>

<p><strong>koltukların adı konmadan isimleri dolaşmaya başlamış.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SAĞLIK MI, MAKAM MI?</span></strong></p>

<p>Malatya siyasetinde son günlerde<strong> Sami Er</strong> üzerinden bir sağlık kulisi dolaşıyor.</p>

<p>Kulis diye not düşelim.</p>

<p>Evvela geçmiş olsun.</p>

<p>Rabbim şifa versin.</p>

<p>Ailesine, sevenlerine bağışlasın.</p>

<p>Makamın alternatifi bulunur.</p>

<p><strong>Sağlığın bulunmaz.</strong></p>

<p>Bir ihtimal gündeme düşünce yeni isimler de ortaya çıkıyor.</p>

<p>Onlardan biri <strong>Mikail Sülük</strong>.</p>

<p>Pütürge Belediye Başkanı.</p>

<p>Sülük’ün çalışma tarzını bir süredir izliyorum.</p>

<p>Ankara’ya gidiyor.</p>

<p>Dosyayı bırakıp dönmüyor.</p>

<p>Peşini bırakmıyor.</p>

<p>Netice almaya çalışıyor.</p>

<p>Halk tabiriyle, tuttuğunu koparıyor.</p>

<p>Siyasi hiyerarşiyi de gözetiyor.</p>

<p>Kimin emeği varsa teslim ediyor.</p>

<p>Başkasının yaptığı işe sahip çıkmaya hevesli görünmüyor.</p>

<p>İlçeye bakınca elinde göstereceği işler mevcut.</p>

<p>Kentsel dönüşüm.</p>

<p>Tekstilkent.</p>

<p>Deprem sonrası yapılan<strong> 192 metrekarelik, iki katlı konutlar</strong> da hâlâ konuşuluyor.</p>

<p>Bugün Malatya’da 80–90 metrekarelik deprem konutları tartışılırken…</p>

<p>192 metrekare dikkat çekiyor.</p>

<p>Ben daha çok yönteme bakıyorum.</p>

<p>Bir belediye başkanı Ankara’ya gittiğinde fotoğraf mı getiriyor…</p>

<p>dosyanın sonucunu mu?</p>

<p>Pütürge’nin ölçeği başka.</p>

<p>Malatya Büyükşehir’in yükü daha ağır.</p>

<p>Bütçe genişler.</p>

<p>Sorumluluk artar.</p>

<p>Şehrin derdi çoğalır.</p>

<p><strong>Pütürge’de yaptığını Malatya ölçeğinde yapabilir mi?</strong></p>

<p>Bu soru şimdilik burada kalsın.</p>

<p>Sami Er görevinde.</p>

<p>Mikail Sülük Pütürge’de.</p>

<p>Gerisi kulis.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-21%20at%2011_33_41%20(1).jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AĞLAYARAK ODA YÖNETİLMEZ!</span></strong></p>

<p>Geçenlerde <strong>Adnan Dalgakıran</strong>’a sordum:</p>

<p>“Rakibiniz Ender Yılmaz mı, 13 yıllık sistem mi?”</p>

<p>Cevabı güzeldi:</p>

<p>“Kim kime rakip? Odakule’de gömü mü var ki?”</p>

<p>Geçtim.</p>

<p>İş dünyasında kavga fazla prim yapmaz.</p>

<p>Mağduriyet de sermaye sayılmaz.</p>

<p>Tüccar güven arar.</p>

<p>Sanayici istikrar.</p>

<p>Yatırımcı önünü görmek ister.</p>

<p>Şimdi Malatya’ya dönelim.</p>

<p><strong>Mahmut Poyraz</strong>’ın seçim sürecindeki açıklamalarını baştan alalım.</p>

<p>Önce meslek gruplarına itiraz etti:</p>

<p><strong>“Sayısal üstünlük sağlanıyor.”</strong></p>

<p>Ardından seçmen listeleri gündeme geldi:</p>

<p><strong>“Haksızlık var.”</strong></p>

<p>Tartışma büyüdü.</p>

<p><strong>Seçim tarihi.</strong></p>

<p>Sandığın kurulacağı yer.</p>

<p><strong>Fiziki şartlar.</strong></p>

<p>Listelerin kendilerine verilmediği iddiası.</p>

<p><strong>Odanın seçim ofisi gibi kullanıldığı eleştirisi.</strong></p>

<p>Ve nihayet:</p>

<p><strong>“Allah rızası için artık yeter.”</strong></p>

<p>Süreç orada da bitmedi.</p>

<p>Poyraz cephesi seçmen listelerine ilişkin itirazlarını İlçe Seçim Kurulu’na taşıdı.</p>

<p>Kurulun işlemleri kamuoyuna bu başvuruların sonucu gibi yansıdı.</p>

<p><strong>MTSO ise bunun rutin işlem olduğunu, sayının 155 yerine 140 olduğunu ve yaklaşık 200 üyenin şartları sağladığı için zaten listeye gireceğini açıkladı.</strong></p>

<p>Hukuki hükmü seçim kurulları verir.</p>

<p>Ben kampanyanın diline bakıyorum.</p>

<p>Mahmut Poyraz’ın projelerinden önce itirazlarını öğreniyoruz.</p>

<p>Meslek grubu.</p>

<p>Liste.</p>

<p>Seçim şartları.</p>

<p>Kurul.</p>

<p>Başlık değişiyor.</p>

<p><strong>Şikâyet değişmiyor.</strong></p>

<p>İyi de…</p>

<p>MTSO Başkanlığına talipsiniz.</p>

<p>Yarın sanayicinin kredi düğümünü çözmeye çalışacaksınız.</p>

<p>Tüccarın önündeki bürokrasiyi aşacaksınız.</p>

<p>İhracatçı için Ankara’da kapı çalacaksınız.</p>

<p>Üye sıkıştığında sizden yol bekleyecek.</p>

<p>Kendi seçim sürecinizi sürekli:</p>

<p>“Bana bunu yaptılar.”</p>

<p>“Şunu vermediler.”</p>

<p>“Burada engellediler.”</p>

<p>diye anlatırsanız…</p>

<p>tüccarın aklına şu düşer:</p>

<p><strong>“Sen kendi önündeki engeli aşamıyorsan, benimkini nasıl aşacaksın?”</strong></p>

<p>Hak aramak hakkınız.</p>

<p>İtiraz etmek de.</p>

<p>Ama kampanyanın ana dili mağduriyete dönerse, çözüm iddianız geride kalır.</p>

<p><strong>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu</strong> da geçmişte benzer hatalar yaptı.</p>

<p>Sertleşti.</p>

<p>Kavgaya girdi.</p>

<p>Bedelini gördü.</p>

<p>Bugün daha kontrollü yürüyor.</p>

<p>Ziyaretini yapıyor.</p>

<p>Projesini anlatıyor.</p>

<p>Bir itham varsa cevap verip yoluna devam ediyor.</p>

<p>Pişmek biraz da bu.</p>

<p>Mahmut Poyraz’ın yapacağı zor değil.</p>

<p>İtirazını yap.</p>

<p>Hakkını ara.</p>

<p>Belgen varsa ortaya koy.</p>

<p>Ardından şunu anlat:</p>

<p><strong>“Ben bu odayı neden daha iyi yöneteceğim?”</strong></p>

<p>İş insanına şikâyetten fazlasını göstermek lazım.</p>

<p>Çözümünü koyacaksın.</p>

<p>Projen olacak.</p>

<p>İradeni göstereceksin.</p>

<p>Sermaye acıma duygusuyla hareket etmez.</p>

<p><strong>Güven gördüğü yere gider.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-21%20at%2011_33_41.jpeg" style="height:649px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">RUHSAT KİME LAZIM?</span></strong></p>

<p>Malatya’da işyeri açacaksanız…</p>

<p>evrakınız tam olacak.</p>

<p>Ruhsat.</p>

<p>İskân.</p>

<p>İtfaiye uygunluğu.</p>

<p>İmar.</p>

<p>İmza.</p>

<p>Bir tanesi eksikse…</p>

<p>kapıdan dönersiniz.</p>

<p>Normal.</p>

<p>Kural dediğiniz zaten bunun için var.</p>

<p>Şimdi Karakavak’a gidelim.</p>

<p><strong>Cengiz Başer</strong>’in eşi ve çocuklarının ortak olduğu bir şirket kurulmuş.</p>

<p>Faaliyet alanı geniş.</p>

<p>Gıda.</p>

<p>Restoran.</p>

<p>Otomotiv.</p>

<p>Reklam.</p>

<p>Gayrimenkul.</p>

<p>İnşaat.</p>

<p>Taahhüt.</p>

<p>İhale.</p>

<p>Ticaret yapabilirler.</p>

<p>Bunda mesele yok.</p>

<p>Tartışma dükkân açılınca başlıyor.</p>

<p>Ailenin hamburger kafesi, inşaatı tamamlanmadığı ileri sürülen bir binada faaliyete geçmiş.</p>

<p>Belediye kayıtlarında inşaat ruhsatı bulunduğu, işyeri açma belgesinin ise olmadığı iddia ediliyor.</p>

<p>Açılışa <strong>İlhan Geçit</strong> geliyor.</p>

<p>Misafirleri Cengiz Başer karşılıyor.</p>

<p>Şimdi dönelim sıradan esnafa.</p>

<p>Dükkân açarken ruhsatı soruluyor.</p>

<p>İskânı isteniyor.</p>

<p>Yangın uygunluğu aranıyor.</p>

<p>Evrakı inceleniyor.</p>

<p>Burada da aynı usul geçerli olsun.</p>

<p>Hepsi bu.</p>

<p>Cengiz Başer, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün başındaki isim.</p>

<p>İmar, inşaat ve dönüşümün tam merkezinde.</p>

<p>O yüzden herkesin merak ettiği şey belli:</p>

<p><strong>Ruhsat var mı?</strong></p>

<p>YENİ Parti meclis üyesi <strong>Günnur Tabel </strong>de binanın oturma ruhsatı bulunmadığını, bu nedenle işletme ruhsatının da olamayacağını söyleyerek konuyu belediye meclisine taşıyacağını açıkladı.</p>

<p>Varsa…</p>

<p>çıkarılır.</p>

<p>Gösterilir.</p>

<p>Tartışma biter.</p>

<p>Yoksa vatandaşa uygulanan mevzuat burada da işler.</p>

<p><strong>Ruhsat vatandaşa lazımsa, müdürün ailesine de lazım.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÇARŞININ TEMELİNDE DÜKKÂN DEĞİL, HAK VAR</span></strong></p>

<p>Malatya’nın çarşısı yükseliyor.</p>

<p>Cepheler beliriyor.</p>

<p>Dükkânlar ortaya çıkıyor.</p>

<p>Teslim konuşuluyor.</p>

<p>Ama aşağıda başka bir dosya duruyor:</p>

<p><strong>Kim ne verdi, ne aldı?</strong></p>

<p>Akpınar’dan Turgut Temelli’ye uzanan yeni çarşıyla ilgili aylardır ağır iddialar dolaşıyor.</p>

<p>Dokuz dükkânı olanın bire düştüğü…</p>

<p>Bodrumdaki işyerinin hesaba katılmadığı…</p>

<p>Gerçek malikin dışarıda kaldığı…</p>

<p>Hakkı bulunmayan bazı isimlerin ticari alan aldığı…</p>

<p>Her biri ciddi iddia.</p>

<p>Cevabı da belgeyle verilmeli.</p>

<p>Burada konuşulan şey cephe rengi değil; vatandaşın mülkiyeti.</p>

<p>Anayasa malını koruyor.</p>

<p>Devlet de o güvenceyi gözetmek zorunda.</p>

<p>Eski malik ne verdi?</p>

<p>Karşılığında ne aldı?</p>

<p>Bodrum nasıl değerlendirildi?</p>

<p>Yeni ticari alan kime tahsis edildi?</p>

<p>Ölçü neydi?</p>

<p>“Çarşı güzel oldu” bu soruları cevaplamıyor.</p>

<p>Vatandaş önce tapusuna bakar.</p>

<p>Dokuz dükkânı olan gerçekten bire düşmüşse…</p>

<p>Bir başkası eski payının üzerine çıkmışsa…</p>

<p>Gerçek malik dışarıda kalmışsa…</p>

<p>önce hak sahipliği hesabı açıklanmalı.</p>

<p>Yargıya taşınırsa hükmü mahkeme verir.</p>

<p>Mülkiyet hesabı ise söylentiyle kapanmaz.</p>

<p>Belge ortaya konur.</p>

<p>Tapuyla karşılaştırılır.</p>

<p>Metrekare hesabı yapılır.</p>

<p>Tahsis cetveli açılır.</p>

<p>Yeni çarşı elbette güzel olsun.</p>

<p>Ama biri kepenk açarken…</p>

<p>öteki hâlâ hakkını arıyorsa,</p>

<p><strong>orada iş bitmemiştir.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-21%20at%2011_33_41%20(2).jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: ŞEMSİYEYİ AÇTIK!</span></strong></p>

<p>Malatya’nın çarşısı değişti.</p>

<p>Sokaklar değişti.</p>

<p>Esnafın yeri değişti.</p>

<p><strong>Bayram Taşkın</strong> da eski Malatya’dan bir hatıra buldu:</p>

<p>Şemsiye Sokak.</p>

<p>Şemsiyeler yeniden asılacak.</p>

<p><strong>Demedi deme Bayram Başkan;<br />
şehir hafızası tavana asılmaz.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET: BİRAZ DA BİZ ZİFTLENDİK</span></strong></p>

<p>Vezir kayığını ziftletmiş.</p>

<p>Hesap gelmiş.</p>

<p>Rakam yüksek.</p>

<p>Sormuş:</p>

<p>“Bir kayık bu kadar tutar mı?”</p>

<p>Usta başını eğmiş:</p>

<p>“Kayık ziftlendi Devletlüm…”</p>

<p>“Biraz da biz ziftlendik.”</p>

<p>…</p>

<p>Malatya’da şimdi üç ayda <strong>30 milyon liralık basın ve tanıtım harcaması</strong> yapıldığı iddiası konuşuluyor.</p>

<p><strong>Serdar Yıldız</strong> da soruyor:</p>

<p>“Bu para nereye gitti?”</p>

<p>Kayık ortada.</p>

<p>Hesap da ortada.</p>

<p><strong>Bir de ziftin kimlere bulaştığı açıklansa…</strong></p>

<p>Fıkra tamamlanacak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: ASFALTIN DA REKLAMI OLURMUŞ</span></strong></p>

<p>Asfalt dökülür.</p>

<p>Vatandaş üzerinden geçer.</p>

<p>Malatya’da yeni usul:</p>

<p>Asfalt dökülüyor…</p>

<p>Bir de sosyal medyada sponsorlu gösteriliyor.</p>

<p>Yolun parasını vatandaş ödüyor.</p>

<p><strong>Reklamını görmenin parasını da yine vatandaş.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FİSKOS MASASI:</strong></span></p>

<p>Malatya’da bu hafta yol anlatılmış, millet çukuru göstermiş. Üç şerit müjdelenmiş, vatandaş yüz metre asfaltın peşine düşmüş. Proje var, kavşak var, yatırım var; ama fiskosa kulak verince herkesin derdi başka sokaktan çıkıyor. Şehir büyüyor deniyor, vatandaş ise hâlâ kendi mahallesinin hesabını tutuyor.</p>

<p><strong>ÜÇ ŞERİT ANLATILDI, VATANDAŞ YÜZ METRE ASFALT İSTEDİ!</strong></p>

<p>Bostanbaşı’nda yolun üç şeride çıkarılacağı, kaldırım ve bisiklet yolu yapılacağı açıklanmış. Fiskos ise hemen Bahçebaşı tarafına kaymış. Mişmiş Park Göleti’nin altındaki bozuk yol, bağlantılar ve asfalt eksikleri yeniden dillendirilmiş. Malatyalının hesabı daha sade: “Üç şerit güzel de, önce şu yüz metreyi bir görelim!”</p>

<p><strong>KAVŞAK PROJEDE HAZIR, KAZMA ORTADA YOK!</strong></p>

<p>Bahçebaşı TOKİ’ye yapılacağı söylenen köprülü kavşak da kulislerde dönüp duruyor. Projenin aylar önce hazırlandığını hatırlatanlar, sahada niçin hâlâ hareket olmadığını soruyor. İkizce’de işler yürürken buradaki sessizlik daha çok göze batmış. Fiskos kısa: “Kavşak kâğıtta hazır; bir tek kazmanın haberi yok!”</p>

<p><strong>YOL KONUŞULDU, CÜZDAN AÇILDI!</strong></p>

<p>Bostanbaşı’ndaki çalışma konuşulurken laf bir anda suya, markete, geçim derdine uzanmış. Kimi faturadan yakınıyor, kimi fiyatlardan. Demek ki Malatyalının gündemi tek şeritten ilerlemiyor. Yol açılıyor, hesap kabarıyor. Çarşıdaki fiskos da hâliyle cebin tarafından geliyor: “Asfalt düzelse de cüzdanın yolu hâlâ yokuş!”</p>

<p><strong>BİR TARAF IŞIL IŞIL, ÖTEKİ TARAF “BİZ DE BURADAYIZ” DİYOR!</strong></p>

<p>Fahri Kayahan, Tecde ve Bostanbaşı hattındaki yatırımlar konuşulurken Kiltepe’den, Çarmuzu’dan, başka mahallelerden de ses gelmiş. Yol isteyen var, aydınlatma bekleyen var, dönüşüm soran var. Yatırımın hesabı rakamla yapılır ama şehirde oluşan kanaat başka: “Bazı mahalleler vitrin, bazıları hâlâ adres tarif ediyor!”</p>

<p><strong>CADDE GENİŞLİYOR, DERTLER TAŞIYOR!</strong></p>

<p>Bostanbaşı’nda yol genişliyor ama mahalle sakinlerinin saydığı meseleler daralmıyor. Başıboş köpek, hafriyat, kaldırım işgali, yağmurda suyla dolan güzergâhlar… Bir iş yapılırken arkadan üç mesele daha çıkıyor. Mahalledeki fiskos şu: “Yolu genişlettiniz, iyi güzel… Şimdi şu dertlere de bir şerit açın!”</p>

<p><strong>İNTERNET YOK, SAAT VAR!</strong></p>

<p>Kent merkezindeki internet arızası günlerce sürmüş. Abonelere saat verilmiş, süre dolmuş, bağlantı yine gelmemiş. Evden çalışan da beklemiş, işini internetten yürüten de. Fiskos artık teknolojiyle değil, takvimle ilgili: “İnternet gelmedi ama verilen saat maşallah tam vaktinde geçti!”</p>

<p>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor… Çünkü Malatya’da bu hafta büyük işler anlatılırken küçük eksikler daha çok konuşulmuş. Bir yerde yol genişliyor, öteki yerde asfalt bekleniyor; bir yerde proje hazır, öteki yerde kazma aranıyor. Şehrin derdi çoğu zaman büyük değil; sadece küçük işlerin sırası bir türlü gelmiyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah.</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 11:37:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Salak bunlar la!”</title>
                <category>Ersoy Baba</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/salak-bunlar-la-78986</link>
                <author>ersoybaba@malatyatime.com (Ersoy Baba)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/salak-bunlar-la-78986</guid>
                <description><![CDATA[“Salak bunlar la!”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba değerli okurlarım.&nbsp;</p>

<p>Okumak ve yazmak çok önemlidir. Bir dili çok iyi konuşabiliyor olmanız çok iyi yazabiliyor veya okuyabiliyor olduğunuzu göstermez.</p>

<p>Geçen haftaki<strong> “Kurumsal Milliyetçilik vefat etti” </strong>başlıklı yazım üzerine Hatay’dan Ahmet Yıldırım abim aradı. Uzun bir sohbetimiz oldu. Hatay’da verdikleri hizmetleri anlattı. Kurumlarında 750 öğrenciye okul olduklarından bahsetti. Suriyeli çocuklara Arapça okuma ve yazmayı öğretiyorlarmış. Suriyeliler Türkiye’ye ilk geldiklerinde onlara Türkçe okuma ve yazma öğretirken şimdi onların çocuklarına Arapça okuma ve yazma öğretiyorlar. Çok ilgimi çekti. Allah hak yolunda gayret eden, çalışan tüm kardeşlerimize abilerimize yardım etsin. Bu konuda bizlerin de onlara desteğini nasip etsin. Amin.</p>

<p>Kurumsal milliyetçilik meğerse 20-30 sene önce vefat etmiş. Kimse de bahsetmeyince benim de geç haberim oldu. Cenazesine yetişemedim. Oysaki ölüm döşeğindeyken bir şeyler yapılabilir, belki de kurtarılabilirdi. Ama meğerse herkes ölsün diye gözüne bakıyormuş. Geç kaldık, yetişemedik.</p>

<p>Bu kurumsal Milliyetçiliğin çoluğu çocuğu yok muydu? Arkasında kimseyi bırakmamış mı?&nbsp;</p>

<p>Mirası çarçur edilerek yenmiş, sonra da kürdanla dişlerini mi temizlemişler?</p>

<p>Neyse. Biz önümüze bakalım. Bugün Sarper San hocamızın yazısı yayınlandığında karikatürü için çok uğraşmışlar. Biliyorsunuz Sarper Hocanın bütün yazılarında yapay zekaya çizdirilen karikatürler konuyordu. &nbsp;Bu hafta yapay zekaya Yahudilerle ilgili karikatür çizdirmek için çok uğraşmışlar. Ancak yapay zekâ:</p>

<p><strong>-“Bir dini kesimle katliam konusunu çizmemiz etik kurallarımıza aykırı</strong>” diye çizmemiş. Komutu değiştirmişler. Gene olmamış. 5-6 denemeden sonra selfie çeken Yahudileri karikatür olarak çiz deyince melek yüzlü Yahudilerle cıvıl cıvıl güzel çocuklarını çizmiş. &nbsp;Çöplük karikatürünü ayrı bir başlıkla çizdirebilmişler. Kuru kafaları da yandex’in görsellerinden seçip çıkarmışlar. Bu işi kim düzenler diye düşündüklerinde de “yatay zekâ” Kasım Özkan’ı göstermiş. Kasım kardeşim önce Yahudilerin yüzlerindeki sevimli ifadeleri gerçeklere dönüştürmüş. Okuyucu korkup kaçmasın diye de tam gerçeğine dönüştürmemiş. Sora çöpleri, kurukafaları birleştirip karikatürü tamamlamış.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-20%20at%2018_47_53%20(1).jpeg" /></p>

<p>Sadece orada değil arama motorları da tam bir Siyonist işgalinde. Arama motoruna New York da Yahudilerin yeraltındaki kanlı ayinleri sorulduğunda Türkiye siyasetinden bazı görseller koyup adeta dalga geçiyorlar.&nbsp;</p>

<p>Yani deyceğim odur ki bu yapay zekalar tam bir Siyonist işgalinde. Çocuk katillerini sevimli gösteren, Yahudilerin yaptıkları katliamlarını etik olarak reddeden ve aleyhte asla yazıp çizmeyen bir zekâ. Oralara fazla takılmayın. Sizden çalıp size vermeyenler bunlar.&nbsp;</p>

<p>Bu Yahudilerden hemen yanı başımızda olanlar var. Bunlardan biri de binlerce katledilen Müslüman Türk’ün kanı üzerinde sanayisini tesis etmiş ve zenginlemiş olan Yahudi Vitali Hakko’dur. Şapka kanunu ile <strong>“zengin edilmiş</strong>” bir yaratıktır. İnsanların kanları üzerinde dans etmiştir. Şapka giymeyi reddettiği için katledilenlerin katliam sebeplerinden biri de o Yahudi’ye para vermediği içindir.&nbsp;</p>

<p>Katledilmekten korkup Vitali Hakko’dan şapka alıp takmak zorunda kalan Müslümanlar sayesinde bugün Vakko bir markadır. Yazık ki kadınlarımız kızlarımız inancı için örtündüğü başörtüsünü de bu dindaşlarının kanları üzerine yığılmış Vakko’dan eşarp almaktadırlar.<strong> Bu eşarbı taktıklarında da Vakko logosu görünecek şekilde örtünüp hava atarak reklam yapmaktadırlar. </strong>Şapka takmadığı için katledilip cennete uğurlanan kardeşlerimizin aksine cehenneme uğurlanacak kadınlarımız kızlarımız var. Ve onlara paralarını temin eden ve bu pisliğe göz yuman kocaları ve babaları da…</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-20%20at%2018_47_53%20(2).jpeg" /></p>

<p>Rıza Nur’da, şapka inkılâbı ve yapılan müthiş vurgun ile ilgili Hayat ve Hatıratım adlı kitabında şöyle diyor:</p>

<p><strong>-“Kasap Yorgo başınıza Vali olacak, taşcı Vasil Jandarma Zabiti olacak buna nasıl dayanacaksınız?”</strong> diyerek harpten yılmış milleti milli mücadele için gayrete getiriyor ve bunda da başarılı oluyorduk.</p>

<p><strong>-“Kur’an’ı abdesthane kâğıdı yapacaklar, size şapka giydirecekler”</strong> diyorduk. Bu da pek etkili oluyordu. Türkler buna tahammül edemiyordu. Milli Mücadelede bunların olmaması için savaştılar.</p>

<p>Talihe bak ki şapkayı da harfleri de, Ermeni Yahudi ve Rum yöneticileri de Milletvekillerini de sonunda Mustafa Kemal’in eli ile getirdiler.</p>

<p>Hani “<strong>Kurumsal Milliyetçilik vefat etti” </strong>diyorduk ya. Onlarınki devam ediyor. Bizimki vefat etmiş.</p>

<p>Bu kadar stres ve gerginlikle yazılmış ve sizi de aynı stresin içine soktuğumuz bir yazının sonunda da gülmeyiverin diyeceğim. Ama gülün ağlanacak halimize.</p>

<p>Cocacola’nın Yahudi patronu Vatikan’a gider ve Papa ile görüşür. Görüşme sonunda Papa’ya teklif sunar:</p>

<p><strong>-“Papa hazretleri, kiliselerde papazlar Tanrım bu günkü ekmeğimi bana ver duası yerine:</strong></p>

<p><strong>-“Tanrım bana bu günkü Cocacola’mı ver” </strong>diye dua etmeleri karşılığında Papalığa 50 Milyon Dolar bağış yapacağını belirtmiş.</p>

<p>50 Milyon Dolar büyük para. Papa’nın hoşuna da gitmiş. Ancak:</p>

<p><strong>-“Böyle bir şey mümkün değil. Kabul edilemez!” deyip teklifi reddetmiş. Yahudi çıkarken şaşkın şaşkın:</strong></p>

<p><strong>-“Hayret yaa! Acaba fırıncılar bunlara “Tanrım bu günkü ekmeğimi bana ver” duası için kaç milyon verdiler ki?...”</strong></p>

<p>Kalın sağlıcakla.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ersoy%20baba%20imza.jpg" style="height:102px; width:200px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Sep 2026 19:02:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/ersoy-baba-1672241408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran\&#039;ın Gölgesinde Yanan Yemen ve Husilerin Kâbe\&#039;ye Uzanan Tehditi</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/iranin-golgesinde-yanan-yemen-ve-husilerin-kabeye-uzanan-tehditi-78985</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/iranin-golgesinde-yanan-yemen-ve-husilerin-kabeye-uzanan-tehditi-78985</guid>
                <description><![CDATA[İran\'ın Gölgesinde Yanan Yemen ve Husilerin Kâbe\'ye Uzanan Tehditi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yemen sıradan bir ülke değildir.</p>

<p>Resûlullah’ın Yemen halkı hakkında övgü dolu sözleriyle anılan, İslâm tarihinin en kadim coğrafyalarından biridir. İman, hikmet, ticaret ve medeniyet tarihinde önemli bir yeri vardır.</p>

<p>Fakat bugün Yemen denildiğinde akla savaş, açlık, yoksulluk, parçalanmışlık, çocukların dramı ve çökmüş bir ekonomi geliyor.</p>

<p>Peki Yemen bu hale nasıl geldi?</p>

<p>Bu sorunun cevabını yalnızca Yemen’in iç meselelerinde aramak eksik kalır.</p>

<p>Çünkü 2014’te İran'ın vekilleri Husilerin Sana’yı ele geçirmesiyle İslam ülkelerinde mecusiler yeni bir cephe açmış oldular.&nbsp;<br />
Bu sürece Suudi Arabistan karşı cephede dahil olsa da, Husilerin İran’la ilişkileri zaman içerisinde askerî ve teknolojik bakımdan ciddi biçimde gelişti. İran füze, İHA, eğitim, danışmanlık ve teknik destek sağladı.</p>

<p>Kimdir bu Husiler?</p>

<p>Husiler, kendilerini Ensarullah olarak adlandıran Yemen merkezli, İran destekli, Yemenli müslümanlara karşı vekalet savaşı veren silahlı bir harekettir.&nbsp;</p>

<p>Hareketin kökleri Yemen’in kuzeyindeki sözde Zeydîlik mezhebine dayanır denilse de, bu silahlı hareketin Zeydiye mezhebiyle aslında çok da alakası yoktur. Çünkü Ehli Sünnet ile Zeydiye mezhebi arasında Şia ile olduğu gibi bir uçurum yoktur.</p>

<p>Zaman içerisinde bu hareket, siyasî ve askerî ideolojisi, Zeydiye mezhebini aşarak İran Devriminin söylemlerinden ve bölgesel “direniş ekseni” anlayışından etkilenmiş, özellikle hareketin kullandığı sloganlarda İran Devrimi'yle belirgin paralelliktedir.&nbsp;</p>

<p>Burada kritik mesele mezhep isminden ziyade siyasî-ideolojik dönüşümdür.</p>

<p>Yemen'in tarihî Zeydîliği ile bugünkü Husi hareketini birbirinin aynısı kabul etmek doğru değildir.</p>

<p>Bugünkü Husi yapılanması; silahlı güç, siyasî iktidar, kabile ilişkileri ve İran'dan gelen askerî-teknolojik destek üzerinden şekillenmiş, ehli sünnet düşmanlığı ve öldürmeyi inanç kabul eden İran Molla rejimi yapısına dönüşmüştür.</p>

<p>İran'ın Yemen'deki hesabı</p>

<p>İran için Yemen yalnızca Yemen değildir.<br />
Yemen; Suudi Arabistan'ın hemen yanı başında, Kızıldeniz'in girişinde, Babülmendep Boğazı'na hâkim stratejik bir coğrafyadır.&nbsp;</p>

<p>1979 yılında ABD ve Fransa İran'da devrim yapar, adına İran İslam devrimi der ve başına Humeyni denen Şia gulatını getirirler. Humeyni Tahran'a indiğinde şu sözleri sarfeder:<br />
Hareketimiz Tahran ile sınırlı değildir, beş tane başkentimiz oluncaya kadar mücadele edeceğiz diyerek, Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana'yi işaret eder. O gün Humeyni Şii hilalini çizmişti.&nbsp;</p>

<p>Aslında Şii hilalinin kapsadığı topraklar da Yahudilerin Arzı Mev'udu idi. Ama Müslümanlar bunu Suriye savaşına kadar anlamamışlardı, ya da doğru anlatılmamıştı.&nbsp;</p>

<p>Tahran'ın Husilere verdiği destek yıllar içerisinde küçük silahlardan balistik füzelere, seyir füzelerine ve saldırı İHA'larına kadar genişlemiştir. ABD ve ortakları 2013-2024 arasında Husi silah sevkiyatlarına ilişkin çok sayıda gemiye müdahale edip, İran yapımı sistemlerle bağlantılı unsurları tespit ettiğini raporlamış olsa da, bunların hepsine göz yumulmuştur.</p>

<p>Dolayısıyla mesele artık bugün Yemen'in kendi iç savaşı olmaktan çıkmıştır.</p>

<p>Artık Yemen, İran'ın bölgesel güç mücadelesinin ileri karakollarından biri haline gelmiştir.</p>

<p>Yemen halkı tıpkı Suriye halkı gibi büyük bir zulme uğruyor, müslümanların kanı oluk oluk akıyor.</p>

<p>2015'te Suudi Arabistan, Husilerin bu katliamına kayıtsız kalmayıp bir kualisyon kurarak Yemen halkını Husilerin vahşetinden korumak için hava saldırılarıyla savaşa girdi.</p>

<p>Bir tarafta Husiler ve onların İran'la gelişen askerî ilişkileri, diğer tarafta Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ve Yemen hükümeti...</p>

<p>Devlet çöktü. Ekonomi çöktü. Altyapı çöktü. Toplum parçalandı.<br />
Yemen'in siyasî, ekonomik ve insani durumu ağır biçimde bozuldu. Husi yönetiminin ekonomi üzerindeki politikaları, yolsuzluk ve ekonomik kontrol uygulamaları da krizi derinleştirdi.&nbsp;</p>

<p>Ülkenin finans sistemi parçalandı.<br />
Merkez bankası iki ayrı yapıya bölündü.<br />
Devlet kurumları bölündü.<br />
Maaşlar aksadı.<br />
Bankacılık sistemi büyük darbe aldı.<br />
Petrol ve gaz altyapısı zarar gördü.<br />
Limanlar ve ticaret yolları savaşın etkisi altında kaldı.<br />
Ve bütün bunların bedelini Yemen'in müslüman halkı ödedi.</p>

<p>İran'ın silahı, Yemen'in ateşi oldu.<br />
Bugün Husilerin elindeki füze ve İHA kapasitesi, hareketin kendi imkânlarıyla açıklanamayacak kadar gelişmiştir.</p>

<p>İran'ın sağladığı teknolojik ve askerî destek, Husilerin yalnızca Yemen içerisindeki rakiplerine karşı değil, Suudi Arabistan'a ve bölgedeki deniz ulaşımına karşı da uzun menzilli saldırılar düzenleyebilmesini sağlamıştır.&nbsp;</p>

<p>Herhalde bu bir avuç baldırı çıplak, kana susamış bedevinin ulaşacağı veya yapacağı teknoloji değildi.</p>

<p>Kâbe'ye ve Mekke'ye yönelen tehdit</p>

<p>Husilerin son zamanlarda Suudi Arabistan'a yönelik füze ve İHA saldırıları, yıllardır bölgesel güvenliğin temel başlıklarından biridir.</p>

<p>Özellikle Mekke'ye yönelik saldırıları, meselenin sadece askerî değil, İslâm dünyasının en kutsal mekânlarının güvenliği bakımından da son derece hassas olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Güncel olarak da Suudi Arabistan, Mekke'yi hedef aldığı belirtilen bir Husi İHA'sının önlendiğini açıkladı; Husiler bu suçlamayı reddetse de, görüntüler ve islam aleminin ayağa kalkması, bunu kınaması, haberlere konu olması, artık inkar derecesini aşmıştır.&nbsp;</p>

<p>İslâm dünyasının kıblesine yapılan tehdit ve saldırı hangi siyasî zihniyetin ürünüdür? diye sorarsanız;<br />
"Eceli gelen köpek camii duvarına işer" atasözü cevabıdır!..<br />
Sonlarının Suriye gibi olacağı apaçıktır.&nbsp;</p>

<p>İslam alemi biliyor ki, bu son gelişmeler sadece bir İran Suudi Arabistan düşmanlığı değildir. İran'ın Molla rejimi Şia gulatlarının ehli sünnete olan düşmanlığının ayyuka çıkışıdır.&nbsp;</p>

<p>Suriye’de kırılan Şii hilalinden sonra patronları tarafından terbiye edilen Molla rejiminin son çırpınışlarıdır. İran halkı açlıkla mücadele edip, sefalet içinde yaşarken, Molla rejimi varlığını sürdürmek için vekalet savaşları veriyor, Şii yayılmacılığını ve Pers hükümranlığını yeniden sürdürmek istiyor.</p>

<p>Ama şunu iyi biliniz ki; bu da İran'ın tıpkı Suriye’de sonu olduğu gibi, Yemen'de de sonu olacaktır inşaallah.&nbsp;</p>

<p>İran'ın alelacele Husileri Babülmendep'e kadar sürmelerinin asıl sebebi ise;<br />
"MEKKE SAVUNMA İTTİFAKI"dır.<br />
Bu ittifaktan en çok iki devlet rahatsız olmuştur. İran ve İsrail...</p>

<p>Bu nedenle Husilerin Suudi Arabistan'ı füzelerle, ihalarla vurması sadece Tahran ile Riyad arasındaki güç mücadelesinin bir cephesi olarak okunmamalıdır.</p>

<p>Mekke ittifakı sağlamlaşmadan, yeni ülkeler katılmadan, büyümeden bir yerde sekteye uğratmak, senelerdir içine çekmek isteyip çekemedikleri Türkiye'yi savaşın için çekmektir. Ama "İt ürür, kervanı yürür"</p>

<p>Osmanlı Hilafet Devletinin yıkılışından bugüne kadar islam ülkeleri arasında ilk defa bir savunma ve askeri işbirliği yapılmıştır. Ortadoğu'da hesabı olan iki devleti, İran ve İsrail'i elbette rahatsız edecektir.&nbsp;</p>

<p>İran bugüne kadar İsrail'e ve Amerika'ya karşı slogan attı, Lübnan'da, Irak'ta, Suriye’de ve Yemen'de müslümanlarla savaştı.&nbsp;<br />
Hiç bir savaşta müslümanların yanında yer almadı.&nbsp;</p>

<p>Afganistan önce Rusya'yı, sonra Amerika'yı ülkelerinde def ederken, mücahitlerin karşısında yine İran vardı. Bunu devletlerinin zirvesi de teyid etmiştir.</p>

<p>Husiler de Amerika ve İsrail'e yönelik sert sloganlar kullanıyor, ama Yemen de müslümanları öldürüyorlar.&nbsp;</p>

<p>Filistin söylemi bir kılıftır. Filistin'de İsrail, Yemen'de Husiler katliam yapmaya devam ediyor.<br />
Kaldı ki Filistin, Gazze, Kudüs ne İran'ın ne de Husilerin umurlarında değildir. Hatta Gazze'nin bugün bu halde olmasının sebebi İran ve Husilerdir...</p>

<p>Son olarak;<br />
İran da, Husiler de bilmelidir ki;&nbsp;<br />
Yemen İran'ın cephesi değil, Yemenlilerin vatanıdır. Müslümanların en kıymetli coğrafyalarından biridir. Ecdadımızın gidip savaştığı, kanının toprağına karıştığı, defnedildiği eski Osmanlı toprağı ve İslam ülkesidir.&nbsp;</p>

<p>Mekke İttifakıyla birlikte doğacak güç, en kısa sürede Ortadoğu'da şer güçlere fren olacak, müslümanların güçlenmelerini sağlayacak ve topraklarını koruyacaktır.&nbsp;<br />
Bugün Yemen savaşı Mekke'ye kadar uzamışsa en önemli etken, Mekke İttifakı'dır. İnşaallah yakında bu sorunu kökünden halledecek olan da yine Mekke İttifakı olacaktır.</p>

<p><strong>Fî Emânillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Sep 2026 14:08:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okullar Açıldı: Çocukların Beslenme Çantasında Neler Olmalı?</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/okullar-acildi-cocuklarin-beslenme-cantasinda-neler-olmali-78984</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/okullar-acildi-cocuklarin-beslenme-cantasinda-neler-olmali-78984</guid>
                <description><![CDATA[Okullar Açıldı: Çocukların Beslenme Çantasında Neler Olmalı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatilinin ardından okulların açılmasıyla birlikte çocuklar için yalnızca ders ve uyku düzeni değil, beslenme rutini de yeniden şekilleniyor. Günün önemli bir bölümünü okulda geçiren çocukların beslenme çantası da bu rutinin önemli parçalarından biri. Peki beslenme çantası hazırlarken nelere dikkat edilmeli?</p>

<p><strong>Pratik ve çeşitli seçenekler hazırlayın</strong></p>

<p>Beslenme çantasının her gün aynı yiyeceklerden oluşması yerine farklı alternatiflerle çeşitlendirilmesi çocuğun farklı besinleri tüketmesini destekler. Her gün uzun uzun hazırlık yapmak da gerekmiyor. Önemli olan pratik, taşınması kolay ve çocuğun severek tüketebileceği seçenekler hazırlamak.</p>

<p>Peynirli veya yumurtalı sandviçler, ev yapımı poğaça, gözleme, mini tost, yoğurt, mevsim meyveleri, kuru meyveler ve yaşına uygun kuruyemişler tercih edilebilir. Evde hazırlanmış küçük bir kek veya kurabiye de zaman zaman beslenme çantasında yer alabilir.</p>

<p><strong>Meyve suyu yerine meyvenin kendisi</strong></p>

<p>Beslenme çantasında meyve suyu yerine mümkün olduğunca <strong>meyvenin kendisine </strong>yer vermek önemli. Meyvenin kendisi, meyve suyuna kıyasla posa içerir ve çiğneme gerektirdiği için daha doyurucu bir seçenek olabilir.</p>

<p>Özellikle kapalı ambalajlı meyve sularının çocukların beslenme çantasında günlük bir içecek haline getirilmemesi gerekir. “Meyveli” veya “%100 meyve suyu” gibi ifadeler taşıyan ürünler dahi meyvenin kendisiyle aynı değildir. Çocuğun yanında temel içecek olarak su bulundurulmalı; meyve ise mümkün olduğunca bütün halinde tercih edilmelidir.</p>

<p>Meyvenin yanında süt, yoğurt veya ayran gibi süt ürünlerine yer vermek de güzel bir seçenek olabilir. Böylece ara öğünde hem meyveden hem de süt ürünlerinden faydalanılabilir.</p>

<p><strong>Süt ürünlerini unutmayın</strong></p>

<p>Çocukluk dönemi, kemiklerin büyüyüp güçlendiği önemli bir dönemdir. Süt, yoğurt, ayran ve peynir gibi süt ürünleri kalsiyum açısından önemli besin kaynaklarıdır. Yeterli kalsiyum alımı, D vitamini ve diğer besin ögeleriyle birlikte kemik gelişiminin desteklenmesine katkı sağlar.</p>

<p>Bu nedenle beslenme çantasında çocuğun yaşına ve beslenme düzenine uygun şekilde süt ürünlerine de yer verilebilir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekir: Süt ürünleri tek başına çocuğun boyunun uzamasını sağlamaz. Boy uzaması; genetik yapı, yeterli ve dengeli beslenme, uyku, fiziksel aktivite, hormonlar ve genel sağlık gibi birçok faktörden etkilenir. Yeterli kalsiyum ve protein alımı ise sağlıklı kemik gelişimi ve büyüme sürecinin desteklenmesinde önemli bir yere sahiptir.</p>

<p><strong>Suyu unutmayın</strong></p>

<p>Çocuklar okulda oyun ve ders arasında su içmeyi unutabiliyor. Bu nedenle yanlarında kolay ulaşabilecekleri bir su şişesi bulunması iyi bir alışkanlık kazanmalarına yardımcı olabilir.</p>

<p>Su, çocukların günlük sıvı ihtiyacını karşılamada temel içecek olmalı. Meyve suyu, gazlı ve şekerli içecekler yerine su tercih edilmesi daha uygun olacaktır.</p>

<p><strong>Gıda güvenliğine dikkat</strong></p>

<p>Peynir, yoğurt, yumurta ve tavuk gibi uygun sıcaklıkta muhafaza edilmesi gereken besinler özellikle sıcak havalarda daha dikkatli taşınmalı. Gerekirse yalıtımlı beslenme çantası ve soğuk akü kullanılabilir.</p>

<p>Yiyeceklerin temiz eller ve temiz ekipmanlarla hazırlanması, beslenme çantasının düzenli olarak temizlenmesi ve okula gönderilen yiyeceklerin tüketilene kadar güvenli koşullarda saklanması gerekir.</p>

<p>Çünkü sağlıklı bir besin, uygun koşullarda saklanmadığında güvenli bir seçenek olmaktan çıkabilir.</p>

<p><strong>Paketli ürünleri yasaklamak yerine dengeyi öğretin</strong></p>

<p>Çocukların beslenmesinde paketli ürünleri tamamen yasaklamak yerine tüketim sıklığına ve porsiyonuna dikkat etmek daha sürdürülebilir bir yaklaşımdır.</p>

<p>Beslenme çantasının her gün çikolata, bisküvi, cips veya şekerli atıştırmalıklardan oluşması yerine bu ürünler daha seyrek tüketilebilir.</p>

<p><strong>Çocuğu seçime dahil edin</strong></p>

<p>Beslenme çantasını hazırlarken çocuğun sevdiği ve tüketmeye istekli olduğu besinleri de göz önünde bulundurmak önemli. Çocuğun hiç sevmediği bir yiyeceği her gün çantasına koymak, o yiyeceğin tüketilmesini sağlamayacaktır.</p>

<p>Bunun yerine “Yarın elma mı, mandalina mı istersin?” gibi küçük seçimler sunulabilir. Böylece çocuk hem sürece dahil olur hem de kendi beslenmesi konusunda sorumluluk kazanmaya başlar.</p>

<p>Sonuç olarak iyi hazırlanmış bir beslenme çantası pahalı veya çok zahmetli olmak zorunda değil. Evde bulunan malzemelerle hazırlanabilecek basit seçenekler, yeterli su, mevsim meyveleri ve süt ürünleriyle sağlanabilecek çeşitlilik çocukların okul günlerine eşlik eden iyi bir beslenme düzeninin temelini oluşturabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Sep 2026 09:24:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanıksanmış Hayatlar</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kaniksanmis-hayatlar-78983</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kaniksanmis-hayatlar-78983</guid>
                <description><![CDATA[Kanıksanmış Hayatlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>GENÇLERİ VESAYETTEN KURTARMAK GEREK</strong></span></p>

<p>Bakmayın siz öyle umursamaz hallerine, çok korkuyorlar. Bakmayın kendilerine güveniyormuş gibi durduklarına. Sıfır güven çoğunda.</p>

<p>Kimler mi?</p>

<p>Maalesef gençler.</p>

<p>Yok Z Kuşağı, yok Y Kuşağı, aman öyle aman böyle diye etiketlenip hormonlanan gençlerimizin vaziyeti bu.</p>

<p>Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise diye ananın babanın sırtına bindirilip sıfatsız bir yarışın öznesi olan ve bu süreçte bolca (özellikle de annelerin) rekabetinin kurbanı olan gençler, üniversiteye kapağı attıktan sonra tam bir uyuşma ve sızma dönemi yaşıyorlar.</p>

<p>Çoğu ve birçoğu için üniversite dönemi bir şeylere, bir sürece, bir hedefe hazırlanmak değil; asalaklığın zirvesinde, aileden gelen destekle ve "benim kızım, benim oğlum falan yerde okuyor" teranesi altında internet dünyasının öngördüğü sanal hayatı sürdürmekten ibaret oluyor. Bir üniversite öğrencisi kimliği onlara adeta bir dokunulmazlık sağlıyor. Artık hayatları “herkes böyle yapıyor” teslimiyetinin kurala dönüştüğü bir şekle evriliyor. Farkında olmadan dahil oldukları, bir sanal dünya egemenliğinin üyelerine dönüşüyorlar. Zevkler ve renkler o dünyanın egemenlerince belirleniyor ve gençlere de maalesef “herkes yapıyor” demek düşüyor.</p>

<p>(Tabii istisnaları, pırıl pırıl olanları ayrı tutuyor, onlara saygı ve sevgilerimizi iletiyor, o evlatları yetiştiren ellerden öpüyoruz.)</p>

<p>Bir meslek sahibi olmak mı? Alacağı diplomanın hakkını vermek mi? Bunların hiçbiri yok.</p>

<p>Hepsi çok iyi okur, araştırır; memleketin her halini, dünyanın her ahvalini herkesten iyi bilir ya... Tuşların arkasından dünyayı kurtarır, her konuda ahkâm keserler. Bir tek mezun olunca ne yapacağını, mesleğin ne işe yaradığını, hayatın somut gerçekleriyle nasıl başa çıkılacağını bilmezler. Soyut teorilerin ve klavye kahramanlığının konforunda gerçek hayata tamamen yabancılaşırlar</p>

<p>Ama memleket yönetimi konusunda ise öylesine keskin hükümleri, öylesine katı saptamaları vardır ki, şaşılasıdır.</p>

<p>Memleketi eleştirmeye, küçümsemeye gelince rakip tanımazlar; iki sözle memleketi bitiriverirler. Lakin bir hayal kumkuması içinde özlemini duydukları Avrupa’dan hayranlıkla söz ederler.</p>

<p>Ne var ki onları o hayran oldukları hayal ülkesine taşıyacak olan da ne acı ki, hep aşağıladıkları, yerin dibine batırdıkları memleketlerinden alacakları diplomalarıdır.</p>

<p><strong>İşte bu gençler çok korkuyorlar ve kendilerine hiç güvenmiyorlar. Önce aile, daha sonra sosyal medya adı altında yaşamlarına ipotek koyan odakların vesayetinden kurtulmaları ve gerçek anlamda özgürlüklerine kavuşmaları gerekiyor.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ŞÖHRET OLMAK NASIL BİR ŞEY?</span></strong></p>

<p>​Sanatçı zümresine dahil olup bir de üne kavuştuktan sonra yapılıyor röportajlar; hakkında yazılar yazılıyor, programlar düzenleniyor.</p>

<p>​E, normal tabii... Sanatında başarılı olmuş, şöhreti yakalamış. Hakkında yazılıp çizilmeli, kendisini anlatmalı ki topluma örnek olsun.</p>

<p>​İlginç olan, bu sanatçıların röportajlarda kendilerine ilişkin kurdukları o cümleler. Başarılarının sırrına dair birkaç kelam edecekler ya, sıradan<em>&nbsp;"yetenekliydim, yeteneğimi geliştirmek için çok çalıştım</em>"&nbsp;türü sözler onları kesmiyor.&nbsp;<em>"Bir hocam elimden tuttu, yönlendirdi"</em>&nbsp;falan gibi mütevazı hikâyelere de zaten pabuç bırakmıyorlar.</p>

<p>​Meğer neymiş bu başarının sırrı?&nbsp;<strong>"Mükemmeliyetçi olmaları, detaycı olmaları"</strong>&nbsp;imiş.</p>

<p>​Bir de beyinlerinin bir tarafları, bilmem hangi lopları falan fazla çalışıyormuş. İşte bu yüzden beyimiz veya hanımefendimiz "başarılı" olmuş! Öyle dişini tırnağına takıp çalışmak, bir ustanın izinden gitmek, pişe pişe zanaatkâr olmak filan... Bu kokuşmuşluklara takılmayın sakın.</p>

<p>​Beynin sol ön lopu çok çalışıyormuş efendim. Çooook mükemmeliyetçi imiş ve acayip de detaycı bilinirmiş.</p>

<p>​Hani bu lafları şöhrete kavuşmadan önce, herhangi bir sokaktaki vatandaş konumundayken sarf etseydi; bırakın ciddiye alınmayı, "deli" muamelesi görür, üstüne bir araba da dayak yerdirdi herhalde.</p>

<p>​Şöhret olmak böyle bir şey işte...</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GÜNDEM OLUŞTURMAK</span></strong></p>

<p>Gündem oluşturmak çok önemli. Bunu başarabilirseniz, daha doğrusu bunu başarabilme gücünüz varsa, keyfiniz de iyi demektir. Çünkü artık dost ve düşman sizin bu oluşturduğunuz gündemi konuşacak, tartıştıracaktır.</p>

<p>Güç kimdeyse gündemi de o oluşturur demek yanlış olmaz.</p>

<p>Mesela New York’un göbeğinde bilmem kaç yıldır yaşayan Hasidik Yahudileri, göz önünde olmalarına rağmen gündem olmazlar. Çünkü artık kanıksanmış hayatın bir parçası haline gelmişlerdir.</p>

<p>Ancak bir Türk belgeselcisi tarafından belgeselleri yapılınca, diplerinde yaşayan İtalyan kökenli bir Amerikalı tarafından bile şaşkınlıkla karşılanırlar. Sorun onların nasıl yaşadığı, neye inandığı veya inanmadığı, cep telefonu kullanıp kullanmadıkları değil; ilgi duyulacak bir şekilde yeniden gündem oluşturulmasıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/yahudis%20copy%20web.jpg.jpeg" /></p>

<p>Yoksa Amerikalı, New York’taki Hasidiklere, Salt Lake City’deki Mormonlara zaten alışıktır; en azından alışmış olması gerekir. Ama gündemin ortasına oturan Hasidiklere devletin bir de yardım yaptığının duyulması, yeni ve istenmeyecek bir durumdur. Ve ekonomik krizin eşiğindeki Amerika için bu bir gündemdir. &nbsp;</p>

<p>Hasidikler neden gündem olmuştur? Şimdilik net bir bilgi yok.&nbsp;</p>

<p>Gücü elinde tutanlar, neden bir Türk belgeselci eliyle bu işi yapmışlardır? O da bilinmiyor.</p>

<p>Bilinen tek bir gerçek var: New York’un göbeğinden birilerine açık bir mesaj gönderilmiştir. Ve siyasette asıl maharet, o mesajın ne anlama geldiğinden ziyade, kime ulaştırıldığında gizlidir.&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>KÜTÜPHANEMDEN<br />
İNSANI TANIMA SANATI- ALFRED ADLER<br />
DERGAH YAYINLARI</strong></span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-09-14%20at%2016_05_08.jpeg" style="height:737px; width:600px" /></strong></span></p>

<p>İnsanın birlikte yaşadığı diğer insanları tanıması, kadın erkek ilişkileri ve toplumsal ve bireysel yükümlülükler yaratılışın en temel özelliklerinden biridir. Konuya bu çerçeveden bakan eseri okumanızı öneriyoruz.<br />
Haftaya tekrar burada buluşabilmek ümidiyle…</p>

<p><strong>Sarper SAN</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Sep 2026 08:36:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nemrut… 42 yıl önce 42 yıl sonra</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/nemrut-42-yil-once-42-yil-sonra-78982</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/nemrut-42-yil-once-42-yil-sonra-78982</guid>
                <description><![CDATA[Nemrut… 42 yıl önce 42 yıl sonra]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sene 1984…&nbsp;<br />
Yenimalatya Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapıyorum. Bir gün gazete bürosunun kapısı çalındı. İçeri giren vatandaşın başında sekiz köşeli kasket… Köylü olduğu belli… Hoş geldin sefa getirdin, selam sabah… &nbsp;Buyur, dedik.<br />
-“Ben Pütürge’nin Büyüköz (Çırık) köyünden Şevket Aydın… Nemrut Dağı bizim köyün sınırlarına yakın. Bizim köy yolu yapılırsa, turistler Malatya’dan Nemrut’a gider. Haber yapar mısınız?”&nbsp;<br />
İşte Malatya’nın Nemrut macerası, Malatya-Adıyaman kavgası (sonu hüsranla bitse de) o gün başladı. Yani turistlerin Malatya üzerinden Nemrut’a ulaşımını sağlama projesinin temeli o gün atıldı.&nbsp;<br />
Adı sonradan “Turist Şevket” kalan, şimdilerde hasta olan 78 yaşındaki Şevket Aydın’ın “İnsanlık için küçük Nemrut için büyük olan” bu adımını haberleştirip manşetten verdik. &nbsp;<br />
Ertesi günü gazetemizin 127 60 nolu telefonu çaldı: “Alişan Bey, Sayın Valimiz sizi makama davet ediyor, teşrif eder misiniz?”<br />
Dönemin Valisi Merhum Naim Cömertoğlu, gazete manşetini okuyunca kayıtsız kalmamış ve hemen bizi aramış. Gittik, oturduk, konuştuk, müzakere ettik, hayal gibi görünen bu düşüncenin pratikte mümkün olup olamayacağını tartıştık. Karar verdik ve ertesi günü devlet yetkilileri ile birlikte soluğu Pütürge Tepehan’da aldık. Malatya’dan Nemrut’a gidecek olan yolun ilk kazması işte bu haberden sonra vuruldu.&nbsp;<br />
Sonrası malum… Her gelen vali üzerine koyarak bu projeyi gerçekleştirdi. Fakat Malatya-Adıyaman kavgasının da fitilini ateşlemiş olduk. Uzun süren komşu kavgası, Danıştay’ın kararı ile son buldu. Nemrut Adıyaman’ındı. (Aslında Nemrut ne Adıyaman’ın, ne Malatya’nın, ne Türkiye’nin… İnsanlığın ortak kültürel mirası)&nbsp;<br />
Aradan geçti yıllar… Geçen gün, yaptığımız haber sayesinde açılan bu yoldan Nemrut’a doğru giderken, işte o yıllar önce gerçekleşen tarihi süreci düşündüm. Buradan gelip geçenler, yetkililer, turistler ve yöre halkından kim, bu yolun Turist Şevket’in gayreti, gariban Alişan’ın ve çalışma arkadaşım Vahap Güner’in haberi sayesinde açıldığını biliyor ki… Ne amansız bir savaş verdiğimi/zi, Adıyamanlı gazeteci, yetkili ve kardeşlerimizle kötü olduğumuzu… (Neyse Allah bilsin yeter, dedim)&nbsp;<br />
Sonra defalarca Nemrut’a gittik geldik, haberler yaptık, Malatya kazansın diye çok uğraştık. Neyse hakkımız Malatya’ya helal olsun.&nbsp;<br />
Aradan geçti 42 yıl<br />
Fotoğraf sanatçıları Yavuz Alhan ve Hasan Mumcu ile birlikte, (Onlar araçla ben motosikletle) kaymak gibi asfalt yoldan, dolana dolana Nemrut Dağı Ören yerine doğru yol alıyoruz.&nbsp;<br />
Ne kadar acı! Ne gelen var ne giden! Tavşanlar, keklikler, dağ geyikleri, tilkiler çıkıyor önümüze… İnsan yok, turist yok, araç yok! Aslında biliyordum, Malatya tarafından Nemrut’a giden yolun tamamen tükendiğini, bitiş noktasına geldiğini… Bizim yaptığımız haber, bu kadar emek, bu kadar masraf hep boşa gitmiş. Projesizlik, politikasızlık, yanlış uygulamalar vs. bu yolun sonunu getirmiş. Söylene söylene Nemrut heykellerini dibine kadar ulaştık.&nbsp;<br />
Ören yerinin resmi sahibi Adıyaman tarafında da durum pek iç açıcı değil… Oradan da üç beş kişi gelmiş… Düşündüm, “Eğer bu tarihi eser gâvurların elinde olsaydı şimdi buraya iğne atsan yere düşmezdi”&nbsp;<br />
Yabancı turist aptal değil… Malatya ya da Adıyaman tarafından, fark etmez, hangi taraftan gelirse gelsin, eğer kötü bir muamele ve sahtekârlık ile karşılaşmış ise aslında bütün turistler duyuyor demektir. Çünkü ülkesine döndükten sonra turizm portalları, sosyal medya ve bloglarda yayınlıyor ve gelmiş, gelmekte ve gelecek olan bütün turistler okuyor.&nbsp;<br />
Derken altın yumurtlayan tavuğu kestik. Hep beraber kestik!&nbsp;<br />
Son birkaç yılda Nemrut’a çok yatırım yapılmış, düzenlenmiş, yollar ve diğer altyapılar tamamlanmış, karşılama merkezleri kurulmuş, görevliler gayet kibar, bilgili, profesyonel, Adıyaman ve Malatya Müdürlükleri elinden gelen gayreti sarf etmiş. Hizmet ve çalışmalar kısmen tatmin edici… Fakat iş işten geçtikten sonra… İlk senelerdeki kötü imajı silmek kolay olmuyor.&nbsp;<br />
Heykellerle oturup dertleştik, şikâyetimizi tanrılara ilettik, fotoğraflarımızı çekip, gün batımını ve doğumunu seyrettikten sonra Malatya’ya, evimize döndük.&nbsp;<br />
** &nbsp;<br />
Nemrut Ören Yeri<br />
Pütürge’nin Büyüköz Köyü ile Adıyaman’ın Kâhta İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için 2 bin 150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı’nın yamaçlarına yaptırdığı mezar ve anıtsal heykeller, Helenistik Dönem'in en görkemli kalıntılarından birisidir.&nbsp;<br />
Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmıştır. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireçtaşı bloklarından yapılmış olup, 8-10 metre yüksekliktedir.&nbsp;<br />
Eski çağlarda Kommagene olarak anılan bölgede I. Mithradates tarafından bağımsız bir krallık kurulmuş, krallık, onun oğlu I. Antiochos (MÖ 62-32) döneminde önem kazanmıştır.&nbsp;<br />
MS 72 yılında Roma’ya karşı yapılan savaşın kaybedilmesinin ardından krallığın bağımsızlığı sona ermiştir.<br />
Nemrut Dağı’nın doruğu yerleşme yeri olmayıp, Antiochos’un tümülüsü ve kutsal alanlardır. Tümülüs, Fırat Nehri geçitlerine ve ovalarına hâkim bir noktadadır. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin ana kayaya oyulmuş odaya konulduğu, 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki tümülüs, küçük kaya parçalarıyla örtülerek koruma altına alınmıştır. Her ne kadar yazıtlarda kralın mezarının burada olduğu belirtiliyorsa da bugüne kadar keşfedilememiştir. Doğu ve batı teraslarında Antiochos ile tanrı ve tanrıça heykellerinin yanı sıra aslan ve kartal heykelleri bulunmaktadır. Batı terasında eşsiz bir aslanlı horoskop yer almaktadır. Heykeller Helenistik, Pers sanatı ve Kommagene Ülkesi özgün sanatı harmanlanarak yontulmuştur. Bu anlamda Nemrut Dağı’na batı ve doğu uygarlıklarının köprüsü denebilir.<br />
Kommagene Krallığı’nın tarih sahnesinden silinmesiyle Nemrut Dağı’ndaki eserler yaklaşık iki bin yıl boyunca yalnızlığa terk edilmiştir. 1881 yılında yöreyi görevli olarak gezen Alman mühendis Karl Sester, Nemrut Dağı heykellerine rastlamış ve İzmir’de bulunan Alman Konsolosu’nu, Kommagene Krallığı’na ait harabeleri, tanrı heykellerinin oturtulduğu kaidelerin arkasındaki Grekçe yazıtları göremediğinden Asur harabeleri zannederek haberdar etmiştir. Karl Sester, dev heykelleri keşfetmenin heyecanıyla bu hataya düşmüştür. 1882 yılında Otto Puchstein ve Karl Sester Nemrut’ta inceleme yapmıştır. Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) Müdürü Osman Hamdi Bey 1883 yılında bir ekiple gelip Nemrut’ta çalışmıştır. 2'inci Dünya Savaşı’nın ardından Amerikan arkeolog Theresa Goell ve Alman Karl Doerner; Nemrut ve yöresinde kazı, araştırma ve inceleme yapmışlardır.<br />
Nemrut Dağı Ören Yeri 1987 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınmıştır.&nbsp;<br />
&nbsp;(Kaynak: Bülent Korkmaz, Malatya Valiliği Yayını, Malatya Kent Rehberi, İstanbul 2013)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Sep 2026 08:15:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşık Olunacak Şehir Sinop</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/asik-olunacak-sehir-sinop-78981</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/asik-olunacak-sehir-sinop-78981</guid>
                <description><![CDATA[Aşık Olunacak Şehir Sinop]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sinop Karadeniz bölgesinde gezip görmediğim tek şehirdi, Türkiye’de ise 15 şehirden biriydi… Allah nasip etti ve Selahattin-i Eyyübi (Kürün) ile iki günlüğüne kısa bir gezi yapma imkânı doğdu.</p>

