<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Malatya Haber, Malatya Haberi, Malatya Son Dakika Haberleri</title>
        <link>https://www.malatyatime.com/</link>
        <description>Malatya haberleri, son dakika Malatya haberleri, Malatya bölgesel ve yerel haberler, Malatya Time&#039;da</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>15 Temmuz: Bir Doğum Günü Tefekkürü</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/15-temmuz-bir-dogum-gunu-tefekkuru-78902</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/15-temmuz-bir-dogum-gunu-tefekkuru-78902</guid>
                <description><![CDATA[15 Temmuz: Bir Doğum Günü Tefekkürü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İhanetin Gölgesinde Diriliş...</p>

<p>15 Temmuz, bugün benim doğum günüm..</p>

<p>Ve dahi Emekli olduğum gün ...</p>

<p>Ama 15 Temmuz 2016 ise benim Sakarya Camili'de vilayet önünde kıyam gecem oldu...</p>

<p>İlahi bir güç Şevki ile adeta bir feraset atı şehadet aşkı ile meydanlara koşuyorduk...&nbsp;</p>

<p>Her insanın takviminde, hayatının rotasını belirleyen, ruhuna bir nişan gibi işlenen günler vardır.&nbsp;</p>

<p>İşte bu kıyam gecesi o günlerden biri idi...</p>

<p>Kimi için bir başarı, kimi için bir kavuşma günüdür bunlar.&nbsp;</p>

<p>Benim için 15 Temmuz ise hem ömrümün en şahsi dönüm noktası olan emeklilik günümü hem de bu necip milletin üzerine çökmeye çalışan en büyük karanlığı, ihanetin o en koyu tonunu temsil ediyor.&nbsp;</p>

<p>Doğduğum gün ile vatanımın diriliş gününün aynı takvime yazılması, benim için sadece bir tesadüf değil, ömrümün kalanını bir nöbet ve şükür bilinciyle geçirmem için verilmiş ilahi bir sevkediştir...</p>

<p>Ve Tefekkür!<br />
Acıtan hali ile...</p>

<p>Aldatılmışlığın Acı Anıları...</p>

<p>Geriye dönüp baktığımızda, hafızamız bizi o masum günlerin sarı loşluğuna götürüyor.&nbsp;</p>

<p>Nur topu gibi gençler...</p>

<p>Muhitimizde, çevremizde...<br />
Birikmeye başladı...</p>

<p>Sanki aynı tornadan çıkmış gibi...</p>

<p>Tek tip idi bu gençler...</p>

<p>Mahallemizde, ailemizde her yerde karşımıza çıkan bu pırıl pırıl gençler, nazik ve saygılı öğrenciler, gençler, &nbsp;hızla biriktiler hayatımızda...</p>

<p>Bu gençler;<br />
İnsanın içini ısıtan bir gayretle derslerine çalışır, geleceğin teminatı gibi görünürlerdi.&nbsp;</p>

<p>İmrendik, sevdik, güvendik. "Zekât" dediler malımızı, "kurban" dediler kurbanımızı, "deri" dediler emelimizi teslim ettik.&nbsp;</p>

<p>Gözümüzün nuru evlatlarımızı, daha iyi bir eğitim alacaklar, vatanına milletine hayırlı birer nefer olacaklar ümidiyle o dershanelerin, o okulların kapısından içeri emanet ettik.</p>

<p>Fakat biz, ilmik ilmik örülen bir "zombileşme" operasyonunun farkında değildik.&nbsp;</p>

<p>Kendi öz evlatlarımızı, bizden koparıp bir başka iradenin kuklası haline getiren o sinsi mekanizma, evlerimizin içinden, sofralarımızın başından sızdı.&nbsp;</p>

<p>Biz, huzurla uyurken, onlar bakanlıklarda, genel müdürlüklerde, ordunun mahreminde, emniyetin ve maliyenin kalbinde, devleti içeriden çürüten bir kanser hücresi gibi çoğaldılar.&nbsp;</p>

<p>Meğer biz, "Devletimiz var" derken, farkına varmadan bir "FETÖ devleti" kuşatması altındaymışız.</p>

<p>İlahi Bir Müdahale ve Feraset Şafağı...</p>

<p>Ancak unutulan bir hakikat vardı:&nbsp;</p>

<p>Bu şüheda yurdunun sahibi, hoca görünümlü kardinallere teslim edilmeyecek kadar azizdir. Allah’ın da bir hesabı, bir muradı vardı.&nbsp;</p>

<p>O gece, bir ilahi emredişle bu milletin feraset pencereleri sonuna kadar açıldı.</p>

<p>Sapan taşlarıyla F-16’lara kafa tutan o cesur yürekler, Çanakkale’nin, Gelibolu’nun aziz ruhunu 15 Temmuz’un karanlığına bir meşale gibi taşıdı.&nbsp;</p>

<p>O gece, o sözde hoca ve müritleri, bir lağım faresi gibi kuyruğundan yakalandı ve tarihin çöplüğüne mahkûm edildi.&nbsp;</p>

<p>Unutulmamalıdır ki!<br />
O gün, kafası ezilen o yapı, ininin en karanlık köşelerine sinip, kripto moduna geçtiler...</p>

<p>Ancak ne yazık ki eniklerinin çıkacağı yılan yumurtalarını kilit yerlerin kuytularında bıraktılar!</p>

<p>"Ak Kıl İçinde Ak Domuz Kılı" ve Güncel Tehditler<br />
Bugün en büyük tehlike, o günün dehşetini unutmak ve "normalleşme" kisvesi altında bu sinsi yapının sızma girişimlerine göz yummaktır.&nbsp;</p>

<p>Bu habis yapı,<br />
örgüt elebaşının ölümünün ardından tehdit bitmemiştir; aksine yapı, paravan şirketler, sosyal gruplar ve dijital hatlar üzerinden kamufle olarak "güncel yapılanma" faaliyetlerini sürdürmektedir.&nbsp;</p>

<p>Bunlar!...</p>

<p>"Kendilerine yeni gizli finansal kaynaklar bulmaya çalışan, 'kripto' unsurları üzerinden yeniden toparlanma hayalleri kuran" bu şebeke, devleti dışarıdan değil, içeri sızarak kendi gücüyle yıkmaya çalışmaktadır.</p>

<p>Köy tavuğunun altındaki yılan yumurtası gibi, &nbsp;bu necipilletin şefkatli kanatları altında "masum ve sevimli" bir çehreyle saklanan o yılan enikler, bugün fırsat kolluyor.&nbsp;</p>

<p>Aman dikkat!</p>

<p>Kimi akl-ı evvellerin sinsi telkinleriyle, Ömer Halisdemirlerin şahadetini unutturmaya; o yapıyı "masum" göstermeye çalışan sesler yükseliyor.&nbsp;</p>

<p>Hayır!&nbsp;</p>

<p>Bugün her zamankinden daha dikkatli olma günüdür.&nbsp;</p>

<p>Bakan Gürlek'in de belirttiği üzere, "mücadelemiz son kripto unsur temizlenene kadar" sürecektir.&nbsp;</p>

<p>Bizler de kılı kırk yaran bir dikkatle; ak kılın içinde, o sinsi "ak domuz kılını" ayırt edecek bir ferasetle hareket etmek zorundayız.</p>

<p>Bir Tefekkür ve Ahit...</p>

<p>Doğum günümü, sadece şahsi bir yıl dönümü olarak değil; ihanetin, ferasetin ve dirilişin muhasebesini yaptığım bir "vatan nöbeti" olarak görüyorum.&nbsp;</p>

<p>15 Temmuz, sadece o gece verilen bir mücadele değil; vatanın bağımsızlığına, milletin iradesine ve mukaddesatına ebediyen sahip çıkma ahdidir.&nbsp;</p>

<p>Bizler, köklerimizden aldığımız irfanla medeniyetimizin kadim değerlerini kuşanmalı, nesillerimizi bu sinsi tehditlere karşı korumalı ve o geceki nöbet ruhunu her daim diri tutmalıyız.</p>

<p>Ya Rabb! Bu şüheda yurdunu alçaklara yurt yapma, onlara fırsat verme.&nbsp;</p>

<p>Bizleri ferasetten, izandan ve cesaretten ayırma.&nbsp;</p>

<p>Ömrümün yeni yaşında, bu vatanın bir ferdi olarak, son nefesime kadar bu mukaddes nöbetin bilincinde olmayı bana nasip eyle.</p>

<p>Selam ve muhabbetle...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 08:21:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Biz Niçin Varız?</title>
                <category>Mustafa Akdemir</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/biz-nicin-variz-78901</link>
                <author>mustafaakdemir@malatyatime.com (Mustafa Akdemir)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/biz-nicin-variz-78901</guid>
                <description><![CDATA[Biz Niçin Varız?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan bazen durmayı, durup düşünmeyi unutuyor.</p>

<p>Koşuyor, yetişiyor, hesap yapıyor, kazanıyor, kaybediyor… Fakat bütün bu telaşın içinde en önemli soruyu çoğu zaman kendine sormuyor:</p>

<p>"Ben niçin varım?"</p>

<p>Fakat İnsan, bir gün mutlaka bu soruyla baş başa kalıyor. Bazen yıldızlı bir gecede gökyüzüne bakarken, bazen bir hastane odasında, bazen de bir mezar taşının önünde... O soru usulca gelip zihnin kapısını çalıyor: "Bütün bunlar neden var?"</p>

<p>Modern dünya bu soruya çoğu zaman sağladığı fayda üzerinden cevap arıyor. Ağaç oksijen ürettiği için, arı bal yaptığı için, güneş ısı verdiği için önemli görülüyor. Elbette bunlar doğru. Ama acaba bütün kâinatın anlamı yalnızca bize hizmet etmekten mi ibaret? Onlar insana hizmet için varsa insan niçin var?</p>

<p>Bir ressam düşünün. Günlerini vererek muhteşem bir tablo yapıyor. O tabloyu yalnızca duvarı kapatsın diye mi çizer? Bir bestekâr senfonisini sadece birkaç dakikalık sessizliği doldursun diye mi yazar? Elbette hayır. Sanatkâr eserinde kendini anlatır. Güzelliğini gösterir. Hünerlerini paylaşır ve sanatının şuur sahipleri tarafından görülmesini ve takdir edilmesini ister.&nbsp;</p>

<p>Kâinata da böyle bakmayı denediğimizde bambaşka bir manzara çıkıyor karşımıza.</p>

<p>Her çiçek, her kelebek, her yıldız, hatta bir kar tanesi bile sanki "Beni yaratanı tanı." diyen sessiz bir cümleye dönüşüyor. Varlıklar sadece kendileri için yaşamıyor; kendilerinden daha büyük bir hakikati gösteriyorlar.</p>

<p>İşte bu yüzdendir ki, yaratılışın en büyük gayesi Marifetullah'tır; yani Allah'ı tanımak. O'nu isimleriyle, sıfatlarıyla, eserleriyle bilmek... Ardından da bu tanımanın tabiî neticesi olan kulluk ve ibadet...</p>

<p>Bu bakış açısıyla insan, artık kâinatın tüketicisi değil; onun okuyucusu oluyor.</p>

<p>Aslında dünya, baştan sona okunmayı bekleyen dev bir kitap gibi... Dağlar satır, nehirler cümle, ağaçlar kelime, çiçekler ise rengârenk harfler... Hepsi aynı hakikati farklı dillerle anlatıyor.</p>

<p>İnsan da bu kitabın tek okuyucusu değil. Melekler ve cinler gibi diğer şuurlu varlıklar da bu büyük sergiyi seyrediyor. Fakat insana ayrı bir vazife verilmiş. Gördüğü güzellikleri fark etmek, onları anlamlandırmak ve başkalarına da anlatmak...</p>

<p>İnsanın "eşref-i mahlûkat" oluşunun sırrı burada gizli.</p>

<p>Peki ya bizim günlük hayatımız?</p>

<p>Yemek yemek, çalışmak, kazanmak, üretmek, dinlenmek... Bunlar elbette hayatın bir parçası. Fakat bütün bunlar, yaratılışın en büyük amacı değil. Ağacın meyve vermesi, ineğin süt vermesi, toprağın ürün yetiştirmesi... Bunların hepsi güzel hikmetler. Ama asıl gaye bunların arkasındaki Sanatkârı tanımaya vesile olmaları.</p>

<p>Çünkü bir çiçeğin en büyük vazifesi yalnızca güzel kokmak değildir; güzelliğiyle Güzel Olan'ı hatırlatmaktır.</p>

<p>Dünya da bu yüzden kalıcı bir yurt olarak değil, geçici bir misafirhane olarak tarif edilir. Buraya sonsuza kadar kalmaya değil, öğrenmeye geldik. Kendimizi, Rabbimizi ve hayatın anlamını tanımaya geldik.</p>

<p>Belki de insanın huzuru da burada başlıyor.</p>

<p>Çünkü "Ben neden varım?" sorusunun cevabı bulunmadan, "Nasıl yaşamalıyım?" sorusunun cevabı eksik kalıyor.</p>

<p>Kâinata yalnızca madde gözüyle baktığımızda çoğu zaman anlamlandıramadığımız sayısız eşya görüyoruz. Fakat mana gözüyle bakabildiğimizde, eşyanın arkasında sonsuz bir hikmet, sonsuz bir sanat ve sonsuz bir rahmet okumaya başlıyoruz.</p>

<p>İşte o zaman hiçbir şey sıradan görünmüyor.</p>

<p>Bir yaprak sadece yaprak olmuyor.</p>

<p>Bir yağmur damlası sadece su olmuyor.</p>

<p>Bir insan da yalnızca etten ve kemikten ibaret kalmıyor.</p>

<p>Hepsi, aynı büyük hakikatin farklı cümleleri hâline geliyor.</p>

<p>Kâinat, kendini göstermek isteyen bir Kudret'in sessiz ama son derece etkileyici mektubu oluyor; insan ise o mektubu okuyabilen, anlayabilen ve cevap verebilen bir muhatap.&nbsp;<br />
Böyle olunca varlık sebebimiz de zahir oluyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 14:58:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/02/mustafa-akdemir-1677055520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sandık Var... Rekabet Yok</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sandik-var-rekabet-yok-78900</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sandik-var-rekabet-yok-78900</guid>
                <description><![CDATA[Sandık Var... Rekabet Yok]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nın asıl problemi seçim değil.</p>

<p>Rakip.</p>

<p>Rakamlar ortada.</p>

<p>30 meslek grubunun <strong>23’ü</strong> aynı listede.</p>

<p>81 meclis üyesinin<strong> 62’si</strong> aynı ekipten.</p>

<p>Buna başarı diyebilirsiniz.</p>

<p>Ama ben başka bir şey görüyorum.</p>

<p><strong>Rekabet zayıflayınca, şehir de zayıflıyor.</strong></p>

<p>Bugün Mahmut Boyraz’ın adı konuşuluyor.</p>

<p>Hayırlı olsun.</p>

<p>Ama soru aday olmak değil.</p>

<p><strong>Kazanabilecek aday olabilmek.</strong></p>

<p>Çünkü 12 bin 600 üyeli bir odada seçim, sadece afişle kazanılmaz.</p>

<p>Sadece dostlukla da.</p>

<p>Sadece iyi niyetle hiç olmaz.</p>

<p>Sanayiciyi ikna edeceksin.</p>

<p>Tüccarı ikna edeceksin.</p>

<p>30 ayrı meslek grubuna aynı cümleyi kurabileceksin.</p>

<p>Bir de karşında yıllardır teşkilatını kurmuş, meclis çoğunluğunu elinde tutan bir başkan varken…</p>

<p>İşte orada mesele başlıyor.</p>

<p>Mahmut Boyraz’ın ticaret hayatındaki tecrübesi elbette kıymetlidir.</p>

<p>Ancak <strong>bayilik yapmakla, 12 bin 600 üyelik bir yapıyı yönetmeye talip olmak aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Bu seçimde asıl ihtiyaç, sadece isim değil.</p>

<p><strong>Temsil gücü.</strong></p>

<p><strong>Vizyon.</strong></p>

<p><strong>Ekip.</strong></p>

<p><strong>Şehri peşinden sürükleyecek ağırlık.</strong></p>

<p>İnsan dönüp İstanbul’a bakıyor.</p>

<p>Türkiye ekonomisine yön veren kaç Malatyalı var.</p>

<p>Holding yöneten var.</p>

<p>İhracat yapan var.</p>

<p>Dünya markası çıkaran var.</p>

<p>Sonra Malatya’ya dönüyor.</p>

<p>Koskoca Ticaret ve Sanayi Odası seçiminde…</p>

<p><strong>Şehri ayağa kaldıracak rekabeti bulamıyor.</strong></p>

<p>İşte can acıtan yer tam burası.</p>

<p>Çünkü güçlü başkanın gerçek sınavı…</p>

<p><strong>güçlü rakiptir.</strong></p>

<p>Rakip büyümezse…</p>

<p>Başkan da büyümez.</p>

<p>Ve sonunda sandığı biri kazanır.</p>

<p><strong>Kaybeden ise yine Malatya olur.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-12%20at%2022_46_06%20(1).jpeg" style="height:800px; width:731px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAZIM İLACI</span></strong></p>

<p>Büyükler boşuna söylememiş:</p>

<p><strong>“Açlıktan karnı ağrıyana hazım ilacı verilmez.”</strong></p>

<p>Çünkü mesele ilaç değildir.</p>

<p>Teşhistir.</p>

<p>Çalışma Bakanı Malatya’ya geldi.</p>

<p>Ve ilk reçete…</p>

<p><strong>kütüphane oldu.</strong></p>

<p>İnsan şaşırıyor.</p>

<p>Şehrin midesi kazınıyor.</p>

<p>Esnaf siftah peşinde.</p>

<p>Sanayici sermaye peşinde.</p>

<p>Genç iş peşinde.</p>

<p>Ama biz…</p>

<p><strong>hazım ilacı gösteriyoruz.</strong></p>

<p>Kimse kütüphaneye itiraz etmiyor.</p>

<p>Ekmekten önce kitap diyene de rastlamadım.</p>

<p>Ama depremden çıkmış, don yemiş, göç vermiş bir şehrin derdiyle…</p>

<p>gösterilen vitrin aynı değil.</p>

<p>Çünkü doktorun mahareti ilacı yazmakta değil…</p>

<p><strong>hastalığı doğru teşhis etmektedir.</strong></p>

<p>Malatya’nın ateşi çıkmış.</p>

<p>Siz termometreyi cilalıyorsunuz.</p>

<p>Nabzı düşmüş.</p>

<p>Siz stetoskopu parlatıyorsunuz.</p>

<p>Hasta ayağa kalkamıyor.</p>

<p>Siz reçetenin yazı karakterini beğeniyorsunuz.</p>

<p>İşte itiraz tam da buna.</p>

<p>Çalışma Bakanı’na çalışma gösteremeyen bir şehir yönetimi…</p>

<p>başarı hikâyesi anlatamaz.</p>

<p>Çünkü<strong> işsizliğin olduğu yerde raf gösterilmez.</strong></p>

<p><strong>Üretimin konuşulması gereken yerde vitrin gezdirilmez.</strong></p>

<p>Büyüklerin sözü yine doğru çıktı.</p>

<p><strong>Açlıktan karnı ağrıyan şehre…</strong></p>

<p><strong>hazım ilacı yazılmaz.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-12%20at%2022_46_06.jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DEKONTUN CESARETİ</span></strong></p>

<p>Malatya’da yine mikrofonlar çalışıyor.</p>

<p>Açıklamalar peş peşe geliyor.</p>

<p>Cümle çok.</p>

<p>Belge az.</p>

<p>Veli Ağbaba diyor ki:</p>

<p><strong>“Bunlar deprem yardımıydı.”</strong></p>

<p>Olabilir.</p>

<p>Zaten mesele iddia değil.</p>

<p><strong>İspat.</strong></p>

<p>Çünkü deprem, bu milletin en hassas yarası.</p>

<p>O yaranın üzerine düşen her kuruş…</p>

<p>milletin emanetidir.</p>

<p>Emanetin dili nutuk değildir.</p>

<p><strong>Dekonttur.</strong></p>

<p>Böyle zamanlarda en uzun basın toplantısını yapan değil…</p>

<p><strong>en kısa banka dökümünü gösteren kazanır.</strong></p>

<p>Çünkü siyaset beyanla yürür.</p>

<p><strong>Hukuk belgeyle yürür.</strong></p>

<p>Gerisi gürültüdür.</p>

<p>Gerisi uğultudur.</p>

<p>Gerisi mikrofona söylenmiş cümlelerdir.</p>

<p>Madem her şey deprem yardımıydı…</p>

<p><strong>O zaman bırakalım konuşmayı.</strong></p>

<p><strong>Hesap hareketleri konuşsun.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-07-12%20at%2021_13_50%20(1).jpeg" style="height:662px; width:800px" /></p>

<p><br />
<strong><span style="color:#2980b9">TABELASI BÜYÜK, DERDİ KÜÇÜK</span></strong></p>

<p>Dernek kurmak kolay.</p>

<p>Vakfın adını büyütmek daha kolay.</p>

<p>Asıl zor olan…</p>

<p>Son yıllarda öyle tabelalar türedi ki…</p>

<p>İçeri giriyorsun, vizyon yok.</p>

<p>Projeye bakıyorsun, iz yok.</p>

<p>Eseri arıyorsun, ses yok.</p>

<p>Ama kartvizit maşallah.</p>

<p>Mühür hazır.</p>

<p>Protokol tamam.</p>

<p>Fotoğraf eksiksiz.</p>

<p>Bir de isim dinî olunca…</p>

<p>Kapılar daha çabuk açılıyor.</p>

<p>Bağış daha kolay toplanıyor.</p>

<p>Nüfuz daha rahat kuruluyor.</p>

<p>İtibar emekle değil…</p>

<p>Unvanla devşirilmeye çalışılıyor.</p>

<p><strong>İşte tehlike burada başlıyor.</strong></p>

<p>Çünkü dernek tabela değildir.</p>

<p>Vakıf vitrin değildir.</p>

<p>İkisi de milletin emanetidir.</p>

<p>Emanet hafifleyince…</p>

<p>Güven ağır yara alır.</p>

<p>Dernekler Müdürlüğü de…</p>

<p>Vakıflar Bölge Müdürlüğü de…</p>

<p>Sadece evrak saymamalı.</p>

<p><strong>İz sürmeli.</strong></p>

<p>Çünkü gerçek hizmet kendini anlatmaz.</p>

<p>Sahte itibar ise en çok kendini anlatır.</p>

<p>Ve bir şehirde tabelalar büyüyüp eserler küçülmeye başladıysa…</p>

<p><strong>orada sorun binada değil, zihniyettedir.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN KAPISINI AMERİKA ÇALDI</span></strong></p>

<p>Malatya yıllardır kapı çalıyor.</p>

<p>Ankara’nın kapısını.</p>

<p>Bakanlığın kapısını.</p>

<p>Teşviklerin kapısını.</p>

<p>Bu defa…</p>

<p><strong>Kapıyı Amerika çaldı.</strong></p>

<p>Üstelik Malatya’nın en stratejik adresinde…</p>

<p><strong>Ticaret ve Sanayi Odası’nda.</strong></p>

<p>Tam 340 milyonluk bir pazarın temsilcileriyle aynı masaya oturuldu.</p>

<p>Dünyanın her yıl <strong>3,4 trilyon doların üzerinde mal ithal eden </strong>dev ekonomisi konuşuldu.</p>

<p>Kayısı konuşuldu.</p>

<p>Tekstil konuşuldu.</p>

<p>Makine konuşuldu.</p>

<p>İhracat konuşuldu.</p>

<p>Ama asıl konuşulan…</p>

<p><strong>Malatya’nın dünyaya nasıl açılacağıydı.</strong></p>

<p>Bu masanın mimarı ise <strong>TABA-AmCham Genel Başkanı Süleyman Ecevit Sanlı </strong>oldu.</p>

<p>Çünkü bazı insanlar toplantı düzenler.</p>

<p>Bazıları protokol ağırlar.</p>

<p><strong>Bazıları ise şehirlerin kaderine yeni bir kapı aralar.</strong></p>

<p>Vahap Munyar’ın moderatörlüğünde kurulan o masa…</p>

<p>Sıradan bir panel değildi.</p>

<p><strong>Malatya’nın Amerika ile aynı cümlede buluştuğu ender fotoğraflardan biriydi.</strong></p>

<p>Şimdi geriye tek soru kalıyor.</p>

<p>Malatya…</p>

<p><strong>340 milyon müşterinin bulunduğu o kapıdan içeri girecek mi…</strong></p>

<p>Yoksa yine kapının önünde konuşmaya devam mı edecek?</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-12%20at%2023_05_43.jpeg" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:</span></strong></p>

<p>Bir deli eline fırçayı almış.</p>

<p>Bomboş bir tuvale bakıyormuş.</p>

<p>Yanına biri gelmiş:</p>

<p>“Ne çizdin?”</p>

<p><strong>“Çimen yiyen inek.”</strong></p>

<p>“Çimen nerede?”</p>

<p><strong>“İnek yedi.”</strong></p>

<p>“İnek nerede?”</p>

<p>Deli gülmüş:</p>

<p>“Çimleri yiyen inek durur mu hiç?”</p>

<p>…</p>

<p>Malatya’da da bazen vatandaş soruyor:</p>

<p><strong>“Anlatılan projeler nerede?”</strong></p>

<p>Cevaplar geliyor.</p>

<p>Sunumlar geliyor.</p>

<p>Açıklamalar geliyor.</p>

<p>Vatandaş ise hâlâ aynı soruyu soruyor:</p>

<p><strong>“Tuvali gördük…</strong></p>

<p><strong>Resim nerede?”</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: ÖNÜNDE KİM VAR?</span></strong></p>

<p>Bir dost dedi ki:<br />
“Vali Seddar Yavuz, siyasetin önüne geçmemeli.”</p>

<p>Ben de dedim ki:<br />
<strong>Önüne geçeceği bir siyaset mi var?</strong></p>

<p>Ortada ağırlığını hissettiren bir siyaset olmayınca, boşluğu bürokrasi dolduruyor.</p>

<p><strong>Sorun valinin öne çıkması değil… Siyasetin ortada görünmemesi.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: “MERDİVEN”</span></strong></p>

<p>Genel Sekreter Yardımcılığı…</p>

<p>Yetmedi.</p>

<p>Milletvekilliği…</p>

<p>Yetmedi.</p>

<p>Şimdi sıra Büyükşehir’de.</p>

<p>Bu merdivenin sonu nereye çıkar bilinmez…</p>

<p>Ama basamaklar büyürken,</p>

<p>gölge de büyüyor.</p>

<p><strong>Demedi deme İnanç…</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FİSKOS MASASI:</strong></span></p>

<p><strong>Malatya’da bu hafta kulislerin dili yine uzun…</strong><br />
Bakan ziyaretleri, hastane koridorları, su faturaları ve yeni konutlar aynı masada konuşuluyor. Resmî açıklamalar başka, sokaktaki fısıltılar başka…</p>

<p><strong>Bakan Geldi, Rakamlar Geldi… Peki Gerçekler?</strong><br />
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın ziyaretinde Vali Seddar Yavuz ve Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er tam kadro karşılamadaydı. Ancak kulislerde farklı bir cümle dolaşıyor: “Bakan rakamları anlattı gitti, sahadaki tablo ise hâlâ değişmedi.” Esnaf ve iş dünyası, açıklamalarla yaşadıkları arasında mesafe olduğunu konuşuyor.</p>

<p><strong>Kayısı Övgüsü Tamam da, Pazar Nerede?</strong><br />
Bakan’ın “Malatya kayısısı dünya markasıdır” sözleri şehirde farklı yorumlandı. Üreticinin ve esnafın dilindeki ortak serzeniş şu olmuş: “Kayısının dünya markası olduğunu zaten biliyoruz; bize yeni pazar, yeni alıcı ve güçlü destek lazım.” Kulislerde, “Her gelen kayısıyı övüyor ama üreticinin derdini çözen olmuyor” sözleri dolaşıyor.</p>

<p><strong>Hastane Koridorlarında Sabır Tükeniyor!</strong><br />
Özellikle Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi hakkında son günlerde çok sayıda şikâyet konuşuluyor. Acil servislerde yaşandığı öne sürülen yoğunluk ve muayene süreçleri hasta yakınlarının tepkisini çekmiş durumda. Vatandaş şimdi aynı soruyu soruyor: “Şifa bulmaya mı geldik, sıra beklemeye mi?”</p>

<p><strong>Yeni Evler, Eski Sorunlar mı?</strong><br />
Bazı yeni konut projeleriyle ilgili şikâyetler kulaktan kulağa yayılıyor. Henüz taşınılmadan çatı akıntıları, rutubet ve sıhhi tesisatla ilgili eksiklikler yaşandığı iddia ediliyor. Fısıltı şu: “Anahtarı verdiler ama güveni teslim edemediler.”</p>

<p><strong>Su Faturaları Mahallenin Yeni Gündemi!</strong><br />
Yaz geldi, kombiler kapandı, doğalgaz faturaları düştü… Ama bu kez su faturaları konuşulmaya başlandı. Mahalle aralarında faturalar karşılaştırılıyor, sosyal medyada rakamlar paylaşılıyor. Vatandaşın ironisi ise hazır: “Elektriği geçtik, su artık doğalgazla yarışıyor.”</p>

<p>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…<br />
Çünkü Malatya’da bazen en yüksek ses,<br />
resmî kürsülerden değil, mahalle aralarından yükseliyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 22:29:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın En Çok Yapılan Beslenme Hataları</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/yazin-en-cok-yapilan-beslenme-hatalari-78899</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/yazin-en-cok-yapilan-beslenme-hatalari-78899</guid>
                <description><![CDATA[Yazın En Çok Yapılan Beslenme Hataları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsimi geldiğinde çoğumuz daha hafif beslendiğimizi düşünürüz. Sebzeler sofralarımızda daha fazla yer bulur, meyve tüketimimiz artar, sıcak havaların etkisiyle daha çok su içmeye özen gösteririz. Ancak tam da bu dönemde "Nasıl olsa yaz." diyerek yaptığımız küçük hatalar, farkında olmadan kilo artışına, halsizliğe, ödem oluşumuna ve sindirim problemlerine neden olabilir. Gelin, yaz aylarında en sık karşılaşılan beslenme hatalarına birlikte göz atalım.</p>

<p><strong>"Nasıl Olsa Meyve..." Demeyin</strong></p>

<p>Yaz mevsiminin en sevilen lezzetleri olan karpuz, kavun, kiraz, üzüm ve incir; vitamin, mineral, lif ve antioksidan açısından oldukça değerli besinlerdir. Ancak sağlıklı olmaları gereğinden fazla tüketilebilecekleri anlamına gelmez. Özellikle karpuz ve kavun, yüksek su içeriğine sahip olsalar da doğal meyve şekeri içerirler. Gün içinde farkında olmadan büyük porsiyonlar tüketmek, alınan enerji miktarını ciddi şekilde artırabilir. Meyveleri öğün yerine değil, uygun porsiyonlarda ara öğün olarak tüketmek ve tek seferde birden fazla çeşit meyveyi aşırı miktarda yememek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Özellikle şeker hastalarının bu duruma dikkat etmeleri gerekir.</p>

<p><strong>Susamayı Beklemeyin</strong></p>

<p>Yazın terlemeyle birlikte yalnızca su değil, sodyum ve potasyum gibi mineralleri de kaybederiz. Susuzluk hissi ortaya çıktığında ise vücudumuz çoğu zaman sıvı kaybetmeye başlamıştır. Bu nedenle özellikle sıcak günlerde su tüketimini susamaya bırakmadan gün içine yaymak gerekir. Çay, kahve ve şekerli içecekler suyun yerini tutmaz.</p>

<p><strong>Sadece Salata Bir Öğün Değildir</strong></p>

<p>"Hafif besleniyorum." düşüncesiyle yalnızca salata tüketmek sık yapılan hatalardan biridir. Salatanın yanında peynir, yoğurt, yumurta, tavuk, balık veya kurubaklagil gibi kaliteli protein kaynakları bulunmadığında kısa sürede yeniden acıkmak kaçınılmaz olur. Dengeli bir öğün için sebze kadar protein de gereklidir.</p>

<p><strong>Açık Büfe Tuzağına Dikkat</strong></p>

<p>Tatillerin vazgeçilmezi açık büfeler, kontrolü kaybetmenin en kolay olduğu ortamlardır. Her çeşitten biraz almak derken tabağımız ihtiyacımızın çok üzerine çıkabilir. Önce sebzelerle başlamak, ardından protein kaynaklarını tercih etmek ve gerçekten tüketmek istediğimiz yiyecekleri seçmek hem sindirim sistemimizi rahatlatır hem de tatil dönüşü yaşanan kilo artışının önüne geçebilir.</p>

<p><strong>Dondurma Masum Ama Porsiyonu da Önemli</strong></p>

<p>Dondurma yaz aylarının vazgeçilmezidir ve doğru porsiyonda tüketildiğinde keyifle beslenme planında yer alabilir. Ancak üzerine eklenen çikolata sosları, bisküviler ve büyük porsiyonlar, farkında olmadan alınan kaloriyi birkaç kat artırabilir.</p>

<p><strong>Serinlemek İçin Yanlış İçecekleri Tercih Etmeyin</strong></p>

<p>Soğuk kahveler, aromalı içecekler ve şekerli gazlı içecekler serinletici gibi görünse de çoğu zaman yüksek miktarda ilave şeker içerir. Yaz aylarında en doğru tercih su, ayran, sade maden suyu ve şekersiz ev yapımı içeceklerdir.</p>

<p><strong>Yazın En Çok Unutulan Konu: Gıda Güvenliği</strong></p>

<p>Sıcak hava, besinlerin bozulma hızını artırır. Özellikle süt ve süt ürünleri, et, tavuk, balık ve mayonezli yiyecekler uygun sıcaklıkta saklanmadığında gıda zehirlenmelerine yol açabilir. Pikniklerde ve açık büfelerde uzun süre beklemiş yiyecekleri tüketmemeye özen göstermek, yaz aylarında sağlığımızı korumanın en önemli adımlarından biridir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 08:35:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diploma Töreninde Bir Ayet, Bin Çelişki!</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/diploma-toreninde-bir-ayet-bin-celiski-78898</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/diploma-toreninde-bir-ayet-bin-celiski-78898</guid>
                <description><![CDATA[Diploma Töreninde Bir Ayet, Bin Çelişki!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi’nde diploma töreni...</p>

<p>Bir yanda cübbeler, diğer yanda geleceğe dair kurulan hayaller.</p>

<p>Sıradan bir mezuniyet tablosu derken...</p>

<p>Sahneye bir genç çıkıyor:&nbsp;</p>

<p>Mustafa Malo.</p>

<p>Elinde bir pankart. Üzerinde Allah’ın ayeti.</p>

<p>"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" !</p>

<p><br />
O an...&nbsp;<br />
Salonun havası bir anda değişiyor.</p>

<p>Bir grup öğrenci, sanki kutsal bir kelamın değil de, bir "suç aleti"nin önünü keser gibi gencin etrafında etten duvar örüyor.</p>

<p>İtirazlar, engelleme çabaları, gerilen sinirler...</p>

<p>Mustafa ise... Sadece tebessüm ediyor.</p>

<p>Sonradan dinliyoruz; "Beklentiyle yapmadım, önyargıları kırmak istedim" diyor.</p>

<p>Ama en acı olanı; o ayetin önünü kesenlerin arasında, başındaki örtüsüyle, inandığı değerin sancağına bayrak açanlar da var.</p>

<p>Tahlil mi?</p>

<p>Gördüğümüz manzara, buzdağının görünen yüzü.</p>

<p>Üniversite koridorlarında, plazalarda, hatta bazen cami avlularında bile süren o büyük "yabancılaşma"sancısı.<br />
İnancı bir "kültür mirası" sananlar ile onu "hayatın nirengi noktası" bilenler arasındaki kopuş.</p>

<p>Mustafa, o ayeti açarak aslında bir turnusol kağıdı sundu.</p>

<p>O kağıt, kimin inançla "hizalandığını", kimin ise "konjonktürle" hizalandığını açık seçik ifşa etti.</p>

<p>Başörtüsünü takıp da ayetten rahatsız olan o figürler; aslında inancı "estetik bir tercih" düzeyine indirgemiş, vahyin hayatın her hücresine dokunmasından ürken, "fazla dindar görünmeyelim, modern dünyadan dışlanmayalım" diyen o hüzünlü ve paradoksal kalabalığın bir parçası.</p>

<p>Gelelim o "Modern" tiplere...<br />
Biri; elinde kahve bardağı, dilinde "özgürlük" sakızı.&nbsp;</p>

<p>Mezuniyet töreninde herkesin "öteki"ye saygı duymasını bekler ama iş İslam’ın bir ayetine gelince, gözler döner.</p>

<p>Diğeri; başörtüsünün altına saklanmış, "Ben sizdenim ama o ayetleri de her yerde açmayın, ayıp oluyor, bizi rezil edeceksiniz" bakışıyla etrafı süzen o konformist "kurtarıcı" tipolojisi.</p>

<p>Hepsi, "ötekileştirmeyin" derken, inananı "ötekileştiren" o meşhur çift kutupluluğun gönüllü neferleri.</p>

<p>Vahyin muhteşem izahı ise çok net.</p>

<p>Bakara suresinin o keskin ikazı kulaklarımızda çınlıyor:&nbsp;</p>

<p>"Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?"<br />
Vahiy, bir bütündür.&nbsp;</p>

<p>Pazarlığa gelmez. Mezuniyette de, çarşıda da, yönetimde de "hüküm" bellidir.</p>

<p>Bugün İslam’la sorunu olanlar, boş durmuyor.<br />
Sadece seküler çevrelerde değil, bizzat bizim içimizdeki o "sözde dindar" pencerelerde de pusudalar.</p>

<p>İnancın içini boşaltmak, onu bir "aksesuara" dönüştürmek, İslam’ın "hayatın her anını kuşatan" gücünü yok etmek için canhıraş bir uğraş var.</p>

<p>Ama unutmasınlar;&nbsp;</p>

<p>Mustafa’nın o günkü tebessümü, binlerce pankarttan daha güçlü bir "Vakar"mesajı taşıyordu.</p>

<p>Son söz:<br />
Vahiy pusuda değil, vahiy hayatın merkezindedir.</p>

<p>Pusuda olanlar, kendi gölgelerinden korkanlardır.</p>

<p>Ve o korku, bir gün mutlaka o tebessümün karşısında eriyip gidecektir.</p>

<p>Selam ve muhabbetle...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 08:13:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmam Matüridi’nin Günah ve Günahkâr Psikolojisine Yaklaşımı</title>
                <category>Prof.Dr. Fikret Karaman</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/imam-maturidinin-gunah-ve-gunahkar-psikolojisine-yaklasimi-78897</link>
                <author>FikretKaraman@malatyatime.com (Prof.Dr. Fikret Karaman)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/imam-maturidinin-gunah-ve-gunahkar-psikolojisine-yaklasimi-78897</guid>
                <description><![CDATA[İmam Matüridi’nin Günah ve Günahkâr Psikolojisine Yaklaşımı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kelam ilminin öncü alimlerinden İmam Mâtüridî, bugünkü Özbekistan Cumhuriyeti Semerkant şehrinin Mâtürid semtinde doğmuştur. (ö. 333/944) Kenar bir mahalle olan doğum yerine &nbsp;nispetle&nbsp;Mâtüridî&nbsp;lakabıyla tanınmıştır. Üçüncü ve dördünce asırda, İmam-ı Azam’dan gelen ilmi halkalarda ders almıştır. Bu nedenle&nbsp;<strong><em>“Maveraünnehir</em></strong>” bölgesinin İslam ilimleri, kültür ve medeniyetle zenginleşmesinin temelinde bu iki büyük alimin ve talebelerinin ilim meclisleri etkili olmuştur. &nbsp;Onun ilminden istifade edenler zamanla,”<strong><em>&nbsp;imamü’l hüda”</em></strong>/&nbsp;<em>hidayet rehberi</em>,<strong><em>&nbsp;“imamü’l mütekellimin”</em></strong>/<em>&nbsp;kelamcıların önderi</em>&nbsp;&nbsp;ve&nbsp;<strong><em>“reisu ehli’s-sünne”</em></strong>/<em>ehli sünnet’in lideri</em>&nbsp;gibi unvanlarla anmışlardır. Maturidi’nin en önemli özelliği, insanı hayata ve umuda motive eden “<strong><em>akıl, vahiy ve hikmeti”</em></strong>&nbsp;birbirini tamamlayan değerler olarak ele almasıdır.&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>İnsan ve Günah İşleme Potansiyeli</strong></p>

<p>Dinin yasakladığı ve işleyenin ceza göreceği belirtilen davranışlara günah denir. Bu bağlamda yeryüzünde irade ve eylemlerinden sorumlu tutulan tek varlık insandır. &nbsp;Melekler sadece Allah’ı tenzih ve O’na itaat etmek üzere yaratıldıkları için günah işlemezler. Onlar fesat çıkarma ve kan dökme potansiyelini taşıyan insanın yaratılmasına itiraz etmişlerdir. &nbsp;Cenab-ı Hak onların bu temennilerine,&nbsp;<strong><em>“ben sizin bilmediklerinizi bilirim”&nbsp;</em></strong>şeklinde cevap vererek insanın sevap ve günah işlemeye müsait iki kutuplu bir varlık şeklinde yarattığını açıklamıştır. (Bakara 2/30) Bu nedenle insan, irade ve duygularını kontrol noktasında bazı zaaflarla yaratılmıştır. (Nisa 4/28) Nefsine iyilik ve kötülük ilham edilerek dilediğini tercih etme kabiliyeti verilmiştir. &nbsp;(Şems 91/ 7-8) Kur’an-ı Kerim insanın bu gizemli psikolojisini dikkate alarak başına bir tehlike ve zarar geldiğinde hemen Allah’a dua etmeye koyulduğunu, bu atmosferden kurtulduğunda ise, -sanki hiç acı yaşamamış ve Allah’a &nbsp;&nbsp;yalvarmamış gibi- tekrar inkârcılığa döndüğünü hatırlatmaktadır. &nbsp;(Yunus 10/12) İnsanın bu ruh hali, Hz. Ali’ye ait olduğu değerlendirilen,&nbsp;<em>“Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir</em>” sözü ile onun psikolojisine işaret etmektedir.&nbsp; Bununla birlikte az önce ifade edildiği üzere Allah bütün canlı alemler arasından, kendisine kulluk etmesi için yalnız insanı seçmiş ve kutsal varlıklar olan meleklerin bile ona saygıyla eğilmelerini istemiştir. Bu yönüyle insan evrenin bütün sırlarını bünyesinde taşıyan küçük bir âlem ve komplike bir varlıktır.&nbsp;</p>

<p><strong>Günahı Tahrik Eden Faktörler</strong></p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsan olumlu ve olumsuz iki etki arasında kulluk mücadelesi vermektedir. Olumlu etkinin hedefi kulun günaha girmemesi, girdiği takdirde hemen pişman olup tövbe etmesi, Allah’ın affına mazhar olması ve buna vesile olacak bir hayat sürmesidir. Olumsuz etki ise nefisten, şeytandan ve kötü insanların oluşturduğu olumsuz &nbsp;çevresinden gelmektedir.&nbsp; Bunun da amacı, kulu Allah yolundan uzaklaştırmak, günah, azgınlık ve taşkınlıkta yarışmasını sağlamaktır. Kişiyi bu iki zıt davranış arasında hayırda tutan veya günaha sürükleyen bazı eylemler vardır:&nbsp;<strong><em>Birincisi;</em></strong>&nbsp;bedendeki kötü nefsin harekete geçirdiği iç güdülerdir. Bu dürtüler insanı günaha sürükleyen, fısıltılar halinde telkinde bulunan ve günahların zeminini oluşturan “<em>nefs-i emmâre” dir.</em>&nbsp;Bu gizli ses ve itici güç, Allah’ın insana acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emretmektedir.(Yusuf 12/53)&nbsp; &nbsp;<strong><em>&nbsp;İkincisi;&nbsp;</em></strong>kişinin günah duygusunu ıskalayarak ölümsüz bir dünya hayatı tasavvur etmesi ve ahireti unutmasıdır. Bu düşünceyi benimseyenler bin yıl kadar yaşamak isterler. &nbsp;Oysa ki çok yaşamak, kimseyi azaptan kurtaramaz. (Bakara 2/ 95-96)&nbsp;<strong><em>Üçüncüsü;</em></strong>&nbsp;insan psikolojisi kırılgandır ve zafiyetlerle iç içedir. Hırs, şehvet, duyumsuzluk, fizyolojik ve psikolojik bağımlılıklar üzerinden günaha davetiye çıkaran olumsuzluklardır.&nbsp;<strong><em>&nbsp;Dördüncüsü;&nbsp;</em></strong>dünya hayatını cazip kılan mal- mülk, saltanat, kadın, çocuk, altın, gümüş, soylu/ besili at, sağmal hayvan, yem yeşil ekinler ve manzaralardır.<strong><em>&nbsp;(</em></strong>&nbsp;Âl-i İmrân 3/14).&nbsp;<strong><em>Beşincisi;</em></strong>&nbsp;İnsanları hak yoldan saptırmak için Allah’tan ebedi mühlet isteyen şeytanın, çirkin, içi boş, köpürülmüş yalanlarla dolu telkinlerdir. (A’raf 7/ 14-15)&nbsp;</p>

<p><strong>Günah ve Olumsuz Eylemler</strong></p>

<p>Kur’an, hadis ve genel ahlak kurallarına göre günah sayılan davranışlar&nbsp; &nbsp;çoğunlukla&nbsp;<strong>“<em>ism</em></strong><em>,&nbsp;<strong>cürm, seyyie, zulüm, tuğyan,</strong>&nbsp;zenb,&nbsp;<strong>vizr</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>cünâh”</strong></em>&nbsp;gibi kavramlarla açıklanmıştır. &nbsp;&nbsp;Konuşulan günlük dilimizde de kötülük, taşkınlık, zulüm ve kul hakkı gibi eylemler genellikle günah kavramıyla ifade edilmektedir. Bu bağlamda İslâm dini günahı, tövbesiz affedilip edilmemesine göre, küçük/<em>sagīre&nbsp;</em>ve büyük/<em>kebîre&nbsp;</em>olmak üzere ikiye ayırmıştır. Bu taksime göre, kişinin günahları küçük olsun büyük olsun kasıtlı işlememesi gerekir. Hayatın akışında küçük günahlarla karşılaşılması daha yaygın olup bunların bağışlanması kuvvetle ümit edilmektedir. Şu var ki küçük günahlar, alışkanlık haline getirilmemelidir. Aksi halde bu husustaki umursamazlık, büyük günahların kapılarını aralamaya başlar. Oysa ki büyük günah hem Allah’ın emri hem kamu vicdanı açısından kaçınılması gereken davranışlardır. Öyle ki büyük günahlardan kaçınmakla küçük günahların örtüleceği ve bağışlanacağı müjdelenmiştir. &nbsp;(Nisa 4/31)&nbsp; &nbsp;&nbsp;Büyük günahların tanımında ve sayısında çeşitli görüşler vardır. Bir tanıma göre; genelde dini değerleri benimsememek, hafife alıp alay etmek veya Kur’ân-ı Kerîm’de yasaklanan, hükümlerin ihlali durumunda ateş, azap ve lânetle tehdit edilen günahlardır. Bununla birlikte bazı hadislerde şu eylemler büyük günah olarak açıklanmıştır: “<strong><em>Allah’a ortak koşmak, adam öldürmek, iffetli kadınlara iftira atmak, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, büyü/sihir yapmak, ana-baba hakkına riayet etmemek, yalancı şahitlik yapmak ve faiz yemek”&nbsp;</em></strong>gibi hususlardır. (Buhârî, Edeb, 6)</p>

<p><strong>Allah’ın Rahmeti Sınırlandırılamaz</strong></p>

<p>İslam tarihinde büyük günah işleyenlerin durumu, bir problem olarak hep tartışılmıştır. Konuya radikal bir anlayışla yaklaşan Hâricîler, büyük günah işleyenlerin dinden çıktıklarını belirtmişlerdir. Mu‘tezile ekolünün bilginleri, bu vasıftaki insanların ahirette &nbsp;imanla küfür arasında bir yerde kalacaklarını söylemişlerdir. &nbsp;İmam Matüridi ve diğer Ehl-i sünnet mensupları ise, büyük günah işlemekle dinden çıkmayacakları görüşündedir. Dünyada ve ahirette fasık mümin olarak muamele görürler. Büyük günahları iradelerini kullanarak terk edenler küçük günahlardan tövbe etmiş sayılırlar. (Nisa 4/31) Hal böyle iken günümüzde kimi şahıs ve dini akımların cesaretle büyük günah işleyenleri küfürle ve dinden çıkmakla itham etmeleri kabul edilemez. &nbsp;Kimse Allah’ın rahmetini sınırlandırma ve insanları demoralize etme hakkına sahip değildir. Özellikle ahiret aleminin halleri, tasvir edilerek kimse ceza ve azapla tehdit edilmemelidir. Kastımız günah işlemek isteyenlere alan açmak değil aksine onları dinden soğutmanın tehlikesine dikkat çekmektir. Zira ahiret alemi hakkında yegâne hüküm sahibi Allah’tır.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;<strong>Günah Sonrası İnsanın Psikolojik Hali &nbsp;</strong></p>

<p>İmam Matüridi’ye göre insan, yaratılışta saf ve günahsız olmakla birlikte ergenlik çağına girdiğinde günah işleme potansiyeline adaydır.<strong>&nbsp;&nbsp;</strong>Şayet her günah eylemi, müminin inancına zarar verirse huzur ve umut içinde yaşamak imkânsız olurdu.&nbsp; O. ysa ki Kur’an-ı Kerim günah işlesin işlemesin herkesi tövbeye davet etmektedir. Hz<strong>&nbsp;</strong>peygamber (sav) de günde yetmiş defadan fazla Allah’tan bağışlamasını dileyerek tövbe ettiğini bildirmişlerdir.&nbsp; &nbsp;(Buhârî, Daavat 3. 57) Büyük günah, imandan çıkma sebebi olsaydı bu davetin bir anlamı olmazdı.&nbsp; (Tahrim 66/8) Elbette mümin, sevap ve günaha yönelik iradesinde kasıtlı davranmamalı, günahları meşru saymamalı ve onlarla övünmemelidir.&nbsp; &nbsp;&nbsp;En tehlikeli olanı ise, günahları kanıksamak ve alışkanlık haline getirerek sıradanlaştırmaktır. Bununla birlikte Allah’ın rahmeti sonsuzdur dilerse şirkin dışında kalan bütün günahları bağışlar. (Zümer 39/53) Aynı şekilde Hz. Peygamber (sav)ı da<strong>&nbsp;“<em>müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli</em>”&nbsp;</strong>bir elçi olarak göndermiştir<strong>. &nbsp;</strong>(Tevbe 9/128)Buna göre şirk hariç, büyük günah işleyen kişi mümindir. O bir taraftan azap korkusu yaşarken diğer taraftan da Allah’ın rahmetine ve keremine güvenmektedir. Canab-ı Hak kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşanların bile rahmetinden ümit kesmemelerini, dilerse bütün günahları bağışlayacağını bildirmiştir. ( Zümer39/53)</p>