<p>Şimdi size kısa ama dolu dolu geçen gezi izlenimlerimizi anlatmak, Sinop’u az da olsa tanıtmak istiyorum. Ya da biz nasıl gezdiğimizi anlatalım, siz buradan kendinize göre bir rota çıkarın, fikir edinin.</p>

<p>Malatya’dan Sinop’a Samsun üzeri gidiyoruz, Samsun Malatya 574 kilometre… Biz bu mesafeyi özel aracımızla yaklaşık altı saatte aldık. Samsun-Sinop arası ise 150 kilometre ve yaklaşık bir saat içinde Sinop’a vardık.</p>

<p><strong>• Filozof şehir: Sinop</strong></p>

<p>Karanlığa kaldık ve nerde geceleyeceğimize internet üzerinden yaptığımız araştırma sonucu bir pansiyon (apart) tespit ettik. Fakat şehir merkezine girer girmez yol üzerinde Çınarlar Pansiyon’u tabelasını görünce, hadi burada konaklayalım dedik. İyi ki de burayı tercih etmişiz. Temiz, pırıl pırıl, denize nazır, klimalı ve son derece hesaplı…</p>

<p>Üstelik sabah kahvaltısı da içinde… Ama ne kahvaltı? İnanın Gündüzbey’deki Kirazlı Evde böyle bir kahvaltıyı (2 kişilik) 150 liradan aşağı yapamazsınız. Bizim burada iki kişilik pansiyon ücretimiz sadece 150 TL…</p>

<p>Sıra geldi şehri keşfe… Şehir buram buram tarih koyuyor, nereye baksanız ya tarihi bir konak ya da kale görürsünüz… Sahile indik, iyotlu deniz kokusu burnumuzun direğini kıracak kadar keskin… Yağmur sonrası Sinop sanki banyo yapmış, temizlenmiş, bizi bekliyor… Sinop’un Karadeniz’den dalga dalga yayılıp gelen temiz havasını içimize çekip, 10 saniye kadar beklettikten sonra dışarı veriyoruz. Tatlı bir rüzgâr bedenimizi okşarken, gözlerimiz Sinop’un büyülü güzelliği karşısında adeta bayram yapıyor. Nereye baksanız doğa harikası bir manzarayla karşı karşıya kalıyorsunuz.</p>

<p>Sinop neden bu kadar bakir, neden bu kadar sağlıklı, temiz ve güzel kalmış? Karadeniz’in en kuzeyinde, uç kısımda, ana yolun biraz uzağında olmasından mı acaba? Olabilir. İyi ki de zor ulaşılan, ters tarafta kalan bir şehir… Daha az insan, daha az kirlenme demek. Hatta bu yazıyı yazarken Sinop’a acaba iyilik mi yapıyorum yoksa kötülük mü diye aklımdan geçirdim. Bu yazıyı okuyan herkes ertesi günü soluğu Sinop’ta alacak, hiç şüphem yok bundan…</p>

<p>Sinop, gündüz gözüyle fener yakıp sokakta kalabalıklar arasında “Adam arıyorum adam!” diyerek gezen ünlü Filozof Diyojen’in memleketi… Aynı Diyojen, kendisine yardım etmek isteyen Hükümdar İskender’e, “Önümden çekil, güneşimi kapatıyorsun, gölge etme başka ihsan istemem” diye rest çeken adam... Şehir merkezinde Diyojen’in bir de heykelini dikmişler. Hak ediyor, diksinler… Diyojen amcamıza bir selam çakıp Bozburun Yarımada’sını gezmeye başladık.</p>

<p>Hayır, durun, gezmeye başlamadan önce madem söz filozoflardan ve ünlülerden açıldı, Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve Dr. Rıza Nur’dan bahsetmeden geçemeyiz. İkisi de Sinoplu… Hatta Dr. Rıza Nur adına Sinop’ta kütüphane açıldı.&nbsp;</p>

<p>Sinop’a gelen herkes geziye muhtemelen Tarihi Sinop Cezaevi’ni gezerek başlamıştır. Biz de ayıp olmasın diye Cezaevine gittik. Sebahattin Ali gibi ünlü yazarların da burada yattığı Cezaevi yıllardır müze olarak hizmet veriyor. Sebahattin Ali burada çile doldurduğu günlerde “Aldırma Gönül” şiirini yazmış…<br />
Dışarıda deli dalgalar<br />
Gelip duvarları yalar<br />
Seni bu sesler oyalar<br />
Aldırma gönül aldırma</p>

<p><strong>• Bir lezzet harikası: Sinop mantısı</strong></p>

<p>Her şehrin kendine has meşhur yeme-içme kültürü vardır. Bir şehre gittiğinizde, “Buranın neyi meşhur, ne yiyelim?” dersiniz.</p>

<p>Biz de Sinop’a gittiğimizde, “Buranın nesi meşhur” diye önceden araştırma yaptık, gördük ki, mantısı meşhurmuş… Zaten Şehre girdiğinizde her yerde kocaman “Mantı” yazılarını görürsünüz.</p>

<p>Hâlbuki çoğumuz mantı deyince Kayseri aklımıza gelir, değil mi? Meğer mantının kralı Sinop’taymış… Bir kere daha anladım ki, çok okuyan değil kesinlikle çok gezen bilir.<br />
Gezi arkadaşım Selahaddin-i Eyyübi (Kürün) yeme içme işinden anlayan, damak zevki üst düzeyde olan, kaliteden taviz vermeyen bir arkadaş… Vedat Milor ne ki, hele siz bi Selahaddin’le gezin ki göresiniz.</p>

<p>Şehir merkezinde akşam yemeği ne yiyelim diye gezerken, tabi ki hemen mantıyı sorduk. İlk defa tadacaktık, heyecanlıydık ve üstelik çok da açtık.</p>

<p>Hıııııım, nefis!<br />
Ben nerdeyse parmaklarımı da yiyecektim, Selahaddin ise az daha tabakları da yiyecekti. Damağımız şimdiye kadar böyle bir lezzet tatmamış, midemiz böyle bir mantı ile tanışmamıştı. Laf aramızda karnımız doydu ama gözümüz doymadı. Selahattin nerdeyse ikinci tabak siparişi verecekti, zar-zor engel oldum, bir sürü dil döktükten sonra vazgeçirdim.</p>

<p><strong>• Bozburun Yarımadası</strong></p>

<p>Ve işte bizi kendisine hayran bırakan dünyanın en güzel Yarımada’sından birini geziyoruz… Etrafında bir tur atıp tavaf edip tekrar Sinop merkeze geldik. Arabamıza yazılan yüklü miktardaki ceza bile moralimizi bozmadı. O anda yaşayacağımız hiç bir aksilik Yarımada’yı gezerken ki huşumuzu bozacak boyutta olamazdı. Her gördüğümüz otelde kalmak, her gördüğümüz plajda yüzmek, her gördüğümüz evi satın almak istedik. Dünyayı gezdim, Türkiye’yi gezdim ama Bozburun kadar hiçbir yer beni böyle etkilemedi, can evimden vurmadı…</p>

<p>Bilmiyorum neden acaba, sakinliği mi, rüzgârı mı, sadeliği ve küçüklüğü mü, kalabalık olmayışı mı, insanları mı, koyu yeşil çam ağaçları mı, denizi mi, havası mı, mantısı mı..? İstanbul’a rakip olacak tek şehir desem acaba çok mu abartmış olurum. Mıknatıs gibi insanı çekiyor, cilveli bir kadın gibi kendisine hayran bırakıyor. İki dakika gözünüzü kapasanız güzellikleri, iki nefes eksik alsanız havası boşa gidecek diye mahzun olursunuz… Hayat fışkırıyor adeta burada, çam ağaçlarının uçlarındaki filizler öyle bir coşmuş ki, annesinin sütünü emen bir bebek gibi canlı, dipdiri… Buradaki ormanın ve ağaçların yeşilini anlatmak için ya Balzac olmalıyız ya da Vincent van Gogh … Eeee ben de Alişan Hayırlı olduğuma göre susayım bari…</p>

<p>Burada çakılı kalıp, prangalarla ayaklarımızı bağlayıp, gönüllü esir olsak? Ne dersiniz? Memlekete de haber göndersek, “Biz gelemiyoruz, bizi esir aldılar” İnanırlar mı dersiniz?<br />
Bozburun Yarımadası’nı terk etmek zor oldu. Fakat hüznümüz kısa sürecek, çünkü en az Bozburun kadar güzel ve harika bir doğa daha bizi bekliyor: Hamsilos, Akliman Koyu ve İnceburun… Birbiri ardına yol üzerinde konumlandırılmış üç altın halka…</p>

<p><strong>• Hamsaros (Hamsilos)</strong></p>

<p>Sinop merkezinden hareket edip aracımızın yönünü ilk önce Hamsilos (Hamsaros) Tabiat Parkına çevirdik. Burası tam bir cennet… Deniz sanki bir nehir gibi kara parçasının içine girmiş, ilk bakışta sanki bir göl sanıyorsunuz. Hatta ben fazla büyülenip aklım başımdan gittiği için “Burası ne güzel bir göl Selahattin” dedim…</p>

<p>Selahattin de “Alişan abi ne oldu sana, ne gölü” deyip sert çıkınca kendime geldim. Pikniğe gelmiş aileler, âşıklar, eş dostlar doğa harikası Hamsilos koyunda cennetten bir köşede oturduklarının farkında mı bilmiyorum.</p>

<p>Bir gün içinde bu kadar güzel yerler görmenin belki gözlerimize zararı olur diye göz doktorum (Gözde Hastanesi, Mete Hoca’yı) aramak istedim. Selahattin, “Uydurma Alişan abi, güzele bakmak sevaptır” dedi. Hamsilos Fiyord’unu geride bırakıp ayrıldığımızda uzun süre bakakaldım, ertesi günü sabah kalktığımda boyun hastalığına tutuldum, sürekli arkaya bakıp duruyormuşum…</p>

<p><strong>• Akliman koyu</strong></p>

<p>Fotoğraflarımızı çekip doğruca Akliman’a hareket ettik. Hamsilos’un hemen 2-3 kilometre ilerisinde… İşte, efsunlu bir doğa harikasının hemen yanı başındayız, bu sefer gerçekten kafayı yemeye az kaldı.</p>

<p>Akliman Koyu Türkiye’de gezilip görülmesi gereken yerlerden belki de ilk 10’a girebilir. Burada neler yapabilirsiniz? Benim gibi fotoğraf çekebilirsiniz, koy’un bir köşesine sığınıp çile çekebilirsiniz, piknik yapabilirsiniz, yüzebilirsiniz, anneniz ya da babanızla el ele tutuşup yürüyüş yapabilirsiniz, ne yaparsanız yapın ama kesinlikle bu doğayı seyredip Allah’a şükredebilir ve Allah’ın büyüklüğünü tefekkür edebilirsiniz. Zaten Selahattin de her adımda dilinden şükrü düşürmedi, ayetler okuyor, tövbe istiğfar ediyor, Yüce Yaradan’ın büyüklüğünü/yüceliğini zikrediyor. Gördüğü her böcekte, her yaprakta, her zerrede Allah’ı anıyor ve Ulu Rabbimizin önünde saygıyla eğiliyor.</p>

<p><strong>• İnceburun</strong></p>

<p>Ve İnceburun…<br />
Biz dalgayı burada tanıdık. Yok hayır dalga geçmiyorum, gerçekten dalganın gücünü, sesini, nelere kadir olduğunu burada gördük. Dalgaların kayaları nasıl dövdüğüne burada şahit olduk. Türkiye’nin kuzey bölgesindeki en uç noktasındayız. Çırpınırdı Karadeniz türküsüne kaynaklık eden yer burası olsa diye düşündük… Azerbaycanlı şair Ahmet Cevat Hacıbeyli mutlaka İnceburun’dan ilham almıştır. Yoksa şu dizeleri yazabilir miydi:</p>

<p>Çırpınırdı Karadeniz<br />
Bakıp Türk’ün bayrağına<br />
Aah ölmeden bir görseydim<br />
Düşebilsem toprağına</p>

<p>Deniz fenerinin bulunduğu noktadan aşağılara, dalgaların Muhammet Ali gibi dövdüğü kayaların bulunduğu en aşağı kısma kadar indim. Selahattin’in arkamdan canhıraş bir şekilde bağırmasına aldırmadan: ”Alişan abi ne yapıyorsun, dalgalar seni götürecek, Malatya’ya tek başıma dönmek istemiyorum, yoksa annene ben ne derim!”</p>

<p>Dalgalara teslim olmuş kayalar ile kendi hayatım arasında nedense bir ilinti kurmaya çalıştım, milyonlarca yıldır dayak yiyen kayalara acıyasım geldi. Ne hale gelmişler. Çektiği çileler yüzlerinden okunuyor. Dalgaların öldürücü darbesini yiyen cansız kayalara bile acıyacak kadar yufka yürekliydim.</p>

<p>Oturup, saatlerce kayalar ile dalgalar arasında geçen bu namütenahi boğuşmayı seyretmek, dalgaların her seferinde şiddetle gelip kayalara çarparken çıkardığı sesi dinlemek istedim. İnsanın ruhuna sonsuzluk tılsımı kazandırıyor, mekândan arındırıp hiçlik diyarına yolculuğa çıkarıyor, bir bakmışsınız ki denizin ortasındasınız, kim getirdi koydu buraya, kim hangi düşünceler ufuklara taşıdı beni? Gökyüzü ile denizin birleştiği bu kaçıncı dönemeçti? Gemisiz bir seyahatin yalnız yolcusu… Artık hayal dalgaları alıp götürüyor yaralı kalpleri Karadeniz açıklarına… Dönüş ne zaman, Allah bilir…</p>

<p>Birden irkildim, Selahattin’in sırtıma dokunan eli beni kendime getirdi; “Hadi kalk gidiyoruz” dedi.</p>

<p>İnceburun, incecik ruhların, yıpranmış hayatların yaralarını sarmaya birebir… Geleceksiniz, konacaksınız bir kuş gibi kayanın başına, bırakacaksınız kendinizi dalgaların hiç bitmeyen senfonisine…</p>

<p><strong>• Tatlıca (Erfelek) Şelaleleri</strong></p>

<p>Sinop gezisinin finali Erfelek’de yapılır. Son gezeceğimiz yer Tatlıca Erfelek Şelaleleri… Türkiye’de en şöhretli şelalelerin hemen hemen hepsini gördüm gibi… Düden, Manavgat, Mençuna, Maral, Günpınar… Saymakla bitmez.</p>

<p>Vurduk, doğruca Erfelek Şelalelerine… Erfelek İlçesine gidiyoruz. Sinop merkezden yaklaşık 40 kilometre… Akşam geç oldu, gidene kadar karanlık olacak ve 28 adet şelaleyi görmek tehlikeye düşecek. Selahattin’e dedim ki, “Uçur beni baba!”</p>

<p>Erfelek Şelaleleri, Erfelek ilçesine yaklaşık 17 kilometre uzaklıkta… Yol düzgün… Şelalelere varmadan önce sizi bir sürpriz bekliyor, Erfelek baraj gölü! Ormanın tam ortasına kurulmuş bir doğa harikası… Şelaleleri görmeden sanki bir ön ziyafet, yemekten önce atıştırma gibi…</p>

<p><strong>• Erfelek Doğa Harikası Pansiyonu ve Alabalık Tesisleri</strong></p>

<p>Peki, gittiniz şelaleye, nerde kalacaksınız?<br />
Size garanti veriyorum ve kefil oluyorum ki, Şükrü Amca’nın ve oğlu Onur’un yeri “Erfelek Doğa Harikası Pansiyonu ve Alabalık Tesisleri” nde… Tesis önce alabalık yetiştirme çiftliği olarak yapılmış, fakat ilerleyen yıllarda çok sayıda yerli ve yabancı turist gelince tesise pansiyon ve restoran da eklemişler.</p>

<p>Bu pansiyonda kalmanız için çok sebebiniz var.</p>

<p>Her şeyden önce Ağustos ayının yakıcı sıcağında burada serin bir gün, soğuk bir gece geçirirsiniz. Öyle ki gece pansiyonda kalır ve yünlü bir yorganda yatmazsanız donarsınız. Bu bir… Sabah akşam, Erfelek Barajı gölünün etrafında yürüyüş yaparsınız. Etti iki… Buz gibi kaynak suda yetiştirilen enfes alabalık ziyafeti çekersiniz.</p>

<p>Alın size üç… En iyisini en sona sakladım: Kuzu çevirme... Erfelek doğasında yetişen kuzuların doğal ateş ısısıyla pişirilmesine şahit olacaksınız. Sırf buna kalsa Erfelek Doğa Harikası pansiyonunda kalınır. Fiyat olarak da hesaplı olduğunu söyleyeyim.</p>

<p>Sahipleri ve çalışanları sizinle bir aile gibi oluyor. Sıcakkanlı, samimi ve doğal insanlar… Şükrü Ustayla sohbet eder, Onur’la samimi dost olursunuz. Hadi atlayın gelin, ayırdım yerinizi! (0 535 422 01 57)</p>

<p><strong>• &nbsp; &nbsp;Ve Erfelek Şelaleleri</strong></p>

<p>Erkenden sabah olmasını hiç bu kadar istememiştim, yarın Erfelek Şelalelerini görecek olmanın heyecanıyla hiç uyku tutmadı gözlerimi… Hayatta iki defa gece uyuyamadım sevinçten, birincisi bayramlık elbise ve ayakkabıyı giyeceğim 10 yaşında iken arife günü, bir de Erfelek Şelalesini göreceğim gün…<br />
Ve ezan okundu, Allah’u Ekber…</p>

<p>Selahattin’le erkenden kalkıp yola koyulduk. Şelalelerin giriş kapısı ile pansiyon arasında yaklaşık 800 metrelik bir mesafe var. Yürüyerek de gelebilirsiniz.</p>

<p>Tabiat parkının kapısından girerken heyecanımız daha da tavan yaptı. Her yerde olduğu gibi buradan da geçişte bizden para almadılar, basın mensubu olduğumuz için… Erken geldiğimiz için Allah’ın bir kulu bile yoktu, görevliler de dahil…</p>

<p>Ve fotoğraflarda gördüğümüz Şelale burası mıydı? Aman Allahım, ne güzel akıyor, bir gelin gibi süzülüyor. Şimdi 28 adet şelalenin en yüksekten akan ve son şelalesindeyiz. Sondan başa doğru gideceğiz.</p>

<p>Gezinin bu noktasında size “şelaleyi gezme kılavuzu” yerine geçecek bilgiler verebilirim:</p>

<p><strong>• &nbsp; &nbsp;Şelaleler nasıl gezilir?</strong></p>

<p>Şelaleleri üç şekilde gezebilirsiniz.</p>

<p>1-Sondan 5-6 şelaleye gidecek kadar taş ve ahşap merdiven yapılmış… Yaşlılar, çocuklar ve hastalar bu rotayı takip edebilir. Rahat ve tehlikesiz… Fakat daha fazla şelale göremezler ve başlangıç noktasına gidemezler.</p>

<p>2-Ahşap merdivenlerin bitiminden itibaren patika yol başlıyor, 1,5 kilometre boyunca patika yoldan yürüyüp Erfelek Şelalelerinin birinci şelalesine, başlangıç noktasına ulaşabilirsiniz. (Biz bu yolu tercih ettik)</p>

<p>3-Şelalelerin aktığı vadiyi takip ederek, tırmanarak en üst noktaya ulaşabilir, dönüşte de patika yoldan inebilirsiniz. Bu zorlu ve tehlikeli bir yolculuk olabilir. Özel giyim gerekiyor. Her tarafınız çamur olabilir, suya batabilir ve ayağınız kayabilir. Ayrıca ciğerinize ve atletik yapınıza güvenmeniz lazım. Biz bu şartlara haizdik ama takım edevatımız olmadığı için bu yolu tercih etmedik. Fakat işin aslı şelaleler asıl bu rotadan gezilir. Diğer rotalardan şelale zevki alamazsınız.</p>

<p>Dedim ya, biz patika yolu takip ettik. En zirveye ulaştığımızda bizi Türk Bayrağı asılı, güzel bir konaklama yeri karşıladı. Süt mısır ve yayık ayranı ikram edilen bir mekân… Fakat sahibi yok. Ne yapsak acaba, buz gibi suyun içindeki yayık kabından birer bardak ayran içsek olur mu?<br />
Her zaman olduğu gibi en sıkıştığımız noktada hep Selahattin’in zekâsı devreye giriyor;</p>

<p>“Alişan abi ayranımızı içer, parasını da bardağın altına kor gideriz” dedi. Tıpkı Osmanlı devrinde olduğu gibi… Hay sen çok yaşa Selahattin!</p>

<p>Öyle yaptık, buz gibi yayık ayranımızı içtik parasını da oraya bırakıp geri döndük. Umarım işletmeci o parayı görmüş ve almıştır.</p>

<p>Fakat o ayran neydi öyle?<br />
Selahattin’e dedim ki, “Baba biz ayran mı içtik yoksa bal şerbeti mi?”<br />
Ve böylece Sinop maceramız, Erfelek Şelaleleri gezimiz burada sona erdi.</p>

<p>******</p>

<p><strong>• Elveda Sinop!</strong></p>

<p>Sinop’u sadece denizden, ormandan, tarihi mekânlarından, temiz havadan, ılık esen rüzgârından, şelalelerden, mantıdan ibaret sayıyorsanız yanılırsınız. Sinop’un bir ruhu var. Sizi çarpan, kendinizden geçiren, sarhoş eden bir ruhu…</p>

<p>Sinop’a bir özür borçluyum… Geç geldiğim, şimdi keşfettiğim için…</p>

<p><strong>Ah Sinop!</strong></p>

<p>Taşına toprağına, ormanına denizine kurban olduğum güzel şehir!<br />
Sen orada, uzakta, Kuzey’in en ucunda, Karadeniz’in ortasında bekleye dur, bir gün mutlaka geleceğim, tekrar göreceğim seni… Denizinle yunacak, rüzgârınla havalanacak, ruhunla sohbet edeceğim.</p>

<p><strong>Ey Sinop!</strong></p>

<p>Karadeniz’in soğuk sularından kopup gelen dalgalar bir senin kayalarını bir de benim kalbimi dövdü. Aşık olduğum, sevdiğim, gönlümün mümtaz bir köşesinde yerini alan şehirlerden birisin artık.<br />
Hoşçakal Sinop!<br />
Elveda Erfelek!<br />
Allaha ısmarladık.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 18:43:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye\&#039;nin Borcu Çok Mu?</title>
                <category>SM Mali Müşavir Abdurrahman Daşkaya</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/turkiyenin-borcu-cok-mu-78980</link>
                <author>abdurrahmandaskaya@malatyatime.com (SM Mali Müşavir Abdurrahman Daşkaya)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/turkiyenin-borcu-cok-mu-78980</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye\'nin Borcu Çok Mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Evet özellikle muhalefet tarafından dile getiriliyor. Türkiye nin borcu 500 milyar doları geçti diye 2026 2.çeyrek merkez bankası verilerine göre; Türkiye' nin brüt borcu ve dağılımı:&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/555(54).jpg" style="height:339px; width:560px" /></p>

<p>2026 1. Çeyreğe göre borç %3,5 artmış.</p>

<p>&nbsp;Bu borç için ödenen faiz;</p>

<p>&nbsp;2026 yılının ilk 6 ayında (Ocak-Haziran) ödenen toplam faiz tutarı 1 trilyon 464 (33,7 milyar usd),milyar TL yıl sonuna kadar 3 trilyonu bulur belki de geçer.</p>

<p>Tablo bu. Peki, dünyanın büyük ekonomilerinin durumu nasıl birde onlara bakalım.</p>

<p>"Borç yiğidin kamçısıdır olsun borç öderiz" mi diyeceğiz, yoksa tablo içler acısı mı?</p>

<p>Bir de borcun bütçeye oranına bakmak gerekiyor. Dünya da bütçenin 2,5 katı kadar borcu olan devletler var, Japonya gibi...</p>

<p>Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) verilerine göre; Türkiye, toplam borcunun Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranı yüzde 72,9 ile 43 ülke arasında borç yükü en düşük olan (43. sırada yer alan) ülkedir.</p>

<p>*Japonya'nın genel hükümet brüt borcunun Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYİH) oranı ise %232'nin üzerindedir.</p>

<p>&nbsp;2026 sonunda ABD'nin genel devlet brüt borcunun&nbsp;40,7 trilyon dolara, borcun GSYH'ye oranının ise&nbsp;yüzde 125,8&nbsp;seviyesine çıkması bekleniyor.</p>

<p>İngiltere :Borç miktarı, ülkenin yıllık Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın (GSYH) yaklaşık&nbsp;yüzde 94,1'ine denk gelmektedir.</p>

<p>İtalya:&nbsp;Yüzde 140'a yakın&nbsp;</p>

<p>Fransa ve Belçika:&nbsp;Borç oranları yüzde 100'ün üzerinde seyreden diğer büyük ekonomilerdir.</p>

<p>Görüldüğü gibi gelişmiş ülkelerin borcu daha çok hem de hemen hemen hepsi bütçeyi geçiyor.</p>

<p>Dünya ortalamasına göre Türkiye' nin borç durumu ve bütçeye oranı &nbsp;iyi görünüyor.&nbsp;</p>

<p><strong>S.M. MALİ MÜŞAVİR ABDURRAHMANDAŞKAYA</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 15:48:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/sm-mali-musavir-abdurrahman-daskaya-1672251197.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Avuç Davin, Bir Külah Çocukluk</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-avuc-davin-bir-kulah-cocukluk-78979</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-avuc-davin-bir-kulah-cocukluk-78979</guid>
                <description><![CDATA[Bir Avuç Davin, Bir Külah Çocukluk]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya'ya&nbsp;</p>

<p>Artık sonbahar geldi...</p>

<p>Sararan yapraklar, hazan mevsiminin gazelleri yol kenarlarında renk renk yığınlar oluşturmaya başladı.&nbsp;</p>

<p>Şehirde o tatlı, o telaşlı eylül serinliği hissediliyor.</p>

<p>Malatya’da kış hazırlıkları nihayete erdi, son işler de bitirildi.&nbsp;</p>

<p>Evlerin bodrumlarında, kilerlerinde hummalı bir mesai tamamlandı.&nbsp;</p>

<p>Küplere, bidonlara peynirler, yağlar basıldı; kışlık kavurmalar kavruldu, unlar, bulgurlar çuvallandı.&nbsp;</p>

<p>Damlarda kurutmalıklar kurutuldu...&nbsp;</p>

<p>Tam bir sonbahar havası.</p>

<p>Bu mevsimin kendine has o tatlı telaşı beni aldı; çok uzaklara, 70'li, 80'li ve 90'lı yılların o unutulmaz çocukluk anılarına götürdü.&nbsp;</p>

<p>Neler neler geçti gözlerimin önünden...&nbsp;</p>

<p>Ama aralarında biri var ki durup dururken aklıma düşüverdi:&nbsp;</p>

<p>Davin...</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/IMG-20260917-WA0005.jpg" /></p>

<p>Nedir bu davin?&nbsp;</p>

<p>Bilmeyenler, Malatya dışından olanlar için anlatalım:&nbsp;</p>

<p>Anadolu’nun bağrında, en sarp ve kayalık dağ eteklerinde kendiliğinden yetişen, zamana ve kuraklığa meydan okuyan inatçı, şifalı bir yabani meyve.&nbsp;</p>

<p>Araştırmacı-yazar Fikri Demirtaş’ın o zarif benzetmesiyle; "Davin ağacı yalnız insana benzer.&nbsp;</p>

<p>Ne derdini söyler ne de duyanı olur feryadını...&nbsp;</p>

<p>Ne vazgeçer yalnızlıktan ne de terk eder yalnızlığını."</p>

<p>Köklerini sert kayaları delerek toprağa ulaştıran bu ağaca kimisi dağın ya da dağdağan der; kimisi Kürtçe adıyla taev, kimisi de davun veya çitlembik...&nbsp;</p>

<p>Darende ve Arapgir’in kırsalında yaşlıların anlattığı o eski kıtlık yıllarında, kuraklıktan tek bir meyve bile yetişmezken dağ başlarında böceklenmeden sapasağlam kalan bu minik taneler, doğadaki canlıların ve köylünün en kıymetli rızkı, dertlerinin şifası olurdu.</p>

<p>Hekimhan-Güzelyurt'ta kayaların arasından başını çıkaran, Akçadağ gibi ilçelerin dağlık bölgelerinde yetişen o ağaçların nohut büyüklüğündeki minik taneleri, ilk çıktığında yeşil ve buruktur.&nbsp;</p>

<p>Sonbahar güneşi vurdukça kahverengileşir, tatlanır, etlenir.&nbsp;</p>

<p>Önce afiyetle yenip o buruk ama tatlı aroması tadılırdı, ardından asıl eğlence başlardı.</p>

<p>Çünkü Malatyalı bir çocuk için davin, sadece kışlık kilerlere konulacak ya da kıtlıkta hatırlanacak bir yemiş değildir.&nbsp;</p>

<p>Davin; çocukluğun ilk mermisi, mahalle savaşlarının en saf heyecan kaynağıdır.&nbsp;</p>

<p>Çekirdekleri hem sapanların bedava mühimmatı hem de üfleme borularının vazgeçilmezidir.&nbsp;</p>

<p>Bakkallarda çay bardağıyla ölçülerek ya da gazete kâğıdından yapılan küçük külahlarda satılırdı.&nbsp;</p>

<p>Yanında da ince tenekeden kıvrılmış 30 santimlik o meşhur "davin atacağı" verilirdi.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/IMG-20260917-WA0004.jpg" style="height:250px; width:250px" /></p>

<p>Borunun arkasına davini koyar, nefesini ciğerinin en derininden üflerdin.&nbsp;</p>

<p>Tam isabet!</p>

<p>Salgın gibi yayılırdı bu sevdalık.&nbsp;</p>

<p>Borusu olmayan ya da parası yetmeyen çocuk pes mi ederdi?&nbsp;</p>

<p>Asla! Malatya’nın pratik zekası devreye girerdi hemen.&nbsp;</p>

<p>Gözler çatılara dikilirdi; hedef, televizyon antenleri...&nbsp;</p>

<p>Dönemin çatılarında bulunan alüminyum TV anten boruları, adeta davin çekirdeğinin çapıyla milimetrik olarak eşleşirdi ve bu iş için biçilmiş kaftandı.</p>

<p>Arapgir’de, Darende’de, Hekimhan’da, Mücelli’de ya da Paşaköşkü’nde az mı yaşandı bu hikâye?&nbsp;</p>

<p>Çocuklar gizlice damlara tırmanır, antenlerin fazla alüminyum çubuklarını birer birer söker veya kırar, etrafını renkli elektrik bantlarıyla sararak kendilerine "tüfeççek" yaparlardı.&nbsp;</p>

<p>Akpınar'ın kerpiç sokaklarında akşam olunca TRT’de haberleri izlemek için televizyonu açan baba, ekranda karıncaları görünce mevzuyu anlardı.&nbsp;</p>

<p>Elinde süpürge sapıyla dama koşarken feryat yükselirdi:</p>

<p>— Yine hangi velet kırdı bu anteni!</p>

<p>Okullar açıldı mı öğretmenlerin tatlı kabusu başlardı.&nbsp;</p>

<p>Sınıflar bir anda cephe hattına dönerdi.&nbsp;</p>

<p>Ders coğrafya ya da matematik...&nbsp;</p>

<p>Öğretmen tahtaya arkasını döndüğü an, arka sıralardan bir "çıt" sesi gelir, ön sıradaki çocuğun kafasına davin çekirdeği tık diye çarpardı.&nbsp;</p>

<p>Öğretmen hiddetle arkasını dönüp:</p>

<p>— Kim attı onu? diye kükrediğinde, suçüstü yakalanmak istemeyen velet ne yapardı bilir misiniz?&nbsp;</p>

<p>Ağzındaki davin borusunu sıranın altına gizler, yanaklarındaki davin mermilerini telaşla yutuverirdi!&nbsp;</p>

<p>Malatya’da annelerin çocuklarına söylediği o meşhur uyarı buradan gelir:</p>

<p>— Bak çok yutma, karnında davin ağacı çıkacak!</p>

<p>Sokaktaki mücadele ise bambaşka bir efsaneydi.&nbsp;</p>

<p>Fikri Demirtaş’ın aktardığı o Kanalboyu hatıralarında olduğu gibi; kanalın iki tarafına dizilen çocuklar borularla birbirlerine davin fırlatırdı.&nbsp;</p>

<p>Hücuma geçen taraf rakiplerini Orduevi'ne doğru kovalarken Orduevi duvarlarındaki girintilerde siper alınır; cephane olan davin bittikçe duvarları saran it üzümleri mermi yapılırdı.&nbsp;</p>

<p>Kernek'ten gelen kanala düşen davinlerin suyun üzerinde süzülüşüne çocuklar bir isim takmıştı:&nbsp;</p>

<p>"Davin Dansı".</p>

<p>Davin mevsimi geçince sokaklar durulur mu sanırsınız?&nbsp;</p>

<p>Malatya'nın çocukları (çağaları) için eğlence hiç bitmezdi. O tozlu mahallelerde,&nbsp;</p>

<p>Batılıların çelik-çomak dediği ama bizim yerli adıyla "sülü değnek" adını verdiğimiz oyun başlardı.&nbsp;</p>

<p>Bahçelerden koparılan iki dal parçası ve iki taş...&nbsp;</p>

<p>Dünya kupası finali gibi geçerdi o maçlar.</p>

<p>Develeme çevirmeler...</p>

<p>Uzun eşekk</p>

<p>Oyun oyun üstüne...</p>

<p>Acıkınca anne feryatları yükselirdi pencerelerden.&nbsp;</p>

<p>Sokak lezzeti dediğin lüks restoranlarda değil, kapı önünde yenirdi.&nbsp;</p>

<p>Anaların çocukların eline tutuşturduğu o meşhur salçalı (eşgili) ekmekler ya da üzerine toz şeker serpilmiş yufka ekmek dürümü (sıkma)...&nbsp;</p>

<p>Ağzının kenarı salça lekesi içinde, bir elinde davin borusu, diğer elinde salçalı ekmekle büyüdü o kuşak.</p>

<p>Malatya’nın kültür elçisi, rahmetli Necati Dikmen o günleri, o sokakların kokusunu ne güzel dökmüştü mısralara.&nbsp;</p>

<p>Kent hafızasına kazınan o şiir, bu sonbahar gününde kulaklarımızda çınlar:</p>

<p>"Garlı dondurma turuncu, sarı,</p>

<p>Mekdepden çığardığ övlen suları.</p>

<p>Davin atacağı, fişek c......a,</p>

<p>Kerim dayı bunnarın kökü gaç para?"</p>

<p>Eski Atatürk İlkokulu’nun önündeki tezgâhtan Kerim Dayı’nın bakkalına kadar o tezgâhlardaki davin külahları, aslında bir kuşağın en masum neşesiydi.</p>

<p>Yıllar geçti...&nbsp;</p>

<p>Artık,</p>

<p>Sokaklar değişti, televizyon antenleri tarih oldu, bakkallarda artık teneke borular satılmıyor.&nbsp;</p>

<p>Evlerde o eski telaşlı kış hazırlıkları da yavaş yavaş azalıyor.&nbsp;</p>

<p>Ama davin hafızası büsbütün silinmedi. Anılarımız da yer buluyor...</p>

<p>Bugün Malatya Şire Pazarı’na yolunuz düşerse çerezcilerin önünde, kimi esnafın tezgahının bir köşesinde o kahverengi boncukları hâlâ görürsünüz.&nbsp;</p>

<p>Şehre dışarıdan gelen bir yabancı merak edip sorduğunda,&nbsp;</p>

<p>Malatya kıdemli esnafının o nüktedan, muzip cevabı hiç değişmez.&nbsp;</p>

<p>Tezgâhtan bir avuç davin alıp uzatırlar ve gözlerinin içi gülerek şöyle derler:</p>

<p>— "Gardaş, bu Malatya’nın yerli mermisidir.&nbsp;</p>

<p>Isırarak yersen şifadır, boruya koyup üflersen çocukluğumuzdur..."</p>

<p>Hazan mevsiminin gazelleri savrulurken bu sonbahar Malatya’ya, ve&nbsp;</p>

<p>o güzel kış hazırlıklarına bereket dilerim...</p>

<p>Bu bereketli gayretlerin yeni nesil tarafından da devamını market bağımlısı tüketici olmamalarını diliyorum.</p>

<p>Malatya'da, Mücelli'de, Başharık'ta Akpınar'da, Cöşnük'te, Samanharığı'nda, çocukluğumuzun geçtiği her sokakta ve o güzel anılarda buluştuğumuz herkese selam olsun...</p>

<p>Muhabbetle...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 11:50:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu dünyada cenneti yaşamak mümkün mü?</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bu-dunyada-cenneti-yasamak-mumkun-mu-78978</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bu-dunyada-cenneti-yasamak-mumkun-mu-78978</guid>
                <description><![CDATA[Bu dünyada cenneti yaşamak mümkün mü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gezmek, yemek, içmek, eğlenmek tabi ki insana haz verir, bireyi tatmin eder. Fakat mutlu etmez.&nbsp;</p>

<p>Fıtratımıza yerleştirilmiş kodlar, mutluluk hormonlarının ne zaman harekete geçeceği konusunda bize ipucu verir. Merhameti ve vicdanı körelmemiş, az bir şey insanlığı kalmış bireyler de fark etmiştir ki, insan ancak ve ancak başkasına iyilik yaptığı, anlamlı ve değerli amaçlar uğruna çalıştığı anlarda mutlu olur.&nbsp;</p>

<p>Bedensel ve maddi hazlar insanı geçici bir süre tatmin eder fakat bunların yokluğu durumunda kişiyi strese sokar. Sürekli yemek, içmek, cinsel arzularını tatmin etmek ister. Bu istek ve arzuların kesintiye uğraması durumunda ise vücut tepki verir, ruhsal bunamaya yol açar.&nbsp;</p>

<p>Fakat diğerkâm olan, başkasını düşünen, iyilik yapan, merhamet besleyen kişilerde, yani bir ideal peşinde olanlarda mutluluk tavan yapar. Manevi olan ve anlam içeren fiiller (eylemler), fıtratımıza yerleştirilmiş mutluluk hormonlarını harekete geçirir.&nbsp;</p>

<p>Yemek bitince haz biter ama iyilik yapınca mutluluk sürer. Karşılıksız yapılan bir iyiliğin vücuda kazandırdığı interaktif heyecan, artı ve enerji insanı kuş gibi hafifletir, ayaklarını yerden keser ve manevi huzura kavuşturur.</p>

<p>Sizin de bu mutluluğu tatmanız için önünüze birçok fırsat çıkıyor. Hiç durmayın, deneyin, öldükten sonra tekrar dünyaya dönüp iyilik yapmak için Allah'tan izin isteyeceksiniz.&nbsp;<br />
Dünyada iken de cenneti yaşamanız mümkün: İyilik yapanın hem dünyası hem de ahireti cennet olur.<br />
...........<br />
Fotoğraf: Meşeli Köyü... Şavşat/Artvin</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-17%20at%2007_11_44.jpeg" style="height:800px; width:533px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 08:19:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hat sanatının sessiz kalemleri</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/hat-sanatinin-sessiz-kalemleri-78977</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/hat-sanatinin-sessiz-kalemleri-78977</guid>
                <description><![CDATA[Hat sanatının sessiz kalemleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hat Sanatının ölümsüz merkezi nerede, diye sorulduğunda bütün İslam alemi şu sözde müttefik olmuştur: “Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” Müslüman Türkler tarafından fethedilmesiyle İstanbul, dünyadaki en ünlü hat sanatçıların buluşma merkezi olmuştur.&nbsp;<br />
İslam mimarisinin en hayati kollarından biri olan, Osmanlı medeniyeti ile birlikte en parlak dönemini yaşayan hat sanatı, İslam dünyasında sadece bir süsleme sanatı değil aynı zamanda mananın ve maneviyatın estetik bir ifadesidir.&nbsp;</p>

<p>Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olması yazı kültürüne ayrı bir anlam kazandırmıştır. &nbsp;Allah kelamının estetik, güzel, hürmetli ve doğru bir şekilde ortaya konulması hat sanatının doğmasına sebep olmuştur. Yazı bu yönüyle hem bir iletişim aracı hem de ibadet şuuruyla yapılan önemli bir sanat haline dönüşmüştür. Yazının çeşitli estetik figürler halinde kâğıda aktarılması sanatı sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Bir hat sanatçısının kaleminden kâğıda dökülen yazının estetik bir hale dönüştürülmesi, arka planda büyük bir sabır, tefekkür, çaba, düşünce ve sınırsız bir entelektüel birikim gerektirir. Her bir harfinde ve satırında hat ustasının göz nuru saklıdır.&nbsp;</p>

<p>Hat eserinin içinde bir anlam gizli olmakla birlikte, sanatçı yazıda bir denge, ritim ve ölçü hesabı yapmaktadır. Her harf belirli kaideler çerçevesinde hayat bulmakta ve kâğıda dökülmektedir. Hat sanatçısında iki önemli vasfın zirve yapmış olması lazım: Sabır ve disiplin.&nbsp;</p>

<p>Hattat ve hat sanatı, onu diğer sanatlardan ayrı kılan bir özelliğe sahiptir. Sanatçı, Kur’an yazısı ile meşgul olurken manevi bir eğitim sürecinden de geçer. Bir hat eserine göz atarken hissettiğiniz manevi ve estetik duyguyu, hat sanatçısına bakarken de duyarsınız. Yani sanatçı, artık sanatının yaşayan canlı bir misali, yürüyen bir hat tablosudur. &nbsp;<br />
Hattat bir yazıyı kâğıda dökerken, sadece eli değil zihni ve ahlakı da devrededir. Yazıyı estetik hale dönüştürürken kendisi de yazıyla beraber dönüşür ve sabır timsali olur. Bir hat sanatçısı konuşurken ağır başlıdır, nezaket timsalidir, &nbsp;durgun akan bir nehrin huzuru okunur yüzünde… Hat sanatçısının hayatı ağır işler, zamanı durmuştur, saat işlemez, kelimeler bir damla gibi dökülür dilinden.&nbsp;</p>

<p>İlahi anlamı (kelamı) estetik bir yazıyla yaşayan bir varlığa dönüştürme sanatı diyebiliriz, hat için… Siz bir hat eserinin karşısında durup baktığınızda, onu okumak yerine ruhunuzla hissedersiniz. Sizi alır, vahyin ilk indiği zamana ve mekâna götürür. Hem kelamın (mananın) kutsiyeti hem yazının estetiği sizi başka bir alemin misafiri yapar. Hat sanatı, İslam estetik medeniyetinin sanat dalları arasında böylesine yüce ve anlamlı bir yere sahiptir.&nbsp;<br />
Böylesine bir sanat dalının unutulmuşluğuna üzülürken, 6 Şubat’ın haritadan sildiği şehrimizde iki cesur genç Hat hocasının bir “delilik” yapacağına, şehir fiziki yıkılırken, ruhların inşasına yönelik hanımlara özel bir hat merkezi açacağına kim inanırdı.&nbsp;</p>

<p>•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Malatya’da bir hoca iki talebe&nbsp;<br />
İslam Kaya, Esra Teşdoğ ve Kübra Gül…&nbsp;<br />
Bir hat ustası etrafına dönüp bakmaz, kendisini konuşan soran var mı diye, kalemi elinde, başı kâğıda dönük sanatını icra eder. Malatya’nın medrese usulü hattat icazeti alan ilk ve tek Hattatı İslam Kaya Hocamız, bir köşede sessiz sedasız hat sanatına gönül vermiş öğrenci yetiştirmekle meşguldü. 16 yıl boyunca yüzlerce öğrenciye hocalık yaptı. İşte bu öğrenciler arasında iki öğrenci var ki, sabır taşını çatlatırcasına, en samimi ve içten bir çabayla, kendi sanat merkezlerini (atölyelerini) kuracak başarıya ulaştılar.&nbsp;<br />
Öğrencilikten hocalığa geçiş sürecini tamamlayıp, depremin yerle bir ettiği Malatya’nın Mücelli Caddesi’nde mütevazı bir işyeri kiralayıp Malatya’nın hanımlara yönelik tek özel hat atölyesini kurdular: &nbsp;Hubb Sanat… (Malatya’da erkek ve hanımlara yönelik ilk özel Hat sanat merkezini İslam Kaya hocamız açmıştı) 6 Şubat sadece binaları değil ruhları da yerle bir etmiş, acılar içinde kıvranan bir şehirde kim cesaret edebilir, insanları sanatla ayağa kaldırmaya… Kimin umurunda hat sanatının incelikleri… Ruhların diriltilmesi mi? O da ne, evimiz yıkılmış aç ve açıkta kalmışken? Fiziki inşaya ihtiyacımız var da, sanatın ve estetiğin diriltici, ruhları besleyici gücüne ihtiyacımız yok mu, dediler. Tek bir çiçekle kışı yaşayan Malatya’ya baharı getiririz diye kolları sıvadılar.&nbsp;<br />
Altı aylık bir gecikmeyle Hubb Sanat merkezinin kapısından içeri girdiğimde, utangaç ve özür yüklü bir mahcubiyetle eğildim, hem sanatçılarımızın önünde hem de eserlerinin karşısında… Dışardaki toz toprak, inşaat sesleri, yıkılmış binaların enkazı arasında açılmış bir gül bahçesine girer gibi… Hat sanatının en güzel örneklerine bakarken, 6 Şubat depreminin derin izlerinden eser kalmadı içimde… Sabır ve disiplin kokan eserler, bakan gözlerin içinden girip insanın iç dünyasına huzur salgılıyor adeta… Şehrin kaotik ve bunaltıcı havası, yerini tam bir sükûnete ve sonsuz bir dinginliğe bırakıyor.&nbsp;<br />
Şehrin hiç haberi yok, ne halkın ne de yöneticilerin… Ne gam! Sanatçılarımız zorluklara, kaygısızlığa aldırmadan şimdi hanımlara yönelik hat dersi vermekle meşgul… İki öğrencimizi ve onları yetiştiren Hattat İslam Hocamızın cesaretini taktir ve tebrik edecek kelime bulamadım. Şehrin sessizliğine aldırmadan kendi sessizliklerinde azimle ve sabırla yaşatıyorlar hat sanatını…&nbsp;</p>

<p>•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Şehrimiz sanata muhtaç<br />
Bizim şehrimiz 6 Şubat’ta yıkıldı, yerle bir oldu. Şimdi teker teker her bir ev ve işyerinin yerine yenileri, daha güzelleri inşa ediliyor.&nbsp;<br />
Ya yıkılın ruhlar, ya terbiye, görgü, nezaket, merhamet, letafet, sevgi, kardeşlik, takva, dayanışma, dürüstlük velhasıl insanlık? Medeniyet bunlar değil mi? Bunları nasıl inşa edeceğiz? Sanatla değil mi?&nbsp;</p>

<p>Evlerimizin ve işyerlerimizin TOKİ’si var da insanlık medeniyetimizin TOKİ’leri nerde? Yeni şehrimizde yine eski insanlık yaşayacak. Kavga, gürültü, patırtı, cinayet, menfaat, huzursuzluğun hakim olduğu tam bir kargaşa,,. Suya, havaya ve ekmeğe muhtaç olduğumuz kadar, sanatımıza da muhtaç olduğumuzu ne zaman anlayacağız?<br />
Türk-İslam sanatının her bir dalına muhtacız? Hat, tezhip, minyatür, ebru, çini ve mimari… Her bir insanımızın içinde bu sanat dallarından birinin ışığını yakmalıyız ki, modern ve sağlam binaların içinde sağlam karakterli insanlar yaşasın, şehrimiz bir medeniyet şehri olsun.&nbsp;<br />
Bin yıllık medeniyetimize hayat veren sanat kollarımız kesildi. Nereden yıkıldıysak oradan ayağa kalkacağız.&nbsp;</p>

<p>•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hattatlarımız<br />
Hattat İslam Kaya<br />
1990 yılında Adıyaman Sincik ilçesine bağlı Hacıyan Subaşı köyünde doğdu. İlkokula başladığı yıllarda Kur'an yazısından etkilenerek İslam harflerine ilgi duydu. Ortaokulu bitirdikten sonra İslami ilimler tahsili için medrese eğitimine başladı. Burada çeşitli hocalardan kısa süre hat dersi aldıktan sonra merhum Hattat Ali Selçuk Erkurt ile tanışarak ondan Sülüs, Nesih, Rika ve Divani yazılarını meşk etti. Yaklaşık beş yıl süren eğitim sonucunda 2010 yılında hocasından icazet alarak ikamet ettiği Malatya'ya döndü. Hocasının tavsiyesiyle 2011 yılında Malatya'da hat sanatı atölyesini kurdu. Atölyede öğrencilerine ders verirken hocasının vefatına (2020) kadar ziyaret edip bilgisinden istifade etti.</p>

<p>Esra Teşdoğ<br />
Malatya’nın Akçadağ ilçesinde doğan Esra Teşdoğ eğitim ve öğretim yıllarını tamamladıktan bir süre sonra 2016 yılında hattat İslam Kaya ile hat sanatına başladı. Hat sanatı onun için insanın maneviyatına en yakın sanat dalı olduğundan dolayı yıllar geçtikçe vazgeçilmez bir muhabbete dönüştü. Hocasından Sülüs, Nesih, Kûfi, Rikâ ve Gubârî yazı çeşitlerini öğrendi. 2022 yılında Malatya Bostanbaşı kültür merkezinde bir süre hat eğitimi verdi. Şuan ise kendi atölyesi olan Hubb Sanat’ta hem eğitim vermeye hem de meşk yapmaya devam etmektedir.</p>

<p>Kübra Gül&nbsp;<br />
Malatya Battalgazili olan Kübra Gül küçüklüğünden itibaren güzel yazıya ilgiliydi. Üniversite yıllarında artan bu ilgiyle arayışa başlayıp sanat merkezinde hat sanatı kurslarına katıldı. Kurs bitiminde İslam Kaya ile tanışıp kendisinden Sülüs, Nesih, Rika ve Gubari hatlarını meşk etti.2016 yılında başlayan hat yolculuğunda 10 yıl eğitim aldıktan sonra kendi atölyesi olan Hubb Sanat’ı açtı. Şimdi ise hem ders vermekte hem de hocasıyla derslere devam etmektedir.<br />
Adres: HUBB Sanat, Mücelli Caddesi, Kozkökü Sokak, Malatya</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:55:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bülent Tüfenkci Desteği Mahmut\&#039;a Yarar Mı?</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bulent-tufenkci-destegi-mahmuta-yarar-mi-78976</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bulent-tufenkci-destegi-mahmuta-yarar-mi-78976</guid>
                <description><![CDATA[Bülent Tüfenkci Desteği Mahmut\'a Yarar Mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>MTSO seçimi yaklaşıyor.</p>

<p>Sandık kurulmadan kulis kuruldu.</p>

<p>En çok dolaşan cümle şu:</p>

<p><strong>“Bülent Tüfenkci, Mahmut Boyraz’ı</strong> destekliyor.”</p>

<p>Doğru mu?</p>

<p>Bilmiyorum.</p>

<p>Ama Bülent Tüfenkci’yi tanırım.</p>

<p>Kavganın ortasında saf tutup bayrak sallayan siyasetçi profiline pek uymaz.</p>

<p>Hele iş dünyasının ikiye ayrıldığı bir oda seçiminde…</p>

<p>Bir tarafın safında görünmek?</p>

<p>Benim bildiğim Tüfenkci buna mesafeli durur.</p>

<p>Diyelim ki kulis doğru.</p>

<p>Bu kez soru başka:</p>

<p>Bu destek Mahmut Boyraz’a gerçekten yarar mı?</p>

<p>Çünkü Malatya’da Bülent Tüfenkci adı yalnız eski bakanlığıyla anılmıyor.</p>

<p>Büyükşehir hesabında da ağırlığı var.</p>

<p><strong>Sami Er </strong>açısından bakın.</p>

<p>Önümüzdeki döneme dair siyasi hesaplarda Tüfenkci’nin adı zaten ayrı bir başlık.</p>

<p>Mahmut Boyraz’ın arkasına Tüfenkci’yi ne kadar kuvvetli yazarsanız…</p>

<p>Sami Er’in önüne de o kadar net bir tercih koyarsınız.</p>

<p>Tüfenkci’nin desteklediği adaya Sami Er neden omuz versin?</p>

<p>Mahmut’a güç kazandırayım derken…</p>

<p>başka bir gücü uzaklaştırabilirsiniz.</p>

<p>“Mahmut’un arkasında Tüfenkci var” algısı büyüdükçe<strong> Oğuzhan Ata Sadıkoğlu</strong> tarafında gevşeme bekleyenler tersini görebilir.</p>

<p>Çünkü siyaset bazen rakibini dağıtmaz.</p>

<p><strong>Toparlar.</strong></p>

<p>Tüfenkci ismi Mahmut Boyraz’a ağırlık kazandırabilir.</p>

<p>Aynı isim karşı tarafın da saflarını sıklaştırabilir.</p>

<p>Kuliste “destek” diye yazılan şey…</p>

<p>sandıkta her zaman artı çıkmaz.</p>

<p>Biz meseleyi iki isim üzerinden okuyoruz:</p>

<p>Oğuzhan.</p>

<p>Mahmut.</p>

<p>Oysa seçim önce <strong>33 komitede </strong>şekillenecek.</p>

<p>Her sektör kendi temsilcisini tartacak.</p>

<p>Şirketi sağlam mı?</p>

<p>Kaç kişiye ekmek veriyor?</p>

<p>Sektöründe sözü geçiyor mu?</p>

<p>İtibarı var mı?</p>

<p>İnsan ilişkisi nasıl?</p>

<p>Memlekete ne katmış?</p>

<p>Odaya girdiğinde kendi işinin mi, sektörünün mü peşinden koşacak?</p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu kendi komitesinde yarışacak.</p>

<p>Mahmut Boyraz kendi grubunda.</p>

<p>Diğer adaylar da kendi sahasında karşılık arayacak.</p>

<p>Önce 33 komite şekillenecek.</p>

<p>Ardından meclis.</p>

<p>Başkanlık hesabı en son kurulacak.</p>

<p>Onun için ilk soru:</p>

<p>“Oğuzhan mı, Mahmut mu?”</p>

<p>olmasın.</p>

<p>İlk soru şu olsun:</p>

<p><strong>Sen kendi komitenden kimi gönderiyorsun?</strong></p>

<p>Çünkü MTSO’da başkanlık hesabı…</p>

<p><strong>33 komiteden sonra başlar.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-14%20at%2012_08_25.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ASLI NEREDE, BAŞKAN?</span></strong></p>

<p><strong>Sami Er,</strong> Battalgazi’deki taş duvara bakıyor.</p>

<p>Beğenmiyor.</p>

<p>“Aslına uygun yapılmamış.”</p>

<p>diyor.</p>

<p>Ardından:</p>

<p>“Sıradan bir taş duvar olmuş.”</p>

<p>Peki Başkan…</p>

<p><strong>Aslı nerede?</strong></p>

<p>Bildiğim kadarıyla işaret edilen yerde tarihî surun devamı zaten yok.</p>

<p>Yaklaşık 15 yıl önce alanı korumak, çevresini toparlamak için taş duvar yapılmış.</p>

<p>Şimdi “aslına uygun yapılmamış” denince şu sorular çıkıyor:</p>

<p>Eski duvarın resmi var mı?</p>

<p>Planı var mı?</p>

<p>Ölçüsü belli mi?</p>

<p>Taşı biliniyor mu?</p>

<p>Harç tekniği kayıtlı mı?</p>

<p>Varsa çıkarın.</p>

<p>Görelim.</p>

<p>Sami Er’in son zamanlarda selefinin yaptığı işlere yaklaşımında da benzer bir tavır görülüyor.</p>

<p>“Bu olmamış.”</p>

<p>“Şurası yanlış.”</p>

<p>“Böylesi daha iyi yapılırdı.”</p>

<p>Olabilir.</p>

<p>Eleştirebilir.</p>

<p>Yanlış bulduğunu değiştirebilir.</p>

<p>Zaten belediye başkanlığı biraz da bunun için var.</p>

<p>Malatya bugün yeniden şekilleniyor.</p>

<p>Çarşı değişiyor.</p>

<p>Meydanlar yenileniyor.</p>

<p>Caddeler elden geçiyor.</p>

<p>Cepheler baştan ele alınıyor.</p>

<p>Şehrin silueti çiziliyor.</p>

<p>Sami Er’in imzasını taşıyan hangi meydanda Malatya’nın tarihî kimliğini görüyoruz?</p>

<p>Hangi sokakta?</p>

<p>Hangi cephede?</p>

<p>Hangi mimari tercihte?</p>

<p>Başkasının yaptığı duvara bakıp “aslına uymamış” demek kolay.</p>

<p>Videoda <strong>Seddar Yavuz </strong>da yanında.</p>

<p>Sami Er anlatıyor.</p>

<p>Duvarı tarif ediyor.</p>

<p>Nasıl olması gerektiğini söylüyor.</p>

<p>Vali dinliyor.</p>

<p>Sessiz.</p>

<p>Vali Bey herhalde <strong>“Aslı nerede?</strong>” sorusunu bize bırakmış.</p>

<p>Ben de sorayım:</p>

<p>Şehir yeniden kurulurken Malatya’nın tarihî kimliği nerede karşılık buluyor?</p>

<p>Mesele artık yalnız o taş duvar değil.</p>

<p><strong>Aslı nerede, Başkan?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-14%20at%2012_08_25%20(1).jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AÇIK OLANI KAPATAN, KAPALI OLANI AÇAR MI?</span></strong></p>

<p>Dedim ki:</p>

<p>“Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı neden hâlâ açılmıyor?”</p>

<p>Cevap geldi:</p>

<p><strong>“Açık olanı kapatanlar, kapalı olanı açar mı?”</strong></p>

<p>Fena cevap değil.</p>

<p>Malatya Kent Müzesi açıktı.</p>

<p>Şehrin ortasındaydı.</p>

<p>İnsan giriyordu.</p>

<p>Geziyordu.</p>

<p>Şehrin geçmişini görüyordu.</p>

<p>Sonra kapandı.</p>

<p>Sebep?</p>

<p>Kahve evi yapılacak.</p>

<p>Yani müze vardı.</p>

<p>Artık yok.</p>

<p><strong>Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı ise</strong> depremden beri kapalı.</p>

<p>Türkiye’de ayakta kalan en kıymetli kervansaraylardan biri.</p>

<p>Kapısı kilitli.</p>

<p>Takvim açıklanmış mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ne yapılacağı net mi?</p>

<p>Pek sayılmaz.</p>

<p>Ne zaman açılacak?</p>

<p>Bekliyoruz.</p>

<p>Kervansaray yerinde.</p>

<p>Biz dışarıdayız.</p>

<p>Bu sırada mezarlık duvarları onarılıyor.</p>

<p>Onarılsın.</p>

<p>Kimsenin itirazı olmaz.</p>

<p>Ama şehirde asırlık bir eser kapalı dururken, öncelik sırası da konuşulur.</p>

<p>Bir tarafta Kent Müzesi.</p>

<p>Açıktı.</p>

<p>Kapandı.</p>

<p>Öbür tarafta kervansaray.</p>

<p>Kapalıydı.</p>

<p>Hâlâ kapalı.</p>

<p>Sonra kültür politikası anlatıyoruz.</p>

<p>Kültürü yaşatmak için çok karmaşık bir formüle de ihtiyaç yok.</p>

<p>Kapıyı açarsınız.</p>

<p>İnsan gelir.</p>

<p>Görür.</p>

<p>Öğrenir.</p>

<p>Sahiplenir.</p>

<p>Biz biraz tersinden gidiyoruz.</p>

<p><strong>Müzeyi kapatıyoruz.<br />
Kervansarayı açmıyoruz.</strong></p>

<p>Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı artık açılmalı.</p>

<p>Kent Müzesi de yeniden müze olarak şehre kazandırılmalı.</p>

<p>Çünkü tarih kapının arkasında bekletilerek yaşatılmaz.</p>

<p>Şimdilik tablo kısa:</p>

<p><strong>Açık olan kapalı.<br />
Kapalı olan yine kapalı.</strong></p>

<p>Kültür?</p>

<p>O da herhalde açılmayı bekliyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TEKNOFEST Mİ, TEKNOFOS MU?</span></strong></p>

<p>Malatya’da TEKNOFEST kurulmuş.</p>

<p>İsim büyük.</p>

<p>Beklenti de öyle.</p>

<p>Alana gidince tablo küçülüyor.</p>

<p>Burası askerî saha.</p>

<p>Özel araçla giriş yapılamıyor.</p>

<p>Arabayı 500 metre, bazen 1 kilometre geride bırakıyorsunuz.</p>

<p>Kontrol.</p>

<p>Üst araması.</p>

<p>Nizam.</p>

<p>Ardından festival alanı.</p>

<p>Girişte sebil var.</p>

<p>Su yok.</p>

<p>Su olsa bardak yok.</p>

<p>Bardak bulunsa elektrik yok.</p>

<p>Teknoloji festivaline geliyorsunuz.</p>

<p>İlk sınavınız…</p>

<p>su.</p>

<p>MOTAŞ’la devam.</p>

<p>Alana 6-7 kilometre otobüsle gidiliyor.</p>

<p>Klima mevcut.</p>

<p>Serinlik pek uğramamış.</p>

<p>Motor sesi ise eksik değil.</p>

<p>Nihayet alandasınız.</p>

<p>Su meselesi burada da çözülmüş görünmüyor.</p>

<p>Büyükşehir’in “ikram” çadırı kurulmuş.</p>

<p>İkram daha çok görevlilere.</p>

<p>Yemek bölümünde su bulunuyor.</p>

<p>O da yemek hakkı olanlara.</p>

<p>BELSOS satışta.</p>

<p>Vatandaşın aradığı basit:</p>

<p>Bir şişe su.</p>

<p>Teknoloji ilerlemiş.</p>

<p><strong>Su biraz geriden geliyor.</strong></p>

<p>Belediyelerin festival anlayışı da ilginç.</p>

<p>Masa tenisi.</p>

<p>Langırt.</p>

<p>Dart.</p>

<p>Biraz daha genişletilse çocukluk oyunlarına kadar gider.</p>

<p>Yeşilyurt Belediyesi nispeten hazırlıklı.</p>

<p>Sergilediği cihazların önemli kısmı da selefi Mehmet Çınar döneminden kalma.</p>

<p>Tabelada:</p>

<p><strong>TEKNOFEST.</strong></p>

<p>İsmin çağrıştırdığı belli.</p>

<p>BAYKAR.</p>

<p>TUSAŞ.</p>

<p>ASELSAN.</p>

<p>ROKETSAN.</p>

<p>Yeni sistemler.</p>

<p>Milli teknoloji.</p>

<p>Savunma sanayii.</p>

<p>Sahaya bakıyorsunuz…</p>

<p>Bir küçük uçak.</p>

<p>Bir mini uçak.</p>

<p>Bir Sikorsky Kara Şahin.</p>

<p>Bir ATAK-1 helikopteri.</p>

<p>Katılımcı takımların kendi projeleri de var.</p>

<p>Hepsine emek verilmiş.</p>

<p>Hakları teslim edilmeli.</p>

<p>Fakat TEKNOFEST adı başka bir beklenti oluşturuyor.</p>

<p>Vatandaş Türkiye’nin savunma ve teknoloji hamlesinin güçlü örneklerini karşısında görmek istiyor.</p>

<p>Büyük firmaların vitrini zayıf.</p>

<p>Savunma sanayii tarafı da beklenen ağırlığı taşımıyor.</p>

<p>Ziyaretçi dönüp soruyor:</p>

<p>“Bu kadar mı?”</p>

<p>Adı TEKNOFEST olunca…</p>

<p>insan teknoloji görmek istiyor.</p>

<p>Langırt zaten mahallede var.</p>

<p>Dart da bulunur.</p>

<p>Boş sebil ise ayrıca konuşulur.</p>

<p>Bir de <strong>Sami Er,</strong> Malatya’da helikopter üretiminden söz eden iddialı bir cümle kurdu.</p>

<p>Heyecandır.</p>

<p>Hedeftir.</p>

<p>Belki kürsünün verdiği coşkudur.</p>

<p>Ama helikopter üretmek büyük iş.</p>

<p>O hedefi konuşalım.</p>

<p>Konuşalım da…</p>

<p>önce şu otobüs biraz serinlesin.</p>

<p>Sebilde su bulunsun.</p>

<p>İkram çadırında vatandaş da ikram görsün.</p>

<p>Festivale savunma sanayiinin gerçek ağırlığı gelsin.</p>

<p>Helikopteri sonra yine konuşuruz.</p>

<p>Malatya’daki organizasyonun tabelası güçlü.</p>

<p>İçeriği geride kalmış.</p>

<p>Adı:</p>

<p><strong>TEKNOFEST.</strong></p>

<p>Vatandaşın gördüğü:</p>

<p><strong>TEKNOFOS.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-14%20at%2012_08_25%20(2).jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MEMUR-SEN’DE ASIL SINAV SANDIKTAN SONRA</span></strong></p>

<p><strong>Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube</strong> seçime gidiyor.</p>

<p>Aday çok.</p>

<p>İddia bol.</p>

<p>Kulis eksik olmuyor.</p>

<p>Bir de Malatya’nın eski alışkanlığı var:</p>

<p>Hemşehrilik.</p>

<p>Grupçuluk.</p>

<p>Mikro milliyetçilik.</p>

<p>Sendika seçimi yapılıyor.</p>

<p>Aşiret yoklamasına çevrilmesin.</p>

<p>Memur-Sen’in Malatya’daki eski ağırlığı zaten tartışılıyor.</p>

<p>Üye kaybı yaşanmış.</p>

<p>Teşkilat yorulmuş.</p>

<p>Eğitim-Bir-Sen ise hâlâ yapının en güçlü damarlarından biri.</p>

<p>Orada da çözülme başlarsa, mesele bir şubenin sınırını aşar.</p>

<p>Benim merakım “Kim kazanacak?” sorusundan çok başka yerde:</p>

<p><strong>Kim toparlayacak?</strong></p>

<p>Başkan seçilmek bir gün sürer.</p>

<p>Teşkilatı taşımak başka iştir.</p>

<p>Sendikacılık yalnız kürsüden yüksek ses çıkarmakla yürümüyor.</p>

<p>Üyeyi tanıyacaksın.</p>

<p>Bürokrasinin diline hâkim olacaksın.</p>

<p>Ne zaman konuşacağını, ne zaman dinleyeceğini ayarlayacaksın.</p>

<p>Kapısını çalacağın yeri de bileceksin.</p>

<p>Bir de emek vereceksin.</p>

<p>Bu yapının içinde daha önce bulunmuş, sorumluluk almış, yük taşımış isimlerin avantajı burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Çünkü teşkilat hafızası dosyada tutulmuyor.</p>

<p><strong>Sahada birikiyor.</strong></p>

<p>Gerçek sınav sandık kapandıktan sonra başlayacak.</p>

<p>Bir isim kazanacak.</p>

<p>Diğerleri ertesi sabah yine aynı teşkilatın içinde kalacak.</p>

<p>Kaybeden küserse…</p>

<p>Kazanan hesaplaşmaya girişirse…</p>

<p>Gruplar birbirine sırt çevirirse…</p>

<p>Başkan çıkar.</p>

<p>Teşkilat küçülür.</p>

<p>Adaylar yarışsın.</p>

<p>Delegeler tercihini yapsın.</p>

<p>Bir isim başkan olsun.</p>

<p>Ertesi gün herkes yine aynı masaya oturabilsin.</p>

<p>Çünkü sandık bir kişiyi seçer.</p>

<p><strong>Sendikayı ise herkes taşır.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FIKRA GİBİ MEMLEKET:</strong></span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>AT KİMİN?</strong></span></p>

<p>Adam başkasının atına binmiş:</p>

<p>“Şu heybetimize bakın!”</p>

<p>Sormuşlar:</p>

<p>“At senin mi?”</p>

<p>Susmuş.</p>

<p>…</p>

<p>Battalgazi’de <strong>Bayram Taşkın,</strong> Osman Güder’le boy ölçüyor.</p>

<p>Osman Güder, deprem yokken Ankara’nın kapısını aşındırdı; Hidayet Mahallesi’nde yaklaşık 140 metrekarelik konutlar yaptırdı.</p>

<p>Bugün deprem var.</p>

<p>Devlet geliyor.</p>

<p>TOKİ yapıyor.</p>

<p>Ortaya yaklaşık 85 metrekare net konut çıkıyor.</p>

<p>At devletin.</p>

<p>Yol devletin.</p>

<p>Bayram Başkan’a da:</p>

<p><strong>“Nasıl sürdüm?”</strong></p>

<p>demek kalıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-14%20at%2012_11_02.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: İMZA NİÇİN ŞART?</span></strong></p>

<p>Picasso, imzasız tablosunu Rodin’e göstermiş.</p>

<p>Rodin bakmış:</p>

<p>“İmzanızı atın…<br />
Hiç olmazsa neresinden asılacağı belli olur.”</p>

<p>Malatya’nın raylı sistem dosyası da Cumhurbaşkanı uçağa binerken ayaküstü verildi.</p>

<p>Sonra da:</p>

<p>“Projemizi sunduk.”</p>

<p>denildi.</p>

<p>Bir imza da atsaydınız…</p>

<p>Hiç olmazsa bunun<strong> proje mi, hatıra fotoğrafı mı </strong>olduğu belli olurdu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/erdo%C4%9Fan(5).jpg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: YENİLMEDİK!</span></strong></p>

<p>Yeni Malatyaspor bu hafta da sahaya çıkmadı.</p>

<p>Eskiden Malatyalı maçtan sonra kızardı:</p>

<p>“Nasıl yenildik?”</p>

<p>Şimdi o dert de kalmadı.</p>

<p>Rakip geliyor.</p>

<p>Hakem yerini alıyor.</p>

<p>Fikstür işliyor.</p>

<p>Bir tek<strong> Yeni Malatyaspor</strong> ortada yok.</p>

<p><strong>Malatyalı demedi deme;</strong></p>

<p>Malatya futbolu sonunda yenilmemeyi öğrendi…</p>

<p><strong>Maça çıkmayarak.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta bakan geldi, kavşak açıldı, komiteler büyüdü, rögarlar kota getirildi, stadyum ihaleye çıktı… Vatandaş ise yine kendi hesabının peşinde. Kimi hızlı treni soruyor, kimi dükkânını, kimi yolunu. Anlaşılan şehirde açıklama çok; cevabını arayan mesele daha çok!</p>

<p><strong>-BAKAN GELDİ, HIZLI TREN YİNE PERONDA YOK!</strong><br />
Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Malatya’ya geldi, yeni terminal binasının ekim başında açılacağını söyledi. Güzel haber… Fakat vatandaşın gözü terminalden çok hızlı trene kaymış. “Sivas’a kadar gelen tren Malatya’ya ne zaman uğrayacak?” sorusu yeniden masaya düşmüş. Şehirdeki fiskos kısa: “Bakan geliyor, terminal geliyor… Bir tek tren yolunu şaşırıyor!”</p>

<p><strong>-ASLAN GELİYOR, ESNAF DÜKKÂNI SORUYOR!</strong><br />
Akpınar’daki eski aslan figürünün yeniden getirileceği, çeşmenin de yapılacağı açıklanmış. Haber ilgi çekmiş ama esnafın gündemi daha başka. Konteynerlerin kaldırılması, dükkânların akıbeti, park ve trafik meselesi konuşuluyor. Kimsenin tarihi figüre itirazı yok; esnaf kendi yarınını soruyor. Akpınar’daki fiskos hazır: “Aslanın yeri belli olmuş, esnaf hâlâ kendi yerini arıyor!”</p>

<p><strong>-AKILLI KAVŞAK AÇILDI, VATANDAŞ İLK MESAİ ÇIKIŞINI BEKLİYOR!</strong><br />
Akpınar çevresindeki yeni trafik düzenlemesi ve kavşak açılmış. Fakat sürücülerin dilinde şimdiden başka bir hesap var: çift şeritli yol kısa süreli parklarla yeniden tek şeride düşerse ne olacak? Malatyalı açılıştan çok akşam trafiğini merak ediyor. Direksiyon başındaki fiskos şu: “Kavşak akıllı… Bakalım park edenler ne yapacak?”</p>

<p><strong>-MTSO’DA KOMİTE 33 OLDU, HESAP MAKİNESİ ISINDI!</strong><br />
MTSO seçimleri yaklaşırken meslek grubu sayısının 30’dan 33’e çıkarılması yeni tartışma başlatmış. Mahmut Boyraz cephesi bazı firmaların NACE kodları ve faaliyet alanları üzerinden farklı komitelere kaydırıldığı iddiasını gündeme taşımış. İş dünyasında artık yalnız adaylar konuşulmuyor; hangi firma hangi grupta, hangi liste nerede güçlenecek dengesi kuruluyor. Fiskos kısa: “Komite üç arttı, kulis otuz üçe dağıldı!”</p>

<p><strong>-RÖGAR KOTA GELDİ, VATANDAŞIN ARABASI HÂLÂ SEKİYOR!</strong><br />
MASKİ, yol seviyesinden aşağıda ya da yukarıda kalan parsel bacalarının kota getirildiğini açıklamış. Vatandaş tarafında ise eski çukurlar, kapanmayan noktalar ve özellikle TOKİ yollarındaki seviye farkları hatırlatılıyor. Teknik ekip kot hesabı yapıyor, sürücü amortisör hesabı… Yoldaki fiskos hazır: “Rögarın seviyesi ayarlanıyor da arabanın ayarı çoktan kaçtı!”</p>

<p><strong>-STADYUM ÜÇ AY BOŞ KALDI, BAKIM LİG BAŞLAYINCA GELDİ!</strong><br />
Yeni Malatya Stadyumu için bakım ve onarım ihalesi 23 Eylül’de yapılacakmış. Yaz boyunca maç yok, tribün boş, saha sakin… Bakım ihalesi ise sezon hareketlenirken geliyor. Tribün tarafında aynı merak dolaşıyor: “Bu işler yazın yapılamaz mıydı?” Futbolseverin fiskosu biraz sert: “Stadyum tatil yaptı, bakım mesaiye yeni başladı!”</p>

<p><strong>-YIKIM DOSYASI BU KEZ MAHKEMEDE!</strong><br />
Deprem dönemindeki yıkım ihaleleriyle ilgili dosyada eski Vali Yardımcısı Mehmet Öz ile dönemin YİKOB Müdürü Süleyman Düşünceli hakkında zincirleme zimmet iddiasıyla dava açılmış. Yargılama süreci devam ediyor; dosyada demir çıkışları ve yazışmalara ilişkin iddialar yer alıyor. Şehirde şimdi başka bir merak var: “Binalar yıkıldı, bakalım dosya kimlerin önüne düşecek?”</p>

<p><strong>-Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bu hafta kimi treni, kimi dükkânı, kimi yolu, kimi de sandığı bekliyor. Açıklamalar peş peşe geliyor ama vatandaşın huyu belli: “Bize ne söylendi?” diye sormuyor artık; “Bizim iş ne oldu?” diyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 12:10:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Genç Mühendis Ne Dedi?</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/genc-muhendis-ne-dedi-78975</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/genc-muhendis-ne-dedi-78975</guid>
                <description><![CDATA[Genç Mühendis Ne Dedi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dün Malatya'dan bir telefon çaldı.</p>

<p>Nedense hüzünlü geldi sesi...<br />
Açtım.</p>

<p>Telefon eden; aklı başında, sakin ve gözlemci Malatya sevdalısı bir gençti.</p>

<p>Aklıselim sahibi bu genç, tahsilini bitirip baba ocağı Malatya’ya yeni dönmüştü.</p>

<p>Soğukkanlı zihni ve arifane bakışıyla hemen dikkat çekerdi.</p>

<p>Nihayet hayalleri, hedefleri ve heyecanıyla memleketine kavuşmuştu.</p>

<p>Zira artık bir mühendisti.</p>

<p>Telefonun bir ucunda ben memleket hasreti çekerken, diğer ucunda onun derin "ah" sesleri dökülüyordu.</p>

<p>Genç mühendis, dertli bir serzenişle anlatmaya başladı:</p>

<p>— "Hocam, Malatya bıraktığımız Malatya değil artık...&nbsp;</p>

<p>Her şey bambaşka.&nbsp;</p>

<p>Şehrin silüeti gibi insanı da değişmiş.&nbsp;</p>

<p>Bilmediğimiz yabancı simalar...&nbsp;</p>

<p>Göçüp giden kayıp yüzler ve yeni gelenler her yerde."<br />
"Tuhaf bir Malatya olmuş hocam..." dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>"ŞEHRİN BİR YARISI DİĞER YARISINA ZULMEDİYOR."!!!</strong></p>

<p>diye resmi çiziyor...</p>

<p>Merhamet, dayanışma, iyi niyet, tebessüm, nezaket, kanaat, şükür, sabır...</p>

<p>Malatya ruhuna dair ne kadar erdem varsa, şehirle birlikte hepsi yıkılmış.</p>

<p>Genç mühendis anlatmaya devam etti:</p>

<p>— "'Şehir sahipsiz' lafı herkesin dilinde sakız olmuş.&nbsp;</p>

<p>Ama aslında şehre sahip çıkmayan bir Malatyalı var!&nbsp;</p>

<p>Herkes pusuya yatmış, olan biteni izliyor.&nbsp;</p>

<p>İşine gelmedi mi mırıldanıyor, 'Bu memleket sahipsiz!' diyor.&nbsp;</p>

<p>Oysa memleket hayrına kenetlenen iki kişi bile görmedim hocam.&nbsp;</p>

<p>Karnından konuşan, sürekli söylenen ama elini taşın altına koymayıp hep bir kurtarıcı bekleyen bir memleket olup çıkmış..."<br />
Birileri bir şeyler yapıyor.</p>

<p>Ama şehirden gür ve birleştirici tek bir ses çıkmıyor.</p>

<p>Herkes bir köşede itibar devşirme derdinde...</p>

<p>Muteber nasıl olurum..</p>

<p>"Kasıntı" yanına yaklasamiyoruz hocam diyor...</p>

<p>Kibir elbisesi giymiş "ağabeklerimiz" ..</p>

<p>Herkes kendi köşesinde...<br />
Diyor genç mühendis...</p>

<p>Varsa yoksa "Sahipsiz Malatya" temalı &nbsp;serzesişler, video röportajları...</p>

<p>Ya kiralar!?</p>

<p>Hızını alamayan, kiralık dükkânın metrekaresini neredeyse altınla tartacak!</p>

<p>Dükkân muhitlerinde tamahkâr bir hırs salya saçıyor.</p>

<p>Bu şartlarda bu şehir nasıl ayağa kalkacak?</p>

<p>Bu kiralarla bir esnaf kaç gün ayakta kalabilir?</p>

<p>"Geleneksel Malatya esnafı tutunamaz burada," diyor genç mühendis.&nbsp;</p>

<p>"Dışarıdan gelen basar, külçeyi kapar orayı."</p>

<p>Sonra ne olur?</p>

<p>Nasıl olur?</p>

<p>Manzara ürkütücü...&nbsp;</p>

<p>Umudu yok eden türden.</p>

<p>Ve göç...</p>

<p>Evet, nitelikli bir göç yaşanıyor.</p>

<p>Öz be öz Malatyalı şehirden çekiliyor.</p>

<p>— "Hocam..." diyor genç mühendis,&nbsp;</p>

<p>"Coğrafi işaret aldığımız kayısıyı bile savunamıyoruz artık!&nbsp;</p>

<p>Hem de kimden? Baskillilerden...&nbsp;</p>

<p>Baskilliler bile 'Kayısı bizimdir' demeye başladı.&nbsp;</p>

<p>Oysa eskiden 'Baskil bizimdir' derdik..."</p>

<p>Dertlerini bir bir yığdı önüme.<br />
Dinledim...</p>

<p>Hüzünlendim, dertlendim.</p>

<p>Ne gelir ki elden?</p>

<p>— "Şehirde birkaç serdengeçti kalmış," diyor genç.&nbsp;</p>

<p>"Onlar da Malatya yel değirmenlerinin karşısında birer Don Kişot gibi..."</p>

<p>Her şey yenileniyor aslında.&nbsp;</p>

<p>Binalar, evler, yeni muhitler yükseliyor.</p>

<p>Allah devletimizden, Cumhurbaşkanımızdan razı olsun...&nbsp;</p>

<p>Onlar üzerine düşeni yaptı, yapıyor.<br />
Peki ya sen, Malatyalı?</p>

<p>Sen artık bir şey olacak mısın?!</p>

<p>Erdem!<br />
Kanaat!<br />
Dayanışma!<br />
Doğruluk!<br />
Birlik ...</p>

<p>Ve İstikbal vizyonu...</p>

<p>Bu genç mühendise bir umut lazım!</p>

<p><strong>Vesselam...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:18:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurumsal Milliyetçilik vefat etti!</title>
                <category>Ersoy Baba</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kurumsal-milliyetcilik-vefat-etti-78974</link>
                <author>ersoybaba@malatyatime.com (Ersoy Baba)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kurumsal-milliyetcilik-vefat-etti-78974</guid>
                <description><![CDATA[Kurumsal Milliyetçilik vefat etti!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba değerli okurlarım. &nbsp;Ben yeni gelmedim. Geri geldim. Uzunca bir süredir sudan bahanelerle yazamadım. İnsanoğlu kolaya çabuk alışıyor. Yazmamak kolay geldi. Ben de hemen alıştım. Son bir-iki haftadır da ev taşıma sorunum vardı. İşyerime de seyrek gittim.</p>

<p>Dün gittiğimde bırakılmış 5-6 tane düğün davetiyesini gördüm. İnternet üzerinden gelenler de onun iki katı. Baktım kimler kimlerle, kimlerin çocukları kimlerin çocuklarıyla evleniyor diye. Hepsi de tanıdık. Kimileri akrabam. Kimileri de yarım asra yaklaşan birlikteliğimizdeki dost ve arkadaşlarım. Hepsi de güzel güzel davetiyeler bastırmış, kimi elden bırakmış. Kimi de kargo ile ulaştırmış. Bazıları da davetiyenin fotoğrafını çekip atmışlar. Nasrettin Hocamın çorba ikramı gibi. Kimine çorbanın kendisi, kimine de suyunun suyu.&nbsp;</p>

<p>Hepsi başımın üstüne.&nbsp;</p>

<p>Topladım hepsini. Eve giderken yıllarımın geçtiği mobilya mağazamıza uğradım. Sağ olsun Ali Bey beni iyi karşıladı. Kırmızı yollukları sermiş. Çaylar hazır. Kurabiyeler konfetiler. Şaşırdım. Meğer kendi arkadaş camiamızdan, dostlardan, akrabalardan uzun süredir tek gelen ben imişim. İzzet ikram ondanmış.</p>

<p>Elimdeki davetiyeleri görünce kısaca göz attı. Daha fazlası da onda vardı.&nbsp;</p>

<p>Eski düğünlerden açıldı laf. 70 li yıllarda yeşil renkte Steyşın bir Renomuz vardı. Gelin arabası olmadığı düğün olmazdı. Birçoğunda da süslemeyi kendimiz yapardık. O zaman imkanlar kısıtlıydı. İmkânı olan her arkadaş kendi imkanını paylaşırdı. Biz daha çok paylaşırdık. Rahmetli babam evlenen arkadaşlarımızın perdelerini de dikerdi. Annem <strong>“ilerde yıkandığında çekmesin”</strong> diye perde kumaşını küvette suya batırır bekletirdi. Evimizin banyosundaki küvet sadece o iş için kullanılmıştı o zamanlar. Sonra küçücük evimizin mini minnacık balkonunda onları kurutmaya çalışırdı. Babam arkadaşımızın ev ölçüsüne göre kesip dikerdi. Abimle bana da (Daha çok abime) onları tek tek evlerde korneje asma işi kalırdı. Bu işlerin birçoğu düğün hediyemiz olarak yapılırdı.&nbsp;</p>

<p>Düğünler, düğünler…</p>

<p>Şimdilerde o arkadaşların çocukları, torunları evleniyorlar. Bize de davetiye gönderiyorlar sağ olsunlar. Ama ben buna yasak savma daveti diyorum.&nbsp;</p>

<p>Uzunca bir süre önce arkadaşlardan birinin evine gitmiştik bir bayram ziyareti sebebiyle. Evinde yeni koltuklar, kanepeler. Biz mobilyacıydık ama hiçbiri bizim ürünümüz değildi. Zaten dükkanımıza da uğramamış ürünlerimize bakma zahmetine bile girmemişlerdi. Baksalar ve beğenmeseler:</p>

<p><strong>-“Zevk meselesi beğenmediler”</strong> der geçerdim. &nbsp;Fiyatımız pahalı gelse:</p>

<p><strong>-“Bize ne yaparsınız, nasıl bir kolaylık sağlarsınız?”</strong> diye sormadılar. Oysa rahmetli babam birçok arkadaşımızın evini döşerken sıfır kâr ile döşer, bir de üstüne taksitler yapardı.&nbsp;</p>

<p>Bize sormadılar bile. Bazen yola çıktıklarımızın boza satışına denk gelmenin acısını hissediyorum.</p>

<p>Bu sadece bizim sektörümüzde mi böyle?</p>

<p>Bu sadece bizim arkadaş çevremizde mi böyle?</p>

<p>Milliyetçiliği bilmiyorum ama “<strong>Kurumsal milliyetçilik” </strong>sizlere ömür. Ölmüş, ağlayanı yok.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-13%20at%2009_54_36.jpeg" /></p>

<p>&nbsp;Zaten müşteri portföyümüzün %99’u farklı kesimlerden. Daha önce tanımadığımız insanlar. Bizi tavsiye ile bulmuşlar. Onlarla tanışıklığımız eşya aldıklarında başlıyor, sonra yazlıklarına, çocuklarının düğününe, torunlarına ulaşan bir alışveriş zincirine dayanıyor. Ürünümüzü kullananlar farklı dünya görüşünde olsalar da bizden vazgeçmiyor. Güzel bir ticari akış ve yeni dostluklar oluştu onlarla.&nbsp;</p>

<p>O yönden endişe yok.</p>

<p>Endişem farklı:</p>

<p><strong>-“Arkadaşlar veya çocukları veya veya torunları hiç mi uğrayıp eşya bakmıyorlar?</strong>” diye sordum. Arkadaşlardan birinin söylediğini aktardı:</p>

<p><strong>-“Evlenen gençlerimiz değişik sebeplerden farklı firmalara gidiyorlar. Bizim tavsiyemize bakmıyorlar</strong>” demiş..</p>

<p>Velhasıl düğünden birkaç yıl sonra gelin hamile kalıyor. Bebek gelince anneanne, babaanne yanlarında kalacak ki yardımcı olacaklar genç anneye. Geçen birkaç yıl süre zarfında kalitesini ve rahatsızlığını birebir yaşadıkları için damat da gelin de annesini babasını o rahatsız edici koltuklarda kanepelerde yatıramayacaklarını fark ederler. Genç çift daha kaliteli, daha kullanışlı, daha rahat ve uzun ömürlü neler var diye o çerçeveden araştırmaya başlıyor. &nbsp;Bu sefer büyüklerinin yönlendirmemesine rağmen bir şekilde kendileri Seray’a ulaşıyorlar.&nbsp;</p>

<p>Büyükler ürünler eve geldiğinde denk gelir de görürlerse:</p>

<p><strong>-“Aaa, bunu yapanlar benim arkadaşlarım. Keşke önce bi sorsaydınız. Faydam olurdu.” </strong>Diyebiliyorlar.</p>

<p>Vefa dediğimiz eski bir boza markası.&nbsp;</p>

<p>O da uzun kış gecelerinde yenilerin anlamadığı bir ses tonuyla bağırılarak seyyarlar tarafından satılıyor. &nbsp;</p>

<p>***&nbsp;<br />
10 yaşlarındaydım. Her yaz köye gider en az bir ay kalırdım. Köyümüz Karadeniz ormanlarının yüksek bir tepesindeydi. 2 saate varan bir yürüyüş ve 20 dakikalık dolmuş seyahatinden sonra dedemle birlikte merkeze varırdık. Dedem evden çıkmadan önce liste yapardı. Anneannem eksikleri söyler, o da not alırdı. Baktım Arapça harflerle not alıyor.</p>

<p><strong>-“Arapça yazmak zor olmuyor mu? Neden normal yazıyla yazmıyorsun?”</strong></p>

<p><strong>-“O Arapça değil. Osmanlıca. Böyle not almak daha kolay ve hızlı.”</strong></p>

<p>Dedem emekli olmadan önce köyünde eğitmendi. Yani kendi zamanının öğretmeni. Mezar taşında da “Eğitmen Zekeriya Baydın” diye yazıyor. Adam herkese latin alfabesi ile yazmayı, okumayı öğretmiş. Ama çarşıya giderken hanımının istediği malzemelerin notunu Osmanlıca olarak yazıyor.</p>

<p>Hani daha kolaydı Latin alfabesi?</p>

<p>Harf devrimi büyük planın önemli bir kavşağıdır. Harflerin değişimi ile geçmişteki yazılmış tüm kitaplarla, ilimlerle, kültürlerle bağ kesilmiştir.&nbsp;</p>

<p>Büyük plan neydi, artık hepimiz biliyoruz. İngilizlerin tek kurşun atmadan kutlama yaparak İstanbul’u terk etme sebebiydi. Her şey adım adım değiştirildi.&nbsp;</p>

<p>Bugünlerde sokaklarımızda yaşanan çıplaklık olayının başlangıcı bile o ilk adımla başladı.&nbsp;</p>

<p>Çözüm nedir diye sorarsanız gömlekte yanlış iliklenen ilk düğmeyi söküp doğru iliklemektir derim.&nbsp;</p>

<p>İlkokuldan başlayarak Osmanlıca İngilizce gibi mecburi ders olarak okutulmalı. Okullarımızdan mezun olan her evladımız Osmanlıcayı, Osmanlı kültürünü, Osmanlı edebiyatını o nazik, o estetik, o derin anlamlarıyla içine sindirmeli.&nbsp;</p>

<p>Belki tarihimizle, geçmişimizle, üzerine toprak örtülmüş kültürümüzle yeniden barışma imkanının bir adımı olur. Vefa her yerde başlamalı. Ne dersiniz?</p>

<p>Gelelim bu haftanın yazı sonu fıkrasına.</p>

<p>Torunları 98 yaşındaki Temel dedeleriyle sohbet ediyorlarmış. &nbsp;Temel torunlarına:</p>

<p><strong>-“98 yaşındayum. Çevremde 1 tane dostum arkadaşım yok!”</strong></p>

<p><strong>-“Nasıl olur dede? Neden hiç dostun yok?”</strong></p>

<p><strong>-“Hepisi öldi de ondan.”</strong></p>

<p>Kalın sağlıcakla.<br />
<br />
<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ersoy%20baba%20imza.jpg" style="height:102px; width:200px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 09:57:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/ersoy-baba-1672241408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mikrodalga ve Airfryer Gerçekten Güvenli mi?</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/mikrodalga-ve-airfryer-gercekten-guvenli-mi-78973</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/mikrodalga-ve-airfryer-gercekten-guvenli-mi-78973</guid>
                <description><![CDATA[Mikrodalga ve Airfryer Gerçekten Güvenli mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mutfağın iki popüler cihazı hakkında doğru bilinen yanlışlar</p>

<p>Mutfaklarımızda son yıllarda büyük bir değişim yaşanıyor. Yemekleri daha hızlı hazırlamak ve daha az yağ kullanmak isteyenlerin hayatına mikrodalga fırınlar ve airfryer’lar girdi. Ancak bu cihazlar yaygınlaştıkça bazı sorular da beraberinde geldi: Mikrodalga yemekleri radyasyona maruz bırakıyor mu? Plastik kaplarda yemek ısıtmak güvenli mi? Airfryer gerçekten kızartmadan daha sağlıklı mı?</p>

<p>Öncelikle mikrodalga fırınlarla ilgili en yaygın yanlış bilgiden başlayalım.</p>

<p><strong>Mikrodalga yemekleri radyoaktif yapar mı?</strong></p>

<p>Hayır. Mikrodalga fırınların kullandığı enerji, X-ışınlarında olduğu gibi iyonlaştırıcı radyasyon değildir. Yani yiyecekleri radyoaktif hâle getirmez.</p>

<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), güvenlik standartlarına uygun üretilen ve kullanım talimatlarına göre kullanılan mikrodalga fırınların güvenli olduğunu belirtiyor. Ayrıca mikrodalgada pişirme, besin değerlerini geleneksel pişirme yöntemlerinden daha fazla azaltmıyor. Hatta daha kısa sürede ve daha az suyla pişirme, bazı vitamin ve minerallerin korunmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var o da besinleri ısıtırken kullandığımız kaplar.Her plastik kap mikrodalgaya uygun değildir. Yoğurt, margarin veya tek kullanımlık gıda kapları ısıtma amacıyla üretilmemiş olabilir. Bu nedenle mikrodalgada cam, seramik veya üzerinde mikrodalgaya uygun olduğu belirtilen kapların tercih edilmesi daha doğru olacaktır.</p>

<p>Bir diğer konu ise yiyeceklerin eşit ısınmaması. Özellikle et, tavuk ve balık gibi gıdalarda soğuk bölgeler kalabilir. Yemeği karıştırmak, gerektiğinde bekletmek ve tamamen ısındığından emin olmak gıda güvenliği açısından önemlidir.</p>

<p><strong>Airfryer sağlıklı mı?</strong></p>

<p>Airfryer’ın en önemli avantajlarından biri, derin yağda kızartmaya kıyasla çok daha az yağla pişirme imkanı sunmasıdır. Bu nedenle özellikle kızartma alışkanlığını azaltmak isteyenler için iyi bir alternatif olabilir. Bu airfryer’da pişen her şey sağlıklıdır demek değildir.Patates gibi nişastalı gıdalar yüksek sıcaklıklarda pişirildiğinde akrilamid adı verilen bir bileşik oluşabilir. Araştırmalar, airfryer’ın akrilamidi her koşulda azalttığını göstermiyor. Kullanılan sıcaklık, pişirme süresi ve yiyeceğin özellikleri sonucu değiştirebiliyor.Bu nedenle özellikle patates gibi ürünleri aşırı yüksek sıcaklıkta ve uzun süre pişirmemek, koyu kahverengi yerine altın sarısı renkte bırakmak daha uygun bir yaklaşım.<br />
Temizlik de en az sıcaklık kadar önemli<br />
Airfryer kullanırken yalnızca sıcaklık ve pişirme süresine değil, cihazın temizliğine de dikkat etmek gerekiyor. Sepet ve haznede biriken yağ ve yiyecek artıkları her kullanımda yeniden yüksek sıcaklığa maruz kaldığında oksidasyon ve istenmeyen bileşiklerin oluşumu artabilir. Özellikle yağın tekrar tekrar yüksek sıcaklığa maruz kalması, bazı potansiyel olarak zararlı bileşiklerin oluşumuyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Bu nedenle airfryer sepetinin ve yağ birikebilen bölümlerin düzenli olarak temizlenmesi, yanmış gıda artıklarının cihazda bırakılmaması ve pişirme sırasında aşırı duman oluşmasına izin verilmemesi önemli. Airfryer kullanırken “az yağ” kadar “temiz cihaz” da sağlıklı pişirmenin bir parçası.</p>

<p><strong>Asıl mesele cihaz değil, kullanım şekli</strong></p>

<p>Mikrodalga ve airfryer, doğru kullanıldığında günlük hayatı kolaylaştıran pratik mutfak araçlarıdır.Mikrodalgada uygun kap kullanmak ve yiyecekleri güvenli şekilde ısıtmak; airfryer’da ise sıcaklık ve pişirme süresini gereğinden fazla artırmamak önemlidir.</p>

<p>Kısacası, mikrodalga fırın doğru kullanıldığında güvenli bir mutfak aracıdır. Airfryer’ın sağlıklı bir seçenek olması ise içine koyduğumuz gıdaya ve onu nasıl pişirdiğimize bağlıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 08:22:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden Günde Beş Vakit Namaz?..</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/neden-gunde-bes-vakit-namaz-78972</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/neden-gunde-bes-vakit-namaz-78972</guid>
                <description><![CDATA[Neden Günde Beş Vakit Namaz?..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kısa bir süre önce Malatya şehir merkezindeki iki sembolümüz olan Yeni Cami inşaatında sona gelindiğini, Söğütlü Camii’nin inşaatının da yükseldiğini görünce elbetteki heyecanlandım.&nbsp;</p>

<p>Minareler beş vakitte ezan okumak, camiler ise beş vakit namaz kılınması için hazırlık yapıyordu.&nbsp;<br />
Peki biz bu buluşmalara ne derece hazırlık yapıyoruz?</p>

<p>İslam’ın şartı kaçtır diye kime sorsanız, “Beştir” der.</p>

<p>Peki Müslüman olarak doğan bir kimse kelime-i şehadet getirir mi?</p>

<p>Hayır, getirmez. Çünkü o zaten Müslüman olarak doğmuş ve Müslüman bir ailenin içinde büyümüştür.<br />
O hâlde bunu şartlardan çıkardık.</p>

<p>Zekât konusu, fakir bir kimse zekât verir mi?<br />
Vermez, kendisine zekât düşmez.<br />
O zaman zekâtı da çıkardık.</p>

<p>Peki, fakir olduğu için hacca gidebilir mi?<br />
Gidemez.<br />
O hâlde haccı da çıkardık.</p>

<p>İnsanoğlu hasta olabilir, oruç da tutamayabilir.<br />
O hâlde orucu da çıkaralım.</p>

<p>Peki, İslam’ın şartlarından geriye ne kaldı?</p>

<p>Henüz yapmadığımız dört şey vardı, dördünü de çıkardık ve biz hâlâ müslümanız.</p>

<p>Geriye namaz kaldı.</p>

<p>Şimdi soruyorum:<br />
Yolcu birisinin üzerinden namaz düşer mi?<br />
Hayır, düşmez.<br />
Kıbleyi bilmiyorsa namaz üzerinden düşer mi?<br />
Hayır.<br />
Su bulamazsa namaz düşer mi?<br />
Hayır, teyemmüm etmesi gerekir.<br />
Ayakta duramıyorsa namaz düşer mi?<br />
Hayır, oturarak kılmalı.<br />
Oturamıyorsa namaz üzerinden düşer mi?<br />
Hayır, yatarak kılmalı.</p>

<p>İşte namazın sırrı burada...</p>

<p>Namaz, şartlar değişse bile terk edilmeyen bir ibadettir. İnsan nasıl ve ne durumda olursa olsun Rabbine giden yolu namaz iledir.<br />
Çünkü namaz, sadece bedenin yaptığı bir hareket değildir.<br />
Namaz;&nbsp;<br />
Kulun Rabbine yönelmesidir.<br />
Dünyanın bütün gürültüsünü bir kenara bırakıp, “Benim Rabbim var” demesidir.</p>

<p>Namaz farz kılındığında sahabe-i kiram şöyle dediler:</p>

<p>“Bütün ihtiyaçlarımız giderildi.”<br />
Birbirlerini bu cümle ile müjdelediler.</p>

<p>Her gün Rabbimizle beş defa, O’nun belirlediği vakitlerde buluşacağız. Üstelik bu buluşmaya O bizi davet ediyor.</p>

<p>Yüce Allah bu vakitleri belirledi. Her gün Mevla ile beş defa buluşma ne demek!..</p>

<p>Bunun için Sahabe, “Bütün ihtiyaçlarımız giderildi" dedi.<br />
Bizler her gün O’nun evine gideceğiz, O’nunla münacatta bulunacağız, O’ndan isteyeceğiz.<br />
O bizi geri çevirir mi?</p>

<p>Biz bazen namazı kendimize yük gibi görüyoruz.<br />
Oysa namaz yük değil, yükümüzü hafifleten bir rahmettir.</p>

<p>Günde beş vakit namaz, insanın Rabbinden kopmaması için hayatın içine yerleştirilmiş beş büyük duraktır.</p>

<p>Sabah dünyaya gözünü açtığında O’nun huzuruna çıkıyorsun. Gece yatmadan önce en son Rabbinle konuşup yatağına gidiyorsun.&nbsp;<br />
Bundan daha büyük bir nimet olabilir mi?</p>

<p>Her gün öğle yemeğini yiyoruz. Akşam yemeğini de yiyoruz. Ertesi gün yine öğle yemeğini yiyoruz, akşam yemeğini yiyoruz.</p>

<p>Peki bu bir tekrar mı?<br />
Hayır, ihtiyaç.<br />
İşte bugün namaz kılan insan yarın da namaz kılmak ister. Bugün Kur’an okuyan insan yarın da Kur’an okumak ister.</p>

<p>Birisi, “Kardeşim, bu tekrar değil mi?” derse ona deriz ki:</p>

<p>“Kardeşim, vallahi bu bir ihtiyaçtır.”</p>

<p>Çünkü ben bir Müslüman olarak namaza ihtiyacım olduğunu biliyorum.<br />
Kıyama ihtiyacım var.<br />
Kur’an okumaya ihtiyacım var.<br />
Rabbimin huzurunda eğilmeye, secde etmeye ihtiyacım var.<br />
En acil ihtiyacım namazdır.</p>

<p>Müezzin “Allahu Ekber, Allahu Ekber” dediğinde, her şeyi bırakıp namaza gitmeye ihtiyacım var.</p>

<p>Çünkü o ses;<br />
"Haydi, Rabbine dön” çağrısıdır.&nbsp;<br />
“Haydi, secdeye git” çağrısıdır.<br />
“Haydi, dünyayı biraz geride bırak ve seni yaratana yönel” çağrısıdır.<br />
"Haydi gel Rabbinden iste" mesajıdır.&nbsp;</p>

<p>İbadete asla tekrar olarak bakılmaz, ihtiyaç olarak bakılır.</p>

<p>Bir insan çocukluğundan itibaren namazı nasıl sever ve ona nasıl devam eder? derseniz;</p>

<p>Namaz kılan herkes bilir ki başlangıçta bu sevgi değildir, ta‘zîmdir.<br />
Yani Allah’ın büyüklüğünü ve namazın önemini yüceltmektir.<br />
İnsan bunu bildiği an, severek yapar.<br />
Çünkü Rabbinin randevusuna gidiyorsun.</p>

<p>Düşünün,<br />
Dünyada sevdiğimiz bir insan bizimle görüşmek için bir saat belirlese, o saati unutmaz, o buluşmayı kaçırmamak için elimizden geleni yaparız.</p>

<p>Peki bizi yaratan Allah, günde beş defa huzuruna çağırıyorsa biz bu davete nasıl kayıtsız kalabiliriz?</p>

<p>Allah’ın kuluyla her gün beş randevusu vardır. Bu randevuların her birinde kul, dünyadaki bütün makamları, mevkileri, servetleri, dertleri ve sıkıntıları geride bırakıp yalnızca Rabbine yönelir. Ne ihtiyacı varsa ona arzeder.&nbsp;<br />
“Ben kulum, Sen Rabbimsin” der.</p>

<p>Şimdi anlıyor musunuz neden müsteşrikler, oryantalistler, sünnet düşmanları, “Kur’an bize yeter” diyenler namazı üç vakte indirmeye çalıştılar; sonra da namaz duadır, dua etseniz yeterlidir dediler?</p>

<p>Çünkü namazı hayatımızdan çıkarırsanız, onu sadece bir dua meselesine indirgerseniz, müslümanın gün içindeki o beş büyük buluşmasını da ortadan kaldırmış olursunuz.</p>

<p>Oysa namaz, Allah’ın emridir.<br />
Namaz, müminin hayatında tali bir mesele değildir.<br />
Namaz dinin direğidir, müminin miracıdır.</p>

<p>İslam’ın bütün şartları içinde yapılması gereken, terki ve kazası olmayan, hiç bir özrü terk sebebi kabul etmeyen tek ibadettir.</p>

<p>Hükümetimizden Allah razı olsun ki, yüz yıl sonra okullarda cuma namazının kılınması için mescit genelgesi gönderdi. Cuma mescidinin olduğu okulda vakit namazları da kılınır. Zira Allah ile bağını koparan bir neslin ne kendisine, ne milletine, ne de devletine hayrı olmaz.</p>

<p>Namaz kılan bahtiyar, kılmayan bedbahttır. Neden kılmadığına değil, ben nasıl günahlar işledim ki Rabbim beni huzuruna kabul etmiyor demeli.</p>

<p>Ve bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru da şudur:</p>

<p>Ben namazı bir yük olarak mı görüyorum, yoksa Rabbimle buluşmak için verilmiş büyük bir nimet olarak mı?</p>

<p>Minareler bunun için yükseliyorsa,<br />
Ezan bunun için okunuyorsa,<br />
Camiler bunun için yapılıyorsa,<br />
Ve biz bunun için günde beş defa Rabbimizin huzuruna çağrılıyorsak,&nbsp;<br />
O zaman NAMAZ ne büyük nimettir...</p>

<p><strong>Fî Emânillah.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 08:07:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gel!</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/gel-78971</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/gel-78971</guid>
                <description><![CDATA[Gel!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yüzüne gülücükler konduysa, memlekete sonbahar geldi demektir.<br />
Tebessümlerin gönlümde açan bir sarı yaprak gibi...<br />
Sen ağlayınca baharımız kışa döner.<br />
Sen gülünce kışımız da bahara...<br />
Sen adeta mevsimler gibisin... Gülücüklerinle ya beni yakarsın ya da ağlayışlarınla üşütürsün.<br />
Sen ağladıkça gönül pınarım kurur...<br />
Sen güldükçe kurumuş kuyularda pınarlar fışkırır<br />
Sen konuşunca kınalı keklik öter sanki<br />
Sen yürüyünce sanki gözümün önünden bir ceylan kaçar uzaklara...<br />
Akıl baştan giderse, nasıl duyar "Ben geliyorum" muştusunu<br />
Hangi can, "Ben geliyorum" diyen "cananın" vuslat çağrısına dayanabilir ki... Hangi kulak "Ben geliyorum" nakaratının musikisine dayanabilir ki<br />
Hangi sine, "Ben geliyorum" şiiri ile cezp olmaz ki<br />
Hangi el titremez ki<br />
Hangi gönül coşmaz ki<br />
Hangi akıl divane olmaz ki<br />
Güneşe ne kadar bakabilirsin ki<br />
Hangi köle, efendisini görünce ayakları yerden kesilmez ki<br />
Gel, ey güzeller güzeli... Gel! Lakin taşıyabilir miyim seni yüreğimde?<br />
Bir ay gibi doğan nurlu yüzüne bakmaya cesaret edebilir miyim?<br />
Yüreğinden tutabilir, ellerine dokunabilir miyim?<br />
Dudaklarının arasından bir şiir, bir inci tanesi gibi dökülen sözlere karşılık verebilir miyim?<br />
Gel ey sultanlar sultanı... Gel! Misafirim ol, gönlümün en temiz ve mutena semtinde...<br />
Tek kişilik imparatorluk tahtımın yanı başına, gel kurul, bir kraliçe gibi...<br />
Gel!<br />
Gel de Şems'in Rumi'yi erittiği gibi erit beni!<br />
Gel, otur hayal dünyamın başköşesine<br />
Hüzün bulutlarının arasından, masal kitaplarının sayfalarından fırlamış bir peri gibi gel, dokun efkâr yüklü omuzlarıma…<br />
Kon kurumuş dalıma, öt bülbül gibi, sustur içimdeki sessiz feryadı!<br />
Gel!<br />
Bitir mecburi köleliğimi!<br />
Kır, bileklerimdeki paslanmış esaret zincirlerini!<br />
Gel, ey okyanus, karış gönlümün deresine!<br />
Gel, ey sonsuzluk, gir dipsiz kuyuma, karanlık odama!<br />
Gel, ey güneş, yak içimdeki fitilsiz mumları!<br />
Gel!<br />
Gel de, ya ölümünle dirilt ya da hayatınla öldür beni!<br />
(Fotoğraf: Karaağaç/Burhaniye/Balıkesir)</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/yaz%C4%B1.jpg" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:25:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Zamanlar İmam Hatip Lisesi Hocaları - 4</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-zamanlar-imam-hatip-lisesi-hocalari-4-78970</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-zamanlar-imam-hatip-lisesi-hocalari-4-78970</guid>
                <description><![CDATA[Bir Zamanlar İmam Hatip Lisesi Hocaları - 4]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çatık Kaşın Arkasındaki Sürpriz Şefkat:&nbsp;</p>

<p>Mahmut Çalışkan Hocamız</p>

<p>Yıl 1967...<br />
Sene 1968...</p>

<p>Malatya’da bir okul var ki; adı İmam Hatip Okulu.</p>

<p>Öyle sıradan bir mektep değil...</p>

<p>Adeta fen liselerinin, modern kolejlerin kıskanacağı çift kanatlı bir medrese!</p>

<p>Bir yanda Kur’an-ı Kerim, Arapça, Tefsir, Fıkıh, Hitabet...</p>

<p>Diğer yanda İngilizce, Matematik, Fizik, Felsefe, Mantık, Sosyoloji, Sanat Tarihi...</p>

<p>Günde tam 16 ders!</p>

<p>Dile kolay...</p>

<p>Sabah ilk ders Kur’an-ı Kerim ile başlar, akşamın alaca karanlığında rehberlik dersiyle noktalanırdı.</p>

<p>İşte bu ilim ocağının koridorlarında; adımları vakar dolu, edası dertli, bir nesil yetiştirmenin kaygısını omuzlarında taşıyan bir hoca yürürdü:</p>

<p>Mahmut Çalışkan...</p>

<p>Mühürlü Kâğıtlar, Adalet ve 1-B Sınıfı</p>

<p>Beş yıllık ilkokul bitmiş... Okula girmek çetin iş.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan hocamızın hafızasından süzülen o ilk karşılaşma günü, sadece bir ortaokul kayıt sınavı değil; liyakat, adalet ve hakkaniyet dersinin ilk meşkiydi.</p>

<p>O günün şartlarında adalet timsali, adeta bir ahlak abidesi gibi duran bir sınav usulü var:</p>

<p>Aday, sınav cevap kâğıdının sağ üst köşesine kimliğini yazar; kâğıdın o kısmı özenle kıvrılarak yapıştırılır ve mühürlenirdi.</p>

<p>Değerlendirmeyi yapan hoca; kâğıdın kime, hangi aileye, hangi imkâna ait olduğunu asla bilmezdi...</p>

<p>O günün zorlu şartlarında uygulanan bu katı ama adil yöntem, kul hakkına hürmetin ve tarafsızlığın en somut göstergesiydi.</p>

<p>İşte o tarihi imtihan, eski binanın girişine göre sol taraftaki 1-B sınıfında yapılıyor.&nbsp;</p>

<p>Pencereleri bahçeye bakan o tarihi sınıfta...</p>

<p>Soruları dağıtan, gerekli ciddi ihtarları yapıp vakur adımlarla dışarı çıkan isim:&nbsp;</p>

<p>Mahmut Çalışkan.</p>

<p>Gözetmen ise birinci sınıfta matematiğe girecek olan Yusuf Karadağ hoca...</p>

<p>O gün kıvrılıp kapatılan, kimliği gizlenen o mühürlü kâğıtlar; sadece sınav cevaplarını değil, bir mektebin ve bir neslin namus sözünü taşıyordu.</p>

<p>Ve o gün bir çocuğun hafızasına Mahmut Hoca’nın sureti kazınıyordu:</p>

<p>Kızıla yakın kıvırcık, arkaya özenle taranmış saçlar...</p>

<p>Nefti renkli şık bir takım elbise...</p>

<p>Ve ilk bakışta insanı çekimseyen çatık bir çehre...</p>

<p>Fakat o çatık kaşların arkasında, muhatabını ansızın sarıp sarmalayan sürpriz bir şefkat saklıdır. Bunu zaman gösterecektir...</p>

<p>Kara Tahtadaki Tebeşir Ritmi<br />
Mahmut Hoca, okulun sadece Kur’an-ı Kerim ve Arapça öğretmeni değil; aynı zamanda Müdür Yardımcısı.</p>

<p>Okul Müdürü ise merhum Yalçın Ünal...</p>

<p>Zaman yönetimi dakik tam zamanı&nbsp;<br />
Zil çaldığı an derstedir...&nbsp;</p>

<p>Bir dakikayı, bir saniyeyi dahi heba etmez.<br />
Yazısı mı?&nbsp;</p>

<p>Mükemmel... Sanırsınız bir hattatın elinden çıkmış.</p>

<p>Arapça kelimeleri tahtaya yazarken tebeşirin kara tahtayla buluştuğu o sert, seri ve ritmik ses...</p>

<p>Hâlâ o sınıfların duvarlarında yankılanır gibidir.</p>

<p>Derslerde takip edilen eserler de özeldir:</p>

<p>Kur’an-ı Kerim için Konyalı tıp doktoru merhum Dr. Ali Kemal Belviranlı’nın "Kur'an Rehberi"; Arapça için merhum Hayrettin Karaman ve Bekir Topaloğlu hocaların kitapları...</p>

<p>Hele ki bir de<br />
Cuma Disiplini ve Tahtalı Minare...</p>

<p>Cuma günleri okulda ayrı bir heyecan, ayrı bir disiplin var.</p>

<p>Hocaların nezaretinde, nizami bir intizamla Cuma namazına gidilir.</p>

<p>Adres çoğunlukla Sıtmapınarı semti...&nbsp;</p>

<p>En çok da Tahtalı Minare Camii.</p>

<p>Ve kafilenin başında, o disiplinin abidesi olarak mutlaka Mahmut Çalışkan Hoca bulunur.</p>

<p>O yıllarda koridorlar sadece ders sesiyle değil, hayatın acı-tatlı sürprizleriyle de doludur.</p>

<p>İsmi hafızalardan silinen bir sıra arkadaşı intihar ettiğinde, cenaze namazını kıldıran yine Mahmut Hoca’dır.</p>

<p>Koridorda nöbetçi öğretmenler vardır ama Mahmut Hoca’nın kendi nöbet usulü başkadır:</p>

<p>Elinde kavak ağacından oyulmuş, kenarları yontulmuş, siyaha boyalı dört köşeli kısa bir sopa...</p>

<p>Korkutmak için değil; ciddiyeti, düzeni ve mektebin hürmetini korumak için...</p>