<p>&nbsp;Görüldüğü üzere Matüridi konuya rahmet, hikmet, akıl ve telkin anlayışıyla yaklaşmaktadır. Zira sevap iyiliğe, gönüllerin huzuruna, günah ise şüphe, kâbus ve kargaşaya sebep olmaktadır. Günah içeren eyleme karşılık bir iyilik yapmak suretiyle onun etkisi hafifletilebilir: “<em>Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder.”&nbsp;</em>(Hud 11/114) Zira&nbsp;<em>g</em>ünahlardan sakınmak hem Allah’ın emri hem sosyal hayatın bir gereğidir.&nbsp; Bu nedenle iyiliğin ödülü, Allah nezdinde katlanarak müjdelenmişken kötülük ise, sadece kendi misliyle kalmaktadır. Birincisi ilahi lütfun ikincisi de ilahi adaletin gereğidir: Kim<em>&nbsp;iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır; kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır”&nbsp;</em>(Enam 6/160).<em>&nbsp;</em>İsterseniz konuyu, iyiliğin ve kötülüğün, zaman ve mekân ötesine yansımasını ifade eden şu hadisle tamamlayalım:<em>&nbsp;“Kim İslâm’da güzel bir davranışa öncülük ederse hem (kendi yaptığının) sevabını, hem de kendisinden sonra o işi yapanların sevaplarını alır. Üstelik onların sevaplarından da bir şey eksilmez. Kim de İslâm’da kötü bir davranışa ön ayak olursa, hem kendi günahını, hem de kendisinden sonra onu yapanların günahını alır. Yine onların günahından da bir şey eksilmez.”</em>&nbsp;(Müslim, Zekât, 69)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 12:17:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/05/profdr-fikret-karaman-1779359759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sistem Kuzuları</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sistem-kuzulari-78896</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sistem-kuzulari-78896</guid>
                <description><![CDATA[Sistem Kuzuları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>SİSTEM DEĞİŞTİRECEKLERDİ, VAZGEÇTİLER<br />
KENDİ SİSTEMLERİNİ DEĞİŞTİRDİLER.</p>

<p>Bir şeyler oldu. Bir kısmı kapitalistleşerek köşeyi dönmenin sistem değiştirmekten daha faydalı olduğunu gördü, bir kısmı da her şeyi ile reddettiği sistemin güzel yönlerini keşfederek sistemle uyum içinde yaşamayı tercih etti. Solcu, sağcı bilumum sistem değiştirme heveslisi kendi sistemlerini değiştirerek bu değişimi tamamlamış oldular.<br />
Türkiye'nin son yarım asrında baş döndürücü bir siyasi dönüşüm yaşandı ve memleketimizdeki <strong>“siyasi odakların”</strong> siyasete bakışları adeta kökten değişti. Daha önceleri memleketteki siyasal sorunları çözmek için sistemin değişmesi gerektiğine inanan sağ ve sol odaklar artık çözümün siyasal partilerden geçtiğine inanmaya başladılar.<br />
Türk siyasi hayatında <strong>"rejim/sistem tartışması" ile "parti/iktidar tartışması</strong>" arasındaki bu geçişi hemen hemen bütün odaklarda görüyoruz. Artık hiçbiri sistemi değiştirmekten, devrimden vb söz etmiyor. Artık, elli yıl önce aşağıladıkları siyasi parti ve liderleri dillerinden düşmüyor. Hepsi birer sistem kuzusuna dönüştü.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/S%C4%B0STEM%20KUZULARI%20web.jpg.jpeg" style="height:350px; width:600px" /></p>

<p>Eskiden hızlı devrimci olan, Türkiye’de hangi tür devrim yapılması gerektiğini tartışanlar günümüzde hızlı birer Kemalist olmuşlar.<br />
Radikal söylemlerle sistem değiştirmeyi hedefleyen sağcılar ise, ciddi ciddi laikliğin yararları üzerine konuşuyorlar. Laiklik, bir zamanlar<strong> ‘gavur icadı’</strong> diye küçümsenen şey, şimdi <strong>‘manevi değerleri koruyan kalkan’</strong> olarak sunuluyor.</p>

<p>Eskiden, özellikle Soğuk Savaş döneminde ve 90’ların ortalarına kadar, sağ ve sol kanatlardaki radikal odaklar, devleti ve parlamenter düzeni kökten bir<strong> "yapısal sorun"</strong> olarak görüyorlardı. Sağda <strong>"düzenin manevi/milli değerlerle uyuşmadığı",</strong> solda ise "<strong>ekonomik ve sınıfsal yapının anti-demokratik olduğu" </strong>argümanı üzerinden bir <strong>"sistemi yıkma veya baştan kurma"</strong> söylemi hakimdi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DEVRİMDEN İHALE MASASINA</span></strong></p>

<p>Ancak zamanla, özellikle 2000'li yıllardan itibaren, bu radikal söylem yerini <strong>"sistemi kendi değerlerimize göre dönüştürme"</strong> veya<strong> "sistem içindeki karar mekanizmalarını ele geçirme"</strong> stratejisine bıraktı. Bugün bu odaklar için sistem (mevcut anayasal ve idari yapı), hedef alınacak bir "yıkılacak kale" olmaktan ziyade, "hâkim olunması gereken bir araç" haline geldi.<br />
Tartışma artık "Devletin yapısı ne olmalı?" sorusundan, "<strong>Bu devleti hangi parti/grup yönetmeli?"</strong> sorusuna indirgendi.&nbsp;</p>

<p>Niye?&nbsp;<br />
Siyasi odaklar, para ile güç ile tanıştılar. Eskiden karşısında oldukları her şeye sahip olunca, o kadar da karşı olmanın pek iyi olmadığını gördüler. Bütün gençliklerini dava uğruna yürüyerek, otobüse binerek ve dava arkadaşları ile yoksulluğu paylaşarak geçiren bu beylerimiz, şimdi farklı bir yaşam sürdürüyorlar.&nbsp;<br />
Sistemi değiştirmekten vazgeçip kendi sistemlerini değiştirdiler.<br />
Artık sistemin sunduğu imkânlardan (finansman, medya, bürokratik atamalar, ihale ağları vb.) vazgeçemeyecek kadar sistemle bütünleştiler. Sisteme karşı olmak, sistemin sunduğu bu avantajlardan feragat etmek anlamına geldiği için karşıtlığı bıraktılar. Onlar için, Siyasi rekabet, ideolojik bir "<strong>düzen tartışması" </strong>olmaktan çıkıp, kimlik ve seçmen sadakati odaklı bir <strong>"parti rekabetine</strong>" dönüştü. Seçmene<strong> "sistemi değiştireceğiz</strong>" demek yerine "karşı tarafın sistemi kötü kullanmasını engelleyeceğiz" demek, daha kısa vadeli ve somut bir vaat olarak görülüyor. Onun için de körü körüne destek veya düşmanlık vazgeçilmez bir seçenek oldu.<br />
Bu durum dünyanın geneli için de böyle diyebiliriz. Lakin küresel güç sahipleri siyasal trendi ellerindeki iletişim ve diğer organlarla yönlendirmeye devam ediyor. Tek tip insan modeli yaygınlaşıyor. Özellikle gençler yüzeysel tercih ve davranışlara zorlanıyor. Popülizm dalgası, sistemik dönüşümden ziyade, <strong>"halkın temsilcisi olduğunu iddia eden lider/parti" ile "yozlaşmış elitler/partiler" </strong>arasındaki bir çatışmaya odaklanıyor.<br />
Sözün özü, Eskiden sistem, sorgulanan ve dönüştürülmesi gereken bir "devlet yapısıydı; bugün ise sistem, ağırlıklı olarak küresel güçlerin dizayn ettiği ve yönlendirdiği, dilediği her kişiyi siyasi aktör olarak alana sürdüğü, ağırlıklı olarak bu güçler ile geleneksel güçlerin çatıştığı bir<strong> arena </strong>haline geldi. Aslında tam olarak elli yıl öncesinde var olan sistem değiştirmeye yönelik odakların arayıp ta bulamayacağı bir arena.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KOMEDYENİN BİRİNİN ŞÖHRET OLASI GELMİŞ</span></strong></p>

<p>Söz konusu komedyen: <strong>‘Tarafıma yöneltilen “halkın belirli bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” kastım kesinlikle yoktur. Cumhurbaşkanı’nı aşağılama gibi bir niyetim de yok.’</strong> Demiş.<br />
Doğru demiş.<br />
Memleketimizin bu <strong>“taze komedyeninin”</strong> amacı elbette aşağılamak değil. Aşağılamak gibi yaparak şöhret olmak, gündeme oturmak. Bu aslında eski ve ucuz bir numara olup, her zaman işe yarar. Şöhretini kaybetmiş eski bir oyuncu, yazar, çizer hatta politikacı ömrünün son deminde birazcık daha adından söz ettirmek için bu numaraya başvurur. Veya yazımızın konusunda olduğu gibi bir kifayetsiz muhteris bazı taze komedyenler merdivenleri zıplayarak çıkmak için buna başvurur.<br />
İster eskimiş bir şöhret olsun isterse yeni bir şöhret adayı onlar yapması gerekeni yapıyorlar. Onları kınamak, eleştirmek yanlış olur.<br />
<strong>Yapılmaması gereken bu zavallılıkları ciddiye almak, haber yapmak, gözaltına almak, tutuklamaktır.</strong><br />
Ancak vurgulamak istediğimiz başka. Aşağılanan veya hakaret edilen insanlar, onların inandığı din ve o dinin kutsal kitabının nasıl da hafife alındığına değinmek istiyoruz.<br />
Lütfen sözlere bakar mısınız?<br />
<strong>“Halkın belirli bir kesiminin benimsediği dini değerler. Bu cümleden siz ne anlıyorsunuz?</strong><br />
Belirli bir kesimin benimsediği dini değerler sizin için ne mana ifade ediyor?<br />
Belirli bir kesim derken kastedilen nedir, bu belirli kesim kimlerdir, hiç düşündünüz mü? Bu belli kesim neye göre ve hangi tanıma göredir?<br />
Bu ifade ile çoğunluk değil, azınlık kastedilmiyor mu?<br />
Biraz araştırınca bunun TCK madde 216/2’ den kaynaklandığını görüyoruz.&nbsp;<br />
Şöyle yazılmış;<br />
<strong>“Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak belli bir kesimini alenen aşağılayan kişi altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</strong><br />
Evet,yasanın eşitlik ilkesi nedeni ile bu yola başvurulmuş böyle yuvarlak bir cümle kurulmuş olabilir. Evet adil bir yasa kaygısı ile nüfusun yüzde 89.4 ünden fazlası Müslüman olanlarla, yüzde 4 ü dinsiz olan aynı mantıkla “<strong>belli kesim” </strong>çerçevesine alınmış olabilir. Ama her yasanın hukuki, adli yönü olduğu gibi toplumun sahip olduğu sosyal, ahlaki, tarihi ve dini kaygıları, ilişkileri olması gerekir.<br />
Adam, İslam dini ve dinin kutsal kitabı ile ilgili saçmalıyor.<br />
Memleketin çoğunluğu Müslüman. Büyük çoğunluk.&nbsp;<br />
Yani belli bir kesim, bir grup, bir bölgeye mensup olanlar vb değil.<br />
Kitap ise yeryüzündeki 2 milyar Müslüman’ın kitabı.<br />
Yani kanun maddesinde yazdığı gibi değil durum.&nbsp;<br />
Bu büyük çoğunluğu oluşturanlar yüzyıllardır kanları, canları ile bu coğrafyayı vatan yapmış ve kendilerinden gayrı <strong>“belli grupların özgürlüğü” </strong>için ne gerekiyorsa yapmışlar.<br />
Yani her şey yasa yapıcının kafasında beliren soyut eşitlik vb endişesi ile yazılan kanun maddesinde yazılanlar değil. &nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MERAK ETMEYİN BİR GECEDE TAMAM</span></strong></p>

<p>Yaşlanıyor muyuz? Evet hem de rahatsız edici bir sürat ve şekilde. Birkaç kişinin dışında bu konuda konuşan, çözüm öneren gördünüz mü?<br />
Hele hele memleketin bütün sorunlarını koltuğa oturur oturmaz çözeceklerini söyleyen muhalefet partilerinin bu konuda bir sözü var mı?<br />
Yok olduğunu biliyoruz.<br />
Ancak durum şu. Muhalefet diyor ki. Bizi seçin. Biz koltuğa oturalım bakın ekonomiyi, çarşı pazarı, hukuku, insan haklarını falan nasıl düzelteceğiz?<br />
Nasıl, diye sormayın.<br />
Belediyelerde nasıl düzelttilerse öyle düzeltecekler.<br />
Gelelim yaşlanmakta olan nüfusa.<br />
Acaba muhalefet bunu da diğer sorunlar gibi gelir gelmez bir çırpıda çözmeyi planlıyor.<br />
Ne dersiniz?</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>NEFRETİN BÖYLESİ</strong></span><br />
Bir zamanlar çok ünlü, şimdiyse sadece ünlü bir şarkıcı gençliğinde ona ünlü olmanın yollarını açan şarkısını hiç sevmediğini ve anlamsız bulduğunu itiraf etmiş.<br />
Artık o şarkıyı duymak bile istemiyormuş.<br />
İyi mi?<br />
Birileri de bu sözler üzerine bir araştırma yapmış. Şarkıcının nefret ettiği şarkının hala çok beğenildiği ve hala en çok dinlenenler arasında yer aldığı ortaya çıkmış.<br />
İyi mi?<br />
Şarkıcının katıldığı programlarda da o şarkıyı söylemesi ısrarla isteniyormuş.<br />
Şarkıcının o şarkıdan sonra söylediği ve hatta çok sevdiği diğer şarkıları ise adeta çöp olmuş.<br />
Kısacası bir şarkıcı şöhretini, parasını pulunu, evini barkını her şeyini bir şarkı ile kazanmış.<br />
Ondan da nefret ediyormuş.<br />
İyi mi?</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANEMDEN<br />
STEVE JOBS<br />
WALTER ISAACSON<br />
DOMİNGO YAYINLARI,2011</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9"><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-07-05%20at%2019_57.jpg.jpeg" /></span></strong></p>

<p>Artık hepimizin bir parçası olan akıllı telefonu dünyaya armağan eden Steve Jobs’un son derece etkileyici, düşündürücü hayat öyküsü. Steve Jobs, 2004 ‘de kitabın yazarını arayarak ondan biyografisini yazmasını ister. &nbsp;Böylece, cep telefonundan akıllı telefona uzanan ve aslında bir markanın doğuşuna ve oluşumuna neden olan gelişmeler ilk ağızdan anlatılmış olur. Bilgisayarda Apple, telefonda İPhone bir markanın da ötesinde anlamlar taşıyor. Ve alınacak çok dersler var. Evet marka ve ürün ABD’li. Ancak üretim ABD dışında yapılıyor. Bu da günümüzün en yaygın üretim modelinin nasıl doğduğuna tanıklık etmemizi sağlıyor İPhone’un parçaları ayrı ayrı birçok ülkede üretiliyor. Ama tasarım, birleştirme ve üretim fikri ABD’nin. BİR BAŞKA ÖNEMLİ DETAY İSE ÇiN.90 LI YILLARDAN İTİBAREN Çin’in nasıl olup bir ekonomik üretim alanına dönüştürüldüğünün ipuçları kitapta yer alıyor.<br />
***&nbsp;<br />
<strong>Haftaya tekrar görüşebilmek ümidiyle.<br />
Sarper SAN</strong><br />
<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 14:15:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ankara Zirvesi\&#039;nin Ardından / Erdoğan Yerine \&#039;\&#039;Stajyer Özgür\&#039;\&#039; Olsaydı?</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ankara-zirvesinin-ardindan-erdogan-yerine-stajyer-ozgur-olsaydi-78895</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ankara-zirvesinin-ardindan-erdogan-yerine-stajyer-ozgur-olsaydi-78895</guid>
                <description><![CDATA[Ankara Zirvesi\'nin Ardından / Erdoğan Yerine \'\'Stajyer Özgür\'\' Olsaydı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Allah Korusun!</p>

<p>Ankara NATO Zirvesi bitti, toz duman dağıldı.&nbsp;</p>

<p>Şehir, devasa bir operasyonun yorgunluğunu atarken, kulislerdeki sessiz çığlığı duyan var mı?&nbsp;</p>

<p>Hani şu, "Ya o masada Erdoğan değil de Özgür Özel otursaydı?"</p>

<p>Sorusunun cevabındaki o absürt, o hafif trajikomik tabloyu bir düşünelim...</p>

<p>Gelin, reelpolitiğin o vahşi, o bencil, o "bize ne vereceksin?" diye soran meşhur masasına, "yeni nesil" bir heyetin oturduğunu hayal edelim.<br />
Sahne şu:&nbsp;</p>

<p>NATO Genel Sekreteri, kürsüde Türkiye’nin yeni temsilcilerine bakıyor.&nbsp;</p>

<p>Trump, göz ucuyla masadaki "yeni çocukları" süzüyor; hani o, Batı’nın koridorlarında "demokrasi, özgürlük, reform" diye el çırpan, ama masanın altına gelince "ne isterseniz yaparız, yeter ki bizi sevin" diyecek kadar "esnek" çocuklara...</p>

<p>Özgür Bey mikrofonu eline alıyor.&nbsp;</p>

<p>Yanında bir "siyasi stratejist" ordusu.&nbsp;</p>

<p>Belli ki Ankara’dan değil!...</p>

<p>Brüksel’deki bir düşünce kuruluşunun "dijital iklimlendirme" odasından gelmişler.</p>

<p>"Sayın Başkanlar," diyor Özgür Bey, sesi biraz heyecanlı, Avrupa Parlamentosu’nun alkışlarını arar tonda:&nbsp;</p>

<p>"Biz geldik! Artık o 'eski' dönemin sert çocukları yok.&nbsp;</p>

<p>Biz buraya, o büyük, o çok şık, o 'Batı müktesebatına' uygun, her türlü takdirinize açık bir şekilde geldik.&nbsp;</p>

<p>Hatta isterseniz, o savunma sanayisi projelerini falan takoz koyarız, ne de olsa 'barış' demek, kendi göbeğini kesmemek demek değil mi?"</p>

<p>Trump, o meşhur sinsi gülümsemeyle yanındaki danışmanına dönüp fısıldıyor: "Harika! Bir Zelenski daha! Bu seferki biraz daha entelektüel, biraz daha... nasıl desem, 'kullanışlı'.&nbsp;</p>

<p>Artık masanın kuralını değiştiren bir Türkiye değil, kuralları biz yazarken uslu uslu dinleyen bir Türkiye var."</p>

<p>O sırada İmamoğlu Bey devreye giriyor.&nbsp;</p>

<p>"Bizim İstanbul vizyonumuz NATO’ya çok yakışır," diyor gülümseyerek.&nbsp;</p>

<p>"Siz yeter ki bize o 'onay' kredisini verin, gerisini hallederiz.&nbsp;</p>

<p>Sınırlarımız mı?&nbsp;</p>

<p>Açık kapı politikamız, sizin 'stratejik' çıkarlarınızla uyumlu olacak şekilde, her an 'hizmetinize' amadedir."<br />
Masanın etrafındaki "kurtlar" birbirlerine bakıyor. Gözlerinde o malum reelpolitik ışıltısı:&nbsp;</p>

<p>"Kullanma süresi başladı."<br />
Oysa Erdoğan orada olsaydı ne yapardı?&nbsp;</p>

<p>Muhtemelen masanın ortasına "Kendi uçağımı da yaparım, kendi SİHA’mı da, Karadeniz’de de ben dengeyi kurarım, senin şu stratejik hatan da şurada" diye bir harita serer, herkesi terletirdi.&nbsp;</p>

<p>Masadakiler onu sevmezdi belki, ama ona "mecbur" olduklarını bilirlerdi.</p>

<p>Bizim yeni heyet ise, "Acaba bizi şık bir kokteylde, o prestijli dergilerin kapağına taşırlar mı?" diye düşünürken, Batı, Türkiye’nin elindeki son stratejik kartları birer birer çekmeye başlardı.&nbsp;</p>

<p>Özgür Bey’in o kendine has "modern ve reformcu" edasıyla, "Biz artık eski Türkiye değiliz" demesi, Batı’nın kulaklarında tek bir anlama gelirdi:&nbsp;</p>

<p>Biz artık masada değiliz, menüdeyiz.</p>

<p>Dünya ekonomisinin kaosla boğuştuğu, kartların yeniden dağıtıldığı bu dönemde, Türkiye’nin dümenini "Batı’dan takdir bekleyen" bu kadrolara teslim etmenin faturası ne olurdu?&nbsp;</p>

<p>Muhtemelen ülke, küresel sistemin kendi krizlerini soğutmak için kullandığı bir "yedek parça" deposuna dönerdi. "Komprador" zarafetiyle yönetilen bir Türkiye, savunma sanayisindeki o "tam bağımsızlık" iddiasını rafa kaldırır, "hazır alalım, arayı bozmayalım" diyerek ekonomiyi ve savunmayı dışa bağımlılığın karanlık dehlizlerine mahkûm ederdi.</p>

<p>İyi ki Erdoğan ve o tecrübeli devlet aklı Ankara zirvesindeydi!&nbsp;</p>

<p>Düşünün ey akıl ve sezgi sahipleri; ya o masada, dünyayı kendi çıkarı için dizayn eden kurtların karşısında, sadece Batı’nın "aferin"ine muhtaç bir İmamoğlu olsaydı?</p>

<p>Allah korusun!&nbsp;</p>

<p>Bir devletin kaderi, "icazet" bekleyenlerin ellerine bırakılırsa, o devletin sonu, sadece masadaki yerini kaybetmekle kalmaz; masaya meze olmaktır.&nbsp;</p>

<p>Görünen köy kılavuz istemez; "stratejik otonomi" dediğimiz şey, bir liderin masada duruşuyla başlar, o duruş bozulduğunda ise bütün bir ülkenin geleceği "menüdeki yerini" alır.</p>

<p>Tekrar ediyoruz; iyi ki Erdoğan vardı, iyi ki devletin hafızası o masada "hayır" demeyi biliyordu.&nbsp;</p>

<p>Aksi halde, "Allah korusun" dedirtecek bir Türkiye tablosu, bugünün en büyük kabusu olurdu.</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:37:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya Ayağa Kalkarken Fırsatçılığın Enkazı Altında Kalmasın</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatya-ayaga-kalkarken-firsatciligin-enkazi-altinda-kalmasin-78894</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatya-ayaga-kalkarken-firsatciligin-enkazi-altinda-kalmasin-78894</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Ayağa Kalkarken Fırsatçılığın Enkazı Altında Kalmasın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya, 6 Şubat depremlerinin ardından ağır yaralarını sarmaya devam ediyor. Bir yandan yeni iş yerleri, çarşı merkezi ve yeni yaşam alanları yükselirken, diğer yandan sessiz ama çok tehlikeli bir sorun büyüyor: Fahiş iş yeri kiraları ve bunun doğurduğu hayat pahalılığı.</p>

<p>Dün depremde yerle bir olan ve bugün devletin büyük bir fedakârlıkla inşa ettiği ticari yerlerin, dükkânların kira fiyatları adeta uçuyor. Öyle rakamlar konuşuluyor ki, insanın aklı almıyor. Ara sokaklarda, yaya trafiğinin sınırlı olduğu küçücük dükkânlar için yıllık bir milyon liradan başlayan kiralar isteniyor. Şehrin merkezindeki iş yerlerinde ise bu rakamlar iki-üç katına kadar çıkıyor.</p>

<p>Peki bu bedeli kim ödeyecek?<br />
Elbette sonunda vatandaş...</p>

<p>Çünkü her esnaf, ödediği yüksek kirayı sattığı ürüne, sunduğu hizmete, yaptığı tamire eklemek zorunda kalacaktır. Sonuç olarak kasaya giden her vatandaş, aslında yüksek kiraların faturasını ödeyecektir.</p>

<p>Daha da düşündürücü olan ise birçok Malatyalının bazı alışverişlerini başka şehirlerde yapmayı tercih etmesidir. Mobilyasını, beyaz eşyasını, hatta aracının bakım ve tamirini yaptırmak için Elazığ'a, Gaziantep'e, Sivas'a giden insanların sayısı her geçen gün artıyor. Çünkü aynı ürün ve hizmeti daha makul fiyatlarla bulabiliyorlar.</p>

<p>Bu tablo hem esnafın hem de bütün Malatya ekonomisinin kaybıdır.</p>

<p>Depremden yeni çıkmış, evini, iş yerini, yakınlarını kaybetmiş insanların omuzlarına bir de fırsatçılık yüklemek ne vicdana sığar ne de toplumsal dayanışma ruhuna yakışır. Elbette herkes yatırımının karşılığını almak ister. Ancak kazanç ile fırsatçılık arasındaki çizgi kaybolduğunda bunun bedelini bütün şehir öder.</p>

<p>Üstelik burada gözden kaçırılmaması gereken başka bir gerçek daha var. Bu yeni iş yerlerinin önemli bir bölümü devletin büyük fedakârlıkları ve milletin vergileriyle inşa edildi. Şehrin yeniden ayağa kalkması için yapılan bu yatırımların, kontrolsüz kira artışları nedeniyle yeni bir ekonomik krize dönüşmesine izin verilmemelidir.</p>

<p>Evet, serbest piyasa ekonomisi vardır. Ancak serbest piyasa, ölçüsüzlüğün, fırsatçılığın ve toplumsal dengeyi bozacak uygulamaların bahanesi olmamalıdır. Özellikle olağanüstü dönemlerden geçen şehirlerde kamu otoritesinin yol gösterici ve dengeleyici rol üstlenmesi kaçınılmazdır.</p>

<p>Bu nedenle Valiliğimizin, Büyükşehir Belediyemizin, ilgili odaların ve meslek kuruluşlarının bir araya gelerek iş yeri kiraları konusunda makul ölçüler belirlemesi, en azından metrekare bazlı tavsiye kira aralıkları oluşturması büyük önem taşımaktadır. Bu, mülkiyet hakkına müdahale değil; şehrin ekonomik geleceğini koruyacak ortak bir aklın ortaya konulmasıdır.</p>

<p>Vicdansız mal sahiplerinin, devletin yapıp kendilerine cüzi bir bedelle, uzun vadeli taksitlerle teslim ettiği bu iş yerlerinin maliyetini altı aylık veya bir yıllık kira geliriyle çıkarmaya çalışması büyük bir vicdansızlıktır. Bu tuzu kuru fırsatçılar, şehrin ekonomisine de vatandaşa da zarar vermektedir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki uygun kiralar, daha fazla esnafın dükkân açmasını sağlar. Fiyatların daha makul seviyelerde kalmasına katkı sunar. Şehir merkezi daha erken canlanır. Vatandaş alışverişini kendi şehrinde yapar. İl dışındaki Malatyalılar da geri dönmek için umutlanır.</p>

<p>Yüksek kiralar ise yüksek fiyatları, yüksek fiyatlar müşteri kaybını, müşteri kaybı ise durgunluğu beraberinde getirir. Bunun ekonomik faturası kadar siyasi faturası da olur. Vatandaş yaşadığı hayat pahalılığının sorumlusunu sorgulayacak, yaşadığı sıkıntıyı kamu yönetimine mal edecektir. Oysa bugün alınacak makul tedbirlerle bu olumsuz tablo önlenebilir.</p>

<p>Malatya'nın yeniden inşası, sadece yıkılan binaların yeniden yapılması değildir. Bunu hükümetimiz yapıyor. Vicdanı, adaleti ve ekonomik dengeyi de yeniden inşa etmektir. Bunu da kamu otoritesinin sağlaması gerekir.</p>

<p>İnsaflı bir ticaret anlayışı ve güçlü bir toplumsal dayanışma, bu şehri daha çabuk ayağa kaldıracaktır.</p>

<p>Unutmayalım; depremin yıktığını devlet yeniden yapar. Ama fırsatçılığın yıktığı vicdanı yeniden inşa etmek çok daha zordur.</p>

<p><strong>Fî Emânillah...</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 12:14:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rakip Çıkmayan Şehir</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/rakip-cikmayan-sehir-78893</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/rakip-cikmayan-sehir-78893</guid>
                <description><![CDATA[Rakip Çıkmayan Şehir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir seçimin kaderini bazen sandık belirlemez.</p>

<p><strong>Aday belirler.</strong></p>

<p>Hatta bazen daha acısı olur.</p>

<p>Şehir, daha seçim başlamadan kaybeder.</p>

<p>Mahmut Boyraz TSO adaylığını açıkladı.</p>

<p>Hayırlı olsun.</p>

<p>Ama doğrusu ben Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun karşısında çok daha güçlü bir isim bekliyordum.</p>

<p>Daha ağır bir sanayi geçmişi.</p>

<p>Daha büyük bir üretim hikâyesi.</p>

<p>Çünkü karşındaki isim sıradan bir oda başkanı değil.</p>

<p><strong>İki dönemdir yalnızca koltuğunu değil, oyunun kurallarını da yönetiyor.</strong></p>

<p>Konuşmasını biliyor.</p>

<p>Algı oluşturmasını biliyor.</p>

<p>Piyasayı yönlendirmesini biliyor.</p>

<p>Gündem kurmasını biliyor.</p>

<p>Böyle bir ismin karşısına çıkıyorsan…</p>

<p>sadece aday olmazsın.</p>

<p><strong>Denge olursun.</strong></p>

<p>İşte Malatya’nın kaybettiği yer tam burası.</p>

<p><strong>Kaybeden Mahmut Boyraz değil.</strong></p>

<p><strong>Kaybeden, Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun karşısına güçlü bir sanayici çıkaramayan Malatya.</strong></p>

<p>Çünkü yıllardır görmezden gelinen büyük bir çelişki var.</p>

<p>Ticaret başka iştir.</p>

<p>Sanayi başka.</p>

<p>Tüccar alır, satar, dolaştırır.</p>

<p>Sanayici üretir, büyütür, istihdam oluşturur.</p>

<p>Birinin refleksi piyasa.</p>

<p>Ötekininki üretim.</p>

<p>Birinin hesabı günlük.</p>

<p>Diğerinin ufku yıllık.</p>

<p>İkisini aynı masaya oturtabilirsiniz.</p>

<p>Ama aynı gözle bakmalarını bekleyemezsiniz.</p>

<p>Belki de artık tartışılması gereken isimler değil…</p>

<p><strong>Ticaret ve sanayinin neden hâlâ aynı odada temsil edildiğidir.</strong></p>

<p>Çünkü sanayi şehri olmakla övünen Malatya…</p>

<p><strong>Odanın başına talip olacak güçlü bir sanayici çıkaramıyorsa, önce aynaya bakmalıdır.</strong></p>

<p>Ve bana göre bu seçimin en acı tarafı da budur.</p>

<p><strong>Sandık kurulmadan kazanan belli olmuşsa… kaybeden aday değil, şehirdir.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-06%20at%2011_59_08.jpeg" style="height:557px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DÜĞMEYE BASAN EL</span></strong></p>

<p>Malatya’da tuhaf bir hesap işliyor.</p>

<p>Altı milletvekili var.</p>

<p>Ama sanki tek milletvekili görev yapıyor.</p>

<p>Çünkü ok hep aynı hedefe gidiyor.</p>

<p><strong>Aynı isim konuşuluyor.</strong></p>

<p><strong>Aynı isim tartışılıyor.</strong></p>

<p><strong>Aynı isim yıpratılıyor.</strong></p>

<p>Diğerleri?</p>

<p>Sanki sisin içinde.</p>

<p>İhsan Koca sessiz.</p>

<p>İnanç Siraç gölgede.</p>

<p>Abdurrahman Babacan kendi gündeminde.</p>

<p>Veli Ağbaba hakkında türlü tartışmalar dolaşıyor.</p>

<p>Fakat tartının ibresi yine aynı noktaya dönüyor.</p>

<p><strong>Bülent Tüfenkci.</strong></p>

<p>İnsan ister istemez düşünüyor.</p>

<p>Madem hesap görülecek…</p>

<p><strong>Niçin herkes aynı terazide tartılmıyor?</strong></p>

<p>Madem sorgulanacak…</p>

<p><strong>Niçin aynı mercek herkese tutulmuyor?</strong></p>

<p>Çünkü bazen mesele isim değildir.</p>

<p>Mesele, <strong>ışığın nereye çevrildiğidir.</strong></p>

<p>Birini sürekli konuşursanız…</p>

<p>Diğerleri kendiliğinden görünmez olur.</p>

<p>Birini sürekli hedefe koyarsanız…</p>

<p>Kalabalık geri kalanları unutmaya başlar.</p>

<p>İşte asıl maharet de budur.</p>

<p><strong>Oku atan el görünmez.</strong></p>

<p>Hedef görünen olur.</p>

<p>Bu yüzden bu fotoğraf bana sadece bir siyasetçiyi anlatmıyor.</p>

<p><strong>Asıl fotoğraf, Malatya’da eleştirinin bile seçilerek dağıtıldığını gösteriyor.</strong></p>

<p>Ve bazen en yüksek ses…</p>

<p><strong>Bağıran değil, düğmeye basandır.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-06%20at%2011_58_50%20(1).jpeg" style="height:557px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANE DEDİLER… BODRUM ÇIKTI</span></strong></p>

<p>Malatya’da bir kütüphane yaptılar.</p>

<p>Öyle anlattılar ki…</p>

<p>sanki Cemil Meriç dirilecek, kitap raflarının arasında <strong>“nihayet</strong>” diyecekti.</p>

<p>Sonra baktık.</p>

<p>Büyükşehir’in altı.</p>

<p>Betonun gölgesi.</p>

<p>Büyükşehir’in bodrumuna sığdırılmış bir hayal.</p>

<p>Ama anlatı büyük:</p>

<p><strong>6 bin 500 metrekare.</strong></p>

<p>Herhâlde duvarı, tavanı, kolonun gölgesini de hesaba kattılar.</p>

<p>İstanbul Esenler’de <strong>Cemil Meriç Kütüphanesi ve Müzesi</strong> var.</p>

<p>Açık alanı var.<br />
Kapalı alanı var.<br />
Tarihi dokusu var.<br />
Şehir hafızası var.</p>

<p>Yani kütüphane.</p>

<p>Bizdeki?</p>

<p><strong>Parayla yapılmış mahcup bir oda.</strong></p>

<p>Üç yüz milyon konuşuluyor.</p>

<p>Az para değil.</p>

<p>O parayla Malatya’ya imza atılırdı.</p>

<p>Çocuk büyürdü.</p>

<p>Genç otururdu.</p>

<p>Şehir nefes alırdı.</p>

<p>Ama olmadı.</p>

<p>Çünkü vizyon olmayınca para eser doğurmaz.</p>

<p><strong>masraf doğurur.</strong></p>

<p>Sonra ne yaptılar?</p>

<p>Kavurma günü.</p>

<p>Kebap günü.</p>

<p>Trol daveti.</p>

<p>Sosyal medya cilası.</p>

<p>Yani kitabın sustuğu yerde mangal konuştu.</p>

<p>İnat ettiler.</p>

<p>Yer yokmuş gibi davrandılar.</p>

<p>Oysa Malatya’da yer çok.</p>

<p>Eksik olan arsa değil.</p>

<p><strong>akıl.</strong></p>

<p>Ve en acısı şu:</p>

<p>Kütüphane diye yaptıkları şey şehre kalmadı.</p>

<p>Sadece faturası kaldı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-06%20at%2011_58_50.jpeg" style="height:663px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MEMLEKET TROLLE DİLEKÇE VERİYOR</span></strong></p>

<p>Bir şehir düşün.</p>

<p>Vatandaş derdini belediyeye anlatmıyor.</p>

<p>Vekile gitmiyor.</p>

<p>Başkana ulaşmıyor.</p>

<p><strong>Trole yazıyor.</strong></p>

<p>İşte Malatya’nın yeni müracaat kapısı bu.</p>

<p>Sosyal medya.</p>

<p>Paralı hesap.</p>

<p>Sahte cesaret.</p>

<p>Gerçek çaresizlik.</p>

<p>Çünkü halk biliyor.</p>

<p>Siyaset duymuyor.</p>

<p>Kurum görmüyor.</p>

<p>Yetkili bakmıyor.</p>

<p>O zaman ne yapıyor?</p>

<p><strong>Sorununu tweet atıyor.</strong></p>

<p>Yol bozuksa paylaşım.</p>

<p>Su kesildiyse video.</p>

<p>Esnaf ağlıyorsa etiket.</p>

<p>Hasta randevu bulamıyorsa kampanya.</p>

<p>Memleket artık dilekçeyle değil…</p>

<p><strong>linç ihtimaliyle yönetiliyor.</strong></p>

<p>Bu tablo iki şeyi gösterir.</p>

<p>Birincisi:</p>

<p><strong>Siyaset bitmiş.</strong></p>

<p>İkincisi:</p>

<p>Halk tükenmiş.</p>

<p>Çünkü vatandaş devletten değil, gündemden medet umuyorsa…</p>

<p>orada makam vardır.</p>

<p>Ama karşılığı yoktur.</p>

<p>Malatya bugün tam burada.</p>

<p>Sorun çok.</p>

<p>Muhatap az.</p>

<p>Trol kalabalık.</p>

<p>Çözüm yok.</p>

<p>Ve işin en acı tarafı şu:</p>

<p>Bu şehirde artık hak aramanın yolu kuruma müracaat etmekten değil…&nbsp;</p>

<p><strong>viral olmaktan geçiyor.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN DÜNYAYA ÖĞRETEMEDİĞİ ŞEY</span></strong></p>

<p>Malatyalı garip adamdır.</p>

<p>Kayısıyı sadece satmaz.</p>

<p><strong>Paylaşır.</strong></p>

<p>Hasadı sadece bahçeden kaldırmaz.</p>

<p>Gönüllere de dağıtır.</p>

<p>Yaz gelince otobüslerin bagajı dolar.</p>

<p>İstanbul’a…</p>

<p>Ankara’ya…</p>

<p>İzmir’e…</p>

<p>Bursa’ya…</p>

<p>Kutular gider.</p>

<p>Kasalar gider.</p>

<p>Koliler gider.</p>

<p>İçinde sadece kayısı yoktur.</p>

<p><strong>Memleket kokusu vardır.</strong></p>

<p>Dünyanın neresinde var bu?</p>

<p>Antalyalı portakalını böyle göndermez.</p>

<p>Karadenizli fındığını böyle taşımaz.</p>

<p>Manisalı üzümünü…</p>

<p>Osmaniyeli yer fıstığını…</p>

<p>Hiçbiri Malatyalı kadar cömert davranmaz.</p>

<p>Çünkü Malatyalı için kayısı ticaret değildir.</p>

<p><strong>Hatırdır.</strong></p>

<p>Geçen yıl dal sustu.</p>

<p>Bahçe mahzundu.</p>

<p>Koli hazırlanmadı.</p>

<p>Bu yıl ağaç konuştu.</p>

<p>Bereket döndü.</p>

<p>Otobüsler yine doldu.</p>

<p>Meğer Malatyalı kayısı göndermiyormuş.</p>

<p><strong>Hasret gönderiyormuş.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:</span></strong></p>

<p>Bir arkadaşı,<strong> Ecvet Gürses’e</strong> yaklaşmış:</p>

<p>“Allah seni karşıma çıkardı.”</p>

<p>“Sırrımı senden başka kimseye söyleyemem.”</p>

<p>Sonra eğilmiş:</p>

<p><strong>“Bana biraz borç verir misin?”</strong></p>

<p>Ecvet Gürses gülümsemiş.</p>

<p>Omzuna dokunmuş.</p>

<p>“Hiç merak etme…” demiş.</p>

<p>“Benden sır çıkmaz.”</p>

<p><strong>“Hiç duymamış gibi davranırım.”</strong></p>

<p>…</p>

<p>Malatya’da da durum farklı değil.</p>

<p>Esnaf bağırıyor.</p>

<p>Vatandaş söylüyor.</p>

<p>Gazeteler manşet atıyor.</p>

<p>Şikâyetler büyüyor.</p>

<p>Yetkililer…</p>

<p>Ecvet Gürses kadar ketum.</p>

<p>Sanki hiçbir şey <strong>söylenmemiş</strong> gibi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: “KADRAJ”</span></strong></p>

<p>Kimi şehrin önünde durur.</p>

<p>Kimi bakanın.</p>

<p>Kareye girmek kolaydır.</p>

<p>Mesele,<br />
şehrin<strong> hafızasına</strong> girebilmektir.</p>

<p><strong>Demedi deme Abdurrahman…</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-07-06%20at%2011_59_30.jpeg" style="height:520px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: DENGE</span></strong></p>

<p>İzzet de Allah’tandır…<br />
Zillet de…<br />
İtibar da O’nun elindedir, sefillik de.</p>

<p>Düne kadar <strong>Veli Ağbaba’nın</strong> etrafında el pençe duranların, bugün selam vermeye çekindiğini görünce insan şunu anlıyor:</p>

<p>Varlıkla övünen, yokluğa hazırlıksız yakalanır.</p>

<p><strong>Onun için makamdayken alkışı değil, ayrılığı hesap edeceksin.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta en büyük trafik sadece yollarda değil, kulislerde de yaşanıyor…<br />
Şehir bir yandan yeniden inşa edilmeye çalışılırken, diğer yandan vatandaşın sabrını zorlayan başlıklar her geçen gün çoğalıyor. Fısıltılar büyüyor, sorular cevabını bekliyor.</p>

<p><strong>-EDS Vatandaşı Yavaşlattı, Trafiği Durdurdu!</strong><br />
Çevreyolundaki EDS uygulaması bugünlerde en çok konuşulan konuların başında geliyor. Elazığ ve Ankara istikametindeki uzun 70-80 km hız sınırı nedeniyle trafiğin kilitlendiği konuşuluyor. Vatandaşın ortak sorusu şu: “Kuzey Çevreyolu tamamlanana kadar bu uygulamada esneklik sağlanamaz mı?”</p>

<p><strong>-Tırlar Yolu, Sürücüler Direksiyonu Bırakmıyor!</strong><br />
Aynı güzergahta bu kez başka bir şikâyet yükseliyor. Hız sınırına uyan otomobil sürücülerinin, arkadan gelen tır ve kamyonların selektör ve korna baskısıyla karşı karşıya kaldığı iddia ediliyor. Kulislerde, “Kurala uyan suçlu oluyor” serzenişi giderek yayılıyor.</p>

<p><strong>-Motosikletler Trafiğin Yeni Gündemi!</strong><br />
Şehir içinde özellikle ana arterlerde bazı motosiklet sürücülerinin şeritleri kapatarak düşük hızda ilerlemesi sürücülerin tepkisini çekiyor. Grup halinde yapılan bu sürüşlerin hem trafiği aksattığı hem de kazalara davetiye çıkardığı konuşuluyor. Vatandaş, denetimlerin artırılmasını bekliyor.</p>

<p><strong>-Ağbaba Cephesinde Sular Durulmuyor!</strong><br />
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın yeğeni Ahmet Can Ağbaba’nın yürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklanması şehir siyasetinde geniş yankı uyandırmış durumda. Ankara-Malatya hattında bu gelişmenin siyasi etkilerinin konuşulduğu, gözlerin şimdi yapılacak açıklamalara çevrildiği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>-Muhalefet Erken Seçime mi Hazırlanıyor?</strong><br />
Muhalefet partilerinin il teşkilatlarının son günlerde sahadaki temposunu artırdığı konuşuluyor. Deprem sonrası yaşanan sorunların ve esnafın taleplerinin raporlaştırılarak genel merkezlere ulaştırıldığı ifade ediliyor. Kulislerde, “Sandık uzak olsa da hazırlık yakın” yorumları yapılıyor.</p>

<p><strong>-Saray Mahallesi’nde Kura Tartışması!</strong><br />
Saray Mahallesi’nde rezerv alan kuraları sonrası huzursuzluk büyümüş durumda. Bazı hak sahiplerine mahallede yer kalmadığının söylenerek farklı bölgelere yönlendirildiği iddia ediliyor. Mahallede şimdi şu soru dolaşıyor: “Madem yer yoktu, kura neden böyle sonuçlandı?” Kulislerde, konunun yargıya taşınacağı konuşuluyor.</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bazen en sıcak gelişmeler, önce sokakta konuşulur, sonra gündeme düşer.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 12:01:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kur\&#039;an-ı Kerim\&#039;de Geçen Besinler ve Bilimin Söyledikleri</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kuran-i-kerimde-gecen-besinler-ve-bilimin-soyledikleri-78892</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kuran-i-kerimde-gecen-besinler-ve-bilimin-soyledikleri-78892</guid>
                <description><![CDATA[Kur\'an-ı Kerim\'de Geçen Besinler ve Bilimin Söyledikleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kur'an-ı Kerim, insanın yalnızca manevi hayatına rehberlik etmekle kalmaz yaşamın birçok alanında olduğu gibi beslenme konusunda da önemli mesajlar içerir. Ayetlerde Allah'ın insanlara bahşettiği nimetler hatırlatılır, helal ve temiz (tayyib) gıdalar teşvik edilir, israftan ise sakındırılır.</p>

<p>Hurma, zeytin, incir, üzüm, nar, bal ve süt... Kur'an'da adı geçen bu besinler, asırlardır sofralarımızda yer almaya devam ediyor. Ortak özellikleri ise doğal, besleyici ve dengeli beslenmenin önemli parçaları olmalarıdır.</p>

<p>Günümüzde beslenme bilimi de bu besinlerin içerdiği vitaminleri, mineralleri, lifleri ve biyoaktif bileşenleri inceleyerek sağlık üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Pek çoğunun dengeli beslenmenin değerli bir parçası olduğu bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>HURMA</strong></span></p>

<p><strong>Kur'an-ı Kerim'de nerede geçiyor?</strong></p>

<p>Hurma, en dikkat çekici şekilde Kur'an-ı Kerim'de Meryem Suresi 23-26. ayetlerde anlatılmaktadır. Meryem doğum sancısı çekerken kendisine hurma ağacını silkelemesi ve dökülen taze hurmalardan yemesi emredilir. Bunun yanında hurma; En'am Suresi 99 ve 141, Nahl Suresi 11 ve 67, Yâsîn Suresi 34-35, Kaf Suresi 10 ve Abese Suresi 29. ayetlerde de Allah'ın insanlara sunduğu nimetlerden biri olarak zikredilmektedir.</p>

<p><strong>Bilim ne diyor?</strong></p>

<p>Hurma doğal karbonhidratlar, diyet lifi, potasyum, magnezyum ve polifenol grubu antioksidan bileşikler bakımından zengindir. Lif içeriği sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlarken, içerdiği doğal şekerler özellikle fiziksel aktivite sonrasında hızlı enerji kaynağı olabilir. Ayrıca potasyum içeriği kas ve sinir fonksiyonlarının normal çalışmasını destekler. Bununla birlikte yüksek doğal şeker içerdiği için diyabeti olan bireylerin porsiyon kontrolüne dikkat etmesi gerekir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI</strong></span></p>

<p><strong>Kur'an-ı Kerim'de nerede geçiyor?</strong></p>

<p>Zeytin, Kur'an'da en çok zikredilen besinlerden biridir. Tin Suresi 1. ayette "İncire ve zeytine andolsun." buyrulurken, Nur Suresi 35. ayette zeytin ağacı "mübarek bir ağaç" olarak tasvir edilir. Ayrıca En'am Suresi 99 ve 141, Nahl Suresi 11 ve Mü'minûn Suresi 20. ayetlerde de zeytinden bahsedilmektedir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İNCİR</strong></span></p>

<p><strong>Kur'an-ı Kerim'de nerede geçiyor?</strong></p>

<p>İncir, Tin Suresi'nin ilk ayetinde "İncire ve zeytine andolsun." ifadesiyle anılmaktadır.</p>

<p><strong>Bilim ne diyor ?</strong></p>

<p>İncir diyet lifi, potasyum, magnezyum ve kalsiyum açısından zengin bir meyvedir. Lif bakımından zengin beslenme bağırsak sağlığının korunmasına katkı sağlarken, daha uzun süre tokluk hissi oluşturabilir. Taze veya kuru olarak tüketilebilen incir, dengeli beslenmenin doğal meyve seçeneklerinden biridir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>ÜZÜM</strong></span></p>

<p><strong>Kur'an-ı Kerim'de nerede geçiyor?</strong></p>

<p>Üzüm Bakara Suresi 266, En'am Suresi 99 ve 141, Nahl Suresi 11 ve 67, İsra Suresi 91, Kehf Suresi 32, Yâsîn Suresi 34 ayetlerde Allah'ın insanlara verdiği nimetler arasında sayılmaktadır.</p>

<p><strong>Bilim ne diyor ?</strong></p>

<p>Üzüm C vitamini, K vitamini ve polifenol grubu antioksidan bileşikler içerir. Özellikle koyu renkli üzümlerde bulunan polifenoller üzerine yapılan araştırmalar, bu bileşiklerin hücreleri oksidatif strese karşı korumaya katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Ancak üzüm de diğer meyveler gibi doğal şeker içerdiğinden uygun porsiyonlarda tüketilmelidir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BAL</strong></span></p>

<p><strong>Kur'an-ı Kerim'de nerede geçiyor?</strong></p>

<p>Bal, Nahl Suresi 68-69. ayetlerde arılardan söz edilirken anlatılır. Ayette, arıların karınlarından farklı renklerde bir içecek çıktığı ve "onda insanlar için şifa bulunduğu" ifade edilmektedir.</p>

<p><strong>Bilim ne diyor ?</strong></p>

<p>Bal doğal karbonhidratlar, çeşitli enzimler ve antioksidan bileşikler içerir. Bilimsel araştırmalar, özellikle bazı tıbbi bal çeşitlerinin yara iyileşmesinde ve boğaz ağrısının hafifletilmesinde yararlı olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte balın yüksek miktarda doğal şeker içerdiği unutulmamalı, özellikle diyabeti olan bireyler ölçülü tüketmelidir. Ayrıca bir yaşın altındaki bebeklere bal verilmemelidir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SÜT</span></strong></p>

<p><strong>Kur'an-ı Kerim'de nerede geçiyor?</strong></p>

<p>Süt; Nahl Suresi 66. ayette "içenlere hoş gelen, tertemiz bir süt" olarak anlatılır. Ayrıca Mü'minûn Suresi 21. ayette de Allah'ın kullarına verdiği nimetlerden biri olarak zikredilmektedir.</p>

<p><strong>Bilim ne diyor ?</strong></p>

<p>Süt kaliteli protein, kalsiyum, fosfor ve B grubu vitaminleri bakımından önemli bir besindir. Düzenli ve yeterli süt tüketimi, kemik ve diş sağlığının korunmasına katkı sağlayabilir. Laktoz intoleransı bulunan bireyler ise laktozsuz süt veya fermente süt ürünlerini tercih edebilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 10:13:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OKUL ŞEHRİN MUALLİM TERZİSİ Said Çekmegil </title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/okul-sehrin-muallim-terzisi-said-cekmegil-78891</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/okul-sehrin-muallim-terzisi-said-cekmegil-78891</guid>
                <description><![CDATA[OKUL ŞEHRİN MUALLİM TERZİSİ Said Çekmegil ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Delici bakışları boğa gibi suratı ile Sokrat...<br />
M.Ö. 470 – M.Ö. 399</p>