<p>Yine bir hatıra...</p>

<p>"Adam Olmaya Geldin, Şâki Olmaya Değil!"</p>

<p>1965’te hizmete giren okulun bahçesi henüz tanzim edilmemiş...</p>

<p>Çukurlar, inşaat kalıntıları, üstü kapatılmamış kireç çukurları...</p>

<p>Teneffüslerde rahat vermeyen, sürekli sataşan iki arkadaş vardır.</p>

<p>Bir gün yine sataşma anında atılan bir çelme...&nbsp;</p>

<p>Çocuk kireç çukuruna düşer, alnı kanar.</p>

<p>Mesele idareye intikal eder.</p>

<p>Ve huzur:&nbsp;</p>

<p>Mahmut Çalışkan’ın odası.<br />
Hoca öfkeli ama öfkesi nasihat yüklü:</p>

<p>– "Buraya okuyup adam olmak için geldin, şâkilik yapmak için değil!"</p>

<p>"Adam olmak" ne demekti, "şâki" ne anlama gelirdi?</p>

<p>O çocuk, bu soruların derin cevabını yıllar sonra öğrenecektir.&nbsp;</p>

<p>Ama o gün o fırça, onu iki arkadaşın tasallutundan ebediyen kurtarmıştır.</p>

<p>Somun Lahmacun Dürümü ve Akşam Maçları<br />
Öğle tatili gelir...</p>

<p>Şehrin dört bir yanından gelmiş talebeler...&nbsp;</p>

<p>Kimi varlıklı, kimi darda.</p>

<p>Ama bölüşmek kuraldır.</p>

<p>Koca bir somun ekmek ikiye bölünür...&nbsp;</p>

<p>İçine bir lahmacun ikiye bölünür, kıvrılır.</p>

<p>Alın size Malatya İmam Hatip usulü "somun-lahmacun dürümü".</p>

<p>Kimi helva ekmek yer, kimi sadece niyet eder...</p>

<p>Dersler biter, akşam olur.</p>

<p>Tekel binasının arkasında, çamurdan hallice top sahasında çocuklar hunharca top oynarken havanın karardığı fark edilmez.</p>

<p>Derken saha kenarında bir silüet belirir:&nbsp;</p>

<p>Mahmut Hoca...<br />
Sevecen ama kararlı bir edayla seslenir:</p>

<p>– "Yetmedi mi? Yarın sınavınız var... Hadi evinize!"</p>

<p>İşte o dönemin hocalarının farkı buradaydı:&nbsp;</p>

<p>Sadece derste değil, okul dışındaki hayatta da talebenin hamisi, gözü, kulağı olmak...</p>

<p>Yıllar Sonra Yeni Cami Karşısı:&nbsp;</p>

<p>O Hayat Değiştiren Dokunuş</p>

<p>Yıl 1988 veya 89’un sıcak bir yaz günü...</p>

<p>Malatya Yeni Cami’de öğle namazı çıkışı...</p>

<p>O eski talebe; yanında Mahmut Çalışkan, Karabulut ve M. Nuri Karaman hocalarıyla karşılaşır.</p>

<p>El öpülür, hal-hatır sorulur.</p>

<p>Hocalar sorar:&nbsp;</p>

<p>"Neler yapıyorsun?"</p>

<p>Talebe gururla cevap verir: "Başbakanlık Uzmanı oldum, tarih alanında doktora yapıyorum."</p>

<p>Mahmut Çalışkan Hoca durur, gözlerinin içine bakar ve o tarihi tavsiyeyi verir:</p>

<p>– "Boşver Başbakanlık uzmanlığını, üniversiteye geç!"<br />
O tek cümle, bir hayatın seyrini değiştirir.&nbsp;</p>

<p>O talebe hocasını dinler, akademiye adım atar ve ülkenin kıymetli ilim adamlarından biri olur...</p>

<p>Bir Vefa Borcu...</p>

<p>Osmaniye doğumlu olan, Malatya’dan evlenen, 1940’ların başında doğduğu tahmin edilen Mahmut Çalışkan Hoca...</p>

<p>Konya Yüksek İslam Enstitüsü mezunu idi...</p>

<p>Yedek subay üniformasıyla okulu ziyarete geldiği o gururlu gün gibi, talebelerinin hafızasında hep diri kaldı.</p>

<p>Bu kıymetli hatıraları gün yüzüne çıkaran, o günkü adalet mühürlü kâğıtlardan bugünlere uzanan bir ömrün tanığı Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan hocamızın hafızasındaki o tatlı akıştır...</p>

<p>Bizlere düşen; eğitime, ahlaka, talebeye ömrünü adamış merhum Mahmut Çalışkan hocamıza ve ebediyete irtihal eden tüm öğretmenlerimize Yüce Allah’tan rahmet dilemektir.</p>

<p>Hayatta olan hocalarımıza hürmetle, sağlık ve afiyet dileklerimizle...</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 11:02:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ey İnsan!</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ey-insan-78969</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ey-insan-78969</guid>
                <description><![CDATA[Ey İnsan!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hiç kimse gençliğine, kuvvetine, sağlığına, zenginliğine, güzelliğine, itibarına, mevkiine makamına, şanına şöhretine, servetine, evlatlarına, maddi ve manevi sahip olduğu hiçbir varlığına güvenmesin… Önünde sonunda bir gün işte bu sararıp solan ağaç gibi toprak olacak. Her başlangıcın bir sonu, her yolun bir bitişi, her zirvenin bir inişi var. Bu dünya nice ağaları, paşaları, kralları, muzaffer kumandanları, nice hükümdarları yedi bitirdi. Toprak doyumsuzdur, her geleni yutacak kadar…<br />
Sıra bize gelmeden, toprağa düşmeden, dünyada kalacak kazanımlarınızı dağıtalım ki, toprak altında işe yarasın.<br />
Her kim iseniz, gücünüz varlığınız ne ise, ne kazandıysanız kazanın, baki dünyada işe yarayacak amellerin ipuçları şöyledir;</p>

<p>1-Paylaşın<br />
2-Yardım edin<br />
3-Mütevazı olun<br />
4-Kalp kırmayın<br />
5-Helalinden kazanın ve helalinden harcayın<br />
6-Yetimlere ve düşmüşlere el uzatın<br />
7-Akraba ve komşuları ziyaret edin<br />
8-Zalimlere karşı dik durun,<br />
9-Mazlumların yanında olun<br />
10-Yalana, hileye hurdaya sapmayın,<br />
11-Allah’tan başka kimseye tapmayın (Şirke girmeyin)</p>

<p>Son olarak, toprak altındaki insanların geri dönüp bu amelleri işlemek için dünyayı fidye vermeye hazır olduklarını da bilin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 08:18:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adamların tuvaletleri bile.... Bunlar mı Düzeysiz, Mizah mı? </title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/adamlarin-tuvaletleri-bile-bunlar-mi-duzeysiz-mizah-mi-78968</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/adamlarin-tuvaletleri-bile-bunlar-mi-duzeysiz-mizah-mi-78968</guid>
                <description><![CDATA[Adamların tuvaletleri bile.... Bunlar mı Düzeysiz, Mizah mı? ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mizahta düzey aranır mı derseniz, alacağınız yanıtlar kişinin durduğu yere, kültürel bagajına ve estetik anlayışına göre değişir elbette.&nbsp;<br />
Geçenlerde sosyal medyada önümüze düşen bir video, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Memleketimizin yeni nesil stand-up’çılarından biri Paris’e gitmiş. Paris sokakları heykel ve fıskiyelerle doluymuş, lafı buradan açıyor. Her yerde fıskiye var ama tuvaletlerde yok! İşte o an şovun <strong>"zirvesi"</strong> geliyor ve malum uzva değiniyor. Fırsat bu fırsat, <strong>"Yıkayamamış, taharetlenememiş"</strong> nakaratı... Her yere fıskiye yapanlar neden tuvalete yapmamış? Malum kelimeyle açılan cümle, aynı kelimenin etrafında dönüp duran bir seviyesizlikle devam ediyor. Salon ise kendinden geçmiş, kahkahalarla gülüyor.<br />
Beyimiz durmuyor tabii, tam gaz devam ediyor.<br />
Yani işin içine biraz akıl, biraz tarih, en azından minimal bir mizah katıp <strong>"Eski sarayları gezdim, meğer Fransızlar devasa saraylar yapmışlar ama tuvaleti unutmuşlar"</strong> gibi tarihsel bir ironi üzerinden yürüse, belki bir kültürel eleştiri çıkacak ortaya. Yok ne anlam var ne tutarlılık. Sadece o kaba kelimeyi defalarca tekrarlayarak salonu manipüle etmekten ibaret bir performans.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Firefly_Gemini%20Flash_orta%C3%A7a%C4%9Fda%20roma%20tuvaleti.jpg.jpeg" /></p>

<p>Adamın kültürü bu; yüzyılların alışkanlığı, yaşam biçimi. Senin kültüründe ise taharet var, temizlik hassasiyeti var. Sen adamı, kendi kültüründe olmayan bir unsur üzerinden küçümser bir dille eleştiriyorsun. Lakin asıl trajikomik olan şu: Senin kendi kültürünün içinde yaşayıp da bu temizliği es gezen, <strong>"Nedir bu fıskiye merakı?" </strong>kafasında dolaşan binlerce insan sosyal medyada cirit atıyor. Kendi insanındaki o hijyen ve kültür erozyonuna ses edemeyenler, sıra Fransa sokaklarında gariplik aramaya gelince mi aslan kesiliyor? Ayakta durarak yaptığın gösteriye stand up diyorsun. Oysa senden iki nesil öncesi Meddahlarımız vardı. Onlar da oturdukları yerden mizahın en hasını yapar, hiciv, yergi, taşlama gibi mizah örnekleri ile en üstten en alta herkesi eleştirirlerdi. Sen Nasreddin Hoca’nın bugün de güldüğümüz ve yarın da gülünecek olan fıkralarında hiç seviyesiz bir söz duydun mu? Seviyesiz olan mizah mı, mizah yaptığını zannedenler mi?&nbsp;<br />
Küfür veya tabu kelimeleri tek başına bir komedi unsuru değildir; sadece kolaya kaçma yöntemidir. Seyircinin o an kahkaha atması ise derinlikten değil, şok etkisinden ve bildik bir mahremiyetin aniden orta yere saçılmasından doğan refleksif bir gülmedir demek istiyoruz ama o kadar da masum olduğu görülmüyor. Kendi medeniyetinin, kendi coğrafyasının pratiklerini bile alaya alan ya da bundan bihaber yaşayan kitlelerin, yabancı bir kültüre kendi alışkanlıkları üzerinden kibirli bir şaşkınlıkla yaklaşması ise ironiden başka bir şey değil.</p>

<p><strong>Cenaze Törenlerimiz ve Batı Özentisinin İkiyüzlülüğü&nbsp;<br />
Musalla Taşındaki Keşmekeş</strong></p>

<p>Gerek camilerdeki gerekse mezarlıklardaki cenaze törenlerimiz için olumlu bir şeyler söylemek maalesef mümkün değil. Ortada bir sükûnetten ziyade tam anlamıyla bir keşmekeş, kalabalık ve kontrolsüz bir kargaşa söz konusu. Saygı, nezaket ve o anın ruhuna yakışır bir sükût erdemi, ne yazık ki en son arayacağımız şeyler arasında kalıyor. Üstelik bu konu maalesef kendi başına bırakılmış, insanların sadece cenazeden cenazeye fark ettikleri, yakınıp geçtikleri ama kalıcı bir çözümün ucundan tutmadıkları kronik bir duruma evrilmiş durumda.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/77755.jpg" style="height:335px; width:600px" /></p>

<p>İşin en ironik ve acı tarafı ise, o kargaşaya bizzat yol açanların, konu bir şekilde açıldığında hemen sinema ve dizilerdeki sahneleri referans göstererek <strong>"Adamların cenaze törenleri bile..."</strong> diye başlayan cümleler kurarak her konuda olduğu gibi bu konuda da batı dünyasına duydukları hayranlığı dile getirmeleri</p>

<p><strong>Sinema Perdesindeki Hayal, Gerçek Hayattaki İzdiham</strong></p>

<p>Batı’yı sadece izledikleri sinema ve dizi filmlerden ibaret sayan o sığ anlayış, ekranda gördüğü üç beş dakikalık estetik uğurlama sahnelerine adeta baygınlık düzeyinde beğeni gösteriyorlar. Öykündükleri o sakin, düzenli ve saygılı cenaze törenleri için neredeyse din değiştirecek düzeydeler. Siyah takım elbiseler, arkada kısık sesle çalınan viyolonsel tınıları, herkesin sırasını bildiği o asil mezarlık atmosferi, bir ilahi memleketimizin özellikle okumuş elitlerini büyüler.<br />
Fakat mesele kendi coğrafyamıza, kendi gerçekliğimize geldiğinde o hayran olunan sinematografik düzenin zerresi kalmaz. Musalla taşının etrafı mahşeri bir kalabalıkla sarılır, tabuta omuz verme yarışı bir bedava döner dağıtım alanına döner, hatta bırakın saygıyı, merhumun tabutu başında hatıra fotoğrafı veya video çekenlere bile rastlanır. Tabut bazen ellerden kayar, bazen tabuta omuz verenler yolunu şaşırır. Ekran başında eleştirdikleri o yerli ve milli dağınıklığın başrol oyuncusu, aslında aynaya baktıklarında kendilerini gören insanlardır.</p>

<p><strong>Elit ’in "Medeni Uğurlama" Özlemi</strong></p>

<p>Yaşadığı coğrafyanın yaşam kültürüne, özellikle bu kültürü oluşturan dini yaşama dair ne varsa sorgusuz çöpe atan sözde elitlerde ara sıra depreşen bir uygar cenaze töreni özlemi de dikkat çekicidir. Bu konuda konuşan, yazan bazı elitlerden, örneğin Ertuğrul Özkök, yazılarına taşıdığı o gözlemlerde; Batı'daki cenazelerin sükûnetini, insanların kimseyi itip kakmadan, sessizlik içinde son görevini yapmasını bizim cami avlularındaki izdihamımızla kıyaslamıştı.&nbsp;<br />
Özkök'ün dile getirdiği cenaze hayalleri ve vasiyet niteliğindeki arzuları ise aslında konunun hangi düzeyde bir soruna dönüştüğünü gösteriyordu. Öncelikle cenazesine gelecek olan sevdiklerinin ve dostlarının mat, aşırı yas havasından ziyade kravatlarını takmış, takım elbiselerini giymiş, şık bir şekilde gelmelerini istiyor, tören sırasında arkada klasik batı müziği eserlerinin özellikle Mahler çalmalarını arzuladığını belirtiyordu. Ayrıca, cenazesinin cami avlusundaki o kalabalık ve kaotik ortamlardan ziyade bir kilisede (ya da estetik açıdan sakin bir ortamda) kaldırılmasını, kendisini anlayacak ve kabul edecek bir imamın da gelip orada dua okumasını, sonrasında ise Urla'da sakin bir Müslüman mezarlığına gömülmek istediğini, mezar taşının da son derece sade olmasını anlatıyordu.<br />
Sükûnet, şıklık, sessizlik, saygı gibi köşelerin içine sıkışan bu konu bugün hâlâ kanamaya devam ediyor. Çünkü sorun sadece bir organizasyon eksikliği değil; zihniyetin kökten kopukluğu ve maalesef bu böyle.</p>

<p><strong>Kendi Toprağına Yabancılaşmanın Kronik Hastalığı</strong></p>

<p>Bizdeki temel sıkıntı, içinde yaşadığı coğrafyayı var eden değerlere karşı konumlanmak ve o coğrafyayı hafife almak. Kendi toprağının taziye kültürüne, komşuluk hukukuna ve uğurlama adabına burun kıvıranlar; körü körüne benimsedikleri o dışarıdan ithal yaşam tarzının sadece <strong>"şekilsel"</strong> kusursuzluğunu severler ama işin özündeki disiplini ve saygıyı asla içselleştiremezler.<br />
Osmanlı’nın son yüzyılında başlayan bu Batılılaşma/modernleşme yanılgısı, ne yazık ki asırlardır artarak sürüyor. Kendi değerlerimize yabancılaşarak başka kültürlerin vitrinine imrenmek ama o vitrinin arkasındaki emeği ve adabı bilmemek. Kendi kültürünü ise toptan çöpe atıp, sonuçta da musalla taşında birbirini ezen ne ölüye ne diriye saygısı kalmış modern bir kalabalığa dönüşmek.</p>

<p><strong>Kurumsal Sessizlik ve Çözüm Arayışı: Diyanet Ne Yapıyor?</strong></p>

<p>Peki, bu yapısal ve kültürel çözülmeye karşı kim ne yapacak? Bu soru maalesef boşlukta kalıyor. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda acaba somut bir şeyler yapamaz mı? Camilerdeki bu kaotik kalabalığı, saygısızlığı ve keşmekeşi disipline edecek, adabı erkânı hatırlatacak rehberlikler hazırlanması zor mu?<br />
Diyanet TV başta olmak üzere, bu topraklara ait sükûneti, zarafeti ve asil uğurlama geleneklerini yeniden hatırlatacak örnek kamu spotları, belgeseller veya nitelikli yapımlar neden çekilmez? Hatırlayalım; rahmetli yönetmen Yücel Çakmaklı yıllar önce TRT için çektiği Osmancık adlı dizide, geleneklerimize ve inancımıza uygun, o asil ve saygılı cenaze törenini ne kadar da güzel canlandırmıştı. Demek ki o estetik hafıza bu topraklarda var; mesele bunu hatırlatacak bir irade ve vizyon ortaya koyabilmekte.<br />
Ne dersiniz; filmlerdeki o sessiz ve asil cenazelere imrenmek yerine, önce kendi cami avlularımıza biraz adabı, biraz nezaketi ve en önemlisi insan kalmayı davet etmenin vakti gelmedi mi?</p>

<p><strong>Sinema Eleştirisinin Konforlu Koltuğu ve Süt Tozu Çelişkisi</strong></p>

<p>Biz Türk filmlerini yıllarca yanlış değerlendirdik. Bunda en büyük etken, sinema yazarlarının ve film eleştirmenlerinin ta kendisi oldu. Bu kesim, yıllardır Türk sinemasına uymayan Amerikan kalıplarını, Hollywood reçetelerini zorla Türk Sinemasına giydirmeye çalıştı.<br />
Karşında her alanda gelişmiş, senden önde bir dünya vardı. Bu teknolojik ve ekonomik fark, başlı başına bir hayranlık, gıpta ve hatta eziklik duygusu yarattı. Misal, perdede muazzam bir araba kovalamacası izliyorsun. Sende o sahnenin gerçeği ve benzeri yok. O arabaları ne üretmişsin ne de üretebiliyorsun. Ağzın açık, onca teknik ve mantık hatasına rağmen Amerikan arabalarının gösterisini seyrediyorsun. Neden? Çünkü filmi yapanlar o dev platoları, endüstriyi, milyar dolarlık makineleri kurmuşlar bir kere.<br />
Peki, biz ne yapıyorduk?<br />
Okullarımızda Amerikan süt tozunun dağıtıldığı yıllardı o yıllar. Çocuğunun içeceği bir bardak süt bile o devasa sistemin lütfuyla geliyor, Küçük Amerika olma hayalleri ile Amerika’nın verdiği ile seviniyor ve yetiniyorduk. Ve bu muazzam sömürgeleşme sürecinde biz beyaz perdedeki mizanseni Hollywood terazisiyle tartmaya kalkıyorduk. Büyük konfor doğrusu! Haddini bilmeyenin o konforlu, sorumluluk almayan dünyası tam olarak budur. Ne muazzam bir çelişki.<br />
Neyse, konuyu çok da dağıtmayalım. Sinemamız ekonomik imkansızlıklarla boğuşurken, daha "nitelikli" bir sinema talep eden okumuş bir sınıfımız hep var oldu. Fakat işin en tuhaf çelişkisi de burada ortaya çıktı. Aynı aydın grup, ulusal sinema, özgün sinema istiyordu ama o sinemayı oluşturacak maddi manevi kültür ve ekonomi unsurları konusunda ağzını açmıyordu. Herşey soyut bir bağlamda dllendiriliyordu.&nbsp;<br />
Odak noktamız hep şuydu:<strong> "Biz iyi film yapamıyoruz abi, ahhh Amerikan sineması, ahh Fransız sineması!"</strong><br />
Şimdi sormak lazım: Memleketin genel ve toplu geri kalmışlığını, tıkandığı bütün o yapısal meseleleri bir tek bu sanat dalı üzerinden okumak ve dövmek ne kadar adil ne kadar doğruydu?</p>

<p><strong>Aydın Sınıfın "Uzaktan Kumandalı" Vicdanı</strong></p>

<p>Bizim bu "okumuş-yazmış" takımının en büyük konforu, kendi coğrafyasının çelişkilerinden kopuk bir labirentte yaşayarak hayatı tercüme etmesidir. Adam oturduğu fildişi kulesinden, köyden kente göçün acısını, mahalle kültürünün çözülüşünü, o derme çatma platonun içindeki samimiyeti eleştiriyor. Neye göre? Fransa'daki Nouvelle Vague akımına göre!<br />
Sorarsan sinema eleştirmeni. Ama aynı aydın, bu ülkenin demir-çelik hamlesini, sanayi hamlelerinin nasıl baltalandığını, teknolojiye ayda yılda bir bütçe ayrılmasını mesele edinmedi. Neden? Çünkü fabrikaya bizzat bulaşmak, o terin kokusunu almak zor gelir. Sinema ise uzaktan izlemesi, kahvesini, viskisini yudumlayarak "Aman ne kadar arabesk!" diye küçümsemesi en ucuz, en entelektüel lükstür. Fabrika kuramamışsın ama en azından bir filmi gömmek bedava!</p>

<p><strong>Yerli Sinemanın "Ayna" Suçu ve Toplum Mühendisliği</strong></p>

<p>İşte tam da bu yüzden, aşağılanan o yerli sinema aslında bu ülkenin<strong> gerçek aynasıydı.</strong> Hollywood perdede rüya, parlak bir illüzyon satarken; bizim film setlerimizdeki o derme çatma kameralar, bazen isteyerek bazen de gayriihtiyari, bu toplumun kimlik krizini belgeliyordu.<br />
Ama asıl tezgâh arka planda işliyordu. Toplum mühendisliği dediğimiz şey tam olarak o "görünmez detaylarda" gizliydi.<br />
Mesela, bir Kemal Sunal filminde, o muazzam İstanbul silüeti, tarihi camiler, minareler arka planda gururla yükselirken, ön planda gayet sıradan bir dille genelev adreslerinin sorulması. Üstelik arka arkaya beş sahnede. Bu sadece komik bir tesadüf mü sanıyorsunuz? Değildi. Bu, ülkenin kültürel hafızasıyla, geleneksel kodlarıyla modern şehir hayatının çatışmasını; daha da ötesi, kutsal ve geleneksel olanla yozlaşmanın aynı kareye sıkıştırılarak kanıksatılması operasyonuydu. Ve bu operasyonda her zaman olduğu gibi, saygı, değer, ortak paylaşım, inanç gibi değerler paspas oluyor ve bu iğrenç girişim sinemamızın gelişmesini isteyen aydınlarca görülmüyordu bile.<br />
İzleyici orada gülüyordu gülmesine ama o zihinsel alt metin beyne kazınıyordu. Henüz yapay zekâ, bilinçaltı uygulamaları moda olmamıştı ama bizdeki sinema böylesine bir işlevi başarı ile yerine getiriyordu. Şimdi bu görev çok daha etkin bir biçimde dizi filmlerde yerine getiriliyor.</p>

<p><strong>Ekmek okuryazarlığı lazım</strong></p>

<p>Bize ne internet ne de ekonomi veya başka bir konuda okur yazarlık eğitimi gerekmiyor. Memleketimizde acilen<strong> “ekmek okuryazarlığı” </strong>eğitimi başlatılmalı.<br />
Nedir, oluyor diyeceksiniz. Öyle ya onca duyuru ve tanıtımla birçok konuda okuryazarlık seferberliği başlatılmış iken, pişmiş aşa su katmak olmuyor dediklerimiz.<br />
Evinizden sokağa adımı atar atmaz bina duvarlarına dizi dizi poşetlerle takılmış ekmekleri görüyorsunuz. Hatta bazı poşetlerdeki hiç açılmadan güya sütçülere postalanan ekmekler ise sizi daha da şaşırtıyor.&nbsp;<br />
Lakin bunu siz de yapıyorsunuz.&nbsp;<br />
Hiçbir konuda elbirliği yapmıyor, bir araya gelemiyoruz ama ekmek israfında birbirimizle yarışırcasına bir ortaklık sürdürüyoruz.<br />
Bu sorunu ekmek okuryazarlığı keser mi?<br />
Hiç zannetmiyoruz ancak, buna dur demek hepimizin görevi değil mi?</p>

<p><strong>Havaalanında Kitap Bedava</strong></p>

<p>Havaalanlarında su en az 60, bir küçük sandviç ise 600 lira civarında. Âmâ güzel bir ortamda dilediğiniz kitabı inceleyip, okumak bedava.<br />
Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen bu kütüphaneler şimdilik İstanbul Ankara ve Antalya Havalimanlarında yer alıyor.<br />
Kütüphanelerin en dikkat çeken tarafı ise zengin bir çeşide sahip olması. Ayrıca kütüphanelerde kitap sterilize makineleri de bulunmakta.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-07%20at%2016_08_28%20(1).jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-07%20at%2016_08_28%20(2).jpeg" /></p>

<p>En kısa zamanda tekrar görüşebilmek ümidiyle,<br />
<strong>Sarper SAN</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 13:08:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çerçeve Yasamız</title>
                <category>Bilgin Akbal</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/cerceve-yasamiz-78967</link>
                <author>bilginakbal@malatyatime.com (Bilgin Akbal)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/cerceve-yasamiz-78967</guid>
                <description><![CDATA[Çerçeve Yasamız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>PKK (Partiya Karkerên Kurdistan - Kürdistan İşçi Partisi), Abdullah Öcalan liderliğindeki bir grup tarafından 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde kurulmuş. 15 Ağustos 1985 yılında Eruh ve Şemdilnli Saldırıları ile PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı başlattığı silahlı terör faaliyetlerinin başlangıcı olmuştur.</p>

<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024 tarihinde partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda "Terörsüz Türkiye" sürecini başlatan ilk somut ve kapsamlı çıkışını yaptığı konuşmasında; terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'a yönelik tarihi bir çağrı yaparak<u><strong> ”Örgütün Lağvedildiğini Meclis'te Haykırmasını İstedi”</strong></u> ve bu çıkışı kamuoyunda <strong><u>"Terörsüz Türkiye"</u></strong> diye adlandırılan sürecin miladı oldu.</p>

<p>Beşşar Esad, Rusya’nın Ukrayna savaşına yoğunlaşması ve gerekli desteği alamaması, muhalif grupların başkent Şam'a doğru başlattığı hızlı ilerleyiş ve&nbsp;Esad rejiminin çöküşü sonrası can güvenliği nedeniyle ailesi ile birlikte 8 Aralık 2024 tarihinde Suriye'den kaçarak Rusya'ya sığındı. Esad sonrası ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) yeni bir strateji değişikliğine gitmiştir.</p>

<p><u><strong>“Terörsüz Türkiye</strong></u>" süreci kapsamında, TBMM Genel Kurulunda 468 gibi yüksek kabul oyu ile geçen &nbsp;<strong><u>“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine”</u></strong> ilişkin Kanun Resmi Gazete 10 Ağustos 2026 tarihinde yayımlandı.</p>

<p>Eş Genel Başkanları dahil geniş bir kadroyla imza veren DEM Parti, TBMM'de kabul edilen kanun teklifinin tek başına tüm sorunları çözecek nihai bir metin olarak değil, <u><strong>"Büyük Bir Kapıyı Aralayan Başlangıç" </strong></u>olarak görmekte ve<strong><u> "Silahlı Çatışma Zemininden Hukuk Ve Demokratik Siyaset Zeminine Geçişte Tarihi Bir İlk Adım Ve Ortak Gelecek İradesi"</u></strong> olarak değerlendirmekte olduklarını ifade etmişlerdir. &nbsp;</p>

<p>DEM Partinin “Hukuk Ve Demokratik Siyaset Zemini” ortaya koydukları talepten benim evrensel olarak anladığım “Temel İnsan Haklarını” esas alan “Bireylerin Düşüncelerini Özgürce İfade Edebilmesi”, “Din-Vicdan Özgürlüğünde Serbest olması”, “Dilediği iş alanında herkesin eşit şekilde hareket edebildiği mesleğini icra etmesi” dir. Ayrıcalıklı bir kesimin olmamasıdır. &nbsp;Diğer taraftan kuvvetler ayrılığını esas alan “Yasama”, “Yürütme” ve “Yargı” Erklerinin birbirinden bağımsız olarak karar veren sistemin oluşturulmasıdır.</p>

<p>Ülkemizdeki demokratikleşme çalışmaları Osmanlı İmparatorluğu'nda yapılan ilk anayasa<strong> 23 Aralık 1876</strong> tarihli <strong>Kanun-i Esasi</strong>'dir. 1909 yılında 2. Meşrutiyetin ilanı ile anayasada değişiklikler yapılarak padişahın yetkileri kısıtlandı. Kişisel hak ve özgürlükler tanındı, basın üzerindeki sansür kaldırıldı. Hükümet artık padişaha değil, meclise karşı sorumluydu.&nbsp;</p>

<p>Ankara da kurulan 1. Meclis tarafından Kurtuluş Savaşı sırasında, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adıyla yeni bir anayasa kabul edilmiş. Bu anayasada egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu belirtilmiş. Yasama yetkisi de Büyük Millet Meclisi’ne bırakılmıştı.&nbsp;</p>

<p>Cumhuriyet’in ilanından sonra 20 Nisan 1924'te yapılan ve yine Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adını taşıyan yeni bir anayasa ile yasama ve yürütme yetkileri Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bırakılmış. Meclis yasama yetkisini kendisi, yürütme yetkisini de cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu eliyle kullanıyordu. Cumhurbaşkanının onayı ile göreve başlayan bakanlar kurulu meclise karşı sorumlu sayılmıştı.&nbsp;</p>

<p>27 Mayıs 1960 yılına kadar yürürlükte kalan 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu; genel hükümler, yasama, yürütme, yargı, temel hak ve hürriyetler ile değişik konular olmak üzere 6 bölümden oluşmuş ve yürürlükte bulunduğu 46 yılda 5 değişiklik yapılmış. Devletin dini İslam’dır maddesi 1928 yılında anayasadan çıkarılmış, 1934 yılında seçmen yaşı 22'ye çıkarılmış ve kadınlara da milletvekili olma hakkı verilmiş. 1937 yılında Ormanlar devletleştirilmiş, 1937 yılında Atatürk ilkeleri anayasaya girmiş, Laiklik anayasaya girmiş ve Toprak reformu yapılmış.</p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonrası Akademisyenlere hazırlatılan 1961 Anayasası ile Hükümet ve Meclis’ten bağımsız olarak yargı organları kurulmuş. Millet Meclis’inden ve Senato’dan çıkan yasaların Anayasaya uygunluğunu kontrol eden Anayasa Mahkemesi faaliyete geçmiş; yürütmenin tüm eylemleri, kararları anayasal bir kuruluş olan Danıştay denetimine verilmiş.</p>

<p>Kişinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa ile güvenceye alınmış; parlamenter sisteme geçilmiş. Çoğulcu Demokrasi; yani “çoğunluğun yönetim haklarının sınırı azınlığın temel haklarıdır” ilkesi benimsenmiş. Ekonomik ve sosyal haklar tanınmış. İşçilere grev hakkı, işci ve memura sendika kurma ve toplu sözleşme hakkı verilmiş. Sosyal güvenlik hakkı Anayasa’ya girmiş. 1961 Anayasasında 6 defa geniş çaplı değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>12 Eylül 1980 Askeri müdahale sonrası; Meclisin kapatılması, siyasi partilerin kapatılması ve yöneticilerine siyasi yasak getirilmesi, sıkıyönetim uygulamaları, aylarca süren sokağa çıkma yasakları, sıkıyönetim mahkemeleri, kısıtlamış insan hak ve özgürlükleri v.b. birçok katı uygulamalara karşın hazırlanan 1982 Anayasası halkın geniş katılımı ile %93 oyla kabul edilmiş olması (1980 öncesi her gün yaklaşık 20-25 insanımızın teröre kurban gitmesi) halkımızın her şeyden daha fazla huzur istemesi, tartışma kargaşa istememesindendir. &nbsp;</p>

<p>1982 Anayasasında 18 defa birçok maddelerinin değiştirilmesine karşın sonuç olarak 150 yıl içinde 4 defa “Yeni Anayasa” yapmamıza ve yapmış olduğumuz “Yeni Anayasalarımızda” da bunca değişikliklere ve geçmişle hesaplaşmalarımıza rağmen; toplumuzun bütün kesimleri tarafından kabul görecek çağdaş bir Anayasa’yı yapabilmiş değiliz.&nbsp;</p>

<p>Temel sorunumuz İktidar gücünü kendinde gören; evrensel hukuk kural ve değerlerini göz önüne almadan, kendi istek ve arzularını göre yasa yapmasında kaynaklanmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Gelecek yıl 250 yılını dolduracak Amerika Anayasası hala yürürlükte olup. Geçen 250 yılda toplam 27 değişiklik yapılmış.</p>

<p>Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin “Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakışı ve Çözüm Önerilerine” ilişkin 1989 yılında raporu Deniz Baykal, Hikmet Çetin, Fuat Atalay, Cumhur Keskin ve Eşref Erdem tarafından hazırlanan kapsamlı çalışma parti meclisi onayından geçerek 1990 yılında TBMM Başkanlığına sunulmuştur. &nbsp;</p>

<p>Diğer taraftan Turgut Özal’ın meselenin silahla değil, müzakere ve demokratik yollarla çözüleceğini büyük bir cesaretle dile getirerek; Adnan Kahveci ve Org. Eşref Bitlis’e Güneydoğu Raporu üzerine çalışmalarını istemiştir.</p>

<p>Bu sorunlar ve çözüm önerilerine açık olarak konularımızı ele alıp 86 Milyon insanımıza fayda sağlayacak sonuçları yaratmalıyız.&nbsp;</p>

<p><strong>Bilgin Akbal</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 08:01:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/bilgin-akbal-1672252273.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güvercin…</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/guvercin-78966</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/guvercin-78966</guid>
                <description><![CDATA[Güvercin…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Utangaç haliyle, masanın karşına geçip oturdu.<br />
Bu haliyle aslında benim gözümde, gelip gönül penceremin pervazına konan ürkek bir güvercini andırıyordu.<br />
Her an uçup gidecek diye yüreğime korku eken bir güvercini…<br />
Küçüklüğümde, mahallemizde güvercin besleyenleri ne kadar kıskanırdım. Benim de güvercinlerim olsun isterdim. Elime alıp sevmeyi, kanatlarını okşamayı, onlara yem vermeyi, avucumun içinde tutup yüreğime bastırmayı, kendi ellerimle onu masmavi gökyüzüne doğru salıvermeyi ne kadar isterdim. Sonra da bana tekrar dönmesini… Bir güvercinin bana bağlanmasını…<br />
O gün benim olsun diye yanıp tutuştuğum güvercin, şimdi karşımda oturan bu güvercin miydi?<br />
Çocukluğumdan beri yüreğimde beslediğim güvercin, hasretiyle yandığım güvercin, bir gün çıkıp gelir diye beklediğim güvercin, bu güvercin miydi?<br />
Çocukluk hayalim gerçek mi olmuştu?<br />
Ama korkuyordum şimdi… Bilinmez hangi sebepten etrafını tedirgin bir şekilde süzen güvercinim, sanki her an kanat çırpıp uçup gidecek gibi duruyordu. Ödüm kopuyordu.<br />
Belliydi, fazla kalmayacaktı. Bana bir görünüp uçup gidecekti.<br />
Gözlerine bakmaktan çekinmemin sebebi buydu belki de… Kalması için beyhude bir gayret içindeydim.<br />
Ama işte bak, nasıl da kanatlandı.<br />
Kalması için döktüğüm dil onu kaçırmaktan başka bir işe yaramadı.<br />
Geldiği yöne gitti. Arkasından öylece bakakaldım. Çaresiz ve bitkin…<br />
Kim bilir, bir daha ne zaman döner.<br />
Döner mi?<br />
Tekrar gelir pencereme konar mı?<br />
Bu sefer hiç gitmeyecek gibi kalır mı?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 07:57:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dut Pestili</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/dut-pestili-78965</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/dut-pestili-78965</guid>
                <description><![CDATA[Dut Pestili]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Biz Gündüzbeyliler pestile "bastık" derdik. Sizin yörenizde ne denir, bilmiyorum. Beyaz renkli üzüm pestiline "Üzüm bastığı", kırmızı renkli dut pestiline de "Tut bastığı" derdik.<br />
Her iki bastığı da herkes kendi evinde yapardı ve tamamen organikti, o zamanlar ne kimyasal madde vardı ne de zihinler kirliydi. Sahtekârlığın ve hilenin henüz icat edilmediği bir zamanda ve yerde yaşıyorduk. Ve esasen buna da gerek duymazdık çünkü herkes kendi ürününü kendisi yapıyordu.</p>

<p>Annem, anneannem, halalarım, bibilerim hepsi aynı mahallede otururlardı ve komşularla beraber yardımlaşma ile (imece usulü) yapardık.<br />
Malzemelerimiz ve ocağımız, bir gün önceden hazırlanır, erkenden kalkılır (Sabah namazından önce), ocaklar yakılır, dut ve üzüm suları sıkılır (o zaman ilkel usullerle ve insan gücüyle) sonra kazanlarda pişen üzüm şırası çırpılır ve damlarda kurutulurdu.</p>

<p>Bu süreç son derece yorucu ama bir o kadar da zevkliydi çünkü kışlık yiyeceğimiz hazırlanırdı.&nbsp;</p>

<p>Büyük leğenlerde ocakta kaynatılan üzüm suyu çırpılır ve beyaz köpük haline getirilirdi, sonra arada bir parmağımızı içine daldırır, "Hııııım ne kadar lezzetli olmuş" derdik... Ben bu parmak daldırma, tadına bakma usülünü biraz abartırdım&nbsp; Annem de bir tane elime vururdu! Çünkü çok yaramazdım ama çok da çalışırdım. Şimdi Tecde'de yapılan bu köpük ve üzüm bastığını görünce küçüklüğüm aklıma geldi. İlk aklıma gelen yorgunluğum, müthiş efor harcardım, her tarafım çakşardı, ertesi günü bir hafta ayağa kalkamazdım. Ama korkumdan mı nedir (Annem biraz otoriterdi) yorulduğumuzu bile söyleyemezdik. Kışın yemesi de bir o kadar zevkliydi, annem saklardı ama ben yine de yerini bulur kaçırır hatta dışarıda top oynadığım mahalle arkadaşlarıma verirdim. Mahalle arkadaşlarım da bana getirirdi. Çünkü o zaman bu ürünler çok kıymetliydi ve idareli tüketmek zorundaydık.&nbsp;</p>

<p>İşte Tecde'de bir evde yapılıp satılan pestilleri görünce küçüklüğüm aklıma geldi. Biraz hüzünlendim ve "galiba yaşlandım, yolun sonuna geldim" dedim.<br />
Neyse... Gelelim buradaki pestillere, ablamız yıllarca 3 çocuğuna bakmak ve okutmak için bu işi yapıyor. Diyor ki, "Benim yemediğim bir şeyi yapmam ve satmam." Bugünkü şartlarda fena değil... Temizlik ve sıhhi şartlar normal... Kalite normal... Fiyat biraz pahalı... Ama alınmaya değer mi, değer... Evlerde kendi yiyeceği için yapılan pestilleri aratmayacak kalitede...</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-09-06%20at%2007_49_00%20(1).jpeg" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-09-06%20at%2007_49_00.jpeg" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 11:13:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pütürge’nin Örmeli Köyü\&#039;nde örnek girişimcilik: Çilek, artık pestil olarak soframıza geliyor</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/puturgenin-ormeli-koyunde-ornek-girisimcilik-cilek-artik-pestil-olarak-soframiza-geliyor-78964</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/puturgenin-ormeli-koyunde-ornek-girisimcilik-cilek-artik-pestil-olarak-soframiza-geliyor-78964</guid>
                <description><![CDATA[Pütürge’nin Örmeli Köyü\'nde örnek girişimcilik: Çilek, artık pestil olarak soframıza geliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Pütürge’nin Örmeli Köyü’nde yaşayan Nurettin-Gülten Çelik çifti 10 yıl evvel tarlalarında “yediveren” türünde çilek yetiştirmeye başladı. Önceleri birkaç dönümle başlayan çilek üretimi lezzeti, aroması ve tadıyla bir anda ilgi görünce çilek üretim sahasını artırmaya başladı. Bugün 10’larca dönüme ulaşan sahada yıllık 15 ton çilek üretimine ulaştılar. Mayıs ayından itibaren başlayan hasat Kasım ayı sonuna kadar devam ediyor. Çelik ailesi 10 yıl içerisinde hem ülke ekonomisine katkıda bulunuyor, hem ek gelir elde ediyor, hem de çilekseverlerin kaliteli ürün yemesini sağlıyor. Ürettikleri çileğin pazar sorunu da bulunmuyor. Ürünün kalitesinden dolayı özel alıcılar bizzat köye gelip pazarlara taşıyor.</p>

<p>20 dönümlük çilek tarlasını büyütmeyi düşünen Çelik ailesi, baharda tarlayı 50 dönüme çıkarmayı planlıyorlar.&nbsp;</p>

<p>Gülten Çelik, ürünün tutulması üzerine çileği sadece yaş olarak değil hem reçel hem de pestil olarak değerlendirmeye başladı. Çilek’ten pestil yapmayı planlayıp uygulamaya koyuyor. Hiçbir katkı koymadan organik olarak çilek pestili üretmeye başlıyor. Türkiye’de çileği pestil olarak ilk defa kendisinin uyguladığını söyleyen Gülten Çelik, ileride seri üretime başlayacaklarını belirtti.&nbsp;</p>

<p>Örmeli köyünde üretilen yaş çileğin kilosu 120 liradan, reçelin kilosu 900 liradan, pestilin kilosu da 1.000 liradan satışa sunuluyor. Her üç ürün de tamamen organik.</p>

<p>Yaş çilek, çilek reçeli ve çilek pestili siparişi vermek isteyenler bu telefondan irtibat kurabilirler. 0 534 719 19 76</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 14:00:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaralarını Saran Kayısı Diyarında Ders Zili Çalıyor: Yeni Maarif Yüzyılı\&#039;na Bismillah!</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/yaralarini-saran-kayisi-diyarinda-ders-zili-caliyor-yeni-maarif-yuzyilina-bismillah-78963</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/yaralarini-saran-kayisi-diyarinda-ders-zili-caliyor-yeni-maarif-yuzyilina-bismillah-78963</guid>
                <description><![CDATA[Yaralarını Saran Kayısı Diyarında Ders Zili Çalıyor: Yeni Maarif Yüzyılı\'na Bismillah!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ders Zili Çalıyor!</p>

<p>Okullar açılıyor...</p>

<p>Yeni ders yılı ve yeni bir heyecan...</p>

<p>Evlatlarımız tatlı bir koşuşturmacaya başlıyor.&nbsp;</p>

<p>Hepsine yürekten başarılar diliyoruz.</p>

<p>Depremin acılarını azimle saran, dirençli Malatya’mızda çarklar yeniden ve güçlüce dönmeye başlıyor...</p>

<p>Bir yandan yeni mahalleler yükseldi, diğer yandan pırıl pırıl yeni okullar kapılarını açıyor.</p>

<p>Tarihi binalarımız restore ediliyor.&nbsp;</p>

<p>Kanalboyu, AVM'ler cıvıl cıvıl...&nbsp;</p>

<p>İnönü Caddesi Kışla, Saray yeni döneme hazırlanıyor.&nbsp;</p>

<p>Akpınar’da henüz çevre düzenlemeleri sürse de hummalı bir çalışma var.</p>

<p>Asıl tatlı telaş ise mahallelerimizde.</p>

<p>Sokakları, evleri şimdiden okul heyecanı sarmış durumda.</p>

<p>Veliler merakta...</p>

<p>Çocuklar heyecanlı...</p>

<p>Sokaklardaki bu tatlı telaş, sadece yeni bir ders yılının değil, eğitim davamızda açılan yepyeni bir sayfanın da habercisi.&nbsp;</p>

<p>Bütün bu cıvıltının ortasında gözler ve gönüller, evlatlarımızın geleceğini şekillendirecek o büyük vizyona çevrilmiş durumda:&nbsp;</p>

<p>Yeni Maarif Yüzyılı.<br />
Peki, mutfakta ne var?&nbsp;</p>

<p>Kulakları Ankara’ya kabarttık...</p>

<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin sahada.&nbsp;</p>

<p>"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" yürürlükte.</p>

<p>Eğitimcileri dinledik, sahaya baktık.&nbsp;</p>

<p>Atılan adımlar çok kıymetli; yıllardır biriken tabu sorunlara neşter vuruldu.</p>

<p>Sınıflara ciddiyet geliyor...</p>

<p>Beklenti ve temenni net...</p>

<p>Bu köklü dönüşüm kararlılıkla tamamlanmalı.&nbsp;</p>

<p>Memleketin, taşın altına elini koyan icraata ihtiyacı var.</p>

<p>Sorduk...&nbsp;</p>

<p>Yanıtını aldık!</p>

<p>Eskiden ne derdik?</p>

<p>"Müfredat çok ağır!"</p>

<p>"Çocuklar ezber altında eziliyor!"</p>

<p>Haklıydık...&nbsp;</p>

<p>İşte beklenen haber geldi:&nbsp;</p>

<p>Müfredatta yüzde 35 seyreltme yapıldı.</p>

<p>Peki çocuk artık ne yapacak?</p>

<p>Formül ezberlemeyecek.&nbsp;</p>

<p>Anlayacak, yorumlayacak, mantık yürütecek ve hayata uygulayacak.</p>

<p>Sınıfta Ekran Yok,&nbsp;</p>

<p>Öğretmen Var</p>

<p>Sınıfta ne var?&nbsp;</p>

<p>Akıllı telefon yok; öğretmen var, göz teması var.</p>

<p>Disiplin mi?&nbsp;</p>

<p>Geri dönüyor dostlar.&nbsp;</p>

<p>Dönüyor!</p>

<p>Devamsızlık affı kalktı...</p>

<p>Türkçe geçme barajı 70 oldu...</p>

<p>Eğitimin ve öğretmenin saygınlığı yeniden tesis ediliyor!&nbsp;</p>

<p>Öğretmenin konu yetiştirme telaşı bitiyor; öğretmen, sınıfın hakiki lideri oluyor...</p>

<p>Veliler Rahat Nefes Alsın</p>

<p>Velilerin stresi bitti mi?&nbsp;</p>

<p>Bitiyor!</p>

<p>Ama!</p>

<p>&nbsp;İlla üniversitesi için beyhude direnen velinin stresi bitmeyecek...</p>

<p>Zenaaat, sanat, meslek bu alanlara altın bilezik takmayı da değerli bulan bir zihni değişim olan veli stres yaşamayacak &nbsp;...</p>

<p>Ama stres azaliyor</p>

<p>"Kaç soru çözdün?" baskısı geride kalıyor, "Bugün ne öğrendin?" huzuru başlıyor.</p>

<p>Malatya halkı iyi bilirdi ama zamane velisi unuttu...</p>

<p>Her çocuk doktor olamaz; her çocuk mühendis olmak zorunda değil.&nbsp;</p>

<p>Veli, rehberliği dinleyecek; "Bu kumaştan bu elbise çıkar" diyecek.&nbsp;</p>

<p>Kabiliyet odaklı model işte tam olarak bu.</p>

<p>Masraflar mı?</p>

<p>Fahiş yardımcı kitap dayatmasına son verildi, uymayanlara idari yaptırımlar geliyor.&nbsp;</p>

<p>Devlet; EBA ve yeni bireysel öğrenme platformu MEBİ’yi açtı.&nbsp;</p>

<p>Ücretsiz yapay zeka desteği, ders özetleri ve denemeler evlatlarımızın ayağına geldi.</p>

<p>En Stratejik Hamle nedir!?</p>

<p>Zanaat ve Alın Teri<br />
En kritik adım mesleki eğitimde atıldı.&nbsp;</p>

<p>Zanaat atölyeleri ortaokula indi, sanayinin göbeğinde okullar açıldı.&nbsp;</p>

<p>Diplomalı işsizlik dönemi kapanıyor.</p>

<p>İtibarlı sanat ve emek döneminin ayak sesleri duyuluyor...</p>

<p>Malatya insanı emeğin kıymetini iyi bilir.</p>

<p>Ama ne var ki günümüzde mahalle çöpçüsüne saygı duyulmazsa, sanatkâra değer verilmezse, herkes çocuğunu masa başı müdür yapma yarışına girerse bu deve bu yükü çekmez...</p>

<p>Toplumca bakış açımız değişmeli. Doktora ne saygı gösteriyorsak, tezgah başındaki ustaya da çöpçüye de aynı saygıyı gösterecegimiz bir iklim oluşturmalıyız.&nbsp;</p>

<p>Alın terine değer vermeyen toplum tek kanatlı kalır.</p>

<p>Sözün Özü...</p>

<p>Büyük dönüşüm zaman ister, sabır ister. İstikamet doğru...&nbsp;</p>

<p>Temennimiz bu sürecin kararlılıkla tamamlanmasıdır.</p>

<p>Kökü değerlerimizde, yüzü gelecekte bir model doğuyor.</p>

<p>Yeni ders yılı evlatlarımıza hayırlı olsun; velilerimize kolaylıklar, yaralarını saran güzel Malatya’mıza bereketler getirsin.</p>

<p>Selam ve muhabbetle...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 12:10:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MTSO Seçimlerinin Mavi Okyanusu</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/mtso-secimlerinin-mavi-okyanusu-78962</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/mtso-secimlerinin-mavi-okyanusu-78962</guid>
                <description><![CDATA[MTSO Seçimlerinin Mavi Okyanusu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2022.<br />
<br />
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu:<br />
23 komite.<br />
Akif Baştürk:<br />
7.<br />
23–7.<br />
Skor tabelada net.<br />
Sandığın içinde birkaç ince yer var.<br />
2. Komite:<br />
66–65.<br />
Bir oy.<br />
16. Komite:<br />
56–54.<br />
İki oy.<br />
14. Komite:<br />
52–48.<br />
Dört oy.<br />
Ama öbür tarafta kaleler de sağlam.<br />
7. Komitede fark:<br />
107.<br />
24’te 62.<br />
1’de 53.<br />
9’da 47.<br />
13’te 42.<br />
3’te 39.<br />
8’de 36.<br />
10’da 32.<br />
12’de 31.<br />
15’te 30.<br />
Yani harita belli:<br />
<strong>Bazı kapılar ince.<br />
Bazı duvarlar kalın.</strong><br />
Şimdi karşısında Mahmut Boyraz var.<br />
Tam burada W. Chan Kim ile Renée Mauborgne’un meşhur kitabı geliyor aklıma:<br />
<strong>Mavi Okyanus Stratejisi.</strong><br />
Kitabın söylediği basit:<br />
Rakibin denizine girersen…<br />
onun oyununa razı olursun.<br />
Rakibin sahasında koşar, ezberine göre yarışır, kurduğu düzende üstün gelmeye çalışırsın.<br />
Boyraz’ın bugünkü açığı burada.<br />
Sadıkoğlu’na rakip oldu.<br />
Ama başka bir oyun kurmadı.<br />
Eski sahada dolaşıyor.<br />
Kurulu düzeni zorluyor.<br />
Bilinen usulle kazanmayı deniyor.<br />
İşin ironisi şu:<br />
<strong>Rakibinin oyununu benimsersen, farkında olmadan ona “usta” dersin.</strong><br />
Kendine de?<br />
Çırak.<br />
Piyasada “aynı kumaş” diyenlerin kastı biraz bu.<br />
Ben daha açık söyleyeyim:<br />
Mahmut Boyraz bugün Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun karşısında yeni bir model kurmuş rakip gibi durmuyor.<br />
<strong>Ustasının tezgâhında onu geçmeye çalışan çırak gibi duruyor.</strong><br />
Çırak ustayı geçer mi?<br />
Geçer.<br />
Ama ustanın el hareketlerini taklit ederek değil.<br />
Kendi maharetini göstererek.<br />
Oğuzhan’ın yapacağı belli:<br />
<strong>Zayıf kapıları tahkim edecek.<br />
Kaleleri koruyacak.</strong><br />
Boyraz’ın yapacağı da belli:<br />
<strong>Oğuzhan’ın denizinde kulaç atmayı bırakacak.<br />
Kendine Mavi Okyanus açacak.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-09-07%20at%2013_22_20.jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SEKİZ YILIN HESABI, YENİ DÖNEMİN İDDİASI</span></strong></p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’na sordum:<br />
“Sekiz yıldır başkansınız. Ne yaptınız?”<br />
Önüme uzun bir liste koydu.<br />
Ben işe yarayanları ayırdım.<br />
6 Şubat.<br />
Yaklaşık 60 yardım TIR’ı.<br />
Üyelerin durumu çıkarılmış.<br />
Şehrin talepleri Ankara’ya taşınmış.<br />
Bence kıymetli olan TIR sayısı değil.<br />
<strong>Malatya’nın derdini devlet dosyasına sokabilmek.</strong><br />
Mücbir sebep daha önemli.<br />
İlk konuşulan süre altı ay.<br />
Şehir ayağa kalkmadan vergi takvimi kapıya dayanmıştı.<br />
MTSO bastırdı.<br />
Yaklaşık 250 STK, oda ve meslek kuruluşu aynı çizgide buluştu.<br />
Süre iki yıla kadar uzadı.<br />
Sekiz yıllık haneye kalın harfle bir şey yazacaksam…<br />
<strong>mücbir sebep.</strong><br />
Çünkü bazı hizmetlerin kurdelesi kesilir.<br />
<strong>Bazıları kasaya nefes verir.</strong><br />
Üye sayısı yaklaşık 6 bin 500’den 13 bine çıktı.<br />
317 eğitim, panel ve çalıştay.<br />
16 bin katılımcı.<br />
2 bin 500 kişiye mesleki eğitim.<br />
İhracat Destek Ofisi.<br />
Dijital hizmetler.<br />
Akreditasyon.<br />
Sadıkoğlu’nun cümlesi:<br />
<strong>“Belge odacılığından bilgi odacılığına geçtik.”</strong><br />
Güzel.<br />
Ama üçüncü dönem, geçmişin hatıra defteriyle kazanılmaz.<br />
Yeni dönem dosyası da kalabalık.<br />
Model Fabrika.<br />
Savunma sanayii.<br />
Lojistik merkez.<br />
Yapay zekâ ve dijital dönüşüm.<br />
Kayısı platformu.<br />
İkinci kuşak sanayici.<br />
<strong>Model Fabrika: tabeladan fazlası, verimlilik.<br />
Savunma sanayii: buluşmadan ötesi, tedarik zinciri.</strong><br />
<strong>Lojistik merkez: dosyadan çıkıp maliyeti düşürmeli.</strong><br />
Yapay zekâ merkezinde hesap net.<br />
Firma seç.<br />
Takip et.<br />
Ciro arttı mı?<br />
İhracat büyüdü mü?<br />
Maliyet düştü mü?<br />
Cevap yoksa merkezin adı uzun olmuş…<br />
hepsi bu.<br />
<strong>Kayısı platformunun ölçüsü: karar.</strong><br />
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun sekiz yıllık dosyası boş değil.<br />
Ama üçüncü dönem için geçmiş yetmez.<br />
<strong>İddia yenilenmeli.</strong><br />
Çünkü sekiz yıl, ne yaptığınızı anlatır.<br />
<strong>Yeni dönem ise ne yapacağınızı.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FAHRİ HEMŞEHRİ NEREDE?</strong></span></p>

<p>Mehmet Nuri Ersoy…<br />
Kültür ve Turizm Bakanı.<br />
<strong>Bir de Malatya’nın fahri hemşehrisi.</strong><br />
6 Şubat’tan sonra sık sık buradaydı.<br />
Şantiyede.<br />
Esnafın yanında.<br />
Konteyner kentte.<br />
Malatya Bakan’ı görüyordu.<br />
13 Temmuz 2023’te Büyükşehir Meclisi de fahri hemşehrilik verdi.<br />
Sonra Selahattin Gürkan gitti.<br />
Sami Er geldi.<br />
<strong>Ersoy’un Malatya takvimi de seyrekleşti.</strong><br />
Bir zamanlar haftalarla ölçülen ziyaretler…<br />
artık aylarla sayılıyor.<br />
Niye?<br />
Kulislerde Şehir Kütüphanesi konuşuluyor.<br />
6 bin 400 metrekare.<br />
815 kişilik.<br />
Yaklaşık 285 milyon lira.<br />
Söylenen şu:<br />
Bu imkân yeni yerleşim alanlarına dağıtılabilirdi.<br />
Büyükşehir tek ve büyük bir merkez kütüphanesini seçti.<br />
Üstelik belediye binasının altında.<br />
“Beş kütüphane çıkardı” diyen var.<br />
Daha fazlasını söyleyen de.<br />
Ersoy’un bu tercihten rahatsız olduğu konuşuluyor.<br />
Belgesi elimde yok.<br />
Kulis diye yazıyorum.<br />
Şehircilik tarafına bakınca tablo zaten ortada.<br />
Deprem Malatya’yı yaydı.<br />
İkizce’ye.<br />
Gelinciktepe’ye.<br />
Çamurlu’ya.<br />
Bahçebaşı’na.<br />
Vatandaş dışarı taşındı.<br />
<strong>Kütüphane merkezde kaldı.</strong><br />
Yeni konutu çevreye kurup hizmeti merkeze bağlarsanız…<br />
yeni şehir kurmazsınız.<br />
<strong>Eski şehrin yolunu uzatırsınız.</strong><br />
Kulis doğruysa ayrıca konuşuruz.<br />
Yanlışsa atarız kenara.<br />
Fakat takvim değişmiyor:<br />
<strong>Gürkan döneminde sık gelen fahri hemşehri, Sami Er döneminde seyrekleşti.</strong><br />
Ersoy artık eskisi kadar uğramıyorsa…<br />
<strong>fahri hemşehriden önce ev sahibine bakmak lazım.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-07%20at%2011_43_30.jpeg" style="height:564px; width:800px" /></strong><br />
&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GEZİYORLAR…</span></strong></p>

<p>Malatya siyasetinde yeni hizmet modeli:<br />
<strong>Gezmek.</strong><br />
Yol?<br />
Takipte.<br />
Köprü?<br />
Programda.<br />
Doğalgaz?<br />
Görüşülüyor.<br />
Yatırım?<br />
Çalışılıyor.<br />
Peki hizmet?<br />
Geziyorlar.<br />
Bülent Tüfenkci mahallede.<br />
Bayram Taşkın yanında.<br />
Abdurrahman Babacan başka sokakta.<br />
İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak hane hane.<br />
Mehmet Fendoğlu köyde.<br />
Gitsinler.<br />
Vatandaşın elini sıksınlar.<br />
Çayını içsinler.<br />
Derdini dinlesinler.<br />
Buna sözümüz yok.<br />
Benim takıldığım şu:<br />
<strong>Ziyaret, hizmet diye pazarlanıyor.</strong><br />
Heyet geliyor.<br />
Makam aracı geliyor.<br />
Teşkilat geliyor.<br />
Fotoğraf çekiliyor.<br />
Sonra:<br />
“Vatandaşımızla buluştuk.”<br />
İyi.<br />
Peki yol?<br />
Altyapı?<br />
Doğalgaz?<br />
İş?<br />
Yatırım?<br />
Eskiden siyasetçi yaptığı köprüyle övünürdü.<br />
Açtırdığı fabrikayla.<br />
Getirdiği ödenekle.<br />
Bugün:<br />
“Beş mahalle gezdik.”<br />
Yarın altı.<br />
Öbür gün sekiz.<br />
Bu hızla seçime kadar gezilmedik sokak kalmaz.<br />
Keşke…<br />
<strong>yapılmadık iş de kalmasa.</strong><br />
Vatandaşı dinledin.<br />
Notunu aldın.<br />
Fotoğrafını çektirdin.<br />
Şimdi sonucu göster.<br />
Yoksa…<br />
<strong>gezmenin adı hizmet olmaz.<br />
Turizm olur.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-07%20at%2011_43_30%20(1).jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YIKILDIK AMA VERGİDE DİMDİK</span></strong></p>