<p>"O, Atina’nın loş meydanlarında, &nbsp;<br />
vahyin nuru henüz ufkuna doğmamış, &nbsp; devasa bir zekâ yığını öfkeli adam...</p>

<p>Atina sokaklarında durdurur insanları, sorar...<br />
Hikmet ve irfanı anlatmaktır, &nbsp;bütün derdi...</p>

<p>Ve ondan asırlar sonra bir adam &nbsp;Malatya Sokrat'ı...</p>

<p>Malatya'nın sokaklarında...<br />
Bir fikir çilekeşi bir cins kafa ve bir şehir munevveri ...<br />
Bir muallim ...<br />
Bir hatip ...<br />
Bir akademisyen...<br />
Bir Yazar ...<br />
Bir şair...<br />
Bir dava çilekeşi ...<br />
Ve mütevazı bir terzi...<br />
Malatya'lı ...</p>

<p><strong>Sait Çekmegil.</strong></p>

<p>Şehirler, sadece coğrafi koordinatlardan, beton bloklardan ve birbirine eklemlenen yollardan ibaret değildir. Şehirler, kendi epistemolojisini kuran, insanını o epistemolojiyle terbiye eden ve zamanın akışına karşı duruşunu bir "hakikat iddiası" olarak sunan yaşayan organizmalardır.&nbsp;</p>

<p>Malatya, tarih boyunca fikriyle kuşanmış, irfanıyla şehri terbiye etmiş muallim şahsiyetlerin otağı olmuştur.&nbsp;</p>

<p>Bu irfan halkasının en özgün, en sahici isimlerinden biri; iğnesiyle kumaşı, kalemiyle zihinleri terbiye eden ve benim de hayatımda derin izler bırakan Sait Çekmegil’dir.&nbsp;</p>

<p>1926 yılında Malatya’da doğan ve 2004 yılında Hakk’a yürüyen Çekmegil, ilkokul mezunu bir terziydi; ancak 37 eserlik külliyatıyla akademik hiyerarşiyi aşan bir "halk filozofu" olarak yaşadı.</p>

<p>Kışla Caddesi’nden Bir İrfan Soluğu, ayaküstü medresesi...&nbsp;</p>

<p>Sait Çekmegil, tıpkı antik Atina’nın meydanlarında dolaşan Sokrat gibi, hakikati göklerde değil, çarşının tam ortasında, insanın günlük telâşının içinde arardı.&nbsp;</p>

<p>Onu Malatya sokaklarında, pazarda, herhangi bir köşebaşında birini durdururken görebilirdiniz. İnsanları durdurur ve sorardı:&nbsp;</p>

<p>"Nereye? Varoluşun hakikati nerede, gidişin nereye?"</p>

<p>80’li yılların başından itibaren, Kışla Caddesi’ndeki İstanbulluoğlu İşhanı’nın mescidi, onun fikir ve ibadet karargâhıydı.&nbsp;</p>

<p>Cuma namazlarını, kıymetli kardeşi Dr. Esad Keşşafaoğlu ile dönüşümlü olarak burada kıldırır, vakit namazlarının bir kısmını da yine aynı mütevazı mescitte eda ederdi.&nbsp;</p>

<p>O mescit, bir ibadethane olmanın ötesinde, tıpkı Sokrat’ın o mütevazı "mağara" dersleri gibi, hakikat arayışının fısıltıyla başlayıp vicdanlarda gürlediği bir "okul"du.</p>

<p><strong>Terzi Dükkânı:&nbsp;</strong></p>

<p>Kumaşların ve Zihinlerin Hizaya Geldiği Yer<br />
Sait Ağabey terziydi. Önce Çekirdek Pasajı’nda, sonra Emeksiz’de açtığı dükkânı, sadece bir işyeri değil; kumaşların libasa, zihinlerin ise hakikate hizaya geldiği bereketli bir irfan ve ilim mekânıydı.&nbsp;</p>

<p>O dükkânın kapısından kimler gelip geçmedi ki...&nbsp;</p>

<p>Oraya giren, sadece bir elbise diktirmeye değil, hayatının dikişlerini düzeltmeye gelirdi.</p>

<p>Onunla nerede karşılaşırsak karşılaşalım, ister dükkânında ister mescidin avlusunda olsun, o her zaman aynı "muallim" duruşunu korurdu.&nbsp;</p>

<p>Sait ağabey bizi yakaladığında, adeta bir fikir seferberliği başlardı.&nbsp;</p>

<p>"Birkaç dakika sohbet edelim" der, herkesin bir konu önermesini isterdi.&nbsp;</p>

<p>Seçilen gündem üzerine herkesin bir dakika konuşma zorunluluğu olurdu; doyurucu konuşan bir dakika daha kazanır, herkes kanaat ve malumatını ortaya dökerdi.&nbsp;</p>

<p>O, derin mavi gözleri ile bizi dikkatlice süzerdi.&nbsp;</p>

<p>Söz sırası ona geldiğinde, karmaşık görünen meseleleri Kur’an odaklı, öz ve sarsıcı ifadelerle aydınlatır; o meclisi bir ilim ziyafetine dönüştürerek, hüküm cümlesini mühür gibi basardı...</p>

<p><strong>İzzetin Kaynağı: Sayısal Çokluk mu, Hakikat mi?...</strong></p>

<p>Gençliğin o cevval ama toy döneminde, meselenin nicelikle (kalabalıkla) ilgili olduğunu sanarak sorduğum:&nbsp;</p>

<p>"Sait ağabey, madem bu kadar haklısın, neden çevrende bu kadar az kişi var?" sorusu, modern insanın verimlilik yanılgısının bir yansımasıydı.&nbsp;</p>

<p>O, sükûnetini bozmadan, o vakur edasıyla ve Kur'anî bir şuurla beni hizaya sokmuştu: "İzzet ancak Allah’ındır."</p>

<p>Bu cevap, sadece bir soruya verilen yanıt değil; bir medeniyetin, bir dava ahlakının ve bir tevhid şuurunun özetidir.&nbsp;</p>

<p>Çekmegil, şöhreti reddederek Malatya’da kalmayı, bir "üçüncü yol" arayanlara irfan kalesi kurmayı tercih etti.&nbsp;</p>

<p>O, taklitçiliğe karşı tahkiki, şöhrete karşı hakikati, beton şehirleşmeye karşı ise "gönül haritasını" savundu.</p>

<p><strong>Malatya'yı Yeniden İmar Etmek ...</strong></p>

<p>Bugün Malatya'yı yeniden "okul şehir" olarak inşa etmek istiyorsak, betonun ve teknolojinin ötesine geçmeli; Çekmegil’in o halkalarda biçtiği "insan" kalıbına dönmeliyiz.&nbsp;</p>

<p>Onun şu dizeleri, sadece bir şiir değil; günümüzün savrulan gençliği için bir pusuladır:</p>

<p>İşte ondan bir kaç mısra:<br />
Bitaraf olamazsın,<br />
Tarafsız kalamazsın,<br />
Çünkü sen müslümansın!<br />
Adil bir tarafın,<br />
Sağlam bir safın olacak,<br />
Çünkü sen müslümansın.</p>

<p>Ey Malatya’nın geleceğini inşa edecek gençler!&nbsp;</p>

<p>Sait Çekmegil’in o irfan halkasından yayılan ışık, geçmişin tozlu bir hatırası değil, yarının pusulasıdır.&nbsp;</p>

<p>İzzeti başka kapılarda değil, sadece Hakk’ın rızasında arayın.&nbsp;</p>

<p>Sadece okuyan değil, okuduğunu hayatının dikişi kılan; bir şehri betonla değil, hikmetle, adaletle ve tahkik edilmiş bir imanla imar etmeyi dert edinen bir nesil olun.&nbsp;</p>

<p><strong>Çekmegil’in ruhu şâd olsun; o mektepten mezun olacak nice fikir işçilerine selam olsun!</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-07-03%20at%2015_40_18.jpeg" style="height:451px; width:696px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-07-03%20at%2015_40_19.jpeg" style="height:427px; width:320px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 14:15:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şov Biter... Hizmet Kalır</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sov-biter-hizmet-kalir-78890</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sov-biter-hizmet-kalir-78890</guid>
                <description><![CDATA[Şov Biter... Hizmet Kalır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı kendi belediye başkanlarına döndü.</p>

<p>Tek cümle kurdu.</p>

<p><strong>“İcraat değil, şov peşinde koşan anlayışı tasvip etmeyiz.”</strong></p>

<p>Bu cümle Ankara’da kuruldu.</p>

<p>Ama en sert yankısı bazı şehirlerde duyulmalı.</p>

<p>Mesela Malatya’da…</p>

<p>Çünkü burada asfalt dökülmeden kamera açılıyor.</p>

<p>Temel atılmadan klip hazırlanıyor.</p>

<p>İş bitmeden montaj tamamlanıyor.</p>

<p><strong>Eser doğmadan reklam büyüyor.</strong></p>

<p>Bir bakıyorsun…</p>

<p>Taziye evi paylaşımı.</p>

<p>Çarşı turu paylaşımı.</p>

<p>Açılış paylaşımı.</p>

<p>Poz paylaşımı.</p>

<p>Video paylaşımı.</p>

<p>Şehir ise aynı soruyu paylaşıyor:</p>

<p><strong>“Peki hizmet nerede?”</strong></p>

<p>Çünkü yol sosyal medya istemez.</p>

<p>Kanalizasyon alkış beklemez.</p>

<p>Su hattı filtre tanımaz.</p>

<p>Kaldırım drone ile yapılmaz.</p>

<p>Vatandaş da belediyeyi reels videolarıyla değil…</p>

<p>evine gelen hizmetle ölçer.</p>

<p>İşte bütün mesele bu.</p>

<p>Şov, fotoğrafın sanatıdır.</p>

<p>Hizmet, alın terinin.</p>

<p>Biri ekrana yakışır.</p>

<p>Öteki şehre.</p>

<p>Ve siyaset en acı hükmünü sandıkta değil…</p>

<p><strong>vatandaşın hafızasında verir.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-29%20at%2009_02_16.jpeg" style="height:330px; width:588px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN İKİNCİ AFETİ</span></strong></p>

<p>Malatya bir defa yıkıldı.</p>

<p>Fay kırdı.</p>

<p>Beton çöktü.</p>

<p>Çatı uçtu.</p>

<p>Ocak söndü.</p>

<p>Millet dişini sıktı.</p>

<p>Devlet el uzattı.</p>

<p>Konteyner geldi.</p>

<p>Adına <strong>emanet </strong>dendi.</p>

<p>İşte tam burada başlıyor hikâye.</p>

<p>Şimdi şehirde dolaşan iddia, birkaç masa, birkaç dolap, birkaç demirbaş meselesi değil.</p>

<p><strong>Eğer doğruysa, emanetin tartıya çıkmasıdır.</strong></p>

<p>Deprem insanın evini alır.</p>

<p>Ama emanete uzanan el…</p>

<p>insanın devlete olan güvenini alır.</p>

<p>İşte onun enkazı vinçle kalkmaz.</p>

<p>Garip olan ne biliyor musunuz?</p>

<p>Adında <strong>“Afet</strong>” geçen bir kurum…</p>

<p>bugün iddialarla birlikte afet kelimesiyle anılıyor.</p>

<p>Kelimeler bile utanıyor.</p>

<p>Çünkü konteyner…</p>

<p>tenekeden yapılmış dört duvar değildir.</p>

<p>Bir annenin mutfağıdır.</p>

<p>Bir çocuğun dershanesidir.</p>

<p>Bir ihtiyarın son sığınağıdır.</p>

<p>Bir depremzedenin yeniden ayağa kalkma iradesidir.</p>

<p><strong>Oraya uzanan el, eşyaya değil; umuda uzanır.</strong></p>

<p>Elbette hükmü mahkeme verecek.</p>

<p>Suç varsa cezasını hukuk kesecek.</p>

<p>Kimsenin peşinen mahkûm edilmesi doğru değildir.</p>

<p>Ama vicdanın da bir terazisi vardır.</p>

<p>Ve o terazi…</p>

<p>dosya numarasıyla çalışmaz.</p>

<p>Malatya bir afeti toprağın altında yaşadı.</p>

<p>Şimdi aynı şehir başka bir sorunun cevabını arıyor:</p>

<p><strong>Acaba enkazdan önce binalar mı yıkıldı…</strong></p>

<p><strong>Yoksa enkazdan sonra güven mi?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-29%20at%2009_01_22.jpeg" style="height:625px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FOTOĞRAF GÜLÜYOR, KULİS ASILIYOR</strong></span></p>

<p>Siyasetin ilk şartı zekâ değildir.</p>

<p><strong>Tutarlılıktır.</strong></p>

<p>Çünkü siyasetçinin boyunu kürsü değil…</p>

<p>arkasından söylediğiyle, yüzüne söylediği arasındaki mesafe belirler.</p>

<p>Malatya günlerdir aynı fısıltıyı konuşuyor.</p>

<p>Ali Bakan hakkında kulis.</p>

<p>Görevden alınacak iddiası.</p>

<p>Arka kapı sohbetleri.</p>

<p>Koridor senaryoları.</p>

<p>Üstelik bu iddiaların kaynağı olarak aynı isim telaffuz ediliyor.</p>

<p><strong>Sami Er.</strong></p>

<p>Sonra bir fotoğraf düşüyor.</p>

<p>Cumhurbaşkanı’nın yanında.</p>

<p>Yan yana.</p>

<p>Omuz omuza.</p>

<p>Yüzlerde tebessüm.</p>

<p>Elde Malatya kayısısı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-29%20at%2009_02_58.jpeg" style="height:555px; width:800px" /></p>

<p>İnsan ister istemez duruyor.</p>

<p>Madem bu kadar ağır itirazın vardı…</p>

<p><strong>Devletin zirvesinde neden sustun?</strong></p>

<p>Yok, öyle bir itirazın hiç olmadıysa…</p>

<p>Malatya’nın kulağına neden fısıldandı?</p>

<p>İki ihtimal var.</p>

<p>Ya fotoğraf doğru değil…</p>

<p>Ya kulis.</p>

<p>İkisi aynı anda doğru olamaz.</p>

<p>Çünkü siyaset, kapalı odalarda cesaret dağıtıp…</p>

<p>açık meydanlarda tebessüm toplama sanatı değildir.</p>

<p>İnsanın sözü değişebilir.</p>

<p>Kanaati değişebilir.</p>

<p>Fikri değişebilir.</p>

<p>Ama omurgası değişmemeli.</p>

<p><strong>Fotoğraf vermek kolaydır.</strong></p>

<p><strong>Fotoğrafın arkasında durmak zordur.</strong></p>

<p>Malatya’nın ihtiyacı da tam budur.</p>

<p>Fısıltıyla büyüyen siyaset değil…</p>

<p><strong>yüzüne söylenebilen söz.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-29%20at%2009_01_22%20(2).jpeg" style="height:503px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FOTOĞRAFA ÇARPI ATTILAR… HAFIZAYA DA</span></strong></p>

<p>Malatya CHP’nin duvarına bir pankart asıldı.</p>

<p>Üzerinde <strong>Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafı.</strong></p>

<p>Yüzünde bir çarpı.</p>

<p>İnsan bazen bir pankarta bakmaz.</p>

<p>Bir zihniyete bakar.</p>

<p>Çünkü siyaset, eski genel başkanının fotoğrafına çizgi çekerek büyümez.</p>

<p><strong>Vefa küçülünce, pankart büyür.</strong></p>

<p>Kemal Kılıçdaroğlu’nu beğenirsin.</p>

<p>Eleştirirsin.</p>

<p>Desteklersin.</p>

<p>Karşı çıkarsın.</p>

<p>Bunların hepsi siyasettir.</p>

<p>Ama yıllarca aynı kürsüde alkışladığın, aynı sloganlarla omuz omuza yürüdüğün bir ismi, bir gecede hedef tahtasına çevirmek…</p>

<p><strong>Muhalefet değil, hafıza kaybıdır.</strong></p>

<p>Şimdi dönüp Malatya’ya bakalım.</p>

<p>Bu şehirde CHP denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri <strong>Veli Ağbaba.</strong></p>

<p>İl örgütünün başındaki isim <strong>Barış Yıldız.</strong></p>

<p>O hâlde soru pankarta değil…</p>

<p><strong>Sessizliğe.</strong></p>

<p>Bu pankart asılırken kim neredeydi?</p>

<p>Kim “durun” dedi?</p>

<p>Kim “bu bize yakışmaz” diyebildi?</p>

<p>Yoksa herkes, çizilen fotoğraf kadar suskun muydu?</p>

<p>Çünkü siyaset sadece kürsüden konuşmak değildir.</p>

<p><strong>Bazen bir pankartı astırmamak da siyasettir.</strong></p>

<p>Bazen bir haksızlığa itiraz etmek, bin nutuktan daha tesirlidir.</p>

<p>Dün “Genel Başkanım” diye omzuna çıkanlar…</p>

<p>Bugün aynı fotoğrafın üzerine çarpı çekiyorsa…</p>

<p>Sorun fotoğraf değildir.</p>

<p><strong>Karakter terazisidir.</strong></p>

<p>Bugün çarpıyı eski genel başkanın fotoğrafına atarsın.</p>

<p>Yarın yol arkadaşının adına.</p>

<p>Ertesi gün kendi geçmişine.</p>

<p>Çünkü <strong>vefasını kaybeden siyaset, yönünü de kaybeder.</strong></p>

<p>O pankartta yalnızca bir fotoğraf çizilmedi.</p>

<p><strong>Bir dönemin hatırasına, bir partinin hafızasına ve siyasi nezaketine de çarpı atıldı.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-29%20at%2009_01_22%20(1).jpeg" style="height:625px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BESLEYEN KİM, BESLENEN KİM?</strong></span></p>

<p>Gazetecilik haber yapar.</p>

<p>Propaganda saf tutar.</p>

<p>Biri soru sorar.</p>

<p>Öteki hedef gösterir.</p>

<p>Malatya’da mesele tam da burada düğümleniyor.</p>

<p>Bir haber sitesi düşünün.</p>

<p>Başlık atıyor:</p>

<p><strong>“Butlancı grup CHP İl Başkanlığı’na çilingirle girdi.”</strong></p>

<p>Habercilik mi?</p>

<p>Siyasi servis mi?</p>

<p>Kamuoyunun sorduğu soru bu.</p>

<p>İşin daha tuhaf tarafı şu:</p>

<p>Bu yayın organına, biri muhalefetten, biri belediyeden olmak üzere bazı isimlerin destek verdiği iddia ediliyor.</p>

<p>Adı geçenler belli:</p>

<p><strong>Veli Ağbaba.</strong></p>

<p><strong>Sami Er.</strong></p>

<p>Biri CHP’nin tartışılan ismi.</p>

<p>Diğeri Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı.</p>

<p>Normalde karşı cephe gibi duruyorlar.</p>

<p>Ama iddialara bakılırsa aynı gazetenin gölgesinde buluşuyorlar.</p>

<p>Ne güzel memleket.</p>

<p>Kürsüde kavga.</p>

<p>Masada ahenk.</p>

<p>Mikrofonda muhalefet.</p>

<p>Faturada kardeşlik.</p>

<p>Bir de Büyükşehir Belediyesi üzerinden ciddi destek sağlandığı konuşuluyor.</p>

<p>Doğru mu?</p>

<p>Çıkın açıklayın.</p>

<p>Yanlış mı?</p>

<p>Çıkın yalanlayın.</p>

<p>Çünkü mesele üç kuruşluk reklam değil.</p>

<p><strong>Mesele kamu kaynağı.</strong></p>

<p>Mesele basın değil.</p>

<p><strong>Besleme düzeni.</strong></p>

<p>Bir yayın organı sert siyasi manşet atıyorsa…</p>

<p>aynı anda belediye kaynaklarıyla beslendiği iddialarıyla anılıyorsa…</p>

<p>orada gazetecilik değil,</p>

<p><strong>ilişki ağı</strong> konuşulur.</p>

<p>Kim kimi büyütüyor?</p>

<p>Kim kime alan açıyor?</p>

<p>Kim kimin cebinden kime nefes veriyor?</p>

<p>Sorular basit.</p>

<p>Cevaplar zor.</p>

<p>Çünkü gazetecilik bağımsızlık ister.</p>

<p>Belediye şeffaflık ister.</p>

<p>Siyaset mesafe ister.</p>

<p>Ama burada herkes birbirine fazla yakın duruyor.</p>

<p>O yüzden Malatya’nın sorması gereken soru belli:</p>

<p><strong>Bu şehirde haber mi üretiliyor… yoksa birileri birilerini mi besliyor?</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: SESİMİZ NEDEN DUYULMUYOR?</span></strong></p>

<p>Aynı şikâyet…<br />
Aynı feryat…<br />
Aynı dert…</p>

<p>Vatandaş söylüyor.<br />
Esnaf söylüyor.<br />
Mahalle söylüyor.</p>

<p>Ama şehir yönetimi sanki başka bir frekansta.</p>

<p>İnsan düşünmeden edemiyor:</p>

<p><strong>Sorun gerçekten nerede?</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>LAF EBESİ: “VAKAR”</strong></span></p>

<p>Bir fotoğraf…</p>

<p>Biri makamını taşıyor.</p>

<p>Biri mikrofonunu.</p>

<p>Biri devleti temsil ediyor.</p>

<p>Diğeri kareyi.</p>

<p><strong>Demedi deme Sayın Başkan</strong></p>

<p>Devlet adamlığı,<br />
kola girmekle değil,<br />
<strong>ağırlık koymakla olur.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-29%20at%2009_02_16%20(1).jpeg" style="height:534px; width:800px" /></strong></p>

<p><br />
<strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:</span></strong></p>

<p>Nasreddin Hoca dükkân açmış.</p>

<p>İlk gün kimse gelmemiş.</p>

<p>Komşusu sormuş:</p>

<p>“Çarşı işlemedi mi?”</p>

<p>Hoca gülmüş:</p>

<p>“Çarşı var…</p>

<p>Esnaf yok.”</p>

<p>Malatya’da yeni çarşı kuruluyor.</p>

<p>En kıymetli yerler doluyor.</p>

<p>Ama konteynerdeki esnafa:</p>

<p>“Artık çık.”</p>

<p>deniliyor.</p>

<p>Çıkmasına çıksın…</p>

<p>Nereye?</p>

<p>Kiralar gökyüzünde.</p>

<p>Kasa yeryüzünde.</p>

<p>Çarşıyı bina kurmaz.</p>

<p>Esnaf kurar.</p>

<p><strong>Esnafı dışarıda bırakan şehir…<br />
Vitrini büyütür, çarşıyı küçültür.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta kulisler yine hareketli…<br />
Şehir bir yandan yeniden ayağa kalkmaya çalışırken, diğer yandan sokakta konuşulan dertler her geçen gün çoğalıyor. Fısıltılar büyüyor, sorular artıyor.</p>

<p><strong>-Durakta Bekleyen Çok, Gelen Otobüs Az mı?</strong><br />
Deprem sonrası bozulan yollar, bitmeyen altyapı çalışmaları ve şantiye araçlarının oluşturduğu yoğunluk ulaşımı iyice zorlaştırmış. Bir de bazı toplu taşıma hatlarında yaşanan yoğunluk eklenince vatandaşın sabrı taşmış durumda. Kulislerde, “Otobüs gelene kadar mesai başlıyor” diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>

<p><strong>-Şehir Toza Teslim mi Oldu?</strong><br />
Yıkım ve inşaat alanlarından yükselen toz bulutları yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşmiş. Sulama yapılmadan sürdürülen çalışmalar nedeniyle özellikle astım ve alerji hastalarının zor günler geçirdiği konuşuluyor. Şehirde en çok duyulan serzeniş ise şu: “Deprem bitti ama toz bitmedi.”</p>

<p><strong>-Akşam Olunca Sokaklar Kimin?</strong><br />
Özellikle boşalan mahallelerde sürü halinde gezen sahipsiz köpekler vatandaşın tedirginliğini artırmış durumda. Çocuklarını tek başına dışarı göndermeye çekinen ailelerin sayısının arttığı konuşuluyor. Belediyelerin bu konuda nasıl bir adım atacağı merakla bekleniyor.</p>

<p><strong>-Musluktan Akan Suya Güven Kaldı mı?</strong><br />
Altyapı çalışmaları sırasında sık sık patlayan içme suyu hatları bazı mahallelerde günlerce kesintilere neden olmuş. Kulislerde damacana satışlarının arttığı, vatandaşın musluk suyuna karşı temkinli davrandığı konuşuluyor. Şehirde aynı soru dolaşıyor: “Kesinti biter de güven geri gelir mi?”</p>

<p><strong>-Şehir Var, Sosyal Hayat Nerede?</strong><br />
Parkların, kafelerin ve sosyal yaşam alanlarının büyük bölümünün hâlâ kullanılamaması özellikle gençleri ve çocuklu aileleri bunaltmış durumda. Akşam olunca sokakların sessizliğe gömüldüğü konuşuluyor. Fısıltı şu: “Şehir yeniden kuruluyor ama hayat hâlâ başlayamadı.”</p>

<p><strong>-Malatya’da Bu Ölümler Neden Artıyor?</strong><br />
Son dönemde neredeyse her gün “Evinde cansız bedeni bulundu” haberleriyle karşılaşılması şehirde derin bir tedirginlik oluşturmuş. Özellikle yalnız yaşayan yaşlıların ve gençlerin ölümleri vatandaşın yüreğini burkuyor. Kulislerde herkes aynı soruyu soruyor: “Bu şehirde yalnızlık mı büyüyor, yoksa biz birbirimizi görmez mi olduk?”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bazen en önemli haberler, manşetlerden önce insanların fısıltılarında dolaşıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fi-emanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:04:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kürdanda Dev İndirim!</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kurdanda-dev-indirim-78888</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kurdanda-dev-indirim-78888</guid>
                <description><![CDATA[Kürdanda Dev İndirim!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİZ BU KUPADAN NASIL ELENDİK?</span></strong></p>

<p>Bizim çocukların kupaya gidişi ayları, hatta yılları buldu. Dönüşleri ise üç haftaya sığdı.</p>

<p>Aslında bu başarısızlığın temelinde hepimizin payı var. Şimdi kimse çıkıp da "Ben demiştim" demesin. Bu ülkede herkesin her duruma uygun bir sözü zaten hazırdır. Üstelik her şeyi bilen insanların yaşadığı bir memlekette yaşamıyoruz da nedir? Bazen konuşmaya bile gerek yoktur; bakışlardan bile uzmanlık akar.</p>

<p>Son dakika golleriyle, stres dolu maçlarla, türlü zorlukları aşarak gittik kupaya. Bizim çocuklar yetenekliydi, teknik kapasiteleri yüksekti. Birçok kişi, maçları teker teker kazanıp kupayla döneceklerine inanıyordu.</p>

<p>Ancak daha turnuva başlamadan bazı işaretler vardı.</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanı'na Cumhurbaşkanının huzurunda <strong>"Şampiyon olur muyuz?" </strong>diye sorulunca, adam biraz temkinli konuşmaya kalkmıştı. Hatta bu yüzden <strong>"Biraz daha güvenli konuş"</strong> uyarısı aldığı söylenmişti.</p>

<p>Belki de bakanın gördüğü bir şey vardı.</p>

<p>Bildiği, bu takımın şampiyonluk için yeterli olmayabileceğiydi. Bilmediği ise sorunun yalnızca sahada olmadığıydı. Çünkü bizim memlekette futbol da siyaset gibi sonuçlarla değil, çoğu zaman sloganlarla yönetiliyor.</p>

<p>Bizdeki kabadayılık kültürü, hamaset dili ve gösteriş merakı futbolun da iliklerine kadar işlemiş durumda. Siyasetçi çıkar <strong>"Yapamazsam namerdim</strong>" der. Futbol yöneticisi çıkar "<strong>Alnınızı karışlarım</strong>" der. Sonra ne namertlik tartışılır ne de karışlanan bir alın bulunur.</p>

<p>Bu arada milyonlar havada uçuşur.</p>

<p>Siz pazardaki patates fiyatını, kirayı, faturayı konuşurken; bazı futbolculara ödenen astronomik ücretleri ne vatandaş sorgular ne de devlet.</p>

<p>Peki devlet gerçekten sorgulamak isterse ne olur?</p>

<p>Maliye bir gün çıkıp:<br />
<strong>"Bir dakika kardeşim... Bu paralar nereden geliyor?</strong> “dese...</p>

<p>Ya da büyük kulüplere ve iş insanlarına:<br />
<strong>"Transfere harcadığınızın küçük bir bölümünü altyapıya ayırın</strong> “şartını koysa...</p>

<p>Ne olurdu?</p>

<p>Bunu yapacak cesarette siyasetçi gördünüz mü?</p>

<p>Ben görmedim.</p>

<p>Aslında bizim çocuklar fazla bile yaptı. Hiç değilse kalkıp gittiler. Gidemeyenler, gitse ne yapacağını bilmeyenler de vardı.</p>

<p>Belki şimdi onlara ödül bile vermek gerekir.</p>

<p>Çünkü bu ülkede başarısızlık da çoğu zaman ödüllendirilir.</p>

<p>Bize düşen ise her zamanki gibi unutmaktır.</p>

<p>Zaten insan hafızası zamanla unutur.</p>

<p>Ama bizim insanımızın farklı bir yeteneği vardır:</p>

<p>Daha hafızasına yerleştirmeden unutmayı başarır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BOŞUNA ŞİŞİRİLİP GAZA GELMEYİN</span></strong></p>

<p>Bizim memleketin ilginç bir huyu var.</p>

<p>Bir insanı yıllarca görmez, adını bile duymazsınız. Sonra bir sabah uyanırsınız; hakkında kitaplar yazılmaya başlanmış, televizyonlar onu konuşuyor, sosyal medya onu göklere çıkarıyor, taraftarları ise neredeyse kusursuz bir kahraman olarak anlatıyor.</p>

<p>İnsan ister istemez soruyor:<br />
Bu kadar kısa sürede ne oldu?</p>

<p>Ne keşfedildi?</p>

<p>Hangi olağanüstü başarı ortaya çıktı?</p>

<p>Yoksa ortada başarıdan çok, başarılı bir pazarlama mı var?</p>

<p>Modern siyasetin en güçlü silahı artık fikirler değil, algılar.</p>

<p>Eskiden liderler uzun yıllar boyunca mücadele ederek, eser üreterek ve toplumun farklı kesimlerinde karşılık bularak yükselirdi. Şimdi ise bazen bir medya kampanyası, birkaç danışman, biraz sosyal medya desteği ve sürekli tekrar edilen sloganlar bir kişiyi bir anda "<strong>ülkenin son umudu</strong>" hâline getirebiliyor.</p>

<p>Üstelik bu durum yalnızca bize özgü de değil.</p>

<p>Dünyanın birçok yerinde siyaset giderek bir vitrin yarışına dönüşüyor. İçeriğin yerini görüntü, tecrübenin yerini tanıtım, başarının yerini ise algı yönetimi alıyor.<br />
Hal böyle olunca seçmen de garip bir ikilemle karşı karşıya kalıyor.</p>

<p>Bir tarafta yıllardır denenmiş ama yıpranmış isimler...</p>

<p>Diğer tarafta ise hakkında büyük beklentiler oluşturulmuş yeni yüzler...</p>

<p>Vatandaş çoğu zaman kişiyi değil, onun etrafında oluşturulan hikâyeyi satın alıyor.</p>

<p>Asıl tehlike de burada başlıyor.</p>

<p>Çünkü bir toplum, insanları başarılarından çok reklamlarına göre değerlendirmeye başladığında, gerçek liderlerle iyi pazarlanan liderleri birbirinden ayırma yeteneğini kaybetmeye başlar.</p>

<p>Sonra da her seçimden sonra aynı soru sorulur:<br />
<strong>"Biz bu kadar umutlanmıştık, ne oldu?"</strong></p>

<p>Olan şudur:<br />
Beklentiler gerçeklerden büyük tutulmuştur.</p>

<p>Bu yüzden vatandaş olarak yapmamız gereken şey çok basit.</p>

<p>Kimseyi putlaştırmamak.</p>

<p>Kimseyi kurtarıcı ilan etmemek.</p>

<p>Kimseyi sadece kalabalık alkışlıyor diye alkışlamamak.</p>

<p><strong>Çünkü şişirilen balonların ortak bir kaderi vardır:<br />
Bir gün mutlaka içlerindeki hava kadar oldukları ortaya çıkar.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAÇ ÇEŞİT MUHALİF VAR?</span></strong></p>

<p>Muhalefet etmek zor iştir. Bilgi ister emek ister tutarlılık ister. Fakat memleketimizde bazıları için muhalefet, nefes almak kadar doğal bir reflekstir. Sabah uyanır, perdeleri açar, hava güneşliyse "çok sıcak", yağmurluysa "çok yağmur yağıyor" diyerek güne başlar.</p>

<p><strong>Müzmin Muhalif </strong>bunların en eskisidir. İktidar değişir, liderler değişir, dünya değişir ama onun muhalefeti değişmez. Bir gün yanlışlıkla desteklediği bir uygulama olursa gece uyuyamaz. Ertesi sabah mutlaka bir kusur bulup vicdanını rahatlatır.</p>

<p><strong>Atadan Babadan Muhalif</strong> ise siyasi görüşünü seçmemiştir; ona miras kalmıştır. Dedesinin tuttuğu partiye oy verir, dedesinin sevmediğini sevmez. Siyaseti araştırmaktan çok aile albümüne bakarak öğrenmiştir.</p>

<p><strong>Sonradan Muhalif </strong>ayrı bir vakadır. Dün övgüler dizdiği kişilere bugün en ağır eleştirileri yöneltir. Hafızasının zayıf olmasını ise siyasi olgunluk olarak tanımlar. Eski konuşmaları hatırlatıldığında konuyu hemen demokrasiye getirir.</p>

<p><strong>Mevsimlik Muhalif</strong> seçim yaklaştığında ortaya çıkar. Seçim bitince siyasi faaliyetleri de kış uykusuna yatar. Bir sonraki seçim döneminde yeniden canlanır.<br />
<strong>Sosyal Medya Muhalifi</strong> ülkeyi telefon ekranından yönetir. Attığı mesajların devlet politikalarını değiştirdiğine samimiyetle inanır. Günlük devrim kotasını doldurunca huzur içinde uyur.</p>

<p><strong>Komplo Muhalifi</strong> için hiçbir olay tesadüf değildir. Yaşanan her gelişmenin arkasında görünmez güçler, gizli toplantılar ve karanlık planlar vardır. Ona göre gerçekler fazla basit, komplolar ise çok daha çekicidir.</p>

<p>Ancak bütün bu türlerin arasında en az rastlanan bir muhalif vardır:<br />
<strong>Yapıcı Muhalif.</strong></p>

<p>Eksikleri söyler ama doğruları da teslim eder. Karşı çıktığı kadar çözüm de üretir. Alkışlanacak bir iş gördüğünde alkışlamaktan çekinmez. İşte tam da bu yüzden pek rağbet görmez. Çünkü bizim siyaset kültürümüzde bağırmak düşünmekten, slogan üretmek çözüm üretmekten, taraftarlık ise sorgulamaktan daha popülerdir.<br />
Belki de asıl mesele kimin iktidar, kimin muhalefet olduğu değildir. Asıl mesele, fikirlerin yerini sloganların; aklın yerini öfkenin, muhakemenin yerini fanatizmin almış olmasıdır.<br />
Bu yüzden memlekette muhalif çoktur ama gerçek muhalefet her zaman az bulunur.</p>

<p><br />
<strong><span style="color:#2980b9">PROFESYONEL MARKET MÜŞTERİSİ MİSİNİZ?</span></strong></p>

<p>Geçenlerde bir marketin önünden geçerken kapıda birikmiş kalabalığı gördüm.<br />
Market daha açılmamıştı ama kapının önünde bekleyenler, sanki içeride son umutları satılıyormuş gibi sabırsızdı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-26%20at%2008_39_09%20(1).jpeg" style="height:327px; width:600px" /></p>

<p>Merak edip yaklaştım.<br />
Tam o sırada bir market çalışanı yanıma geldi.<br />
<strong>"Hayırdır?"</strong> dedim. <strong>"Bu kalabalık ne?"</strong><br />
<strong>"Bugün kablosuz dikey süpürge geliyor da ondan," </strong>dedi.<br />
Şaşkın bakışlarımı görünce açıklamaya devam etti:<br />
<strong>"Abi, her hafta birkaç ürünü çok cazip fiyatla satışa çıkarıyoruz. Ama binlerce şubemiz var. Her şubeye de bir ya da iki tane ürün düşüyor."</strong><br />
İşin ilginç tarafı şimdi başlıyordu.<br />
<strong>"Yani bu insanlar o bir iki ürünü almak için mi burada bekliyor?"<br />
"Beklemek ne kelime..." </strong>dedi çalışan gülerek.<strong> "Birazdan koşmaya başlayacaklar."</strong><br />
Tam o sırada kapı açıldı.<br />
Ve gerçekten de koşmaya başladılar.<br />
Kimisi sağa savruldu, kimisi birine çarptı, kimisi neredeyse yere düşüyordu.<br />
Sanki market değil, yüz metre finali başlamıştı.<br />
Hayretle çalışana döndüm:<br />
<strong>"Peki aradıkları ürünü nasıl buluyorlar?"</strong><br />
Çalışan kahkaha attı.<br />
<strong>"Abi bunlar profesyonel müşteri."<br />
"Nasıl yani?"<br />
"İçeride hangi reyonda ne var, hangi ürün nerede duruyor, indirim ne zaman geliyor... Vallahi bizden iyi biliyorlar. Bunların işi gücü bu olmuş."</strong><br />
Bir an sustum.<br />
Sonra düşünmeye başladım.<br />
<strong>Acaba gerçekten profesyonel müşteri mi olmuştuk?</strong><br />
İndirim günlerini ezbere biliyor, market kataloglarını takip ediyor, hangi ürünün geçen ay kaç liraya satıldığını hatırlıyor, ama belediye meclisinde ne konuşulduğunu, bütçenin nereye harcandığını ya da bizi ilgilendiren kararların nasıl alındığını bilmiyorduk.<br />
Belki de mesele süpürge değildi.<br />
<strong>Belki de mesele, vatandaşlıktan çok müşteriliğe alışmış olmamızdı.</strong><br />
Çünkü iyi bir müşteri olmak kolaydır.<br />
Zor olan, iyi bir vatandaş olabilmektir.<br />
<strong>Peki siz hangisinde daha profesyonelsiniz?</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">UBER TAKSİ OLMADI, UBER EATS VERELİM</span></strong></p>

<p>Hatırlarsınız...<br />
Bir zamanlar Uber adlı şirket Türkiye'de taksicilik yapmak istemişti. Ancak hukuki süreçler, sektördeki itirazlar ve çeşitli düzenlemeler nedeniyle beklediği ölçüde büyüyemedi. Sonuçta birçok kişinin yabancı filmlerde duyduğu o meşhur "Bir Uber çağır" cümlesi Türkiye'de gündelik hayatın parçası olamadı.<br />
O günlerde birçok kişi Uber'in Türkiye macerasının bittiğini düşündü.<br />
Meğer hikâye yeni başlıyormuş.<br />
Çünkü küresel şirketler bazen kapıdan giremezse pencereden girer.<br />
Uber de ulaşım sektöründe istediğini elde edemeyince gözünü Türkiye'nin hızla büyüyen teslimat ve lojistik pazarına çevirdi.&nbsp;<br />
Çinli Alibaba’nın büyük ortağı olduğu Trendyol adlı şirketin yan kuruluşu olan, lojistik ve yemek/market kolu Trendyol <strong>GO’nun %85 hissesini 700 milyon dolara </strong>satın aldı. Bununla da yetinmedi, çok yakın zamanda <strong>Getir Yemek ve Getir Market’i de yaklaşık 335 milyon dolara bünyesine kattı.</strong></p>

<p>Böylece yıllarca kurmaya çalışacağı dağıtım ağını sıfırdan inşa etmek yerine, hazır kurulu sistemleri satın alarak pazara güçlü bir giriş yaptı.<br />
İş dünyasında buna strateji deniyor.<br />
Duygularla değil, hesapla hareket etmek.<br />
Asıl ilginç olan ise başka bir şey.<br />
Bu tür satın almalar gerçekleştiğinde toplumun önemli bir kısmı konudan habersiz kalıyor. Oysa bir şirketin satılması da, büyümesi de, yabancı sermaye çekmesi de ekonomik bir olaydır ve tartışılabilir.<br />
Fakat bizde tartışmalar çoğu zaman slogan düzeyinde kalıyor.<br />
Bir şirket satılınca herkesin tepkisi aynı olmuyor.<br />
Bir satış "küreselleşme" olarak görülürken, başka bir satış "elden gidiyoruz" paniğine dönüşebiliyor.<br />
Belki de önce hangi ölçütlerle değerlendirme yaptığımıza karar vermemiz gerekiyor.<br />
Çünkü işin diğer tarafında farklı bir gerçek daha var.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİZ DE DÜNYADAN SATIN ALIYORUZ</span></strong></p>

<p>Türkiye yalnızca şirketlerini satan bir ülke değil.<br />
Türk şirketleri de son yirmi yılda Avrupa'dan, Amerika'dan ve dünyanın farklı bölgelerinden çok sayıda marka ve işletme satın aldı. Bunlar arasında Koç, Ülker, Vestel Doğuş gibi büyük grupları sayabiliriz.<br />
Bunun temel nedeni basit:<br />
Sıfırdan marka oluşturmak yıllar alıyor.<br />
Oysa hazır bir markayı satın aldığınızda dağıtım ağına, müşteri kitlesine ve bilinirliğe doğrudan erişebiliyorsunuz.<br />
Bu nedenle birçok Türk şirketi Avrupa'da yeni bir isim yaratmak yerine, mevcut markaları satın alarak büyümeyi tercih etti.<br />
Aslında küresel ekonomi tam da böyle işliyor.<br />
Bugün satın alan yarın satabiliyor.<br />
Bugün yatırım alan yarın yatırım yapabiliyor.<br />
Önemli olan yalnızca kimin aldığı ya da kimin sattığı değildir.<br />
Önemli olan, ortaya çıkan değerin kim tarafından üretildiği ve gelecekte kimin yöneteceğidir.<br />
Çünkü ekonomide kalıcı olan milliyetler değil, rekabet gücüdür.<br />
Ve rekabet gücünü kaybedenler, günün sonunda ya satılır ya da satın alınır.<br />
Gerisi çoğu zaman manşetlerden ibarettir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GAZETECİ POLİTİKACIYI NASIL DÖVER?</span></strong></p>

<p>Bir politikacıyı dövmenin tek yolu yumruk atmak değildir.<br />
Bazen bir soru, bir manşet, bir kamera açısı ya da kurulan bir cümle de en az yumruk kadar etkili olabilir.<br />
Nitekim önce Trump, bir televizyon röportajında kendisine yöneltilen soruların üslubuna öfkelenip yayını terk etti.<br />
Sonra Kılıçdaroğlu, kendisine mesafeli hatta muhalif bir televizyon kanalında üç gazetecinin çapraz sorularına maruz kaldı.<br />
İki olay arasındaki fark ilginçti.<br />
Biri masadan kalktı.<br />
Diğeri oturmaya devam etti.<br />
Fakat asıl mesele verilen cevaplar değildi.<br />
Asıl mesele, yıllarca siyasetçileri ya kahraman ya da şeytan olarak sunan medya düzeninin sonunda kendi ürettiği figürleri sorgulamaya başlamasıydı.<br />
Gazetecilik soru sormaktır.<br />
Ama gazetecilik aynı zamanda dün alkışladığı kişiyi bugün linç etmek de değildir.<br />
Bir siyasetçiyi yıllarca "ülkenin son umudu", "tarihi lider", "kurtarıcı" gibi sıfatlarla göklere çıkarıp, sonra aynı kişiyi acımasızca hedef tahtasına koymak gazetecilikten çok algı mühendisliğine benzer.<br />
Sorun tam da burada başlıyor.<br />
Çünkü medya bir gün politikacıyı putlaştırır, ertesi gün aynı putu kendi elleriyle kırmaya kalkarsa ortaya gazetecilik değil, tutarsızlık çıkar.<br />
Trump'ın yaşadığı olay bir televizyon tartışması olarak kalabilir.<br />
Ama yıllarca övgülerle büyütülen bir siyasi figürün, aynı çevreler tarafından sorgulanmaya başlanması çok daha derin bir meseledir.<br />
Çünkü insanlar çoğu zaman eleştiriden değil, beklentiden yorulur.<br />
Bir siyasetçiyi olması gerekenden büyük gösterirseniz, gerçeklerle karşılaştığında yaşanacak hayal kırıklığı da o kadar büyük olur.<br />
Belki de bu yüzden siyasette en tehlikeli şey eleştiri değildir.<br />
Övgüdür.<br />
Çünkü eleştiri insanı savunmaya zorlar.<br />
Ama ölçüsüz övgü, insanı gerçeklerden uzaklaştırır.<br />
Ve gün gelir...<br />
Dün alkışlayanlar bugün yuhaladığında herkes şaşırır.<br />
Oysa değişen kişi değil, beklentidir.<br />
Beklentiler şiştikçe balon büyür.<br />
<strong>Balon büyüdükçe de patlama sesi daha uzaktan duyulur.</strong></p>

<p><br />
<strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANEMDEN</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KISA ÖYKÜNÜN BÜYÜK USTALARI<br />
CELAL ÜSTER<br />
İŞ BANKASI YAYINLARI</span></strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-26%20at%2008_39_09%20(2).jpeg" style="height:611px; width:600px" /><br />
Bazı kitaplar vardır; okunur, beğenilir ve rafa kaldırılır. Bazıları ise insanı başka kitaplara, başka yazarlara ve başka dünyalara götüren bir kapı işlevi görür.</p>

<p>Celal Üster'in hazırlayıp çevirdiği, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan <strong>"İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları</strong>" tam da böyle bir eser.<br />
Kitap, kısa öykü sanatının en güçlü kalemlerini bir araya getirirken, okuyucuya yalnızca öyküler sunmuyor; aynı zamanda kısa öykünün neden edebiyatın en zor ve en etkili türlerinden biri olduğunu da hissettiriyor.</p>

<p>Roman yazarı yüzlerce sayfada anlatacağını anlatabilir. Ancak iyi bir öykücü, birkaç sayfaya bir hayatı, bir karakteri veya bir dönemi sığdırmak zorundadır. İşte bu eser, kısa öykü ustalarının bunu nasıl başardığını görmek isteyenler için önemli bir kaynak niteliğinde.</p>

<p>Kitapta yer alan öyküler yalnızca olay anlatmıyor; insan ruhunu, yalnızlığı, tutkuları, korkuları ve hayatın sıradan görünen anlarının içindeki derinliği de gözler önüne seriyor.<br />
Edebiyatla yeni tanışanlar için sağlam bir başlangıç, öykü yazmaya ilgi duyanlar için ise adeta bir ustalık sınıfı.</p>

<p>Kısacası, kısa öykünün neden dünya edebiyatının en güçlü anlatım biçimlerinden biri olduğunu görmek isteyenler için bu kitap, kaçırılmaması gereken bir eser.<br />
Bazı kitaplar okunur ve unutulur.</p>

<p><strong>Bazıları ise okunduktan sonra insanın kitaplığına değil, zihnine yerleşir.</strong><br />
***&nbsp;<br />
Haftaya tekrar görüşebilmek ümidiyle...</p>

<p><strong>Sarper SAN</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 10:17:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Antlaşmalarında Akla Takılan Riskler ve Tuzaklar</title>
                <category>Prof.Dr. Fikret Karaman</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ibrahim-antlasmalarinda-akla-takilan-riskler-ve-tuzaklar-78887</link>
                <author>FikretKaraman@malatyatime.com (Prof.Dr. Fikret Karaman)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ibrahim-antlasmalarinda-akla-takilan-riskler-ve-tuzaklar-78887</guid>
                <description><![CDATA[İbrahim Antlaşmalarında Akla Takılan Riskler ve Tuzaklar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda ABD, Siyonist İsrail’in kanlı yüzünü bazı dini değerlerle kamufle etmek amacıyla Müslümanların inanç ve kültüründe önemli bir yeri olan Hz. İbrahim’in adını taşıyan bir antlaşmayı gündeme getirmiştir. Gerekçeleri ise, Hz. İbrahim’in üç ilahi dinin mensuplarının atası olarak kabul edilmesi ve hayatının Tevrat, İncil, Kur’an-ı Kerim gibi ilahi kitaplarda anlatılmasıdır. Bu yaklaşımla İsrail, din bağı üzerinden Müslüman toplumlara yakın gösterilmeye çalışılsa da samimiyetine inanmak mümkün değildir. Çünkü İsrail’i yönetenlerin &nbsp; Hz. İbrahim’in nübüvvetine ve getirdiği ilahi mesajlara saygı duyup duymadıkları tartışmaya açıktır. Bunun canlı örneği bir müddet önce dünya kamuoyu önünde Gazze ile barış antlaşması imzalanmasına rağmen halen saldırılara devam edilmesi ve yüzlerce Filistinlinin öldürülmesidir. Aynı tavır Lübnan’a karşı da devam etmektedir. Diğer taraftan ABD yönetiminde etkili olan Evanjelikler, Trump ve İsrail’e sürekli cesaret vermektedirler. Bu ve benzeri uygulamalar dikkate alındığında söz konusu antlaşmaların barış ve istikrara katkı sağlamaktan çok fırsat ve zaman kazanmak için kurgulandığı akla gelmektedir. Ayrıca bu antlaşmaların içeriğinin hazırlanmasında modern Ortodoks Yahudiliğin öncülerinden ve Trump’un damadı Jared &nbsp; Kushner’in de aktif rol aldığı kamuoyuna yansımıştır. Bu yazıda bazı risk ve tuzaklar taşıdığı düşünülen İbrahim antlaşması, teolojik bir yaklaşımla ele alınacaktır. &nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>Hz. İbrahim, Nübüvveti ve Getirdiği İlahi Mesajlar</strong></p>