<p>Malatya deprem bölgesi.<br />
Esnaf toparlanmaya çalışıyor.<br />
Sanayici finansman arıyor.<br />
Rezerv alanlar bitmemiş.<br />
Vergiye gelince…<br />
Maşallah.<br />
<strong>Dimdik ayaktayız.</strong><br />
2021’de gelir vergisi matrahı:<br />
453 milyon 967 bin lira.<br />
2025’te:<br />
6 milyar 284 milyon.<br />
Yaklaşık 13,8 kat.<br />
Tahakkuk eden gelir vergisi de 109 milyondan 1 milyar 685 milyona çıkmış.<br />
Deprem bizi yıkmış…<br />
<strong>Vergi tablosunu yıkamamış.</strong><br />
Kurumlar vergisinde de manzara güzel.<br />
2021’de 43’üncü sıradayız.<br />
2025’te 30’uncu.<br />
Tahakkuk:<br />
184 milyondan 2 milyar 575 milyona.<br />
Artış yaklaşık 13,9 kat.<br />
Türkiye ortalaması:<br />
6,5 kat.<br />
Yani memleket enkazdayken…<br />
<strong>vergi sıralamasında koşmuşuz.</strong><br />
Rakama bakarsanız Malatya şahlanıyor.<br />
Sokağa çıkarsanız esnaf nefes arıyor.<br />
Konteyner hâlâ hayatın içinde.<br />
Sanayici kredi peşinde.<br />
Kayısıyı don vurmuş.<br />
Ama vergi cetveline bakınca…<br />
<strong>Sanki deprem Malatya’ya uğramamış, sadece muhasebeciye uğramış.</strong><br />
Çünkü tahakkuk başka.<br />
Tahsilat başka.<br />
<strong>Ödeme gücü bambaşka.</strong><br />
Rakam büyüyor.<br />
Cep aynı hızla büyümüyor.<br />
O hâlde üç soru kalıyor:<br />
Bu artışın ne kadarı enflasyon?<br />
Ne kadarı gerçek kazanç?<br />
Ne kadarı kâğıt üzerinde zenginleşen Malatya?<br />
Çünkü vergi cetveline bakıp:<br />
“Şehir toparlandı.”<br />
derseniz…<br />
çarşıya çıkınca başka hesapla karşılaşırsınız.<br />
<strong>Kâğıtta zenginleşmişiz.<br />
Kasada haberimiz yok.</strong><br />
Malatya’nın ihtiyacı vergi başarı hikâyesi yazmak değil.<br />
İşletmeyi ayakta tutmak.<br />
Esnafı dükkâna döndürmek.<br />
Sanayiciyi finanse etmek.<br />
Üretimi güçlendirmek.<br />
Devlet alacağını zaten bulur.<br />
Malatyalının merakı başka:<br />
<strong>Devlet vergiyi buluyor da, Malatyalı kazancı bulabiliyor mu?</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>KALEM HAKKI: ŞEFFAFLIKTA GÖRÜNMEYENLER</strong></span></p>

<p>Malatya Turgut Özal Üniversitesi’ne üç rakam sorduk:<br />
Tespit kaç lira?<br />
Malzeme kaç lira?<br />
Tamir kaç lira?<br />
Cevap?<br />
“Limitin altında.”<br />
“Farklı firmalar.”<br />
“Her şey şeffaf.”<br />
İyi güzel de…<br />
<strong>Şeffaflık varsa rakam niye saklanıyor?</strong><br />
Üstelik cevap bize gelmedi.<br />
Sosyal medyadan öğrendik.<br />
<strong>Şeffaflık varmış…<br />
Rakam hariç.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-07%20at%2011_45_07.jpeg" /></p>

<p><br />
<span style="color:#2980b9"><strong>LAF EBESİ: 1302 BARDAKLIK HİZMET</strong></span></p>

<p>30 Ağustos.<br />
Büyükşehir Belediyesi 1302 çocuğa limonata ikram etmiş.<br />
Sonra afiş yapmış.<br />
<strong>1302’yi kocaman yazmış.</strong><br />
İnsan görünce sanıyor ki…<br />
1302 konut teslim edildi.<br />
Meğer:<br />
<strong>1302 bardak limonata.</strong><br />
İkram güzel.<br />
Ama afişe bakınca insanın aklı karışıyor.<br />
<strong>Limonata dağıtılmış…<br />
İcraat diye duyurulmuş.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-07%20at%2011_43_59.jpeg" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FIKRA GİBİ MEMLEKET: HAZIRIZ!</strong></span></p>

<p>Adam düğüne geç kalmış.<br />
Sormuşlar:<br />
“Niye gelmedin?”<br />
“Hazırlanıyordum.”<br />
“İyi de düğün bitti.”<br />
Adam sevinmiş:<br />
“Tam zamanında hazır olmuşum.”<br />
Malatya’da lig başladı.<br />
Stadyum tamire hazırlanıyor.<br />
Takım sahaya çıkamıyor.<br />
Ama olsun…<br />
<strong>Biz hazırız.</strong><br />
Sadece maç biraz erken başlamış.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FİSKOS MASASI:</strong></span></p>

<p>Malatya’da bu hafta kaybolan malzemeler aranıyor, MTSO’da listeler sayılıyor, Şire Pazarı’nda günler hesaplanıyor, Kernek’te ise gözler gökyüzüne çevriliyor. Büyükşehir “her noktadayız” diyor; mahalleler de konum göndermeye hazırlanıyormuş. Anlaşılan şehirde gündem yine bol, fiskos daha bol!</p>

<p><strong>AFAD’DA HURDA GİTMİŞ, KLİMA GİTMİŞ, KONTEYNER GİTMİŞ!</strong></p>

<p>AFAD Malatya İl Müdürlüğü’ndeki usulsüzlük iddiaları bu hafta yeniden gündemin üst sıralarına çıkmış. Konteynerden klimaya, hurda malzemeden güneş enerjisi kazanlarına kadar uzanan kayıp demirbaş iddiaları yargıya taşınmış durumda. İki personelin daha önce tutuklandığı dosyada gözler şimdi soruşturmanın nereye uzanacağına çevrilmiş. Malatya’daki fiskos ise oldukça acı: “Depremde evimizi aradık, şimdi devlet malını arıyoruz!”</p>

<p><strong>MTSO’DA SEÇİM TARİHİ YOK, LİSTELER HER GÜN YENİ!</strong></p>

<p>Mahmut Boyraz’ın “Her gün değişen listeler, masa başı oyunları ve makam gücü üzerinden hamleler var” sözleri iş dünyasında epey konuşulmuş. Oğuzhan Ata Sadıkoğlu cephesi de sahayı boş bırakmıyor. Komitelerde kim kimin yanında, hangi isim hangi listede, kimin fikri gece değişip sabah başka çıkıyor; hesap çok. Sanayicinin fiskosu hazır: “Sandık kurulmadı ama herkes birbirinin oyunu çoktan saymış!”</p>

<p><strong>ŞİRE PAZARI’NDA TAKVİM PAZARLIĞI!</strong></p>

<p>Şire Pazarı esnafı taşınma sürecinde 30 Ekim’e kadar süre istiyormuş. Büyükşehir cephesi ise dükkân konusunda formül üretildiğini, hatta bir noktada mutabakat sağlanıp sonradan işin yeniden karıştığını söylüyor. Esnaf dükkânı, belediye takvimi, şehir ise bu işin ne zaman nihayete ereceğini bekliyor. Çarşıdaki fiskos işi güzel özetliyor: “Dükkân bulundu, tarih bulundu; anlaşma bir türlü bulunamadı!”</p>

<p><strong>TELEFERİĞİN İLK DURAĞI: FİNANSMAN!</strong></p>

<p>Yeni Kernek Projesi’nde park büyüyor, çevre düzenleniyor, teleferik de konuşuluyor. Ancak teleferiğin küçük bir şartı varmış: Finansman bulunacak. Şehirde proje kadar o cümle de dikkat çekmiş. Malatyalı artık büyük projelerde önce görsele, sonra dipnota bakmayı öğrenmiş. Kernek’teki fiskos şöyle: “Biz Çamlık’a çıkacağız da teleferik önce parayı bulup gelecek!”</p>

<p><strong>“HER NOKTADAYIZ” DEDİ, MAHALLELER KONUM ATIYOR!</strong></p>

<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, altyapı çalışmalarını anlatırken “Malatya’nın her yerinde, her noktasındayız” demiş. Cümle güzel ama şehirde yolu, asfaltı, altyapıyı bekleyen mahalle sayısı da az sayılmaz. Hele yağmur yağınca sosyal medyada yeni adresler hemen ortaya çıkıyor. Vatandaşın fiskosu gecikmemiş: “Başkanım madem her noktadasınız, bizim sokağa da konum atalım mı?”</p>

<p><strong>YAKINCA’DA BİTTİ, DİĞER MAHALLELER SIRAYA GİRDİ!</strong></p>

<p>Yakınca’daki rezerv alanda içme suyu, kanalizasyon, yağmur suyu, asfalt ve kavşak çalışmalarının tamamlandığı açıklanmış. Güzel haber. Fakat Malatya’da bir mahallede “altyapı tamam” denilince öteki mahallelerin kulağı da hemen kabarıyor. Çünkü şehir uzun zamandır aynı cümleyi kendi sokağı için duymayı bekliyor. Fiskos kısa: “Yakınca’nın işi bittiğine göre bizim sıra kaç numarada?”</p>

<p><strong>YENİ CAMİ’NİN IŞIKLARI YANDI, ÇARŞININ GÖZÜ AÇILDI!</strong></p>

<p>Depremden sonra yeniden yapılan Yeni Cami’nin ışıkları üç buçuk yıl sonra yeniden yanmış. Şehrin hafızasında ayrı yeri olan caminin ayağa kalkması elbette sevindirmiş. Ancak ışıkları gören esnafın gözü bu kez çevrede devam eden işlere kaymış. Çarşıdaki temenni fiskosa dönüşmüş: “Caminin ışığı yandı çok şükür; darısı çarşının tamamının başına!”</p>

<p>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</p>

<p>Çünkü Malatya’da bu hafta kimi kayıp malzemeyi, kimi listeyi, kimi dükkânını, kimi finansmanı arıyor. Birileri de “her noktadayız” diyor. Malatyalının tek dileği var: Aranan ne varsa bulunsun da şehir artık aradığını değil, bulduğunu konuşsun.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah.</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:46:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Suya Yansıyan Turuncu Bir Nefes: Kırkgöz Sahil Parkı’nda Akşamüstü Molası</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/suya-yansiyan-turuncu-bir-nefes-kirkgoz-sahil-parkinda-aksamustu-molasi-78961</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/suya-yansiyan-turuncu-bir-nefes-kirkgoz-sahil-parkinda-aksamustu-molasi-78961</guid>
                <description><![CDATA[Suya Yansıyan Turuncu Bir Nefes: Kırkgöz Sahil Parkı’nda Akşamüstü Molası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazen şehrin o bitmek bilmeyen hengamesi, günün stresi ve hayatın üzerimize yüklediği o ağır koşturmaca öyle bir birikiyor ki... Kafamızı boşaltmak, sadece durup birkaç dakika derin bir nefes almak istiyoruz. Bütün gün koşturduktan sonra zihnimizi yoran o sesleri susturacak, ruhumuza zarafetle dokunacak bir sığınak arıyoruz aslında. İşte tam da böyle, yorgunluğumu omzumda hissettiğim günlerden birinde attım adımımı Kırkgöz Sahil Parkı’na. İyi ki de gitmişim dediğim bir andı. Suya doğru uzanan ahşap iskelesinde durup rüzgarın yüzüme tatlı tatlı çarpmasına izin verdiğim an, bütün o günün yükü bir anda uçup gitti sanki.</p>

<p>Kendi kadrajımdan süzülen bu fotoğraflara her baktığımda, o an hissettiğim o kadife gibi dinginliği yeniden yaşıyorum. Güneş, Karakaya Baraj Gölü’nün sakin sularına veda etmeye hazırlanırken gökyüzünü öyle büyüleyici bir turuncuya, öyle sıcak bir renge boyuyor ki... Suyun üzerindeki o altın sarısı ışıltıları izlerken zaman adeta duruyor. İnsan ister istemez durup düşünüyor; meğer ne çok ihtiyacımız varmış sadece oturup bir gün batımını seyretmeye, durup kendimizle baş başa kalmaya.</p>

<p><strong>Nasıl Gezmeli, Neler Var?</strong></p>

<p>Battalgazi tarafında baraj kıyısına kurulan bu sahalık alan, Malatya’ya gerçekten deniz havası getirmiş. İçeride vakit geçirmek ve ruhu dinlendirmek için harika detaylar var:</p>

<p>&nbsp;Fotoğraflarda gördüğünüz o kubbeli, ışıklı seyir alanları ve ahşap iskele tam gün batımı izlemelik. Fotoğraf çekmeyi sevenler için de harika kareler sunuyor.<br />
&nbsp;Yürüyüş hatları, bisiklet yolları ve ailelerin rahatça oturabileceği kamelyalar son derece düzenli yerleştirilmiş.</p>

<p><strong>Pırıl Pırıl Bir Sahil Şeridi</strong></p>

<p>Bir kadın gözüyle baktığımda derli toplu ve tertemiz bir parkla karşılaşmak beni ayrıca mutlu etti. Bankların temizliğinden yürüyüş yollarının düzenine kadar her şey pırıl pırıl. Malatya’mıza böyle nefes alacak, güvenli ve nezih bir alan kazandıran, orada gece gündüz emek veren herkesin ellerine, emeğine sağlık.</p>

<p><strong>Sonbahar Ayazı Bastırmadan Kendinize Bir İyilik Yapın</strong></p>

<p>Havalar henüz iyice soğumamışken, o tatlı akşamüstü rüzgarı eserken kendinize bir mola verin. İster yalnız başınıza kahvenizi alıp gün batımına karşı hayallere dalın, ister sevdiklerinizle oturup iki tatlı lafın belini kırın...</p>

<p>Buranın kadife gibi akşamüstü atmosferini hissetmek için daha fazla ertelemeyin, gidip bu güzel manzaranın tadını çıkarın. Bu pazar günü buraya gitmeye ne dersiniz?</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-04%20at%2008_07_27.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-09-04%20at%2008_07_28.jpeg" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 08:56:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sonbahar, Yaprak ve Ölüm...</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sonbahar-yaprak-ve-olum-78960</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sonbahar-yaprak-ve-olum-78960</guid>
                <description><![CDATA[Sonbahar, Yaprak ve Ölüm...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tabiatta her yıl “hayat-ölüm” sahnesi cereyan etmektedir.</p>

<p>Yemyeşil, sıcacık, cıvıl cıvıl, hareketli bir mevsimden, yazdan sonra bir anda tabiat sararıp solmakta, canlılığını kaybetmekte, dallar boynunu eğmekte, yapraklar sararıp geldiği yere (beslendiği) toprağa düşmekte, yeşil rengi yerini sarıya bırakmakta, gözlerimizin önünde tam anlamıyla “ölüm” sahnelenmektedir.<br />
Onun için sonbahara hüznün ve ayrılığın mevsimi demişlerdir. Sonbahar rüzgârının yerlerde sürüklediği dalından kopmuş sararan bir yaprak gördüğümüzde hangi insan “ölümü” ve “ayrılığı” hatırlamaz ki?</p>

<p>Bir süre önce dalında meyvesiyle bize hayatın ve canlılığın en keskin müjdecisi gibi gülümseyen yemyeşil ağaçlar ve ormanlar acaba bize şimdi sonbaharda hangi mesajı vermektedir?</p>

<p>Ömrümüzden gelip geçen mevsimler, her yıl hiç aksamadan sürüp giden inişler-çıkışlar kime neyi anlatmaktadır? Ölümün habercisi sonbahardan ve ölümün kendisi kıştan sonra gelecek olan bahar, aslında “ölümden sonra yeni bir başlangıç” ı bize haber veriyor mu?</p>

<p>Doğumları ilkbahara, ölümleri de sonbahara benzetmemiz boşuna değildir aslında… Yeşil hayatı, sarı da ölümü temsil etmektedir bir anlamda…</p>

<p>Oysaki insanoğlunun bir kere yaşayacağı doğumu ve yine bir kere yaşayacağı ölümü, tabiat her yıl yaşamaktadır.</p>

<p>Rahman ve Rahim olan (Merhametlilerin en merhametlisi) Yüce Yaradan, bizleri Kitabi ayetlerle uyarmakla yetinmemiş, aynı zamanda kevni (tabiat) ayetleriyle de insanlığa mesaj vermiştir/vermektedir. Sonbahar Allah’ın bir kevni uyarısıdır.</p>

<p>Ey insanlık, işte sen de bu ağaç gibi kuruyup gidecek, bir yaprak gibi solup can vereceksin! Dön bir tabiata bak, doğumdan sonra ölüm, ölümden sonra dirilişe şahit ol!<br />
Ne mutlu sonbahardan ders alanlara! Sararan yaprak misali toprağa düşmeden kulluk bilincine varanlara!</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/SONBAHAR.jpg" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 08:44:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MALATYA HAFIZASINI KAYBETMEMELİ: VALİ SEDDAR YAVUZ KALMALI!</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatya-hafizasini-kaybetmemeli-vali-seddar-yavuz-kalmali-78959</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatya-hafizasini-kaybetmemeli-vali-seddar-yavuz-kalmali-78959</guid>
                <description><![CDATA[MALATYA HAFIZASINI KAYBETMEMELİ: VALİ SEDDAR YAVUZ KALMALI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya, 6 Şubat depremlerinin ardından sadece binalarını kaybetmedi.</p>

<p>Şehrin düzeni bozuldu. Çarşısı dağıldı. Sokakları sessizleşti. Kurumların önüne birbirinden ağır ve karmaşık binlerce mesele geldi.</p>

<p>Bugün Malatya'nın en önemli gündemi, şehrin yeniden ayağa kaldırılmasıdır.</p>

<p>Bir şehri ayağa kaldırmak; devam eden işleri takip etmeyi, kurumları koordine etmeyi, sorunların nerede ve neden tıkandığını bilmeyi, yapılanla yapılmayanı ayırt etmeyi ve en önemlisi şehir hafızasını korumayı gerektirir.</p>

<p>İşte bugün Malatya açısından üzerinde durmamız gereken en önemli mesele budur.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DEPREM SONRASI MALATYA'NIN HAFIZASI</span></strong></p>

<p>Sayın Vali Seddar Yavuz, Malatya'ya geldiği günden bu yana şehrin yeniden ayağa kalkması için yoğun bir çalışma yürütüyor.</p>

<p>Şehrin merkezindeki tüm sorunlarla ilgilendiği gibi, ilçelerde ve kırsalda yaşanan meseleleri de takip ediyor. Belediyelerin, kamu kurumlarının ve devam eden yatırımların hangi aşamada olduğunu biliyor.</p>

<p>Hangi iş yapıldı?<br />
Hangisi gecikti?<br />
Nerede aksama var?<br />
Kim neyle ilgileniyor?</p>

<p>Bugün Malatya'nın sorunlarına bu kadar geniş bir perspektiften hâkim olan isimlerin başında Sayın Valimiz Seddar Yavuz geliyor.</p>

<p>Açıkça söylemek gerekirse:</p>

<p>Deprem sonrası Malatya'nın hafızası Seddar Yavuz'dur.<br />
Bu hafıza birkaç günde, birkaç ayda oluşmaz.</p>

<p>Bir şehri tanımak, kurumlarını tanımak, ilçelerini ve kırsalını öğrenmek, hangi sorunun hangi geçmişten geldiğini bilmek zaman ister.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GELECEK VALİNİN ÖĞRENME SÜRESİ VAR</span></strong></p>

<p>Bunu son dönemde değişen kaymakamlıklarda da görüyoruz.</p>

<p>Yeni gelen her kaymakamın önce görev yaptığı ilçeyi tanıması gerekiyor. Mahalleleri, kırsalı, sorunları, kurumları ve devam eden işleri öğrenmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu son derece doğal.<br />
Ancak zaman gerekiyor.</p>

<p>Bir yöneticinin bir ilçeye hâkim olması bile belli bir süre isterken, deprem sonrası böylesine büyük ve karmaşık bir süreçten geçen Malatya'ya atanacak yeni bir valinin şehri tanıması elbette daha uzun zaman alacaktır.</p>

<p>Yeni vali de gelir, çalışır, başarılı da olabilir.<br />
Mesele yeni gelecek kişinin yetersizliği değildir.<br />
Mesele zaman kaybıdır.</p>

<p>Bugün kısa sürede çözülebilecek bir mesele, yeniden öğrenme ve koordinasyon süreci nedeniyle çok uzayabilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SAYIN SEDDAR YAVUZ YORULDUĞU İÇİN GİTMEK İSTEYEBİLİR</span></strong></p>

<p>Son günlerde şehirde Sayın Valimizin Malatya'dan ayrılabileceğine dair söylentiler dolaşıyor. Bunu duyan vatandaş çok da üzülüyor.&nbsp;</p>

<p>Eğer Sayın Valimiz gerçekten ayrılmak istiyorsa, bunun başarısızlıktan kaynaklandığını söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Tam tersine...</p>

<p>Gece gündüz demeden çalışan bir insan elbette yorulur.</p>

<p>Böylesine büyük bir felaketin ardından, bir şehrin bütün sorunlarını omuzlamak kolay değildir.</p>

<p>Ancak Malatya olarak Sayın Valimize şunu söyleme hakkımız olduğunu düşünüyorum:</p>

<p>Sayın Valim,&nbsp;<br />
Yorulduğunuzu biliyoruz.&nbsp;<br />
Ancak Malatya'nın en az bir iki yıl daha size ihtiyacı var. Biraz daha fedakârlık istiyoruz.&nbsp;</p>

<p>Şehir biraz daha toparlanıncaya,<br />
Merkez ayağa kalkıncaya,<br />
Çarşılar yeniden açılıncaya,<br />
Hayat biraz daha normalleşinceye kadar...</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BURADA AK PARTİ VE TEMSİLCİLERİNE BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR</span></strong></p>

<p>AK Parti Malatya milletvekilleri...<br />
AK Parti İl Başkanı...<br />
Büyükşehir Belediye Başkanı...<br />
İlçe belediye başkanları...</p>

<p>Malatya'nın bu inşa sürecinde birlikte Sayın Cumhurbaşkanımıza Malatya'nın ortak talebini güçlü şekilde iletmeleri gerekir.&nbsp;</p>

<p>“Biz Valimiz Seddar Yavuz'un Malatya'da kalmasını istiyoruz.”</p>

<p>Bu talep kişisel bir talep değildir.<br />
Bu bir makam kavgası değildir.<br />
Bu, Malatya'nın yeniden ayağa kalkma sürecinin kesintiye uğramaması için yapılması gereken bir çağrıdır.</p>

<p>Çünkü bugün Malatya'nın ihtiyacı olan şey yeni bir başlangıç değil, yarım kalan sürecin güçlü şekilde devam etmesidir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÖNCE MALATYA AYAĞA KALKSIN</span></strong></p>

<p>Sayın Vali Seddar Yavuz'un Malatya için yaptığı hizmetlerin karşılığı elbette bir gün devlet ve millet tarafından verilecektir.</p>

<p>Nasıl takdir edilir, hangi görevle ödüllendirilir, bunlar ayrı meselelerdir.</p>

<p>Ancak bugün öncelik Malatya'dır.</p>

<p>Bugün Sayın Valimizin gideceği makamı değil, Malatya'nın geleceğini konuşmalıyız.</p>

<p>Bu şehir ayağa kalktıktan sonra devletimiz elbette Sayın Valimizin emeğini ve fedakârlığını takdir edecektir.</p>

<p>Ancak bugün kendisinden Malatya için biraz daha fedakârlık istemek zorundayız.</p>

<p>Çünkü bu şehir henüz inşa sürecini tamamlamadı.<br />
Malatya henüz tam anlamıyla ayağa kalkmadı.</p>

<p>Ve en önemlisi;</p>

<p>Malatya'nın bugün hafızasını kaybetmeye tahammülü yok.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA'NIN KAYBEDECEK ZAMANI YOK</span></strong></p>

<p>Yeni bir vali gelir.</p>

<p>Elbette devletimiz Malatya'ya çok değerli ve başarılı bir vali gönderebilir.</p>

<p>Buna kimsenin söyleyecek sözü yok.</p>

<p>Ancak yeni gelen her yönetici önce şehri tanımak zorundadır.</p>

<p>Malatya'nın deprem sonrası hangi süreçlerden geçtiğini, hangi projenin nerede kaldığını, hangi sorunun neden çözülemediğini öğrenmek zorundadır.</p>

<p>Bu ise zaman demektir.</p>

<p>Bu nedenle açıkça söylüyorum:</p>

<p>Malatya'nın bugün Vali Seddar Yavuz'u kaybetme lüksü yoktur.</p>

<p>Sayın Valimiz yorulduysa, bunu anlıyoruz.<br />
Belki yeterince teşekkür edemedik.<br />
Belki yaptığı fedakârlığı her zaman gerektiği gibi dile getiremedik.</p>

<p>Ama bugün Malatya olarak kendisine açıkça şunu söylüyoruz:</p>

<p>Sayın Valim, biz sizi anlıyoruz. Yorulduğunuzu biliyoruz. Ancak Malatya'nın size ihtiyacı var. Biraz daha sabır, biraz daha fedakârlık istiyoruz.</p>

<p>Ve o gün geldiğinde, Sayın Seddar Yavuz'a Malatyalıların gönlünde çoktan verilmiş olan en büyük ödül zaten hazır olacaktır:</p>

<p>Dua, minnet, vefa ve hayırla anılmak...</p>

<p>Deprem sonrası Malatya'nın hafızası Seddar Yavuz'dur. Depremin izleri silininceye, şehir ayağa kalkıncaya kadar Malatya hafızasını kaybetmemelidir.</p>

<p><strong>Fî Emânillah&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 08:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Zamanlar Malatya İmam Hatip Lisesi Hocaları</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-zamanlar-malatya-imam-hatip-lisesi-hocalari-78958</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-zamanlar-malatya-imam-hatip-lisesi-hocalari-78958</guid>
                <description><![CDATA[Bir Zamanlar Malatya İmam Hatip Lisesi Hocaları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>HOŞ BİR SEDA&nbsp;</p>

<p>MÜDÜR:<br />
YUSUF KIZILBOĞA</p>

<p>Zor Yıllar,&nbsp;</p>

<p>Çatık kaş, elinde sopa...</p>

<p>Hükümet eden zihniyet..</p>

<p>Sağ sol kavgaları..</p>

<p>Herşey kuyrukları...</p>

<p>Dirençli Nesiller</p>

<p>1970’lerin Türkiyesi...&nbsp;</p>

<p>İmam-Hatip Okulu yedi yıllık bir maraton: Dört yıl orta, üç yıl lise.&nbsp;</p>

<p>Sadece dersleri geçmek yetmez; diplomayı alabilmek için bir de "olgunluk/bakalorya" sınavlarının cenderesinden geçilir.&nbsp;</p>

<p>Dahası, dönemin vesayetçi bürokratik anlayışı gereği İmam-Hatip mezunlarının yükseköğrenim hakkı kısıtlanmak&nbsp;</p>

<p>istenir. Üniversiteye gidebilmek için düz liselerden "fark dersleri" verme şartı koşulur.&nbsp;</p>

<p>Amaç nettir:&nbsp;</p>

<p>Bu gençler üniversite kapısından içeri girmesin.</p>

<p>Fakat hesap edilmeyen bir şey vardı; zorluklar insanı ezmez, bilakis biler.&nbsp;</p>

<p>O barikatları tırnaklarıyla kazıyarak aşan muazzam bir nesil yetişti.&nbsp;</p>

<p>Bu çelikleşmiş iradenin ve vesayeti aşan neslin en sembolik şahsiyeti ise hiç şüphesiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan oldu.</p>

<p>Şehrin Amiral Gemisi...</p>

<p>İşte o çetin yıllarda Malatya İmam-Hatip Lisesi, sadece bir eğitim kurumu değil; Malatya’nın fikri, ahlaki ve manevi hayatını kuşatan adeta bir "amiral gemisi" idi.&nbsp;</p>

<p>Şehrin merkezinde saygın, etkili ve iz bırakan bir cazibe merkezi...</p>

<p>Bu geminin dümeninde ise zarafeti, nezaketi ve koyu renkli gözlükleriyle hafızalara kazınan bir idareci vardı:&nbsp;</p>

<p>Yusuf Kızılboğa.&nbsp;</p>

<p>Ankara İlahiyat mezunu, sorun biriktirmeyen, bürokrasiye boğulmayan, pratik çözümler üreten; dikta eden değil, gönül kazanan hakiki bir muallim ve idareci.</p>

<p>"Transkript" Kelimesiyle İlk Temas</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan ağabeyimizin aktardığı hatıra, o dönemin idareci profilini ne güzel özetliyor...&nbsp;</p>

<p>1974-1975 eğitim dönemi.&nbsp;</p>

<p>Mayıs ortasında mezuniyeti kesinleşen Mehmet Ali Beyhan, üniversite sınavına girebilmek adına Atatürk Lisesi’nde fark derslerine başvurmak ister.</p>

<p>Müdür Yardımcısı Hüseyin Külekçi’ye gider ancak olumlu yanıt alamaz.&nbsp;</p>

<p>Çaresiz, Okul Müdürü Yusuf Kızılboğa’nın kapısını çalar.&nbsp;</p>

<p>Yusuf Hoca dinler, "Merak etme, şimdi hallederiz" diyerek Külekçi’yi arar.&nbsp;</p>

<p>Mezuniyet belgesiyle birlikte "transkript" hazırlanması talimatını verir.&nbsp;</p>

<p>Mehmet Ali Beyhan, bugün eğitim hayatının vazgeçilmezi olan "transkript" kelimesini ilk kez o gün Yusuf Hocanın huzurunda duyar.</p>

<p>Belgeler imzalanır.&nbsp;</p>

<p>Kapıdan çıkarken Kızılboğa babacan bir tavırla uyarır:&nbsp;</p>

<p>"Atatürk Lisesi'nde bir problem olursa mutlaka haberim olsun!" (Ardından Atatürk Lisesi Müdürü Şeyhmus Üçkardaş’ın desteğiyle devam eden o zorlu süreç, ayrı bir azim hikâyesidir.)</p>

<p>Kubbede Kalan Baki Sada<br />
Gök kubbede hoş bir sada bırakıp rahmete kavuşan Sadettin Şireli Hocamızı hürmet ve dualarla yad ederken, Yusuf Kızılboğa Hocamızın ber-hayat olduğunu öğrenmek sevincimize ve ayrı bir sürur vesilesi oldu.</p>

<p>Zor zamanlarda talebesinin elinden tutan, önünü açan, makamını memleket evlatlarının istikbali için bir zırh ve kaldıraç yapan o zarif idareciler olmasaydı; bu gençliğin dünü de bugünü de eksik kalırdı.&nbsp;</p>

<p>Halen hayatta olan Adana'da yaşayan&nbsp;<br />
Yusuf Kızılboğa Hocamıza sağlık, afiyet ve hayırlı bir ömür diliyor;&nbsp;</p>

<p>Malatya’nın o unutulmaz eğitim irfanına emeği geçen tüm hocalarımıza minnet ve saygılarımızı sunuyoruz.</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 10:38:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TSO Seçimleri Yaklaşırken...</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/tso-secimleri-yaklasirken-78957</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/tso-secimleri-yaklasirken-78957</guid>
                <description><![CDATA[TSO Seçimleri Yaklaşırken...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Malatya'nın İhtiyacı Tartışma Değil, İstikrardır.</p>

<p>Malatya, önümüzdeki dönemde sadece bir Ticaret ve Sanayi Odası seçimine gitmeyecek.</p>

<p>Yapılacak tercih, depremden sonra yeniden ayağa kalkmaya çalışan Malatya ekonomisinin hangi anlayışla, hangi tecrübeyle ve hangi vizyonla temsil edileceğinin de tercihi olacak.</p>

<p>Çünkü şartlar değişti.</p>

<p>Depremden önceki Malatya ile bugünün Malatya'sı aynı değil. Ticaretin dengeleri, üretimin şartları, esnafın ve sanayicinin sorunları değişti. Finansmana erişimden lojistiğe, iş gücünden yeni yatırım alanlarına kadar Malatya iş dünyasının önündeki meseleler artık daha büyük ve daha karmaşık.</p>

<p>Böyle bir dönemde Malatya'nın ihtiyacı yeni tartışmalar değil; tecrübe, birikim ve istikrardır.</p>

<p>Bu noktada Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun sekiz yıllık başkanlık dönemi önümüzde somut bir tablo olarak duruyor.</p>

<p>Bir insanın yapacaklarını anlatması önemlidir. Ancak sekiz yıldır görev yapan bir insan için daha önemli bir ölçü vardır:</p>

<p>Yaptıkları, yapacaklarının en güçlü teminatıdır.</p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu iki dönemdir Malatya TSO Başkanlığı görevini yürütüyor. Genç yaşına rağmen iş dünyasının içinden gelen, girişimciliği bilen ve Malatya'nın ekonomik meselelerine doğrudan temas eden bir başkanlık anlayışı ortaya koydu.</p>

<p>Elbette bu iki dönem kolay geçmedi.</p>

<p>İlk seçildiği günlerde de, ikinci kez aday olduğu süreçte de kendisine karşı çıkan siyasi çevreler oldu. Karşılıklı sertlikler yaşandı, kırgınlıklar oluştu, inatlaşmalar oldu.</p>

<p>Doğrusunu söylemek gerekirse o günlerde herkesin hatası vardı.</p>

<p>Ancak bugün geçmişteki tartışmaları yeniden ısıtmanın Malatya'ya kazandıracağı hiçbir şey yok.</p>

<p>Çünkü artık 6 Şubat'tan önceki Malatya'da değiliz.</p>

<p>Deprem öncesindeki kırgınlıkların, gereksiz tartışmaların ve yanlış hesapların üzerine çift çizgi çekmenin zamanı gelmiştir.</p>

<p>Malatya'nın bugün siyasetçisiyle, iş insanıyla, belediyesiyle, milletvekiliyle, sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarıyla aynı hedefe yürümesi gerekiyor.</p>

<p>Ve o hedef, Malatya'nın yeniden ayağa kalkmasıdır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>SEKİZ YILIN HESABI ORTADA</strong></span></p>

<p>Bir başkanın sekiz yıllık görev süresi sloganlarla değil, ortaya koyduğu tabloyla değerlendirilir.</p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu döneminde Malatya TSO'nun üye sayısının yaklaşık 6 bin 500'den 13 bine yaklaşması, sadece sayısal bir büyüme değil, üyelerle kurulan güven ilişkisinin de önemli bir göstergesidir.</p>

<p>Sekiz yılda 317 eğitim, panel ve çalıştay düzenlenerek yaklaşık 16 bin kişiye ulaşıldı. Mesleki eğitimlerle binlerce insanın yeni meslek sahibi olması için çalışmalar yapıldı.</p>

<p>Oda anlayışı da değişti.</p>

<p>Yıllarca yalnızca belge veren bir kurum olarak görülen TSO; bilgi üreten, eğitim veren, proje geliştiren, üyelerinin sorunlarını takip eden ve çözüm arayan daha aktif bir yapıya kavuştu.</p>

<p>Dijitalleşme alanında atılan adımlarla üyelerin birçok işlemini Odaya gelmeden yapabildiği bir hizmet sistemi oluşturuldu. TSE Hizmet Yeterlilik Belgesi'ni Türkiye'de alan ilk TSO olunması ve akreditasyon alanındaki yükseliş hedefleri de kurumsal kapasitenin geldiği noktayı gösteriyor.</p>

<p>Ancak asıl büyük sınav depremle başladı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DEPREMDE SAHADA, SORUNLARDA MASADA</span></strong></p>

<p>6 Şubat depremleri herkes için bir turnusol kâğıdı oldu.</p>

<p>Malatya TSO deprem sonrasında yardım faaliyetlerinden üyelerle yapılan durum tespitlerine, hazırlanan raporların devletin en üst makamlarına sunulmasından üyelerin sorunlarının gündemde tutulmasına kadar aktif bir süreç yürüttü.</p>

<p>Mücbir sebep konusunda verilen mücadele ise özellikle iş dünyası açısından önemliydi. Altı ay olarak planlanan sürenin iki yıla kadar uzatılması için yürütülen kamuoyu ve lobi çalışmalarıyla Malatya'nın ve deprem bölgesindeki işletmelerin sesi olunmaya çalışıldı.</p>

<p>Finansmana erişim için bankalarla kurulan temaslar ve KOSGEB kredileri konusundaki girişimler de iş dünyasının en temel sorunlarına odaklandı.</p>

<p>Zirai don felaketi yaşandığında da Malatya'nın sesi yükseltildi.</p>

<p>Çünkü Malatya ekonomisi birbirine bağlıdır. Kayısı zarar gördüğünde üretici, üretici zarar gördüğünde tüccar, tüccar etkilendiğinde esnaf etkilenir.</p>

<p>Yeniden inşa edilen bir şehirde bu ekonomik zincirin daha da güçlü tutulması gerekiyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YENİ DÖNEMİN MESELESİ MAKAM DEĞİL, MALATYA'DIR</span></strong></p>

<p>Önümüzdeki TSO seçimlerine bu pencereden bakmak gerekiyor.</p>

<p>Mesele sadece kimin başkan olacağı değildir.</p>

<p>Asıl mesele, Malatya'nın ekonomik yeniden yapılanma döneminde nasıl bir temsil gücüne sahip olacağıdır.</p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun yeni dönem için ortaya koyduğu projeler de bu açıdan önem taşıyor.</p>

<p>Model Fabrika ile daha nitelikli ve katma değerli üretimin desteklenmesi, yeniden inşa sürecinin ihtiyaç duyduğu mesleklerde simülatör destekli eğitimlerin verilmesi, yeni kredi imkânlarının oluşturulması ve Uyum-Arabuluculuk Merkezi'nin faaliyete geçirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Yeniden inşa sürecindeki tedarik ve maliyet sorunlarına çözüm amacıyla çimento fabrikası projesi üzerinde çalışılırken; sektörel ticaret siteleri, küçük ve orta ölçekli işletmeler için kuluçka merkezleri, lojistik merkezi ve sektör fuarlarıyla Malatya'nın ticari hareketliliğinin artırılması planlanıyor.</p>

<p>Bunlar sadece bir seçim dönemi vaadi olarak görülmemelidir.</p>

<p>Çünkü Malatya'nın önümüzdeki yıllarda gerçekten de yeni bir ekonomik vizyona ihtiyacı var.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA'NIN YENİ HEDEFİ: ÜRETİM, İHRACAT VE YÜKSEK KATMA DEĞER</span></strong></p>

<p>Yeni dönemin önemli hedeflerinden biri de Malatyalı firmaların savunma sanayi tedarik zincirine dahil edilmesi.</p>

<p>ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, HAVELSAN ve BAYKAR gibi Türkiye'nin önemli savunma sanayi kuruluşlarıyla Malatyalı üreticilerin buluşturulması, şehir sanayisi açısından yeni bir kapı açabilir.</p>

<p>Bunun yanında yeşil dönüşüm, Avrupa Birliği pazarına uyum, AB Bilgi Merkezi, UR-GE projeleri, e-ticaret akademisi ve dijital dönüşüm ile yapay zekâ merkezi gibi hedefler Malatya'yı geleceğin ticaret anlayışına hazırlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Dünya değişiyor.<br />
Ticaret değişiyor.<br />
Üretim değişiyor.</p>

<p>Malatya'nın bu değişimin dışında kalma lüksü yoktur.</p>

<p>Kayısı için çalışma platformu kurulması, tarım ve turizm alanında ortak platformlar oluşturulması, coğrafi işaretli ürün sayısının artırılması ve genç-kadın girişimciliğinin güçlendirilmesi de Malatya ekonomisinin farklı alanlarda büyümesi açısından önemlidir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ARTIK GEÇMİŞİN DEĞİL, GELECEĞİN KONUŞULMASI GEREKİYOR</span></strong></p>

<p>Elbette Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun da hataları olmuştur.</p>

<p>Hiç kimse sekiz yıllık bir görev dönemini hatasız geçirdiğini iddia edemez.</p>

<p>Ancak mesele hatasız bir insan aramak değil; tecrübeyi, yapılan işleri ve ortaya konulan vizyonu doğru değerlendirmektir.</p>

<p>Sekiz yıldır bir görevi sürdüren bir insanın yeniden aday olduğunda söyleyeceği en güçlü söz, yaptığı işlerdir.</p>

<p>Ortada bir performans varsa değerlendirilir.<br />
Projeler varsa konuşulur.<br />
Bir vizyon varsa tartışılır.</p>

<p>Malatya'nın bugün ihtiyacı da budur.</p>

<p>Kişisel hesaplar değil.<br />
Eski kırgınlıklar değil.<br />
Siyasi rövanşlar değil.</p>

<p>Birlik... Beraberlik... Tecrübe... İstikrar...</p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun karşısına aday ya da adayların çıkması, demokratik bir yarışın gereğidir ve elbette herkes projelerini ortaya koymalıdır.</p>

<p>Ancak Malatya'nın bu seçimde sorması gereken temel soru şudur:</p>

<p>Şehrin yeniden ayağa kalktığı bu kritik dönemde, geçmişi ve yaptıkları ortada olan bir tecrübeyle mi devam edeceğiz; yoksa yeniden baştan bir arayışın içine mi gireceğiz?</p>

<p>Benim kanaatim nettir.</p>

<p>Deprem sonrası Malatya'nın yeni bir kavganın değil, yeni bir birliktelik ikliminin kurulmasına ihtiyacı vardır.</p>

<p>Siyasetçilerle, belediyelerle, milletvekilleriyle, iş dünyasıyla ve bütün kurumlarla kavga ederek değil; Malatya'nın menfaatleri söz konusu olduğunda aynı masaya oturarak yol alınmalıdır.</p>

<p>Geçmişte yaşanan yanlışların ve kırgınlıkların üzerine çift çizgi çekme zamanıdır.</p>

<p>Bugün Malatya'nın ihtiyacı tartışma değil, istikrardır.</p>

<p>Ve sekiz yıllık icraatın üzerine konulacak güçlü bir vizyon, doğru birliktelik ve ortak akılla Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı görevine devam etmesinin, şehrin ekonomik geleceği açısından önemli bir tercih olduğuna inanıyorum.</p>

<p>Çünkü bugün konu sadece bir kişinin seçilmesi değildir.</p>

<p>Asıl konu, Malatya'nın yeniden kalkınma yolculuğunda direksiyonu kime emanet edeceğimizdir.</p>

<p>Ve bazen doğru tercih, her şeyi yeniden başlatmak değil; doğru yapılan işin üzerine daha güçlü bir gelecek inşa etmektir.</p>

<p><strong>Fî Emânillah</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>“Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni”</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 15:54:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kim bu “Kim”?</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kim-bu-kim-78956</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kim-bu-kim-78956</guid>
                <description><![CDATA[Kim bu “Kim”?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en güzel camilerinden biri olan, cihan padişahı ulu önderimiz Kanuni Sultan Süleyman adına yaptırılan, mimarların mimarı büyük usta Mimar Sinan’ın şahane eseri Süleymaniye Camii’ni görmeyen ya da burada gelip namaz kılmayanınız yok gibidir.&nbsp;</p>

<p>Peki, dikkatinizi çeken bir şey oldu mu?&nbsp;</p>

<p>Benim oldu. Boynunda tanıtım kimliği asılı olan, temiz yüzlü, düzgün giyimli, ana dili gibi İngilizce konuşan genç dikkatimi çekti. Nazik, kibar ve şefkatli bir lisanla, camii ziyarete gelen yabancı turistlere (Gayrı Müslimlere) &nbsp;samimi ve içten bir şeyler anlatıyordu. Az bir parça İngilizce bildiğim için kulak misafiri oldum.&nbsp;</p>

<p>Allah’ı, Hz. Muhammed’i, Kur’an’ı ve İslam’ı anlatıyordu. Maşallah, suphanallah “Kim” bu genç, dedim. Biz “Kim”iz dedi. Kim “Kim” dedim?&nbsp;</p>

<p>“KİM” yani Kültürlerarası İletişim Merkezi Vakfı’nın kısaltılmış baş harfleri, dedi. Her “Kim”seniz ne mübarek bir iş yapıyorsunuz. Sizi tebrik eder, kutlarım” dedim.&nbsp;<br />
2010 yılında bir gurup gönüllü birleşip “KİM”i kurmuşlar. Süleymaniye Camii’nin hemen yanı başında tarihi bir mekânda konumlanan Kültürlerarası İletişim Merkezi Vakfı’nın çoğu Üniversite öğrencisi yaklaşık 80 gönüllüsü başta Süleymaniye olmak üzere turistlerin yoğun bir şekilde ziyaret ettiği cami ve tarihi mekânlarda gayrı Müslimleri İslam’a davet ediyorlar. Bu gönüllü gençler arasında başta İngilizce olmak üzere Almanca, İspanyolca, Fransızca, Çince, Japonca gibi 10’a yakın dil biliyorlar.&nbsp;<br />
Turist kişi ya da guruplara kibarca yaklaşıp, “İslam hakkında bilgi almak ister misiniz?” diyerek izin istiyorlar. Kendilerine “Davetçi” ismini veren Kim”in gönüllüleri bıkmadan usanmadan bazen saatlerce anlatıyor, anlatıyor, anlatıyorlar.&nbsp;</p>

<p>Davet ettikleri yüzlerce gayrı Müslim arasında günde ortalama üç kişi şehadet getirip İslam’ı seçiyor.&nbsp;</p>

<p>“Kim” Vakfı, gönüllü davetçilerini önce sağlam bir kurstan geçirip eğitiyor, sonra sahaya sürüyor. Hem davranış hem de bilgi olarak İslam’ı temsil etme kabiliyet ve becerisiyle donatılmış bu gençler her gün bu kutsal görevlerini aşkla, şevkle ve heyecanla yerine getiriyor.</p>

<p>Kendilerine davet teklifi yapılan turistlerin kahır ekseriyetinin bu daveti kabul edip sabırla dinlediklerine şahit oldum. Sonuç mu? Gayret ve davet bizden hidayet Allah’tandır.&nbsp;<br />
Hiçbir gurup, cemaat ya da resmi kuruma bağlı olmadan, bağlantısız ve bağımsız sadece Allah rızası için çalışan KİM’in mensupları, dış dünyadaki şartlara, toplumdaki çürümüşlük ve kokuşmuşluğa aldırmadan, “Allah’tan umut kesilmez” inancıyla, kendi dosdoğru yollarında azimle ve sabırla yürüyor.&nbsp;</p>

<p>Aslında bana kalırsa, bu gençlerin (KİM’in) önündeki en büyük engel, tebliğ yaptıkları gayrı Müslimlerin zorluk çıkarması ya da İslam’ı seçmekteki şüpheleri değil… Sen burada İslam’ın nasıl güzel bir hayat tarzı ve inanç olduğunu anlatırken, bu davete muhatap olanların, sözde Müslümanların dışardaki İslam dışı yaşam tarzlarını gördüklerinde “Madem dininiz bu kadar insani ve doğru ise, peki bu dışardaki Müslümanlar, bizi kazıklayan sahtekâr esnaf ve kişiler KİM? Onlar hangi dinden? ” dediklerinde ne yapacaksınız?&nbsp;</p>

<p>Bizim anlattıklarımıza mı yoksa şahit olduklarına mı inansınlar?</p>

<p>KİM, yabancı turistlere İslam’ı anlatarak bir görevi yerine getiriyor (Allah razı olsun), bir başka KİM’in de çıkıp yerli Müslümanlara İslam’ı anlatması ve bu dini yaşaması gerektiğini anlatmaları elzem değil mi?&nbsp;</p>

<p>KİM, &nbsp;işte bu kaotik ve sancılı bir ortamda, bu çamurlu zemin ve kirli havada, bütün şartların aleyhlerine olmasına rağmen, bir fidanı nasıl dikeriz, bir gülü nasıl yetiştiririz, bir insanı nasıl kurtarabilirizin amansız mücadelesini vermektedir. Allah yar ve yardımcıları olsun.&nbsp;<br />
Tebliğ ve davet etmek, dilimizin döndüğünce anlatmak güzel tabii… Fakat Merhum Sezai Karakoç’un dediği gibi; “Müslüman, İslam’ı öyle canlı, öyle diri yaşa ki; seni öldürmeye gelen sende dirilsin!”</p>

<p>*********&nbsp;<br />
Not: Videolarda, Süleymaniye Camii’ndeki gönüllülerin davetleri ve KİM Vakfı Sosyal Medya Sorumlusu Ahmet Söylemez ile yaptığım röportajlar yer almaktadır. Vakıfla ilgili daha geniş bilgi için <a href="https://kimvakfi.org.tr/"><strong>https://kimvakfi.org.tr/</strong></a> sitesini ziyaret edebilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:28:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya\&#039;nın Tarihi Vizyon Lobisi Hazır Mı?</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyanin-tarihi-vizyon-lobisi-hazir-mi-78955</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyanin-tarihi-vizyon-lobisi-hazir-mi-78955</guid>
                <description><![CDATA[Malatya\'nın Tarihi Vizyon Lobisi Hazır Mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya gündemini takip ediyorum ...&nbsp;</p>

<p>Bir nakıs gündemdir, gidiyor ....</p>

<p>Malatya’da nereye otursan, kiminle konuşsan gündem aynı:</p>

<p>Sitem.</p>

<p>Şikâyet.</p>

<p>Hayıflanma.</p>

<p>Merak ve beklenti...</p>

<p>Gerek ziyaretime gelen hemşerilerim, gerek telefonun ucundaki sesler, gerek yerel basın...</p>

<p>Sorular hep tek kanaldan akıyor:</p>

<p>"Konteynerler ne zaman kalkacak?"</p>

<p>"Bizim kura ne zaman çekilecek?"</p>

<p>"Dükkânlar neden bu kadar küçük?"</p>

<p>"Kira fiyatları nasıl bu seviyeye geldi?"</p>

<p>"Yeni yerleşim yerlerindeki altyapı eksikleri ve ulaşım çilesi ne zaman bitecek?"</p>

<p>Geçen gün yine memleketten gelen dostlarla bir aradayız.</p>

<p>Herkesi dinledim.<br />
Sessizce...</p>

<p>Sonra dönüp masaya sordum:</p>

<p>Dostlar, buraya kadar tamam. Kiralar, ulaşım, dükkân boyutları, altyapı eksikleri...&nbsp;</p>

<p>Bunların hepsi günün yakıcı çilesi.&nbsp;</p>

<p>Bir şekilde çözülecek.&nbsp;</p>

<p>Evler biter, dükkânlar teslim edilir.&nbsp;</p>

<p>Peki ya sonra?&nbsp;</p>

<p>Binalar bittiğinde Malatya, Doğu’nun o kadim ağabeyi olma iddiasını yeniden kazanabilecek mi?</p>

<p>Bir an derin bir sessizlik...</p>

<p>Çünkü Malatya hiçbir zaman sıradan bir şehir olmadı.</p>

<p>Tarihine bakın:</p>

<p>2.Ordu&nbsp;</p>

<p>Karargâhı...&nbsp;</p>

<p>Bölgenin stratejik ve askeri komuta merkezi.</p>

<p>Devlet adamları, siyasetçiler, sanatçılar, kültür insanları, finans ve iş dünyası...&nbsp;</p>

<p>Sadece Turgut Özal değil; bu topraklar memlekete, ülkenin tarihine, kültürüne ve ekonomisine iz bırakmış sayısız güçlü şahsiyet yetiştirdi.&nbsp;</p>

<p>Malatya bir insan kaynağı ve değerler menbaıdır.</p>

<p>Sümerbank, Tekel vb... Sanayi kültürümüzün ilk harcı.</p>

<p>Bir zamanlar bölgenin çekim merkezi:&nbsp;</p>

<p>"Doğu'nun Paris’i." MALATYA&nbsp;</p>

<p>Turgut Özal Tıp Merkezi...&nbsp;</p>

<p>Şifa arayanın yönünü döndüğü, bölgenin en büyük sağlık üssü.</p>

<p>Biz hep bölgenin ağabeyiydik.<br />
Çevre illerin ticaret ve eğitim için kapısını çaldığı ilk adrestik.</p>

<p>Ama gördüm ki bugün hepimiz haklı olarak sadece günlük sıkıntılara kilitlenmişiz.</p>

<p>Yaraları sarmaya...</p>

<p>Beton dökmeye...</p>

<p>Oysa mesele sadece fiziki yapıyı ve ulaşım altyapısını tamamlamak değil.</p>

<p>Şehrin hafızasını tazelemek.</p>

<p>Tarihsel liderlik iddiasını yeniden uyandırmak.</p>

<p>Vizyonunu genişletmek.<br />
Şehirler sadece betonla değil, taşıdıkları iddiayla ayağa kalkar.</p>

<p>Malatya’nın günlük sorunları çözerken bir yandan da artık bu defans psikolojisinden çıkması şarttır.</p>

<p>Hücuma geçmesi şarttır.</p>

<p>Peki, bu stratejik hücum hattı nerede kurulacak?<br />
Net konuşalım:</p>

<p><strong>1.Savunma Sanayii ve Yüksek Teknoloji Üssü Olmak</strong></p>

<p>Malatya, 2. Ordu’nun merkezi olmanın ötesinde stratejik bir akla sahiptir.</p>

<p>TUSAŞ, ROKETSAN, ASELSAN...</p>

<p>Neden bu milli devlerin tedarik ve alt yüklenici üssü bu şehir olmasın?</p>

<p>Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulacak ihtisaslaşmış bir "Savunma Sanayi Bölgesi", yetişmiş genç mühendislerimizin doğduğu şehirde kalmasını sağlar.</p>

<p>Malatya’yı yüksek teknolojiyle tanıştırır.</p>

<p><strong>2.Tıp Teknolojileri ve Sağlık Üssü</strong></p>

<p>Karaciğer naklinde dünya markasıyız.</p>

<p>Bölgenin en büyük sağlık merkezine sahibiz.</p>

<p>Ama sadece hasta kabul etmekle bu liderlik sürdürülemez.</p>

<p>Üniversitelerimiz ile sanayi evlenecek.</p>

<p>Cerrahi alet mi, medikal cihaz mı, biyomedikal teknoloji mi?&nbsp;</p>

<p>Adresi Malatya olacak.</p>

<p>Sadece şifa dağıtan değil, tıp teknolojisi ihraç eden bir merkez haline geleceğiz.</p>

<p><strong>3.Kayısı, İklim Tarımı ve Hayvancılık Fabrikası</strong></p>

<p>Sadece Çuvalla kayısı ihraç ederek bölgesel liderlik kurulamaz.</p>

<p>Malatya; dondurulmuş gıda, fonksiyonel beslenme ve gıda teknolojilerinin merkezi olmak mecburiyetindedir.</p>

<p>Bununla da yetinemeyiz...</p>

<p>Malatya’nın geniş meralarını entegre bir "hayvancılık fabrikasına" ve buna bağlı işleme sanayinin üssüne dönüştürmeliyiz.</p>

<p>Tarım, hayvancılık ve doğa turizmini teknolojiyle buluşturduğumuz gün, bölgenin üretim aklı Malatya olur.</p>

<p><strong>4.Bölgesel Ticaret ve Lojistik Hub’ı</strong></p>

<p>Adıyaman, Elazığ, Tunceli, Bingöl...</p>

<p>Çevre illerimizle olan tarihsel ve ticari bağlarımız ortada.</p>

<p>Burası Doğu’nun toptan ticaret, lojistik ve finans kalbi olarak yeniden tasarlanmalı.</p>

<p><strong>Sözün Özü:</strong></p>

<p>Kira krizini çözmek mecburiyettir.</p>

<p>Ulaşımı rahatlatmak mecburiyettir.</p>

<p>İnşaatları bitirmek mecburiyettir.</p>

<p>Ama şehri yeniden bölge lideri yapmaya yetmez.</p>

<p>Sayın Valimiz, Büyükşehir Belediye Başkanımızın liderliği, milletvekilleri, odalarımız ve tüm kent aktörleri...</p>

<p>Bu atılım alanları için Ankara’da ve uluslararası alanda canhıraş lobiler yapmak ertelenmez bir tarihi misyondur.</p>

<p>Artık dedikoduyu, günlük mağduriyetleri bir kenara bırakalım.</p>

<p>Kent olarak tam da bu vizyonu ve lobi hamlesini konuşalım!</p>

<p><strong>Soru nettir:</strong></p>

<p>Biz sadece eksikleri tamamlayıp enkaz kaldıran bir şehir mi olacağız?</p>

<p>Yoksa Doğu’nun teknoloji, üretim ve ticaret başkenti olmaya mı oynayacağız?<br />
Beton harcımız karma aşamayı geçti.</p>

<p>Canhıraş bir çaba ...<br />
Ankara'da, kilit merkezlerde...</p>

<p>Malatya atılımını gerçekleştirecek lobi!</p>

<p>Var mı?!</p>

<p>Nerede!?</p>

<p>Hadi artık!?</p>

<p>Bölge lideri Malatya hedefine...!</p>

<p>Şimdi bu şehre tek bir şey lazım:<br />
Yüksek bir vizyon, kararlı bir lobi ve sarsılmaz bir iddia!</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:27:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yangın Tek... Hesap Üç Parça!</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/yangin-tek-hesap-uc-parca-78954</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/yangin-tek-hesap-uc-parca-78954</guid>
                <description><![CDATA[Yangın Tek... Hesap Üç Parça!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nin yangın dosyasına bakıyorum.</p>

<p>21 Nisan 2026.</p>

<p>Yangın algılama ve ihbar sistemleri inceleniyor.</p>

<p>Saha tespiti yapılıyor.</p>

<p>Envanter çıkarılıyor.</p>

<p>Nerede arıza var?</p>

<p>Ne eksik?</p>

<p>Ne lazım?</p>

<p>Bakılıyor.</p>

<p>Alım No:</p>

<p>26DT750323.</p>

<p>Usul?</p>

<p><strong>Doğrudan temin.</strong></p>

<p>Aradan üç buçuk ay geçiyor.</p>

<p>Takvim 3 Ağustos’u gösteriyor.</p>

<p>Bu kez aynı sistem için yedi kalem malzeme alınıyor.</p>

<p>Alım No:</p>

<p>26DT1451685.</p>

<p><strong>Yine doğrudan temin.</strong></p>

<p>Daha malzemenin poşeti soğumadan…</p>

<p>5 Ağustos.</p>

<p>Yangın algılama ve alarm sistemleri için tamir işi çıkıyor.</p>

<p>Alım No:</p>

<p>26DT1471166.</p>

<p><strong>O da doğrudan temin.</strong></p>

<p>Maşallah…</p>

<p><strong>Yangın çıkmamış ama doğrudan temin bereketli.</strong></p>

<p>Nisan’da sistemi incelemişsiniz.</p>

<p>Arızayı görmüşsünüz.</p>

<p>Eksiği çıkarmışsınız.</p>

<p>Ağustos’ta malzemeyi almışsınız.</p>

<p>İki gün sonra tamirciyi çağırmışsınız.</p>

<p>Peki…</p>

<p>İhtiyaç nisanda belliyse, malzemeyle tamir niçin tek dosyada toplanmadı?</p>

<p>Asıl merak ettiğim para.</p>

<p>Tespiti kim yaptı?</p>

<p>Yedi kalem malzemeyi kim sattı?</p>

<p>Tamiri kim üstlendi?</p>

<p>İsimleri görelim.</p>

<p>Bedelleri de.</p>

<p>Çünkü önümüzde üç ayrı doğrudan temin var.</p>

<p>Üç ayrı iş.</p>

<p>Üç ayrı rakam.</p>

<p>Bizim aradığımız ise dördüncü rakam:</p>

<p><strong>Toplamı.</strong></p>

<p>Sonra o toplamı alacağız…</p>

<p>Doğrudan teminin parasal sınırının yanına koyacağız.</p>

<p>Hepsi bu.</p>

<p>Üç iş birlikte yapılsaydı yine doğrudan temin sınırında kalıyorsa dosya kapanır.</p>

<p>Aşıyorsa…</p>

<p>Dosya açılır.</p>

<p>Hele yükleniciler aynı ya da birbiriyle bağlantılı çıkarsa, kapağını biraz daha kaldırırız.</p>

<p>Şimdilik üniversiteden üç rakam bekliyoruz:</p>

<p>Tespit kaç lira?</p>

<p>Malzeme kaç lira?</p>

<p>Tamir kaç lira?</p>

<p><strong>Yangın hesabını onlar üçe ayırmış…<br />
Biz ise toplayalım.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-31%20at%2010_12_04.jpeg" style="height:712px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HADİ SAMİ BAŞKAN, YER GÖSTER!</span></strong></p>

<p>Önümde Battalgazi Belediye Meclisi’nin kararı var.</p>

<p>4 Ağustos 2026.</p>

<p>Karar No: <strong>088</strong></p>

<p>Cezmi Kartay’daki mevcut içkili yer bölgesi iptal ediliyor.</p>

<p>Gerekçe ciddi.</p>

<p>Emniyet.</p>

<p>Asayiş.</p>

<p>Kamu düzeni.</p>

<p>Eyvallah.</p>

<p>Kararın devamı daha eğlenceli.</p>

<p>Yeni içkili yer bölgesinin <strong>belirlenmesi için dosya Malatya Büyükşehir Belediye Meclisi’ne gönderiliyor.</strong></p>

<p>Yani Bayram Taşkın kalemi bırakmış…</p>

<p>Haritayı Sami Er’in önüne koymuş.</p>

<p>Buyurun Sayın Başkan.</p>

<p><strong>Yer gösterin.</strong></p>

<p>Öyle bir yer bulun ki mahalleli itiraz etmesin.</p>

<p>İşletmeci burun kıvırmasın.</p>

<p>Emniyet kaşını kaldırmasın.</p>

<p>Mevzuat önünü kesmesin.</p>

<p>Malatya’da içkili bölge olacak…</p>

<p>Kimsenin de keyfi kaçmayacak!</p>

<p>Kolay gelsin.</p>

<p>Bayram Taşkın’ın işi daha kolaydı.</p>

<p>“Burada olmaz.”</p>

<p>dedi.</p>

<p>Meclisten geçirdi.</p>

<p>Sami Er’e kalan cümle daha pahalı:</p>

<p><strong>“Şurada olur.”</strong></p>

<p>Çünkü o “şurada” haritaya işlendiği anda asıl eğlence başlayacak.</p>

<p>Mahalleli bakacak.</p>

<p>İşletmeci bakacak.</p>

<p>Emniyet bakacak.</p>

<p>Malatya konuşacak.</p>

<p>Biz de yazacağız.</p>

<p>Artık ortada söylenti yok.</p>

<p>088 sayılı karar var.</p>

<p>Battalgazi, Cezmi Kartay’ın üzerini çizdi.</p>

<p>Kalemi de Büyükşehir’e gönderdi.</p>

<p>Şimdi sıra Sami Er’de.</p>

<p><strong>Olmazı öğrendik Sayın Başkan…<br />
Oluru neresi?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-31%20at%2010_12_05.jpeg" style="height:657px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">480 MİLYONLUK SEÇİM BROŞÜRÜ</span></strong></p>

<p>Malatya 1. OSB’nin yeni arıtma tesisi.</p>

<p>Başlangıçtaki maliyet:</p>

<p>Yaklaşık 250 milyon lira.</p>

<p>Bitiş tarihi:</p>

<p>Kasım 2022.</p>

<p>Takvim?</p>

<p>Tesis?</p>

<p>Hâlâ bitmemiş.</p>

<p>Bugün konuşulan maliyet:</p>

<p>730 milyon lira.</p>

<p>Aradaki fark:</p>

<p><strong>480 milyon.</strong></p>

<p>Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun seçim için matbaaya gitmesine gerek kalmamış.</p>

<p>Broşürü hazır.</p>

<p>Kapağa iki tarih yazacak.</p>

<p>Altına iki rakam koyacak:</p>

<p>250 milyon.</p>

<p>730 milyon.</p>

<p>Bitti.</p>

<p>Çünkü bazı seçim vaatleri kâğıda basılır.</p>

<p><strong>Bazı seçim broşürlerini ise rakibiniz betona basar.</strong></p>

<p>Üstelik bugün arıtma tesisinin yönetimi TSO’da değil.</p>

<p>Sadıkoğlu’nun eli bu yüzden rahat.</p>

<p>Çıkıp soruyor:</p>

<p>“Niye bitmedi?”</p>

<p>Daha sertini de söylüyor:</p>

<p>“Biz olsaydık böyle sürünmezdi.”</p>

<p>Karşılığında ne gösterecekler?</p>

<p>Takvimi mi?</p>

<p>Maliyeti mi?</p>

<p>Tesisi mi?</p>

<p>Hangisini gösterirlerse göstersinler…</p>

<p>Sadıkoğlu’nun işine yarıyor.</p>

<p>Garip tarafı şu:</p>

<p>1. OSB yönetimi arıtma tesisini tamamlayamamış.</p>

<p>Ama rakibinin seçim kampanyasına malzemeyi eksiksiz yetiştirmiş.</p>

<p>Sadıkoğlu’nun uzun konuşmasına da gerek yok.</p>

<p>Mikrofona çıksın.</p>

<p>Şunları saysın:</p>

<p><strong>2022<br />
2023<br />
2024<br />
2025<br />
2026</strong></p>

<p>Sonra mikrofonu bıraksın.</p>

<p>Bazen rakip seçim kazanmak için çalışır.</p>

<p>Bazen de…</p>

<p><strong>Rakibine seçim kazandıracak dosyayı kendi hazırlar.</strong></p>

<p>Arıtma tesisi henüz bitmemiş olabilir.</p>

<p>Ama<strong> 480 milyonluk seçim broşürü çoktan basılmış.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-31%20at%2010_12_05%20(1).jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ŞİMDİ TELEFON REHBERİ KONUŞACAK</span></strong></p>

<p>Mustafa Tecdelioğlu İSO Meclis Başkanlığına aday.</p>

<p>Malatyalı.</p>

<p>Sanayici.</p>

<p>İSO’nun içinden gelen bir isim.</p>

<p>Buraya kadar güzel.</p>

<p>Ama İstanbul Sanayi Odası’nda memleket hanesi oy pusulası sayılmaz.</p>

<p>Soyadı kapıyı açabilir.</p>

<p><strong>Koltuğu ise ağırlık taşır.</strong></p>

<p>Tecdelioğlu’nun yapacağı belli.</p>

<p>Kendisini anlatacak.</p>

<p>Niçin aday olduğunu anlatacak.</p>

<p>Meclis’i nasıl yöneteceğini anlatacak.</p>

<p>“Ben Malatyalıyım” diye dolaşmayacak.</p>

<p><strong>“Ben bu makamı taşırım” diyecek.</strong></p>

<p>Malatyalılara düşen başka.</p>

<p>MİAD var.</p>

<p>İstanbul’da ciddi bir Malatyalı sanayici ağı var.</p>

<p>İSO’nun farklı meslek gruplarında sözü geçen hemşerilerimiz var.</p>

<p>İşte şimdi telefon rehberi açılacak.</p>

<p>Ama yanlış cümle kurulmayacak.</p>

<p>“Bizim hemşeriye oy verin.”</p>

<p>Ucuz.</p>

<p>Doğru cümle şu:</p>

<p><strong>“Mustafa Tecdelioğlu’nu dinlediniz mi?”</strong></p>

<p>Gerisini aday kendi halleder.</p>

<p>Bir Malatyalı tekstilde kapı açar.</p>

<p>Diğeri metalde.</p>

<p>Öteki makinede.</p>

<p>Bir başkası yıllardır aynı masaya oturduğu sanayiciyi arar.</p>

<p>Hemşeri kapıyı açar.</p>

<p>Aday içeride kendi ağırlığını koyar.</p>

<p>Tecdelioğlu yalnız kendisine yakın isimlerle görüşürse de hata eder.</p>

<p>Asıl gidilecek kapı kararsızın kapısı.</p>

<p>Mesafeli olanın.</p>

<p>“Niçin Mustafa?”</p>

<p>diye soranın.</p>

<p>Hatta mümkünse karşı tarafta duranının.</p>

<p>Çünkü dosttan oy almak rahatlatır.</p>

<p><strong>Kararsızı ikna etmek seçim kazandırır.</strong></p>

<p>Malatyalılar yıllardır İstanbul’da güçlü.</p>

<p>Bunu biliyoruz.</p>

<p>Şimdi o gücün fotoğrafını değil…</p>

<p>Neticesini göreceğiz.</p>

<p>Kim kimin yanında poz verdi?</p>

<p>Geçelim.</p>

<p>Kim kimi aradı?</p>

<p>Kim kimi ikna etti?</p>

<p>İşte oraya bakalım.</p>

<p>Mustafa Tecdelioğlu sahaya kendi birikimiyle çıkacak.</p>

<p>Malatyalılar kapıyı açacak.</p>

<p>Gerisini İSO Meclisi tartacak.</p>

<p>Bu seçimde en kıymetli afiş duvara asılmayacak.</p>

<p><strong>Telefon rehberinde duracak.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-31%20at%2010_13_26.jpeg" style="height:470px; width:780px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BİR CÜMLE SÖYLERSİN…</strong></span></p>

<p>Ben kalemle uğraşıyorum.</p>

<p>Kelimeyi de önüne geldiği gibi kullanmam.</p>

<p>Köküne inerim.</p>

<p>Yerini tartarım.</p>

<p>Retoriğine bakarım.</p>

<p>Belagatine.</p>

<p>Fesahatine.</p>

<p>Cezaletine.</p>

<p>Yıllardır işim bu.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir fotoğraf karşıma çıktı.</p>

<p>Malatya Valisi Seddar Yavuz önde.</p>

<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er yanında.</p>

<p>Sami Er’in eller arkada.</p>

<p>Rahat.</p>

<p>Fazlasıyla rahat.</p>

<p>Fotoğrafın altına Semih Ünal isimli biri tek cümle yazmış.</p>

<p>Şahsen tanımıyorum.</p>

<p>Cümle şu:</p>

<p><strong>“Mezun olduğu üniversite kapatılmalıdır.”</strong></p>

<p>Okudum.</p>

<p>Fotoğrafa bir daha baktım.</p>

<p>Taş gediğine oturmuş.</p>

<p>“Protokol” dememiş.</p>

<p>“Nezaket” dememiş.</p>

<p>“Devlet terbiyesi” diye nutuk çekmemiş.</p>

<p>Bir duruşu görmüş…</p>

<p>Beş kelimeyle bütün fotoğrafı anlatmış.</p>

<p>Ben gazeteciyim.</p>

<p>Hiciv de yazarım.</p>

<p>Kelimenin nereye değeceğini az çok bilirim.</p>

<p>Hakkını teslim edeyim:</p>

<p>Bu cümle benim aklıma gelmedi.</p>

<p>Bazı eleştiriler paragraf ister.</p>

<p>Bazıları başlık.</p>

<p>Bazıları ise tek cümlede işi bitirir.</p>

<p>Semih Ünal’ınki öyle olmuş.</p>

<p><strong>Sami Er’in elleri arkada kalmış…<br />
Yazının devamı gereksiz kalmış.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-31%20at%2010_12_28.jpeg" style="height:800px; width:599px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: HIZIR GİBİ YETİŞTİ</span></strong></p>

<p>6 Şubat şehri yıktı.</p>

<p>Siyaset de enkaz verdi.</p>

<p>Malatya bekledi.</p>

<p>Murat Kurum Ankara’dan omuz verdi.</p>

<p>Seddar Yavuz sahaya indi.</p>

<p>Şehirde aynı cümle dolaşıyor:</p>

<p><strong>“Allah’tan Seddar Vali geldi…”</strong></p>

<p>Devamı daha manidar:</p>

<p><strong>“Keşke daha önce gelseydi.”</strong></p>

<p>Çünkü Malatya bilir:</p>

<p>Kim enkaza koştu…</p>

<p><strong>Kim enkaz geçince koştu.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: MALATYA HAVALANDI!</span></strong></p>

<p>Çarşı yerde.</p>

<p>Yollar yerde.</p>

<p>Altyapı yerde.</p>

<p>Esnafın morali zaten yerlerde.</p>

<p>Derken müjde geldi:</p>

<p><strong>Teleferik!</strong></p>

<p>Şehir daha ayağa kalkmadan…</p>

<p>Vatandaşı havaya kaldıracağız.</p>

<p>Yalnız aşağı bakarken dikkat.</p>

<p><strong>Manzara, projeden daha gerçek.</strong></p>

<p>Demedi deme Malatya…</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FIKRA GİBİ MEMLEKET: EL, EŞEĞİ SAHİBİNDEN ÇOK ARIYOR</strong></span></p>

<p>Nasreddin Hoca, komşusunun kaybolan eşeğini türkü söyleyerek arıyormuş.</p>

<p>Sormuşlar:</p>

<p>“Hoca, bu ne rahatlık?”</p>

<p>Demiş:</p>

<p>“El elin eşeğini türkü çağırarak arar.”</p>

<p>Malatya’nın kayısısı…</p>

<p>Baskil sahip çıkıyor.</p>

<p>Elazığ tescil istiyor.</p>

<p>Malatya bakıyor.</p>

<p>Hoca bugün yaşasa sözünü değiştirirdi:</p>

<p><strong>“Bu memlekette el, eşeği sahibinden daha çok arıyor.”</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta kimi otobüs bekliyor, kimi asansör, kimi seçim tarihini… İş dünyasında listeler hazırlanıyor, siyasette kulaklar Ankara’ya çevriliyor, Kernek’te ise gözler gökyüzüne dikilmiş. Anlaşılan şehirde herkesin bir istikameti var; vatandaşınki hâlâ hizmete çıkıyor!</p>

<p><strong>MOTAŞ GELENE KADAR SABIR TÜKENİYOR!</strong><br />
Zaviye Mahallesi’nde otobüs seferlerinin seyrekleşmesi vatandaşın dilindeymiş. Daha önce yarım saatte gelen bazı araçların artık bir buçuk, hatta iki saati bulduğu konuşuluyor. Hastaneye gidecek olan ayrı, işe yetişecek olan ayrı dertli… Duraktaki fiskos kısa: “Otobüs saatini sormuyoruz artık, bugün gelir mi onu soruyoruz!”</p>

<p><strong>AİDAT ÇIKIYOR, ASANSÖR ÇIKMIYOR!</strong><br />
Bahçebaşı TOKİ’de aylık 2 bin liraya yaklaşan aidatların yanında yol, temizlik ve asansör şikâyetleri sürüyormuş. Bazı bloklarda asansörlerin uzun süredir çalışmadığını söyleyenler var. TOKİ sakininin hesabı yine tutmamış: “Aidat her ay yukarı çıkıyor, biz merdivenden!”</p>

<p><strong>MTSO’DA SANDIKTAN ÖNCE LİSTELER KURULUYOR!</strong><br />
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu yeniden sahada, Mahmut Boyraz ise komite komite dolaşıyormuş. İş dünyasında artık aday isimlerinden çok listeler, destekler ve kimin kimin yanında duracağı konuşuluyor. Masadaki fiskos şu: “Seçim günü daha gelmedi ama oyların hesabı şimdiden yapılmış!”</p>

<p><strong>ANKARA DÖRT İLİ DEĞİŞTİRDİ, MALATYA KULAĞINI AÇTI!</strong><br />
AK Parti’de dört ilin il başkanı değişince Malatya kulislerinin de tansiyonu yükselmiş. Ali Bakan görevine devam ediyor ama siyasetçinin kulağı Ankara’daki her kıpırtıya açık. Teşkilat çevresinde şimdilik yüksek ses yok; fiskos ise fısıltıyla: “Liste bitti mi, yoksa sıra mı geliyor?”</p>

<p><strong>KERNEK’TEN GÖKYÜZÜNE HAT ÇEKİLİYOR!</strong><br />
Kernek Parkı’nın büyütüleceği, projeye teleferiğin de eklendiği açıklanınca şehirde yeni bir sohbet başlamış. Kimi projeyi heyecanla anlatıyor, kimi maliyetini ve güzergâhını soruyor. Malatyalının esprisi hazır: “Yolları geçtik, artık trafik yukarıdan akacak galiba!”</p>

<p><strong>J PLAKA SON GÜNDE NEFES ALDI!</strong><br />
31 Ağustos’ta bitecek tahsis ve askı süresinin yıl sonuna kadar uzatılması sektörü rahatlatmış. MTSO’nun devreye girmesiyle çözüm gelmiş ama kuliste başka bir soru dolaşıyor: “Bu iş üç ay önce de çözülebiliyorsa niye takvim son güne kadar koşturuldu?”</p>

<p><strong>KONUTUN ANAHTARI GELİYOR, ESNAF DÜKKÂNIN PEŞİNDE!</strong><br />
Cırıkpınar ve Taştepe’de yeni konutların teslimleri hızlanırken şehir merkezindeki esnafın gözü yine ticari alanlarda. Evine kavuşan seviniyor, dükkânını bekleyen takvime bakıyor. Çarşıdaki fiskos tanıdık: “Vatandaşa anahtar veriliyor, esnaf hâlâ kilidi arıyor!”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong></p>

<p>Çünkü Malatya’da bu hafta kimi durağa, kimi Ankara’ya, kimi sandığa, kimi de gökyüzüne bakıyor. Şehrin ortak huyu değişmemiş; herkes bir şeyin gelmesini bekliyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:13:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zamana Karşı Beslenme: Hangi Besinler Sağlıklı Yaşlanmayı Destekliyor?</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/zamana-karsi-beslenme-hangi-besinler-saglikli-yaslanmayi-destekliyor-78953</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/zamana-karsi-beslenme-hangi-besinler-saglikli-yaslanmayi-destekliyor-78953</guid>
                <description><![CDATA[Zamana Karşı Beslenme: Hangi Besinler Sağlıklı Yaşlanmayı Destekliyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanmak hayatın doğal bir parçasıdır. Zamanı durdurmak mümkün değil ancak nasıl yaşlandığımız üzerinde günlük alışkanlıklarımızın önemli bir etkisi var. Genetik mirasımızı değiştiremeyiz fakat beslenme şeklimiz, fiziksel aktivitemiz, uyku düzenimiz ve yaşam tarzımız ilerleyen yıllarda ne kadar sağlıklı ve aktif kalabileceğimizi etkileyebiliyor.</p>

<p>Son yıllarda “anti-aging” adı altında pek çok ürün ve takviye karşımıza çıkıyor. Oysa sağlıklı yaşlanmanın sırrını tek bir kapsülde ya da mucize bir besinde aramak yerine soframızın bütününe bakmak gerekiyor.</p>

<p><strong>**Yaşlanma sürecinde antioksidanlar neden önemli?**</strong></p>

<p>Vücudumuz enerji üretirken ve günlük işlevlerini yerine getirirken doğal olarak serbest radikaller adı verilen reaktif moleküller oluşur. Vücudumuz bunları dengeleyebilecek kendi savunma sistemlerine sahiptir. Ancak serbest radikal üretimi ile antioksidan savunma arasındaki denge bozulduğunda oksidatif stres ortaya çıkar.</p>

<p>Uzun süreli oksidatif stres hücrelerimizin protein, yağ ve DNA gibi yapılarına zarar verebilir ve yaşlanmayla ilişkili süreçlerde rol oynayabilir. İşte burada antioksidanlardan zengin beslenmenin önemi ortaya çıkıyor. Ancak çözüm yüksek doz antioksidan takviyelerine yönelmek değil farklı sebze, meyve, kuruyemiş, kurubaklagil ve tam tahılları düzenli olarak soframıza dahil etmektir.</p>

<p><strong>**Doğanın antioksidan kaynakları**</strong></p>

<p>Sağlıklı yaşlanma denildiğinde üzerinde en fazla durulan bitkisel bileşiklerden biri **resveratrol**. Özellikle üzümün kabuğunda bulunan resveratrol aynı zamanda yaban mersini, dut ve yer fıstığı gibi bazı besinlerde de bulunuyor. Antioksidan ve inflamasyonla ilişkili etkileri nedeniyle uzun yıllardır yaşlanma araştırmalarının ilgi çeken bileşiklerinden biri.</p>

<p>Ancak burada önemli bir nokta var: Resveratrolü bir “gençlik iksiri” olarak görmek için elimizde yeterli kanıt bulunmuyor. Bu nedenle resveratrol takviyesinin peşinden koşmak yerine üzüm ve diğer bitkisel besinleri dengeli beslenmenin doğal bir parçası olarak görmek daha doğru olur.</p>

<p>Nar, yaban mersini, böğürtlen, kiraz, çilek ve erik gibi meyveler de farklı antioksidan bileşikler açısından zengin seçenekler arasında. Elma, turunçgiller, kayısı ve kivi gibi günlük hayatımızda kolaylıkla ulaşabileceğimiz meyveler de soframızdaki çeşitliliğe katkı sağlayabilir.</p>

<p>Sebzelerde de aynı çeşitlilik önemli. Domates, havuç, kırmızı biber, brokoli, koyu yeşil yapraklı sebzeler, soğan ve sarımsak sağlıklı beslenmede düzenli olarak yer verebileceğimiz seçenekler arasındadır.</p>

<p><strong>**Zeytinyağı, balık ve kuruyemişleri unutmayın**</strong></p>

<p>Sağlıklı yaşlanma yalnızca antioksidanlardan ibaret değil. Tükettiğimiz yağların kalitesi de oldukça önemli. Sızma zeytinyağı hem tekli doymamış yağ asitleri hem de doğal fenolik bileşikler içerir. Ceviz, fındık ve badem ise sağlıklı yağların yanı sıra E vitamini ve farklı mikro besinleri beslenmemize kazandırır.</p>

<p>Somon, sardalya, uskumru ve hamsi gibi balıklar ise omega-3 yağ asitleri açısından değerli kaynaklardır. Bu nedenle balık, zeytinyağı ve kuruyemişlerin dengeli şekilde yer aldığı bir beslenme düzeni kalp-damar sağlığının korunmasına da katkıda bulunabilir.</p>

<p><strong>**Yaşlanırken asıl korumamız gerekenlerden biri: Kaslarımız**</strong></p>

<p>Yaşlanmayı yalnızca ciltte oluşan kırışıklıklarla değerlendirmek büyük bir hata olur. Sağlıklı yaşlanmanın önemli göstergelerinden biri kas kütlesini ve kas gücünü koruyabilmektir.</p>

<p>Yaş ilerledikçe kas kaybı hızlanabilir. Bu nedenle yumurta, yoğurt, balık, tavuk, et ve kurubaklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına yeterli miktarda yer vermek önemlidir. Beslenmenin düzenli fiziksel aktivite ve özellikle kasları çalıştıran egzersizlerle desteklenmesi de sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez parçalarından biridir.</p>

<p><strong>**Gençlik iksiri değil, doğru beslenme düzeni**</strong></p>

<p>Üzümdeki resveratrol, domatesteki likopen veya zeytinyağındaki polifenoller bilim dünyasının ilgisini çeken değerli bileşikler olabilir. Ancak bunlardan hiçbirinin tek başına yaşlanmayı durdurması mümkün değildir.</p>

<p>Asıl önemli olan sebze ve meyvelerin bol olduğuzeytinyağı, kurubaklagiller, tam tahıllar, kuruyemişler ve balığın düzenli olarak tüketildiği Akdeniz tipi bir beslenme düzenini sürdürebilmektir.</p>

<p>Buna düzenli hareketi, kaliteli uykuyu, sigaradan uzak durmayı ve sağlıklı vücut ağırlığını korumayı da eklemek gerekiyor.</p>

<p>Zamanı durduramayız. Fakat bugün soframıza koyduğumuz besinlerle gelecekte daha güçlü, daha hareketli ve daha sağlıklı yaş almak için önemli bir yatırım yapabiliriz.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 08:35:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya İmam Hatip\&#039;in Şirin Hocası: Merhum Selahaddin Şireli</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatya-imam-hatipin-sirin-hocasi-merhum-selahaddin-sireli-78952</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatya-imam-hatipin-sirin-hocasi-merhum-selahaddin-sireli-78952</guid>
                <description><![CDATA[Malatya İmam Hatip\'in Şirin Hocası: Merhum Selahaddin Şireli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>​80’li yıllardı...</p>

<p>Ulaşım kısıtlı,&nbsp;</p>

<p>imkânlar kıttı.</p>

<p>Sabahın 7.30’unda çalan zille ders başı yapardı Malatya İmam Hatip Lisesi.</p>

<p>Öğlen tatili 1 saat..<br />
Sonra akşam 6 ya kadar yine ders, talim ....</p>

<p>Eğitim öğretim...</p>

<p>Çöşnük’ten, Başharık’tan, şehrin Dört bir yanından yola koyulurdu genç yürekler.</p>

<p>Kâh kışın dondurucu soğuğunda yaya yürünür, kâh tıklım tıklım otobüslere ite kaka binilirdi.</p>

<p>Tam 7 koca yıl...&nbsp;</p>

<p>Sabırla, sadakatle katedilen bereketli bir yolculuktu bu.</p>

<p>Ve hocalarımız!<br />
Bir baba hassasiyeti ile titiz bir adanmışlık ile karşılardı...</p>

<p>Malatya halkının kurban derileriyle kimi kendi emekleri ile &nbsp;fedakar halkımızın &nbsp;kurdukları okulda...</p>

<p>Bir heyecan bir gelecek inşaası..<br />
Bir çaba bir gayret ki canhıraş!</p>

<p>Hocalarımız!</p>

<p>Onlardan biri</p>

<p>Şireli Hocamız;</p>

<p>​Sınıfın kapısı açılıp içeri girdiğinde adeta zaman durur, havadaki gerginlik yerini sükûnete bırakırdı.</p>

<p>Bembeyaz önlüğü, kararlı ve ritmik adımları, dipdiri beden diliyle bir vakar abidesiydi.</p>

<p>Selahaddin Şireli Hocamız...</p>

<p>Diğer adıyla "Şirin Hoca."</p>

<p>Talebelerinden İslam Hukuku Doktoru Mehmet Çelen’in hatıralarında ifade ettiği gibi; yıllar geçse de tek bir olumsuz sıfatla anılmayan, "Şirin Muallim" adıyla gönüllerde taht kurmuş naif, şeker gibi bir zat.</p>

<p>​İşte bu duruş, "Eski İmam Hatip Ruhu"nun tam da kendisiydi.</p>

<p>Mahmud Celaleddin Ökten’in (Celal Hoca) zihinlere kazıdığı o büyük vizyon: "İmam dediğin H₂O'nun su olduğunu da bilecek, dini de bilecek..."<br />
Genç zihinleri Doğu ve Batı ilimleriyle donatan, fenni ve manevi değerleri aynı potada eriten "çift kanatlı aydın" vizyonu...</p>

<p>Okulumuzun kürsüleri, bu iddiayı hayatıyla gösteren adanmış muallimlerle doluydu.</p>

<p>​Coğrafya Hocamız Selahaddin Şireli, haritaların ötesine geçer, coğrafik olayların künhüne varmamızı sağlardı.&nbsp;</p>

<p>Yer yer dersin akışına ilahi ayetleri ve peygamberi hadisleri serpiştirir, ilmi maneviyatla taçlandırırdı.</p>

<p>Yine bu iklimden feyz alan talebelerinden Prof. Dr. Celalettin Yeroğlu'nun anlatışı ile...<br />
Derslerinde 25 dakika konuyu anlatır, kalan 15 dakikada sandalyesini masanın kenarına çekerdi.&nbsp;</p>

<p>Güncel meseleleri işler, gundemi anlamamızı saglayacak pratik örnekler verirdi...</p>

<p>Nitekim&nbsp;<br />
bir keresinde çalışmadan hazırı tüketmenin tehlikesini ve milli şuurun önemini bizlere şu sarsıcı anekdotla kafamıza &nbsp;nakşetti:</p>

<p>"Araplara bakın; petrol bitince Mercedes’ten inip hooop deveye binecekler!"</p>

<p>​Şirin Hoca; otorite ile şefkatin, disiplin ile merhametin en tatlı dengesiydi.</p>

<p>Hiç unutmuyorum, yine bir sabah dersine geç kalmıştım.<br />
Bizi tahtaya dizdi,&nbsp;</p>

<p>"Neden geç kaldınız?" diye sordu.</p>

<p>"Hocam, kardeşime Kur'an öğretiyordum, dalmışım" dedim.</p>

<p>O an o sert otorite çehresi bir anda eriyip gitti.</p>

<p>Yüzünü kaplayan içten bir tebessümle beni tebrik etti ve bu hassasiyeti tüm sınıfa örnek gösterdi.</p>

<p>Çünkü mevzu dine, Kur'an'a ve ihlasa hizmet olunca Şirin Hoca için akan sular dururdu.</p>

<p>​Ahmet Önalan’ın hatırasındaki o incelik de aynı kaynağın pınarıydı..</p>

<p>Anlattığına göre:</p>

<p>İmam Hatip Orta 2/C sınıfındayken&nbsp;</p>

<p>İhtiyacım olduğunu sezmiş, bana kimse görmeden harçlık vermiş idi...</p>

<p>Selahaddin Hocamız kendi imkanları ile öğrencilerinin sıkıntılarını anlar gücü ölçüsünde yardım eder idi...</p>

<p>Ahmet &nbsp;Önalan Hoca o dervişane dokunuşu, o babacanlığı aradan geçen onlarca yıla rağmen hala unutamamış, derin bir hürmetle bu hatırasını anmaktadır.... &nbsp;</p>

<p>Talebesinin hem zihnini, hem harçlığını, hem de ruhunu gözeten bir zarafetti onunki.</p>

<p>​Mehmet Çelen’in hürmetle yad ettiği gibi:</p>

<p>"Öğrencilerine babacan tavırlarıyla yaklaşan, gülen yüzlü, naif, salih ve&nbsp;</p>

<p>İslam'ı bizzat yaşayan örnek bir kişilik sahibiydi."</p>

<p>​2021 yılında 74 yaşında dâr-ı bekâya irtihal etti ...</p>

<p>Şirin Hocamız.<br />
Şimdi Malatya Şehir Mezarlığı’nda ebedi istirahatgâhında yatıyor.</p>

<p>İlahi ölçü değişmiyor; ecel ne bir saat ileri gidiyor ne de bir saat geri kalıyor...</p>

<p>Fakat!<br />
Şireli hocamız, arkasında silinmez izler, dualı talebeler ve kubbede hoş bir sadâ bıraktı.</p>

<p>​Rabbim makamını âli, mekânını cennet eylesin.</p>

<p>Ruhu şâd olsun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 08:22:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>27 AĞUSTOS 1956: UNUTULAN BÜYÜK YARPUZLU YAYLA SEL FELAKETİ</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/27-agustos-1956-unutulan-buyuk-yarpuzlu-yayla-sel-felaketi-78951</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/27-agustos-1956-unutulan-buyuk-yarpuzlu-yayla-sel-felaketi-78951</guid>
                <description><![CDATA[27 AĞUSTOS 1956: UNUTULAN BÜYÜK YARPUZLU YAYLA SEL FELAKETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, 27 Ağustos 2026...</p>

<p>Tam 70 yıl önce bugün, Adıyaman tarihinin en büyük sel felaketi yaşandı.</p>

<p>Çelikhan, Sincik ve Kahta hattındaki yüksek dağ köylerinde ve yaylalarda aniden bastıran aşırı şiddetli yağışlar büyük bir felakete dönüştü. Dağlardaki kuru dere yataklarından devasa su kütleleri, önüne kattığı taş ve kayalarla aşağıya doğru aktı.</p>

<p>Çelikhan ve Sincik dağlarından gelen sular, önüne kattığı toprağı, ağaçları ve devasa taşları sürükleyerek adeta devasa bir çığ felaketine dönüştü.</p>

<p>Bu felaketi hayatımda ilk defa rahmetli babamdan dinlemiştim. Bizim ailemiz de o gün yayladaymış. Olup bitenlere canlı canlı şahit olmuşlar.</p>

<p>Yarpuzlu köyü ve Kahta'nın dağ köylerindeki Teşikan Yaylası ile Karlık Dağı'nın arkasında bulunan Çelikhan köyleri ve yayla çadırları sel sularının altında kaldı.</p>

<p>Sel, havzadaki bütün kolları birleştirerek yoluna devam etti ve nihayetinde Fırat Nehri'ne kadar ulaştı.</p>

<p>Sadece bu dağ ve yayla bölgelerinde bir gecede 40 vatandaşımız hayatını kaybetti. 20'den fazla kişi yaralandı. Havzanın tamamında ve Adıyaman genelindeki diğer bölgelerle birlikte, o dönem basına yansıyan toplam can kaybı 75 kişiyi buldu. Bu sayının daha fazla olduğunu söyleyenler de oldu.</p>

<p>Bu, yalnızca Adıyaman tarihinin değil, Türkiye tarihinin de en büyük sel felaketlerinden biriydi.</p>

<p>Ama söz konusu Adıyaman olunca, bu büyük acı da unutuldu.</p>

<p>Bugüne kadar ne kapsamlı bir araştırma yapıldı, ne bir anma etkinliği düzenlendi ne de gelecek nesillere bu felaketin hafızasını taşıyacak ciddi bir çalışma gerçekleştirildi.</p>

<p>Oysa bu felakette hayatını kaybedenler de insandı.</p>

<p>Onlar fakir ve garibanlardı.</p>

<p>Birçoğu göçebe hayatı yaşayan, yaylalarda çadırlarda yaşayan, devlet kapılarında güçlü bağlantıları olmayan insanlardı.</p>

<p>Belki bu yüzden sesleri duyulmadı.</p>

<p>Belki bu yüzden acıları kayıtlara gerektiği gibi geçmedi.</p>

<p>Ölenler öldü...</p>

<p>Kalanların bir kısmı da yakınlarının hasretiyle, yoklukla ve fakirlikle hayatını tamamladı.</p>

<p>Ama bu felaketle ilgili anlatılan ve ailelerin hafızasında yaşayan öyle acı hikâyeler var ki, insan bunları dinlerken aradan 70 yıl değil, sanki birkaç gün geçmiş gibi hissediyor.</p>

<p>Benim rahmetli babam, bu felakette hayatını kaybedenlerden 40 kişinin cenaze namazını bizzat kıldırmıştı. Bu bile felaketin Yarpuzlu ve yayla taraflarında ne kadar büyük bir yıkıma sebep olduğunu göstermeye yeter.</p>

<p>Selin gücü o kadar büyüktü ki bazı cenazeler, felaketin yaşandığı yerden onlarca kilometre uzakta bulundu.</p>

<p>Hatta Yarpuzlu'dan selin önüne katıp sürüklediği bir gencin cenazesi, Cendere Köprüsü civarında ortaya çıktığında, benim rahmetli dedem onu kendi oğlu, yani amcamın cenazesi sanmış ve üzerinde ağıtlar yakmıştı.</p>

<p>Böylesine büyük bir felaketin içinde yalnızca acılar değil, bugün bile anlatıldığında insana hayret veren mucizeler de yaşandı.</p>

<p>Bunlardan biri, Yarpuzlu köyünde kundakta bulunan bir bebekti…</p>

<p>Dağı taşı önüne katıp götüren, insanları ve çadırları yutan bu korkunç selde, o kundaktaki bebek bir mucize olarak hayatta kaldı. Bebek, 50 kilometreden daha fazla bir mesafede, selin ortasında sürüklenerek Fırat Nehri'nin Kahta tarafındaki kıyılarına kadar gelmiş ve bir vatandaş tarafından bulunmuştu.</p>

<p>Yıllar sonra öğretmen olan bu bebek, ailesiyle de mucizevi bir şekilde buluşmuştu.</p>

<p>Ailenin bu konunun şimdilik dile getirilmesini istememesi sebebiyle, o bebeğin hikâyesini ve ailesine dair ayrıntıları burada paylaşmıyorum.</p>

<p>Ancak bir gün izin verirlerse, o mucizevi kurtuluş hikâyesini ayrıca ve ayrıntılarıyla yazacağım.</p>

<p>Bugün, 27 Ağustos 2026'da, Büyük Yarpuzlu Yayla Sel Felaketi'nin 70. yıldönümünde, bu satırları tarihe bir not düşmek için paylaşıyorum.</p>

<p>Belki bir gün birileri bu büyük felaketi araştırmak ister.</p>

<p>Belki bir gün Adıyaman'da bu acının hatırasını yaşatacak bir anma gerçekleştirilir.</p>

<p>Belki bir gün Yarpuzlu Yayla Sel Felaketi için kapsamlı bir tarihî araştırma, arşiv çalışması ve akademik inceleme yapılır.</p>

<p>Belki Adıyaman siyaseti ile mülkî ve mahallî idarecileri bu konuda ciddi bir çalışma yaptırır, olayı bütün yönleriyle arşivlere taşır.</p>

<p>Çünkü toplumlar, sadece kurdukları şehirlerle değil, yaşadıkları acıları unutmamalarıyla da büyür.</p>

<p>27 Ağustos 1956 Büyük Yarpuzlu Yayla Sel Felaketi unutulmamalıdır.</p>

<p>Bu felakette hayatını kaybedenleri rahmetle anıyor, yakınlarına ve Adıyaman'ın ortak hafızasına saygıyla not düşüyorum.</p>

<p>Tarih unutursa, biz hatırlatmak zorundayız.</p>

<p>Fi Emânillah</p>

<p>Ebuzer AYDIN</p>

<p>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan, Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 23:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Altında 5 Bin Dolar Beklentisi Güçleniyor</title>
                <category>Ahmet Evcil</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/altinda-5-bin-dolar-beklentisi-gucleniyor-78950</link>
                <author>ahmetevcil@malatyatime.com (Ahmet Evcil)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/altinda-5-bin-dolar-beklentisi-gucleniyor-78950</guid>
                <description><![CDATA[Altında 5 Bin Dolar Beklentisi Güçleniyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Altın fiyatlarında yukarı yönlü beklenti devam ediyor.</p>

<p>Dünyanın önde gelen bankalarından Citi, kısa vadeli ons altın hedefini <strong>4.800 dolara</strong> yükseltti. Banka, 6–12 aylık dönem için belirlediği <strong>5.000 dolarlık</strong> hedefini ise korudu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">CITI HEDEFİ YÜKSELTTİ</span></strong></p>

<p>Citi’ye göre altını destekleyen en önemli unsurlar; reel faizlerdeki gerileme ve ABD Merkez Bankası’nın daha güvercin bir tutuma yönelme ihtimali.</p>

<p>Jeopolitik risklerde bir miktar gevşeme yaşansa bile, faiz tarafındaki olası yumuşama altın için güçlü bir destek olmaya devam edebilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">JPMORGAN DA 5 BİN DOLARI KONUŞUYOR</span></strong></p>

<p>JPMorgan ise altının kısa vadede <strong>4.500–5.000 dolar </strong>aralığında hareket edebileceğini öngörüyor.</p>

<p>Orta Doğu’daki belirsizlikler, tarife tartışmaları ve küresel riskler altının güvenli liman özelliğini canlı tutuyor.</p>

<p>Önümüzdeki süreçte özellikle <strong>çekirdek PCE verisi </strong>ve <strong>Jackson Hole toplantısı</strong> yakından takip edilecek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FED BELİRLEYİCİ OLACAK</span></strong></p>

<p>Enflasyon verilerinin yüksek gelmesi hâlinde faiz indirimi beklentileri zayıflayabilir. Bu da altında kısa vadeli geri çekilmeleri beraberinde getirebilir.</p>

<p>Ancak verilerin daha ılımlı gelmesi ve Fed’in daha yumuşak mesajlar vermesi hâlinde, ons altında<strong> 5.000 dolar seviyesi</strong> yeniden güçlü biçimde gündeme gelebilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GRAM ALTINDA KUR ETKİSİ</span></strong></p>

<p>Türkiye’de yatırımcı açısından ons fiyatı kadar dolar/TL de önemli.</p>

<p>Ons yükselirken kur da yukarı yönlü hareket ederse, gram altında yükseliş daha belirgin olabilir.</p>

<p>Bu nedenle yatırımcının günlük fiyat hareketlerinden çok ana eğilimi takip etmesi, ani yükselişlerde paniğe kapılmaması ve kademeli hareket etmesi daha sağlıklı olacaktır.</p>

<p>Altında hikâye devam ediyor.</p>

<p><strong>Piyasa oynar, altın yolunu bulur. Siz bereketle kalın.</strong></p>

<p>Yatırım tavsiyesi değildir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 18:02:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/ahmet-evcil-1713871053.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Varlık Barışı</title>
                <category>SM Mali Müşavir Abdurrahman Daşkaya</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/varlik-barisi-78949</link>
                <author>abdurrahmandaskaya@malatyatime.com (SM Mali Müşavir Abdurrahman Daşkaya)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/varlik-barisi-78949</guid>
                <description><![CDATA[Varlık Barışı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial">Varlık barışı nedir, kimler faydalanır ve faydası nedir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial">Adı üstünde varlık barışı. Maliye bakanlığı benden sakladığın varlıklarını bana getir vergisini öde barışalım diyor. </span></span></span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-family:Arial"><strong>YURTDIŞI VARLIKLAR:</strong></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial">-</span></span><strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><strong>Kimler faydalanır</strong></span></span></strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial">;</span></span>&nbsp;&nbsp;<span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">&nbsp;Vergi mükellefi olup olmamasına bakılmaksızın tüm gerçek kişiler ve tüzel kurumlar (Türk vatandaşları, gurbetçiler veya yurt dışında varlık tutan herkes)</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">-</span></span></span></span><strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"><strong>Hangi Varlıklar:</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">&nbsp;Yurt dışında bulunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer sermaye piyasası araçları.</span></span></span>&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><span style="background-color:#ffffff"><strong><span style="font-family:Arial"><strong>YURT İÇİ VARLIKLAR</strong></span></strong><span style="font-family:Arial">:</span></span></span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"><strong>-Kimler Faydalanır:</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">&nbsp;Yalnızca Türkiye'de gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek ve tüzel kişiler</span></span></span></span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a"><strong>-Hangi Varlıklar:</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#0a0a0a">&nbsp;Türkiye'de bulunan ancak işletmenin kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz ve sermaye piyasası araçları.</span></span></span>&nbsp;</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><strong>&nbsp;</strong><u><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000"><u>Banka ve Aracı Kurumlarca Yapılacak İşlemler ve Verginin Ödenmesi</u></span></span></span></u></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000"><strong>- Bildirim formu ve belge düzeni</strong></span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Yurt dışında bulunan varlıklar, Tebliğ ekindeki formun iki nüsha olarak hazırlanması suretiyle banka veya aracı kurumlara bildirilecektir.Formun bir nüshası, varsa bildirim nedeniyle açılan hesaba ilişkin bilgiler yazılıp banka veya aracı kurum tarafından tasdik edildikten sonra, banka dekontları veya işlem sonuç formları ile birlikte ilgilisine geri verilecektir.Banka veya aracı kurumlar, bildirime konu varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden herhangi bir belge istemeyecektir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000"><strong>- Genel vergi oranı</strong></span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Banka ve aracı kurumlar,&nbsp;</span></span></span><strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000"><strong>kendilerine bildirilen varlıkların değeri üzerinden genel olarak %5 oranında vergiyi bildirim sahibinden peşin olarak tahsil edecektir.</strong></span></span></span></strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Tahsil edilen vergi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar banka veya aracı kurum tarafından vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edilecek ve aynı süre içinde ödenecektir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><strong><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000"><strong>- Taahhüt verilmesi halinde indirimli vergi oranları</strong></span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Tebliğde, bildirilen varlıkların belirli finansal araçlarda belli sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi halinde indirimli vergi oranları uygulanacağı açıklanmıştır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Buna göre banka veya aracı kurumlara bildirilen varlıkların;</span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Vadeli hesaplarda,</span></span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">4749 sayılı Kanun kapsamında ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinde,</span></span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Kira sertifikalarında,</span></span></span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Girişim sermayesi yatırım fonlarında</span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Belirli sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi halinde uygulanacak vergi oranları&nbsp;; 5 yıl için vergi yok,4 yıl yıl için %1, 3 yıl için %2, 2 yıl için %3 1 yıl için %4 &nbsp;vergi ödemesi var.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><strong><u><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000"><strong><u>Gelelim Türkiye de ki bir vergi mükellefine ne faydası olduğuna bakalım.</u></strong></span></span></span></span></u></strong></span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">Tebliğ deki örnekleri inceleyelim.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Calibri"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">-Tebliğde verilen ilk örnekte, 10 milyon TL tutarında bildirilen varlık bulunmasına rağmen vergi incelemesinde 5 milyon TL kayıt dışı satıştan kaynaklanan matrah farkı tespit edilmiş, yapılan incelemede bu farkın bildirilen varlıklardan kaynaklandığı anlaşıldığından herhangi bir vergi tarhiyatı yapılmayacağı açıklanmıştır.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">-Başka bir örnek te ise;(DEF) Ltd. Şti. yurt dışında sahip olduğu Madde kapsamına giren varlıkları için 50.000.000 TL bildirimde bulunmuştur. Maddede sayılan bütün şartları taşıyan mükellef hakkında yapılan ihbara istinaden mükellef kurumun 2023 hesap dönemi incelemeye sevk edilmiştir. Adı geçen kurum hakkında yapılan inceleme sonucunda 75.000.000 TL tutarında matrah farkı tespit edilmiştir. Mükellef söz konusu farkın 50.000.000 TL’sinin bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığını ifade etmiştir. Vergi inceleme elemanı ise söz konusu farkın 40.000.000 TL tutarındaki kısmının bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığını kalan tutarın ise hatalı amortisman ayırma, gider, indirim ve istisnaların doğru hesaplanmaması gibi diğer nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bu durumda, anılan mükellef hakkında bulunan matrah farkının 40.000.000 TL tutarındaki kısmı için vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">-Örneklerden de anlaşılacağı üzere &nbsp;mükellef &nbsp;maliyeye eksik bildirdiğim farkı varlık barışı kapsamında bildirdim diye beyanda bulunuyor. İdarede inceleyip ona göre cevap veriyor. Son örnekte mükellef 50.000.000 tl farkın varlık barışı ile beyan ettiğini beyan etmesine karşı idare bunun 40.000.000 tl kısmını kabul ediyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">-Varlık barışı matrah artımımı diye soran oluyor. Varlık barışı matrah artırımı değil fakat matrah artırımından daha avantajlıdır. Varlık barışı kurumlar vergisi gelir vergisi kdv vs her hangi bir eksik beyana karşı kullanılabilir.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">-Varlık barışından faydalanmanın diğer bir şartı da incelemenin başlamamış olması gerekiyor. İncelemesi başlamış bir işlemden sonra yapılan varlık barışı inceleme de olan işlem için geçerli değildir. Ama varlık barışından sonra çıkacak bir eksik beyan için varlık barışından faydalanmak mümkündür.</span></span></span></span></span></p>

<p><strong><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-size:10,0000pt"><span style="background-color:#ffffff"><span style="font-family:Arial"><span style="color:#000000">S.M. MALİ MÜŞAVİR ABDURRAHMAN DAŞKAYA</span></span></span></span></span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:10:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/sm-mali-musavir-abdurrahman-daskaya-1672251197.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kimin İtibarı, Hangi Malatya?</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kimin-itibari-hangi-malatya-78948</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kimin-itibari-hangi-malatya-78948</guid>
                <description><![CDATA[Kimin İtibarı, Hangi Malatya?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Bir şehir sadece binaları yıkıldığında enkaz altında kalmaz.&nbsp;</p>

<p>Bir şehir; aklı, hafızası ve “eşrafı” olduğunu iddia edenler kendi sırça köşklerine çekildiğinde asıl enkazı yaşar.</p>

<p>​Eskiden bu şehrin gerçek beyleri, kanaat önderleri Teze Cami’nin avlusundan ayrılmazdı.&nbsp;</p>

<p>Esnafla aynı tabureye oturur, halkın içinde halkla nefes alır, garibanın derdine bizzat derman olurlardı.&nbsp;</p>

<p>Şorikli Yaşar'ı şehir hamamında kim yıkardı? &nbsp;</p>

<p>Güzel ve geniş yürekli zengin bir eşraf...&nbsp;</p>

<p>Şehrin delisine de velisine de sahip çıkan o aksakal bilgeliği; kırgınlıkları giderir, kaos anlarında birleştirici bir çekim merkezi olurdu.&nbsp;</p>

<p>O büyükler için itibar, peşinden koşulan bir ödül değil; hesapsız bir hizmetin kendiliğinden getirdiği bir vekardı.</p>

<p>​Peki ya bugün?</p>

<p>​Bugün o köklü mirasın yerinde, site villalarına kapanıp milletin derdine üstten bakan bir "itibar avcılığı" hüküm sürüyor.&nbsp;</p>

<p>Deprem bu şehri yutmuş, taş üstünde taş kalmamışken dahi bir araya gelemeyen; ortak bir Malatya vizyonu koyamayan bir zevatla karşı karşıyayız.</p>

<p>​"Ağabeyler bir araya gelsin, bir&nbsp;</p>

<p>Malatya platformu kurulsun, şehrin geleceğini siz çizin" dendiğinde ortaya konan tavır tam bir basiretsizlik:&nbsp;</p>

<p>"Onlar benim itibar şemsiyemin altına gelirse olur, yoksa ben kimsenin ayağına gitmem."</p>

<p>​İşte bütün mesele bu şark kurnazlığında gizli.&nbsp;</p>

<p>Şehrin geleceğine kafa yormak yerine, kendi kapalı devre meclislerinde birbirini ağırlayıp, sosyal medyadan itibar devşirme derdindeler.&nbsp;</p>

<p>Şehir de Malatya'lı da onlar için sadece birer "itibar malzemesi."&nbsp;</p>

<p>Bir iki uyarı yapıp fikir belirttiğinizde ise bir öfke ki inanılmaz!</p>

<p>"Sen kimsin ki?" edasıyla zıvanadan çıkıyorlar.</p>

<p>Kabalık!<br />
Hakaret!<br />
Aşağılama!</p>

<p>İtibarla beslenen &nbsp;asiller!</p>

<p>Zinhar !</p>

<p>"La yü'sel" beyzadeler!&nbsp;</p>

<p>​Bugün Malatya sokaklarında herkes aynı nakaratı tekrarlıyor:</p>

<p>“Malatya sahipsiz! Siyaset ve bürokrasi beceriksiz!”</p>

<p>Şehrin şu derdi, bu derdi...</p>

<p>​Açık konuşalım: Bu tablonun asıl sorumlusu ne dışarıdan gelen bürokrat ne de yerel siyasetçidir.&nbsp;</p>

<p>Bu durumun birincil mimarı; bu şehrin ekmeğini yeyip, o ağırbaşlı duruşu, dirayeti ve birliği gösteremeyen "itibar sevdalısı" dinamiklerdir.&nbsp;</p>

<p>Siz kendi içinizde bir akıl ve irade oluşturamazsanız, Ankara gelir sizin yerinize yeni Malatya’yı çizer.&nbsp;</p>

<p>Beyzadelerimiz, köşelerinden mırıldanarak, sahte sitemler dizmekle kalırsınız.&nbsp;</p>

<p>Nitekim olan da budur.<br />
​Şehirden beslenip şehre yük olan bu üslup ve kibir artık son bulmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Malatya’nın süslü pozlara, sahte gülücüklere değil; o eski, samimi, halkın içinde ve halk için dertlenen gerçek Malatya beylerinin zarafetine, alçak gönüllülüğüne, şehir ve insan sevgisi ile birlik ve beraberliğe ihtiyacı var.</p>

<p>​Vesselam.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:13:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TV’ler kan kusuyor, dur diyen yok!</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/tvler-kan-kusuyor-dur-diyen-yok-78947</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/tvler-kan-kusuyor-dur-diyen-yok-78947</guid>
                <description><![CDATA[TV’ler kan kusuyor, dur diyen yok!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kanal D, Show TV, Star, Fox, ATV gibi ana akım TV’lerin gündüz kuşağında “Kadın, aile, kavga, cinayet, sapıklık” gibi ana başlıklarda toplayacağımız konularda programlar yapılıyor. Bu programlarda genellikle aile kavgaları, kayıplar, cinayetler ve boşanma gibi konular işleniyor. Bu programların izleyicileri ise genellikle kadınlar ve gençler…&nbsp;<br />
Ailelerin yaşadığı kavgalar ve trajediler milyonlarca TV seyircisi önünde, hiçbir mahremiyet sınırı tanımadan konuşuluyor ve tartışılıyor. Şahsi ve ailevi konular reyting uğruna çarşaf çarşaf deşifre ediliyor.&nbsp;</p>

<p>Her TV ve programcı adeta aralarında rekabet ediyor ve seyirci çekmek için en olmadık ve en mahrem konular seçiliyor. TV’ler daha fazla feryat, daha fazla acı, daha fazla dram peşinde… Acılar pazarlanıyor.&nbsp;</p>

<p>1-Bu TV’lerin program yapımcıları ruh hastası,<br />
2-Bu programlara çıkan aile fertleri de ruh hastası,&nbsp;<br />
3-Bunları seyredenler de ruh hastası.&nbsp;</p>

<p>-“Ailelerin sorunlarını çözüyoruz”<br />
-“Gerçek katilleri tespit ediyoruz”<br />
-“Kayıpları buluyoruz”… adı altında tam bir aile ve mahremiyet cinayeti işleniyor.</p>

<p>Bu programları yapanlarda vicdan yok, seyredenlerde de mide yok. Nasıl bir akıl tutulması yaşanıyor ki, başkalarının acıları üzerine reyting pazarı kuruluyor ve seyredenler de başkalarının acılarıyla kendi acılarını unutuyor.&nbsp;</p>

<p>Buna izin veren RTÜK, Hükümet ve siyasileri şiddetle kınıyorum. Bu programların toplum üzerinde yarattığı travmanın boyutlarını hesaplamak mümkün değil. Başkalarının yaralarını sarıyoruz derken aslında toplumun şah damarına altın vuruşlar yapılıyor.&nbsp;</p>

<p>İşlenen bir cinayet olayı ekranlara taşınarak toplumsal cinayet işleniyor. Bir cinayet üzerinden ya da bir aile kavgası üzerinden toplum adeta esir alınıyor. Bu toplum bu kadar suikastı kaldıramaz. Bu toplumsal cinnettir.&nbsp;</p>

<p>Bu TV programlarının bir benzerini Batı ülkelerinin TV’lerinde asla bulamazsınız. Haber kanallarında bile ölçü ve sınır var. Kan ve vahşet gösterilmez. Bizimkiler ise her cinayetin üzerinde tepiniyor, çıkar elde etmek ve seyredilme uğruna her acıyı kullanmaktan çekinmiyor.</p>

<p>Çılgınlık bu!</p>

<p>Mahremiyetin olmadığı yerde merhametsizlik hakim olur.&nbsp;</p>

<p>Özelin olmadığı yerde genel bir cinnet hüküm sürer.&nbsp;</p>

<p>Bir ailenin ya da kişinin dramı toplumsal drama dönüştürülüyor. Bütün bir toplum bir tek acı üzerine yoğunlaşıp akıl sağlığını yitiriyor. Vahşet, sapıklık, ahlaksızlık katlanarak büyüyor. Acıları seyrede seyrede acıya alıştırılıyor. Her türlü gayrı meşru ve ahlaksız davranışlar alenen toplumun gözlerine sokuluyor. Bir ailenin yarasını tamir ederken bütün bir toplum yaralanıyor.&nbsp;</p>

<p>TV’ler hiçbir kutsal tanımıyor, hiçbir değere itibar etmiyor.&nbsp;<br />
TV programları yargı yerine geçip yetki gaspı yapıyor.&nbsp;<br />
Her türlü çirkeflik, iğrençlik toplum önünde konuşularak meşrulaştırılıyor.&nbsp;<br />
TV’ler, toplumsal bir yangının fitilini ateşliyor, heyelan gibi üzerimize çöküyor, sel olup üzerimize akıyor, virüs olup bünyemizi tahrip ediyor.&nbsp;</p>

<p>Hiç kimse TV’lerin başrolü oynadığı bu afete dur diyemiyor. Ne hükümet, ne siyasiler, ne yargı mensupları, ne avukatlar, ne sivil toplum kuruluşları, ne de basın…&nbsp;<br />
Açık hava hastanesine döndü ülke…Hasta ruhlu insanlar her gün TV kanallarında zehir akıtıyor topluma…&nbsp;<br />
Cinnet, kavga, cinayet, sapıklık haberleri TV kanallarında en gözalıcı ve cazip tekniklerle topluma servis ediliyor.&nbsp;<br />
Her gün toplumun değer yargıları ve ailelerin duyarlılıkları aşındırılıyor.&nbsp;<br />
Kopuyor bu millet, bütün moral değerlerinden ve ahlaki ilkelerinden…&nbsp;<br />
Kaybeden yine biz (toplum), kazanan yine bu mahremiyet ve dram cellatları, yani TV’ler…&nbsp;</p>

<p>Kim dur diyecek bu tahribata! Yok mu bu milletin sahibi!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:07:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güler Misin, Ağlar Mısın?</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/guler-misin-aglar-misin-78946</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/guler-misin-aglar-misin-78946</guid>
                <description><![CDATA[Güler Misin, Ağlar Mısın?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Herkes hayatının bir zamanında Yeşilçam filmlerini gülerek izlemiştir. Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın odadan odaya koşturulduğu, Halit Akçatepe, Kemal Sunal, Münir Özkul gibi usta sanatçıların kapı kapı gezip bir türlü muhatap bulamadığı o sahneler hepimizin hafızasında yer etmiştir. O günlerde ekrana bakıp <strong>"Bu kadar da olmaz"</strong> diyerek altından gülerdik. Ama Yeşilçam’da gülerek izlediğimiz o filmler, meğer bugün bize hayatın tam içinden büyük dersler veriyormuş. Sadece bir farkla: Beyaz camda izlerken güldüren o sahneler, gerçek hayatta kapımıza dayandığında pek de güldürmüyor.</p>

<p><strong>Bunun en taze örneğini geçtiğimiz günlerde Malatya’nın Hekimhan ilçesinde yaşadık.</strong></p>

<p>Yeni yapılan TOKİ konutlarına taşınan vatandaşlar, hayatlarının baharını yaşayacaklarını umarken kendilerini buram buram kokan bir altyapı krizinin tam ortasında buldu. Kanalizasyon suyu ortalığa akıyor; etrafı koku, sinek ve hastalık riski sarmış durumda. Evinin önünden fışkıran atık suya bakan bir mahalle sakini, çaresizlikle sosyal medyaya sığınıp derdini anlattı:<strong> "CİMER’e ve gerekli yerlere şikayet etmemize rağmen </strong>hiçbir somut çözüm sunulmadı. Hastalık riski, koku ve sineklerden gına geldi, yetkililerden çözüm istiyoruz."</p>