<p>&nbsp; Olayın iç yüzünü vurgulamak gerekirse bugünkü İsrail toplumu, semavi dinlerden biri olan Yahudiliğin gerçek temsilcisi değildir. Bunlar<strong> arz-ı mev’ud</strong>’u kendileri için kutsamayan peygamberleri, kitapları ve dini anlayışları kabul etmemektedirler. Bu nedenle Hz. İbrahim’e veya başka bir peygambere sahip çıkmaları hiçbir dini ve ilmi görüşle açıklanamaz. &nbsp;Allah’ın gönderdiği elçiler arasında ayırım yapmayan Kur’an-ı Kerimin, on dördüncü suresine adı verilen Hz. İbrahim’in hayatı ve tebliğ faaliyetiçeşitlisurelerde, 68 yerde açıklanmıştır. Bu bağlamda o, görevini azim, sabır, sebat ve kararlılıkla yerine getirdiği için<strong> “ülü’l-azm”</strong> adını alan beş peygamberden biridir. Akli melekesi ile vahyin aydınlığında şirk ve putperestlikle mücadele ederek tevhid anlayışının temeli olan hanîf inancını temsil etmektedir. &nbsp; Allah’a teslimiyeti, cömertliği ise, Halil İbrâhim sofrası ve bereketi şeklinde inanç kültürümüze yansımıştır. Her ne kadar Yahudiler Hz. İbrahim’in Yahudi, Hristiyanlar ise, onun Hıristiyan olduğunu söylemişlerse de &nbsp; Kur’an her iki iddiayı ret ederek &nbsp;<strong><em>“ Hz. İbrâhim’in Yahudi, &nbsp;Hristiyan veya müşrik olmadığını, yalnız Allah’a inanan ve &nbsp;O’na kulluk eden bir peygamber olduğunu açıklamıştır.”</em></strong> (Al-i İmran 3/67) Bu vesile ile her dönemde ona iman eden hak dinin müntesiplerine, <strong>“İbrâhim milleti” </strong>denmiştir. ( Nahl 16/ 123) Keza Hz. İbrahim ve Hz. &nbsp;Muhammed insanlara, <strong>“üsve-i hasene/güzel örnek”</strong> olarak gösterilmiştir. &nbsp;(Mümtehine 60/4). Namazda okunan salavat dualarında bile her ikisinin ismi birlikte zikredilmektedir. &nbsp;Görüldüğü üzere Müslümanların Hz. İbrâhim hakkındaki anlayışları ile Yahudilerin ve Hristiyanların anlayışları arasında köklü bir ayırım söz konusudur. Az önce ifade edildiği üzere insani değerlerden yoksun İsrail yönetimi, yarım yüzyıldan bu yana Orta doğuyu ateş topu ve kan gölüne çevirmiştir. Bu anlayışı inançlarının gereği olarak kabul eden bir milleti, Hz. İbrâhim’in nübüvvetiyle ilişkilendirmek doğru değildir. Bunlar kadim Yahudi inancının temsilcileri de olamaz. Nitekim halen dünyanın farklı yerlerinde yaşayan vicdan sahibi Yahudiler, bu vahşeti onaylamamaktadır.</p>

<p>&nbsp;Yeri gelmişken konunun teyidi için bizzat yaşadığım bir olayı nakletmek istiyorum. &nbsp;2018 yılında Kudüs ve Halil İbrahim kentini ziyaret ettim. &nbsp; &nbsp;Adını Hz. İbrahim’den alan ve içinde aynı peygamberin kabri bulunan <strong>“Halil İbrahim Camii’</strong>ni ziyaret için, uzun bir uğraşıdan &nbsp; sonra İsrail polisinin iznini alınca içeri girebildim. Caminin imam- hatibi ile konuşurken şu olayı anlatmıştı: “ 25 Şubat 1994 tarihinde bayramı günü sabah namazında bir grup İsrail gencinin düzenlediği silahlı saldırıda &nbsp; 29 kişi &nbsp;şehit olmuş, 125 kişi de yaralanmıştır. 32 yıl önce Hz İbrahim’in adını taşıyan ve içinde kabri bulunan mabette katliam yapan bir toplumun, aynı peygamberin ismiyle antlaşmalara taraf olmasının güvenirliği gerçekten düşündürücüdür.</p>

<p><strong>Milletler Savaşla Değil Barış ve İstikrarla Huzur Bulur</strong></p>

<p>Göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindikleri emanetin sorumluluğunu insanoğlu üstlenmiştir. (Ahzab 33/72) Buna göre yeryüzü bütün insanların emanetidir ve herkesin orada yaşama hakkı vardır. Yüce Allah &nbsp; &nbsp;bir erkek ve dişiden yarattığı insan türünü, birbirleriyle &nbsp; tanışmaları amacıyla fertler, gruplar, ümmetler ve milletler halinde yaşamalarını sağlamıştır. &nbsp; &nbsp;(Hucurat /13) Dolayısıyla güven ve huzur ortamının oluşması için dini, siyasî, kültürel, biyolojik, etnik ve coğrafî farklılıklar birer zenginlik sayılmıştır. Toplumda üstünlük &nbsp; ölçüsü, <strong>“güzel ahlâk ve takva”</strong> olarak belirlenmiştir. &nbsp;Bu yüzden Kur’an-ı Kerim İsrailoğullarına insan hayatını merkeze alarak bir canı/kişiyi öldürmenin bütün insanları öldürmüş, bir hayatı kurtarmanın da bütün insanları kurtarmış gibi olduğunu bildirmiştir. (Mâide 5/32)</p>

<p>Doğal olarak can ve mal emniyeti başta olmak üzere huzur ve güven içinde yaşanması için ulusal ve uluslararası antlaşmalara her zaman ihtiyaç vardır. Bu hususta da Hz. Peygamber (sav)’in örnek uygulamalarına şahit oluyoruz. O, Medine’ye hicret eder etmez bölgede yaşayan kabile ve Yahudi topluluklarıyla antlaşmalar yapmıştır. Devamında ise, tarihin akışını değiştiren Hudeybiye antlaşmasını müşirliklerle imzalamıştır. Hicri 8. Yıldan sonra ise diplomatik faaliyetler yoğunluk kazanmış yetiştirilen elçiler aracılığı ile kabile ve devlet başkanlarına mektupları gönderilerek &nbsp; İslam’a girmeleri istenmiştir. Özellikle Yahudi ve Hristiyan devlet başkanlarına yazılan resmi mektuplarda; “ <em>De ki: Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin: Yalnız Allah’a tapalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da içimizden bazıları diğer bazılarını rab edinmesin.” &nbsp;</em>(Al-i İmran, 3/54) ayetine dikkat çekilerek tevhit inancında ortak bir antlaşma teklif edilmiştir. &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Kur’ân-ı Kerîm ile Hz. Peygamber (sav)’in sünneti, dört halife ve devamındaki çizgide, adalet ve güvenle birlikte yaşama düşüncesi inşa edilmiştir. Buna göre Müslümanlar, muhataplarıyla dünyayı beraberce yaşanılır hale getirmek amacıyla ulusal ve uluslararası &nbsp; antlaşmalarda iş birliği yapmayı, prensip haline getirmişlerdir. Bununla birlikte İslâm hukukçuları, “Eğer bir topluluğun antlaşmayı çiğnemesinden kaygı duyarsan sen de onlara karşı antlaşmayı bozarak aynı şekilde davran. Doğrusu Allah hainleri asla sevmez” ayetini delil göstererek (Enfâl 8/58) antlaşmayı imzalayan devletin, Müslümanların düşmanına yardım etmesi veya İslâm’ın mukaddes değerlerine saldırması, antlaşmanın fesih gerekçesi kabul edilmiştir. Nitekim<strong> “1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi” </strong>de şartların değişmesiyle antlaşmaların sona erebileceğini belirtmiştir. &nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp; İbrahim Antlaşmasının Çerçevesi ve İslam ülkelerinin Konumu&nbsp;</strong></p>

<p>ABD İsrail’i Orta doğuda kendilerine bağlı bir öncü karakol gibi görmektedir. &nbsp;Ancak Donald Trump’un başkan seçilmesiyle seleflerine büyük fark atarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmiş, 14 Mayıs 2018 tarihinde de Tel Aviv’deki büyükelçiliklerini Kudüs’e taşımış ve &nbsp;açılışını yapmıştır. Aslında Trump bu eylemiyle İsrail’e cesaret vermiş ve Filistin zulmünün fitilini yeniden ateşlemiştir. Arap ülkeleri başta olmak üzere diğer Müslüman devletleri olayı bir müddet sessizce izleyip kanıksamalarından sonra, 2020 yılında ABD arabuluculuğunda &nbsp; Hz. İbrahim’in Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların atası olduğu gerekçesiyle İsrail ile<strong> “İbrahim Antlaşmaları”</strong> yapılması gündeme getirilmiştir. &nbsp;Böylece zımnen de olsa İsrail ile bölge ülkeleri arasında bir normalleşme süreci planlanmıştır. &nbsp;Bu bağlamda <strong>imzalanması istenen antlaşmanın çerçevesini şu alt başlıklarla özetlemek mümkündür.Birincisi, &nbsp;Diplomatik İlişkilerin Kurulması:</strong> Taraflar arasında karşılıklı büyükelçiliklerin açılarak diplomatik misyonların atanması, <strong>İkincisi Ekonomik ve Ticari İşbirliği: </strong>Finans, teknoloji, tarım, enerji ve ticaret gibi alanlarda ortak yatırımların yapılması, <strong>Üçüncüsü, &nbsp;Ulaşım ve Turizm</strong>: İmzacı ülkeler arasında doğrudan uçak seferlerinin başlatılması ve ziyaretlerin kolaylaştırılması, &nbsp;<strong>Dördüncüsü Güvenlik ve İstihbarat İş birliği:</strong> Bölgesel tehditlere (başta İran olmak üzere) karşı güvenlik alanında diyalogun arttırılması,<strong> Beşincisi &nbsp; Kültürel Diyalog ve Barış Kültürü</strong>: Üç büyük İbrahimi din arasında hoşgörü, karşılıklı saygı ve barış kültürünün geliştirilmesi gibi hususlar yer almaktadır. Dikkat edilirse üç ilahi dinin mensupları için hayati önem arz eden Kudüs ve kutsal mekanları, Filistin ve &nbsp; Lübnan ile ilgili hiçbir barış ve güvenlik hükmü yer almamaktadır. &nbsp;</p>

<p>Antlaşmanın içeriği dikkate alındığında &nbsp;herhangi bir yazılı metin ve sözlü ifade ile gözü dönmüş İsrail’in kin ve öfkesini kontrol altına alacak bir müeyyide bulunmamaktadır. &nbsp;Bununla birlikte ABD’nin girişimiyle söz konusu antlaşma şu ana kadar, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Sudan ve Fas arasında imzalanmıştır. Hazırlık sürecini başlatan Suudi Arabistan ise, Gazze olayının patlak vermesinden sonra askıya alınmıştır. İbrahim antlaşmaları olmadan önce de bu ülkelerin İsrail ile bazı ilişkileri ve antlaşmaları vardı.</p>

<p>Türkiye açısından İbrahim antlaşması oldukça hassas bir konudur. Bu nedenle imza koyan diğer ülkeler gibi aceleci davranması beklenmemelidir. Çünkü Türkiye asırlar boyunca Kudüs ve Filistin’e ev sahipliği yapmış olmanın sorumluluğunu ve tecrübesini dikkate almak zorundadır. Bu özelliği sebebiyle Türkiye’nin tutumu ve kararı diğer ülkelerden farklıdır. Bununla birlikte geçmişte İsrail ile çeşitli antlaşmalar yapılmış olabilir. Doğal olarak bu ilişkilerin düzeyi; gelişen siyasi şartlara göre artar, eksilir veya tamamen sonlandırılabilir. Fakat Filistin ve Gazze’deki katliamın pik yaptığı bir dönemde ülkemizin, İsrail ile normalleşme anlamına gelebilecek &nbsp; İbrahim antlaşmasına onay vermesi beklenmemelidir. &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 15:19:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/05/profdr-fikret-karaman-1779359759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NATO Zirvesi Yaklaşırken</title>
                <category>Prof.Dr. Fikret Birdişli</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/nato-zirvesi-yaklasirken-78886</link>
                <author>fikretbirdisli@malatyatime.com (Prof.Dr. Fikret Birdişli)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/nato-zirvesi-yaklasirken-78886</guid>
                <description><![CDATA[NATO Zirvesi Yaklaşırken]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malumunuz, 7 Temmuz’da Ankara’da bir NATO zirvesi gerçekleştirilecek. Türkiye bunun hummalı bir hazırlığını yapıyor. Böyle bir zirvenin Türkiye’de gerçekleşmesi ikinci defa olacak, fakat bu defaki zirve hem Türkiye’nin bölgesel çatışmalardaki rolü, hem de NATO hakkındaki son tartışmalar açısından oldukça önemli.&nbsp;</p>

<p>NATO şu an dünyanın en büyük organize savunma gücüdür. Türkiye’nin NATO’ya katılım başvurusu CHP döneminde yapıldı, ancak NATO’ya kabul edilmek Demokrat Parti döneminde nasip oldu. Haliyle bu artı DP’ye yazıldı. Bu arada, Başbakan Menderes’in Kore’ye meclis kararı olmadan asker göndermesi hep tartışıldı ve bu tavizin NATO’ya kabul edilmek için verildiği ileri sürüldü. Fakat gerçekte bu ikisinin ne kadar birbiriyle ilişkili ve ikna edici olduğu konusunda doğrudan bir bağlantı bulunmuyor. Ama bilinen o ki, Türkiye Sovyetler Birliği’nin toprak talep etmesi nedeniyle kendisini güvenceye almak için NATO’ya girmek istedi; NATO’da Sovyetler Birliği ile Avrupa arasına bir tampon bölge olarak Türkiye’nin yer almasını faydalı buldu. Netice de bu çıkarlar uyumu yetmiş seneyi aşan bir ortaklığı beraberinde getirmiş oldu.&nbsp;</p>

<p>Bu uzun ortaklığa rağmen Türkiye’nin NATO’ya bakışı hep tereddütlü oldu. NATO’nun meşhur 5’inci maddesi olarak bilinen “bir NATO ülkesine saldırmanın tüm NATO üyelerine yapılan bir saldırı olarak kabul edileceği” tehdidi Türkiye’de çoğu kimse için ikna edici gelmedi. Bunca zamanlık NATO tarihi boyunca da herhangi bir devlet için bu maddenin işletilmesini gerektirecek bir durum da hiç yaşanmadı (11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin Afganistan operasyonu hariç). Bir anlamda bu durum 5’inci maddenin fiilen caydırıcı olduğunu da gösteriyor.&nbsp;</p>

<p>NATO’da ikinci büyük sorun ABD hegemonyasıdır. Avrupa kendinden tevlid eden ABD’nin kendisine bu şekilde tahakküm etmesini oldum olası kaldıramıyor. Fakat Avrupa, ABD’nin NATO’nun masraflarını omuzlamasının sağladığı konfordan da vazgeçmek istemiyor. Sonuç ne yardan, ne serden vazgeçme.</p>

<p>ABD ise uzun yıllar NATO’yu kendi hegemonik çıkarları doğrultusunda biçimlendirdi, sevk etti. Köyün ağası olarak da masrafların çoğunu omuzladı, fakat artık karşısında korkulu rüyalara neden olan Çin var ve ABD enerjisini Çin ile olan rekabete yöneltmek istiyor. O nedenle ABD, Avrupa devletlerinden savunma masraflarına daha çok katılmalarını ve ABD’nin yükünü azaltmalarını istiyor. Bu nedenle ABD Başkanı Trump her NATO üyesinden savunma harcamalarını artırmasını beklemekte. Aksi durumda NATO’dan çıkmakla tehdit etti. &nbsp;Tabii, Avrupalılar için ABD’siz NATO hayal ettikleri fakat arzulamadıkları bir durum. Zira ABD olmaksızın NATO’nun konvansiyonel yükünü kim çekecek?</p>

<p>İşte bu noktada Türkiye bu durumun kendisi için bir fırsat oluşturduğunu düşünüyor. Zira ABD’den sonra NATO’nun en büyük konvansiyonel askeri varlığı Türkiyedir. Fakat Avrupa NATO’da Türkiye’nin ağırlığının artmasına hazır değil. Zira Yunanistan ve Kıbrıs sorunu Avrupa ve Türkiye arasında ciddi bir engel. Bu ikilemi fark eden Polonya birden atağa geçerek NATO içinde en büyük askeri güç olmayı ve böylelikle Türkiye’yi adeta by-passlamayı planlıyor. Avrupalılar bundan memnun olabilir, fakat bu iş zaman alır.&nbsp;<br />
Bu anlattıklarım kapsamında Türkiye’de gerçekleşecek olan zirvenin ardından kamuoyunda bir süredir NATO aleyhinde esen rüzgârın tersine dönmesi bekleniyor. &nbsp;Pew Research Center’ın yaptığı araştırmaya göre Türkiye kamuoyunda NATO lehinde düşünceler önceki yıllara göre bir hayli artmış durumda.&nbsp;</p>

<p>Son zamanlarda Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki ardı arkası kesilmeyen iltifatları ise dikkat çekici. Hani derler ya “Bayram değil, seyran değil……”.&nbsp;<br />
Trump, İsrail-İran savaşında tüm çabalarına karşın NATO’yu ve Avrupa’yı işin içine sokmayı başaramadı. Batılı devletlere yük paylaşımını kabul ettiremedi. Türkiye ise bu savaşta arabulucu rol oynamaya, olaya karışmamaya çalıştı. Bu durum ABD tarafından olumlu not edildi. Haliyle, ABD NATO’dan bütünüyle çekilmek yerine Türkiye’yi NATO içinde kendisi için konvansiyonel bir vekil güç olarak kullanmak isteyebilir mi sorusu hatıra geliyor. Eğer bu zirvede F-35, CATSA yaptırımları ve F-16'lar konusunda sürpriz gelişmeler yaşanırsa, bu söylediklerimi yabana atmamak lazım. Tabii ki bu olasılık en çok Yunanistan’ı rahatsız ediyor. Bu nedenle son zamanlarda Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik agresifliği oldukça arttı.</p>

<p>Bir konu daha kaldı. NATO Türkiye için yararlı mı? Eğer sıkışık bir durum olsa, NATO Türkiye’nin yardımına koşar mı? Bu sorunun tam anlamıyla cevabını Allah göstermesin, böyle bir durum yaşayana kadar tam olarak bilemeyeceğiz. &nbsp;Fakat şu kadarını söylemek lazım: Günümüzde NATO bir savunma ve güvenlik örgütü olmasının ötesinde bir organizasyon. Zira NATO üyesi olmakla dünyanın en gelişmiş 32 ülkesinin oluşturduğu bir formun üyesi olarak normalde erişmeniz imkânsız olan savunma teknolojileri, askeri hazırlık derecesi ve askeri uzmanlık alanında geniş bir networkün parçası oluyorsunuz. Askerlerimiz diğer ülke askerleri ile birlikte eğitim yapıyor, yeni doktrinleri ilk elden öğreniyor ve hazırlık derecemiz en üst düzeyde tutuluyor. Yapay zekânın yaygınlaşmasıyla artık askeri alan ve savaş teknolojileri de giderek daha fazla bilgiye bağımlı hale geldi. Dolayısıyla NATO üyesi olmakla önemli bir askeri kütüphaneye erişim olanağınız bulunuyor. Ayrıca Avrupa’nın kendisini normatif bir güç olarak konumlandırdığı dikkate alındığında, yeni savaş usullerinin kitabını da Avrupa’nın yazacağını söyleyebiliriz. Bu durumda Türkiye’nin NATO’da kalması demek, geleceğin güvenlik kitabının editörlerinden birinin de Türkiye olması demek. Bu nedenle uluslararası ilişkilerde duygusal değil pragmatik davranmak gerekir. Dolayısıyla Türkiye’nin &nbsp;NATO’dan ayrılmayı düşünmesi değil, NATO’da ağırlığını artıracak tedbirleri alması yerinde olur.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:03:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/10/profdr-fikret-birdisli-1698747491.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşure Günü ve Yanlış Uygulamalar</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/asure-gunu-ve-yanlis-uygulamalar-78885</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/asure-gunu-ve-yanlis-uygulamalar-78885</guid>
                <description><![CDATA[Aşure Günü ve Yanlış Uygulamalar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İslam tarihinde Aşure günü, hicrî yılın ilk ayı olan Muharrem’in 10. günüdür. “Aşure” kelimesi de zaten “on” anlamına gelen “aşere” kökünden gelir.</p>

<p>Ancak ne yazık ki, tarih boyunca İslam’ın sahih çizgisine sonradan eklenen bazı hurafe ve bid‘atler, Aşure gününü de asli mecrasından uzaklaştırmıştır. Kimi çevreler bu günü, sünnetin gösterdiği istikametten çıkarıp sadece bir matem ve yas günü hâline getirmiş; kimi çevreler ise onu tatlı, lokma ve çeşitli ikram etkinlikleriyle özdeşleştirerek dinî bir merasim görünümüne sokmuştur.</p>

<p>Oysa Müslüman için ölçü; gelenek, çevre baskısı, mezhebî taassup veya folklor değil, Kur’an, sahih sünnet ve selef-i sâlihînin yolu olmalıdır.</p>

<p>Aşure gününün İslam’daki yeri çok büyüktür. Bu gün, İslam tarihinde faziletli günlerden biridir.&nbsp;<br />
Bu günün en önemli yönlerinden biri, Allah Teâlâ’nın Musa aleyhisselâmı ve İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtardığı gün olmasıdır.&nbsp;<br />
Nitekim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye geldiğinde Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını görmüş, sebebini sormuş; onlar da, “Bu, Allah’ın Musa’yı kurtardığı gündür” demişlerdir. Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Biz Musa’ya sizden daha yakınız” buyurmuş ve Aşure günü oruç tutmuştur.</p>

<p>Yine Abdullah bin Abbas’tan -radıyallahu anhümâ- rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:</p>

<p>“Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam, dokuzuncu günü de oruç tutarım.” (Müslim, 1134)</p>

<p>Bu hadis, Aşure ile birlikte Tâsûâ’nın yani Muharrem’in 9. gününün de oruçla değerlendirilmesinin müstehap olduğuna delildir.</p>

<p>Ayrıca Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Aşure orucunun fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:</p>

<p>“Ben, Aşure günü tutulan orucun, ondan önceki bir senenin günahlarına kefaret olmasını Allah’tan umarım.” (Müslim, 1162)</p>

<p>Dolayısıyla Aşure gününün İslam’daki en açık, en sahih ve en sabit ibadeti oruçtur.</p>

<p>Ayrıca Aşure günü, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ciğerparesi, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin radıyallahu anh’ın Kerbelâ’da şehid edildiği gün olması bakımından da ümmetin yüreğinde derin bir acı taşır. Hiç şüphesiz bu büyük cinayet, İslam tarihinin en karanlık hadiselerinden biridir ve her müminin kalbini yaralar.</p>

<p>Ancak bir facianın yaşanmış olması, o günün din tarafından belirlenmiş ibadet şeklini değiştirme hakkı vermez. Hz. Hüseyin’in şehadetini bahane ederek bu günü yas merasimlerine, taşkınlıklara, lanetleşmelere, sahabeye dil uzatmaya ve mezhebî nefrete dönüştürmek, İslam’ın öğrettiği istikamet değildir. Mümin, Hz. Hüseyin’i sever; Ehl-i Beyt’i sever; Kerbelâ’ya üzülür; zalimi lanetler. Fakat bütün bunları sünnetin çizdiği hudut içinde yapar.</p>

<p>Aşure’yi tatlı, lokma ve şölen gününe çevirmek doğru değildir.</p>

<p>Bugün bazı çevrelerde Aşure denildiğinde akla ilk gelen şey; tatlı yapmak, lokma dağıtmak, yemekli etkinlikler düzenlemek ve bunu dinî bir vecibe gibi sunmak oluyor. İşte problem tam burada başlıyor.</p>

<p>Aşure gününün sahih sünnette sabit ibadeti oruçtur; yemek şöleni değildir.<br />
O günün öne çıkan ameli; yemek yemek değil, oruç tutmaktır.<br />
Lokma dağıtmak, aşure tatlısı yapmak, sofralar kurmak, etkinlik tertiplemek; eğer Aşure gününün dinî bir gereği, sevap vesilesi veya sünneti gibi sunuluyorsa, bunun İslamî bir dayanağı yoktur.</p>

<p>Elbette insanlar kültürel olarak tatlı yapabilir, ikramda bulunabilir, misafir ağırlayabilir. Buna mutlak mânada “haramdır” demek başka bir iddiadır. Ancak bunları Aşure gününe mahsus dinî bir ritüel, ibadet, sünnet veya faziletli bir merasim gibi takdim etmek doğru değildir. Kültürel bir faaliyet olarak başka bir günde yapılır, başka bir zamanda yapılır; buna kimsenin itirazı olmaz. Fakat oruç günü olan Aşure’yi yiyip içme ve etkinlik gününe çevirmek, sünnetin ruhuna terstir.</p>

<p>Müslümanın tavrı ne olmalıdır?<br />
Yarın Çarşamba Tâsûâ, yani Muharrem’in 9. günüdür.<br />
Öbür gün Perşembe ise Aşure, yani Muharrem’in 10. günüdür.</p>

<p>Müslümana düşen; bu iki günü, özellikle de Aşure gününü, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin öğrettiği şekilde oruçla ihya etmektir. Bu günleri bid‘atlerle, hurafelerle, yas gösterileriyle veya din diye sunulan kültürel şölenlerle gölgelemek doğru değildir.</p>

<p>Sonuç olarak;<br />
- Aşure gününün sahih sünnette sabit ibadeti oruçtur.<br />
- Tâsûâ ile birlikte tutulması daha faziletlidir.<br />
- Kerbelâ acısı istismar edilerek matem dini üretilemez.<br />
- Tatlı, lokma ve benzeri kültürel uygulamalar Aşure’nin dinî ibadeti gibi sunulamaz.<br />
- Müminin ölçüsü duygu değil, sünnettir.</p>

<p>Rabbim cümlemizi Tâsûâ ve Aşure orucuna muvaffak eylesin.<br />
Bizleri bid‘at ve hurafelerden muhafaza buyursun.<br />
Ümmet-i Muhammed’e sünnet üzere yaşamayı, sünnet üzere ölmeyi ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sancağı altında haşrolunmayı nasip eylesin.</p>

<p><strong>Fi emânillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 16:21:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Valiyi Mi Seçtik?</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/valiyi-mi-sectik-78884</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/valiyi-mi-sectik-78884</guid>
                <description><![CDATA[Valiyi Mi Seçtik?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Malatya’da garip bir seçim sistemi var.</p>

<p>Sandık kuruluyor.</p>

<p>Milletvekili seçiliyor.</p>

<p>Sonra herkes valiyi arıyor.</p>

<p>Ankara’da kapı mı <strong>çalınacak?</strong></p>

<p>Vali.</p>

<p>Dosya mı takip <strong>edilecek?</strong></p>

<p>Vali.</p>

<p>Yatırım mı<strong> kovalanacak?</strong></p>

<p>Vali.</p>

<p>Şehrin hakkı mı<strong> savunulacak?</strong></p>

<p>Vali.</p>

<p>İnsan ister istemez saymayı bırakıyor.</p>

<p>Çünkü rakam tutmuyor.</p>

<p>Ortada milletvekilleri var.</p>

<p>Ama konuşulan vali.</p>

<p>Ortada siyasetçiler var.</p>

<p>Ama umut bağlanan vali.</p>

<p>Ortada seçilmişler var.</p>

<p>Ama yüklenen görev atanmışın sırtında.</p>

<p><strong>Bu, valinin büyüklüğünü değil… siyasetin küçüklüğünü anlatıyor.</strong></p>

<p>Kimse masal anlatmasın.</p>

<p>Malatyalı valiye hayran olduğu için dönüp ona bakmıyor.</p>

<p><strong>Başka yere bakacak hâli kalmadığı için bakıyor.</strong></p>

<p>Çünkü insan susayan kuyuyu değil…</p>

<p>su bulduğu yeri hatırlar.</p>

<p>Şehrin en büyük trajedisi de burada başlıyor.</p>

<p>Vali görevini yapınca alkış alıyor.</p>

<p>Milletvekili görevini yapmayınca sessizlik oluyor.</p>

<p>Normal olan tersineydi.</p>

<p>Ama Malatya’da terazinin ayarı kaçalı çok olmuş.</p>

<p>Bir deprem şehri düşünün.</p>

<p>Milyarlar konuşuluyor.</p>

<p>Yüz binlerce insanın kaderi yeniden yazılıyor.</p>

<p>Ama vatandaşın dilinde proje yok.</p>

<p>Vizyon yok.</p>

<p>Siyasi ağırlık yok.</p>

<p>Tek soru var:</p>

<p><strong>“Vali ne dedi?”</strong></p>

<p>İşte insanı ürküten cümle bu.</p>

<p>Çünkü bir şehirde insanlar validen valilik beklese mesele yok.</p>

<p>Yol yordam budur.</p>

<p>Devlet nizamı budur.</p>

<p>Ama Malatya artık validen valilik beklemiyor.</p>

<p><strong>Milletvekilliği bekliyor.</strong></p>

<p>Şehrin sözcüsü olmasını bekliyor.</p>

<p>Şehrin avukatı olmasını bekliyor.</p>

<p>Şehrin takipçisi olmasını bekliyor.</p>

<p>Ve galiba asıl fotoğraf burada ortaya çıkıyor.</p>

<p><strong>Vali görev alanını genişletmedi.</strong></p>

<p><strong>Siyaset görev alanını boşalttı.</strong></p>

<p>O yüzden bugün konuşulan isim Seddar Yavuz değil.</p>

<p>Bugün konuşulan şey…</p>

<p><strong>Altı milletvekilinin dolduramadığı boşluğun tek bir valiye yüklenmiş olması.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-23%20at%2007_51_21%20(2).jpeg" style="height:709px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANEYE KAVURMA TAKVİYESİ</span></strong></p>

<p>Üç yüz milyon lira harcadılar.</p>

<p>Kütüphane yaptılar.</p>

<p>Yetmedi.</p>

<p>Anlatmaya başladılar.</p>

<p>Yetmedi.</p>

<p>Göstermeye başladılar.</p>

<p>Demek ki ortada küçük bir problem var.</p>

<p><strong>Bazı eserler açılır açılmaz konuşur. Bazıları ise sürekli konuşturulmak ister.</strong></p>

<p>Bir köprü yaparsın.</p>

<p>Şehir kullanır.</p>

<p>Bir yol açarsın.</p>

<p>Trafik anlatır.</p>

<p>Bir meydan kurarsın.</p>

<p>İnsanlar sahiplenir.</p>

<p>Ama bazı yatırımlar vardır…</p>

<p>Bitince asıl mesai başlar.</p>

<p>Bugün heyet gezdir.</p>

<p>Yarın program yap.</p>

<p>Öbür gün söyleşi düzenle.</p>

<p>Ardından kavurma dağıt.</p>

<p>Sonra çiğ köfte yoğur.</p>

<p>Bir sonraki hafta etkinlik icat et.</p>

<p>Çünkü bina tamamlanmış.</p>

<p><strong>Fakat hikâye tutmamış.</strong></p>

<p>Kalemin ucu tam burada kırılıyor…</p>

<p>Üç yüz milyon liralık bir eser kendi ayakları üzerinde duramıyorsa…</p>

<p>sürekli birilerinin koluna girip gezdirmenin sebebi ne?</p>

<p>Kütüphane ders çalışılan yer midir?</p>

<p>Yoksa organizasyon merkezi mi?</p>

<p>Bilgi yuvası mıdır?</p>

<p>Yoksa etkinlik salonu mu?</p>

<p>Bu<strong> telaş </strong>biraz da başka bir şeyi ele veriyor.</p>

<p>Galiba harcanan paranın <strong>büyüklüğü </strong>ile oluşan <strong>etkinin</strong> küçüklüğü arasında görünmez bir mesafe var.</p>

<p>O yüzden sürekli yeni vitrin aranıyor.</p>

<p>Yeni kalabalık.</p>

<p>Yeni fotoğraf.</p>

<p>Yeni manşet.</p>

<p>Çünkü rakam büyük.</p>

<p>Beklenti büyük.</p>

<p>Ama yankı…</p>

<p>aynı büyüklükte değil.</p>

<p>Şehrin hafızası acımasızdır.</p>

<p>Betona değil…</p>

<p>tesire bakar.</p>

<p>Ve galiba asıl mesele de burada başlıyor.</p>

<p><strong>Üç yüz milyonluk bina yapılmış olabilir.</strong></p>

<p>Ama insanlar hâlâ üç yüz milyonluk etkiyi arıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-23%20at%2007_51_21.jpeg" style="height:637px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MAKAMDAN MEYDANA</span></strong></p>

<p>Eskiden belediye başkanları proje kovalardı.</p>

<p>Şimdi <strong>davetiye.</strong></p>

<p>Eskiden yatırım dosyası taşınırdı.</p>

<p>Şimdi <strong>cenaze programı.</strong></p>

<p>Bir zamanlar makam odalarında şehir konuşulurdu.</p>

<p>Bugün düğün salonlarında poz veriliyor.</p>

<p>Bir açılış.</p>

<p>Bir taziye.</p>

<p>Bir nikâh.</p>

<p>Bir mevlit.</p>

<p>Bir kurdele.</p>

<p>Bir fotoğraf.</p>

<p>Bir paylaşım.</p>

<p>Bir paylaşım daha.</p>

<p>Şehir?</p>

<p>Beklesin.</p>

<p><strong>Sosyal medya belediyeciliği öyle bir noktaya geldi ki, asfaltın yerini filtre aldı.</strong></p>

<p>Eskiden başkanlar bulunmazdı.</p>

<p>Çünkü çalışıyorlardı.</p>

<p>Şimdi her yerdeler.</p>

<p>Çünkü görünmeleri gerekiyor.</p>

<p>Sabah bir cenaze.</p>

<p>Öğlen bir temel.</p>

<p>Akşam bir düğün.</p>

<p>Gece bir paylaşım.</p>

<p>Sanki şehir yönetmiyorlar.</p>

<p>Sanki yoklama veriyorlar.</p>

<p>“Buradayız.”</p>

<p>“Unutmayın.”</p>

<p>“Fotoğrafı kaydırınız.”</p>

<p><strong>Eser küçüldü, kadraj büyüdü.</strong></p>

<p>Yatırım sessiz işti.</p>

<p>Şov gürültülü çıktı.</p>

<p>Üretim zahmet isterdi.</p>

<p>Görünürlük daha kolay geldi.</p>

<p>Bir bakıyorsun…</p>

<p>Şehrin problemi aynı.</p>

<p>Trafik aynı.</p>

<p>Çamur aynı.</p>

<p>Borç aynı.</p>

<p>Dert aynı.</p>

<p>Ama albüm kabarmış.</p>

<p>Galeri dolmuş.</p>

<p>Arşiv şişmiş.</p>

<p>Çünkü artık bazı makamlar çözüm üretmiyor.</p>

<p>İçerik üretiyor.</p>

<p>Vakit kalırsa Ankara.</p>

<p>Biraz daha kalırsa İstanbul.</p>

<p>Daha da artarsa bağ.</p>

<p>Bahçe.</p>

<p>Tarla.</p>

<p>Köy.</p>

<p>Şehir ise uzaktan seyrediyor.</p>

<p><strong>Makam odaları boşaldı diye üzülmüyorum.</strong></p>

<p><strong>Şehir dosyalarının yerini düğün takviminin almasına üzülüyorum.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-23%20at%2007_51_21%20(1).jpeg" style="height:511px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SABİ SÜBYAN FANTEZİSİ</span></strong></p>

<p>Sami Er bir zamanlar çok esaslı konuşmuştu.</p>

<p>“Sabi sübyanın hakkını bir fanteziye harcayamam” demişti.</p>

<p>Güzel cümle.</p>

<p>Tok duruyor.</p>

<p>Vicdanlı duruyor.</p>

<p>Dindar duruyor.</p>

<p>Sonra ne oldu?</p>

<p><strong>Fantezinin adı değişti.</strong></p>

<p>Birinci Lig’de Yeni Malatyaspor vardı.</p>

<p>Süper Lig görmüş.</p>

<p>Avrupa havası solumuş.</p>

<p>Profesyonel kadro kurmuş.</p>

<p>Şehir hafızasına girmiş.</p>

<p>Onu bıraktılar.</p>

<p>Gittiler, üçüncü ligden bir kulübün elinden tuttular.</p>

<p>Yeşilyurt Belediyespor’u aldılar.</p>

<p>Adına Malatya makyajı yaptılar.</p>

<p>Sonra da başladılar para akıtmaya.</p>

<p>Hani belediyelerin kulüplere para vermesi meseleydi?</p>

<p>Hani müteahhitten para alınmazdı?</p>

<p>Hani çocuk hakkı yenmezdi?</p>

<p>Şimdi soralım.</p>

<p>Bu kulübün finansörü kim?</p>

<p>İş adamları mı?</p>

<p>Hangi iş adamları?</p>

<p>Altyapı işi yapanlar mı?</p>

<p>Belediyeden iş alanlar mı?</p>

<p>Müteahhitler mi?</p>

<p>İlhan Geçit “iş adamlarımız var” diyor.</p>

<p>Ne güzel.</p>

<p>İsimleri de şehir biliyor.</p>

<p>Bazı hayırlar çok şeffaftır.</p>

<p><strong>Kimin eliyle yapıldığı görülmez ama kimin gölgesinde büyüdüğü anlaşılır.</strong></p>

<p>Bir de yönetim listesine bakıyorsun.</p>

<p>Belediye müdürü.</p>

<p>Daire başkanı.</p>

<p>Kamu personeli.</p>

<p>Maaşlı memur.</p>

<p>Devletin mesaisini tutan adamlar.</p>

<p>Şimdi bunlar kulübe ne katacak?</p>

<p>Mesailerinden mi artıracaklar?</p>

<p>Yoksa belediye zamanından mı eksiltecekler?</p>

<p>Sabi sübyanın hakkını düşünen başkan…</p>

<p>belediye çalışanının mesaisini kulüp koridorunda eritmesine niye susar?</p>

<p>Demek ki mesele hak değilmiş.</p>

<p><strong>Hak, hangi cümlede işe yarıyorsa orada hatırlanıyormuş.</strong></p>

<p>Daha garibi şu.</p>

<p>Hazır marka dururken…</p>

<p>yeni tabela kurdular.</p>

<p>Kısa yol varken…</p>

<p>uzun patikaya girdiler.</p>

<p>Birinci Lig tecrübesi varken…</p>

<p>üçüncü lig hayaline servet bağladılar.</p>

<p>Sonra da halay.</p>

<p>Davul.</p>

<p>Fotoğraf.</p>

<p>Sosyal medya.</p>

<p>Sanki Malatya futbolu kurtuldu.</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Sadece fantezinin kostümü değişti.</p>

<p>Dün haram gördüğü masrafı…</p>

<p>bugün hizmet diye sunuyorlar.</p>

<p>Ve galiba bu hikâyenin adı şu:</p>

<p><strong>Sabi sübyanın hakkı değil… Sami siyasetine lazım olan sahne.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-23%20at%2007_51_29.jpeg" style="height:800px; width:763px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İL BAŞKANI MI, TARAFTAR LİDERİ Mİ?</span></strong></p>

<p>Siyasetin en ucuz sermayesi gerilimdir.</p>

<p>Üretmesi kolaydır.</p>

<p>Tüketmesi daha kolay.</p>

<p>Toplaması ise neredeyse imkânsız.</p>

<p>Hakan Satılmış göreve geleli daha dün oldu.</p>

<p>Masanın başına oturur oturmaz hakem olması beklenirken…</p>

<p>tribüne oynamayı tercih ediyor gibi.</p>

<p><strong>Yangın yerinde kibrit sallayan çok olur. Mesele su taşıyabilmektir.</strong></p>

<p>İl başkanlığı alkış toplama makamı değildir.</p>

<p>Ağırlık makamıdır.</p>

<p>Denge makamıdır.</p>

<p>İtidal makamıdır.</p>

<p>Kırılanı onarma yeridir.</p>

<p>Dağılanı bir araya getirme yeridir.</p>

<p>Ama ortadaki fotoğraf başka şey söylüyor.</p>

<p>Sanki partiye başkan olmamış da…</p>

<p>taraflardan birine amigoluk yapmaya çıkmış gibi.</p>

<p>Daha doğrusu insanın aklına şu geliyor:</p>

<p><strong>Makama mı oturdu, heyecana mı yenildi?</strong></p>

<p>Çünkü siyaset heves kaldırır.</p>

<p>İştah kabartır.</p>

<p>Nefsi okşar.</p>

<p>Fakat hevesine satılan…</p>

<p>iştahına kapılan…</p>

<p>hevasına teslim olan siyasetçi, önce ölçüyü kaybeder.</p>

<p>Sonra mesafeyi.</p>

<p>Ardından itibarı.</p>

<p>Barış Yıldız’ın yaşadıkları hâlâ hafızalarda.</p>

<p>Siyasette bazen rakipler değil…</p>

<p>tekrar edilen hatalar adamı bitirir.</p>

<p>Aynı duvara ikinci kez çarpmanın adı talihsizlik değildir.&nbsp;</p>

<p>Isrardır.</p>

<p>Tercihtir.</p>

<p>Bugün CHP’nin ihtiyacı yeni kavga değil.</p>

<p>Yeni cephe değil.</p>

<p>Yeni kırgınlık hiç değil.</p>

<p>İhtiyaç duyulan şey aklıselim.</p>

<p>Soğukkanlılık.</p>

<p>Toparlayıcı bir dil.</p>

<p>Ama görünen o ki bazıları koltuğa oturunca omuzlarına sorumluluk değil…</p>

<p>mikrofon takıldığını zannediyor.</p>

<p>Ve siyaset garip bir aynadır.</p>

<p><strong>İnsan bazen rakibine benzeyerek değil, kendi hevesine yenilerek kaybeder.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-23%20at%2007_51_29%20(1).jpeg" style="height:450px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: MUHTARLAR RAHATSIZ ETMİŞ</span></strong></p>

<p>Bayramlaşma programında bir fotoğraf vardı.<br />
Salih Karademir ve onlarca muhtar.</p>

<p>Meğer bazılarını en çok o kare rahatsız etmiş.</p>

<p>Çünkü siyasette hata yapan değil, yükselen hedef olur.</p>

<p>Önce fotoğrafı gördüler.<br />
Sonra gündem üretmeye başladılar.</p>

<p>Demek ki mesele Salih Karademir değilmiş.</p>

<p><strong>Bazılarını asıl korkutan, kalabalığın yönüdür.</strong></p>

<p><br />
<span style="color:#2980b9"><strong>LAF EBESİ: ÖZAL’IN ADI</strong></span></p>

<p>Turgut Özal’ın adını taşıyor.</p>

<p>İnsan bir şey bekliyor.</p>

<p>Mesela vizyon.</p>

<p>Mesela ufuk.</p>

<p>Mesela eser.</p>

<p>Karşısına ne çıkıyor?</p>

<p>Protokol.</p>

<p>Fotoğraf.</p>

<p>Tören.</p>

<p>Turgut Özal’ın adı büyük.</p>

<p>Üniversite büyük.</p>

<p>Peki ağırlık?</p>

<p><strong>Demedi deme Recep…</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:</span></strong></p>

<p>Eskiden sorarlarmış:</p>

<p>“Nerede oturuyorsun?”</p>

<p><strong>“Çevre yolunun üstünde.”</strong></p>

<p>Adamın omzu kabarırmış.</p>

<p>“Ya sen?”</p>

<p><strong>“Çevre yolunun altında.”</strong></p>

<p>Adam sesi kısarmış.</p>

<p>Malatya değişti.</p>

<p>Çevre yolu tarihe karıştı.</p>

<p>Şimdi yeni soru şu:</p>

<p>“Kışla’nın hangi tarafındasın?”</p>

<p><strong>Saray Mahallesi mi?</strong></p>

<p>Buyur.</p>

<p><strong>Cezmi Kartay mı?</strong></p>

<p>Sabır.</p>

<p>Bir tarafta yeni şehir.</p>

<p>Bir tarafta eski fotoğraf.</p>

<p>Eskiden Malatya’yı çevre yolu ayırıyordu.</p>

<p>Şimdi…</p>

<p><strong>Kışla Caddesi.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-23%20at%2008_17_36.jpeg" style="height:330px; width:588px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FİSKOS MASASI:</strong></span></p>

<p>Malatya’da bu hafta kulisler yine hareketli…<br />
Hastaneden siyasete, depremden yangınlara kadar şehirde konuşulan konu çok.<br />
Doğrusu yanlışı bilinmez ama fısıltılar hız kesmiyor.</p>

<p><strong>-Acil Serviste Serum Tartışması!</strong><br />
Şu sıralar şehirde en çok konuşulan iddialardan biri Battalgazi Devlet Hastanesi acil servisinde yaşananlar. Söylentilere göre bazı hastalara serum uygulanmadan önce çeşitli evraklar imzalatılıyor. Ardından yaşandığı öne sürülen olumsuz tecrübeler kulaktan kulağa yayılıyor. Şehirde herkes aynı soruyu soruyor: “Bu işin aslı ne?”</p>

<p><strong>-Yangınlar Üreticinin Uykusunu Kaçırdı!</strong><br />
Haziran sıcakları bastırınca yangın haberleri de peş peşe gelmeye başladı. Doğanyol, Pütürge, Kale ve Hekimhan taraflarında çıkan yangınlar özellikle kayısı üreticilerini tedirgin etmiş durumda. Kulislerde konuşulan şu: “Don korkusu geçti derken şimdi de yangın korkusu başladı.”</p>

<p><strong>-Deprem Gündemden Hiç Düşmüyor!</strong><br />
2026’nın ilk yarısına ilişkin deprem verileri açıklandı, Malatya yine üst sıralarda yer aldı. Küçük sarsıntılar artık günlük hayatın parçası olmuş gibi görünse de tedirginlik sürüyor. Fısıltı aynı: “Alıştık ama rahatlamadık.”</p>

<p><strong>-Erken Seçim Hesapları Başladı mı?</strong><br />
Ankara’da konuşulan erken seçim ihtimali Malatya siyasetini de hareketlendirmiş görünüyor. Bazı isimlerin şimdiden ekiplerini toparladığı, saha çalışmalarını artırdığı konuşuluyor. Henüz ortada seçim yok ama kulislerde hazırlıkların başladığı söyleniyor.</p>

<p><strong>-Siyasetin En Sıcak Başlığı!</strong><br />
Malatya siyasetinde son günlerin en çok konuşulan konusu CHP Milletvekili Veli Ağbaba hakkında sosyal medyada dolaşan iddialar. Bir kesim bu iddiaları ciddi bulurken, diğer kesim bunun tamamen siyasi bir operasyon olduğunu savunuyor. Kulislerde tartışma büyüyor, gözler ise gelişmelere çevrilmiş durumda.</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong></p>

<p>Çünkü Malatya’da bazen haberler manşetlerden önce fısıltılarda dolaşıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fi-emanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 07:56:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Müjdeler Olsun Ey Ahali...</title>
                <category>Ersoy Baba</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/mujdeler-olsun-ey-ahali-78883</link>
                <author>ersoybaba@malatyatime.com (Ersoy Baba)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/mujdeler-olsun-ey-ahali-78883</guid>
                <description><![CDATA[Müjdeler Olsun Ey Ahali...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Köyün birinde biri vefat etmiş.</p>

<p>Akşam olmak üzere olduğundan cenazenin ertesi gün defnedilmesine karar vermişler. &nbsp;Köyün mezar kazıcısı Osman da<strong> “ertesi güne kalmadan şimdiden mezarı hazırlayayım”</strong> diye kazıya başlamış. Akşam gün batımına yakın mezarın kazma işlemi bitmiş. Osman öyle yorulmuş ki mezarın içinde dinlenmek için uzandığında içi geçmiş, uyuyakalmış.&nbsp;</p>

<p>O sırada kasabadan köye dönen Ali Rıza Bakmış mezarlıkta ağaçta bir ceket asılı. Yaklaşınca da yeni açılmış mezar yerini görmüş. Merakını yenemeyip mezarın içine doğru bakınca horlaya horlaya uyuyan Osman’ı görmüş.</p>

<p><strong>-“Dur şunu biraz korkutayım hele” </strong>diyerek siyah atkısını kafasına sarıp yüzü gözü belli olmayacak şekilde kapanınca mezara inmiş. Ayağıyla dürterek Osman’ı uyandırmış ve:</p>

<p><strong>-“Rabbin kiiiim?”</strong> diye gürlercesine sorguya başlamış.&nbsp;</p>

<p>Uykudan uyanıp tepesindeki simsiyah karaltıyı görünce, hele de sorguyu duyunca eli ayağı titremeye başlamış.</p>

<p><strong>-“Be.. Ben ölü değilim. Ö..Ölü yarın gele.. gelecek”</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-21%20at%2012_17_42%20(2).jpeg" style="height:327px; width:600px" /></strong></p>

<p>Alirıza şakanın tadını iyice aldığından daha gür ve ürpertici bir sesle tekrar sormuş:</p>

<p><strong>-“Rabbin kiiiiiim?!!”</strong></p>

<p>Osman ter içinde,<strong> “kendinin ölü olmadığını, sadece gariban bir mezar kazıcısı olduğunu, ölünün yarın öğle namazını müteakip geleceğini” </strong>izah etmeye çalışırken gözü kenardaki kazmaya ilişmiş.</p>

<p>Fırsatını bulup kazmayı kaptığı gibi karartılar içindeki sorgu meleği olduğunu sandığı kişinin kafasına saplamış. Kazma kafasına saplanınca o da düşüp kalmış mezarın içinde.&nbsp;<br />
Osman telaşla mezardan fırlamış. Kan ter içinde koşa koşa köyün kahvesine dalmış. Nefes nefese:</p>

<p><strong>-“Müjde ey ahaliiii! Sorgu meleğini öldürdüm. Bugünden sonra bizim köyün ölülerine sorgu sual yoook!”</strong></p>

<p>***&nbsp;<br />
O köy hangisidir bilmiyorum ama birileri Mustafa Kemal’in arkasına saklanıp<strong> “Bize sorgu sual yok nasolsa”</strong> diye malı götürmeye, çeteler kurmaya, uçaklarda garılarla partiler vermeye, paradan kuleler yapmaya, <strong>“paranın satın alamayacağı kimse yoktur”</strong> diyerek siyasi parti satın almaya kadar gitmişti.</p>

<p>Aslında “<strong>Paranın satın alamayacağı kimse”</strong> yok. Gerçekten yok. Kimi bin dolara tamah ediyor. Kimi ev kimi de araba karşılığı satın alınabiliyor. Paranın herkesi satın alabildiği yer kendi camialarıdır. &nbsp;O camia öyle bir camiadır ki satarlar. Kendilerini bile satarlar. Yeter ki para olsun.</p>

<p><strong>"Hepsi mi öyle. Bak satmayanlar, para karşılığı delege oylarını çar çur etmeyenler de var"&nbsp;</strong>diyeceksiniz.&nbsp;</p>

<p>Yok. Onlar da kolayca satarlar. Ancak kendilerine teklif gelmediğinden, ya da öyle bir fırsat oluşmadığından temiz kalmışlardır.</p>

<p>İng. Kraliçesi…</p>

<p>Bir ara Çinlilerle ticaret yapmak zorunda kalmıştık. Çinliler her fırsatı değerlendirip 3 kuruş fazla alabilmek için malzemeden çalmak, yalan söylemek göz boyamak dahil her türlü entrikayı çeviren bir millet.&nbsp;</p>

<p><strong>-“Bu Çinliler neden böyle ticari ahlak yoksunu?"&nbsp;</strong>Diye sormuştum da verilen cevap enteresandı:</p>

<p><strong>-“Onlarda Allah inancı yok. Dolayısıyla Ahiret kaygısı da yok. Dünyaya bir kere geliyorlar. Ölünce yok olup gidecekler. O bir kere gelişi iyi değerlendirmek, çok para kazanıp iyi yaşamak, iyi yemek tek hedefleri. Kendilerini tutan bir ahlak anlayışı da olmadığından onlarla ticarette çok dikkatli olunmalı”</strong></p>

<p>Bu kısa anekdottan sonra bu tarafa bakıyoruz.</p>

<p>Adamlar milletin salak anını yakalamış ve bir kere gelmişler belediyelere. Bu fırsatı paraya, şöhrete , zevke ve şehvete çevirmek için ellerine fırsat geçmiş. Onu da vatandaşa hizmetle harcayacak değiller ya. Otobüsler yanar. Arıtma tesisleri çalıştırılmaz. Denizi müsilaj, körfezi zehirli sular, sokakları da çöplerin kaplaması önemli değildir.</p>

<p>Bir an önce para kuleleri yapılmalı, parti ele geçirilmeli.</p>

<p>Oradan da Türkiye ele geçirilmeli.</p>

<p>Bu arada da zevkli, eğlenceli, yaşamdan da taviz vermemeli.&nbsp;<strong>“Bal tutan parmağını yalar”</strong></p>

<p>Bunların hepsi parmak yalıyorlar. Parmak yalayanlar 2 sınıftan oluşuyor. Hırsızlar ve hainler. <strong>“Hırsızlar”</strong> fırsatı değerlendirmiş olup şimdi ballı parmaklarını yalayanlar.</p>

<p><strong>“Hainler” </strong>olarak adlandırılanlar da partiyi tekrar ellerine geçirip nemalanmalardan nasiplenmek isteyenler.</p>

<p>Sahi <strong>"neden İş Bankası halen CHP’nin kasasında durur?"</strong></p>

<p>Devlet neden bu Pakistanlı Müslümanların desteklerinin gasp edilerek kurulduğu bankanın halen o partinin en önemli hırsızlık malı olarak kalmasına göz yumuyor ve bekliyor.</p>

<p>Arınma son birkaç sene ile kalmamalı. Geriye, derine, çok eskiye kadar gidilmeli. Taa kuruluşa hatta devletin kuruluşuna kadar gitmeli. Ama buna Kemal’in kapasitesi yetmez.</p>

<p>Bu güce sahip olanlardan da henüz o çapta bir kımıldanma yok.<br />
***&nbsp;<br />
Bir de dikkatimi çeken tüm yayın organlarının, hatta muhalefete muhalif yayın organlarının bile hırsızlar-Hainler cenderesinde sıkışıp kalması.</p>

<p>Bu çakalların birbirlerine karşı yaptıkları hamleleri ballandıra ballandıra anlatarak ekranı onlarla doldurmaları mide bulandırıcı.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-21%20at%2012_17_42%20(1).jpeg" style="height:343px; width:600px" /></p>

<p><br />
Bana ne onların birbirlerine karşı yaptıkları Bizans oyunlarından?&nbsp;</p>

<p>Bunlar bana önceki seçimi hatırlattı.&nbsp;</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde<strong> “yandaş” </strong>olarak adlandırılan yayın kurumlarında sabahtan akşama 6’lı masa gündem olurdu.</p>

<p><strong>-“6’lı masada kim ne demiş, kim yan dönmüş, hangi sandalye daha yüksekmiş, kimin adayı kimmiş, kim osurmuş, kim tuvaleti çok kullanmış vs, vs, vs.”</strong></p>

<p>Sabah açtığımızda haber sitelerinde, canlı yayınlarda, TV’lerde, radyolarda 6’lı masa haberlerinden kusmak gelirdi. Hepsi adeta o camiadan kendilerine dehşet paralar akmış gibi onların borusunu öttürürlerdi (Bu da bir araştırma konusudur).&nbsp;</p>

<p>Medya haberlerinde zerre kadar Cumhur İttifakı’nın yaptığı hizmetlere yer verseydi oy oranları farklı olurdu.</p>

<p>Şimdilerde de aynı oyun pazarlamada. <strong>“Hainlerin</strong>” CHP’sini parlatmak ve “<strong>hırsızların”</strong> yeni partisinin halk nezdinde kabulünü sağlamak. Tartışmalar hırsızlığı, namussuzluğu ve ahlaksızlığı örtmek amaçlı. Dikkat ettiyseniz hiçbiri konuşulmuyor. Unutturuldu gettii. Tüm medyanın yaptığı işte budur.</p>

<p>*** &nbsp;<br />
Sevgili okurlarım. Benim yazılarımda giriş-gelişme- sonuç standardı aramayın lütfen. Yazı sonu fıkrasını başta anlattığımdan ofsayta düştünüz. Fıkra bekliyorsunuz. Yok.&nbsp;</p>

<p>Haftaya inşallah.</p>

<p>Selam, sevgi ve saygılarımla.</p>

<p>Kalın sağlıcakla.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ersoy%20baba%20imza.jpg" style="height:102px; width:200px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 12:34:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/ersoy-baba-1672241408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kovanın Şifası: Bal, Propolis ve Arı Sütü</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kovanin-sifasi-bal-propolis-ve-ari-sutu-78882</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kovanin-sifasi-bal-propolis-ve-ari-sutu-78882</guid>
                <description><![CDATA[Kovanın Şifası: Bal, Propolis ve Arı Sütü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Arı ürünleri yüzyıllardır sofralarımızda yer alıyor. Geçmişten günümüze hem besin hem de destekleyici ürün olarak kullanılan bal, propolis ve arı sütü, günümüzde bilim insanlarının da dikkatini çekmeye devam ediyor. Ancak bu ürünleri değerlendirirken kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel verileri esas almak gerekiyor.</p>

<p>Bal, arı ürünleri arasında en çok tüketilen ve en iyi bilinen ürün. İçeriğinde doğal şekerlerin yanı sıra çeşitli vitaminler, mineraller, aminoasitler ve antioksidan özellik gösteren bileşikler bulunuyor. Bilimsel çalışmalar, balın içerdiği fenolik bileşikler ve flavonoidler sayesinde antioksidan özellik gösterdiğini ortaya koyuyor. Özellikle yara iyileşmesi ve bazı üst solunum yolu enfeksiyonlarında destekleyici rolü üzerine olumlu bulgular bulunuyor. Bununla birlikte balın da sonuçta bir şeker kaynağı olduğu unutulmamalı. Sağlıklı bir besin olması, sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Son yıllarda adını daha sık duyduğumuz propolis ise arıların bitkilerden topladıkları reçinemsi maddelerden ürettikleri doğal bir üründür. Arılar propolisi kovanlarını korumak için kullanırken, insanlar da yüzyıllardır çeşitli amaçlarla tüketmektedir. Propolis üzerine yapılan araştırmalar, bu ürünün güçlü bir polifenol kaynağı olduğunu ve antioksidan ile antiinflamatuar özellikler gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Özellikle bağışıklık sistemi ve ağız sağlığı üzerine yapılan çalışmalarda dikkat çekici sonuçlar elde edilmiştir. Bununla birlikte mevcut veriler propolisin herhangi bir hastalığın tedavisinde tek başına kullanılabileceğini gösterecek düzeyde değildir.</p>

<p>Arı sütü ise kovanın en özel ürünlerinden biri olarak kabul edilir. İşçi arılar tarafından salgılanan bu madde, kraliçe arının temel besin kaynağını oluşturur. İçeriğinde proteinler, aminoasitler, yağ asitleri ve çeşitli biyoaktif bileşikler bulunur. Arı sütüyle ilgili araştırmalar, bu ürünün antioksidan kapasitesi, bağışıklık fonksiyonları ve genel sağlık üzerindeki olası etkilerine odaklanmaktadır. Bazı çalışmalar olumlu sonuçlar bildirse de, araştırmacılar mevcut kanıtların kesin sağlık iddialarında bulunmak için henüz yeterli olmadığını vurgulamaktadır.</p>

<p>Arı ürünleriyle ilgili en önemli noktalardan biri kalite konusudur. Ürünün üretim koşulları, saklanma şekli ve güvenilirliği içeriğini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle tüketicilerin güvenilir kaynaklardan temin edilen ürünleri tercih etmesi önem taşır. Ayrıca arı ürünlerine karşı alerjisi olan bireylerin dikkatli olması ve gerekirse sağlık profesyonellerine danışması gerekir.</p>

<p>Beslenme alanında çalışan biri olarak, tek bir besine mucizevi özellikler yüklenmesini doğru bulmuyorum. Sağlıklı yaşamın sırrı herhangi bir ürünün içinde saklı değildir. Bal, propolis ve arı sütü dengeli bir beslenme düzeninin parçası olabilir; ancak yeterli ve dengeli beslenmenin, düzenli fiziksel aktivitenin, kaliteli uykunun ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerini tutamaz.</p>

<p>Bilimsel araştırmaların ortak görüşü, bal, propolis ve arı sütünün biyolojik açıdan değerli bileşenler içerdiği yönündedir. Ancak günümüzde bu ürünlerin tek başına hastalıkları önlediği veya tedavi ettiği yönünde güçlü kanıtlar bulunmuyor. Bu nedenle arı ürünlerini birer mucize olarak değil, dengeli ve çeşitli beslenmenin destekleyici unsurları olarak değerlendirmek en doğru yaklaşımdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 08:19:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Babayla Aşılan Dağlar</title>
                <category>Suat Gülşen</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/babayla-asilan-daglar-78881</link>
                <author>suatgulsen@malatyatime.com (Suat Gülşen)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/babayla-asilan-daglar-78881</guid>
                <description><![CDATA[Babayla Aşılan Dağlar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/111(5).jpg" style="height:800px; width:574px" /></p>

<p>Bilgisayar mühendisi oğlum Tekin, Brisa’da görev yaptığı yıllarda Babalar Günü nedeniyle Brisa’nın düzenlediği “Cesaretle Yol Alırız” temalı “Babanızla yaşadığınız bir anı” yarışmasına katılmıştı.<br />
Oğlum ve eczacı kızım Tülin art ardına Mersin Fen Lisesini kazanıp okumaya başlayınca bize de Mersin yolu gözükmüştü. 1990’lı yıllarda Mersine yaptığımız bir yolculuk anımızı oğlum; <strong>Babayla aşılan dağlar</strong> başlığıyla kaleme almış ve kitapta yayınlanmıştı. Bu anıyı sizlerle paylaşıyorum.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/222(4).jpg" style="height:333px; width:533px" /><br />
<strong>Babayla aşılan dağlar</strong><br />
Karanlık bir yaz akşamı, sonbahar ağaçların arkasından bakarken, Mut Dağı’nı aşıyoruz. İstikamet Mersin.&nbsp;<br />
Tıklım tıklım dolu bagaj, pır pır çarpan 2 kalp taşıyor emektar Murat 124. Mavi rengi ve gece karanlığında yere sağlan basan lastiklerle zorlansa da aşıyor yokuşları.&nbsp;<br />
Yeni bir şehre, yeni bir yatılı okula yolculuğun bilinmezliği ve heyecanı. Ne de olsa babam yanımda, heyecanıma, macerama ortak, gözlerini dikmiş kıvrılan karanlık yollara, pür dikkat…&nbsp;<br />
Arabada klima yok ama açık camlardan süzülen dağ serinliği bize yetiyor. Sağa sola kıvrılan yollar ve dağ havası bizi kurt gibi acıktırıyor. Bu yollarda yiyecek bir şey bulma ihtimalimiz, bir kurda yem olma ihtimalimizden daha düşük görünüyor.&nbsp;<br />
Derken virajların arasında bize eşlik eden kamyonları takip ederek dağ başında sadece kamyon şoförlerinin uğradığı, camlarında kesilmiş etlerin sallandığı bir mola yerine atıyoruz kendimizi.&nbsp;<br />
Ortamı ben biraz garipsesem de gençliğinde şehir dışında benzin istasyonlarında çalışmış babam oldukça rahat. Bakıyoruz tüm masalarda sac kavurmalar.&nbsp;<br />
Foursquare, Tripadvisor gibi kavramlar henüz hayal bile değilken yan masadan aldığımız referans ile biz de bir sac kavurma söylüyoruz. Yemeği ve ortamın samimiyetini o kadar beğeniyoruz ki, oradan elinde tesbihiyle, ayakkabısının arkasına basmış atletli şoförler edasıyla ayrılıyoruz.<br />
Yemek sonrası ağırlık çökmüş, yıldızlar eşliğinde yola devam ederken birden ileride polis çevirmesi görüyoruz.&nbsp;<br />
Belli belirsiz yanan mavi ışığıyla bir Renault 12 polis aracı yol kenarında. Bize yaklaşan polis memuru elindeki fener ile arabanın içine bakıyor ve babama, her arabaya bindiğinde mutlaka kemer takan babama;&nbsp;<br />
“<strong>Beyefendi, kemer takmadığınız için ceza kesmek zorundayım”</strong> diyor.&nbsp;<br />
Ben ise içimden “Herhalde karanlıkta yanlış gördü, şimdi babam gösterir takılı kemeri ve durumu açıklar” diye beklerken saniyeler geçiyor ve babam sessizce önüne bakarak bir sigara yakıyor.<br />
&nbsp;Sonra sitem ediyorum ona <strong>“Nasıl takmazsın kemerini? Hadi unutsan bile polisi gördükten sonra o hızla polise yaklaşırken 5 defa çıkarıp takabilirdin!”&nbsp;</strong></p>

<p>Kurallara saygılı bir memur olarak cezaya çok içerleyen babamın ağzından kısa bir açıklama çıkıyor: <strong>“Yemeği fazla kaçırdık. Pantolon kemerini açayım derken koltuk kemerini çıkarmışım. Takılı olmadığının farkında bile değildim ki”</strong></p>

<p>&nbsp;Mersin’in ışıkları uzaktan göründü, o yollar 3 yıl boyunca gidildi. O yemeğin tadı damağımızdan, yolculuğun keyfi aklımızdan hiç gitmedi…</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/333(2).jpg" style="height:594px; width:800px" /><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Evlatları için ter döken, her zorluğa göğüs gerip emek veren tüm babaların <strong>BABALAR GÜNÜNÜ </strong>kutluyor, vefat eden babalara da rahmet diliyorum.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 08:06:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/11/suat-gulsen-1699447974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mööö-Taş Değil MOTAŞ...</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/mooo-tas-degil-motas-78880</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/mooo-tas-degil-motas-78880</guid>
                <description><![CDATA[Mööö-Taş Değil MOTAŞ...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Altı Şubat depreminden beri Malatya acıların şehri oldu. Yapılanlar acıları dindirse de, her ne kadar umut olsa da, yapılmayan bazı küçük işler hayatı zorlaştırmaya devam ediyor.</p>

<p>Acıya da alışılmıyor ki!..</p>

<p>Depremden sonraki iki yılın çoğunu Malatya’da geçirdim. Son bir yıldır da sürekli gidip geliyorum. Üç gündür yeni bir sebeple Malatya’ya geldim.<br />
Şehri gezdim, birçok yerde her ne kadar anılarımız silinmiş olsa da, yapılanlar içimizi ısıtıyor, geleceğe umutla baktırıyor. Yakında daha ferah, sokakları daha geniş, çehresi daha temiz ve daha güvenli bir Malatya bizi bekliyor...</p>

<p>Gelmişken bir de toplu taşıma Motaş ile şehri gezeyim. Uzun zamandır hakkında şikâyetlerin azalmadığı MOTAŞ'ı bir göreyim dedim!..</p>

<p>Malatya’ya bakınca yeni bir şehrin doğduğunu, virane sokakların düzeldiğini, çarşı merkezinin yavaş yavaş açıldığını görüyoruz.<br />
Tabi bir tarafı Şanzelize, diğer tarafı Hint pazarı olan Kışla Caddesini görmesek!..</p>

<p>Üç beş tane kendini bilmezden dolayı şehrin merkezi iki farklı çağa götürüldü!. Bunun sorumlusu da esnaf, ağırlığını koyamayan yerel yöneticiler ve biraz da halktır.</p>

<p>Neyse bindik otobüslere...<br />
Dışarı gündüz, içeriye gece!<br />
Camlarda dünyada kullanılmayan, trafikte kusur sayılan simsiyah berbat cam filmleri!.<br />
Herhalde içeride ne olduğunu dışarıdakiler görmesin diye çekmişler dedim! Dışarıyı görmeniz imkânsız. Vatandaş durağını ezbere bildiği için iniyor. İlk defa binen biri ineceği durağı göremez, bilemez...</p>

<p>Otobüslerin bir kısmı 1980'li dönemlerde kullanılan 50NC köy arabalarının bugünkü versiyonu.<br />
Ve bu araçlar Büyükşehir Malatya’nın merkezinden kalkıyorlar!.<br />
20 küsur koltuk var, ama her duraktan sonra sayıyorum, sayı 75'e kadar çıktı. İndi-bindi, sayı azalmıyor, artıyor.</p>

<p>Gel gelelim otobüslerin içine;<br />
Malum bu otobüs hareket ediyor, sürekli dur kalk yapıyor, fren yapıyor, vites değişiyor. Otobüsün içi; "Meksika Dalgalanması"<br />
Dünya Kupası olduğu için değil!..<br />
Kadın erkek, yaşlı, çocuk herkes birbirine çarpıyor. Ortaya utanç verici görüntüler çıkıyor. Kimsenin mahremiyeti kalmıyor!..<br />
İnsanlar istemeden birbirlerinin üzerine düşüyor, birbirlerine sürtünüyor, birbirlerine yaslanmak zorunda kalıyor.</p>

<p>Dedim ya, içerisi Meksika Dalgalanması! Çünkü otobüslerin içindeki tutacakların çoğu yok. Ayaktaki birkaç kişi tutunmuş sadece!.<br />
Bunları yaptırmak çok mu zor?<br />
Bu kulplar yıllarca kullanılacak kadar sağlamdır. Kopunca da değiştirmek gerekmez mi?</p>

<p>Bu da gösteriyor ki:<br />
Vatandaşın nasıl yolculuk yaptığıyla ilgilenen bir sistem görünmüyor.</p>

<p>İşin en düşündürücü tarafı ise Malatyalının buna layık görülmesidir...<br />
Bu otobüslerle insan taşınmaz!<br />
Otobüsler bazen boş gidip geliyormuş! Ondan büyük otobüs yerine küçük otobüs tercih ediliyormuş!</p>

<p>Efendiler uçak da bazen boş gidip geliyor!<br />
Yöneticiler de bazen boş laflar ediyor! Boş saatlere küçük otobüsleri yazın, kalabalık saatlere de büyük otobüsleri!<br />
Ayrıca, küçük otobüs ile büyük otobüs arasında kaç lira yakıt farkı var ki!?<br />
İki tane bilet parası fazla yaksa ne olur?<br />
Deprem sonrası toplu taşımayı kullanan azdı. Ama şimdi şehir doldu taştı. Her gün nüfus artıyor, şehir toparlanıyor, eskisinden daha çok yolcu taşınıyor. Ama eski sistem hâlâ devam ediyor.</p>

<p>Gördüm ki bu şehirde taşıma Hindistan işi olmuş! Belediye otobüslerinin dışı biz, içi Hindistan!.<br />
Çünkü Hindistan'da insanlar dışarıdan da asılırlar, burada o yok. Ama içeride bizimkilerin tutacakları bir yeri yok. Yayık gibi çalkalanarak devam ediyorlar!</p>

<p>Bu zulmü milletimiz mi hak ediyor, yoksa yöneticiler mi yapıyor sorusunun cevabını kamuoyuna bırakıyorum...</p>

<p>Malatya'da toplu taşıma kullanan vatandaşların yaşadığı, modern bir Büyükşehir'e yakışmayan bir tabloya dönüşmüş durumda.</p>

<p>Cam filmlerinin gerekçesi güneşmiş...<br />
İyi ki de bunlar sıcak ülkelerde yaşamıyorlar! Dünyanın en sıcak ülkelerinde neden böyle bir uygulama yok?<br />
Afrika'nın kavurucu sıcağında yok.<br />
Arap çöllerinde, Körfez ülkelerinde yok.<br />
Güneşten korunmanın yolu insanı karanlığa mahkûm etmek değildir.</p>

<p>Bir Büyükşehir Belediyesinin görevi insanları bir noktadan başka bir noktaya yığmak değildir.<br />
Onları güvenli, konforlu ve insan onuruna yakışır şartlarda taşımaktır.</p>

<p>Bugün Malatya'da vatandaşın önemli bir kısmı ulaşım hizmetini kullanmıyor, adeta ulaşım çilesine katlanıyor.</p>

<p>Büyükşehir Belediyesi ve MOTAŞ yöneticileri biraz makam odalarından çıkıp bu araçlarda yolculuk yapmalıdır.<br />
Vatandaşın yaşadığını yaşamalıdır.<br />
Duraklarda beklemelidir.<br />
Ayakta gitmelidir.<br />
O zaman gerçek tabloyu bütün açıklığıyla göreceklerdir.</p>

<p>Mesele sadece otobüs çalıştırmak değildir, insana değer vermektir.<br />
Sonunda Motaş insan taşıyor, Mööö taşımıyor.</p>

<p><strong>Fi Emanillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 07:52:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmdat! Aile ve Mahalle Ölüyor!</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/imdat-aile-ve-mahalle-oluyor-78879</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/imdat-aile-ve-mahalle-oluyor-78879</guid>
                <description><![CDATA[İmdat! Aile ve Mahalle Ölüyor!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yine bir bayramın ardından hassasiyetimin süzgecine takılan bir sürü hal ve durum...</p>

<p>İşte size hal ve duruma dair bir tefekkür serzenişi...</p>

<p>Ve gönlüm mahzun!<br />
Neler dinledik, dertleştik...<br />
&nbsp;<br />
Telefon ile dertlestik uzak yakindostla, akrabayla, eşle dostla oturduk, konuştuk. Vallahi hepsi dertli, hepsi yanıyor!&nbsp;</p>

<p>Sorun hep aynı, şikayet hep aynı noktada düğümleniyor:&nbsp;</p>

<p>"Ne oluyor bizim evlere, ne oldu bizim şu mahalle kültürüne?"<br />
İmdat! Aile ve mahalle ölüyor!&nbsp;</p>

<p>Evet, yanlış duymadınız...&nbsp;</p>

<p>Ankara’dan Malatya’ya, Adapazarı’ndan ülkenin dört bir yanına...&nbsp;</p>

<p>Herkes aynı dertten muzdarip ama kimse yangını söndürmeye yanaşmıyor.&nbsp;</p>

<p>Evlerimizdeki o sessiz işgal, aslında bizim son kalemizi, yani "biz" olma halimizi yok ediyor!</p>

<p>Eskiden evin bir ruhu vardı.&nbsp;</p>

<p>Kış günü soba yanar, çaydanlık fokurdar, üç kuşak aynı sofrada buluşurdu.&nbsp;</p>

<p>Bir büyük konuştu mu, akan sular dururdu.&nbsp;</p>

<p>Şimdilerde!?</p>

<p>Şimdi evin içi "otel" kıvamında. Herkes kendi odasında, herkes kendi ekranında.</p>

<p>Modernite, Bize "Konfor" Diye Bir Zehir Sundu<br />
Kombiyi açtık, odaları ayırdık, her çocuğun eline bir tablet, bir telefon verdik...&nbsp;</p>

<p>"Modern hayat" dedik, "konfor" dedik.&nbsp;</p>

<p>Ama bir şeyi gözden kaçırdık:&nbsp;</p>

<p>O kombi, aslında evimizdeki o tek ve büyük "kalbi" söktü attı.</p>

<p>Salona bir bakıyorsunuz; anne burada, baba şurada, evlat ise kilometrelerce ötede bir "sanal âlemde" sürüklenip gidiyor.&nbsp;</p>

<p>Kapıya gelen pizzayı paylaşıyorlar, sonra herkes kendi hücresine...&nbsp;</p>

<p>Adına da "aile saadeti" diyorlar?</p>

<p>Oysa bu, sessiz bir tükeniş!</p>

<p>Peki, Çare Ne? "Üç Kuşak Sözleşmesi"...</p>

<p>Görüyoruz; mimari bizi böldü, ayrı binalara hapsetti. Ama "aile" bitti mi? Bitmemeli. Şimdi bir "direniş" vaktidir.</p>

<p>Birincisi!</p>

<p>Haftada en az bir akşam; "Üç Kuşak Sözleşmesi" ile dedenin, nenenin sofrasında buluşacağız. O sofrada ekran olmayacak.&nbsp;</p>

<p>O bir saatlik sofrada; sülalenin tarihi, ailenin "anayasa"sı konuşulacak. Dede anlatacak, baba teyit edecek, torun dinleyecek.</p>

<p>İkincisi! Ve o haftanın diğer 6 günü...&nbsp;</p>

<p>6 gün boyunca o evin içinde "biz" olmayı yeniden öğreneceğiz.&nbsp;</p>

<p>Birlikte yemek yiyeceğiz, birlikte kitap okuyacağız, birlikte namaza duracağız, tarihimizi, irfanımızı yudum yudum içeceğiz.</p>

<p>Ve Mahalle!&nbsp;</p>

<p>Degerlerimizle yaşanması ve yaşatılması gereken kale...</p>

<p>Aileyi dört duvar arasına hapsetmeyeceğiz.&nbsp;</p>

<p>Kapıyı açıp sokağa, mahalleye çıkacağız. Komşu ziyareti mi var? Gideceğiz. Hastamız mı var? Elinden tutacağız. Taziye mi var, doğum günü mü? Yanında olacağız...</p>

<p>Ve en önemlisi!</p>

<p>Bu ziyaretleri torunlarla, evlatlarla yapacağız. O çocuğa "komşu hakkı" nedir, bizzat göstereceğiz.&nbsp;</p>

<p>Bu, hem dünya huzurumuz hem de ahiret azığımızdır; büyük bir erdemdir.</p>

<p>Mahalleye aileye sahip olmak!<br />
Asayiş Berkemal, Huzur ise yerinde demektir...</p>

<p>Unutmayın; mutlu aile, mutlu birey demektir. Mutlu birey ise güçlü toplumun anahtarıdır.&nbsp;</p>

<p>Biz bu erdemleri yaşattıkça asayiş berkemal, huzur tamam olur.</p>

<p>Ev; duvarlardan, kombi ısısından ve konaklamadan ibaret değildir.&nbsp;</p>

<p>Ev; içinde irfan olan, komşu hakkı olan, namazın, kitabın ve muhabbetin sesi olan yerdir.</p>

<p>Gelin, modernitenin o soğuk makasını; sofranın bereketi, mahallenin merhametiyle kıralım.</p>

<p>Ekranın tecrit ettiği gölgeler olmayalım; sözün, çayın ve komşuluğun birleştirdiği o büyük aile olarak yürüyelim.</p>

<p>Selam ve muhabbetle.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 08:36:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rızaya Vuslat</title>
                <category>Mustafa Akdemir</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/rizaya-vuslat-78878</link>
                <author>mustafaakdemir@malatyatime.com (Mustafa Akdemir)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/rizaya-vuslat-78878</guid>
                <description><![CDATA[Rızaya Vuslat]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mekândan münezzeh olan Allah’a yakın veya uzak olmak nasıl olur? Allah’a yakın mıyız, uzak mıyız; bunun bir ölçüsü var mıdır?</p>

<p>Yakınlık ve uzaklık sadece maddi mesafeleri ifade etmiyor, manevi mesafeler için de kullanıyoruz. Mesela gönlüne giremediğiniz bir insanla aynı evde yaşasanızda ona bedenen yakın, fakat manen uzaksınızdır. Buna karşılık kilometrelerce uzakta yaşayan sevdiğiniz bir insanla güçlü bir muhabbetiniz varsa, ona kendinizi çok yakın hissedersiniz.</p>

<p>Allah’a yakın olmak; O'nu isim ve sıfatlarıyla tanımak, O'nu sevmek, O'na tam bir teslimiyetle kul olmak ve O'nun huzurunda olduğunu hissederek yaşamakla oluyormuş.<br />
İnsan fıtratı gereği tanımadığı bir şeye karşı mesafelidir. Ancak onu tanıdıkça, karakterini ve güzelliklerini gördükçe kalbinde sevgi ve saygı oluşmaya başlar.</p>

<p>Diyelim ki yolda karşılaştığınız birine selam verip geçtiniz. Sonra yanınızdaki biri size onun ne kadar yardımsever, merhametli, adaletli ve fedakâr bir insan olduğunu anlatıyor.</p>

<p>Dahası, sizin veya sevdiklerinizin hayatına birçok kez iyilikle dokunduğunu öğreniyorsunuz. Bir anda o sıradan gördüğünüz insana bakışınız değişiyor. Kalbinizde ona karşı sevgi ve minnet duyguları oluşuyor. Onunla tanışmak, teşekkür etmek ve mümkünse iyiliğine karşılık vermek istiyorsunuz.</p>

<p>Ya da parkta gördüğünüz sıradan bir kişinin, çok sevdiğiniz bir sanatçı veya sporcu olduğunu fark ettiğinizi düşünün. Bir anda onunla tanışmak, sohbet etmek ve hatıra fotoğrafı çektirmek istersiniz.</p>

<p>Demek ki her şey tanımakla başlıyor. İnsan tanıdıkça sever, sevdikçe bağlanır ve güvenir. Güveni arttıkça da gönüllü olarak itaat etmeye ve teslim olmaya yönelir. Bunun neticesinde ise huzura erişir.</p>

<p>Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıyıp O’na iman eden insanın zihninde şu soru oluşur:</p>

<p>"Beni yoktan var eden, sayısız nimetlerle rızıklandıran, hatalarıma ve günahlarıma rağmen bana mühlet veren, beni bağışlayan ve koruyan Rabbime karşı görevim nedir? O'nu nasıl memnun edebilirim? O'nun sevgisine nasıl layık olabilirim?"</p>

<p>Şöyle düşünelim: Elinizdeki bütün sermayeyi bir yatırıma dönüştüreceksiniz. Önünüzde birçok seçenek var. Bazıları zarar ettirmiş, bazıları az kazandırmış, bazıları ise yüksek risk taşıyor. Fakat bir yatırım modeli var ki hem riski yok hem de paranızı birden bine çıkarıyor. Akıl sahibi bir insan hiç tereddüt etmeden onu tercih eder.</p>

<p>İnsanlık tarihi boyunca da insanlar Allah’a karşı farklı tavırlar sergilemişlerdir. Kimi inkâr etmiş, kimi isyan etmiş, kimi ise samimiyetle kulluk etmiştir. Bunların sonuçları da farklı olmuştur. Ancak içlerinden bir kişi vardır ki Allah’ın sevgisine en yüksek derecede mazhar olmuş ve "Habibullah" unvanıyla anılmıştır. O, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’dir (sav).</p>

<p>O öyle bir şahsiyettir ki Allah’ın isimleri onun üzerinde en mükemmel şekilde tecelli etmiştir. Onun ahlakı için Hz. Âişe validemiz, "Onun ahlakı Kur’an’dır" buyurmuştur. Allah’ın kendisinden razı olduğunu bildirdiği ve insanlığa örnek olarak sunduğu bu yüce Peygamber'i kendimize rehber edinmek, Allah’a yaklaşmanın en etkili yoludur.</p>

<p>Peygamber Efendimiz’e benzemeye çalışmak ise onun sünnetine uymakla mümkündür. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:</p>

<p>"De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..."</p>

<p>Demekki Allah’ın rızasını kazanmanın yolu Peygamber Efendimiz’in izinden gitmekle ve onu örnek almakla mümkün oluyor. Zira biliyouruz ki onun ibadeti, hareket ve davranışları ve tarzı Allah’ın en çok hoşuna gidendir.</p>

<p>Allah bize şah damarımızdan daha yakındır. Bizse, ne kadar peygamberi yaşıyorsak o kadar O’na yakın olabiliriz. Ayrıca iyi bir evlat olmak, iyi bir anne-baba olmak, iyi bir eş olmak, dürüst bir tüccar olmanın da en selametli yolu yine sünnete uymaktır.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:59:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/02/mustafa-akdemir-1677055520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya’yı Anpa Gross’un Ötesinden İbaret Sananlara Davet: Buyurun, Bir Gün Merkezde Yaşayalım</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyayi-anpa-grossun-otesinden-ibaret-sananlara-davet-buyurun-bir-gun-merkezde-yasayalim-78877</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyayi-anpa-grossun-otesinden-ibaret-sananlara-davet-buyurun-bir-gun-merkezde-yasayalim-78877</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’yı Anpa Gross’un Ötesinden İbaret Sananlara Davet: Buyurun, Bir Gün Merkezde Yaşayalım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazetecilik, sadece protokol koltuklarında oturanların ya da şehrin lüks sitelerinde, toza dumana teğet geçen bulvarlarında yaşayanların rahatını savunma mesleği değildir. Gazetecilik; gerçeğin, sokağın ve o sokakta yürürken ayağı çukura batan, evine giderken asbest soluyan halkın çığlığı olmaktır.</p>

<p>Son dönemde adeta tek bir merkezden düğmeye basılmışçasına gelen bazı organize eleştirileri, "meslek etiği" veya "tarafsızlık" kılıfıyla önümüze koyanlar var. Bizi nesnel olmamakla, "kişisel hesaplaşma" içine girmekle itham eden bir kesim, köşelerimizi Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’e yönelik "saplantılı" bir muhalefet alanı olarak gördüklerini iddia ediyor.</p>

<p>Onlara sormak isterim: Hangimiz körüz? Biz mi sahadaki gerçeği yazarken nesnelliğimizi yitiriyoruz, yoksa siz mi sıcacık, korunaklı dünyalarınızdan kafanızı çıkaramadığınız için şehri bir refah coşkusu içinde sanıyorsunuz?</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>"Anpa Gross'tan Ötesiyle İşimiz Olmuyor..."</strong></span></p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Bostanbaşı’nda ikamet eden bir hemşehrimizle tanıştım, biraz dertleştik. Malatya’nın genel durumundan, yolların bitmek bilmeyen çilesinden, havayı kaplayan o toz bulutundan bahsettiğimde kurduğu şu cümle, aslında bugün yaşadığımız sosyolojik kopuşun adeta bir özetiydi:</p>

<p><strong>"Bizim buralarda hayat bir şekilde akıyor. Anpa Gross marketten ötesiyle pek işimiz de olmuyor açıkçası. Ancak arada bir merkeze, Çevre Yolu’nun altına ya da Battalgazi tarafına yolumuz düşünce o harabe yolları, çekilen çileyi fark ediyoruz..."</strong></p>

<p>İşte tam olarak mesele bu. Fahri Kayahan’ın, Tecde’nin ya da Bostanbaşı’nın toparlanmış akslarında yaşayan, alışverişini o sınırlarda yapan, merkezin göbeğindeki o büyük travmayla her gün yüzleşmek zorunda kalmayanlar, bizim buradaki feryadımızı "kişisel husumet" zannediyor.</p>

<p>Çevre Yolu’nun alt tarafında, Battalgazi’nin ara sokaklarında, Akpınar’da, Sanayi Bölgesi'nde ya da yıkıntılar arasında var olma mücadelesi veren hiçbir Malatyalı bize bu eleştiri maillerini atmaz, atamaz. Çünkü o insan her sabah çukurlarla dolu yollarda arabasının ön takımını bırakıyor; her akşam evine dönerken genzini yakan o tozu ciğerlerine çekiyor. O insanlar gerçeğin tam göbeğinde yaşıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Gelin, Sizi Merkezde Ağırlayalım</span></strong></p>

<p>Buradan, oturdukları konforlu koltuklardan bize tarafsızlık dersi vermeye kalkanlara, belediyenin eksikliklerini dile getirdiğimiz için bizi karalama kampanyası yapmakla suçlayan tüm o çevrelere açık bir davette bulunuyorum:</p>

<p>Buyurun, gelin. Sizi Malatya’nın merkezinde, Çevre Yolu’nun altındaki mahallelerde, o köstebek yuvasına dönmüş caddelerde ağırlayalım. Bir gün boyunca lüks araçlarınızdan inip o kaldırımlarda yürüyün, o havayı soluyun, esnafın halini dinleyin.</p>

<p>Eğer o günün sonunda, "Siz bu yönetimi az bile eleştiriyorsunuz, az bile yazıyorsunuz" demezseniz, söz veriyorum kalemi elime bir daha almayacağım ve sorunu tamamen kendimde arayacağım.</p>

<p>Bizim derdimiz ne Sami Er’in şahsıyla ne de bir başkasıyladır. Bizim derdimiz, bu şehrin ayağa kalkış sürecindeki o ağır aksak adımlarla, planlama hatalarıyla ve bitmek bilmeyen koordinasyonsuzlukladır. Bu yapıcı eleştirileri köşelerine taşıyan her bir yazarımız, Malatya’nın marka değerini düşürmek için değil, aksine bu şehrin insanı daha fazla ezilmesin diye bu riskleri almaktadır.</p>

<p>Gerçek nesnellik, sokağın çilesini gizlemek değil; o çileyi çözmesi gereken makamlara aynayı korkusuzca tutabilmektir. Aynada görünen yüzün hoşunuza gitmemesi, aynanın suçlu olduğu anlamına gelmez.</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 12:39:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP Dağılırken...</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/chp-dagilirken-78876</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/chp-dagilirken-78876</guid>
                <description><![CDATA[CHP Dağılırken...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Siyaset bazen sözle yapılır.</p>

<p>Bazen fotoğrafla.</p>

<p>Hatta bazı fotoğraflar vardır…</p>

<p>altındaki açıklamadan daha fazla konuşur.</p>

<p>Son günlerde öyle bir <strong>kare</strong> düştü önümüze.</p>

<p>Masanın etrafına baktım.</p>

<p>Tanıdık simalar.</p>

<p>CHP’nin son dönemde <strong>Özgür Özel</strong> çizgisinde duran isimleri.</p>

<p>Veli Ağbaba’nın yakın çevresi.</p>

<p>Parti içindeki saflaşmanın bir tarafı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-15%20at%2012_32_37%20(1).jpeg" style="height:498px; width:800px" /></p>

<p>Şimdi insan merak ediyor.</p>

<p>CHP kendi içinde fırtınaya tutulmuş.</p>

<p>Bir taraf öbür tarafa bakmıyor.</p>

<p>Aynı parti içinde ayrı iklimler oluşmuş.</p>

<p>Tam da böyle bir zamanda…</p>

<p><strong>Sami Er </strong>neyin fotoğrafını veriyor?</p>

<p>Çünkü siyasette görüşmek başka şeydir.</p>

<p><strong>Fotoğraf vermek başka.</strong></p>

<p>İsteyen gelir.</p>

<p>Kapıyı çalar.</p>

<p>Talebini anlatır.</p>

<p>Derdini söyler.</p>

<p>Dinlersin.</p>

<p>Ama fotoğraf?</p>

<p>Fotoğraf <strong>niyettir.</strong></p>

<p>Fotoğraf <strong>mesajdır.</strong></p>

<p>Fotoğraf<strong> tercihtir.</strong></p>

<p>İnsan ister istemez soruyor:</p>

<p><strong>Bu kare kime gönderildi?</strong></p>

<p>AK Parti teşkilatına mı?</p>

<p>Milletvekillerine mi?</p>

<p>Ankara’ya mı?</p>

<p>Yoksa <strong>geleceğe</strong> mi?</p>

<p>Çünkü siyasetçinin en büyük tutkusu bazen makam olmaz.</p>

<p><strong>İhtimal</strong> olur.</p>

<p>Bugünün koltuğundan çok…</p>

<p>yarının hesabı olur.</p>

<p>O yüzden bazı kareler hatıra değildir.</p>

<p><strong>Yatırımdır.</strong></p>

<p>Bazı buluşmalar nezaket değildir.</p>

<p><strong>Pozisyondur.</strong></p>

<p>Şimdi CHP kendi içinde yön ararken…</p>

<p>AK Partili bir belediye başkanının bu tabloyu paylaşması ister istemez başka sorular doğuruyor.</p>

<p>Acaba şehir mi konuşuluyor?</p>

<p>Yoksa şehirden <strong>sonrası</strong> mı?</p>

<p>Acaba hizmet mi düşünülüyor?</p>

<p>Yoksa <strong>ihtimaller</strong> mi?</p>

<p>Bilemiyorum.</p>

<p>Ama şunu biliyorum:</p>

<p><strong>Siyasette bazen verilen mesaj fotoğrafın batnında değildir.</strong></p>

<p><strong>Fotoğrafın neden paylaşıldığında gizlidir.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-15%20at%2011_59_38.jpeg" style="height:564px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANE GÜZEL… PEKİ HİKÂYESİ KİMİN?</span></strong></p>

<p>Şehirler betonla büyümez.</p>

<p>Hatırayla büyür.</p>

<p>Bir isim bırakır.</p>

<p>Bir iz bırakır.</p>

<p>Bir hikâye bırakır.</p>

<p>Malatya’da bugün bir çocuğa sor.</p>

<p>Otogar kimden kaldı?</p>

<p><strong>Ahmet Münir Erkal</strong> der.</p>

<p>Belediye binası?</p>

<p><strong>Cemal Akın</strong> ve <strong>Yaşar Çerçi</strong> der.</p>

<p>Dede Korkut Parkı?</p>

<p>Yine <strong>Çerçi.</strong></p>

<p>Yaşam Merkezi?</p>

<p><strong>Ahmet Çakır.</strong></p>

<p>Malatya Ticaret Merkezi?</p>

<p><strong>Selahattin Gürkan.</strong></p>

<p>Çınar Park?</p>

<p>Selahattin Gürkan.</p>

<p>Kırkgöz?</p>

<p><strong>Osman Güder.</strong></p>

<p>Çünkü şehir hafızası böyledir.</p>

<p>Yapılanı sahibine yazar.</p>

<p>Eseri müellifine verir.</p>

<p>Şimdi gelelim kütüphaneye.</p>

<p>Diyelim ki Türkiye’nin <strong>en güzeli </strong>oldu.</p>

<p>Diyelim ki bölgenin <strong>en iyisi </strong>oldu.</p>

<p>Diyelim ki ödül üstüne<strong> ödül</strong> aldı.</p>

<p>İyi de…</p>

<p><strong>Kimse dönüp “Bunu Sami Er yaptı” diyecek mi?</strong></p>

<p>İşte mesele burada.</p>

<p>Çünkü ortada sıfırdan yükselen bir yapı yok.</p>

<p>Temelden çıkan bir eser yok.</p>

<p>Ufka çizilmiş yeni bir siluet yok.</p>

<p>Mevcut binanın içinde yapılan büyük bir dönüşüm var.</p>

<p>Ve bunun için yüz milyonlar harcandı.</p>

<p>İnsan ister istemez düşünüyor.</p>

<p>Aynı kaynakla <strong>şehrin başka bir köşesine yeni bir eser yükselseydi…</strong></p>

<p>yarın birileri dönüp ismini anardı.</p>

<p>Bugün yapılan ise biraz şuna benziyor:</p>

<p>Başkasının evini boyuyorsun.</p>

<p>Sonra mahallenin seni <strong>mimar</strong> sanmasını bekliyorsun.</p>

<p>Olur mu?</p>

<p><strong>Olmaz.</strong></p>

<p>Çünkü şehirler açılış törenlerini değil…</p>

<p><strong>eserleri</strong> hatırlar.</p>

<p>Kurdeleleri değil…</p>

<p><strong>izleri </strong>saklar.</p>

<p>Ve galiba yıllar sonra insanlar o kütüphaneye bakıp şunu soracak:</p>

<p><strong>300 milyon lira harcadın ama kendinden geriye ne bıraktın?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-15%20at%2011_59_38%20(1).jpeg" style="height:564px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ALİ BAKAN’I KİM KONUŞUYOR?</span></strong></p>

<p>Ali Bakan’ın adı bugün Malatya siyasetinin tam ortasında.</p>

<p>Bu da doğal.</p>

<p>Çünkü siyaset <strong>boşluk</strong> sevmez.</p>

<p><strong>Ağırlık</strong> neredeyse…</p>

<p>bakışlar oraya döner.</p>

<p>Bugün Ali Bakan konuşuluyorsa…</p>

<p><strong>Sami Er </strong>de konuşuluyor.</p>

<p><strong>Merkez ilçeler</strong> de konuşuluyor.</p>

<p>Bazı <strong>ilçe başkanları</strong> da konuşuluyor.</p>

<p><strong>Eski il başkanları</strong> da konuşuluyor.</p>

<p>Yarın il başkanı olmak <strong>isteyenler </strong>de konuşuluyor.</p>

<p><strong>Milletvekilliği </strong>hesabı yapanlar da konuşuluyor.</p>

<p><strong>Belediye başkanlığı</strong> hayali kuranlar da konuşuluyor.</p>

<p>Kendini teşkilatın <strong>dışında</strong> hissedenler de konuşuluyor.</p>

<p>Ankara’daki görünürlüğün kimde toplandığını<strong> takip edenler</strong> de konuşuluyor.</p>

<p>Bürokraside siyasetin ağırlığından <strong>rahatsız olanlar </strong>da konuşuluyor.</p>

<p>Muhalefet zaten konuşuyor.</p>

<p>Çünkü rakip rakibi konuşur.</p>

<p>Ama Malatya siyasetinin ilginç tarafı başka.</p>

<p>Bu şehirde bazen görünenler kadar <strong>görünmeyen dernekler </strong>de etkili olur.</p>

<p>Bazen teşkilat kadar <strong>kulis</strong> konuşur.</p>

<p>Bazen makam kadar <strong>ilişki</strong> ağı.</p>

<p>Bazen siyaset kadar <strong>sosyal</strong> yapılar.</p>

<p>Bazen de herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle söylemediği <strong>çevreler.</strong></p>

<p>İnsan bütün fotoğrafa bakınca şunu düşünüyor:</p>

<p>Ali Bakan meselesi gerçekten Ali Bakan meselesi mi?</p>

<p>Yoksa aynı fotoğrafın içine <strong>sığmayan </strong>çok sayıda hesabın kesiştiği yer mi?</p>

<p>Çünkü siyasette bazen bir kişinin adı konuşulur.</p>

<p>Ama masada aslında onlarca kişinin hesabı vardır.</p>

<p>Ve galiba bugün Malatya’da konuşulan da bir isimden çok…</p>

<p>o ismin<strong> bulunduğu</strong> yer.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-15%20at%2011_59_38%20(2).jpeg" style="height:627px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KİMSE GEÇMİŞİNİ SORMUYOR</span></strong></p>

<p><strong>Veli Ağbaba</strong> çıktı.</p>

<p>1986’yı anlattı.</p>

<p>1994’ü anlattı.</p>

<p>1998’i anlattı.</p>

<p>İl başkanlığını anlattı.</p>

<p>Milletvekilliğini anlattı.</p>

<p>Partiye verdiği yılları anlattı.</p>

<p>Uzun bir siyasi özgeçmiş.</p>

<p>Uzun bir emek listesi.</p>

<p>Uzun bir hatıra defteri.</p>

<p>İyi de…</p>

<p>Kimse bunları sormuyor ki.</p>

<p>Çünkü bugün tartışılan şey <strong>1986 değil.</strong></p>

<p>Tartışılan şey <strong>2026.</strong></p>

<p>Konuşulan şey emek değil.</p>

<p>Bahis konusu sadakat değil.</p>

<p>Mesele hizmet cetveli değil.</p>

<p>Mesele, partinin kendi tüzüğüyle yaşadığı kavga.</p>

<p>İşte fotoğrafın ilginç tarafı burada.</p>

<p>Birisi “<strong>Ben bu partiye kırk yıl verdim” </strong>diyor.</p>

<p>Diğeri “<strong>Sen bu partiye aykırı davrandın” </strong>diyor.</p>

<p>Bir taraf t<strong>akvimi </strong>açıyor.</p>

<p>Öbür taraf<strong> tüzüğü.</strong></p>

<p>Bir taraf <strong>maziyi </strong>gösteriyor.</p>

<p>Diğeri <strong>madde</strong> numarası.</p>

<p>Ve siyaset bazen tam burada tuhaflaşıyor.</p>

<p>Çünkü insanlar suçlamaya cevap beklerken…</p>

<p><strong>hatıra</strong> dinliyor.</p>

<p>İtiraza açıklama beklerken…</p>

<p><strong>özgeçmiş</strong> okuyor.</p>

<p>Oysa aynı şey değil.</p>

<p>Bir insanın yıllarca hizmet etmiş olması başka.</p>

<p>Hakkındaki iddiaya ne <strong>dediği </strong>başka.</p>

<p>Birisi <strong>birikimdir.</strong></p>

<p>Öbürü <strong>savunma.</strong></p>

<p>Karıştırıldığı zaman ortaya siyaset değil…</p>

<p><strong>algı </strong>çıkar.</p>

<p>Belki de bu yüzden tartışma büyüyor.</p>

<p>Çünkü kamuoyu şunu merak ediyor:</p>

<p><strong>Disiplin sevkinin sebebi neydi?</strong></p>

<p>Ama karşısına çıkan cevap şu oluyor:</p>

<p><strong>“Ben bu partiye yıllarımı verdim.”</strong></p>

<p>İnsan ister istemez düşünüyor.</p>

<p>Mahkeme <strong>özgeçmişle </strong>mi karar verir?</p>

<p>Disiplin kurulu<strong> hatıralarla</strong> mı çalışır?</p>

<p>Yoksa herkes dönüp aynı soruya mı bakar?</p>

<p><strong>Mesele emek miydi…</strong></p>

<p><strong>Yoksa kimsenin konuşmak istemediği başka bir şey mi vardı?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-15%20at%2011_59_52%20(1).jpeg" style="height:800px; width:490px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAYISIYA SARAY YAPIP KAPIYI KİLİTLEMEK</span></strong></p>

<p>Malatya yıllardır kayısıyla övünüyor.</p>

<p>Dünyaya kayısı satıyor.</p>

<p>Dünyaya kayısı anlatıyor.</p>

<p>Ama yıllarca kayısıyı dünya ölçeğinde temsil edecek bir merkeze sahip olamadı.</p>

<p>Sonra bir bina yapıldı.</p>

<p>Sıradan bina değil.</p>

<p>İsmi büyük.</p>

<p>İddiası büyük.</p>

<p>Hedefi büyük.</p>

<p><strong>Recep Tayyip Erdoğan Dünya Kayısı Ticaret Merkezi.</strong></p>

<p>Şimdi insan dönüp şunu soruyor:</p>

<p>Mesele binayı yapmak mıydı?</p>

<p>Yoksa binayı yaşatmak mı?</p>

<p>Çünkü memlekette tuhaf bir hastalık var.</p>

<p>Köprü yapılıyor, yolu unutuluyor.</p>

<p>Meydan yapılıyor, ruhu kayboluyor.</p>

<p>Merkez yapılıyor, içi boş bırakılıyor.</p>

<p>Sonra herkes eserin önünde fotoğraf çektiriyor.</p>

<p>Ama eserin geleceğini konuşan çıkmıyor.</p>

<p>İşin garibi şu.</p>

<p>Kayısının dünya markası olmasını isteyenlerle…</p>

<p>eski düzenin devam etmesini isteyenler aynı masaya oturunca ortaya acayip bir manzara çıkıyor.</p>