<p>Vatandaş feryat etmekte haklı, çünkü kapısının önünde akan şey bir film seti dekoru değil. Peki, bu feryada Malatya Büyükşehir Belediyesinden nasıl bir yanıt geldi dersiniz?</p>

<p>İşte tam bu noktada Yeşilçam senaristlerine taş çıkartacak o kurumsal replik devreye girdi. Belediye, sosyal medya hesabından gayet kibar bir dille özetle şunu söyledi:<strong> "Bizlik bir durum yok. Yapım ve altyapı işi yüklenici firmadadır. İletişim için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü veya AFAD’a başvurabilirsiniz."</strong></p>

<p>Hani o meşhur sahneler vardır ya; 1. kata çıkarsın "Biz bakmıyoruz, 3. kata git" derler, 3. kata çıkarsın "Sen yanlış gelmişsin, karşı binadaki müdürlüğe git" derler... Büyükşehir Belediyesinin verdiği yanıt da tam olarak bu nostaljiyi yaşattı bize. Hukuki veya idari açıdan bakarsanız, evet, devir teslim yapılmamış olabilir, yetki sınırı kağıt üzerinde AFAD’da veya yüklenici firmada kalmış olabilir. Masa başındaki mevzuat bunu söyler.</p>

<p><strong>Ancak yerel yöneticilik, sadece mevzuat maddelerini sosyal medyadan kopyalayıp yapıştırmak mıdır?</strong></p>

<p>O mahallede yaşayan insan, çeşmesini açtığında veya kapısının önüne çıktığında yetki haritasına bakmaz. İlk çalacağı kapı, şehri emanet ettiği belediyenin kapısıdır. "Benim yetkimde değil" deyip kenara çekilmek kolaydır; zor ama makbul olan ise "Sorun bizim doğrudan sorumluluk alanımızda olmasa da kurumlar arası koordinasyonu sağlıyoruz, takipçisiyiz" diyebilmektir. Hatta devir teslim beklenirken, halk sağlığını tehdit eden o koku ve atık su için geçici de olsa bir vidanjör göndermek, bir ilaçlama yapmak çok mu zordur?</p>

<p>Nihayetinde vatandaş, idare hukukundaki yetki karmaşasının bulmacasını çözmek zorunda değil. İnsanlar evlerinin önünde huzurla oturmak, temiz bir nefes almak istiyor. Topu AFAD’a, oradan Çevre Şehirciliğe, oradan yüklenici firmaya taca ata ata maçı bitiremeyiz.</p>

<p>Yeşilçam filmleri mutlu sonla biterdi; umarım Hekimhan TOKİ’deki bu bürokrasi filmi de vatandaş daha fazla mağdur olmadan, kurumların el ele vermesiyle mutlu bir sonla biter. Yoksa bize de oturup o eski filmleri yeniden izlemek ve "Güler misin, ağlar mısın?" demek düşecek.</p>

<p><strong>Not: Bu sorunu paylaşan vatandaşın sosyal medya hesabı herkese açık olduğu için ben de ekran görüntüsünü paylaşmakta herhangi bir mahsur görmedim.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-24%20at%2011_26_50.jpeg" style="height:766px; width:528px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/TOK%C4%B0.jpg" /></p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:29:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yufka Tamam... Vekillik Nerede?</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/yufka-tamam-vekillik-nerede-78945</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/yufka-tamam-vekillik-nerede-78945</guid>
                <description><![CDATA[Yufka Tamam... Vekillik Nerede?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukken evcilik oynardık.</p>

<p>Biri anne olurdu.</p>

<p>Biri baba.</p>

<p>Bir başkası doktor.</p>

<p>Roller dağıtılır, herkes kendine düşeni oynardı.</p>

<p>Malatya siyasetini seyrettikçe nedense o günler aklıma geliyor.</p>

<p><strong>İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak </strong>milletvekili.</p>

<p>Sahada maşallah hareketli.</p>

<p>Mahalle geziyor.</p>

<p>Esnafla oturuyor.</p>

<p>Evlere misafir oluyor.</p>

<p>Kadınlarla yufka açıyor.</p>

<p>Bunların hiçbirine itirazım yok.</p>

<p>Milletvekili <strong>milletin</strong> arasına girsin.</p>

<p>Sofrasına otursun.</p>

<p>Çayını içsin.</p>

<p>Kiraz yaprağını da sarsın.</p>

<p><strong>Ama Ankara’ya gidince rolünü hatırlasın.</strong></p>

<p>Çünkü temsil ettiği şehir sıradan günlerden geçmiyor.</p>

<p>6 Şubat Malatya’yı yerle bir etti.</p>

<p>Sermaye göçtü.</p>

<p>Demografik yapı değişti.</p>

<p>Nitelikli insan kaybı yaşandı.</p>

<p>Hayat standardı geriledi.</p>

<p>Üstelik İnanç Hanım belediyeyi dışarıdan seyretmiş biri de değil.</p>

<p>Kurum avukatlığı yaptı.</p>

<p>Şube müdürlüğünden geçti.</p>

<p>Daire başkanlığı gördü.</p>

<p>Genel Sekreter Yardımcılığı makamına kadar çıktı.</p>

<p>Yani Malatya’da sistemin nerede tıkandığını öğrenmek için brifing dosyasına ihtiyacı yok.</p>

<p>Bir de Meclis siciline baktım.</p>

<p>Malatya adına verdiği yazılı soru önergesi:</p>

<p><strong>Sıfır.</strong></p>

<p>İşte evcilik orada bitiyor.</p>

<p>Sahada görünmek kıymetli.</p>

<p>Hane ziyareti kıymetli.</p>

<p>Esnafın elini sıkmak kıymetli.</p>

<p>Ama millet kendi yufkasını zaten açıyor.</p>

<p><strong>Sizi Ankara’ya sofra kurmaya değil, Malatya’nın önünü açmaya gönderdi.</strong></p>

<p>Malatya’nın bugünkü hâli oyun kaldırmıyor.</p>

<p>Evcilik çocukken güzeldi.</p>

<p><strong>Yufka tamam İnanç Hanım…<br />
Biraz da milletvekilliği.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-24%20at%2008_51_48.jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">PROFESÖR EKRANDA… VEKİL NEREDE?</span></strong></p>

<p>Abdurrahman Babacan profesör.</p>

<p>Siyaset bilimi profesörü.</p>

<p>Ekrana çıkıyor.</p>

<p>ABD’yi anlatıyor.</p>

<p>İran’ı yorumluyor.</p>

<p>Anayasayı konuşuyor.</p>

<p>Terörsüz Türkiye’yi değerlendiriyor.</p>

<p>ASELSAN’dan çipe uzanıyor.</p>

<p>Washington…</p>

<p>Tahran…</p>

<p>Tel Aviv…</p>

<p>Ankara…</p>

<p>Maşallah, dünya küçük geliyor.</p>

<p>Bilgisi(!) var.</p>

<p>Birikimi(!) var.</p>

<p>Kabiliyeti(!) var.</p>

<p>Eyvallah.</p>

<p>Fakat kendisinin bir unvanı daha var:</p>

<p><strong>Malatya milletvekili.</strong></p>

<p>Malatya’nın da 13 ilçesi var.</p>

<p>Battalgazi.</p>

<p>Yeşilyurt.</p>

<p>Akçadağ.</p>

<p>Arapgir.</p>

<p>Arguvan.</p>

<p>Darende.</p>

<p>Doğanşehir.</p>

<p>Doğanyol.</p>

<p>Hekimhan.</p>

<p>Kale.</p>

<p>Kuluncak.</p>

<p>Pütürge.</p>

<p>Yazıhan.</p>

<p>Şimdi kötü niyetli biri çıkıp:</p>

<p>“Sayın Vekilim, bunları haritada gösterin”</p>

<p>dese ayıp olur!</p>

<p>Şaka bir yana…</p>

<p>İnsan ister istemez merak ediyor.</p>

<p><strong>Washington’un nabzını tutan vekil, Yazıhan’ın nabzını ne kadar tutuyor?</strong></p>

<p>İran’daki gelişmeleri takip ediyor.</p>

<p>Güzel.</p>

<p>Pütürge’de ne oluyor?</p>

<p>ABD siyasetini analiz ediyor.</p>

<p>Eyvallah.</p>

<p>Doğanyol ne anlatıyor?</p>

<p>Anayasayı değerlendiriyor.</p>

<p>Peki Hekimhan’ın, Kuluncak’ın, Arguvan’ın derdi hangi ekranda?</p>

<p>Çünkü Malatya sıradan bir şehir hayatı yaşamıyor.</p>

<p>6 Şubat’ın yükü omzunda.</p>

<p>Göç var.</p>

<p>Esnaf sıkıntılı.</p>

<p>Sanayi toparlanmaya çalışıyor.</p>

<p>Kayısı ayrı mesele.</p>

<p>Şehir merkezi ayrı mesele.</p>

<p>İlçeler ayrı âlem.</p>

<p>Babacan’ı televizyonda dinledikçe insanın zihninde tuhaf bir görüntü oluşuyor:</p>

<p><strong>Profesör Türkiye’yi ve dünyayı dolaşıyor…<br />
Milletvekili Malatya’ya uğrayamıyor.</strong></p>

<p>Elbette bir akademisyen dış politikayı konuşacak.</p>

<p>Bilgisini memleket meselelerine taşıyacak.</p>

<p>Buna sözümüz yok.</p>

<p>Ama Washington’u bilen çok.</p>

<p>Tahran’ı yorumlayan çok.</p>

<p>Jeopolitik anlatan çok.</p>

<p><strong>Malatya’nın milletvekili sayısı o kadar çok değil.</strong></p>

<p>Profesörlüğünü Türkiye gördü.</p>

<p>Şimdi biraz da Malatya…</p>

<p>milletvekilliğini görsün.</p>

<p>Hem belli mi olur…</p>

<p><strong>Bir gün ekranda 13 ilçeden birinin adı da çıkar.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-24%20at%2008_51_48%20(1).jpeg" style="height:718px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FITIKTAN MUHALEFET ÇIKARDILAR!</span></strong></p>

<p>Bülent Tüfenkci Meclis’teki kritik oylamada yok.</p>

<p>Haber hazır.</p>

<p>“Erdoğan’a mesaj!”</p>

<p>“AK Parti’de çatlak!”</p>

<p>“Tüfenkci rest çekti!”</p>

<p>Maşallah…</p>

<p>Adamı aramaya lüzum yok.</p>

<p>Doktora sormaya zaten hiç gerek yok.</p>

<p><strong>Malatya gazeteciliği MR’dan önce teşhis koymuş.</strong></p>

<p>Ben aradım.</p>

<p>“Sayın Bakanım, gerçekten siyasi bir mesaj mı verdiniz?”</p>

<p>Cevabı netti:</p>

<p>“Yasayı hazırlayan komisyondaydım. İmzam da var.”</p>

<p>Peki oylamada niye yoksunuz?</p>

<p>Belim kilitlendi, dedi.</p>

<p>Yürüyememiş.</p>

<p>Hastaneye gitmiş.</p>

<p>Fizik tedavi görmüş.</p>

<p>Ameliyat dahi gündeme gelmiş.</p>

<p>Yani ortada siyasi kriz arıyoruz…</p>

<p>Adam doğrulamıyor!</p>

<p>Üstelik Tüfenkci telefonda yasaya muhalefet etmek bir yana, uzun uzun müdafaa etti.</p>

<p>Şehit ve gazilerin aleyhine hüküm bulunmadığını söyledi.</p>

<p>Düzenlemenin Türkiye açısından önemli olduğunu anlattı.</p>

<p>Özetle…</p>

<p>Komisyonda bulunmuş.</p>

<p>İmzasını atmış.</p>

<p>Yasayı savunuyor.</p>

<p>Oylamaya sağlık problemi yüzünden katılamamış.</p>

<p>Bizimkiler ne yapmış?</p>

<p><strong>Fıtıktan fraksiyon çıkarmış!</strong></p>

<p>Gazetecilik biraz merak işidir.</p>

<p>Telefon da hâlâ çalışıyor.</p>

<p>Ararsın.</p>

<p>Sorarsın.</p>

<p>Öğrenirsin.</p>

<p>Ama o zaman manşet bozuluyor tabii.</p>

<p>“Beli tutuldu” desen kim tıklar?</p>

<p>“Tüfenkci Erdoğan’a rest çekti” öyle mi!</p>

<p>Ben aradım.</p>

<p>Resti bulamadım.</p>

<p><strong>Fıtığı buldum.</strong></p>

<p>Demek ki bazen siyasette kriz çıkmıyor…</p>

<p><strong>Fıtık çıkıyor…</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-24%20at%2008_51_48%20(2).jpeg" style="height:718px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FOTOĞRAF ESKİ, DEPREM YENİ!</span></strong></p>

<p>Vali Seddar Yavuz bir fotoğraf paylaştı.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önde.</p>

<p>Vali Bey hemen arkasında.</p>

<p>Kare sosyal medyaya düştü…</p>

<p><strong>Malatya siyaseti sekiz şiddetinde sallandı.</strong></p>

<p>Niye?</p>

<p>Çünkü Cumhurbaşkanı’na ulaşmanın, randevu almanın bile mesele olduğu bir dönemde…</p>

<p>Vali’yi Erdoğan’ın hemen arkasında görmek bazı bünyelere ağır geldi.</p>

<p>Kulis kazanı kaynadı.</p>

<p>Vali ne zaman gitti?</p>

<p>Ne konuşuldu?</p>

<p>Yeni görüşme mi?</p>

<p>Yeni mesaj mı?</p>

<p>Ankara’da ne oluyor?</p>

<p>Durun yahu.</p>

<p><strong>Fotoğraf yeni bile değil.</strong></p>

<p>Yeni ziyaret yok.</p>

<p>Yeni kabul yok.</p>

<p>Yeni bir siyasi mesaj yok.</p>

<p>Vali Yavuz’un Cumhurbaşkanı’yla daha önce çekilmiş bir karesi.</p>

<p>Malatya’ya yapılan hizmetler için teşekkür mahiyetinde yeniden paylaşılmış.</p>

<p>Vatandaşa da devletin bu şehrin arkasında olduğu hatırlatılmış.</p>

<p>Hepsi bu.</p>

<p>Ama siyaset garip meslek.</p>

<p><strong>Sizin randevu alamadığınız kapının ardında bir başkasını görünce, fotoğrafın tarihine bakmayı unutuyorsunuz.</strong></p>

<p>Hele o kişi Vali ise…</p>

<p>Eski kare sıcak gelişmeye dönüşüyor.</p>

<p>Telefonlar çalışıyor.</p>

<p>Kulisler hareketleniyor.</p>

<p>Fotoğraf büyütülüyor.</p>

<p>Kim nerede durmuş?</p>

<p>Erdoğan’a kaç santim yakın?</p>

<p>Kim kadraja girmiş?</p>

<p>Kim girememiş?</p>

<p>Malatya siyasetinde nüfuzun yeni ölçü birimini de bulmuş olduk:</p>

<p><strong>Metre değil… Cumhurbaşkanı’na santimetre!</strong></p>

<p>Vali, Cumhurbaşkanı’nın arkasında durmuş.</p>

<p>Bazıları da fotoğrafın altında kalmış.</p>

<p>Üstelik ortada yeni görüşme yok.</p>

<p>Yeni gelişme yok.</p>

<p>Yeni mesaj yok.</p>

<p>Eski bir kare var.</p>

<p>Ama bazı fotoğrafların tarihi eskir…</p>

<p><strong>Tesiri eskimez.</strong></p>

<p>Fotoğraf eskiydi.</p>

<p><strong>Telaş yepyeniydi.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-08-24%20at%2008_51_55.jpeg" style="height:800px; width:687px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YENİ PARTİ… ESKİ VELİ!</span></strong></p>

<p>Veli Ağbaba Hekimhan’dan çağrı yaptı:</p>

<p>“Geçmişte hangi siyasi görüşten olursanız olun, gelin.”</p>

<p>Güzel.</p>

<p>Yeni parti.</p>

<p>Yeni başlangıç.</p>

<p>Yeni yürüyüş.</p>

<p>Yeni tabela.</p>

<p>Yeni rozet.</p>

<p><strong>Bir tek Veli eski.</strong></p>

<p>Meselenin püf noktası da burada.</p>

<p>Siyasette tabelayı değiştirmek kolay.</p>

<p>Rozeti değiştirirsin.</p>

<p>Partiyi değiştirirsin.</p>

<p>Genel başkanı değiştirirsin.</p>

<p><strong>Seçmenin hafızasına henüz genel merkez ataması yapılamıyor.</strong></p>

<p>Ağbaba:</p>

<p>“Gelin.”</p>

<p>diyor.</p>

<p>Vatandaş yorumlarda eski dosyaları açıyor.</p>

<p>“Kendini kurtarmaya çalışıyor” diyen var.</p>

<p>“Halkı kalkan yapacak” diyen var.</p>

<p>Daha ağır ithamları hatırlatan da…</p>

<p>Destekleyen?</p>

<p>Elbette var.</p>

<p>Siyasetin ilk sandığı artık biraz da yorum kutusunda kuruluyor.</p>

<p>Fakat Ağbaba’nın önündeki mesele yorumlardan büyük.</p>

<p>Yeni bir siyasi hikâye anlatıyor.</p>

<p>Dinleyicinin bir kısmı ise eski kitabı henüz rafa kaldırmamış.</p>

<p>Çağrısı geniş.</p>

<p>Sağcı gelsin.</p>

<p>Solcu gelsin.</p>

<p>Başka partiye oy veren gelsin.</p>

<p>Atatürk’e inanan gelsin.</p>

<p>Cumhuriyet’e inanan gelsin.</p>

<p>Bayrağa inanan gelsin.</p>

<p>Gelsinler.</p>

<p>Buyursunlar.</p>

<p>Ama…</p>

<p><strong>Yeni bir eve insan çağırırken ev sahibinin geçmişini de sorarlar.</strong></p>

<p>Çünkü Veli Ağbaba dün siyasete başlamadı.</p>

<p>Yılların milletvekili.</p>

<p>Yılların parti yöneticisi.</p>

<p>Yılların siyasi kavgası.</p>

<p>Seveninin hafızası var.</p>

<p>Kızanının da.</p>

<p>Şimdi eski hikâyenin üzerine yeni bir kapak takılıyor.</p>

<p>Olabilir.</p>

<p>Siyasette olur.</p>

<p>Ama kitabın kapağını değiştirmek başka…</p>

<p><strong>İçindeki sayfaları değiştirmek başka.</strong></p>

<p>Hekimhan’daki çağrının asıl sorusu bu yüzden:</p>

<p>“Kim gelecek?”</p>

<p>sorusu değil.</p>

<p>Daha zor:</p>

<p><strong>Veli Ağbaba YENİ Parti’ye kaç kişi getirir bilinmez…<br />
Asıl mesele, YENİ Parti eski Veli’yi ne kadar taşıyabilir?</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: ZAM BİZE, SÜPÜRGE SURİYE’YE!</span></strong></p>

<p>Meclis toplandı.</p>

<p>Öğrenci servisine yüzde 30 zam yaptı.</p>

<p>Yol süpürme aracını da Suriye’ye gönderdi.</p>

<p>Hayır işi…</p>

<p>Başımızın üstüne.</p>

<p>Ama aynı toplantının özeti biraz enteresan oldu:</p>

<p><strong>Malatyalının cebini süpürdüler…<br />
Süpürgeyi Suriye’ye gönderdiler.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: GEÇİCİYMİŞ!</span></strong></p>

<p>Malatya’da konteynerler kaldırılıyor.</p>

<p>Üç buçuk yıl sonra…</p>

<p>“Artık kalması için sebep yok” deniliyor.</p>

<p>Doğrudur.</p>

<p>Zaten konteynerin tapusu yoktu.</p>

<p>Adı üstünde:</p>

<p>Geçici.</p>

<p>Ama bizim memlekette “geçici” üç buçuk yıl sürünce…</p>

<p>Kaldırılması da hizmet diye anlatılıyor.</p>

<p><strong>Malatya demedi deme…</strong></p>

<p>Konteyner geçiciydi.</p>

<p><strong>Beklemek kalıcı çıktı.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET: HER ŞEY TREND İÇİN</span></strong></p>

<p>Vaktiyle Vatan gazetesinin sahibi Ahmed Emin Yalman’ın, tiraj artsın diye sürekli tartışma çıkardığı anlatılır.</p>

<p>Bir dostu sormuş:</p>

<p>“Bütün bunlar ne için?”</p>

<p>Yalman gülmüş:</p>

<p>“Her şey Vatan için.”</p>

<p>Malatya’da bazı yayınlara bakıyorsunuz…</p>

<p>Ölçü gidiyor.</p>

<p>Çizgi gidiyor.</p>

<p>Mukaddesat gidiyor.</p>

<p>Meslek ilkesi gidiyor.</p>

<p>Yeter ki tıklansın.</p>

<p>Yeter ki konuşulsun.</p>

<p>Yeter ki trend olsun.</p>

<p>Eskiden:</p>

<p>“Her şey Vatan için.”</p>

<p>deniliyordu.</p>

<p>Şimdi işler biraz değişti.</p>

<p><strong>Vatan dâhil…<br />
Her şey trend için.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta herkes bir şey bekliyor… Esnaf anahtarı, TOKİ sakini hizmeti, hasta randevuyu, sürücü açık yolu. Siyasetçiler ise beklemiyor; Ankara sakinleşince Malatya’nın yolları birden kalabalıklaşmış!</p>

<p><strong>Anahtar Yine Takvime Takıldı!</strong><br />
Akpınar, Saray Mahallesi ve Çarşı merkezindeki rezerv alanlarda teslim tarihleri uzadıkça esnafın sabrı kısalıyormuş. O kadar çok tarih verilmiş ki, artık yeni tarih açıklanınca heyecanlanan pek kalmamış. Kulislerde esnafın sözü hazır: “Tarih istemiyoruz, anahtarı gösterin!”</p>

<p><strong>Aidat Var, Asansör Hâlâ Yolda!</strong><br />
TOKİ sakinleri aylık 2 bin liraya yaklaşan aidatları konuşuyormuş. Yol eksik, kaldırım çökmüş, bazı bloklarda asansör aylardır çalışmıyormuş. Vatandaşın hesabı bir türlü tutmuyor: “Aidatı ödüyoruz da hizmet başka siteye mi gidiyor?”</p>

<p><strong>Sanayiye Giren, Trafikten Çıkamıyor!</strong><br />
Sanayi ve çevre yolu güzergâhındaki kuyruklar artık günlük rutine dönüşmüş. Bozuk asfalt da cabası… Aracını tamire götüren vatandaşın dönüşte yeniden rot-balansçı aradığı bile söyleniyor. Fiskos şu: “Sanayi arabayı düzeltiyor, yol tekrar bozuyor!”</p>

<p><strong>Mazot Depoya Değil, Cebe Ateş Düştü!</strong><br />
Motorine gelen son 2,92 liralık zamla bazı istasyonlarda litre fiyatının 85 liraya dayanması nakliyeciden çiftçiye herkesi hesap makinesine sarılmış. Mazot arttıkça nakliye, nakliye arttıkça etiket oynuyor. Çarşıdaki espri acı: “Arabaya yakıt almıyoruz, yatırım yapıyoruz!”</p>

<p><strong>WhatsApp Ödevi Yasakmış… Grupların Haberi Yok!</strong><br />
MEB’in WhatsApp üzerinden ödev verilmemesine ilişkin genelgesi konuşuluyor ama veli grupları Ağustos sıcağında bile susmuyormuş. Özellikle ilkokul velilerine listeler şimdiden ulaşmaya başlamış. Annelerin fiskosu hazır: “Çocuk daha okula başlamadı, biz sınıfı geçmeye çalışıyoruz!”</p>

<p><strong>Meclis Tatilde, Vekiller Sahada!</strong><br />
Abdurrahman Babacan bürokrasi ve yatırım dosyalarıyla, Bülent Tüfenkci Yıldıztepe’den Hatunsuyu’na muhtar ve teşkilat temaslarıyla, İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak ise esnaf ve vatandaş ziyaretleriyle tempoyu artırmış. Malatya uzun zamandır üç vekili birden bu kadar hareketli görmemiş. Kulislerde soru hafif tebessümle soruluyor: “Meclis tatile mi girdi, seçim erkene mi alındı?”</p>

<p><strong>MHRS’de Randevu Bulana Nazar Değmesin!</strong><br />
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nde bazı branşlarda haftalar sonrasına bile randevu bulunamadığı konuşuluyor. Vatandaş MHRS ekranını yenilemekten doktor yüzü göremez olmuş. Hastanın duası da değişmiş: “Allah şifa versin… Randevuyu bulursak doktora da gideriz!”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bugünlerde herkes bir şey bekliyor; anahtar, randevu, yol, hizmet… Beklemek zaten şehrin yeni mesaisi olmuş.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1).jpg" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:57:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Zamanlar Malatya İmam Hatip Lisesi Hocaları: Aydın TABU</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-zamanlar-malatya-imam-hatip-lisesi-hocalari-aydin-tabu-78944</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-zamanlar-malatya-imam-hatip-lisesi-hocalari-aydin-tabu-78944</guid>
                <description><![CDATA[Bir Zamanlar Malatya İmam Hatip Lisesi Hocaları: Aydın TABU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Bir neslin, bir kuşağın harika koleji!<br />
​Hocaları!<br />
​Kendilerini adamış!</p>

<p>​Öğrencisini evladı gibi gören tutkulu bir sorumluluk…</p>

<p>​Celal Hoca (Celalettin Öktem) meşrebi…</p>

<p>​Şehirde her yerde gölgelerini hisseder idik.</p>

<p>​Sinemalara baskın!</p>

<p>​Zinhar, bir İmam Hatipli sinemada mı?!</p>

<p>​Film durdurulur, öğrenci aranır idi…</p>

<p>​Ve kahveler!</p>

<p>​Dolaşılır, öğrenciler aranır idi…</p>

<p>​Şehirde başıboş bırakılmış, keyfi hallere düşmüş bir İmam Hatipli göremez idiniz.</p>

<p>​Hocalarımızın siluetini sokağın başında görsek toparlanır, hemen elimiz ceket düğmesine gider, saygılı bir eda ile vaziyet alır idik…</p>

<p>​Zinhar!<br />
​Bir zamanların Malatya İmam Hatip Lisesi aslında &nbsp;ne idi?!</p>

<p>Evet aslında bir kolej ...</p>

<p>Ve tam anlamı ile&nbsp;<br />
Osmanlı bakiyesi bir eğitim yuvası</p>

<p>​HAMİDİYE MEDRESESİ / KOLEJİ idi.</p>

<p>​Muhteşem bir hoca kalitesi…<br />
​Muhteşem bir müfredat…<br />
​Ve okul-şehir avantajı olarak Malatya…</p>

<p>​O zamanların öğrencileri, üstün bir eğitim almış başarılı bir kuşak oldu!</p>

<p>​Bu muhteşem hocalarımızı bir bir anmak, hatırlamak ve bugüne takdim etmek adına bu yazımızda Aydın Tabu Hocamızı anmak istedim.</p>

<p>​Bir dizi halinde diğer hocalarımızı da anekdotlar ve hatıralar eşliğinde anmak niyetindeyiz.</p>

<p>​Bir Güzel İnsan: AYDIN TABU&nbsp;</p>

<p>Hocamız<br />
​Salih kimselerin güzel hallerini yâd etmek, onların arkalarında bıraktığı o eşsiz ve vefalı izleri yeniden hatırlamak; bu ahlak mirasını yeni kuşaklara aktarmak adına, gönüllerimizde taht kurmuş merhum Aydın Tabu Hocamızı rahmetle anma ihtiyacı duyuyoruz.</p>

<p>​Tarih 1970’li yılların sonu… Malatya İmam Hatip Lisesi’nin o ruhlu koridorları…</p>

<p>​Ders: Fizik.<br />
​Sınıfın kapısı açılır; içeriye mütevazı edalı, zayıf, çelimsiz, beyaz önlüklü bir muallim girerdi.&nbsp;</p>

<p>Cebinde renkli renkli tebeşirler…&nbsp;</p>

<p>Zarafet ama naif bir hoş vakar!</p>

<p>Mesleğini adeta bir izzet elbisesi gibi üzerine kuşanmış tam bir öğretmendi o.</p>

<p>​Şefkat dolu bir selamla bizleri selamlar, sınıf defterini imzaladıktan sonra o eşsiz zarafeti ve naifliğiyle gönlümüzü daha ilk dakikada kazanıverirdi.</p>

<p>​Yumuşak, tane tane ve adeta bir ney sesi gibi huzur veren konuşmasıyla derse hemen pat diye girmezdi.</p>

<p>​Talebesinin yanına yaklaşır, elini başımızın üstüne koyarak kendine has o şefkatli dokunuşuyla muhatap olur, insanı onore ederdi.</p>

<p>​Sizde gizli kalmış bir meziyet sezer, öğrenir ya da yakıştırır; ardından samimi bir iltifatla gönül kapılarınızı sonuna kadar açardı.</p>

<p>​Fazilete, ahlaka ve imana taalluk eden meseleleri ders başlamadan evvel tatlı bir dille gündeme getirir, ruhumuzu doyurduktan sonra fizik ilmine geçerdi.</p>

<p>​Bir fizik dersi ancak bu kadar sevdirilerek anlatılabilirdi…&nbsp;</p>

<p>Bugün bile o tahtadaki sahneler, renkli tebeşirlerle çizdiği fizik kanunları, açıklamaları ve formülleri gözümün önündedir.</p>

<p>​Mehmet Çelen Hocamızın da pek güzel ifade ettiği üzere; o sadece derse can atan yetkin bir muallim değil, fizik kanunlarını ayetlerle mukayese ederek kâinat ile ilahi nizam arasındaki bağı önümüze seren, bizleri motive eden eşsiz bir rehberdi.</p>

<p>​Dersini öyle ustalıkla işlerdi ki öğrenmemeniz imkânsızdı.&nbsp;</p>

<p>Hocaya mahcup olmamak için hususen ders çalışır, onun o hassas yüreğinin üzülmesini asla istemezdik.</p>

<p>​Liseli gençlerin muzipliklerinden biri olan "hocaya lakap takma" huyu dahi onun karşısında erir giderdi; Mehmet Çelen Hocamızın da şahitliğiyle, Aydın Hocamıza tek bir lakap dahi takıldığına hiç kimse şahit olmamıştı.</p>

<p>​O, sadece derste değil, hayatın her anında bir pedagoji ve zarafet örneği idi.</p>

<p>​Başarılı ve özel meziyetleri olan başka sınıflardan arkadaşları kendi sınıfımıza getirir, bizlere takdim eder ve yeteneklerini sergilemelerini sağlardı.&nbsp;</p>

<p>Böylece hem o kardeşimizi onore eder hem de bizleri şevke getirirdi.</p>

<p>​Çarşıda karşılaştığımızda hâl hatır sorar, sözü tatlıca ibadete getirip "Namaz kıldınız mı?" derdi.&nbsp;</p>

<p>Kılmadıysak o eşsiz tevazusuyla "Bana imam olun" ricasında bulunurdu.</p>

<p>​Bir keresinde ben de bu tatlı suale maruz kalmış ve mahcubiyetle "Estağfurullah hocam, olur mu hiç..." demiştim.&nbsp;</p>

<p>O ise tebessüm ederek "Ben fizikçiyim, sen İmam Hatiplisin..." diyerek beni imamete teşvik etmişti.</p>

<p>​Kendisine imamlık yapmanın verdiği o heyecanla ikindi namazını açıktan (cehrî) kıldırmışım!&nbsp;</p>

<p>Selam verip namaz bitince birden yaptığım hatayı fark ettim.&nbsp;</p>

<p>Yüzüm kızardı, utancımdan yerin dibine geçtim.</p>

<p>​"Hocam çok utandım, hakkınızı helal edin, namazı iade edelim..." dediğimde, o yüce gönüllü öğretmenim beni hiç rencide etmeden teselli etti:&nbsp;</p>

<p>"Sen ne çok yüksek ne de çok alçak okudun evladım, namaza bir zarar gelmez. Namazımız oldu inşallah..."</p>

<p>​Talebesinin heyecanını hoşa giden bir olgunlukla kucaklayan, hatasını yüzüne vurmak yerine onu onaran şefkatli bir mürebbiydi o…</p>

<p>​Cemal Çiçek Hocamızın da naklettiği gibi; bir gün bir öğrenci kendisini çok üzdüğünde, "Hocam bunu disipline verelim" denildiğinde bile "Aman asla olmaz, ben zamanla onunla helalleşirim" diyecek kadar kin tutmayan, affedici ve zarif bir gönül insanıydı.</p>

<p>​Mehmet Çelen Hocamızın ifadesiyle; okuyan, araştıran, sahih İslam düşüncesine sahip, dindar ve kimseyi incitmeyen bu kıymetli şahsiyet, ne yazık ki çok genç yaşta dâr-ı bekaya irtihal etti.</p>

<p>​Demek ki ömrü bu kadarmış; ecel geldiğinde ne bir saat ileri ne bir saat geri kalıyordu…</p>

<p>Erzurumlu hocamız, bugün şehir Mezarlığında Malatya'mızın bağrında medfun...</p>

<p>​Vefa ve Teşekkür<br />
Yerine ...</p>

<p>​Aydın Tabu Hocamızın aziz hatırasını, samimi tanıklıklarını ve kıymetli anılarını bizlerle paylaşarak bu anma yazısının hazırlanmasına vesile olan, değerli tanıklıklarıyla metnimizi zenginleştiren&nbsp;</p>

<p>Sayın İslam Hukuku Doktoru Mehmet Çelen ve Cemal Çiçek beylere gönülden teşekkür ederim.</p>

<p>​Rabbim, üzerimizde hakkı ve emeği olan tüm hocalarımızdan razı olsun.&nbsp;</p>

<p>Merhum Aydın Tabu Hocamızın mekânını âli, makamını cennet eylesin.&nbsp;</p>

<p>Ruhuna Fatiha…</p>

<p>​Selam ve dua ile…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:17:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye ve Japonya: Obezitedeki Büyük Farkın Nedeni Ne?</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/turkiye-ve-japonya-obezitedeki-buyuk-farkin-nedeni-ne-78943</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/turkiye-ve-japonya-obezitedeki-buyuk-farkin-nedeni-ne-78943</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye ve Japonya: Obezitedeki Büyük Farkın Nedeni Ne?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada obezite giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline geliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2022 yılında yetişkinlerin yaklaşık yüzde 16’sı obezite ile yaşıyordu. Ancak ülkeler arasındaki fark oldukça dikkat çekici. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı yaşa standardize edilmiş verilerine göre Türkiye’de yetişkinlerde obezite oranı yüzde 33,3 iken Japonya’da bu oran yalnızca yüzde 5,5. Başka bir ifadeyle Türkiye’deki obezite oranı Japonya’nın yaklaşık altı katı. Peki bu kadar büyük bir farkın nedeni ne?</p>

<p><strong>Japonya Neden Daha Zayıf?</strong></p>

<p>Obeziteyi yalnızca “fazla yemek yemek” ile açıklamak doğru değil. Genetik özelliklerden yaşadığımız çevreye, beslenme alışkanlıklarından uyku düzenine ve günlük hareket miktarına kadar pek çok faktör vücut ağırlığımız üzerinde etkili. Bu nedenle Türkiye ile Japonya arasındaki farkı da tek bir besine veya alışkanlığa bağlamak mümkün değil.</p>

<p>Ancak beslenme kültürü önemli parçalardan biri. Geleneksel Japon mutfağında balık, sebze, soya ürünleri, mantar ve deniz yosunu gibi besinler önemli bir yere sahip. Sebze, balık, meyve ve soya ürünlerinden zengin bu beslenme biçimi daha düşük enerji yoğunluğuna sahip bir beslenme düzeninin oluşmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>Bir diğer dikkat çekici nokta ise porsiyonlar. Japon yemek kültüründe farklı yiyeceklerin daha küçük miktarlarda sunulması oldukça yaygın. Bu durum hem besin çeşitliliğini artırabiliyor hem de toplam enerji alımının kontrol edilmesine yardımcı olabiliyor.</p>

<p><strong>Biz Nerede Yanlış Yapıyoruz?</strong></p>

<p>Aslında Türk mutfağı sağlıklı beslenme açısından oldukça güçlü bir temele sahip. Zeytinyağlı sebzeler, kuru baklagiller, yoğurt, bulgur, çorbalar ve mevsim sebzeleri geleneksel soframızın önemli parçaları. Dolayısıyla sorunu doğrudan Türk mutfağına yüklemek pek doğru değil.</p>

<p>Asıl değişen, yaşam biçimimizle birlikte soframız olabilir. Hazır ve enerji yoğun yiyecekler, paketli atıştırmalıklar, şekerli içecekler ve büyük porsiyonlar günlük hayatımızda giderek daha fazla yer buluyor. Buna karşılık sebze ve meyve tüketimimiz olması gereken düzeyde değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün Türkiye’de gerçekleştirdiği 2023 araştırmasında toplumun yüzde 87,9’unun günde önerilen beş porsiyon sebze ve meyvenin altında kaldığı görülüyor.</p>

<p>Bir başka önemli nokta da yemeğin yalnızca açlığı gidermek için tüketilmemesi. Televizyon karşısında atıştırmak, gün içerisinde farkında olmadan alınan kaloriler, şekerli içecekler ve sık sık dışarıdan yemek söylemek günlük enerji alımını düşündüğümüzden çok daha fazla artırabiliyor. Küçük görünen bu alışkanlıklar aylar ve yıllar içerisinde vücut ağırlığında önemli değişikliklere dönüşebiliyor.</p>

<p><strong>Sadece Beslenme Değil: Hareket de Önemli</strong></p>

<p>Türkiye ile Japonya arasındaki farkı yalnızca tabaklarımız üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Günlük hareket miktarı da vücut ağırlığının korunmasında önemli bir role sahip.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 Türkiye araştırmasına göre toplumun yüzde 32,1’i yeterli düzeyde fiziksel aktivite yapmıyor. Masa başında geçirilen zamanın artması, kısa mesafelerde bile otomobil kullanılması ve ekran karşısında geçirilen sürenin uzaması günlük enerji harcamamızı giderek azaltıyor.</p>

<p>Japonya’nın düşük obezite oranını ise “Japonlar sürekli spor yapıyor” şeklinde açıklamak doğru değil. Burada günlük yaşamın kendisinin hareket içermesi önem kazanıyor. Yürümek ve toplu taşıma kullanmak gibi alışkanlıklar, spor yapmak için ayrıca zaman ayırmasak bile gün içerisinde harcadığımız enerjiyi artırabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle hareketi yalnızca spor salonu veya haftada birkaç kez yapılan egzersiz olarak düşünmemek gerekiyor. Asansör yerine merdiven kullanmak, yakın mesafelere yürümek, gün içerisinde kısa yürüyüşler yapmak ve mümkün olduğunca uzun süre oturmamak da günlük hareketin bir parçası.</p>

<p><strong>Japonya’dan Ne Öğrenebiliriz?</strong></p>

<p>Elbette iki ülke arasındaki büyük fark yalnızca sofrada ne olduğuyla veya kaç adım attığımızla açıklanamaz. Genetik yapı, şehirleşme, sosyoekonomik koşullar, çalışma hayatı, gıda çevresi ve sağlık politikaları da bu tablonun birer parçası.</p>

<p>Bu nedenle Japonya’dan çıkaracağımız ders Japon mutfağını birebir taklit etmek olmamalı. Belki de kendi geleneksel beslenme kültürümüzün güçlü taraflarını yeniden hatırlamamız gerekiyor. Sebze ve baklagilleri sofrada artırmak, porsiyonları kontrol etmek, hazır ve enerji yoğun yiyecekleri azaltmak ve hareketi yalnızca spor salonuna değil günlük hayatın içine yerleştirmek…</p>

<p>Çünkü obeziteyle mücadele çoğu zaman kısa süreli diyetlerden değil, her gün tekrarladığımız küçük alışkanlıkların değişmesinden başlıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 08:58:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beni Şaşırtan Başkan Mikail Sülük!..</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/beni-sasirtan-baskan-mikail-suluk-78942</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/beni-sasirtan-baskan-mikail-suluk-78942</guid>
                <description><![CDATA[Beni Şaşırtan Başkan Mikail Sülük!..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yarım asra yakındır siyasetin içindeyim. Yaklaşık kırk yıldır yazıyor, çiziyor, otuz dört yıldır da gazetecilik ve televizyonculuk yapıyorum. Bu süre içerisinde çok sayıda siyasetçi, belediye başkanı ve yerel yönetici gördüm. Kimi başarılı oldu, kimi beklentileri karşılayamadı, kimi ise zaman içerisinde unutulup gitti.</p>

<p>Ama bugün açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, beni yaptıklarıyla şaşırtan, küçük bir ilçenin imkânlarını büyük bir hizmet vizyonuna dönüştüren tek belediye başkanı, Pütürge Belediye Başkanı Sayın Mikail Sülük’tür.</p>

<p>Bu değerlendirmeyi yıllardır Malatya siyasetini izleyen ve yerel yönetimleri yakından takip eden bir gazeteci olarak yapıyorum.</p>

<p>Mikail Başkanın hikâyesi klasik bir belediye başkanlığı hikâyesi değil.</p>

<p>O, siyasete belediye başkanlığı makamından başlamış bir isim değil. Ticaret hayatının içerisinden gelen, İstanbul’da iş yapan, ekonomik açıdan önemli bir ticari hayat kurmuş bir insan. Önünde kendi işine, ticaretine ve ailesine ayırabileceği bir hayat varken, memleketine hizmet etmeyi tercih etti.</p>

<p>Üstelik bunun ciddi bir bedeli olduğunu bilerek...</p>

<p>Ticaretini ikinci plana itti. Ailesinden, işinden ve alıştığı hayat düzeninden fedakârlık yaptı. Pütürge’ye geldi ve kendisini memleket hizmetine adadı.</p>

<p>Önce ilçe teşkilatında görev aldı. Ardından belediye başkan adayı oldu. İlk dönemini tamamladı ve ikinci dönem için yeniden vatandaşın karşısına çıktı.</p>

<p>Ve Pütürge halkı kendisine yeniden “devam” dedi.</p>

<p>Bunun elbette bir anlamı var.</p>

<p>Çünkü vatandaş, verilen sözden çok yapılan işe bakar.</p>

<p>Başkanlık koltuğuna oturmak başka, o koltuğu doldurmak başka</p>

<p>Yerel yönetimlerde çok önemli bir ayrım vardır:</p>

<p>Bazı insanlar başkanlık koltuğuna oturur. Bazı insanlar ise oturduğu koltuğa değer katar.</p>

<p>Mikail Başkanı benim açımdan farklılaştıran nokta tam da budur.</p>

<p>Başkanlığı bir makam olarak değil, bir sorumluluk alanı olarak gördü.</p>

<p>Kendisine bir konum, bir unvan, bir prestij kazandırmak için değil; Pütürge’ye yeni bir kimlik kazandırmak için çalıştı.</p>

<p>Bugün Pütürge’ye baktığımızda bunun izlerini görmek mümkün.</p>

<p>Yollarda, yapılarda, sosyal projelerde, konutlarda, belediye hizmetlerinde, kamu yatırımlarında ve ilçenin genel çehresinde bir değişim var.</p>

<p>Pütürge’nin kaderine razı olmayan bir yönetim anlayışı ortaya çıktı.<br />
Pütürge artık sadece geçmişiyle konuşulmuyor</p>

<p>Pütürge’nin çok güçlü bir insan kaynağı var. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşayan binlerce Pütürgeli, memleketleriyle bağlarını hiç bir zaman koparmadı.</p>

<p>Ancak gurbetçinin memlekete dönüşü sadece sıla özlemiyle olmaz.<br />
İnsan doğduğu yere geldiğinde değişim görmek ister.</p>

<p>“Memleketim ne olmuş?” diye bakar.<br />
Yoluna bakar.<br />
Sokağına bakar.<br />
Binalara bakar.<br />
Yeni yapılan konutlara bakar.<br />
Belediye hizmetlerine bakar.<br />
Çevre düzenlemesine bakar.<br />
İlçenin sosyal hayatına bakar...</p>

<p>Ve bütün bunların sonunda, “Burada bir şeyler değişmiş” diyebiliyorsa, yerel yönetimin yaptığı işin karşılığı vardır.</p>

<p>Bugün Pütürge’ye gelen birçok insanın yaşadığı duygu tam da budur.</p>

<p>İstanbul’dan, başka şehirlerden, hatta farklı ülkelerden memleketine gelen Pütürgeliler; ilçedeki değişimi gözleriyle görüyor.</p>

<p>TOKİ konutlarına, devam eden inşaatlara, belediye yatırımlarına, yollara, köylüye sağlanan avantajlara ve yapılan diğer hizmetlere bakıyor.</p>

<p>Bu, bir belediye başkanı açısından küçümsenecek bir başarı değildir.</p>

<p>Büyük işler yapmak için büyükşehir belediyesi olmak gerekmiyor</p>

<p>Bazen yerel siyasette şöyle bir yanılgıya kapılırız:</p>

<p>“Büyükşehir belediyesi büyük iş yapar, küçük ilçe belediyesi ancak kendi sınırları içerisinde birkaç rutin hizmeti yürütür.”</p>

<p>Başkan Mikail Sülük örneği bunun böyle olmak zorunda olmadığını gösteriyor.</p>

<p>Pütürge gibi coğrafi şartları ağır, nüfusu sınırlı ve kaynakları büyükşehirlerle kıyaslanamayacak bir ilçede büyük hedefler koymak ve bunları hayata geçirmek ciddi bir yönetim iradesi gerektirir.</p>

<p>Mesele yalnızca bütçe değildir.<br />
Mesele vizyondur.<br />
Mesele takipçilik ve ısrardır.<br />
Mesele Ankara’nın, kurumların, yatırımcıların ve devlet imkânlarının kapısını çalabilmektir.</p>

<p>Mesele “Benim ilçem küçük, imkânlarım sınırlı” deyip mazeret üretmek yerine, “Benim ilçem küçük olabilir ama hedeflerim küçük olmayacak” diyebilmektir.</p>

<p>Ben Sayın Mikail Sülük’te özellikle bunu gördüm.</p>

<p>Elbette başka başarılı başkanlar da var.<br />
Malatya’da başarılı işler yapan başka belediye başkanlarımız da vardır. Onların emeklerini ve hizmetlerini yok saymak ne doğru olur ne de hakkaniyetli.</p>

<p>Fakat bu yazının konusu Pütürge ve Sayın Mikail Sülük’tür.<br />
Malatya siyasetini takip eden biri olarak beni şaşırtan husus, imkânları daha sınırlı bir ilçenin başında bulunan bir belediye başkanının ortaya koyduğu hizmet performansıdır.</p>

<p>Siyasette makamlar geçicidir. İnsanların hafızasında kalan da çoğu zaman unvan değil, hizmettir.</p>

<p>Bir insan makamdan mı şeref alıyor, yoksa o makamı mı şereflendiriyor?<br />
Benim kanaatim, Sayın Mikail Sülük’ün ikinci grupta olduğudur.</p>

<p>Başkanlık koltuğunu kişisel bir statü aracı olarak kullanmak yerine, o koltuğun sorumluluğunu taşımaya çalıştı.</p>

<p>Başkan Mikail Sülük’ün hikâyesinde benim özellikle önemsediğim bir başka nokta daha var:</p>

<p>Ticaret hayatında belli bir noktaya gelmiş bir insanın, kendi düzenini bırakıp memleketine dönmesi ve yerel siyasetin zahmetli tarafını üstlenmesi kolay değildir.</p>

<p>Çünkü belediye başkanlığı dışarıdan bakıldığında makamdır.<br />
İçeriden bakıldığında ise ağır bir sorumluluktur.<br />
Gece gündüz telefonların çalmasıdır.<br />
Vatandaşın derdini dinlemektir.<br />
Eleştiriyi göğüslemektir.<br />
Yatırım için mücadele etmektir.<br />
Bazen kendi hayatından fedakârlık etmektir.</p>

<p>Sayın Başkanın bu bedelleri ödediğini biliyoruz.<br />
Ödediği bedeller de, ortaya koyduğu hizmetlerle anlam kazanmış.</p>

<p>Bir ilçeyi yönetmek sadece bugünün sorunlarını çözmek değildir.<br />
Bir ilçenin insanlarına “Burada yaşanabilir, burada üretilebilir, burada çocuk büyütülebilir, burada yeniden hayat kurulabilir” duygusunu verebilmek çok değerlidir.</p>

<p>Gurbette yaşayan Pütürgelinin memleketine dönme arzusunu güçlendiren de tam olarak budur.</p>

<p>Başkan Mikail Sülük,&nbsp;<br />
Küçük bir ilçede büyük işler yapılabileceğini göstermiştir.</p>

<p>Memleket hizmetinin fedakârlık istediğini yaşayarak ortaya koymuştur.</p>

<p>Pütürge’nin imkânlarını mazeret değil, mücadele gerekçesi olarak görmüştür.</p>

<p>Bugün Pütürge’ye baktığımda, yapılan hizmetleri gördüğümde ve Pütürgelilerin memleketlerine dair değişen duygularını dinlediğimde şunu rahatlıkla söylüyorum:</p>

<p>İyi ki memleketine dönmüş.<br />
İyi ki Pütürge için mücadele etmiş.<br />
Ve iyi ki siyasette zaman zaman bize makamın değil, hizmetin esas olduğunu hatırlatan insanlar çıkarıyor.</p>

<p>Ancak bu hikâyenin bir de mimarı var.<br />
Burada bir de teşekkür edilmesi gereken Pütürgeli bir hanımağa var;<br />
Sayın Mikail Sülük’ü siyasete kazandıran, Pütürge’ye getiren, onu sıkı tutan ve takip eden; siyasetin duayeni Halit Ağa’nın kızı, Malatya’nın ablası Öznur Çalık, teşekkürün büyüğünü hak ediyor...</p>

<p>Arkasında duranları ve oy verenleri mahcup etmeyen Mikail Başkanı gönülden tebrik ediyorum.<br />
Hizmetlerin artarak devam etmesini diliyorum.</p>

<p>Teşekkürler Başkan...<br />
Teşekkürler Pütürge’nin yiğit evladı...</p>

<p><strong>Fî Emânillah&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 08:29:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Altın Bekler Mi, Yatırımcı Bekleyebilir Mi?</title>
                <category>Ahmet Evcil</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/altin-bekler-mi-yatirimci-bekleyebilir-mi-78941</link>
                <author>ahmetevcil@malatyatime.com (Ahmet Evcil)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/altin-bekler-mi-yatirimci-bekleyebilir-mi-78941</guid>
                <description><![CDATA[Altın Bekler Mi, Yatırımcı Bekleyebilir Mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Altın yine yatırımcının gündeminde.</p>

<p>Yükseliyor…<br />
Geri çekiliyor…<br />
Sonra yeniden toparlanıyor.</p>

<p>Peki küçük yatırımcı ne yapacak?</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>ALTINDA YÖN NEREYE?</strong></span></p>

<p>Altının fiyatını artık yalnızca içerideki döviz hareketleri belirlemiyor.</p>

<p>Ons altın, faiz beklentileri, merkez bankalarının kararları, jeopolitik gelişmeler ve dolar/TL birlikte fiyat oluşturuyor.</p>

<p>Bu yüzden günlük düşüşlere bakıp “Altın bitti”, birkaç günlük yükselişe bakıp “Kaçırıyoruz” demek doğru değil.</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>EN BÜYÜK HATA: ACELE</strong></span></p>

<p>Küçük yatırımcının en büyük problemi bazen piyasa değil, sabırsızlık.</p>

<p>Yükselirken alıyor.<br />
Düşerken korkup satıyor.</p>

<p>Sonra altın yeniden yükselince bu kez daha pahalıdan geri dönüyor.</p>

<p>Halbuki yatırımda kazanç kadar <strong>zamanlama ve sabır</strong> da önemlidir.</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>ALTIN MI, DOLAR MI?</strong></span></p>

<p>Dolar daha çok kur hareketine bağlı.</p>

<p>Altın ise hem kurdan hem de dünya piyasalarındaki ons fiyatından besleniyor.</p>

<p>Bu sebeple belirsizliğin arttığı dönemlerde altın, yatırımcının güvenli liman arayışında yine öne çıkıyor.</p>

<p>Ancak hiçbir yatırım aracı tek yönlü hareket etmez.</p>

<p>Düzeltme de olur.<br />
Bekleme de olur.<br />
Sert dalgalanma da…</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>KÜÇÜK YATIRIMCI NE YAPSIN?</strong></span></p>

<p>Tek fiyatın peşinden koşmak yerine kademeli hareket etmek, alış-satış makasını hesaba katmak ve kısa vadeli heyecanla uzun vadeli karar vermemek gerekir.</p>

<p>Piyasada bazen çok bilen değil, <strong>sabretmesini bilen</strong> kazanır.</p>

<p>Altın bugün yükselir, yarın düşer.</p>

<p>Asıl mesele altının ne yaptığı değil;<br />
<strong>yatırımcının ne yaptığını bilmesidir.</strong></p>

<p>Yatırım tavsiyesi değildir.</p>

<p><strong>Kazancınız bol, hesabınız bereketli olsun.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 10:55:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/ahmet-evcil-1713871053.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Moda Diktatörlüğüne Karşı Helal Devrim</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/moda-diktatorlugune-karsi-helal-devrim-78940</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/moda-diktatorlugune-karsi-helal-devrim-78940</guid>
                <description><![CDATA[Moda Diktatörlüğüne Karşı Helal Devrim]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>​Geçen gün sosyal medyada ve ana haberlerde bir annenin paylaşımı gündeme oturdu.&nbsp;</p>

<p>Bir süredir içimizde sızısını taşıdığımız can alıcı bir hakikat bu:&nbsp;</p>

<p>Bir anne, kendi evladına edebe ve ahlaka uygun bir kıyafet bulamadığından dert yanıyordu.</p>

<p>​Dünya tekstilinin kalbinde, kumaş ambarı olan bu topraklarda&nbsp;</p>

<p>Müslüman bir anne, kızının bedenini örten bir elbise bulamadığını haykırarak isyan ediyordu.&nbsp;</p>

<p>Bu feryat yüreğimizde infial oluşturmayacak da ne oluşturacak?&nbsp;</p>

<p>Çepeçevre kuşatıldığımız bu psikoloji yüzünden artık kendi evlatlarımıza, torunlarımıza söz dinletemez olduk.</p>

<p>​Bu durum sadece basit bir tekstil meselesi değildir; bir neslin zihnine, bedenine ve kimliğine kurulan küresel bir tuzaktır.&nbsp;</p>

<p>Elitizm ve modernizm masalları altında "giyinmiş çıplaklık" kültürü, insanlığa bir asalet gibi sunuluyor.&nbsp;</p>

<p>Siyonist odakların protokolleri ve stratejileri incelendiğinde, yaşananların tesadüf değil; küresel ve sistemli bir yozlaştırma operasyonu olduğu açıkça görülmektedir.</p>

<p>​Giysi, insanın sadece tenini değil; şahsiyetini, fikrini ve aidiyetini de taşır.&nbsp;</p>

<p>Bugün piyasa, ahlakı ve edebi üretime dâhil etmediği sürece Müslüman toplumlar, kendi ürettiği kumaşın içinde kendi değerlerine yabancılaşmaya mahkûmdur.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">​HOLLYWOOD’DAN K-POP’A ZİHİN VE BEDEN İŞGALİ</span></strong></p>

<p>​Moda adı altında yürütülen bu yozlaşma nasıl başladı?</p>

<p>Masum bir trend veya estetik bir arayış olarak değil; son derece planlı ve küresel bir toplum mühendisliğiyle başladı.&nbsp;</p>

<p>Teşhircilik, hayasızlık, zina ve pedofili davetçiliği...&nbsp;</p>

<p>Caddeler ve sokaklar birer et teşhir vitrini hâline geldi.&nbsp;</p>

<p>Öyle bir iklim oluştu ki şeytan dahi seviniyor!<br />
​İlk fitil nerede ateşlendi?</p>

<p>Hollywood sahnelerinde...&nbsp;</p>

<p>James Dean ve Marlon Brando gibi figürlerin giydiği beyaz tişörtlerle ilk "yazılı" ve mesaj kaygılı kıyafetler piyasaya sürüldü.<br />
​Süreç hangi kırılma noktalarıyla bugüne taşındı?</p>

<p>​Hippiler: "Ahlak ve gelenek bağlayıcı olamaz" anlayışıyla özgürlük kılıfı altında kuralsızlığı ve hayasızlığı meşrulaştırdılar.</p>

<p>​Hip-Hop Akımı: Otoriteye isyan söylemi üzerinden işi daha ileri taşıdı.&nbsp;</p>

<p>Tişörtlerin üzerine inançsızlığı telkin eden nihilist, hedonist mesajlar ve adeta şeytani semboller işlendi.</p>

<p>​K-Pop Kültürü (Son Darbe):&nbsp;</p>

<p>Cinsiyetsizleştirilmiş, kimliksizleştirilmiş ve akışkan gençlik modelleri, küresel bir kültür organizasyonu olarak gençlerin zihnine ve kalbine zerk edildi.</p>

<p>​Bugün piyasa ve moda sektörü gençliğe ne pompalıyor?</p>

<p>Moda adı altında; transparan, aşırı dar kesim, ucube tasarımlar ve çıplaklıkla eş değer hayasız kıyafetler pompalanıyor.</p>

<p>​Kıyafetlerin üzerindeki yazılar ve semboller neyi hedefliyor?</p>

<p>Genç zihinlere dinsiz ve ahlaksız bir düzene isyanı telkin ediyor.&nbsp;</p>

<p>Nihilizmi ve hedonizmi ilahlaştıran, kaosa davet eden bu yazılar, gençliğimize azar azar ve alıştırılarak benimsetiliyor.&nbsp;</p>

<p>Ahlaklı ve helal giyinen insanlara ise adeta ikinci sınıf muamelesi yapan baskıcı bir sosyo-psikoloji dayatılıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">​SÜT NİNENİN EDEBİNDEN<br />
TORUNUN GÖBEK ŞOVUNA...&nbsp;</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ALTERNATİF VAR MI?</span></strong></p>

<p>​Tarihsel süreçte nereden nereye geldik?</p>

<p>Burnunu göstermekten utanan süt ninelerimizden; bugün sokakta göbek teşhirciliğini modanın zirvesi sanan, öz değerlerine yabancılaşmış nesillerin zavallı savrulmalarına geldik.</p>

<p>​Samimi ve duyarlı tüketici bugün ne yaşıyor?</p>

<p>Büyük bir çaresizlik!&nbsp;</p>

<p>O annenin feryadı münferit bir olay değil; 2 milyarlık İslam dünyasındaki milyonlarca ailenin ortak yarasıdır.</p>

<p>​Tekstil piyasasında bu feryada yanıt veren bir alternatif var mı?<br />
Ne yazık ki yok!&nbsp;</p>

<p>Evladına özünü, edebini ve medeniyetini hatırlatacak şık, kaliteli ve estetik seçenekler raflarda yer bulamıyor.&nbsp;</p>