<p>Bir tarafta <strong>modern</strong> ticaret.</p>

<p>Bir tarafta <strong>alışkanlık.</strong></p>

<p>Bir tarafta <strong>kayıt.</strong></p>

<p>Bir tarafta <strong>eski usul.</strong></p>

<p>Bir tarafta <strong>gelecek.</strong></p>

<p>Bir tarafta <strong>geçmiş.</strong></p>

<p>Ve Malatya yıllardır tam bu<strong> kavşakta</strong> bekliyor.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Abdurrahman Babacan da merkeze gitti.</p>

<p>Koridorları gördü.</p>

<p>Dükkânları gördü.</p>

<p>Mekânı gördü.</p>

<p>Belki de şu soruyla karşılaştı:</p>

<p>Bir şehrin geleceği mi daha kıymetliydi…</p>

<p>yoksa günü kurtaran hesaplar mı?</p>

<p>Çünkü bazen siyasetçinin imtihanı yaptığı işle değil…</p>

<p>engel olduğu işle ölçülür.</p>

<p>Ve bazen insan bir binaya bakınca beton görmez.</p>

<p>Kaçırılmış fırsat görür.</p>

<p>Malatya’nın kayısısı hâlâ dünyanın en meşhurlarından biri.</p>

<p>Ama insanın aklına şu soru takılıyor:</p>

<p><strong>Dünya Kayısı Ticaret Merkezi gerçekten kayısının merkezi olamadıysa…</strong></p>

<p><strong>bunun önünde duran duvar beton muydu, zihniyet miydi?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-15%20at%2012_01_27.jpeg" style="height:534px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: MAKAMI YOK AMA…</span></strong></p>

<p>Ne milletvekili.<br />
Ne il başkanı.<br />
Ne belediye başkanı.</p>

<p>Ama Malatya’da ne olmuş, ne bitmiş öğrenmek isteyen dönüp Öznur Çalık’ın hesabına bakıyor.</p>

<p>İş öyle bir yere gelmiş ki, bazı ajanslar bile haberi oradan takip ediyor.</p>

<p>Garip bir şehir Malatya…</p>

<p>Görevden ayrılan takip ediyor,<br />
görevde olanlar yetişemiyor.</p>

<p><strong>Bazıları makamı bırakıyor, bazıları memleketi.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ:</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KOLTUKLAR ISINIYOR</span></strong></p>

<p>TSO’da seçim rüzgârı…</p>

<p>Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde rektör kulisi…</p>

<p>Bir yanda ticaretin anahtarı,<br />
öbür yanda akademinin mührü.</p>

<p>Aynı şehirde,<br />
aynı günlerde,<br />
aynı koltuklara göz dikenler var.</p>

<p>Malatya yine aday seçmeyecek…</p>

<p>Taraf seçecek.</p>

<p><strong>Demedi deme Malatya…</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:</span></strong></p>

<p>Sormuşlar adama:</p>

<p><strong>“Futbolu seviyor musun?”</strong></p>

<p>Demiş:</p>

<p><strong>“Çok.”</strong></p>

<p>“Kaç gol attın?”</p>

<p><strong>“Hiç.”</strong></p>

<p>“Kaç maç kazandın?”</p>

<p><strong>“Hiç.”</strong></p>

<p>“Eee?”</p>

<p>Adam gülmüş:</p>

<p><strong>“Forma giyiyorum ya…”</strong></p>

<p>Geçen gün baktık.</p>

<p>Bir forma.</p>

<p>Bir fotoğraf.</p>

<p>Bir paylaşım.</p>

<p>Hizmet nerede?</p>

<p>Galiba bazıları sahaya çıkmadan…</p>

<p><strong>Kendini şampiyon ilan ediyor.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-15%20at%2011_59_52.jpeg" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FİSKOS MASASI:</strong></span></p>

<p><strong>-Malatya’da bu hafta fısıltılar yine hızlı yayıldı.</strong><br />
Çarşıdan okullara, kayısı bahçelerinden kurum koridorlarına kadar herkes bir şey konuşuyor.<br />
Doğru mu, yanlış mı bilinmez ama kulisler oldukça hareketli…</p>

<p><strong>-Yeni Çarşı Daha Açılmadan Dedikodu Çarşısı mı Oldu?</strong><br />
Yeni Çarşı’da bazı dükkânların büyütülmesi için duvarların kaldırıldığı konuşuluyor. Esnaf arasında bu iddialar kulaktan kulağa yayılmış durumda. Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: “Çarşı açılmadan tadilat mı başladı?”</p>

<p><strong>-Lokantacının Bacası Yokmuş!</strong><br />
Yeni dükkânları gören lokantacı esnafı bu kez baca meselesini konuşuyor. İddiaya göre bazı iş yerlerinde mutfak altyapısı eksik bırakılmış. Malatya’nın kebabı düşünülmüş ama dumanı unutulmuş diyenler var.</p>

<p><strong>-Bir Mahalle Susuz Kaldı!</strong><br />
Bir müteahhidin işi yarım bırakıp ortadan kaybolduğu iddiası mahallede büyük tepki çekmiş. Konuşulanlara göre yaklaşık 15 bina günlerdir su sıkıntısı yaşıyor. Haziran sıcağında musluklardan önce vatandaşın sabrı kurumuş.</p>

<p><strong>-1300 Liralık Yevmiye Tartışması</strong><br />
Tarım işçisinin günlük ücreti 1300 TL olarak açıklanınca tartışma başladı. İşçi pahalı hayatı, üretici yüksek maliyeti anlatıyor. Kulislerde herkes haklı ama kimsenin hesabı tutmuyor.</p>

<p><strong>-Çiçekler Açtı, Sorular Bitmedi</strong><br />
Şehrin dört bir yanına yüzbinlerce çiçek dikildi. Kavşaklar renklenmiş, parklar güzelleşmiş. Ama vatandaşın bir kısmı hâlâ aynı soruyu fısıldıyor: “Çiçek güzel de, toz ne zaman bitecek?”</p>

<p><strong>-Eğitim-Bir-Sen’de Seçim Havası Sertleşiyor</strong><br />
Yaklaşan delege seçimleri nedeniyle sendika kulisleri hareketlenmiş durumda. Muhalif kanadın bu kez daha hazırlıklı olduğu konuşuluyor. Eğitim camiasında sessiz başlayan yarışın yüksek sesle biteceği söyleniyor.</p>

<p><strong>-Müftülükte Sosyal Medya Krizi</strong><br />
Taylandlı bir kadının Müslüman oluş sürecinin izinsiz paylaşılması kentte uzun süre konuşuldu. Paylaşımlar kaldırılmış olsa da tartışma bitmiş değil. Şimdi gözler hukuki sürecin nasıl işleyeceğinde.</p>

<p><strong>-Okullarda Muallak Günleri Başladı</strong><br />
Sınavlar bitti, karneler yaklaştı ama okullar hâlâ açık. Veliler “Git”, öğrenciler “Niye gideyim?” diyor. Haziran ayının klasik tartışması bu yıl da okul koridorlarından evlerin salonlarına taşınmış durumda.</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong></p>

<p>Çünkü Malatya’da bazen haberler manşetlere değil, kulaktan kulağa düşüyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 11:45:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düşen Netler, Batan Yelkenliler: LGS\&#039;de Ezberler Neden Çöktü?</title>
                <category>Rıdvan SAÇU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/dusen-netler-batan-yelkenliler-lgsde-ezberler-neden-coktu-78875</link>
                <author>ridvansacu@malatyatime.com (Rıdvan SAÇU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/dusen-netler-batan-yelkenliler-lgsde-ezberler-neden-coktu-78875</guid>
                <description><![CDATA[Düşen Netler, Batan Yelkenliler: LGS\'de Ezberler Neden Çöktü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta tam da bu köşede bir uyarı yapmıştım. Hatırlayanlar olacaktır: <strong><em>"Artık çok test çözenin, formül ezberleyenin değil; okuduğunu anlayan, hayatı yorumlayabilen çocukların devri başlıyor"</em></strong> demiştim. Keşke yanılsaydım. Ama bugün okul bahçelerinden yükselen o endişeli sesler, deneme sınavı netlerinin LGS'de nasıl buharlaştığını konuşan aileler, geçen haftaki öngörülerimizin ne kadar acı bir şekilde doğru çıktığını gösteriyor.</p>

<p>Bugün o okul bahçelerinde, terleyen elleriyle sınavdan çıkan çocuğunuzun değil; aslında bizim hırslarımızın ve ezberci yaklaşımımızın sonucuyla yüzleştik.</p>

<p><strong>Kâğıt Üzerindeki Fırtına</strong></p>

<p>Sözel kitapçığına şöyle bir göz attınız mı? Lütfen Türkçe testindeki 16. soruya bir bakın. Karşımızda "Aşağıdakilerden hangisinde yazım yanlışı vardır?" diyen o tanıdık, klasik sorular yoktu. Çocukların önüne rüzgârın şiddetine göre flok ve ana yelkenin seviyelerinin nasıl ayarlanacağını anlatan detaylı bir yelkenli tekne şeması koydular. Rüzgâr belirli bir hızın üzerine çıktığında tekneye nasıl müdahale edileceğini (camadan vurmayı), hangi saat diliminde yelkenlinin zarar görebileceğini bulmalarını istediler.</p>

<p>Siz onlara aylarca şıkları nasıl hızlıca eleyeceklerini, kronometreyle nasıl yarışacaklarını öğrettiniz. Ama sınav, onlardan fırtınanın ortasında serinkanlı bir kaptan olmalarını, rüzgârı okuyup tekneyi alabora olmaktan kurtarmalarını bekledi.</p>

<p><strong>Sınavın Anatomisi: Seçici, Zor Ama Adil</strong></p>

<p>Gelin bu duygusal tabloyu bir kenara bırakıp sınavın teknik anatomisine de bakalım. Evet, sorular uzundu ve çocukları terletti. Fakat bir eğitimci gözüyle 2026 LGS kitapçıklarını incelediğimde şunu net olarak söyleyebilirim: <strong>Soruların kalitesi ve seçiciliği tek kelimeyle muazzamdı.</strong></p>

<p>Unutmayalım ki LGS bir "geçme-kalma" sınavı değil, bir "sıralama" sınavıdır. Herkesin fullediği, soruların yüzeysel olduğu ve virgülden sonraki küsuratların yığılmalara sebep olduğu bir sistem, öğrenciye yapılabilecek en büyük adaletsizliktir. Sıralama sınavının ruhu, seçici olmaktır. Bu sınav; ezberleyenle gerçekten kavrayanı, kriz anında panikleyenle analitik zekâsını devreye sokanı birbirinden ayırmak için kusursuzca kurgulanmış ve amacına fazlasıyla ulaşmıştır.</p>

<p>Bu seçici ve derinlikli yapının doğal bir sonucu olarak puan ortalamalarında bir düşüş beklediğimi de belirtmek isterim. Belki birkaç ay önceki o meşhur bursluluk sınavındaki kadar dramatik bir çakılma olmayacak; ancak puanların genel olarak aşağı yönlü bir ivme çizeceği aşikâr. Fakat velilerimizin burada atladığı çok hayati bir matematik var: Sorular zorsa herkese zor. Herkesin puanı düşüyorsa, yüzdelik dilimler o kadar da sarsılmayacaktır. Dünün 450 puanla girilen lisesine, bugün belki de 420 puanla yerleşilecek. Bu yüzden değerli veliler <strong>Puanlara değil,</strong> Sıralamaya odaklanın.</p>

<p><strong>Zamanın Ruhunu Okumak</strong></p>

<p>Bu yaşadığımız şok, aslında yüzyıllar öncesinden yapılmış bir uyarının bugüne yansımasıdır. Büyük düşünür İbn-i Haldun, <strong><em>"Zamanın ruhunu okuyamayan, değişen şartlara ayak uyduramayan nesiller yok olmaya mahkûmdur" </em></strong>der. Bugün zamanın değişen ruhu, önümüzdeki çağı adeta bir fırtına gibi şekillendirecek ve kökten değiştirecek olan yapay zekâ devrimiyle karşımızda duruyor. Yapay zekânın her türlü mekanik bilgiyi saniyeler içinde ürettiği bir dünyada, bilgiyi sadece test çözmek veya hafızada tutmak için bir yük sananlar bu fırtınada ilk savrulanlar olacak.</p>

<p>Bizim geleneğimizde bilgi; amele, yani hayata ve pratiğe dönüşmediği sürece değersizdir. Çocuğun zihni sadece formüllerle değil, ahlakla, vicdanla ve hayatın gerçekleriyle beslenmelidir. Bir ayağı kendi köklerinde ve değerlerinde sabit dururken, diğer ayağı dünyadaki değişen rüzgârları okuyabilmeli, o yelkenlinin nasıl ayakta kalacağını analitik bir zekâyla çözebilmelidir.</p>

<p><strong>Kitapları Çalıp Yerine Kronometre Veren Bizler</strong></p>

<p>Kıymetli anne babalar... O deneme netlerinin neden düştüğünü sorgularken yaşadığınız hayal kırıklığını anlıyorum. Ama iğneyi biraz da kendimize batıralım. O çocukların ellerinden severek okudukları kitapları alıp, önlerine ruhsuz test yığınları koyan bizler değil miydik? Analitik düşünme becerisi masada yüzlerce soru çözerek kazanılmaz; bir eşyayı tamir ederek, doğayı gözlemleyerek, kitap okuyup hayal kurarak kazanılır.</p>

<p>Şimdi o yorgun çocuklarla eve döndünüz. Lütfen o zehirli <em>"Ama sen denemelerde çok iyiydin, ne oldu sana?"</em> cümlesini kurmayın. Sistem değişti, soruların boyutu ve bizden istedikleri değişti. Çocuğunuzu suçlamayı bırakıp ona güvenli bir liman olun.</p>

<p><strong>Deniz Hâlâ Sizin</strong></p>

<p><strong>Sevgili gençler;</strong> bugün o kâğıtlara işaretlediğiniz optikler sizin insanlık kalitenizi, dürüstlüğünüzü veya hayattaki değerinizi ölçmüyor. Bu sınav sadece bir yelkenli simülasyonuydu. Bugün o fırtınada alabora olmuş, rüzgârı yanlış hesaplamış olabilirsiniz. Ama deniz hâlâ sizin. Önünüzde kendi rüzgârınızı arkanıza alacağınız koca bir ömür var. Bir kâğıt parçasının sizin kim olduğunuzu belirlemesine izin vermeyin.</p>

<p><strong>Geleceğin Kaptanlarına: 2027 LGS Yolcuları İçin Hayati Tavsiyeler</strong></p>

<p>Peki ya bu fırtınalı denize önümüzdeki yıl açılacak olanlar? Değişen bu yeni nesil sınav sistemi, seneye sınava girecek gençlerimiz için çok net ve sert mesajlar barındırıyor. İşte zihinsel dayanıklılığınızı artıracak ve sizi o fırtınadan sağ çıkaracak 5 altın kural:</p>

<p><strong>-Kaydırmalı Ekranları (Dijital Zehri) Hayatınızdan Çıkarın:</strong> Sosyal medyadaki 15 saniyelik "Reels, Shorts veya TikTok" videoları, zihninizin en büyük hırsızıdır. Beyniniz saniyeler içinde değişen, sürekli yeni dopamin salgılayan bu kısa içeriklere alışırsa; sınavda bir tam sayfayı kaplayan o derinlikli soruyu okurken 20. saniyede dikkatiniz dağılır, cümlenin başını unutursunuz. Bu içerikler odaklanma bozukluğunun baş mimarıdır. Dijital diyet yapın; ekranda kaydırdığınız her anlamsız video, sınavdaki odak sürenizden çalınmış bir dakikadır.</p>

<p><strong>-Zihinsel Maratonlara Hazırlanın, Depara Değil: </strong>Yeni sistem bir 100 metre koşusu değil, zorlu bir maratondur. Masaya oturduğunuzda 15 dakika sonra sıkılıp kalkıyorsanız, o yelkenliyi fırtınadan çıkaramazsınız. Odaklanma sürenizi her hafta azar azar artırarak zihinsel kaslarınızı geliştirin. Uzun süre masada kalabilmek, soruyu bilmek kadar hayati bir beceridir.</p>

<p><strong>-Okumayı Bir Direniş Eylemine Dönüştürün:</strong> Sadece test kitaplarıyla beyninizi besleyemezsiniz. Elinize sağlam edebi eserler, bilim kurgu romanları veya ufuk açıcı denemeler alın. Uzun ve derinlikli metinler okumak, beyninizin nefes egzersizidir. Anlama, sentezleme ve yorumlama kapasitenizi sadece nitelikli kitaplar okuyarak genişletebilirsiniz.</p>

<p><strong>-Hayatın İçine Karışın, Ellerinizi Kirletin: </strong>Analitik zekâ masa başında, dört duvar arasında gelişmez. Babanızla bozulan bir çekmeceyi tamir edin, annenizle mutfakta yeni bir tarifin oranlarını hesaplayın, doğada yürüyüş yapıp gözlem yapın. Hayatın matematiğini ve fen bilimlerini yaşayarak öğrenin. Kriz anında problem çözme becerisi, gerçek dünyayla temas ederek kazanılır.</p>

<p><strong>-Uykunuzu Bir Kalkan Gibi Giyinin: </strong>Gece yarılarına kadar mavi ışığa maruz kalıp sabah yorgun uyanan bir beyin, dünyanın en iyi eğitimini de alsa bilgiyi işleyemez. Uyku, beyninizin gün içindeki çöpleri dışarı attığı ve bilgiyi kalıcı hafızaya kazıdığı en mucizevi tamirhanedir. Biyolojik ritminize saygı duyun.</p>

<p>Sistem değişti, rüzgârın yönü artık tamamen farklı. Okumayan, dijital ekranlarda hipnotize olan ve hayatı sadece şıklar arasına sıkıştıran bir zihnin bu yeni dönemde işi çok zor.</p>

<p>Şimdi çocuğunuzun gözlerine suçlamadan bakın ve kendinize şu net soruyu sorun:</p>

<p>Evladınıza değişen rüzgârları ve geleceğin yapay zekâ dünyasını okumayı mı öğreteceksiniz, yoksa esmeyen rüzgârda eski yöntemlerle kürek çekmediği için ona kızmaya devam mı edeceksiniz?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 19:03:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/ridvan-sacu-1756200061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak Havalarda Beslenme Nasıl Olmalı? Yaz Meyvelerine Dikkat!</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sicak-havalarda-beslenme-nasil-olmali-yaz-meyvelerine-dikkat-78874</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sicak-havalarda-beslenme-nasil-olmali-yaz-meyvelerine-dikkat-78874</guid>
                <description><![CDATA[Sıcak Havalarda Beslenme Nasıl Olmalı? Yaz Meyvelerine Dikkat!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hava sıcaklıkları artarken günlük yaşam alışkanlıklarımız ve beslenme düzenimiz de değişmeye başlar. Sıcak havaların etkisiyle iştah azalabilir, daha hafif yiyeceklere yönelim artabilir ve özellikle mevsim meyveleri sofralarda daha fazla yer almaya başlayabilir. Ancak bu dönemde yapılan bazı beslenme hataları; halsizlik, sıvı kaybı, kan şekeri dengesizlikleri ve istenmeyen kilo artışlarına neden olabilir.</p>

<p>Sıcak havalarda dikkat edilmesi gereken en önemli konuların başında yeterli sıvı tüketimi gelir. Vücut, artan sıcaklık nedeniyle terleme yoluyla kendini serinletmeye çalışırken önemli miktarda su ve mineral kaybeder. Bu nedenle gün boyunca susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek gerekir. Yetersiz su tüketimi; yorgunluk, baş ağrısı, dikkat dağınıklığı ve performans düşüklüğüne yol açabilir.</p>

<p>Yaz aylarının en sevilen besinleri kuşkusuz mevsim meyveleridir. Karpuz, kavun, kiraz, şeftali, kayısı, erik ve üzüm gibi meyveler; vitamin, mineral, lif ve antioksidan içerikleri sayesinde sağlıklı beslenmenin önemli bir parçasıdır. Ayrıca yüksek su içerikleri sayesinde günlük sıvı alımına destek olur ve sıcak günlerde ferahlatıcı bir alternatif sunarlar.</p>

<p>Ancak yaz aylarında sık yapılan hatalardan biri, meyvelerin tamamen masum olduğu düşüncesiyle kontrolsüz miktarlarda tüketilmesidir. Meyveler doğal şeker içerir ve sağlıklı olmalarına rağmen fazla miktarda tüketildiklerinde günlük enerji alımını artırabilirler. Özellikle karpuz, kavun, üzüm ve incir gibi meyveler büyük porsiyonlar halinde tüketildiğinde kan şekerinde hızlı yükselmelere neden olabilir.</p>

<p>Bu noktada porsiyon kontrolü büyük önem taşır. Bir porsiyon meyve yaklaşık olarak 2 ince dilim karpuz, 1 ince dilim kavun, 1 orta boy şeftali, 2 küçük kayısı, 2 küçük erik, 10-12 adet kiraz veya 15-20 adet üzüme karşılık gelir. Bir oturuşta yarım karpuz ya da büyük bir tabak üzüm tüketmek yerine meyveleri gün içine yayarak tüketmek çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır.</p>

<p>Özellikle diyabeti olan bireyler, insülin direnci bulunan kişiler ve kilo kontrolü sağlamaya çalışanlar yaz meyvelerini tüketirken daha dikkatli olmalıdır. Meyvenin yanında yoğurt, kefir, süt veya bir avuç çiğ kuruyemiş tercih edilmesi hem tokluk süresini uzatır hem de kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur.</p>

<p>Yaz aylarında yapılan bir diğer hata ise ana öğünlerin yalnızca meyve ile geçiştirilmesidir. Özellikle sıcak havalarda iştahın azalması nedeniyle birçok kişi kahvaltı veya akşam yemeği yerine sadece meyve tüketebilmektedir. Ancak meyveler tek başlarına yeterli protein ve sağlıklı yağ içermezler. Bu nedenle kısa sürede yeniden acıkmaya neden olabilir ve gün içerisindeki besin tüketiminin artmasına yol açabilirler.</p>

<p>Beslenmenin yanı sıra gıda güvenliği de yaz aylarında önem kazanmaktadır. Artan sıcaklıklar besinlerin daha hızlı bozulmasına neden olur. Özellikle süt ve süt ürünleri, et ürünleri ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminde dikkatli olunmalıdır. Meyve ve sebzeler tüketilmeden önce mutlaka bol su ile iyice yıkanmalıdır.</p>

<p>Yaz aylarında ağır ve yağlı yemekler yerine daha hafif öğünlerin tercih edilmesi sindirim sistemi açısından da fayda sağlar. Sebze yemekleri, salatalar, yoğurtlu tarifler, ayran, kefir ve mevsim sebzeleriyle hazırlanmış öğünler yaz döneminde iyi birer seçenek olabilir.</p>

<p>Sağlıklı beslenmenin temelinde denge yer alır. Yaz meyveleri bu mevsimin en değerli besinlerinden biridir ancak her sağlıklı besinde olduğu gibi tüketim miktarına dikkat edilmesi gerekir. Yeterli su tüketimi, dengeli öğünler ve kontrollü meyve tüketimi ile yaz aylarını daha enerjik, daha sağlıklı ve daha keyifli geçirmek mümkündür.</p>

<p><strong>Sağlıklı ve mutlu bir yaz geçirmeniz dileğiyle…</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 11:29:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siz hepiniz, biz TOGG’uz!</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/siz-hepiniz-biz-togguz-78873</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/siz-hepiniz-biz-togguz-78873</guid>
                <description><![CDATA[Siz hepiniz, biz TOGG’uz!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">NAFAKA KONUSU EYT İLE AKRABA MI?&nbsp;</span></strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi yıllardır tartışılan nafaka konusuna noktayı koydu. Şimdi top Mecliste.&nbsp;<br />
Tabii konu boşanmış eşleri ilgilendiriyor. Çocuklara ödenen nafakaya ilişkin bir iptal söz konusu değil. Lakin bu böyle olmasına rağmen, müptezel muhalifler sanki iptal edilen çocuklara ödenen nafaka imiş gibi yaygaraya başladılar. Bu yaygara ve saptırma, sanal medyanın da marifeti ile köpürtülecek.<br />
Meclis görüşmeleri başlamadan uyaralım. Aman dikkat. Nafaka konusu da EYT’ye döndürülüp, popülizm tuzağına düşülmesin.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">OTOMOTİV DÜNYASINDA BİRLEŞMELER SÜRERKEN<br />
BİZDE TOGG TEK BAŞINA YOLA DEVAM EDİYOR</span></strong></p>

<p>Tanıdığımız bildiğimiz birçok marka bir araya gelip birleşiyor. Bunun temel nedeni olarak ise Elektrikli otomobillerin yaygınlaşması, yeni sürüş teknolojileri ve yazılım geliştirme maliyetlerinin artması. Ayrıca Çin’in bulduğu fırsatı değerlendirerek agresif bir satış politikası uygulaması. Ve başka nedenlerden dolayı otomobil üreticilerinin adeta bir <strong>hayatta kalma mücadelesi </strong>verme gibi bir durumun söz konusu olması otomotiv dünyasında devasa birleşmelere yol açtı.<br />
Kimler kimlerle birleşti neler oldu kısaca bakalım;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-13%20at%2020_21_53.jpeg" style="height:338px; width:600px" /><br />
<strong>Stellantis (Kuruluş: 2021)<br />
●Merkez Ülke</strong>: Hollanda (Fransız ve İtalyan-Amerikan ortaklığı)<br />
<strong>●Nasıl Kuruldu</strong>: Fransız <strong>PSA Grubu</strong> (Peugeot, Citroën, DS, Opel, Vauxhall) ile İtalyan-Amerikan <strong>Fiat Chrysler Automobiles (FCA)</strong> (Fiat, Chrysler, Jeep, Dodge, Ram, Alfa Romeo, Lancia, Maserati) şirketlerinin eşit oranda (%50-%50) birleşmesiyle doğdu.<br />
<strong>●Kapsam:</strong> Şu an bünyesinde tam 14 ikonik markayı barındırıyor ve Avrupa ile Türkiye pazarının en büyük oyuncularından biri konumunda.</p>

<p><strong>Honda - Nissan - Mitsubishi İş birliği ( 2024 - 2026)<br />
●Merkez Ülke:</strong> Japonya<br />
<strong>●Nasıl Kuruldu: </strong>Japonya'nın en büyük üreticilerinden olan <strong>Honda ve Nissan</strong>, elektrikli araç ve yazılım dönüşümünde küresel rakiplerinin (özellikle Tesla ve Çinli BYD gibi devlerin) gerisinde kalmamak için tarihi bir ortaklık kararı aldı. Kısa süre sonra bu ortaklığa <strong>Mitsubishi </strong>de dahil oldu.<br />
<strong>●Kapsam</strong>: Ağustos 2026'ya kadar resmiyet kazanması planlanan ortak bir holding yapısı altında, markalar kendi kimliklerini korurken altyapı ve yazılımlarını tamamen ortaklaştırıyor. Bu birleşme, onları yıllık yaklaşık 8 milyon araçlık üretim hacmiyle dünyanın en büyük 3. otomotiv gücü haline getiriyor.</p>

<p><strong>Volkswagen Grubu (VW Group)<br />
●Merkez Ülke:</strong> Almanya<br />
<strong>●Yapısı:</strong> Yeni bir birleşme olmasa da "tek çatı" modelinin dünyadaki en agresif uygulayıcısıdır. <strong>Volkswagen; Audi, Porsche, Skoda, SEAT, Cupra, Bentley, Lamborghini ve Ducati </strong>gibi dev markaları tek bir merkezden yöneterek platform kardeşliği akımını başlatan gruptur.</p>

<p><strong>Geely Holding<br />
●Merkez Ülke:</strong> Çin<br />
<strong>●Yapısı: </strong>Çinli otomotiv devi, Avrupa'nın köklü markalarını bünyesine katarak büyüdü. İsveçli <strong>Volvo</strong> ve <strong>Polestar</strong>, İngiliz spor otomobil markası<strong> Lotus</strong>, Londra taksilerini üreten LEVC ve <strong>Lynk &amp; Co</strong> gibi markalar tamamen Geely çatısı altındadır. Ayrıca Mercedes-Benz'in (Smart dahil) büyük ortaklarından biridir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FAYDASI NE&nbsp;</span></strong></p>

<p><strong>Maliyeti Düşürme</strong><br />
Aynı çatı altındaki markalar; motor, şasi (platform), batarya ve yazılım gibi en maliyetli bileşenleri ortak kullanırlar. Örneğin, bir Peugeot 2008 ile bir Opel Mokka ya da Fiat 600 aslında aynı altyapıyı ve motoru paylaşır. Bu, milyarlarca dolarlık Ar-Ge ve üretim maliyetini yarı yarıya düşürür.</p>

<p><strong>Teknolojik Hız ve Güç Birliği</strong><br />
Elektrikli araç bataryaları ya da yapay zekalı otonom sürüş yazılımları geliştirmek devasa yatırımlar istiyor. Nissan, Honda ve Mitsubishi'nin birleşmesindeki ana motivasyon da budur. Güçlerini birleştirerek yazılımı tek elden geliştirip üç farklı markanın milyonlarca aracına aynı anda yükleyebiliyorlar.</p>

<p><strong>Küresel Lojistik ve Tedarik Gücü</strong><br />
Çip krizi veya hammadde sıkıntısı yaşandığında, 14 markası olan Stellantis gibi bir dev, tedarikçiler karşısında tek bir markaya göre çok daha güçlü bir pazarlık masasına oturur. Parçaları ucuza kapatır ve üretime kesintisiz devam edebilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ZARARI NE?</span></strong></p>

<p><strong>Tek tipleşme</strong><br />
Farklı markaların araçları, logoları çıkartıldığında birbirine benzemeye başladı. Sürüş hissiyatı, motor sesleri, hatta iç mekandaki düğmeler bile ortak havuzdan alındığı için markaların o eski kendilerine has ruhu ve karakteri (örneğin eski bir Alfa Romeo ruhu veya eski bir Citroën konforu) yavaş yavaş kayboluyor. Tüketiciye sunulan "gerçek" çeşitlilik azalıyor.</p>

<p><strong>Tekelcilik ve Rekabetin Azalması</strong><br />
Pazarda bağımsız aktörlerin azalması, uzun vadede fiyat rekabetini olumsuz etkileyebilir. Büyük gruplar fiyat politikalarını, segment dağılımlarını kendi içlerinde optimize ettikleri için tüketicinin pazarlık veya alternatif bulma şansı daralıyor.</p>

<p><strong>Fabrika Kapatmalar ve İşten Çıkarmalar</strong><br />
Birleşmeler sonrasında "verimlilik" adı altında birbiriyle çakışan departmanlar (örneğin iki markanın ayrı ayrı olan tasarım veya muhasebe ekipleri, benzer üretim yapan fabrikaları) birleştirilir. Bu durum, dünya genelinde binlerce mavi ve beyaz yakalı çalışanın işini kaybetmesine veya fabrikaların kapanmasına yol açabilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BU OLUŞUMDA TOGG’UN YERİ NERESİ</span></strong></p>

<p>Türkiye'nin yerli mobilite markası <strong>Togg, </strong>küresel pazardaki bu devasa birleşme akımının tam ortasında, aslında çok akıllıca ve <strong>farklı bir stratejiyle</strong> konumlanıyor.<br />
Togg, geleneksel anlamda Stellantis veya Volkswagen gibi devasa bir otomotiv çatısı altında yer almıyor; yani hisselerini yabancı bir deve devretmiş veya başka bir araç üreticisiyle tam birleşmeye gitmiş değil. Ancak, bu devlerin birleşerek çözmeye çalıştığı "yüksek Ar-Ge maliyeti" ve "teknolojik yetişme" sorununu "<strong>Stratejik Ortaklıklar ve İştirakler Ekosistemi" </strong>kurarak çözüyor. Kifayetsiz muhalif çevrelerin oluşturmaya çalıştığı hava da bu nedenle etkili olmuyor. Çünkü bu çevreler <strong>Togg’u</strong> yukarıda vurguladığımız gerekçeler üzerinden eleştirdiklerini sanıyorlar. Bu kifayetsizlere göre, örneğin Togg’un şasisi (platformu) Togg tarafından üretilmiş olmalı.Büyük grupların en büyük avantajının şasi (platform) ortaklığı olduğunu belirtmiştik. <strong>Togg</strong> da tek başına sıfırdan her şeyi üretmenin maliyetli olacağını bildiği için küresel devlerle stratejik iş birlikleri yapıyor.</p>

<p><strong>Mesela;</strong>Togg, yeni B segmenti araç ailesi için dünyanın en büyük batarya ve teknoloji üreticilerinden <strong>CATL'i</strong>n iştiraki <strong>CAIT</strong> ile ortak bir platform(şasi) geliştirme anlaşması imza attı.Bunun getirdiği fark ne? <strong>Togg,</strong> platformu dışarıdan hazır bir paket olarak satın almıyor. Kendi kullanıcı deneyimi, dijital mimarisi ve mühendislik girdileriyle platformun geliştirilme sürecine bizzat ortak oluyor. Bu sayede hem devasa bir Ar-Ge maliyetinden kurtuluyor hem de aracın özgünlüğünü ve fikri mülkiyet haklarını koruyor.</p>

<p><strong>Batarya Gücü: Siro Ortaklığı</strong><br />
Elektrikli araç dünyasında en büyük maliyet kalemi ve en kritik parça bataryadır. <strong>Togg,</strong> küresel batarya devi <strong>CATL</strong> ile yarı yarıya (%50-%50) ortaklıkla <strong>Siro Silk Road Temiz Enerji Çözümleri </strong>şirketini kurdu. Bu ortaklık sayesinde <strong>Togg</strong>, sadece dışarıdan batarya alan bir üretici konumunda değil; batarya hücresini ve teknolojisini üreten, hatta bunu ileride Avrupa'daki diğer üreticilere de satma potansiyeli olan küresel bir aktör haline geldi.</p>

<p><strong>Sadece Otomobil Değil, Bir Ekosistem&nbsp;</strong><br />
Stellantis gibi gruplar geleneksel otomobil markalarını bir araya getirmeye çalışırken, <strong>Togg</strong> kendini en baştan bir<strong> "akıllı cihaz" </strong>ve<strong> "mobilite ekosistem</strong>i" olarak tanımladı. <strong>&nbsp;Trugo </strong>ile şarj altyapısını, <strong>Trumore</strong> ile dijital kullanıcı deneyimi ve yazılım dünyasını,<strong> Siro</strong> ile enerji çözümlerini tek çatı altında birleştirdi.<br />
<strong>Yani geleneksel üreticiler sonradan teknoloji şirketi olmaya çalışıp milyarlar harcarken, Togg doğrudan bir teknoloji şirketi altyapısıyla oyuna girdi.<br />
Eee sadece bu yaklaşım bile övgüye değer değil mi?</strong></p>

<p><strong>Küresel Rekabetteki Durumu Nedir?</strong><br />
Pazardaki güncel duruma baktığımızda Togg'un stratejisinin meyvelerini verdiğini görüyoruz:<br />
<strong>●Pazar Başarısı:</strong> <strong>Togg</strong> (T10X modeliyle), Türkiye iç pazarında elektrikli araç satışlarında liderliğini korurken, toplam otomotiv pazarında da en çok satan ilk 10 marka arasına girmeyi başardı.<br />
<strong>●Avrupa Kapısı ve Güvenilirlik: </strong>Markanın yeni sedan/fastback modeli <strong>T10F</strong> piyasaya sunulurken hem T10X hem de T10F modelleri Avrupa'nın bağımsız güvenlik test kuruluşu <strong>Euro NCAP’ten 5 yıldız</strong> aldı. Bu, Togg'un Avrupa'nın en güvenli araçları arasına girmesini sağladı.<br />
<strong>●Almanya Açılımı: </strong>Togg, Avrupa pazarına giriş bileti olan Almanya’da satış ve teslimatlara başladı. Dijital uygulaması <strong>Trumore</strong>, kısa sürede Almanya'da 50 binin üzerinde indirme sayısına ulaştı.</p>

<p>Kısaca,<strong> Togg</strong> devasa, hantal bir otomotiv birleşmesinin parçası olmak yerine; bataryada CATL, şasi ve platform teknolojilerinde küresel partnerler, yazılımda ise kendi yerli gücüyle "<strong>çevik bir teknoloji ortağı"</strong> gibi hareket ediyor. Devlerin milyarlarca dolarlık birleşmelerle ulaşmaya çalıştığı esnekliği ve maliyet avantajını, Togg bu akıllı küresel iş birlikleriyle yakalamaya çalışıyor. Bütün bu gelişmeler olurken bu gelişmeleri konuşmayarak, yazmayarak, güya aşağılayarak aşağılamaya çalışanlar ülkemizdeki montaj oto sanayii temsilcilerinin <strong>Togg</strong> oluşumuna neden katkı vermediklerini merak bile etmiyorlar. Çünkü bir yandan emperyalizm bir yandan ulusalcılık teranesinden vazgeçemiyorlar.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>YAHU BİR OLAYINIZ DA ÖZGÜN OLSAYDI<br />
GENEL MERKEZİ KİLİTLEME FİKRİ DE AVRUPA’DAN&nbsp;</strong></span></p>

<p>CHP’de yaşanan iç savaş sonrası gördüğümüz manzaralar, siyasi partilerin kendi içlerinde genel başkanlık krizi yaşaması, liderlerin yetkilerinin elinden alınması veya meclise/partiye sokulmaması gibi olaylar dünya siyasi tarihinde <strong>sanıldığından çok daha yaygın. Genel merkez kapılarının kilitlenmesi, barikatların kurulması da CHP’ye özel değil. O davranış biçimleri de demokrasinin beşiği olan ülkelerden ithal edilmiş.<br />
Hadi birkaç örnekle bir dünya turu atalım.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-13%20at%2020_21_45.jpeg" style="height:441px; width:600px" /><br />
<strong>Jean-Marie Le Pen, Kendi Kurduğu Partinin Genel Merkezine Alınmayan Lider</strong><br />
Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Cephe (Front National) partisinin kurucusu ve onlarca yıllık lideri Jean-Marie Le Pen, kızı Marine Le Pen ile yaşadığı liderlik krizi ve fikir ayrılıkları sonrası 2015 yılında partiden ihraç edildi.Hakkını aramak için genel merkeze girmek istedi ama kızı ve yeni parti yönetimi tarafından kapı kilitlerinin değiştirilmesi ve kapıya güvenlik yığılması yüzünden içeri giremedi.</p>

<p><strong>Jeremy Corbyn, Meclis Grubundan İhraç Edilen ve Yetkisi Alınan Lider</strong><br />
İngiltere İşçi Partisi’nin (Labour Party) eski genel başkanı Jeremy Corbyn, parti içi muhalefet ve yeni yönetimle (Keir Starmer) girdiği kriz sonrasında çok radikal bir yaptırımla karşılaştı.2020 yılında, parti liderliğini bıraktıktan sonra yeni yönetim tarafından parti üyeliği askıya alındı. Daha da önemlisi, Corbyn hâlâ milletvekili olmasına rağmen <strong>İşçi Partisi’nin Meclis Grubu’ndan (Parliamentary Labour Party) </strong>resmi olarak ihraç edilerek, Parlamentoda partisi adına konuşma yapma, grup toplantılarına girme ve parti yetkilerini kullanma hakkı elinden tamamen alındı. Bir sonraki seçimde de partiden aday gösterilmeyerek tamamen sistem dışına itildi.</p>

<p><strong>Nicola Sturgeon, Hukuki ve Siyasi Krizle Yetkileri Dondurulan Lider</strong><br />
İskoç Ulusal Partisi'nin (SNP) lideri ve İskoçya Başbakanı olan Nicola Sturgeon, parti içi finansal soruşturmalar ve liderlik çatışmaları nedeniyle istifa etmek zorunda kaldı. İstifasının ardından gözaltına alınıp serbest bırakılınca, parti içindeki rakipleri onun SNP üyeliğinin askıya alınmasını ve meclis grubundan uzaklaştırılmasını talep etti. Kendi partisinde adeta "istenmeyen kişi" ilan edildi ve parlamentodaki siyasi ağırlığı sıfırlandı.<br />
Bunların dışında parlamentolardan tamamen men edilen liderler de var. Örneğin, <strong>Matteo Salvini</strong> İtalya'da Lega Partisi lideriyken, senatörlük zırhı ve yetkileri, mülteci gemilerini limana sokmadığı gerekçesiyle açılan davalar nedeniyle parlamento kararıyla riske girdi ve siyasi yetki krizleri yaşadı. Yeni Zelanda’da Yeşiller Partisi'nin eş lideri, <strong>Chlöe Swarbrick </strong>meclis genel kurulunda yaşanan sert bir tartışmada tüzüğe aykırı davrandığı gerekçesiyle meclis başkanı tarafından <strong>parlamentodan ve genel kurul salonundan fiziki olarak dışarı atıldı </strong>ve günlerce meclise girişi yasaklandı.</p>

<p>Yani CHP’nin yaşadıkları,her ne kadar kendine özgü bazı unsurlar taşısa da demokrasinin beşiği olarak kabul edilen ülkelerde çok yaygın davranış biçimleri. Ne ki, o ülkelerde bu davranışlar bireysel düzeyde kalırken bizde akıl almaz bir şekilde örgütleşip kitleselleşebiliyor.</p>

<p><strong>Devamı gelir mi gelir…</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>10 MİLYON SINIRI REFERANDUMU</strong></span></p>

<p>Belki duydunuz veya okudunuz. İsviçre,<strong> 14 Haziran </strong>2026 tarihinde "10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır" (Sürdürülebilirlik Girişimi) adlı kritik bir referandum için sandık başına gidiyor. Sağ kanat İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından öncülük edilen bu yasa tasarısı, ülke nüfusunun <strong>2050 yılına kadar 10 milyonu aşmasını engellemeyi </strong>amaçlıyor.</p>

<p><strong>Nüfusu </strong>1800’lerin başında yaklaşık 2 milyon olan nüfus, 1900 yılında 3,3 milyona ulaşan, sanayileşmesini tam tamamlayamadığı için dışarıya net göç veren (özellikle Amerika'ya) fakir bir dağ ülkesi olan İsviçre’de en çarpıcı nüfus büyümesi 1950-70 arasında yaşandı, nüfus 6.2 milyona çıktı.2002 yılında AB ile serbest dolaşım antlaşmasının imzalanmasının ardından ülkeye yaklaşık 1.7 milyon insan göç etti. Bugün (2026 itibarıyla) İsviçre nüfusu 9.1 milyon barajını aşmış durumda ve bu nüfusun yaklaşık %30'undan fazlasını yabancı yerleşikler oluşturuyor.<br />
Avrupa’nın girdiği ve büyük kayıplar verdiği 2 dünya savaşına da girmeyen İsviçre uluslararası paranın güvenilir bir limanı oldu. Ardından ilaç sektöründe dünyanın önde gelen bir oyuncusuna dönüştü. Saat gibi, tıbbi malzemeler gibi üretim konularında başa oynamaya başladı. Tam bir refah ülkesi olarak kabul edilen İsviçre bu düzeye gelmesinin en büyük nedenlerinden biri olarak kabul edilen kaliteli insan göçüne engel olmaya karar vermiş gibi gözüküyor. Ancak bunun bir düşüşü başlatacağı da ileri sürülüyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KÜTÜPHANEMDEN<br />
ALEV ALATLI<br />
FESÜPHANALLAH-NASİHATNAME I<br />
TURKUVAZ MEDYA 2019</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9"><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-13%20at%2020_21_54.jpeg" style="height:800px; width:560px" /></span></strong></p>

<p><strong>“Nasihatname” dediğim kalıp, bir temrin aslında. Elim henüz kalem tutarken, tecrübemi tecrübenize, bildiklerimi bildiklerinize, hadi lafı dolandırmayayım, ömrümü ömrünüze katarak 21. Yüzyıldaki yolculuğunuzda size belirli bir avans sağlama gayreti. İsterim ki, elinizden geleni değil, yapılması gerekeni yapın, dünyaya bir de benim pencerelerimden bakın.”</strong> Böyle diyor rahmetli Alev Alatlı.</p>

<p>Haftaya tekrar görüşebilmek ümidiyle.</p>

<p><strong>Sarper SAN</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 08:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aklımıza İyi Bakalım</title>
                <category>Mustafa Akdemir</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/aklimiza-iyi-bakalim-78872</link>
                <author>mustafaakdemir@malatyatime.com (Mustafa Akdemir)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/aklimiza-iyi-bakalim-78872</guid>
                <description><![CDATA[Aklımıza İyi Bakalım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki yazımızda aklımızı ahiretimiz için bir ekmek teknesi olarak nitelemiş ve onun en büyük kârının insanı Rabbini tanımaya götürmesi olduğunu söylemiştik.</p>

<p>Fakat her kıymetli şey gibi aklın işleyişine de zarar veren unsurlar vardır. Nasıl ki bir ticaretin kârını hırsızlar, kötü ortaklar ve yanlış yatırımlar azaltırsa; aklın da cevvalliğini, berraklığını ve isabetini bozan bazı maddi ve manevi etkenler vardır.</p>

<p>Maddi unsurlar ilk akla gelenlerdir ve bunların başında <strong>sarhoş edici maddeler </strong>gelir. İçki ve uyuşturucu gibi zararlı maddeler aklın doğal işleyişini bozar; insanın muhakeme gücünü zayıflatır, doğru ile yanlışı ayırt etmesini güçleştirir. Bu tür maddelerin sürekli kullanımı ise zamanla akıl sağlığında kalıcı hasarlara yol açabilir; kişi bu maddeleri kullanmasa bile zihni artık eskisi gibi çalışamaz hâle gelebilir.</p>

<p>Bir diğer güçlü maddi etki ise <strong>ekranların kontrolsüz kullanımıdır. </strong>Sürekli değişen görüntüler, hızlı akan içerikler ve bitmeyen bildirimler zihni adeta parçalara ayırır. İnsan fark etmeden düşünme derinliğini kaybeder ve yüzeysel bir dikkat alışkanlığı geliştirir. Tefekkürün yerini dağınık bir zihin hâli alır.</p>

<p>Bugün birçok insanın yaşadığı<strong> zihinsel yorgunluk ve dikkat dağınıklığının </strong>önemli sebeplerinden biri de aşırı uyarana maruz kalmaktır. Sürekli bilgi akışı, yarım kalan düşünceler ve kesintisiz bildirimler nedeniyle akıl bir konu üzerinde derinleşemez hâle gelir. Oysa tefekkür, aklın en temel gıdalarından biridir.</p>

<p>Sağlıksız beslenme, düzensiz uyku, hareketsizlik ve havasız ortamlar da akıl sağlığını olumsuz etkileyen diğer maddi unsurlardır.</p>

<p>Ben bu yazıda daha çok aklımızın berraklığına, cevvalliğine ve sağlıklı düşünmesine zarar veren bazı manevi unsurlara dikkat çekmek istiyorum. Çünkü onlar daha derin, daha sinsi ve çoğu zaman daha kalıcı etkilere sahiptir.</p>

<p>Bunların başında <strong>hevâ ve heves </strong>gelir. İnsan bazen doğruyu aramaz; nefsinin istediğini doğru kabul etmeye meyleder. Hakikati bulmak için değil, kendi görüşünü savunmak ve haklı çıkmak için düşünmeye başlar. Böylece akıl, hakikate ulaşan bir rehber olmaktan çıkar; nefsin arzularını gerekçelendiren bir araç hâline gelir.</p>

<p><strong>Öfke</strong> de aklın önemli düşmanlarından biridir. Öfke anında insanın muhakemesi daralır, olaylara geniş açıdan bakma kabiliyeti zayıflar. Birkaç dakikalık öfke, yıllarca sürecek pişmanlıklara sebep olabilir. Bu yüzden büyükler, “Öfkeyle kalkan zararla oturur.” demişlerdir.</p>

<p><strong>Korku ve endişe </strong>de aklı zayıflatan unsurlardandır. Henüz gerçekleşmemiş ihtimaller zihinde büyütülür; insan çözüm üretmek yerine sürekli tehlike arayan bir hâle gelir. Bu durum aklı üretkenlikten uzaklaştırır ve yıpratıcı bir döngünün içine sokar.</p>

<p><strong>Ümitsizlik ve karamsarlık </strong>da aklın sessiz düşmanlarındandır. Ümit, aklın önünü görmesini sağlayan bir ışık gibidir. İnsan ümidini kaybettiğinde olayları sağlıklı değerlendiremez; her ihtimali olumsuz, her yolu kapalı görmeye başlar. Karamsarlık zamanla düşünceyi daraltır ve çözüm üretme kabiliyetini zayıflatır. Oysa akıl, çıkış yollarını aramak için verilmiştir. Ümitsizlik ise insana daha aramadan vazgeçmeyi telkin eder. Böylece kişi yapabileceklerini yapamaz, değiştirebileceklerini değiştiremez hâle gelir. Çoğu zaman problemden önce zihnindeki karanlığa teslim olur.</p>

<p><strong>Gaflet</strong> ise belki de en sessiz düşmandır. Gaflet, inkâr değil unutma hâlidir. İnsan nimetler içinde yaşar ama nimetin sahibini düşünmez. Kâinatı görür fakat arkasındaki hikmeti fark etmez. Böylece akıl derinliğini kaybedip yüzeyde dolaşmaya başlar. Hayatı adeta otomatik pilotta yaşar.</p>

<p>Bütün bu zararlı unsurlar yalnızca aklın sağlıklı işleyişine zarar vermekle kalmaz; aynı zamanda akıl ile kalp arasındaki mesafeyi de açar. Kalbin iman ışığından uzak kalan akıl, çok şey bilse bile hikmeti göremez; çok hesap yapar ama huzura ulaşamaz.</p>

<p>Dikkat çekici olan şudur ki, akla zarar veren bu unsurlar çoğu zaman dışarıdan zorla girmezler; onlara kapıyı bizzat kendimiz açarız. Bu yüzden aklı korumak sadece dışarıdaki tehlikelerden sakınmak değildir; onu kendi yanlış tercihlerimizden de koruyabilmektir.</p>

<p>Aklı korumak yalnızca bilgi biriktirmekle mümkün değildir. Onu arındırmak, disipline etmek, gereksiz yüklerden kurtarmak ve doğru istikamette kullanmak da gerekir. Çünkü aklını koruyan insan, hem dünyasını hem de ahiretini korumuş olur. Doğru kararların, sağlam bir imanın ve hikmetli bir hayatın yolu berrak bir akıldan geçer.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:25:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/02/mustafa-akdemir-1677055520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koruyucu Meleğim</title>
                <category>Suat Gülşen</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/koruyucu-melegim-78871</link>
                <author>suatgulsen@malatyatime.com (Suat Gülşen)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/koruyucu-melegim-78871</guid>
                <description><![CDATA[Koruyucu Meleğim]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/1(4).jpg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p><br />
<strong>İnönü Üniversitesinin düzenlemiş olduğu “Her Hastalık Bir Hikâyedir” öykü yarışmasında kitap seçkisine giren; rahmetli yeğenim ile ilgili KORUYUCU MELEĞİM öykümü, yeğenimin 11 Haziran olan doğum gününde paylaşıyor ve rahmetle anıyorum.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/2(4).jpg" style="height:410px; width:553px" /></strong></p>

<p>Uzun yıllar önce Malatya’dan İstanbul’a göçen bir ailenin öyküsüdür.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KORUYUCU MELEĞİM</span></strong></p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Sınıfının çalışkan öğrencilerinden biri olan Ayla sanki mutluluktan uçuyordu. Karne almak, bir üst sınıfa geçmek, her yıl olduğu gibi bu yıl da minik kalbini sevinçle doldurmuştu. &nbsp;Elindeki karneyi sallayarak, etekleri uçuşarak, sevinçle koşturdu kendisini bekleyen dedesine doğru. Okulun bahçe kapısında ulaştı dedesine. &nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; -Dedeciğim sınıfımı geçtiiim,</strong> diyerek sarıldı ak saçlı, yaşadığı acıların alnında derin çizgiler bıraktığı dedesine.</p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; -Aferin benim güzel torunuma.</strong></p>

<p>Ahmet Dedenin sevecen kolları da sardı torununu. Yorgun kalbi sevinçle atmaya başladı, bu mutluluğu yaşayan öğrenciler gibi. Öptü yanaklarından.</p>

<p>&nbsp; <strong>&nbsp; -Haydi arabaya gidelim. Anneannen de sabırsızlıkla bekliyordur seni. Bu güzel muştuyu ona da verelim, </strong>dedi Ahmet Dede.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Ayla’nın yüzündeki sevinç kayboldu birden. Işıyan göz bebekleri donuklaştı. Balonu patlayan bir çocuğun mahzunluğu çöktü üzerine. Düşen omuzlarını yukarı kaldırdı “istemem” dercesine:</p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; -Önce anneme gitmeliyim. Koruyucu Meleğim bekliyordur beni. Karnemi önce ona göstermesem üzülür şimdi. Hem, her karne alışımda önce ona gitmiyor muyuz? Neden şimdi böyle söyledin?</strong></p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; -Affedersin Aylacığım, anneannen de onun yanında. Birlikte oldukları için öyle söylemiştim. Tabi ki önce Gülayşe Annenin yanına gideceğiz. Tabii ki meleğin bekliyordur seni,</strong> diyerek uzun kumral saçlarını okşadı torununun. Bindiler arabaya.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Bu saatte İstanbul trafiği daha bir yoğundu. Direksiyon başında yavaş yavaş akan trafikte kızını düşündü Ahmet Dede:</p>

<p>&nbsp; &nbsp; 11 Haziran 1972 tarihinde doğmuştu Gülayşe. Boğazdaki vapurların korna sesleri, uçuşan martıların sevinç çığlıkları, sanki bu doğumu kutlamış, sahili okşayan dalgalar ninniler söylemeye başlamıştı. İstanbul bir başka güzel görünmüştü babalık duygusunu ilk kez yaşayan Ahmet Dedenin gözüne. Gülayşe koymuştu kızının ismini. Oysa önceleri eşi Sebahat Hanımla, Ayşe olsun diye düşünmüşlerdi ama hayatta hep mutlu olsun, yüzü hep gülsün diye “gül” ü de eklemişlerdi Ayşe’ye. &nbsp;&nbsp;</p>

<p>O da her karne alışında kıvırcık saçlarına taktığı beyaz kurdelelerle, bir kelebek gibi uçarcasına koşardı annesine. Her karne günü bayram sevinci yaşanırdı ailede. Yıllar geçtikçe sevinçler büyüdükçe büyümüş ve sonunda mezuniyet kepi de fırlatılmıştı havaya. &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Çalışkan, becerikli ve sevecendi Gülayşe. Karşısındakini incitmekten korkar, merhamet duygusu ağır basardı yaşamında. Hayata hep gülümseyerek bakar, ela gözlerinin içi daima gülerdi. &nbsp;Arkadaş canlısıydı. Sayılabilecek tüm iyi meziyetlerin hepsi onda toplanmıştı. &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Karanlıkları sevmediği gibi siyahı da hiç sevmezdi Gülayşe. Onun yaşamı renkli olmalıydı. Bu yüzden Turist Rehberliğini meslek edinmişti. Bu yüzden “Sarı-lacivert” renklere âşık olmuştu. Bu yüzden başka aşk yaşamamıştı. Bu yüzden evlenmek istememişti.&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Profesyonel Turist Rehberi olan Gülayşe, İstanbul’un tüm tarihi ve turistik yerlerini, saraylarını, kiliselerini, sinagoglarını tarihçeleriyle bildiği gibi Karadeniz’i, Ayder yaylasını, Kapadokya’yı, Mevlana’yı, kısacası tüm Anadolu’yu da karış karış bilirdi.&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; O’nu, turist kafilesini gezdirirken bir görseniz, etkileyici kadife sesiyle şiir gibi konuşur, sizi o tarihi mekânın derinliklerine götürür, şayet o anda Topkapı Sarayını geziyorsanız şimdiki zamanı unutturur asırlar öncesini yaşatırdı. Kız kulesinde padişahın kızı olurdunuz, Beylerbeyi Sarayında sultan, Dolmabahçe’de gözü yaşlı, perişan... Yalnız yurt içinde değil yurt dışında da rehberlik yapardı Gülayşe. Kahire gecelerini, Mısır piramitlerini, Firavun mezarlarını yılda en az 2-3 kez dolaşmıştır kafilelerle. Amerika’ya da tur yapmış, gezmediği eyalet kalmamıştır. &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Yorgunluk nedir bilmezdi Gülayşe. Profesyonel tur rehberliğinin hakkını tam verirdi. Koşuşturmaları yıllarca sürmüştü. Bu koşuşturmaların yanı sıra gönül verdiği takımının maçlarını hiç kaçırmaz. Formasını giyip, atkısını atınca boynuna, elinde flama, Fenerbahçe Şükrün Saraçoğlu Stadındaki yerini alırdı. O bir taraftardan öte, kulübün bir parçasıydı. Şike davasında; O karlı kış günlerinde yağmur, çamur demeden kaç kez Silivri’ye gitmiş, isyan etmişti haksızlıklara. Duruşmalarda destek olmuştu Aziz Başkanına.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Profesyonel rehberlik ve Fenerbahçe tutkusuyla koşuşturmalar içinde geçen hareketli yaşamı sürerken, bir gün kız kardeşi Songül, küçük bir kız çocuğundan söz etmişti ona:</p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; “Mahallemizde bir kız çocuğu var abla, büroya gidip gelirken hep evin önünde kendi kendine oynarken görüyorum onu. Bakımsız, rengi solmuş, güzelliği yaşadığı ortamda kaybolmuş, 5-6 yaşlarında bir kız çocuğu.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Duyduğuma göre annesi gündüzleri hep uyuyor, geceleri de kızını bir başına eve kapatıp, işe gidiyorum diye çıkıyor, geç saatlerde eve sarhoş olarak dönüyormuş. Kızın geleceğini de karanlık gördüğüm için biraz araştırdım. Teyzesi de o çevrede oturuyormuş. Teyzesini bulup konuştum. Ellerinden bir şey gelmediğini, kocası olmayan yalnız yaşayan kardeşinin düzgün bir yaşamı sürdürmesi için uğraşmalarına rağmen söz geçiremediklerini söyleyerek, kızı bu ortamdan kurtarmamızı yoksa o da ileride annesi gibi olacağını söyledi. Bir şeyler yapmalıyız abla. Bu kızı, annesinin yaşadığı o kirli ortamdan kurtarmalıyız. Ne dersin?”&nbsp;</strong></p>

<p>&nbsp; &nbsp; Duyduklarına inanamadı Gülayşe<strong>. “ Tamam, ben ilgilenirim”</strong> diyerek, hemen harekete geçti. Bir kaç gün o semte gidip küçük kızı gördü, ona çikolatalar götürdü. Sevdi, okşadı tarak değmemiş uzun saçlarını Ayla’nın. Onunla arkadaşlık kurdu. Teyzesiyle de konuştu. Ayla’nın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün takibinde olduğunu ve annesine, kızının ihtiyaçlarını karşılaması için aylık para yardımı yapılmakta olduğunu öğrendi.&nbsp;</p>

<p>Birkaç gün sonra bakanlığın Kadıköy ilçe teşkilatına gittiğinde; Ayla’nın annesinin yanında mutsuz olduğunu, iyi bakılmadığını, aslında çocuğun öncelikle ailesi yanında büyümesi taraftarı olduklarını ancak bu ortamın sağlanamadığını gördükleri için ona koruyucu aile aradıklarını öğrendi.&nbsp;</p>

<p>Öğrendikleri Gülayşe’de yeni heyecanlar uyandırdı. Merhamet duygularını kabarttı. “Koruyucu Aile” olma düşüncesini hemen anne ve babasıyla paylaştı. Kadıoğlu ailesi nasıl olsa dört çocuk büyütmüş, üniversitelerde okutmuş, kariyer sahibi yapmış ve herkes kendi yaşam düzenini kurmuştu. Yeni bir çocuğa kucak açabilecek, O’nu en iyi şekilde yetiştirebilecek maddi ve manevi güce de sahipti. Zaten salon dışında dört odası olan evde; evlenen, yaşama atılan çocuklarının odaları boş duruyordu. Tüm aile bu düşünce etrafında birleşti. Gülayşe’ye destek verdi.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Kısa sürede resmi işlemlere başlanıldı. Yetkililer evi, aileyi ve Ayla için hazırlanan genç kız odasını görüp beğendi. Çok geçmeden Gülayşe, o küçük kızın elini bir daha bırakmamak üzere, sevgi ile tutarak eve getirdiğinde adeta mutluluktan uçuyordu. Ayla’da bu sıcak yuvada yeni bir yaşama tutunmanın heyecanıyla, kendine gösterilen sevgiden ve ilgiden memnundu. Her gün gardırobuna yeni yeni giysiler astığı süslü odasını, sarı lacivert yatağını pek sevmiş, Sevilmenin ne olduğunu Kadıoğlu ailesinde ve Gülayşe Annesinde tatmıştı. &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Gülayşe hemen anaokulu araştırıp çevredeki en iyi anaokuluna kaydını yaptırmıştı. &nbsp;Sosyal yaşama da alışmaya çalışan Ayla, yaşadığı zor günleri çoktan unutmuştu. Her geçen günü, bir öncekinden daha güzeldi. Yaz tatilinde Ayla, Fenerbahçe’nin yaz okuluna gitmeye başladı. Fenerbahçe formasını kulüp başkanının elinden aldı. Bale kursuna da devam ediyordu. Pembe tütüsü ile bir kuğu gibi dans ediyordu.&nbsp;</p>

<p>Her şey çok güzel gidiyordu gitmesine ama Gülayşe’nin kasıklarında, karnında zaman zaman oluşan ağrılar, O’nun neşesini kaçırıyordu. Hastanede yapılan testlerde rahminde tümör olduğu bildirildi. Kulaklarına inanamadı Gülayşe. Başka bir doktora da daha muayene olmak istedi. Tekrar muayene oldu. Bu kez yumurtalık ve çikolata kisti teşhisi kondu ve ameliyata alındı. Rutin prosedür gereği gönderilen biyopsi parçada kanser hücreleri tespit edildi. Hücre tipinin beyaz hücreli, tehlikeli bir tür olması sebebiyle hemen ikinci ameliyatını oldu.&nbsp;</p>

<p>Bu ameliyatla, Overleriyle birlikte rahmini de aldılar. Hastalığının erken dönemde teşhis edildiğini, ikinci evrede olduğu ve koruma amaçlı kemoterapiye alınacağını söyledi doktoru. &nbsp; Yaşamak istiyordu Gülayşe. Yalnız kendisi için değil yeni bir yaşama tutundurduğu Ayla’sı için de yaşamalıydı. Bu savaşı kazanacağına inanıyor ve nasıl olsa bir çocuğum var diye geçirdiği ameliyatı önemsemiyordu bile. Kendisine anne diyen Ayla’ya daha sıkı sarılıyordu.&nbsp;</p>

<p>Ameliyatın ardından ilk kemoterapi tedavisi uygulandı. Aralıklarla beş kez daha kemoterapi gördü. Her tedavi sonunda oluşan mide bulantıları, kusmalar, halsizlik ve saç dökülmeleri ağır gelse de ona, gülümsemesini hiç eksik etmiyordu Ayla’sına baktığı zaman. Tedavi seanslarını bile takımının maçlarına denk gelmeyecek şekilde ayarlıyor, sarı lacivert şapkasını taktığı gibi, Ayla’sının elinden tutarak stada koşturuyordu. Ölümü aklına getirmek istemese de, Ayla’nın emin ellere kalacağını biliyordu. Ama, hastalığı ondan daha hızlı çıkmıştı. Kemoterapiyle önü alınamıyor ilerledikçe ilerliyordu. Yüksek ateş şikayetiyle tekrar hastaneye gittiğinde, enfeksiyon değerleri yüksek çıktı. Detaylı tetkiklerde karaciğere metastaz yaptığı ve durumun ciddi olduğu, hatta yaşam şansının az olduğu söylendi. Hemen yeni kemoterapi tedavisine başlanması önerildi. Birkaç gün enfeksiyon ve kan değerlerinin normale gelmesi için beklenirken, bir sabah beynine emboli attı. Acil anjiyoya alındı. O günden sonra bilinci kapandı. Bir daha gözünü açamadı Gülayşe. Komada geçti günleri.&nbsp;</p>

<p>Hastalığın başlamasıyla birlikte dokuz ay direnebildi Azrail’e. Yağmurlu bir şubat sabahı güneş hiç doğmadı. Kara bulutlar kapladı her yanı. Şimşekler çaktı, gök delindi. Yağmur yağdı tüm gün. Gözyaşlarına karıştı, sel oldu erken gelen bu ölümle.&nbsp;</p>

<p>Kozyatağı Asri Camiinin musalla taşına yatırdılar up uzun. Sırtında “Atatürk” yazılı sarı lacivert formasını serdiler tabutunun üstüne. Sim siyahtı yanı başına konan Fenerbahçe çelengi... Oysa o; Sarı-lacivert renkten başka renk sevmezdi… Helalleşti Camiinin avlusuna sığmayan sevenleriyle...&nbsp;</p>

<p>Aile ve Sosyal Politikalar il müdürlüğünün mesajını okudu İmam Efendi:</p>

<p><strong>Merhume Gülayşe Hanım; İnsan olmanın, vicdan ve merhamet sahibi olmanın, başkasının sorunları dert etmenin en güzel örneğini göstererek korunmaya muhtaç bir çocuğa koruyucu aile olmuştur. Bir çocuğa annelik yapmış, o çocuğu mutlu etmiştir.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ameli ve hizmeti inşallah devam ettirilecektir. Bu güzel hasleti hepimize miras bırakmıştır. Allah ondan razı olsun. Erken vedasının üzüntüsünü yaşayan kederli ailesinin acılarını paylaşıyor, Cenab-ı Allah'tan sabır diliyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.</strong></p>

<p>Ahmet Dede, Ümraniye Ihlamurluyu Mezarlığına arabayı park edince Ayla, elinde karnesi koşuşturdu mezarlar arasında. Ulaştı kendinden önce oraya gelip dualar okumakta olan Sebahat Anneannenin, Nurgül ve Songül Teyzelerin, Şükrü Dayı’nın bulunduğu mezarın başına. Karnesini mezarın üzerine koydu. Kollarını açarak<strong> “Koruyucu Meleğim”</strong> dediği Gülayşe’nin mezarı üzerine kapandı. Gözlerini kapayıp hareketsiz kaldı uzun bir süre.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/3(3).jpg" style="height:567px; width:538px" /></p>

<p>Sanki kalp kalbe konuşuyordu annesiyle. Sonra, Bir mutluluk gülümsemesi belirdi Ayla’nın yüzünde. Tıpkı Gülayşe annesinin, saçlarını tarayıp, sevgiyle okşadığı zamanlardaki gibi...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:18:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/11/suat-gulsen-1699447974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Asfaltsız Şehirde Uluslararası Yarı Maraton!..</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/asfaltsiz-sehirde-uluslararasi-yari-maraton-78870</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/asfaltsiz-sehirde-uluslararasi-yari-maraton-78870</guid>
                <description><![CDATA[Asfaltsız Şehirde Uluslararası Yarı Maraton!..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hiç şüphesiz uluslararası yapılan her türlü etkinlik şehrin tanıtımı ve kalkınması açısından çok önemlidir.</p>

<p>Yapılmasına karar verilmiş ve iptal edilmeyecek bir etkinlik öncesi olumsuz şeyler yazılsaydı, henüz ortada gerçekleşmiş bir organizasyon yokken, yapılan eleştirilerin abartılı olduğu söylenebilirdi. Etkinlikten sonra ortaya çıkan eksikleri görüp yazmak daha uygundu.</p>

<p>Şimdi ise ortaya çıkan tabloya bakarak eleştirilerimi daha net ifade edebilirim.</p>

<p>Malatya’da düzenlenen Uluslararası Arslantepe Yarı Maratonu’nun da şehrin tanıtımına katkı sunduğunu inkâr etmek doğru olmaz. Deprem sonrası insanların yeniden sosyal hayata dönmesi, Malatya’nın ulusal ve uluslararası organizasyonlarla anılması elbette kıymetlidir. Bu tür etkinliklerin geliştirilerek devam etmesi de önemlidir.</p>

<p>Ancak mesele sadece organizasyon yapmak değildir. Asıl mesele, şehrin mevcut şartlarının böyle bir organizasyona hazır olup olmadığı ve halkın bu etkinliği gerçekten sahiplenip sahiplenmediğidir.</p>

<p>Ben bugün Malatya’nın mevcut altyapısıyla böyle bir organizasyonun doğru zamanda yapıldığı kanaatinde değilim. Çünkü hâlâ ana arterleri tam anlamıyla rahatlamamış, alternatif güzergâhları oluşmamış, şehir merkezi toparlanamamış bir Malatya’dan söz ediyoruz.</p>

<p>İnsanların çarşıya ulaşmakta zorlandığı, günlük hayatın hâlâ deprem sonrası düzenini aradığı bir dönemde, maratonla ilgisi olmayan binlerce vatandaşı saatlerce trafik çilesinin içinde bırakmak, yollarını kapatmak, halk nezdinde doğal olarak tepki oluşturur.</p>

<p>Şehrin tanıtımı yapılırken halkın gündelik hayatı göz ardı edilmemelidir. Halkın kendisi daha depremin yaralarını saramamışken, belediye sokaklara asfalt dökmemişken, mevcut yollar zaten ihtiyacı karşılamazken, bunun üzerine vatandaşın yükünü daha da artırmak, faydadan çok tepki üretir.</p>

<p>Çünkü vatandaşın sabrı zorlandığında organizasyonun pozitif etkisi gölgelenir. Halkın benimsemediği bir tanıtım çalışması, beklenen sosyal karşılığı üretmez.</p>

<p>Ben belediye yönetiminde olsaydım bu organizasyonu en az bir yıl ertelerdim. Önce şehrin yollarını, ana ve yan arterlerini, ulaşım altyapısını rahatlatır; ardından çok daha güçlü, çok daha profesyonel ve halkın destek verdiği bir organizasyon gerçekleştirirdim.</p>

<p>Sonra organizasyona katılanları, uluslararası kimlikleri, kameraları alır, bu şehri gezdirir, depremden sonra neler yapıldığını, nereden nereye gelindiğini ve hükümetin asrın felaketinden nasıl başarılı çıktığını bir bir anlatırdım.</p>

<p>Bugün bazı yerel yönetim anlayışlarında büyük organizasyonların, şehirdeki eksiklikleri perdeleyeceği düşünülüyor olabilir.<br />
Ulusal ya da uluslararası bir etkinlik yapıldığında, sanki yönetimsel problemler görünmez olacak sanılıyor.</p>

<p>Oysa halk görüyor, yaşıyor ve unutmuyor. Halkın vicdanı yapılan hizmeti de, hatayı da kaydediyor. Sonunda sandık bu milletin önüne konuluyor.</p>

<p>Bugün Malatya’nın henüz reklama değil, planlı toparlanmaya, sağlam altyapıya ve vatandaşın günlük hayatını kolaylaştıran gerçek hizmetlere ihtiyacı vardır. Günübirlik, vitrinlik haberlere, faydası zararını karşılamayacak etkinliklere ihtiyacı yoktur.</p>

<p>Millet konteyner kentleri terk ederken, yeni mahallelere, yeni komşuluklara gidiyor. Tedirgin ve temkinli. Üzüntü ve sevinç bir arada. Bu insanların tereddütlerini gideren, onlara güven verecek işler yapılmalı, söylemlerde bulunulmalı.</p>

<p>Bugün dünyanın en büyük maraton koşusunu da Malatya’da düzenleseniz, birkaç tuzu kuru dışında kimin umurunda!</p>

<p>Umarım bu şehir eski günlerine kavuşuncaya kadar yapılacak etkinliklerin zaman ve zemini tekrar tekrar gözden geçirilir.</p>

<p><strong>Fî Emanillah</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>“Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni”</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:51:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okul Şehir Malatya\&#039;nın Muallim Terzileri</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/okul-sehir-malatyanin-muallim-terzileri-78869</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/okul-sehir-malatyanin-muallim-terzileri-78869</guid>
                <description><![CDATA[Okul Şehir Malatya\'nın Muallim Terzileri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı şehirler sadece taştan, topraktan, cadde ve meydanlardan ibaret değildir; onların bir ruhu, bir hafızası vardır.&nbsp;</p>

<p>O ruhu üfleyen ise ne devasa bütçeler ne de soğuk betonlardır.&nbsp;</p>

<p>O ruh; bir şehrin sokaklarında yürüyen, dükkânlarında oturan, insan yetiştirmeyi bir "ibadet" neşvesiyle kendine dert edinmiş gizli abidelerin eseridir.&nbsp;</p>

<p>İşte bu yüzden her fırsatta, hem de büyük bir iftiharla söylerim: Malatya, kendi küllerinden insan inşa eden bir okul şehirdir.</p>

<p>Bu mektebin en nadide sınıfları, şimdilerde yerini hatıraların hüzünlü sessizliğine bırakmış o eski, loş pasajlarımızdı.&nbsp;</p>

<p>Benim çocukluğumun, hafızamın ve ruhumun mayalandığı yer ise Parlak Pasajı’ydı.<br />
Babamın dükkânı da aynı pasajın içindeydi.&nbsp;</p>

<p>Ticaretin sadece bir rızık kapısı değil, aynı zamanda bir "ahlak akademisi" olduğunu ilk orada, o koridorların loş havasını soluyarak öğrendim.&nbsp;</p>

<p>Ama o pasajın içinde bir yer vardı ki, kapısından içeri girdiğiniz an zamanın akışı değişir, bir medresenin manevi iklimi etrafınızı bir zırh gibi sarardı: Nida Terzihanesi...<br />
Nida Terzihanesi, tabelasında her ne kadar kumaşların kesilip dikildiği, takımların provalandığı bir esnaf dükkânı gibi görünse de; hakikatte "Malatya Ekolü"nün kalbinin attığı saklı bir eğitim enstitüsü, iki muazzam muallimin kürsüsüydü.<br />
Kimler miydi o muallimler?&nbsp;</p>

<p>Şehrin fikir ve gönül atlasını ilmek ilmek dokuyan iki zarif insan: Alaaddin Kürün ve herkesin sadece "Gömlekçi Ramazan" diye bildiği, zarafeti ve ustalığıyla gönülleri biçip diken Ramazan Özbildirici...</p>

<p>Onlar, hiçbir üniversitenin kürsüsünde unvan kovalamamış, ancak duruşlarıyla, kelamlarıyla, bakışlarıyla Malatya’nın yetiştirdiği en büyük "kitle pedagogları"ydı. Kumaşları biçerken insanı, dikiş dikerken cemiyeti onarırlar; düğme dikerken geleceğe bir inanç çivisi çakarlardı.</p>

<p>Okul çıkışlarında, çantam sırtımda dükkânların arasından geçip pasaja geldiğimde beni hemen fark ederlerdi. O tatlı-sert ama şefkat dolu ses, pasajın uğultusunu keserdi...</p>

<p>Gel bakalım buraya, bizim küçük mücahidimiz...<br />
Heyecanla, koşa koşa giderdim yanlarına.&nbsp;</p>

<p>Gitmek isterdim, çünkü o dükkânın esnaflık sınırlarını aşan derin bir şefkati vardı.&nbsp;</p>

<p>Beni her defasında öyle büyük bir sevgiyle, öyle samimi bir yürekle karşılarlardı ki, o eşikten adımımı attığım an dünya değişirdi.&nbsp;</p>

<p>Karşılarındaki bir çocuk değilmiş gibi, bana adeta koskoca bir dava adamı gibi davranırlar; çocuk ruhumu bambaşka hissettirir, onurlandırırlardı.&nbsp;</p>

<p>Kaçıp gitmek değil, hep yanlarında kalmak, o dizin dibine çökmek isterdi insan.&nbsp;</p>

<p>Beni karşılarına alır, gözlerimin içine o babacan, o ferasetli yakın ilgiyle bakarlardı.<br />
Sınavımız başlardı sonra.&nbsp;</p>

<p>Öyle ya, mektep dediğin boş durmazdı.&nbsp;</p>

<p>Gitmeden önce ezberlemem için verdikleri bir şiiri, bir ayet mealini, bir edebi metni ya da tarihi bir pasajı okumamı isterlerdi. Karşılarında adeta heyecanla titreyerek ezberimi verirdim.&nbsp;</p>

<p>Takıldığım yerde nezaketle fısıldayan, bitirdiğimde ise gözleri parlayan o iki koca çınar...&nbsp;</p>

<p>İşte o anlarda, o satır aralarında ve onların o samimi göğüslerinde, Allah ve Resul sevgisini adeta elle tutarcasına görür ve hissederdim.&nbsp;</p>

<p>Dinledikleri kuru bir ezber değil, kalbe üfledikleri bir aşktı.</p>

<p>Ezber bitince ödül gecikmezdi. Ceplerinden çıkan küçük bir hediye, bir harçlık ya da başımı okşayan o şefkatli ellerin sıcaklığı... Ama en büyük hediye, onların o takdir dolu gülüşleriydi.&nbsp;</p>

<p>Nida Terzihanesi’nden içeri her girdiğimde çocuk ruhum biraz daha büyür, her yanlarından ayrıldığımda cebimde paradan çok daha değerli bir birikimle, bir şuurla çıkardım. Farkında olmadan, o küçük yaşta Malatya’nın o asil dert mektebinden mezun ediyorlardı beni.</p>

<p>Bugün geriye dönüp baktığımda daha iyi anlıyorum; Alaaddin Kürün ve "Gömlekçi Ramazan" lakabıyla şehrin nezaketini kumaşa işleyen Ramazan Özbildirici, bir şehrin çocuklarına sadece esnaflık yapmadılar; onlara istikamet çizdiler, ruh aşıladılar.&nbsp;</p>

<p>Nezaketi, dik durmayı, medeniyetimizin köklerine bağlı kalmayı bir tebeşir kullanmadan, sadece yaşayarak, sadece "hâl" ile öğrettiler.</p>

<p>Ne hazindir ki bugün, şehrimizin o eski "okul şehir" olma halini yavaş yavaş kaybettiğine şahit oluyoruz.&nbsp;</p>

<p>Betonların yükseldiği, ancak gönüllerin daraldığı bu çağda, o manevi mektebin tozunu yutmuş bir nesil olarak mahzunuz.&nbsp;</p>

<p>Şimdi, maziyi yeniden diriltecek, kumaş değil ruh biçen, dikiş değil şuur diken yeni "terzi muallimler"e hasretiz.&nbsp;</p>

<p>Alaaddin Kürün ve Gömlekçi Ramazanların dertli ve zarif duruşunu kuşanacak, şehrin ruhunu yeniden ilmek ilmek işleyecek gönül erlerinin yetişeceği günlerin özlemiyle...</p>

<p>Bizlere insan olmayı, şehre aidiyeti ve mukaddesata sadakati o küçük dükkânda nakış gibi işleyen Alaaddin Kürün’e ve Ramazan Özbildirici’ye binlerce kez rahmet olsun. Mekânları cennet, makamları âli olsun.<br />
Unutmadık, unutmayacağız...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 20:53:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bölgemizdeki Göç Olaylarının Arka Planı ve Suriyeli Mülteciler</title>
                <category>Prof.Dr. Fikret Karaman</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bolgemizdeki-goc-olaylarinin-arka-plani-ve-suriyeli-multeciler-78868</link>
                <author>FikretKaraman@malatyatime.com (Prof.Dr. Fikret Karaman)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bolgemizdeki-goc-olaylarinin-arka-plani-ve-suriyeli-multeciler-78868</guid>
                <description><![CDATA[Bölgemizdeki Göç Olaylarının Arka Planı ve Suriyeli Mülteciler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda yakın tarihte bölgemizde din, etnik köken, ideoloji, kötü yönetim, savaş, işsizlik, düşünce ayrılığı, adalet ve insan haklarının ihlali gibi göç hareketini arka planda &nbsp; tetikleyen problemler ile Suriyeli mültecilerin son durumu üzerinde duracağız. &nbsp;</p>

<p><strong>Hicret veya Göç Hareketleri</strong></p>

<p>Hicret/göç, insanın doğup yaşadığı bir yerden bedenen ve kalben ayrılmasıdır. &nbsp;Bu ayrılığın özünde hasret, hüzün, zorluk ve çile olduğu için “hicran” da denilmiştir. İnsanlık tarihinde dini baskı ve mağduriyetten kaynaklanan ayrılığa” hicret” denir. Irk, renk, İdeoloji, kötü yönetim, savaş, işsizlik, hürriyet ve insan haklarının ihlali gibi nedenlerle insanların vatanlarını terk etme olayı ise “göç veya mülteci” olarak ifade edilmektedir. Tarihi kaynaklardan da anlaşıldığı üzere peygamberler, gönderildikleri toplumlara ilahi emirleri tebliğ ederken karşılaştıkları sıkıntılardan dolayı yurtlarını bırakıp uygun yerlere hicret etmişlerdir. &nbsp;Bu bağlamda Hz. İbrâhim, kavminin kendisini ateşe atma girişiminden sonra (Enbiya 21/69); “doğrusu ben rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum” diyerek önce Filistin’e, ardından Mısır’a göç etmiş ve daha sonra Ken‘an diyarına yerleşmişti. (Ankebût 29/26) &nbsp;Aynı şekilde Hz. İbrahim’in kardeşinin oğlu Hz. Lût da ısrarlarına rağmen ahlâksız davranışlarını terk etmeyen kavminin taşkınlıklarından dolayı Allah’tan aldığı emirle bir gece vakti inananlarla birlikte arkasına dönüp bakmadan yurdundan çıkmış ve istenilen yere gitmişti. (Hûd 11/80-81) &nbsp;Hz. Şuayb de ölçü ve tartılara hile karıştırmayı adet edinen kibirli/inkârcı kavmi tarafından tehdit edilince iman edenlerle birlikte hicret etmek zorunda kalmıştır. &nbsp;(A‘râf 7/88) Zulmüyle ilahlık iddiasında bulunan Firavun ise, Hz. Mûsâ’yı ve taraftarlarını &nbsp;Mısır’dan çıkartmak için peşlerine düşmüş ve &nbsp;ordusu ile birlikte denizde boğulmuştur. (Tâhâ 20/77-78) Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi hicret ve meşakkat, bir bakıma gelip geçmiş bütün peygamberlerin ortak paydası olmuştur. &nbsp; Ancak İslam tarihinde kurumsal sonucu bakımından en büyük hicret olayı; insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)’in ilk Müslümanlarla birlikte yaklaşık 53 yıl yaşadığı ve çok sevdiği hatıra yüklü Mekke’den Medine’ye gelmiş olmasıdır. Bu kutlu yolculuğun son bulduğu Medine’de ilk mescidin yapımı, İslam anayasasının hazırlanması, devletin kurulması, muhacir ve ensar kardeşliğinin tesisi, İslam dinin yayılması ve hicri takvimin yürürlüğe girmesi gibi önemli kararlar alınmıştır. &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>Bölgemizde Yaşanan Göçler</strong></p>

<p>Aslında göç problemi, insanlığın ortak bir sorunudur. Öyle ki göçlerin lokal sebepleri farklı olsa da insan onurunun zedelenmesi ve mağduriyeti aynıdır. Son çeyrek yüzyılda bölgemizde dikkat çeken göç hareketliliğinde, Afganistan, Pakistan, Irak ve İran’dan gruplar halinde ülkemize gelen genç bir nüfusla karşılaşılmaktadır. Bunlara 15 yıl önce Suriye’den gelen mülteciler de ilave edildiğinde 5-6 milyon gibi bir potansiyel oluşmaktadır. Diğer bir ifade ile bu rakam, birçok ülkenin nüfusundan daha fazladır. &nbsp;Türkiye adeta yeniden 1900’ lü yıllarda Osmanlı Yönetiminin geri çekilmesiyle Balkanlar ve Kafkasya’dan gelen göçmenler gibi büyük bir insan kitlesine ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Dikkat edilirse göçmenler rotalarını, güçlü ekonomilere sahip körfez ülkelerine değil Batı ülkelerinin güzergahındaki Türkiye’ye çevirmişlerdir. Bu tercihin birinci sebebi körfez ülkelerinin de &nbsp;diğer İslam ülkeleri gibi birbirine benzemesi ve göçmen/ mülteci kabul etmemesi, ikinci sebebi ise Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçiş umudunu taşımalarıdır.</p>

<p><strong>Göçmenlere Eşlik Eden Felaket ve Riskler</strong></p>

<p>Gerçekten bir insanın doğup büyüdüğü vatanını, kültürel değerlerini, anne, baba, kardeş ve arkadaşlarını bırakıp ucu görünmeyen bir yolculuğa çıkması kolay değildir. Üstelik çağımızdaki göçmenlerin umut yolculuğunun riskleri daha da artmış ve ağırlaşmıştır. &nbsp;Bu insanlar ellerindeki kıt harçlıklarla hudut geçişlerinde, kamyon/tır kasalarında, nehir/deniz kayıklarında adeta tabutlarını satın almayı göze almaktadırlar. Veya insan tacirlerinin eline düşerek yakalanmak ve aç kalmak gibi birçok risk ve felaketle yüz yüze gelmektedir. &nbsp;Kaldı ki bu insanlar, bir an için menzillerine ulaşsalar bile kaliteli bir iş ve meslek sahibi olmaları da garantili değildir. Öyle ki dün olduğu gibi bugün de göç denildiğinde akla gelen ilk şey hüzün, çile ve göz yaşıdır. Yeri gelmişken bir asır önce yaşanan Balkan göçlerini tasvir eden şairin<strong> “Acıklı Ana”</strong> isimli şiirinden bir bölümünü dikkatinize sunmak istiyorum. &nbsp;&nbsp;</p>

<p>“Yüce Balkanları duman bağlamış,</p>

<p>Gene mi gurbetten kara haber var?</p>

<p>Seher vakti burada kimler ağlamış?</p>

<p>Çemenzar üstünde taze çiğler var!</p>

<p>&nbsp;Ufukta iz gördüm kızıl bayraktan,</p>

<p>Dumanlar ağlıyor nemli topraktan;</p>

<p>Tekbir sedaları gelir uzaktan</p>

<p>Hudut boylarında sanki mahşer var.</p>

<p>Bu müthiş manzara nedir yarabbi?</p>

<p>Cilve-i kahrının nedir sebebi?</p>

<p>-Mahşere muntazır bir mevta gibi-</p>

<p>Karşımda yıkılmış bir de minber var</p>

<p><strong>Suriyeli Göçmen ve Mültecilerin Durumu&nbsp;</strong></p>

<p>15 yıl önce Suriye’den dalgalar halinde ülkemize gelen göçmen veya mültecilerin durumu ise bu makale ile anlatılamayacak kadar karmaşık bir olaydır. Zira bugüne kadar Suriye politikasıyla &nbsp; ilgili nice yazlılar yazıldı, yorumlar yapıldı. Bu nedenle olayı yeniden tartışmanın ve başa dönmenin pratikte bir yararı yoktur. Yaşananları tarihin objektif sahifelerine havale etmek en isabetli olanıdır. Bununla birlikte bu ayrıklıkların ilk günlerinden itibaren yollara düşerek Avrupa’ya gitmek için nehir ve denizlerde kaç aile parçalandı, kaç kişi hayatını kaybetti tam olarak bilinmemektedir. Çarpıcı bir örnek olarak 2 Eylül 2015 yılında Muğla yakınlarında denizden kıyıya vuran Aylan bebeğin kumlar üzerindeki görüntüsü her şeyi özetlemektedir. &nbsp;Görünen o ki Suriye nüfusunun yarıdan fazlası peş peşe Türkiye ve çeşitli ülkelere göç etmiştir. Uzun bir aradan sonra göçü tetikleyen iç olaylar bitmiş, eski yönetim devrilmiş yerine Türkiye, ABD ve Avrupa ülkelerinin de desteğini alan yeni bir yönetim ve hükumet tesis edilmiştir. &nbsp;Buna göre, o gün için zaruret karşısında vatanlarını terk eden Suriyeli vatandaşların konumu yeniden değerlendirilmeli ve zaman kaybetmeden memleketlerine dönüşleri sağlanmalı ve desteklenmelidir. İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikası dikkate alındığında bugün daha güçlü bir Suriye’nin inşası şarttır.<strong> Aksi halde nüfusu azalmış &nbsp; güçsüz bir Suriye’den en çok İsrail memnun kalacaktır. &nbsp;&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Bugün Avrupa Ülkelerinin Gümrük Kapıları Açılırsa…&nbsp;</strong></p>

<p>Görüldüğü üzere 21. Asrın ilk çeyreğinde gençler başta olmak üzere insanlar daha huzurlu, mutlu iş ve meslek sahibi olmak için bir arayış içindedir. Altmışa yakın İslam ülkesinin, stratejik coğrafyalarına, ekonominin kanı olan petrol ürünlerine, kıymetli madenlere, denizlere ve nice tabiat güzelliklerine sahip olmalarına rağmen topraklarında yaşayan nüfusunu memnun edememesi düşündürücüdür. Olayı basit bir örnekle açıklamak gerekirse; un var, şeker var, su var, kap kacak var, fakat bunları bir araya getirip helva yapacak mahir usta yok denirse haksızlık yapılmış sayılmaz. Bunun için Müslüman &nbsp; yönetici ve sorumluların makam tutkularını, saltanatlarını, mal ve servet hırslarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Özellikle adalet, eğitim, sağlık, iş ve meslek edinme, eşit paylaşım, insan hakları, hürriyet ve hak ihlali gibi hususlarda güven ortamı sağlanmalıdır. &nbsp; Aksi halde bugün olduğu gibi dinleri, kültürleri farklı da olsa Avrupa gümrük kapıları açıldığında ülkemizdekiler dahil doğudan batıya göç dalgaları devam edecektir. Nitekim bunun canlı bir örneği Şubat 2020 yılında kısa bir süre için yaşanmıştır. Bu nedenle AB ülkeleri, değişik yerlerden gelen göçmen ve mültecilerin önünü keserek kendi havuzunda tuttuğu için Türkiye’ye teşekkür ve memnuniyetini ifade etmektedirler. &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 12:23:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/05/profdr-fikret-karaman-1779359759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Az Gittim Uz Gittim Bir De Arkama Baktım Ki Bir Arpa Boyu Yol: İkizce’de Ömür Boyu Borç </title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/az-gittim-uz-gittim-bir-de-arkama-baktim-ki-bir-arpa-boyu-yol-ikizcede-omur-boyu-borc-78867</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/az-gittim-uz-gittim-bir-de-arkama-baktim-ki-bir-arpa-boyu-yol-ikizcede-omur-boyu-borc-78867</guid>
                <description><![CDATA[Az Gittim Uz Gittim Bir De Arkama Baktım Ki Bir Arpa Boyu Yol: İkizce’de Ömür Boyu Borç ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bizim Malatya’mızın o meşhur İkizce Mahallesi’nde tam 1000 konut, kura şartı şurtu olmaksızın, doğrudan Halk Bankası kanalıyla açık satışa sunuldu. Dedim ki kendi kendime, "Yahu şu deprem görmüş, düzeni şaşmış hemşerilerim için TOKİ’nin sunduğu nimetlere bir bakayım." Önümde öyle bir resmi fiyat tablosu duruyor ki okurken insanın gözleri yaşarıyor, cüzdanı saygıyla eğilip kendi kendini imha ediyor.</p>

<p>Gelin, İkizce’deki bir apartmanın o ibretlik tablosunu birlikte inceleyelim ve orta gelirlinin, asgari ücretlinin "sınıf atlama rehberine" hep beraber göz atalım.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KATI AYRI, CEPHESİ AYRI BİR SERVET</span></strong></p>

<p>Elimizdeki tabloda aynı apartmandan üç farklı daire var. Hepsinin brüt alanı santimine kadar aynı: 107,69 metrekare. Neti mi? O da 86,39 metrekare. Oda sayısı, bizim buraların milli standardı olan "3+1". Yani fiziki olarak birbirinin kopyası üç beton yığını.&nbsp;</p>

<p>Apartmanın Bodrum katındaki 2 numaralı daireye bakıyoruz. Cephesi Kuzey-Batı. Fiyatı ne kadar derseniz;<strong> 3 milyon 561 bin TL!</strong> Malatya’nın o meşhur ayazında, güneş yüzü görmeyen Kuzey-Batı cepheli bir bodrum katında oturmanın bedeli üç buçuk milyon lirayı aşmış. "Yok, ben bodrumda oturamam, toprağa yakın olmak ruhumu daraltıyor" derseniz, bir üst kata, yani Zemin kata terfi ediyorsunuz. Cephe bu kez Güney-Doğu oluyor, fiyat birden zıplıyor: <strong>3.983.514 TL</strong>. Bodrumdan zemine çıkmanın, kafayı pencereden çıkarınca doğrudan sokağı görmenin faturası tam 422 bin TL fark! Asıl vizyon ise ikinci katta saklı. Güney-Batı cepheli 12 numaralı daireye ulaştığınızda fiyat adeta bulutlara göz kırpıyor: <strong>4.395.029 TL!</strong> Bodrumdaki komşusuyla arasındaki uçurum neredeyse bir daire parası:<strong> 833 bin TL!</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-05%20at%2021_27_08.jpeg" style="height:85px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MEMURUN ZAMMI VATANDAŞIN KABUSU</span></strong></p>

<p>Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım. Bugün bu memlekette asgari ücret 28 bin TL, en düşük emekli maaşı ise 20 bin TL civarında geziyor. Tablonun sağ tarafında bir sütun var ki evlere şenlik: "Memur Maaş Artışı", vade ise "10 Yıl". Yani TOKİ dar gelirliye diyor ki: "Parayı şimdi sabit eksende görmen bir şeyi değiştirmez. Her altı ayda bir memur maaşına ne kadar zam gelirse, senin taksitin de kalan toplam borcun da o oranda katlanacak."&nbsp;</p>

<p>Bizim asgari ücretli, bizim emekli her ay yemiyor, içmiyor, taksit ödüyor. Aradan yıllar geçiyor, hani masalda der ya;<strong> az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim, bir de arkama baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim!</strong> Dönüp borç bakiyesine bir bakıyor ki borç eksileceğine, memur maaş zammıyla katlanıp çığ olmuş, yerinde saymayı geçtik daha da büyümüş! Adam ömrünün sonuna kadar TOKİ’ye çalışsa yine de borçlu ölecek.</p>

<p>Kurban olayım böyle hesaba<strong>! Bu borç biter mi? </strong>Borç her altı ayda bir katlanıyor, yukarıdan aşağıya doğru çığ gibi büyüyor. Adam ömrünün sonuna kadar TOKİ’ye çalışsa yine de borçlu ölecek. Bizim Malatyalılar kara kara düşünüyor: "Yahu biz bu dünyaya borç ödemeye, vade beklemeye mi geldik?" diyorlar. Memur maaşına zam geleceğinde sevinen vatandaş, şimdi "Aman memura zam vermesinler, yoksa bizim İkizce’deki evin taksiti tepemize çökecek" diye tersine dua ediyor. 28 bin lira asgari ücret alan adam, o borcun katlanma hızına yetişmek için herhalde yemeden içmeden, nefes almadan TOKİ’ye çalışmak zorunda.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DAĞ BAŞINDA BU FİYATSA, MERKEZ NE OLACAK?</span></strong></p>

<p>İşin bir de şehir planlaması ve piyasa dengesi boyutu var ki tam bir muamma. Yahu neticede bahsettiğimiz yer İkizce! Şehrin kaç kilometre uzağında, tabiri caizse dağ başında bir yer. Şimdi Malatya’nın yerlisi sormaz mı: "Daha İkizce’nin bodrum katına 3.5 milyon, ikinci katına 4.4 milyon lira istiyorsanız; yarın bir gün şehir merkezindeki, çarşı içindeki evlerin fiyatı ne olur?"</p>

<p>Merkezdeki evlerin fiyatları herhalde uzay boşluğuna fırlayacak. İkizce’yi bu fiyata endekslerseniz, merkezdeki mülk sahipleri yarın "Benim evim Akpınar’da, emektar Kışla Caddesi’nde" diyerek 10-15 milyon TL’den aşağı kapı açmaz. Bu gidişatla orta gelirliyi geçtik, yüksek gelirli bile merkezde anca çadır kurar.</p>

<p>Neticede, eskiler "Ev alma, komşu al" derlerdi. İkizce’de bu kural tarihe karıştı; artık "<strong>Ev alma, memur maaş endeksine karşı sabır al" </strong>devri başladı. Bodrum kattaki Kuzey-Batı ayazında donan vatandaş ile ikinci katta keyif çatan vatandaşın tek ortak noktası, her altı ayda bir maaş zammı tablosuna bakıp birlikte yutkunmaları olacak. Memleketimize hayırlı, dar gelirlimize geçmiş olsun!</p>

<p>&nbsp;İşte bu durumu görünce içim bir kez daha cız etti. Depremden sonra mecburen Siirt’e yerleşmek zorunda kalan canım komşum Hatice ablam geldi aklıma. Kaç zamandır "Bir evler yapılsın, fiyatlar düzelsin de memleketime, Malatya'ma geri döneyim" diye gün sayıyordu. Bu ilanları, bu milyonluk fahiş rakamları gördükten sonra bizim Hatice ablanın da Malatya’ya dönme ihtimali ne yazık ki yine başka bahara kaldı.&nbsp;</p>

<p><strong>İnsan düşünmeden edemiyor;</strong> acaba Ankara’daki her yetkilinin, her bürokratın Siirt’te memleket hasretiyle bekleyen böyle bir Hatice ablası olsaydı, her şey daha çabuk normale döner miydi? Mesela Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un da bir Hatice ablası olsaydı, bu fiyatlar yine böyle asgari ücretlinin, emeklinin boyunu aşar mıydı? Sayın Bakan Kurum sahadaki hızıyla, koordinasyonuyla bilinir ama katlanan borçlar sahaya yansıyınca umudumuz kırılıyor. Keşke kararlar alınırken rakamlara değil, gurbette bekleyen gözlere de bakılsaydı.</p>

<p>Buradan açık açık söylüyorum: Biz Hatice ablamızı çok özledik, Ankara'daki tüm yetkililere önemle duyurulur!</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 11:35:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koltuk Boşalmadı Ama Hayalinde Oturanlar Var</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/koltuk-bosalmadi-ama-hayalinde-oturanlar-var-78866</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/koltuk-bosalmadi-ama-hayalinde-oturanlar-var-78866</guid>
                <description><![CDATA[Koltuk Boşalmadı Ama Hayalinde Oturanlar Var]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ali Bakan<strong> gidiyormuş.</strong></p>

<p>Her ay gidiyor.</p>

<p>Her hafta gidiyor.</p>

<p>Bazı günler sabah gidiyor.</p>

<p>Öğleden sonra geri geliyor.</p>

<p>Akşam tekrar gidiyor.</p>

<p>Malatya siyasetinde il başkanından çok…</p>

<p>il başkanının gideceği tarihi konuşuluyor.</p>

<p>Çünkü bazı adamlar çalışmayı sevmiyor.</p>

<p>Beklemeyi seviyor.</p>

<p>Koşmayı sevmiyor.</p>

<p>Kulis kurmayı seviyor.</p>

<p>Hizmet üretmiyor.</p>

<p>Senaryo üretiyor.</p>

<p>Proje çizmiyor.</p>

<p>Dedikodu çiziyor.</p>

<p>Şehir <strong>depremden</strong> çıkmış.</p>

<p>Bunlar hâlâ makam <strong>enkazından</strong> çıkamamış.</p>

<p><strong>Ali Bakan sahada.</strong></p>

<p>Bunlar WhatsApp grubunda.</p>

<p>Ali Bakan ilçede.</p>

<p>Bunlar kuliste.</p>

<p>Ali Bakan teşkilatta.</p>

<p>Bunlar hesapta.</p>

<p>İşin en komik tarafı ne?</p>

<p>Ankara’nın dedikodu dinlediğini sanıyorlar.</p>

<p>Ankara sonuç dinler.</p>

<p>Sandık dinler.</p>

<p>Rapor dinler.</p>

<p>Ama bizimkiler…</p>

<p>kahve köşesindeki <strong>fısıltıyı </strong>genel merkez kararı zannediyor.</p>

<p>Sonra dönüp soruyorlar:</p>

<p>“Ali Bakan gidiyor mu?”</p>

<p>Yok kardeşim.</p>

<p>Ali Bakan’ın gittiği falan yok.</p>

<p>Siz sadece…</p>

<p><strong>çok istiyorsunuz.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2010_26_20%20(1).jpeg" style="height:564px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÇALDIĞIN KAPIYI UNUTMA</span></strong></p>

<p>Eskiler boşuna söylememiş.</p>

<p>Çalma kapıyı…</p>

<p>Çalarlar kapını.</p>

<p>Malatya bu sözü yıllardır bilir.</p>

<p>Ama galiba bazı siyasetçiler bilmiyor.</p>

<p>Hatırlayın.</p>

<p>Dün <strong>Mehmet Çınar</strong> vardı.</p>

<p>Gri pasaport vardı.</p>

<p>Manşet vardı.</p>

<p>Mikrofon vardı.</p>

<p>Kamera vardı.</p>

<p>Bir de hiç susmayanlar vardı.</p>

<p>Her gün konuşuyorlardı.</p>

<p>Her gün suçluyorlardı.</p>

<p>Her gün hüküm dağıtıyorlardı.</p>

<p>Sanki savcı da onlardı.</p>

<p>Sanki hâkim de.</p>

<p>Sanki mahkeme de.</p>

<p>O günlerde kürsüden en çok ses verenlerden biri kimdi?</p>

<p><strong>Veli Ağbaba.</strong></p>

<p>Aradan yıllar geçti.</p>

<p>Şimdi dönüp bakıyorum.</p>

<p>Kader mi dersin…</p>

<p>Tarihin ironisi mi dersin…</p>

<p>Hayatın tokadı mı dersin…</p>

<p>Aynı mikrofon bu defa başka kapıda.</p>

<p>Aynı sorular bu defa başka isim için soruluyor.</p>

<p>İşin en komik tarafı ne biliyor musunuz?</p>

<p>Dün iddiayı manşet yapanlar…</p>

<p>Bugün iddiaya “iftira” diyor.</p>

<p>Dün kamera isteyenler…</p>

<p>Bugün kameradan rahatsız oluyor.</p>

<p>Dün hesap soranlar…</p>

<p>Bugün hesap vermekten şikâyet ediyor.</p>

<p>Hayat gerçekten ilginç.</p>

<p>Çünkü bazen mahkeme geç gelir.</p>

<p>Ama tarih hiç gecikmez.</p>

<p>Ve tarih…</p>

<p>Eski manşetleri sahibine yüksek sesle okur.</p>

<p>İşte o yüzden eskiler haklıydı.</p>

<p><strong>Çalma kapıyı…</strong></p>

<p><strong>Çalarlar kapını.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2010_26_20.jpeg" style="height:748px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAMZA PAŞAHAN’IN EN SERT ELEŞTİRİSİ SÖYLEMEDİĞİYDİ</span></strong></p>