<p>Piyasa, ahlaksız moda mağduru insanlığa alternatif sunma vizyonsuzluğu içindedir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">​AH MERTER, AH LALELİ! NAMAZIN KILINMAZ SENİN!</span></strong></p>

<p>​Tekstil üreticilerine bu acı tablo anlatıldığında nasıl bir tepki alınıyor?</p>

<p>Durumu "lüzumsuz bir gayretkeşlik" olarak gören yüzeysel bir yaklaşımla karşılaşıyoruz.&nbsp;</p>

<p>Vizyonsuz üreticiler, derinliği olan bir medeniyet tasarımı sunmak yerine günü kurtarmanın derdindeler.</p>

<p>​Sektörün mevcut kafası neyle meşgul?</p>

<p>Batı'nın çirkin ahlaksız ve şeytani &nbsp;tasarımlarını taklit eden fasoncu bir zihniyetle...&nbsp;</p>

<p>Bir yandan "Maliyetler yüksek, işler kötü" diye dövünürken, diğer yandan "Üretimi Mısır'a mı kaydırsak?" diyerek ucuz işçilik kovalıyorlar.</p>

<p>​Bu vizyonsuz fason kafasına nasıl seslenmek gerekiyor?</p>

<p>Ah Merter, ah Laleli!&nbsp;</p>

<p>Türkiye dünya tekstilinin başkenti ama ruhsuz bir fasonculuk bataklığında çırpınıyor.&nbsp;</p>

<p>Kendi kültüründen ilham alan modayı tasarlayıp insanlığa sunmaktan uzak olan bu kafa, böyle giderse yok olmaya mahkûmdur.</p>

<p>​Bırakın Batı’nın artığını dikip satmayı!&nbsp;</p>

<p>Kendi değerine yabancılaşan zihniyet bereketsiz kalır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">​DEVASA MEDENİYET MİRASIMIZ VE BÜYÜK PAZAR</span></strong></p>

<p>​Sektör için çıkış yolu ve hedef pazar neresidir?</p>

<p>Hedef pazar, Endonezya'dan Amerika'ya kadar uzanan 2 milyarlık İslam âlemidir.&nbsp;</p>

<p>Çözüm ise fasonculuk kompleksinden çıkıp kendi medeniyet birikimimizi katma değeri yüksek markalara dönüştürmektir.</p>

<p>​Nasıl bir tasarım dili ve kreasyon anlayışı kurulmalıdır?</p>

<p>Operasyonel tekstil altyapımızı kendi ruhumuzla birleştirerek şu tematik serileri dünya pazarına sunmalıyız:</p>

<p>​Elhamra ve Endülüs Serisi: Aklın, estetiğin ve mimari zarafetin çizgilere yansıması.</p>

<p>​Selçuklu ve Osmanlı Serisi: İhtişamı, vakarı ve köklü mirası harmanlayan tasarımlar.<br />
​Lalezar ve Anadolu Serisi: Toprağın, irfanın samimiyetini, tevazusunu ve inceliğini taşıyan kreasyonlar.<br />
​Çöl ve Vaha Serisi:&nbsp;</p>

<p>Asaleti, yalınlığı ve dökümlü rahatlığı bir arada sunan tasarımlar.<br />
Bunun yanında&nbsp;</p>

<p>Cuma kıyafetleri..&nbsp;</p>

<p>Bayram kiyafetleri</p>

<p>Bize özgü&nbsp;<br />
Damat<br />
Gelin kıyafetleri...</p>

<p>Tasarlanmalıdır!!!</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">​KURUMSAL OTORİTE VE "HELAL GİYİM SERTİFİKASI"</span></strong></p>

<p>​Tekstil sektörüne yön verecek ve standartları belirleyecek süreç şu şekilde işlemelidir:</p>

<p>​Helal Moda Tasarım Kriterleri:<br />
​Transparan olmaması<br />
​Dökümlü kesim<br />
​Helal boya ve hammadde kullanımı<br />
​Görsel mesaj denetimi ve helal uygunluk</p>

<p>​Sertifikalandırma:<br />
Helal giyim, etik moda ve ahlaki moda sertifikası ile onay belgesi...&nbsp;</p>

<p>Bu süreç; muazzam bir bereket, Rızai İlahi'ye uygun bir mecra ve 2 milyarlık pazara ihracat demektir!</p>

<p>​Helal Giyim Sertifikası nedir ve kriterleri neler olmalıdır?</p>

<p>Türk tekstil sektörü öncülüğünde kurulacak bağımsız bir enstitü tarafından verilen kurumsal bir standarttır. Kur'an ve Sünnet ölçütlerini esas alır:</p>

<p>​Ahlaki ve Dökümlü Kesim: Vücut hatlarını teşhir etmeyen, dar olmayan, transparanlıktan uzak dökümlü kalıplar.</p>

<p>​Sağlıklı ve Helal Malzeme: İnsan sağlığına zararsız, helal standartlara uygun kumaş ve boya kullanımı.</p>

<p>​İçerik Filtresi: İnanca, ahlaka ve genel nizama aykırı her türlü mesaj, yazı ve sembolün tasarımlardan tamamen ayıklanması.</p>

<p>​Ey imanlı tekstilci!</p>

<p>​Bilesin ki ahlaksız moda kuşatmasına karşı attığın her estetik, kaliteli ve helal adım, bu çağda bir cihad hükmündedir.</p>

<p>​Ya uyuşukluğu bırakıp 2 milyarlık İslam âlemine ve alternatif arayan insanlığa ahlaklı ve helal markalar sunarak bereketleneceksiniz ya da bu fason kafasıyla silinip gideceksiniz!</p>

<p><strong>​Vesselam...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 18:12:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/09/dogan-dag-1790319304.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tesadüf mü, kader mi kumpas mı?</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/tesaduf-mu-kader-mi-kumpas-mi-78939</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/tesaduf-mu-kader-mi-kumpas-mi-78939</guid>
                <description><![CDATA[Tesadüf mü, kader mi kumpas mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAYATIN “RUTİN” AKIŞI VE&nbsp;<br />
DİJİTAL DÜNYANIN “KUSURSUZ” HALİ</span></strong></p>

<p><strong>Hayatımız kendi rutininde tüm aksamaları akıp giderken, kusursuz sandığımız dijital dünyaya her geçen gün daha çok bağlanıyoruz. Hepimiz birer dijital ameleye dönüştük. Bu yoz gidişin sonu nereye varacak sizce?</strong></p>

<p>Ekranlarımızda her şey ne kadar da pürüzsüz, değil mi? Kaydırdığımız parmaklarımızın altında ne bir toz tanesi var ne de kırışık bir koltuk. Herkes hayatının yönetmeni, başrolü. Dijital çağın bizi getirdiği son noktada,<strong> mutsuz olmak bile adeta bir teknik hata gibi algılanıyor; sisteme aykırı bir hareket.</strong></p>

<p><strong>Gerçekten hayatımızın akışı fazla rutin veya olağan mı? Dijital dünyanın kusursuz olduğu palavrasına ne kadar inanmalıyız?</strong></p>

<p>Sabahtan akşama kadar yapay zekanın mucizelerini konuşuyor,<strong> "Acaba makineler bizim yerimize neyi düşünecek?"</strong> diye endişeleniyoruz. Oysa asıl trajikomik olan, makineler düşünürken bizim sadece <strong>"beğenmek"</strong> ve<strong> "kaydetmekle”</strong> yetinen modern birer <strong>dijital ameleye </strong>dönüşmemiz. Evde 13 yaşındaki tekir kediniz haklı bir otoriteyle mama kabının başında sizi süzerken ya da 7 aylık golden cinsi neşeli ve her daim aç bir delikanlı ortalığı birbirine katarken, siz hala piksellerden ibaret bir internet evreninde <strong>"vizyon" </strong>peşindesiniz.<strong> Kedinin o küçümseyici bakışındaki felsefi derinlik, muazzam sunum slaytlarının hiçbirinde yok, yalan mı?</strong></p>

<p>Örneğin, evde hakiki bir canla yaşamak ile dijital dünyadaki konfor alanı arasındaki o devasa uçuruma bakalım. 13 yaşındaki tekir kedinin veya 7 aylık kıpır kıpır bir golden köpeğin sorumluluğunu üstlenmek yerine, tablette sanal bir hayvanla oynamayı, ekran üzerinden evcil hayvan besleyip dijital patilerle huzur bulacağını zanneden bir tip türedi.<br />
Gerçek hayatta o köpeği sokağa çıkartmak, sabahın köründe soğukta yürütmek, patilerini silmek, evin tozunu toprağını sırtlamak gerekir. Ama bizimki ne yapıyor? Yemek siparişi vermek için uygulamalar arasında dakikalarca, hatta saatlerce geziniyor; seçeceği hamburgerin marulunun boyutunu bile inceliyor ama ne evindeki dağınıklığa elini sürebiliyor ne de o canlıların gerçek ihtiyaçlarına vakit ayırabiliyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Dijital Müşkülpesent Halleri</strong></span></p>

<p>İşin en acı komik kısmı da burada başlıyor: Bu profil, sipariş verirken gösterdiği o muazzam, sinir bozucu titizliği ve müşkülpesentliği hayattaki her insani olayda da sergiliyor. Sokaktaki gerçeğe, insan ilişkilerindeki pürüzlere, hayatın o doğaçlama akışına karşı müthiş bir tahammülsüzlük içinde. Her şey klinikte steril, masada kusursuz, ekranda tasarlanmış olsun istiyor. Karşı olduğu her şeyi, her ilişkiyi her düşünceyi kendi normlarına göre ters yüz edilince yaşamaktan, söylemekten geri kalmıyor, üstelik hiç de utanmıyor.<br />
Bir yandan Cambridge'den Londra'ya uzanan hayali senaryolar kuruyor, diğer yandan mahalle bakkalının veresiye defterindeki nostaljik dramayı küçümseyerek beynimizden silmeye çalışıyoruz. Sevdiklerimizi bile “delete” etmeyi düşlüyoruz, lakin henüz o tuşu bulamadık. <strong>Hızlı tüketim kültürü bize öyle bir hız enjekte etti ki, kahvemiz soğumadan hayatımız soğuyor.</strong></p>

<p>Eski zamanlarda köşe yazarları en azından daktilonun o sert tuş sesleriyle dert yanardı. Şimdi klavyemizin sessiz tuşları arasında kaybolurken, ironi de el değiştirdi. Eskiden hayatı ciddiye almazdık ama anı yaşardık; <strong>şimdi hayatı ciddiye alıyormuş gibi görünüp aslında hiçbir şey yaşamıyoruz. Hayatla olan tüm bağımız aslında hiçbir zaman gerçek dost olmadıklarımızdan gelen paylaşımlardan ibaret. Onların vicdan ve dürüstlüğüne kalmış, yaşama dair sezgilerimiz ve kararlarımız.<br />
Ne dersiniz, ekranı kapatıp gerçeğe dönmenin vakti gelmedi mi? En azından kediler bizi olduğumuz gibi kabul ediyor; filtresiz, kusurlu ve tam da insan haliyle.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BİZE YÖN VEREN PARMAKLAR</strong></span></p>

<p><strong>Bir “baş parmak tiranlığının” tahakkümüne girmiş bulunuyoruz. Baş parmağımızın götürdüğü yere gitmek verdiği karara uymak zorundayız.</strong></p>

<p>Dijital dünyada gezinirken en büyük yardımcımız baş veya işaret parmağımız. Çoğumuzun bu parmakları fazla gezinmekten zarar görmüşe benziyor. Tıp literatürüne de bundan kaynaklanan hastalıklar girmiş bulunuyor.</p>

<p>Öte yandan, parmaklar tarihi aslında insanlığın evrim ve iktidar tarihidir zaten. Dönemleri, insan elinin hangi parmağına yüklediği anlamla, hangi parmağını "silah" veya "sancak" yaptığıyla okumak mümkün.&nbsp;</p>

<p>Eski çağlardan bugüne parmakların saltanatına şöyle bir göz atalım dediğimizde; Medeniyetin kaderini başparmak ile işaret parmağının arasına sıkıştırılmış o narin kalem gelir aklımıza. Fikirlerin kâğıda döküldüğü, mürekkebin leke değil imza sayıldığı, daktilonun sert tuşlarında nasır tutmuş parmaklar sanki zihnin bir kalesiydi. O parmaklar sabırla düşünür, yazar ve kalıcı izler bırakırdı.</p>

<p>Sonra gücün parmağı çıktı sahneye; adı ve niteliği ne olursa olsun bu güç, hep birilerini suçlayan, hizaya getiren, aşağılayan "şöyle yapacaksın" diye sallanan o kudretli işaret parmağı... Korkunun ve hiyerarşinin simgesiydi.<br />
Yumruğa dönüşen parmaklar, sevgi için birleşen ellerin parmakları.</p>

<p><strong>Ve Şimdi; Başparmağın Tiranlığı &nbsp;</strong></p>

<p>Peki, bugün neredeyiz? Bugün ne kalemin ağırlığı var ne işaret parmağının tehdidi ne de yumruğun sertliği. Bugün <strong>"Başparmağın</strong>" altın çağını, daha doğrusu saltanatını yaşıyoruz.<br />
Tüm insanlık enerjimizi, irademizi, merakımızı ve hatta sevgimizi tek bir parmağa devrettik:<strong> Sağa kaydıran, sola kaydıran, "beğen" butonuna basan başparmağa.</strong></p>

<p>Artık düşünen beyinler değil, ekranı yukarı aşağı kaydırmaktan hafifçe nasır tutmuş o tek başparmak yönetiyor hayatımızı. Sabah uyanır uyanmaz mesaiye başlayan, akşam yastığa baş koyana kadar ekranı toza dumana boğan o yorulmaz başparmak... Dijital dünyanın hamallığını o yapıyor, ama kredisini algoritma topluyor. &nbsp;Önemsemeden, düşünmeden kullandığımız o baş parmak sayesinde algoritmalar tercih belirliyor, yön çiziyor ve toplum mühendisliğine oynuyor. Başparmağınızın neden olduğu sonuçların farkında mısınız?</p>

<p>Ne ironiktir ki; insanlık uzaya roket fırlatırken, yapay zekanın sırlarını çözerken, başparmağımız şimdi sadece ekrandaki sahte hayatları onaylayan mekanik bir araca dönüştü.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İRAN’A NE OLDU NASIL OLDU?</span></strong></p>

<p><strong>Gerçekten İran’a ne oldu nasıl oldu veya CIA ve MOSSAD nasıl oldu da bu kadar körleşip bölgeye bir kabadayı hediye ettiler. Tesadüf mü, kader mi kumpas mı?&nbsp;</strong></p>

<p>Haziran 2025’te yaşanan 12 günlük savaşta adeta diz çöken İran, bundan yalnızca 8 ay sonra başlayan çatışmalarda tartışmasız bir kaplana dönüştü.<br />
8 ay önce rejimini ve bölgesindeki tüm kazanımlarını kaybetmekle karşı karşıya kalan İran'a ne oldu, nasıl oldu da bu kadar kısa sürede ABD ve İsrail’e kök söktürdü? Dünyanın en gelişmiş istihbarat teşkilatlarına sahip olan CIA ve MOSSAD, nasıl oldu da bu devasa dönüşümü atladı?</p>

<p><strong>Şok Tedavisi ve Beklenmeyen Refleks</strong></p>

<p>Haziran 2025’in o toz duman içinde geçen 12 gününde Tahran’ın üzerinde dolaşan hayalet, sadece patlayan mühimmatların değil, çatırdamakta olan bir rejimin sesiydi. O günlerde dünya kamuoyu ve uluslararası strateji merkezleri İran defterini kapatmış, rejimin kendi iç dinamiklerinin ağırlığı altında ezileceğini ilan etmişti. Ancak tarih, bazen en sert darbeyi yiyen aktörlerin en radikal kabuk değişimine gittiğini yazar.</p>

<p>O kısa süreli çatışma, Tahran için bir "stres testi" işlevi gördü. Konvansiyonel askeri üstünlük yarışını kazanamayacağını ve klasik ordunun hantal yapısının ani şoklara karşı yetersiz kaldığını gören yönetim, köklü bir doktrin değişikliğine gitti. Komuta kademesi tamamen dağınık, hücre tipi ve otonom bir savunma ağına (asimetrik harp ekosistemine) evrildi. Kaybedecek hiçbir şeyin kalmadığı algısı, orduyu ve toplumsal yapıyı çok daha entegre ve agresif bir refleksle kenetledi.</p>

<p><strong>İstihbaratın Büyük Körlüğü: CIA ve MOSSAD Neyi Kaçırdı?</strong></p>

<p>Bu denklemin en çok sorgulanan boyutu ise Batı istihbaratının yaşadığı büyük yanılgı. CIA ve MOSSAD gibi küresel devler, İran’ı en gelişmiş teknolojik izleme araçlarıyla (uydu görüntüleri, sinyal istihbaratı ve siber ağlar) sürekli gözetim altında tutuyordu. Peki, bu iki teşkilat bu büyük metamorfozu neden göremedi?</p>

<p>Cevap, modern istihbaratın en büyük zaafında gizlidir: "<strong>Niyet okuma hatası ve zafer rehaveti." </strong>Haziran 2025’teki zayıf görünüm, istihbarat raporlarında rejimin kalıcı olarak çözüldüğü algısını yarattı. Ancak Batı, İran’ın varoluşsal bir tehdit karşısında nükleer eşiğe göz kırpan adımlarını, yer altındaki kilometrelerce uzunluktaki füze şehirlerini ve gayri-nizami harp kapasitesini bu tahlillerin dışına taşıdığını hesap edemedi. Oyunun kuralları masa başında değil, sahanın altındaki beton tünellerde yeniden yazılırken, istihbarat ekranları eski refleksleri izlemeye devam ediyordu.</p>

<p><strong>Kâğıt Üstündeki Güçten Asimetrik Dirence</strong></p>

<p>Bugün gelinen noktada ABD ve İsrail’in karşılaştığı tablo, sadece füzelerini yenilemiş bir devlet gerçeği değildir. Karşılarındaki güç, kurallı savaşın dışına çıkan, esnek, kaybetme korkusunu aşmış bir<strong> "asimetrik direnç"</strong> mekanizmasıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/08835%20%20WEB.jpg.jpeg" /></p>

<p>İran’ın 8 ay içinde yaşadığı bu dönüşüm, uluslararası ilişkilerde ve askeri stratejide hiçbir rejimin tamamen silinip atılamayacağını; aksine krizlerin, doğru yönetildiğinde en zayıf halkaları bile korkunç birer caydırıcılık unsuruna dönüştürebileceğini kanıtlamıştır. Ancak bütün bu gerçeğe rağmen bir başka olgu da olabilir mi sorusunu ister istemez sormamıza neden oluyor.</p>

<p>O da İran’a ABD ve İsrail eli ile bölgesel bir güç olmasının yolunun açılması olgusu. Yüzlerce yıldır bölgedeki olaylarda şöyle veya böyle rol alan, rol çalan, gizli açık bir oyuncu olan İran, mahallenin istenmeyen kabadayısına dönüştürülmüş bulunuyor. Üstelik “düşmanları” tarafından.<br />
Türkiye’nin yıldızının parladığı bir dönemde bu dönüşüm düşündürücü değil mi?</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BİR BEYAZLAMA HİKAYESİ,<br />
KİMLER BEYAZ TÜRK?</strong></span></p>

<p><strong>Bir Beyaz Türk söylemi sürüp gidiyor. Nedir bu beyazlamanın sebeb-i hikmeti.</strong></p>

<p>Türkiye siyasi ve medya literatürüne<strong> "Beyaz Türkler"</strong> kavramını ilk sokan ve yazılı olarak kullanan gazeteci Ufuk Güldemir. Güldemir, bu kavramı ilk kez 1992 yılında yayımlanan <strong>"Teksas Malatya"</strong> adlı kitabında kullandı. Tanımlamayı 1995’den itibaren yazılarında sıkça kullanarak kavramlaştıran ise Serdar Turgut ve Ertuğrul Özkök oldu. Ama geniş kitlelere yayan, popülerleştiren ve uzun süre köşe yazılarında işleyerek adeta markalaştıran isim olarak Ertuğrul Özkök'ten söz edebiliriz.</p>

<p>O dönem Ufuk Güldemir bu tabiri bugünkü anlamından biraz daha farklı ve eleştirel bir tonda; Turgut Özal'ın iktidara gelişini ve değişim süreçlerini içine sindiremeyen, halktan kopuk, kendilerini ülkenin imtiyazlı sahibi gören kentli elitleri tanımlamak için kaleme almıştı.&nbsp;</p>

<p>Ertuğrul Özkök ise bu kavramı daha sonra sahiplenip (ve hatta kısmen olumlu/imtiyazlı bir yaşam tarzı övgüsüne dönüştürerek) sıkça köşe yazılarında sıkça işledi. Ufuk Güldemir’in yazdığı kitapta Beyaz Türkler, Turgut Özal’ın ve onun etrafındaki kadroların devletin tepe noktalarına gelmesini hazmedemeyen, kendilerini devletin asıl sahibi gören "laik, Batılılaşmış ve iyi eğitimli" kesim olarak tasvir edilir.&nbsp;</p>

<p>Güldemir, bu çevrenin Türkiye’de taşra kökenli veya Kürt kimliğini gizlemeyen bir liderin başbakanlık veya cumhurbaşkanlığı makamında oturmasından duyduğu rahatsızlığı işler. Özal'ın üslubu, şortla asker selamlaması veya ailesinin yaşam tarzı bu elitler tarafından "estetik dışı" ve "avam" bulunarak sürekli eleştirilmişti.&nbsp;</p>

<p>Ufuk Güldemir, Washington temsilciliği yaptığı yıllardan edindiği gözlemlerle, Türkiye’deki bu egemen sınıfı Amerika’nın WASP (Beyaz, Anglo-Sakson, Protestan) olarak anılan aristokratik elitlerine benzetir. Tıpkı <strong>WASP</strong>'ların Amerika'da yeni göçmen gruplara karşı statülerini korumaya çalışması gibi, Türkiye'deki Beyaz Türklerin de bürokratik, askeri ve kültürel imtiyazlarını Anadolu sermayesine ve taşra insanına karşı koruma refleksi gösterdiğini savunur. Güldemir’e göre bu sınıf iyi eğitim almış olmanın getirdiği avantajla, Türkiye’nin yerel ve geleneksel değerlerini küçümseme eğilimindedir. Özal dönemiyle birlikte bu kültürel tahakkümün kırılmaya başlaması, söz konusu kesimde ciddi bir kimlik krizine ve siyasi öfkeye yol açar.&nbsp;</p>

<p>Serdar Turgut ve Ertuğrul Özkök’ün 1995’den itibaren bu kavramı sıkça kullanarak, popülerleştirmeleri ve günlük dilin bir parçası şekline getirmeleri sonucu kavramda anlam kayması olur. Bu tanım, zamanla çok daha geniş bir sosyolojik ve kültürel kutuplaşmanın simgesine dönüşür. Batı tarzı yaşam süren, laik, şehirli, üst veya orta-üst gelir grubundaki kesimleri tanımlamak için kullanılan, hatta kimilerinin övünç kimilerinin ise aşağılama olarak kullandığı esnek bir etiket haline gelir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANEMDEN</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FETÖ’NÜN “RENKLENME” MERKEZİ<br />
SÜLEYMANCILAR<br />
KAAN ARSLAN</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9"><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/kittabul%20%C3%B6rg%C3%BCt.jpg.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></strong></p>

<p><strong>KAYNAK YAYINLARI/2025</strong><br />
Birkaç gün önce savcılığın başladığı bir soruşturma ile gündeme geldi, kitaba konu olan Süleymancılar. Kitabın basım tarihinin ve ele aldığı konuların güncelliği nedeni okuyucularımıza tanıtma gereği duyduk. Haberlerde okuyup veya dinlediğiniz ve merak ettiğiniz hemen hemen her sorunun yanıtı bu eserde yer alıyor.<br />
Haftaya tekrar görüşebilmek ümidiyle esen kalın.<br />
Sarper SAN</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/sar.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 15:26:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Su gibi aziz, şelale gibi çılgın, kanyon gibi vahşi, elma gibi tatlı: Erkenek</title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/su-gibi-aziz-selale-gibi-cilgin-kanyon-gibi-vahsi-elma-gibi-tatli-erkenek-78938</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/su-gibi-aziz-selale-gibi-cilgin-kanyon-gibi-vahsi-elma-gibi-tatli-erkenek-78938</guid>
                <description><![CDATA[Su gibi aziz, şelale gibi çılgın, kanyon gibi vahşi, elma gibi tatlı: Erkenek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’nın Doğanşehir İlçesi’ne bağlı Erkenek Kasabası’nı anlatmak için 10’larca sayfa yazı yazmak mümkün… 500 sayfalık kitap yazsanız yine bitiremezsiniz. O halde uzatmanın bir anlamı yok Erkenek demek su demek, elma, dere, kanyon, şelale demek, serin hava, sert rüzgâr, &nbsp;korku, tehlike, adrenalin, macera demek, piknik, alabalık, içli köfte, gezinti, kafa dinleme, serinleme demek… Ne arasanız var, gezi adına bütün istek ve arzularınızı yerine getirebileceğiniz ender bir doğa, tarım ve gezi mekânı… Soğuk bir memleket ama insanları olanca yardımseverliği ve sıcakkanlılığı ile sımsıcak kalmış… Onu da anlatacağım.&nbsp;</p>

<p>Hepsi bir yana iki şeyi ön plana çıkıyor: Elması ve suyu…&nbsp;</p>

<p>Erkenek soğuk ve sulu bir belde olduğu için tam elma memleketi… Elma iki şeyi çok seviyor: Soğuğu ve suyu… Bu yüzden Doğanşehir’in (Erkenek’in) elması meşhurdur… Sulu ve lezzetlidir, Amasya elmasına kafa tutacak kadar cesurdur. Zaten yöre haklının en önemli geçim kaynağı da elmadır. Dağ, dere, tepe bütün arazi elmalık bahçelerle kaplı… Ve Ağustos ayının sonuna yaklaşmamıza rağmen baktım ki, elma ağaçları yemyeşil, elma rengi de koyu yeşil… Öyle bir canlı ve parlak ki… Tabiata bunun rengini veren Allah’ın buraya bir nimeti olan su ve soğuk hava…&nbsp;</p>

<p>Gelelim suyuna… Bölge ve Türkiye’de paket içme suyunda giderek hakim olmaya başlayan “Erkenek” isimli içme suyu markasından da anlamışsınızdır Erkenek’in suyunun meşhur olduğunu…</p>

<p>Bizim Gündüzbey topraklarında dünyanın en güzel, en temiz, debisi en fazla ve en lezzetli suyunun çıktığını herkes bilir… Akseki eteklerinden çıkan saniyede yaklaşık 3 bin litrelik suyuyla bütün Malatya’yı besliyor. Musluklarımızda şırıl şırıl kaynak su akıyor.&nbsp;</p>

<p>Bu doğru…</p>

<p>Peki Erkenek?</p>

<p>İşte burada duracaksın, herkesin hakkını vereceksin.&nbsp;</p>

<p>Erkenek’in dağından taşından kaynak su fışkırıyor… Adeta su cenneti… Türkiye’deki bütün sular kurusa, sırf Erkenek suyu Türkiye’yi beslemeye yeter. Ama ne su?&nbsp;<br />
Sakaltutan mevkiindeki mesirede gezi arkadaşım Selahaddin-i Eyyübi ile suda ayağımızı en fazla tutma yarışana girdik de, Selahaddin ancak 10 saniye tutabildi, tabi ben Şeyh Hasan’ın oğlu olduğumdan dolayı dakikalarca suda ayağımı tuttum… Bana soğuk tesir etmiyor :)&nbsp;<br />
Buz gibi… Berrak, yumuşak, leziz ve temiz…&nbsp;</p>

<p>O yüzden Erkenek’te daha 1970’li yılların başında HES yapılmış, şimdilerde ise Erkenek suyu fabrikası kurulmuş… Erkenek su fabrikası bölgede ikinci şantiyesini kuruyor.&nbsp;<br />
Erkenek’te hangi mevkiden, ne kadar debide, hangi sular kaynıyor ve bu sular nerede nasıl kullanılıyor, en son nereye dökülüyor, bunları ilerleyen sayfalarda anlatmaya çalışacağım…</p>

<p>Şimdi biz filmi başa saralım ve sabah erkenden kalkıp yola koyulalım… Yazının başında belirttiğim gibi gezi arkadaşım her zamanki gibi Selahaddin Eyyubi… Peki, neden Selahaddin?</p>

<p>Çünkü Selahaddin uyumlu, sorunsuz, ne zaman kalk desem kalkıyor, ne zaman gidelim desem geliyor, doğa ve yeşil tutkunu, gezide bana zorluk çıkarmıyor, doğanın tadını çıkarmasını biliyor, sözümden dışarı çıkmıyor, bana güveniyor ben de ona güveniyorum, ortak bir ruh yakaladık. Kaprisleri yok… Latifeden anlıyor, kafası çalışıyor, sohbet etmesini biliyor, en azından sıkıcı değil…&nbsp;</p>

<p>Gelelim gezimize…</p>

<p>Erkenek, Malatya-Adıyaman sınırının serhat kasabası… Malatya’ya yaklaşık 80 kilometre uzaklıkta ve Adıyaman Gölbaşı sınırında…&nbsp;</p>

<p>Sabah saat 06.30’da Erkenek topraklarına girdiğimizde bizi rehberimiz Mehmet Pörçek karşıladı… Sağolsun, fırında biberimizi, domatesimizi hazırlamış, peynir, zeytinden oluşan güzel bir kahvaltı yaptık sahibi olduğu Karaca Çayevinde… Kendisine yürekten teşekkür ederim.&nbsp;</p>

<p>Rehberimiz Pörçek, Erkenek’te daha çok yer görebilmemiz için verimli ve akıllı bir güzergâh çizdi, grafiksel anlatımı ile Erkenek’i gözümüzün önüne getirdi.&nbsp;<br />
Şimdi siz de bize takılın ve elinizle koymuş gibi gezmeye başlayın.</p>

<p>İlk yer: Sakaltutan…&nbsp;</p>

<p>Erkenek’ten Adıyaman tarafına doğru giderken yaklaşık üç kilometre sonra, karayolu tüneline girmeden, (İnşaat halindeki HES’in yanından) sola dönüyorsunuz. Zaten tabela var, görürsünüz: Sakaltutan mesire 500 metre… Yarım kilometrelik yol toprak yol… Dere sağınıza düşüyor.&nbsp;</p>

<p>Burada, buz gibi bir su kaynıyor. Sakaltutan Mesire’de dere içine masalar yerleştirilmiş, ayağınızı tertemiz buz gibi suya tutup serinliyorsunuz. Tabi ne kadar dayanırsınız bilmiyorum. Bu Ağustos sıcağında burası size ilaç gibi gelir. Etrafınız elma bahçeleriyle dolu, tel örgülerden yola doğru sarkan elmalardan koparıp yiyebilirsiniz, göz hakkıdır, fetva veriyorum. Ya da içinize sinmiyorsa, Erkenek’ten geçerken bir kasa elma alın arabanın bagajına atın!&nbsp;</p>

<p>Burada dışarıdan yiyecek getirebilir, kendiniz mangal yapabilir, tesisten faydalanabilir, çadır açabilir, yukarı dere boyu su kaynağına kadar yürüyüş yapabilirsiniz. Eğer çadır kuracaksınız, yanınıza battaniye almayı unutmayın, gece donabilirsiniz. Çadırın yanında gece ateş yakıp ısınabilirsiniz. (Fakat burası alkollü bir yer, bu sizin için bir sıkıntı yaratır mı yaratmaz mı, sizin taktirinize kalmış…) Ancak bir alt kısımdaki yerde içki yok, orada çayınızı demler, karpuzunuzu keser, pikniğinizi yapabilirsiniz, illa içkisiz bir yer isterseniz tabi… Alternatifi de var.</p>

<p>Sakaltutan mesire sahipleri ağaçların gövdesine yatacak yer yapmış, böcek ve vahşi hayvanlardan korunmak için yüksekte yatıyor, siz de bu duyguyu tatmak için kısa süreli de olsa yatıyormuş gibi yapabilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>Buraya Sakaltutan denmesinin sebebi, şiddetli soğuk ve dondan insanların sakalları donarmış, ondan dolayı… Anlayın işte, burada nasıl bir serin havanın hakim olduğunu…&nbsp;<br />
Okuyucu: “Neyse lafı uzatma, anladık Sakaltutan’ı, sen başka yere götür bizi, bilhassa Erkenek Şelalesi ve Kanyonunu merak ediyoruz, hadi çabuk!”<br />
Peki, tamam kızmayın, gidiyorum.&nbsp;</p>

<p>Sakaltutan mesiresinden, anayola (Malatya-Adıyaman karayoluna) kadar dere içinden yürüyerek (700 metre), suları aşarak indim. Fakat Selahattin, “Ben korkuyorum, ayağım suda donar” dedi ve kendisi arabayla döndü. (Kimse duymasın!)&nbsp;</p>

<p>Anayola çıktıktan sonra tekrar yönümüzü Erkenek tarafına çevirdik, geri döneceğiz merak etmeyin, şelaleye ve kanyona da gideceğiz. Neden Erkenek’e döndük?<br />
Çünkü Erkenek’in hemen üst tarafında başka bir kaynak su daha var… Bu su Akdağ’dan çıkan Akdere suyu… &nbsp;Burada 1970 yıllarında HES yapılmış… Ve bölgenin elektriği buradan sağlanmış… Dağların yamacından kaynayan ve gürül gürül akan kaynak su hem santralı çalıştırıyor hem de yörenin bahçe sulamasında kullanılıyor. Santralın bulunduğu bölgede şimdi pek kullanılmayan küçük bir mesire var. Bu noktadan güzelim Erkenek’i seyredebilir ve kartpostalları aratmayacak görüntüler elde edebilirsiniz.&nbsp;<br />
Santral bölgesini henüz keşfetmeye gelmiştik ki, Allah tarafından, patika yol üzerinde, bahçesine gitmekte olan Mehmet Can isimli 67 yaşlarında emekli bir vatandaş ile karşılaştık.&nbsp;</p>

<p>Bu arada yeri gelmişken sevinçle ifade etmeliyim ki, ben nereye gidersem gideyim, Allah beni hiç rehbersiz bırakmamıştır. Ne zaman sıkışsam, ne zaman bir kılavuza ihtiyaç duysam, bakıyorum ki pat diye karşıma bir adam çıkıyor. Manevi keramet sahibi olmak demek ki böyle bir şey… :)&nbsp;</p>

<p>Mehmet Can amcamız da, çakıl taşlarıyla dolu zorlu ve kötü yoldan dolayı, “Siz arabanızı park edin, benim pikaba binin, arabanıza yazıktır” dedi. İnsanlığa bakar mısınız? İlk defa karşılaştığı tanımadığı şahıslara kim böyle iyilik yapar? Üstelik bizim gibi anarşist görünümlü tipsiz kimselere?&nbsp;</p>

<p>Arabasına attı, rampa ve çakıllı yollardan geçirerek bizi bahçesine götürdü. “Ne bulursanız yiyin” dedi. Elma, kayısı, böğürtlen ve şeftali… Evet, yanlış okumadınız, bu vakitte hâlâ dalında kayısı vardı. Niye? Çünkü Erkenek yüksek yerde, soğuk ve dağlık bölgede…&nbsp;</p>

<p>(Anti parantez: Kuş burnu… henüz daha kızarmamış ama ben hayatımda böyle iri ve canlı kuşburnu görmedim, keşke toplama mevsiminde olsaydık. Çalı diplerinde yetişen c vitamini kaynağı kuşburnu zamanı buraya mutlaka gelin, sırf toplamak için bile değer.)</p>

<p>Evet, tamam, sizi sıktığımın farkındayım, sabırla şelaleyi ve kanyonu bekliyorsunuz. Biz de öyle sabırsız ve heyecanlıyız… Kalbimiz küt küt atıyor. Hatta bir ara kalp atışımın sesleri, arabanın motor sesini bile bastırıyordu. Selahattin, “Arabanın bir yerinden ses geliyor ama…” dedi. Zavallı Selahattin, o sesin kalp atışlarımdan geldiğini anlayamadı.&nbsp;<br />
Tekrar Adıyaman yoluna girdik, yönümüz Erkenek çıkışı… 3-4 kilometre sonra tünel ağzına geliyorsunuz ancak bu sefer sol tarafa Sakaltutan'a değil sağa (Eski, kullanılmayan yola) giriyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>250 metre kadar gittiğinizde… yolun sağında, kuş uçuşu 500 metre kadar uzakta, dağların arasında bir gelin gibi süzülen (ama yanına yaklaştığınızda canavarlaşan) şelaleyi göreceksiniz. Uzaktan bakınca, “Bu ne ki, ben ne şelaleler gördüm” diyebilirsiniz. İşin aslı öyle değil…&nbsp;</p>

<p>Fakat şelale yolculuğuna başlamadan önce, eski yol kenarında kalmış, artık unutulmuş ama hala inadına işletilen, küçük ve eski bir dinlenme yeri göreceksiniz: Can Baba’nın yeri… Asıl adı Cihangir olan Erkenekli, uzun saçlı, ilk bakışta 60 yaşında olduğu anlaşılmayan, tabiatın kucağında yaşadığı için genç kalan, farklı, orijinal bir vatandaş… Bir nevi “Erkenek’in Tarzanı” diyebiliriz. Ne gelen var ne giden ama her an sıcak taze çayı demleniyor. Hoş sohbet birisi… Çayı da mükemmeldi. Tahtadan yapılmış dinlenme yerinin hemen arkası tam bir uçurum, aşağı bakınca ödünüz kopar. Çok fazla rüzgâr olduğu için birazdan inip içinde yürüyeceğimiz derenin sesi bize kadar ulaşmıyor.&nbsp;<br />
Pekiiii, şelaleye nasıl gideceğiz?</p>

<p>İşte burada zorluklar başlıyor. Çünkü şelalenin tam önüne HES yapılıyor… Tek çıkış yolunu kapamış… İnşaat çok büyük ve dereyi tamamen işgal etmiş… Şelaleye gitmek için önce HES engelini aşmanız lazım, biz kolay aştık çünkü hem Şeyh Hasan’ın oğluyum hem de gazeteci… Başka türlü gidemezsiniz, ya da özel bir rehber tutup, şelalenin arkasından dolanıp gelmeniz lazım ki, o yol hangi yol, bilemezsiniz ve Erkenek dağlarında kesin kaybolursunuz.&nbsp;</p>

<p>Kollarımızı sıvayıp, “Ya Allah Bismillah” deyip, keskin bir uçurumun başından aşağı dereye doğru inmeye başladık. Beton harç dökülmüş patika yoldan inip dereyi geçip HES sınırlarına girdik. Bir bekçi koşarak geldi. Bizi görünce hemen “Kusura bakmayın, siz miydiniz?” dedi ve “Buyrun geçin!” Biz hiçbir engel tanımayız.&nbsp;</p>

<p>Bu sefer bizi şelaleye götürecek olan patika yola girdik. Şöyle yaklaşık 300 metre kadar tırmandıktan sonra (Aman dikkat, ayağınız bir kaysa doğruca uçuruma…) patika yol ikiye ayrılıyor, biz solu aşağı doğru inen tarafı tercih ettik, sağa ve yukarı doğru çıkan yol nereye gidiyor, bilemedik.</p>

<p><br />
Yanınıza su almaya gerek yok, çünkü patika yol boyunca hep kaynak su ile karşılaşacaksınız. Zaten Erkenek’in her tarafında adım başı kaynak su… Allah verdikçe vermiş…<br />
En sonunda şelalenin döküldüğü göle ulaştık… Çok şükür. Şimdi nasıl anlatmalı, bilmiyorum ki? Bir insanın sevgilisine kavuşurken duyduğu hazzı bilir misiniz? Belki de böyle bir duygu… Benzer bir hissi Artvin’in Arhavi İlçesi’ndeki Mençuna Şelalesi’nde duymuştum.&nbsp;</p>

<p>Şelale, kayalık dağın tam içinden bir canavarın ağzından çıkan lavı andırıyor. Yaklaşık 90 metreden aşağıya, gölün içine dökülüyor. Göle girebilirsiniz, hatta dökülen yere kadar yüzebilirsiniz ama altına girebilir misiniz? Sanmıyorum. Çünkü ben deneyemedim. Su öyle yüksekten ve sert akıyor ki, sizi ya parçalar ya da alıp kayanın birine fırlatır.&nbsp;<br />
Ben hemen göle daldım, zaten yorulmuşum, terlemişim… Kim tutabilir ki? Buz gibi suyun içinde dakikalarca ayağımı tutacak dayanıklılığa sahip olmama rağmen bu suyun içinden dalar dalmaz çıkmak zorunda kaldım. Şelalenin gölünde yüzmek… Aman Allahım ne tatlı bir rüya! (Laf aramızda bizim Selahattin üşendi, belki de korktu, bilemem… Suya girmeyi bırak ayağını bile sokmadı. Sakın Selahattin’e söylemeyin)</p>

<p>Şelale’nin suyu, dere ağzında, HES’in yapıldığı yerde yukarıdan gelen Sakaltutan suyu ile birleşiyor ve iyice azgınlaşıyor. Şimdi şelale suyunu ve deresini takip ederek tekrar geldiğimiz yönden aşağı indik.&nbsp;</p>

<p>Bitti mi?</p>

<p>Bitmedi. Sırada kanyon var… Şelale ve Sakaltutan suyunun birleşerek aktığı, yaklaşık 2,5 kilometrelik dünyanın en heyecan verici kanyonu var. Selahattin önce çekindi, karşıdan karşıya geçmeye gözü kesmedi, ona cesaret verdim ve manevi yönden tutup karşı tarafa aldım. Hep suyun sığ aktığı ve mümkünse kuru bölgelerini takip ederek yürüdü. Ben ise azgın suların akışına bıraktım kendimi… Hayatta ne kaybedecek he de kazanacak bir şeyim vardı. Selahattin öyle değil ki, hele ne hayalleri var çocuğun…&nbsp;<br />
Fakat Allah’ı var, hakkını yemeyelim, bu geziye, çektiği videolar ve fotoğraflarla büyük katkıda bulundu. Emeğini inkâr eden nankör olur.&nbsp;</p>

<p>Macera arayan ve adrenalin yaşamak isteyenler Erkenek Kanyonu’nda unutulmaz ve heyecan verici anlar yaşar. Fotoğraf tutkunları da kuşların yuva yaptığı, bazen gökyüzünün görünmediği, derin boşlukların bulunduğu, bu ıssız ve ayak değmemiş bakir kanyonda çok güzel kareler çekebilir.&nbsp;</p>

<p>Biz doğrusunu isterseniz, kanyonu baştan sona gezemedik, HES’ten başlayarak yaklaşık 200 metre kadar gittik. Çünkü Selahattin’in işleri varmış erken dönmek zorunda kaldık. Ama gördük mü gördük, kanyon ve şelale heyecanını yaşadık mı yaşadık. Yeter.&nbsp;</p>

<p>Fakaaaaat her güzelliğin ve gezinin, çılgınca kendini derelere atmanın bir bedeli vardır. Bu bedel, sıcağı sıcağına belli olmuyor. Eve gidince, vücudum soğuyunca üzerimdeki ağrılar ve sızıları hissetmeye başladım. Ellerimdeki çizikler de neyin nesi, aaa ne zaman çıktı? Ya ayaklarımdaki kanamalar, peki ya dizimdeki morluklar… Meğer canım ne kadar yanmış da haberim yokmuş…&nbsp;</p>

<p>Sonra Selahattin’i aradım, dedim ki; “Parmağımı kımıldatacak halim kalmamış…” Ne dese beğenirsiniz, “Ben sana delisin dedim de inanmıyorsun” Eeee buraları gezmek ve tadını çıkarmak için biraz deli olmak lazım. Halbuki benim kadar olmasa da kendisi de deli. Deli olmasa deliyle gezer mi?&nbsp;</p>

<p>İşte Erkenek, işte mesireler, işte dereler, kaynak sular, şelaleler ve kanyonlar… Burası Malatya’nın hiç bilinmeyen, keşfedilmeyi bekleyen bakir güzellikleri… Bırakın yabancı ya da yerli turistleri, Malatya’nın öz halkı Erkenek’i ne kadar biliyor, kaç kişi gelmiş de bu doğa harikası yerleri gezmiş. 22 ülke, 66 şehir gezmiş bir seyyah olarak ben bile yeni geldiğime göre… varın siz düşünün.&nbsp;</p>

<p>Hiç zaman kaybetmeyin, hemen atlayın gelin, Erkenek bağrında yaşattığı Allah’ın bahşettiği muhteşem güzellikler barındırıyor.&nbsp;</p>

<p>Artık gün bitiyor ve biz Erkenek’i arkada bırakıp Malatya’ya dönüyoruz. Döndük mü? Hayır. Malatya’ya dönerken yol üzerindeki Sürgü Takaz’a uğramadan, dünyanın en güzel alabalığını yemeden gidersek herkes bize ne der? İşte o zaman deli der.&nbsp;<br />
Tadı damağımızda kalan alabalık, tadı hayalimizde kalan kanyon ve şelale macerasıyla bir gezimizi daha tamamladık. Teşekkürler Erkenekli dostlar, teşekkürler Mehmet Pörçek…</p>

<p>(Notlar: Erkenek’in kuru fasulyesi de meşhurdur.&nbsp;<br />
Ayrıca Su fabrikasına gelen suyun kaynağının olduğu Körç Deresi’nin hemen başında Battalgazi’nin oğlu Hüseyin Gazi’nin ziyaret mezarının olduğu söyleniyor.)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 08:31:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mekke İttifakının İlk Meyveleri mi?</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/mekke-ittifakinin-ilk-meyveleri-mi-78937</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/mekke-ittifakinin-ilk-meyveleri-mi-78937</guid>
                <description><![CDATA[Mekke İttifakının İlk Meyveleri mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hakan Fidan'ın Kahire'deki sözleri, Kushner'ın Mısır'da Hamas'la görüşmesi ve ardından Netanyahu'nun kapısını çalması bize ne anlatıyor?</p>

<p>Mekke'de imzalanan savunma anlaşmasının üzerinden daha çok kısa bir zaman geçti.</p>

<p>Fakat bugün yaşanan bazı gelişmelere baktığımda, bu anlaşmanın daha şimdiden ilk meyvelerini vermeye başladığını düşünüyorum.</p>

<p>Belki de önümüzdeki günlerde çok daha fazla konuşacağımız bir gelişmenin eşiğindeyiz.</p>

<p>Birkaç gün önce Hakan Fidan Kahire'de çok dikkat çekici bir cümle kurdu:</p>

<p>“Washington, İsrail'e baskı yapmazsa Türkiye, Mısır ve Katar radikal adımlar atmak zorunda kalabilir.”</p>

<p>Bu cümle söylendiği anda belki birçok kişi üzerinde fazla durmadı.</p>

<p>Ama bugün yaşananlara arka arkaya baktığımızda, Fidan'ın sözlerinin ağırlığı daha iyi anlaşılıyor.</p>

<p>Çünkü Hakan Fidan artık yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı olarak konuşmuyor.</p>

<p>Onun arkasında 7 Ağustos'ta Mekke'de imzalanmış, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ı aynı savunma mekanizması içinde buluşturan yeni bir yapı var.</p>

<p>Bu anlaşmanın temel mantığı açık:</p>

<p>Birine yönelik silahlı saldırı, diğerlerine yapılmış saldırı olarak değerlendirilecek.</p>

<p>Yani mesele sadece diplomatik bir iyi niyet metni değil; ortak savunma ve caydırıcılık mekanizması oluşturma iradesidir.</p>

<p>Türkiye de açıkça bunun bir savaş ittifakı olmadığını söylüyor.<br />
Bu bir müdafaa ittifakıdır.<br />
Bir savunma paktıdır.<br />
Bir savaş arama mekanizması değildir.<br />
Hiçbir devlet, hiçbir millet savaşı ilk seçenek olarak istemez.</p>

<p>Ancak şunu da görmezden gelemeyiz:</p>

<p>Savunma ittifakları, gerektiğinde savaşabilecek bir caydırıcılık gücü oluşturmak için kurulur.</p>

<p>Caydırıcılığın anlamı da zaten budur.<br />
“Bize saldırmayın. Çünkü saldırırsanız yalnız olmayacağız.”</p>

<p>Mekke Anlaşması'nın asıl stratejik anlamı burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bu üç ülkenin siyasi, ekonomik, askerî ve stratejik ağırlıkları bir araya geliyor.</p>

<p>Türkiye'nin güçlü ordusu ve savunma sanayii...<br />
Pakistan'ın askerî kapasitesi ve nükleer gücü...<br />
Suudi Arabistan'ın ekonomik ve siyasi ağırlığı...</p>

<p>Bunlar bir araya geldiğinde ortaya yeni bir bölgesel denge çıkıyor. Üstelik bu yapı gelecekte başka ülkelerin katılımına da açık.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın açıklamalarında özellikle Mısır'ın adı zikredildi.<br />
İşte asıl kritik noktalardan biri de burada.<br />
Çünkü Türkiye aynı anda iki ayrı denklemde yer alıyor.</p>

<p>Bir tarafta:<br />
Türkiye – Suudi Arabistan – Pakistan, savunma ve caydırıcılık mekanizması...<br />
Diğer tarafta:<br />
Türkiye – Mısır – Katar, Gazze'deki arabuluculuk mekanizması...</p>

<p>Bu iki denklem Türkiye'de birleşiyor.</p>

<p>İşte Hakan Fidan'ın Kahire'deki sözünü bu nedenle yalnızca bir Dışişleri Bakanı'nın diplomatik açıklaması olarak okumak eksik kalır.</p>

<p>Bu sözün akabinde ne oldu?</p>

<p>Amerikan Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Jared Kushner Mısır'a geldi.</p>

<p>Kushner, Kahire'de Hamas lideri Halil el-Hayya ile görüştü.</p>

<p>Üstelik bu sıradan bir temas değildi.</p>

<p>Gazze'deki ateşkes planının ilerletilmesi ve Hamas'ın silahsızlandırılması gibi son derece kritik konular masadaydı. Görüşmenin ardından Kushner İsrail'e geçti ve Benjamin Netanyahu ile görüştü.</p>

<p>Şimdi burada olayların sıralamasına dikkat etmek gerekiyor.</p>

<p>Önce Hakan Fidan Kahire'de diyor ki:<br />
“Washington, İsrail'e baskı yapmazsa Türkiye, Mısır ve Katar radikal adımlar atmak zorunda kalabilir.”</p>

<p>Ardından Amerikan tarafının önemli isimlerinden biri Kahire'ye geliyor. Hamas'la masaya oturuyor.</p>

<p>Arabulucuların bulunduğu bir ortamda görüşmeler yapılıyor.</p>

<p>Sonra İsrail'e gidiyor.<br />
Netanyahu ile görüşüyor.<br />
Ve Gazze dosyasını İsrail tarafıyla yeniden masaya yatırıyor.</p>

<p>Ben burada “Fidan konuştu, Kushner emir üzerine harekete geçti” demiyorum. Ama şunu söylemek mümkündür:</p>

<p>Bölgedeki baskı dengesi değişiyor.<br />
Washington bunu görüyor.<br />
İsrail bunu görüyor.<br />
Bölge ülkeleri bunu görüyor.</p>

<p>Ve belki de en önemlisi, Gazze meselesinde bugüne kadar ayrı ayrı hareket eden bölgesel aktörlerin artık çok daha güçlü bir koordinasyon zemini oluşuyor.</p>

<p>Burada Mekke Anlaşması'nın zamanlaması da önem kazanıyor.</p>

<p>Anlaşma 7 Ağustos'ta imzalandı.<br />
Çok kısa süre sonra Gazze dosyasında diplomatik hareketlilik yeniden hızlandı.</p>

<p>Elbette bu iki gelişme arasında doğrudan bir “talimat-emir” ilişkisi kuramayız.<br />
Ama siyasi atmosferin değiştiğini söylemek mümkündür.</p>

<p>Çünkü Washington artık şunu hesaba katmak zorunda:<br />
Gazze meselesi sonsuza kadar dondurulamaz.<br />
İsrail'in istediği gibi süreç sürekli ertelenemez.<br />
Bölge ülkeleri de bütün meselelerde Washington'ın kararını beklemek zorunda değildir.</p>

<p>İşte Mekke İttifakı'nın stratejik önemi burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bu ittifakın ilk amacı savaş değil, caydırıcılıktır.</p>

<p>Fakat caydırıcılığın güçlü olabilmesi için arkasında gerçek kapasitenin bulunması gerekir.</p>

<p>Türkiye var.<br />
Pakistan var.<br />
Suudi Arabistan var.<br />
Ve gelecekte Mısır gibi başka ülkelerin de bu yapıya dahil olma ihtimali var.&nbsp;</p>

<p>İsrail'in bu gelişmeden rahatsız olması da tesadüf değildir.<br />
İsrail tarafında anlaşmanın endişe verici bulunduğuna ilişkin açıklamalar var.<br />
Çünkü İsrail yalnızca üç ülkenin bir belge imzaladığını görmüyor.</p>

<p>Karşısında Türkiye'nin askerî kapasitesini ve savunma sanayiini,<br />
Pakistan'ın askerî ve nükleer gücünü,<br />
Suudi Arabistan'ın ekonomik ve siyasi ağırlığını,<br />
Ve bütün bunların ortak bir savunma çerçevesinde birbirine yaklaşmasını görüyor.</p>

<p>Üstelik Mısır'ın gelecekte bu yapıya dahil olması ihtimali, denklemi daha da değiştirebilir.</p>

<p>Ama İsrail’den önce bu anlaşmaya İran sözcülüğünü yapan içimizdeki hainler karşı çıkıyor. Bu anlaşma İran’a karşı yapılmıştır diyerek hem halkı yanlış bilgileriyorlar, hem de &nbsp;İran’a güç devşirip, güçlü göstermeye çalışıyorlar. Bu da bir mecusi oyunudur, İsrail'den habersiz yapılmıyordur.&nbsp;</p>

<p>Şimdi bütün bunları Gazze ile birlikte düşünelim.</p>

<p>Türkiye, Mısır ve Katar Gazze'de arabulucu.<br />
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ise artık ortak savunma ve caydırıcılık mekanizması içinde.<br />
Bu iki hattın kesiştiği nokta ise Türkiye.</p>

<p>Dolayısıyla Hakan Fidan'ın Kahire'deki sözünün siyasi ağırlığı burada ortaya çıkıyor.</p>

<p>Fidan'ın Washington'a verdiği mesajı şöyle okumak mümkündür:<br />
“Gazze'nin çözümünde ihtiyaç duyduğunuz arabulucular biziz. Fakat biz artık birbirinden kopuk, tek tek hareket eden ülkeler değiliz.”</p>

<p>Bu çok önemli bir değişimdir.</p>

<p>Çünkü mesele yalnızca Gazze değildir.<br />
Mesele, Ortadoğu'nun gelecekte nasıl şekilleneceğidir.</p>

<p>Amerika bölgedeki güvenlik mimarisinin merkezinde kalmaya devam edecek mi?<br />
Yoksa bölge ülkeleri kendi güvenlik mekanizmalarını mı oluşturmaya başlayacak?</p>

<p>Mekke Anlaşması, bana göre bu ikinci ihtimalin artık ciddi biçimde masaya geldiğini gösteriyor.</p>

<p>İran savaşı sonrasında ortaya çıkan tablo da bu süreci hızlandırmış görünüyor.</p>

<p>Bölge ülkeleri, güvenliklerini yalnızca dışarıdan gelecek garantilere bağlamanın yeterli olmadığını daha açık biçimde görüyor.</p>

<p>Ve kendi aralarında yeni mekanizmalar oluşturuyorlar.</p>

<p>Bu yüzden Mekke Anlaşması'nı sadece Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanmış bir savunma anlaşması olarak görmek yanlış olur.</p>

<p>Bu anlaşma aynı zamanda:</p>

<p>“Bölge kendi güvenliği konusunda daha fazla söz sahibi olmak istiyor.” mesajıdır.</p>

<p>Şimdi Gazze'ye tekrar dönelim.</p>

<p>Kushner'ın Kahire'de Hamas'la görüşmesi ve ardından Netanyahu ile masaya oturması, Gazze dosyasının yeniden hareketlenebileceğini gösteriyor.</p>

<p>Üstelik görüşmelerde ateşkes, İsrail'in çekilmesi, Hamas'ın silahsızlandırılması, Gazze'nin yönetimi ve yeniden imarı gibi temel başlıklar yeniden tartışılıyor.</p>

<p>Bütün bunlar henüz sonuçlanmış bir anlaşma anlamına gelmiyor.</p>

<p>Netanyahu'nun hâlâ ciddi itirazları var.<br />
Hamas'ın da kendi şartları var.</p>

<p>Dolayısıyla burada erken bir zafer ilan etmek doğru değildir.</p>

<p>Ama diplomatik hareketliliğin kendisi bile önemlidir.</p>

<p>Çünkü bazen siyasette sonuçtan önce hareketin kendisi mesaj verir.</p>

<p>Ve bugün verilen mesaj şudur:<br />
Gazze dosyası yeniden masada.<br />
Belki de daha önemlisi, bu masada bölge ülkelerinin ağırlığı giderek artıyor.</p>

<p>İşte asıl dikkat çekmek istediğim nokta budur.</p>

<p>Mekke Anlaşması'nın meyveleri belki de ilk olarak cephede değil, diplomasi masasında görülmeye başlanıyor.</p>

<p>Çünkü güçlü savunma ittifaklarının en büyük başarısı savaşmak değil, savaşı önleyebilecek bir caydırıcılık oluşturabilmektir.</p>

<p>Bizim temennimiz de budur.</p>

<p>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın oluşturduğu bu yapı hiçbir zaman savaşa ihtiyaç bırakmayacak kadar güçlü bir caydırıcılık mekanizmasına dönüşsün.</p>

<p>Ama gerektiğinde de üyelerinin güvenliğini koruyabilecek kapasitede olsun. Çünkü savaş, herkesin en son isteyeceği şeydir.</p>

<p>Fakat barışın kıymetini artıran şey, gerektiğinde kendini savunabilecek güce sahip olmaktır.</p>

<p>Bugün Gazze'de yaşanan diplomatik hareketlilik bize şunu gösteriyor olabilir:</p>

<p>Bölge ülkeleri artık sadece kendilerine biçilen rolü oynamak istemiyor.<br />
Kendi güvenliklerini,<br />
Kendi geleceklerini,<br />
Kendi coğrafyalarının meselelerini, daha fazla kendileri belirlemek istiyor.<br />
Ve belki de Mekke'de atılan imzanın asıl anlamı tam olarak budur.</p>

<p>Ya bölgenin sorunlarının çözümünde bölge ülkeleriyle birlikte hareket edeceksiniz!<br />
Ya da bölge ülkeleri, kendi sorunlarını çözebilecek siyasi ve stratejik araçları kendileri oluşturmaya başlayacak!</p>

<p>Gazze'de önümüzdeki günlerde bunun yeni işaretlerini görmemiz mümkün.</p>

<p>Temennimiz, bu hareketliliğin Gazze'de akan kanın durmasına, katil İsrail saldırılarının sona ermesine, kalıcı bir ateşkese ve Filistin halkının yeniden ayağa kalkmasına vesile olmasıdır.</p>

<p>Eğer bu gerçekleşirse;<br />
Mekke'de kurulan savunma ittifakının ilk meyvesi Gazze'de alınmış olacaktır.</p>

<p><strong>Fî Emânillah&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 15:43:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