<p>Hamza Paşahan çıktı.</p>

<p>Abdurrahman Babacan dedi.</p>

<p>Bülent Tüfenkci dedi.</p>

<p>İhsan Koca dedi.</p>

<p>Sordu.</p>

<p>Yüklendi.</p>

<p>Eleştirdi.</p>

<p>Sonra video bitti.</p>

<p>Benim dikkatimi söylenenler çekmedi.</p>

<p>Söylenmeyen çekti.</p>

<p>Çünkü Malatya’nın dört milletvekili var.</p>

<p>Ama videoda üçü vardı.</p>

<p>Birisi yoktu.</p>

<p><strong>İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak.</strong></p>

<p>İnsan ister istemez düşünüyor.</p>

<p>Bir siyasetçi için daha ağır olan nedir?</p>

<p>Eleştirilmek mi?</p>

<p>Yoksa hatırlanmamak mı?</p>

<p>Çünkü muhalefet sana vuruyorsa…</p>

<p>Seni rakip görüyordur.</p>

<p>Sana yükleniyorsa…</p>

<p>Sende ağırlık hissediyordur.</p>

<p>Ama adını bile anmıyorsa…</p>

<p>İşte orada durup düşünmek gerekir.</p>

<p>Belki Hamza Paşahan unuttu.</p>

<p>Belki vakit yetmedi.</p>

<p>Belki başka bir sebep vardı.</p>

<p>Ama videodan geriye kalan soru değişmedi:</p>

<p><strong>Muhalefetin bile hedef almadığı bir milletvekili, kamuoyunda ne kadar görünürdür?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2010_26_20%20(2).jpeg" style="height:631px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GEMİ LİMANA DÖNDÜ… BARIŞ HÂLÂ İSKELEDE BEKLİYOR</span></strong></p>

<p>Siyasette bazen yanlış yapmak sorun değildir.</p>

<p>Herkes yapar.</p>

<p>Ama değişen tabloyu görememek…</p>

<p>İşte o pahalıdır.</p>

<p>CHP’de günlerdir fırtına var.</p>

<p>Kurultay konuşuluyor.</p>

<p>Genel merkez konuşuluyor.</p>

<p>Kemal Kılıçdaroğlu konuşuluyor.</p>

<p>Ama Malatya’da başka bir sessizlik var.</p>

<p>Barış Yıldız sessiz değil.</p>

<p>Tam tersine çok konuştu.</p>

<p>Özgür Özel dedi.</p>

<p>Özgür Özel’in arkasındayız dedi.</p>

<p>Özgür Özel’in kararlarının yanındayız dedi.</p>

<p>İyi de…</p>

<p>Siyaset <strong>sadakat </strong>kadar <strong>feraset </strong>işidir.</p>

<p>Çünkü siyaset taraftarlık değildir.</p>

<p>Pozisyon okumaktır.</p>

<p>Denge okumaktır.</p>

<p>Rüzgâr okumaktır.</p>

<p>Bugün CHP’nin koridorlarında başka şeyler konuşuluyor.</p>

<p><strong>Ama Malatya CHP hâlâ eski broşürü dağıtıyor.</strong></p>

<p>İşte insanın aklına şu soru geliyor:</p>

<p>Barış Yıldız CHP’nin il başkanı mı?</p>

<p>Yoksa kapanan kampanyanın <strong>son afişi </strong>mi?</p>

<p>Çünkü siyasette bazen seçim kaybetmezsin.</p>

<p>Zamanı kaybedersin.</p>

<p>Ve zamanı kaybedenler…</p>

<p>Genellikle koltuğu da kaybeder.</p>

<p>Bugün Malatya kulislerinde dolaşan soru şu:</p>

<p>Kemal Kılıçdaroğlu geri gelmedi mi?</p>

<p>Yoksa Malatya CHP’nin <strong>haberi</strong> mi olmadı?</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2010_28_51.jpeg" style="height:794px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FERMAN GİTTİ, BİLDİRİM GELDİ</span></strong></p>

<p>Eskiden il başkanları kongrede giderdi.</p>

<p>Şimdi…</p>

<p><strong>bildirimle gidiyor.</strong></p>

<p>MHP Malatya İl Başkanıydın.</p>

<p>Protokoldesin.</p>

<p>Toplantıdasın.</p>

<p>Fotoğraftasın.</p>

<p>Sonra bir sabah uyanıyorsun.</p>

<p>Ve öğreniyorsun ki…</p>

<p><strong>eski il başkanısın.</strong></p>

<p>Nasıl?</p>

<p>Sosyal medyadan.</p>

<p>İnsan ister istemez soruyor:</p>

<p><strong>Madem başarılıydın, neden gittin?</strong></p>

<p><strong>Madem başarısızdın, neden duruyordun?</strong></p>

<p>İşte siyasetin matematiği burada bozuluyor.</p>

<p>Çünkü bazen gerekçe aranmaz.</p>

<p><strong>Karar aranır.</strong></p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p>Sebep sonra bulunur.</p>

<p>Ama işin en acı tarafı şu:</p>

<p>Eskiden ferman gelirdi.</p>

<p>Şimdi paylaşım geliyor.</p>

<p>Eskiden mühür vardı.</p>

<p>Şimdi bildirim var.</p>

<p>Ve Malatya’da herkes aynı şeyi konuşuyor:</p>

<p><strong>Gökhan Gök neden gitti değil…</strong></p>

<p><strong>Ankara Turgay Şengönül ile ne yapmak istiyor?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2010_30_07.jpeg" style="height:443px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>KALP AMELİYATI YAPTI… İNSAN BİRİKTİRDİ</strong></span></p>

<p>Malatya’da bazı insanlar bina bırakır.</p>

<p>Bazıları makam bırakır.</p>

<p>Bazıları ise dua bırakır.</p>

<p>Prof. Dr. Cengiz Çolak onlardan biri.</p>

<p>Bir babanın “cerrah ol” nasihatiyle başlayan yolculuk…</p>

<p>Bugün binlerce hastanın “Allah razı olsun hocam” duasıyla devam ediyor.</p>

<p>Kalp ameliyatlarını konuştuk.</p>

<p>Deprem günlerini konuştuk.</p>

<p>36 saat süren nöbetleri konuştuk.</p>

<p>Bir doktorun değil…</p>

<p>Bir ömrün hikâyesini dinledik.</p>

<p>Ve en çok şu cümle aklımızda kaldı:</p>

<p><strong>“Ameliyathane bir ibadethanedir.”</strong></p>

<p>Önümüzdeki günlerde yayımlayacağımız röportajda, Prof. Dr. Cengiz Çolak’ın bilinmeyen yönlerini, hekimlik serüvenini ve Malatya’nın sağlık yolculuğunu okuyacaksınız.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2010_28_52.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:</span></strong></p>

<p>Adam doktora gitmiş.</p>

<p><strong>“Doktor bey, açım”</strong> demiş.</p>

<p>Doktor yazmış:</p>

<p><strong>“Sabah koş.”</strong></p>

<p><strong>“Öğlen koş.”</strong></p>

<p><strong>“Akşam koş.”</strong></p>

<p>Adam dayanamamış:</p>

<p>“Yemek ne zaman?”</p>

<p>Doktor gülmüş:</p>

<p>“Sen çok ayrıntıya takılıyorsun.”</p>

<p>Dün Malatya’da maraton vardı.</p>

<p>Kayısı yok.</p>

<p>Dolu var.</p>

<p>Zarar var.</p>

<p>Ama kondisyon tam.</p>

<p>Galiba…</p>

<p>Önce<strong> koşacağız.</strong></p>

<p>Sonra <strong>düşüneceğiz.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2010_31_37.jpeg" style="height:453px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>LAF EBESİ: “REKTÖR MÜ, TEMSİLCİ Mİ?”</strong></span></p>

<p>Deprem oldu.</p>

<p>Şehir değişti.</p>

<p>Üniversite değişmedi.</p>

<p>Malatya, <strong>rektör </strong>arıyor…</p>

<p>Protokol buluyor.</p>

<p><strong>Bilim </strong>bekliyor…</p>

<p>Fotoğraf geliyor.</p>

<p><strong>Demedi deme Recep…</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2010_33_09.jpeg" style="height:364px; width:549px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: MUHTARLAR KONUŞUNCA</span></strong></p>

<p>AK Parti’de herkes aynı soruyu soruyor:<br />
“Önümüzdeki dönem milletvekili kim olacak?”</p>

<p>Bu sorunun cevabı henüz belli değil ama bazı fotoğraflar fikir veriyor.</p>

<p>Bayramlaşma programına Salih Karademir, yüze yakın muhtarla geldi.</p>

<p>Siyasette bazen konuşan kürsü değildir…<br />
Kalabalıktır.</p>

<p>Anlaşılan o fotoğraf bazılarını rahatsız etmiş.</p>

<p><strong>Çünkü siyasette rakibini en çok eleştirenler değil, arkasında insan biriktirenler korkutur.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-08%20at%2011_43_15.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da bu hafta nikâh da konuşuldu, konteyner de…<br />
Bir tarafta evlilik telaşı, diğer tarafta ev bulma telaşı.<br />
Şehirde herkesin gündemi farklı ama cebindeki hesap aynı.</p>

<p><strong>-06.06.2026 Bereketi mi, Cesaret Gösterisi mi?</strong><br />
6 Haziran’da Malatya’da tam 95 çift dünya evine girmiş. Nikâh dairelerinde yoğunluk yaşanmış, memurlar mesaiye doymamış. Ama sokaktaki fiskos başka: “Bu ekonomik şartlarda insanlar evlenmeye cesaret mi ediyor, yoksa tarihi kaçırmak istemedi mi?”<br />
Şehirde düğün kadar maliyetler de konuşuluyor.</p>

<p><strong>-Konteynerlerde Geri Sayım Başladı!</strong><br />
Şu sıralar en çok konuşulan konu bu. Bazı konteyner kent sakinlerine 30 Haziran’a kadar tahliye tebligatlarının ulaştığı konuşuluyor. Kahvehanelerde aynı soru dönüyor: “Gideceğiz de nereye gideceğiz?”<br />
Belirsizlik büyüyor, endişe artıyor.</p>

<p><strong>-Malatya Bu Hafta Sınava Girecek!</strong><br />
Önümüzdeki hafta sonu 10 binden fazla öğrenci LGS’de ter dökecek. Evlerde sessizlik başlamış, anneler babalar çocuklardan daha heyecanlı hale gelmiş. Şehirde hangi kapıyı çalsan konu dönüp dolaşıp sınava geliyor.</p>

<p><strong>-Koşan Memnun, Bekleyen Sabırsız!</strong><br />
Uluslararası Arslantepe Yarı Maratonu şehre hareket getirmiş. 6 ülkeden yaklaşık 2 bin sporcu Malatya’ya gelmiş. Ancak yollar kapanınca bazı sürücüler de kendi maratonunu koşmuş. Kulislerde şu cümle dolaşıyor: “Spor güzel de direksiyon başında kalanlara da madalya verilsin.”</p>

<p><strong>-Konteyneri Boşalt, Eşyayı Unutma!</strong><br />
Tahliye süreci hızlanırken yeni bir detay da konuşuluyor. Yetkililerin konteyner tesliminde demirbaş eşyaların eksiksiz bırakılması konusunda oldukça hassas davrandığı söyleniyor. Fiskos şu: “Çıkarken klimaya kadar sayacaklarmış.”</p>

<p><strong>-İkizce Fiyatları Çarşıyı Karıştırdı!</strong><br />
İkizce TOKİ fiyatlarını görenlerin bir süre hesap makinesine baktığı konuşuluyor. Bodrum kattaki daire milyonlarla ifade edilir hale gelmiş. Üstelik fiyatlar memur maaşı artışına endeksli. Şimdi şehirde aynı soru dolaşıyor: “İkizce böyleyse, merkez kaç para olacak?”<br />
Bazıları daha ileri gidiyor: “Ev sahibi olmak değil, borç sahibi olmak kolaylaştı.”</p>

<p>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…<br />
Çünkü Malatya’da artık herkesin bir evi olmayabilir…<br />
Ama herkesin konuştuğu bir konut meselesi mutlaka var.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fieamanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:31:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zihinsel Denge ve Stressiz Bir Yaşam İçin Beslenme Rehberi</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/zihinsel-denge-ve-stressiz-bir-yasam-icin-beslenme-rehberi-78865</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/zihinsel-denge-ve-stressiz-bir-yasam-icin-beslenme-rehberi-78865</guid>
                <description><![CDATA[Zihinsel Denge ve Stressiz Bir Yaşam İçin Beslenme Rehberi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz iş dünyası; hızın, rekabetin ve sürekli değişimin içinde şekilleniyor. Artan sorumluluklar ve yüksek performans beklentisi, çoğu profesyoneli fark etmeden bir stres döngüsünün içine çekiyor. Bu durum yalnızca zihinsel değil, fiziksel sağlığımız üzerinde de belirleyici bir etki yaratıyor.</p>

<p>Ancak çoğu zaman gözden kaçan önemli bir gerçek var: Stresle başa çıkma kapasitemiz yalnızca zihinsel dayanıklılığımıza bağlı değil. Gün içinde yaptığımız beslenme tercihleri; enerji seviyemizi, odaklanma gücümüzü ve ruh halimizi doğrudan etkiliyor. Bu yazıda, iş stresinin vücudumuz üzerindeki etkilerini ve bu etkileri doğru beslenme stratejileriyle nasıl yönetebileceğimizi ele alacağız.</p>

<p><strong>Kronik Stres Vücudu Nasıl Etkiler</strong></p>

<p>Kronik stres, yalnızca zihinsel bir yük değil; aynı zamanda vücutta zincirleme reaksiyonlar başlatan bir süreçtir. Bu sürecin merkezinde “stres hormonu” olarak bilinen kortizol yer alır.</p>

<p>Yoğun iş temposu ve sürekli tetikte olma hali, kortizol seviyelerinin uzun süre yüksek kalmasına neden olabilir. Bunun sonucu olarak kilo artışı, uyku problemleri, sindirim sorunları ve bağışıklık sisteminde zayıflama görülebilir. Gün içinde yaşanan enerji düşüşleri, odaklanma güçlüğü ve karar verme zorlukları da çoğu zaman bu dengenin bozulduğunu gösterir. Uzun vadede ise bu durum Tükenmişlik Sendromu riskini artırabilir. Bu noktada dikkat çekici olan ise, beslenmenin bu sürecin hem tetikleyicisi hem de dengeleyicisi olabilmesidir.</p>

<p><strong>Zihinsel Dayanıklılığı Destekleyen Besinler</strong></p>

<p>Stresle başa çıkmak yalnızca zihinsel stratejilerle sınırlı değildir. Doğru beslenme, bu sürecin en güçlü destekçilerinden biri olabilir. Günlük hayatta sıkça yer verebileceğiniz bazı besinler, stresle başa çıkmayı kolaylaştırırken odaklanma ve enerji seviyesini destekler:</p>

<p><strong>Omega-3 kaynakları:&nbsp;</strong>Somon, uskumru, sardalya, ceviz, keten tohumu</p>

<p><strong>Magnezyum içeren besinler:&nbsp;</strong>Ispanak, pazı, badem, avokado, bitter çikolata</p>

<p><strong>B vitamini kaynakları:&nbsp;</strong>Yumurta, süt ürünleri, et, tam tahıllar</p>

<p><strong>Antioksidan açısından zengin meyveler:&nbsp;</strong>Yaban mersini, çilek, nar, portakal, kivi</p>

<p><strong>Sebzeler:</strong>&nbsp;Kırmızı biber, brokoli, havuç, ıspanak</p>

<p><strong>Probiyotik besinler:&nbsp;</strong>Yoğurt, kefir ve fermente ürünler Bu besinleri dengeli bir şekilde tüketmek, yalnızca fiziksel sağlığı değil, zihinsel dayanıklılığı da destekler.</p>

<p>Bu besinleri dengeli bir şekilde tüketmek, yalnızca fiziksel sağlığı değil, zihinsel dayanıklılığı da destekler.</p>

<p><strong>Günlük Hayatta Uygulanabilir Küçük Adımlar</strong></p>

<p>Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenmek zor gibi görünse de, küçük alışkanlıklar büyük fark yaratır.</p>

<p>Güne dengeli bir kahvaltıyla başlamak, gün boyu enerji seviyesini dengeler. Gün içinde doğru atıştırmalıklar tercih etmek ani açlık krizlerini önlerken, yeterli su tüketimi hem fiziksel hem zihinsel performansı destekler.</p>

<p>Öğle yemeğini bir mola olarak değerlendirmek, zihni toparlamaya yardımcı olur. Aşırı kafein ve şeker tüketiminden kaçınmak ise enerji dalgalanmalarını ve buna bağlı stres artışını önler.</p>

<p>Gün içinde küçük ama etkili bir alışkanlık olarak, %80 kakao oranına sahip 1–2 kare bitter çikolata tüketimi hem antioksidan alımını destekler hem de ruh halini olumlu yönde etkileyebilir.</p>

<p>Akşam saatlerinde daha hafif beslenmek ve uyku düzenine dikkat etmek, ertesi günün stres toleransını doğrudan etkiler. Günün sonunda papatya çayı gibi rahatlatıcı bitki çayları tercih etmek ise hem gevşemeyi destekler hem de uykuya geçişi kolaylaştırabilir. Beslenme, stres yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bilinçli ve dengeli besin tercihleri, hem fizyolojik hem de psikolojik dayanıklılığı artırarak bireyin iş hayatındaki performansını destekler. Bu nedenle sürdürülebilir bir beslenme yaklaşımı, modern iş yaşamında bir lüks değil, bir gereklilik haline gelmiştir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 09:24:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Perdenin Arkasında Kalan Sizsiniz, Biz Değil!</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/perdenin-arkasinda-kalan-sizsiniz-biz-degil-78864</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/perdenin-arkasinda-kalan-sizsiniz-biz-degil-78864</guid>
                <description><![CDATA[Perdenin Arkasında Kalan Sizsiniz, Biz Değil!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Biz kadınlar bu topraklarda kimin nerede durduğunu çok iyi biliriz. Ama bazen milyarlık servetlerin ve şık takımların ardına gizlenmiş koca koca adamların vizyonu, bir fıkranın ucuz astarından dışarı fırlar.</p>

<p>İzmir’de, şifanın merkezi olması gereken bir hastane açılışında Rahmi Koç kürsüye çıkıp; içinde güya "saf" diye kodladığı bir Kürt kadınını barındran, kadın onurunu yerle yeksan eden bir fıkra patlattı. Karşısındaki protokolden anında "devletlü" kahkahalar yükseldi.</p>

<p>&nbsp;Tepkiler büyüyünce de o bildik "Samimiyetle özür dilerim" şablonu servis edildi.</p>

<p><strong>Pardon ama… Yemezler!</strong></p>

<p>Siz o lüks hayatlarınızda, halktan kopuk zihniyetinizin perdesi arkasında sipariş kahkahalarınızla eğlenmeye devam edin.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sizin Fıkra Dediğiniz, Bizim İffet ve Akıl Duvarımızdır</span></strong></p>

<p>Sayın Koç ve o fıkraya kıkırdayanlar; sizin o fıkrada "cahillik" bulup güldüğünüz şey, aslında o kadının muazzam bir savunma mekanizması, asil bir duruşu ve o steril muayene odasında bile sınırlarını koruma refleksidir. Siz o kadını aşağılamaya çalışırken, farkında olmadan onun "Sen neysen, ben de oyum; eşitiz" diyen o muazzam restini alkışlatmış oldunuz bize.</p>

<p>Kadını, hele ki bu ülkenin cefakar, dilini ve kültürünü dişleriyle tırnaklarıyla korumuş Kürt kadınını, köhne bir muayene odası mizanseninde "saf" göstermeye çalışmak hangi aklın ürünüdür? Kadın dediğiniz varlık, sizin parmak sallayarak, fıkra mezesi yaparak hizaya getirebileceğiniz ya da üzerinizden ego tatmin edeceğiniz bir dolgu malzemesi değildir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">O Perde Sizin Zihniyetinizdir</span></strong></p>

<p>Görüyoruz ki re'sen soruşturma başlatılmış. Adaletin terazisi ne der bilinmez ama toplumun vicdan mahkemesinde o kahkahaların hükmü çoktan verildi.<br />
Asıl trajikomik olan ne biliyor musunuz? Fıkradaki doktor kadına "perdenin arkasına geç" diyor ya... Aslında o perde, bugünün elitlerinin, halktan kopmuş burjuvazisinin ve sığ siyasetçilerinin zihinlerindeki perdedir. Siz o perdenin arkasında kalıp, Anadolu insanının ne asaletinden ne de kadınların yıkılmaz duruşundan haberdar olmadan yaşamaya devam ediyorsunuz.</p>

<p>Siz parıltılı dünyalarınızda sipariş kahkahalarınızla eğlenmeye devam edin. Ama unutmayın; bu ülkenin kadınları ne sizin fıkralarınızla küçülür, ne de o yapay özürlerinizle teselli bulur. Onur, sizin bilançolarınızda yer alan bir kalem değildir; satılamaz, devredilemez ve asla aşağılanamaz!</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 09:06:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dilan Polat Olayı ve Çürüyen Anadolu İrfanı</title>
                <category>Rıdvan SAÇU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/dilan-polat-olayi-ve-curuyen-anadolu-irfani-78863</link>
                <author>ridvansacu@malatyatime.com (Rıdvan SAÇU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/dilan-polat-olayi-ve-curuyen-anadolu-irfani-78863</guid>
                <description><![CDATA[Dilan Polat Olayı ve Çürüyen Anadolu İrfanı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde altı milyonun üzerinde takipçisi olan Dilan POLAT adlı bir sosyal medya fenomenine yönelik suikast girişiminde koruması olan adam öldürüldü. Dört kız çocuğu babasız kaldı. Bedeni yerdeyken ve henüz soğumamışken, ismi geçen fenomen akıllı telefonunu eline aldı ve yaşanan bu olayı bir "içerik" olarak hesabında paylaştı. O tetiği çeken eli adaletin terazisi tartar elbet. Fakat asıl cinayet silahı o an orada açılan "canlı yayın" butonuydu. Ve o içerik milyonlarca izlenme aldı. Bu yazıda o ahlak yoksunu şahsı değil; kötülüğü, pespayeliği ve acıyı büyük bir iştahla "satın alan" içinde bulunduğumuz o toplumsal çürümeyi konuşacağız. <strong>Hazırsanız, ekranlarınızı değil, vicdanlarınızı açın.</strong></p>

<p>&nbsp; &nbsp;Kara para, lüks araçlar ve görgüsüzlüğü bir yaşam tarzı olarak pazarlayan o bildik senaryoyu hatırlayın. O şahısların kirli ilişkileri gün yüzüne çıkınca ve yargı kıskacı daraldığında<strong> ilk sığındıkları liman ne olmuştu?</strong> Kutsal al bayrağımıza sarılmak ve peşinden hemen servis edilen umre pozları. Toplumun kutsallara olan hürmeti, dijital pazaryerinde en kolay paraya çevrilen ticari bir malzemeye dönüştü. Sosyolojik ve klinik araştırmalar bize çok net bir sosyal kanıt sunuyor<strong>: Şiddet, duyarsızlık ve haksız kazanç hikayelerini sürekli izleyen kitlelerde, merhamet ve empati merkezleri zamanla köreliyor</strong>. Kötülüğün hiçbir bedel ödemediği, aksine "fenomen" unvanıyla baş tacı edildiği bir ekrana bakan toplum, erdemi nerede arayacak? Asıl tehlike o arsız canlı yayın değil. Asıl yıkım, bu umursamazlığın evlerimize sızıp çocuklarımızın sinir sistemine <strong>"başarının tek yolu sınır tanımamaktır" </strong>anlayışının yerleşmesidir.</p>

<p>İmam Gazzâlî kalbi bir aynaya benzetir. Kötülüğe, haksızlığa ve arsızlığa her bakış ve &nbsp;her tepkisizlik o aynada siyah bir leke bırakır. Aynası kararan insan, artık acıyı acı, zulmü zulüm olarak hissedemez. Yanı başında can veren korumasını kurtarmak yerine takipçilerine sunan o zihniyet, aynası ziftle kaplanmış bir çağın en net görüntüsüdür. Batı dünyası buna "<strong>duyarsızlaşma sendromu" </strong>diyor, bizim irfan geleneğimiz ise<strong> "kalp katılığı"</strong>. Değerlerin, inancın ve kutsalın imaj temizleyici bir deterjan gibi yada hedef kitleyi uyutmak için kullanıldığı bu devirde, gösteriş maalesef merhameti ayaklarının altında ezdi.</p>

<p>Yüzyıllar boyunca bu toprakları ayakta tutan, o çok güvendiğimiz "<strong>Anadolu irfanı</strong>" sessizce can çekişiyor. Komşusu açken tok yatmayı zül sayan, yolda incinmiş bir kalbi dert edinen, komşusunun acısından dolayı televizyonları kapattıran hatta yüksek sesle gülmeyi ayıp sayan o köklü yardımseverlik mayamız, ne yazık ki dijital çağın çarkları arasında un ufak oluyor. Yunus Emre'nin "<strong>Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil"</strong> diyerek özetlediği o derin incelik, yerini <strong>"Bir kez daha fazla tıklandın ise, gerisinin hiçbir önemi yok" </strong>acımasızlığına bıraktı. Yüzlerce yılda, ilmek ilmek dokuduğumuz o merhamet hırkasını, birkaç saniyelik şöhret uğruna kendi ellerimizle ateşe atıyoruz. Acıya şahit olduğunda elini uzatmak yerine telefonuna sarılan bu yeni insan profili, aslında topyekûn kaybettiğimiz ruhumuzun en acı fotoğrafıdır. Sadece bakıp geçmek, acıyı ekranda kaydırıp unutmak bizi yavaş yavaş etten ve kemikten oluşan ruhsuz makinelere dönüştürüyor.</p>

<p>Biliyorum kıymetli anne babalar. Yorgunsunuz. Hayat dertleri bir yandan, ekranların bu devasa çekim gücü diğer yandan üzerinize geliyor. Çocuğunuz odasında sessizce telefonuyla oynarken "En azından gözümün önünde, güvende" diye düşünüyor olabilirsiniz. Sizi anlıyor ve asla suçlamıyorum. Hepimiz bu dijital sağanakta ıslanmamaya çalışıyoruz. Ama o kapalı kapıların ardında, çocuklarınızın o tertemiz iç çocuğu her gün bambaşka bir merhametsizliğin şovuna maruz kalıyor. Çözüm, tabletleri camdan aşağı atmak değil. Çözüm, evde sahici, sıcak bağlar kurmak. Çocuğunuzun gözünün içine bakarak, onu yargılamadan dinleyerek oluşturduğunuz bir aile sohbeti, milyonluk fenomenlerin sahte parıltısını anında söndürür. Akşam yemeğinde ona "Bugün izlediğin şey sence birine zarar veriyor mu?" diye sorabilmektir çözüm.</p>

<p>Yazının başındaki o sarsıcı ana geri dönelim. Yere düşen o cana. Dört yetime. O kamerayı açan el, cüretini ve dokunulmazlığını gökten zembille indirmedi. O gücü, bizzat bizim izleme iştahımızdan, boş zamanlarımızdaki o masum sandığımız ekran kaydırma alışkanlıklarımızdan alıyor. Şimdi silkelenme vakti. Kötülüğü boykot etmenin en sessiz, en kansız ama en yıkıcı yolu parmaklarımızın ucunda duruyor. O "Takibi Bırak" butonu, bugün sadece dijital bir tercih değil; çocuklarımızın zihnine sahip çıkmak için atacağımız en güçlü ahlaki adımdır. Bir tık ile beslediğiniz o çürümüşlüğü, yine tek bir tık ile aç bırakabilirsiniz. İzlemeyi, beğenmeyi ve o profillere tıklamayı kestiğiniz an, o milyonluk kof imparatorluklar saniyeler içinde paramparça olacak. Kutsallarımızı maske yapıp bizi kandırdıklarını sanıyorlar. İzin vermeyin ve <strong>"Tıklamayla Büyüttüğün Çürümeyi, Bir Tıkla Yok Et: Takibi Bırak!"</strong></p>

<p><em>Önemli bir ekleme dostlarım,</em></p>

<p>Bir nakkaş inceliğiyle bu yazımı siz değerli okuyucularımla buluşturmak için çalışırken ülkemizin sayılı zenginlerinden olan bir şahıs toplumumuzdaki kadınlara yönelik tepki uyandıracak bir fıkra paylaştı. &nbsp;</p>

<p><em>Sahip oldukları muazzam zenginliği borçlu oldukları bu ülkenin mukaddes halklarına, insanlık onuruna yakışmayacak çirkin bir benzetmeyle dil uzatılması beni derinden yaralamıştır.<br />
Benim yaşam felsefemin temelinde sarsılmaz bir ilke yatar: Eğer birinin annesine, kadınına ya da kutsalına dair bir söz söyleyeceksem, önce kendi annemi, kendi kutsalımı gözümün önüne getiririm. İnsanlık onuruyla bağdaşmayan bu gayriahlaki söylemde bulunan şahsa yegane tavsiyem de budur.</em></p>

<p><em>Zira kadın denilince benim aklıma, çocuklarımın annesi olan eşim gelir. Kadın denilince benim aklıma, beni dünyaya getiren cefakar annem gelir. Kadın denilince benim aklıma, ülkemizin milli kurtuluş mücadelesinin lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü dünyaya getiren <strong>Zübeyde Hanım gelir. Ve kadın denilince benim aklıma, 'En Güzel Örnek' ve 'Âlemlere Rahmet' olan Peygamber Efendimizin (S.A.V) annesi Hz. Âmine gelir.</strong></em></p>

<p><em>Kadın; hangi milletten, hangi dinden, hangi ideolojiden olursa olsun insanlığın en büyük kutsalıdır. Hal böyleyken, söz konusu çirkin ifadeyi 'fıkra' diyerek hafifletmeye, sevimli göstermeye çalışanlar bana göre bu suça ortak olmaktadır. Lafı eveleyip gevelemeye gerek yok; bu şahıs, açıkça Kürt kadınlarına yönelik ahlaksız bir ithamda bulunmuştur! Bu hadsizliğe sadece hedef alınan kesimin değil; bu ülkenin ay yıldızlı bayrağı altında yaşayan, vicdanı atan ve kendisine 'insanım' diyen herkesin en yüksek perdeden karşı çıkması gerekir.</em></p>

<p><strong><em>Zira onur, her türlü ticari ilişkiden ve servetten daha büyüktür!"</em></strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 08:34:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/ridvan-sacu-1756200061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ali Bakan\&#039;dan Kim Rahatsız?</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ali-bakandan-kim-rahatsiz-78862</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ali-bakandan-kim-rahatsiz-78862</guid>
                <description><![CDATA[Ali Bakan\'dan Kim Rahatsız?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti’nin 25 yıllık siyasi tarihinde Malatya’da ilk defa bu denli güçlü bir siyasi karakter il başkanlığı yapıyor.</p>

<p>Bu cümle bir abartı değil, sahadaki gerçekliğin tarifidir.</p>

<p>Çünkü Ali Bakan; bilgisiyle, teşkilatçılığıyla, siyasi tecrübesiyle, toplumun her kesimiyle kurduğu doğal iletişimle ve sorun çözme refleksiyle sıradan bir il başkanı profili ortaya koymamıştır.</p>

<p>Hatta, Ali Bakan göreve geldiğinden beri AK Parti Malatya teşkilatını yeniden ayağa kaldırmış, sahayı yeniden hareketlendirmiş ve oy kaybetmiş partisini Malatya’da yeniden toparlayan ana siyasi aktör hâline gelmiştir.</p>

<p>Daha net ifadeyle Ali Bakan, AK Parti’yi Malatya’da düşüşten yükselişe kaldırmıştır. Belli ki bu yüzden birileri rahatsız oluyor.</p>

<p>Dikkat edin; Ali Bakan göreve geldiği günden beri belirli aralıklarla belirli merkezlerden servis edilen mide bulandırıcı haberler dolaşıma sokuluyor.</p>

<p><strong>“Görevden alınacak”<br />
“Ankara memnun değil”<br />
“Yerine şu geliyor”<br />
“Teşkilatta kriz var”</strong> gibi söylemlerle sürekli aynı senaryoyu görüyoruz.</p>

<p>Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var:<br />
Malatya’da AK Parti’nin bugün sahayı nefes nefese takip eden güçlü bir siyasi rakibi zaten yok.</p>

<p>Muhalefetin ortaya koyduğu ciddi bir saha baskısı da yok. Dolayısıyla Ali Bakan hakkında sürekli olumsuz algı üretmeye çalışanların derdi “AK Parti oy kaybediyor” kaygısı değildir.</p>

<p>AK Parti’nin rakipleri de, Ali Bakan'ın başarısız olmasından son derece memnun kalırlar ve gitmesini istemezler.</p>

<p>Ali Bakan’ın başarısı, AK Parti’nin Malatya’daki direncini güçlendirmektedir. O hâlde içeriden bazı çevrelerin rahatsız olduğu açıktır.</p>

<p>O hâlde sorulacak soru şudur:<br />
Bu asılsız boş haberleri kim yaptırıyor?<br />
Kim sürekli “görevden alınıyor” senaryolarını üretiyor?<br />
Kim sahada karşılığı olmayan dedikoduları dolaşıma sokuyor?</p>

<p>Bu işin merkezinde ne muhalefet vardır ne de AK Parti’nin oy kaybetmesinden endişe eden samimi insanlar.<br />
Tam tersine mesele büyük ölçüde içeridedir.</p>

<p>Teşkilatın içindeki bazı rahatsız yapılar,<br />
Yerel yönetimlerde Ali Bakan’ın performansına ayak uyduramayan bazı çevreler,<br />
Küçük siyasi hesaplarla hareket eden çevreler...</p>

<p>Çünkü Malatyalılar, Ali Bakan’ın sahada ve vatandaşın içinde olduğunu görüyor.</p>

<p>Ali Bakan sorun çözüyor.<br />
Ali Bakan teşkilatı diri tutuyor.<br />
Ama bazı yapılar onun temposuna yetişemiyor demek ki!<br />
İşte asıl rahatsızlık tam burada başlıyor.</p>

<p>Bugün Malatya’da birçok insan şu soruyu yüksek sesle soruyor:</p>

<p><strong>“Acaba Ali Bakan hakkında sürekli olumsuz haber yaptıranlar, kendi başarısızlıklarının üzerini örtmeye çalışan beceriksiz yerel siyasetçiler mi?”</strong></p>

<p>Çünkü ortada bir gerçek var:</p>

<p>Ankara’nın Ali Bakan’dan memnun olmadığına dair oluşturulmaya çalışılan algının sahada hiçbir karşılığı yok.</p>

<p>AK Parti Genel Merkezi bugün Türkiye’nin 81 ilini düzenli olarak takip ediyor. Yapılan saha analizlerinde, teşkilat performans ölçümlerinde ve siyasi değerlendirmelerde Malatya İl Başkanı Avukat Ali Bakan’ın Türkiye’de ilk beş il başkanı arasında gösterildiği herkesçe biliniyor.</p>

<p>En başarılı il teşkilatı Malatya mıdır? Yoksa ikinci midir, üçüncü müdür?<br />
Bunun resmi açıklaması yapılmaz. Hiçbir siyasi parti böyle bir açıklamada bulunmaz.</p>

<p>Ama Ankara’nın Ali Bakan’dan memnun olmadığına dair yayılan dedikoduların gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmadığı artık Malatya’da herkesin bildiği bir meseledir.</p>

<p>Çünkü Ali Bakan’ın farkı şudur:</p>

<p>O masa başı siyasetçisi değildir.<br />
Sorunu dinleyen, yerinde çözen, vatandaşla beraber, esnafın içine giren, teşkilatı ayakta tutan bir siyasi karakterdir.</p>

<p>Kavga etmiyor, bağırmıyor, tehdit dili kurmuyor. Siyasi kariyerine yakışır şekilde işine bakıyor.</p>

<p>Belki de bazılarını en çok rahatsız eden taraf budur.<br />
Çünkü sakinliğini korudukça büyüyor.<br />
Sahada kaldıkça güçleniyor.<br />
Vatandaşla temas ettikçe etkisi artıyor.</p>

<p>Bir de meselenin medya ayağı var:</p>

<p>Ortada gazetecilik yaptığını zanneden küçük bir ekip dolaşıyor.</p>

<p>Bunlara vatandaş arasında “dürümcü” deniyor.</p>

<p>Ya bu tür haberler karşılığında birilerinden dürüm alıyorlar, ya da karşı durdukları taraftan dürüm bekliyorlar!</p>

<p>Sipariş manşetlerle siyaset dizayn etmeye çalışanların Malatya’da da, Ankara’da da hiçbir karşılığı yoktur.</p>

<p>Daha da trajikomik olanı şudur:</p>

<p>İki satır siyasi analiz yazamayan, haberin arka planını okuyamayan, siyasi hafızası olmayan bazı isimler bugün kendilerini gazeteci zannediyor. Hatta yazdıkları metinleri bile yapay zekâya yazdırıp ortaya siyasi analiz koyduklarını sanıyorlar!..</p>

<p>Oysa gazetecilik masa başında dedikodu üretmek değil; sahayı okuyabilmektir.</p>

<p>Gerçek siyasi analiz ise Ankara’nın kimi neden desteklediğini anlayabilmektir.</p>

<p>Bugün Ankara’nın Ali Bakan’dan memnun olduğu nettir. Çünkü ortada sonuç vardır:</p>

<p>Son yerel seçimlerde AK Parti ciddi oy kaybı yaşamasına rağmen bugün Malatya’da yeniden toparlanma görüntüsü oluşuyorsa, bunun en önemli sebeplerinden biri Ali Bakan’ın ortaya koyduğu aktif siyasi liderliktir.</p>

<p>Bunu vatandaş görüyor.<br />
Teşkilat görüyor.<br />
Ankara görüyor.<br />
Rahatsız olanlar da görüyor.<br />
Ama kabul etmek istemiyorlar.</p>

<p><strong>“Sinek küçüktür ama mide bulandırır” </strong>derler ya, bugün yapılan tam olarak budur.</p>

<p>Ufak hesaplarla, sipariş haberlerle, dedikodu mekanizmalarıyla Ali Bakan üzerinden Malatya’da Ak Partiyi ve siyasetini dizayn etmeye çalışanlar şunu iyi bilmelidir:</p>

<p>Ne Ankara, ne de Malatya kamuoyu Ali Bakan’ı kimseye yedirmez!</p>

<p>Çünkü vatandaş kimin hizmet ettiğini, kimin ayak oyunu yaptığını çok net ayırmaktadır.</p>

<p>Bütün engellemelere rağmen,<br />
Bütün içerden ve dışardan yapılan operasyon girişimlerine rağmen, AK Parti’nin Türkiye’deki en başarılı il başkanlarından biri hiç tartışmasız Avukat Ali Bakan’dır.</p>

<p>Ve görünen o ki;</p>

<p>Birileri daha uzun süre rahatsız olmaya devam edecek...</p>

<p><strong>Fi Emanillah</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>“Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni”</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 08:16:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sınavlara Son Bir Ay Kalmışken Ailelere ve Gençlere Hayati Uyarılar</title>
                <category>Rıdvan SAÇU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sinavlara-son-bir-ay-kalmisken-ailelere-ve-genclere-hayati-uyarilar-78861</link>
                <author>ridvansacu@malatyatime.com (Rıdvan SAÇU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sinavlara-son-bir-ay-kalmisken-ailelere-ve-genclere-hayati-uyarilar-78861</guid>
                <description><![CDATA[Sınavlara Son Bir Ay Kalmışken Ailelere ve Gençlere Hayati Uyarılar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzayan Sayfalar, Düşen Puanlar ve Sınavın Yeni Yüzü:&nbsp;<br />
Sınavlara Son Bir Ay Kalmışken Ailelere ve Gençlere Hayati Uyarılar</p>

<p>Evlerde sessizliğin ve gerginliğin aynı anda hüküm sürdüğü o malum günlerdeyiz. LGS ve YKS maratonunun bitiş çizgisine bir aydan kısa bir süre kaldı. Biliyorum, şu an birçok evde deneme sınavlarının sonuçları masaya yatırılıyor, "netler neden artmıyor" endişesi uykuları kaçırıyor. Ancak tam da bu noktada, ezberleri bozmamız ve değişen gerçekleri karşımıza alıp tabloya bambaşka bir pencereden bakmamız gerekiyor.</p>

<p>Çünkü oyunun kuralları değişti.<strong> Hem de kökünden.</strong></p>

<p><strong>Yeni Bir Çağ: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve Sınavın Değişen Karakteri</strong></p>

<p>Eğer çocuğunuzun deneme netlerinde bir dalgalanma varsa, lütfen hemen paniğe kapılıp onu suçlamayın. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" ile hedeflediği o büyük zihniyet devrimi, artık sınav kağıtlarına kanlı canlı yansımış durumda. Bunun en somut, en sarsıcı kanıtını dün açıklanan 2026 Bursluluk Sınavı sonuçlarında gördük.</p>

<p>Geçmiş yıllarda 20-25 sayfa olan sınav kitapçıkları bir anda 35 sayfaların üzerine çıktı. Eskiden bir sayfada 4-5 soruyu hızla çözen çocuklarımız, bu yıl bir sayfayı tamamen kaplayan tek bir soruyla karşılaştılar. Uzun metinler, karmaşık görseller, infografikler, analiz ve sentez gerektiren, adeta ALES formatına göz kırpan sorular...</p>

<p>Bursluluk sınavı çıkışında öğrencilerin yaşadığı şaşkınlık dün açıklanan sonuçlarla tekrar yaşandı…</p>

<p>Sonuç ne oldu dersiniz?<strong> Puanlar çakıldı!</strong> Önümdeki resmi tabloya bakıyorum; örneğin 5. sınıflarda geçen yıl 474 olan taban puan bu yıl 448’e, 6. sınıflarda 471’den 430’a kadar dramatik bir düşüş yaşamış. Bu tablo çocuklarımızın başarılarında bir düşüşü olduğunu söylemiyor bu tablo bize bağırarak şunu söylüyor: Artık çok test çözenin, formül ezberleyenin, hıza odaklananın değil; <strong>okuduğunu anlayan, görseli yorumlayabilen, zihinsel dayanıklılığı yüksek olanın</strong> kazanacağı bir döneme girdik.</p>

<p>Bursluluk sınavında yaşanan bu deprem, LGS ve YKS’de bizi neyin beklediğinin en net fragmanıdır.</p>

<p><strong>Anne-Babalara Açık Çağrı: Fırtınadaki Liman Olun, Kasırga Değil</strong></p>

<p>Kıymetli ebeveynler, bu yeni gerçeklik ışığında "Neden eski netlerine ulaşamıyorsun?" sorusu artık sadece haksızlık değil, aynı zamanda mantıksızlıktır. Sınavın zorluk derecesi ve okuma yükü bu kadar artmışken, çocukların bocalayıp yorulması çok doğaldır.</p>

<p>Bu son bir ayda yapmanız gereken en hayati şey "Olağanüstü Hal" komutanlığını bırakıp, "Güvenli Liman" olmaktır.</p>

<p><strong>Kıyaslamayı Bırakın:</strong> Çocuğunuzu ne komşunun çocuğuyla ne de geçen yılki abla/abisiyle kıyaslayın. Sınavın metriği değişti. Bugünün 400 puanı, dünün 450 puanından daha değerli olabilir.</p>

<p><strong>Koşulsuz Kabulünüzü Gösterin: </strong>Çocuğunuzun gözlerinin içine bakarak şu mesajı verin: "Bu sınav sadece senin akademik becerilerini ölçecek, senin evlat olarak değerini veya insanlık kaliteni değil. Biz seni o kağıttaki rakamlar için değil, sen olduğun için seviyoruz." Çocuğun sırtından bu varoluşsal yükü aldığınızda, inanın o uzun paragraf sorularını çok daha rahat okuyacaktır.</p>

<p><strong>Huzuru Tesis Edin:</strong> Evdeki stresi beslemeyin. Onların şu an daha çok teste değil, zihinsel bir berraklığa, düzenli uykuya ve anlaşıldıklarını hissetmeye ihtiyaçları var.</p>

<p><strong>Gençlere Bir Tavsiye: Zihinsel Maraton Koşucusuna Dönüşün</strong></p>

<p>Sevgili gençler, bir aydan az zamanınız kaldı ve önünüzdeki sınav artık bir "bilgi ezberleme" değil, bir "zihinsel dayanıklılık" testi. Sayfalarca süren metinleri ve infografikleri çözerken en büyük düşmanınız bilgisizlik değil, dikkat dağınıklığı ve yorgunluk olacak.</p>

<p>Bu son düzlükte şunlara odaklanın:</p>

<p><strong>Odaklanma Egzersizleri Yapın</strong>: Denemeleri çözerken bölünmeyin. Uzun metinlerden korkmayın; o uzun metinler aslında sorunun cevabını içinde barındıran ipucu tarlalarıdır. Metin ne kadar uzunsa, yorumlama şansınız o kadar yüksektir.</p>

<p><strong>Uyku, Zihnin Temizleyicisidir: </strong>Gece yarılarına kadar kahveyle ayakta kalıp test çözmek, bu yeni nesil sınav sistemi için intihardır. Çünkü yorgun bir beyin, bir sayfayı kaplayan infografiği yorumlayamaz. Uykunuzu alın, beyninizin bilgileri işlemesine izin verin.</p>

<p>Turlama Tekniğini Zirveye Taşıyın: Kitapçıklar kalınlaşacak. Bir soruda inatlaşıp 5 dakikanızı harcamayın. Zorlandığınız o devasa görsel soruyu geçin, zihniniz arka planda onu işlerken siz diğer soruları toplayın.</p>

<p><strong>Son Söz Yerine...</strong></p>

<p>Maarif modelimizin yeni yüzü, düşünen, analiz eden, hayatın içindeki veriyi okuyabilen bir nesil istiyor. Değişim sancılıdır, evet. Puanlar düşebilir, sıralamalar şaşırtabilir. Ama unutmayın, sistemler, sorular ve barajlar değişir; değişmeyen tek gerçek, sevgiyle desteklenen, kendine inanan bir gencin hayatta mutlaka kendi zirvesini bulacağıdır.<br />
Kalan sürede çocuklarınızın üzerine titreyin, denemelerin değil; onların kalplerinin ve zihinlerinin röntgenini çekin. Göreceksiniz, asıl başarı o zaman kapınızı çalacak.</p>

<p><strong>Yolunuz, zihniniz ve bahtınız açık olsun!</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:29:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/ridvan-sacu-1756200061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ekmek Teknemiz</title>
                <category>Mustafa Akdemir</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ekmek-teknemiz-78860</link>
                <author>mustafaakdemir@malatyatime.com (Mustafa Akdemir)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ekmek-teknemiz-78860</guid>
                <description><![CDATA[Ekmek Teknemiz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan ekmek teknesine çok iyi bakmalı.</strong></p>

<p>Balıkçı teknesinin tahtası çürümeye başlasa hemen tamir eder. Şoför aracından gelen en küçük sesi bile önemser. Esnaf dükkânını, çiftçi traktörünü, mühendis bilgisayarını korur. Çünkü bilir ki ekmek teknesi zarar görürse rızkı da zarar görür.</p>

<p>Kimse ekmek teknesine "Boş ver, ne olursa olsun" demez, diyemez.</p>

<p>Peki insanın ahiretini kazandıracak ekmek teknesi yok mudur?&nbsp;</p>

<p>Vardır.</p>

<p>Biraz düşündüğümüzde bunun gözümüz, kulağımız, dilimiz ve diğer duyularımız olduğunu görürüz. Çünkü Allah'ın nimetlerini bunlarla tanırız: Bir çiçeğin güzelliğini gözümüzle görürüz. Bir Kur'an tilavetini kulağımızla dinleriz. Bir meyvenin tadını dilimizle alırız. Bir yağmur sonrası toprağın kokusunu burnumuzla hissederiz. Sonra da bütün bunların sahibini hatırlayıp şükrederiz.</p>

<p>Fakat bunların da bir kumanda merkezi vardır.</p>

<p><strong>Akıl.</strong></p>

<p>İnsan aklıyla düşünür, değerlendirir, tercih eder ve harekete geçer. Göz görür ama neye bakacağına akıl karar verir. Kulak işitir ama neyi dinleyeceğine akıl karar verir. Dil konuşur ama hangi sözü söyleyeceğine akıl karar verir. İyilik veya kötülük yapmaya akıl karar verir.</p>

<p><strong>Bu yüzden akla, ahiretin ekmek teknesi demek yanlış olmaz.</strong></p>

<p>Ne var ki ekmek teknesi olan aracımızı, dükkânımızı veya makinesimizi koruduğumuz kadar aklımızı korumuyoruz.</p>

<p>Arabamıza yanlış yakıt koymuyor ama zihnimize her gün tonlarca gereksiz bilgi dolduruyoruz.</p>

<p>Telefonumuza virüs girmesin diye program yüklüyor ama aklımıza giren virüslere karşı hiçbir tedbir almıyoruz.</p>

<p>Bir düşünün...</p>

<p>Bir iş adamına gidip "Depodaki bütün çöpleri getirip mağazanın ortasına yığalım" deseniz kabul eder mi?</p>

<p>Etmez.</p>

<p>Çünkü bilir ki değerli ürünlerle çöp aynı yerde tutulmaz.</p>

<p>Peki neden birçok insan zihnini böyle kullanıyor?</p>

<p>Saatlerce faydasız videolar, bitmek bilmeyen magazin haberleri, dedikodular, kavgalar, anlamsız tartışmalar...</p>

<p>İnsan bazen gün boyunca onlarca şeyi görüyor, yüzlerce şeyi dinliyor ama akşam olduğunda bunların kendisine ne kattığını düşündüğünde kocaman bir “hiç” görüyor. Ne büyük bir israf!</p>

<p>Hafızamız sınırsız değil. Bir kütüphanenin raflarını sürekli değersiz kitaplarla doldurursanız bir süre sonra değerli eserleri koyacak yer bulamazsınız. Zihin de böyledir. Faydasız bilgiler çoğaldıkça faydalı olanlar için yer daralır. Bulanıklaşır, karışır, sağlıklı düşünemez.</p>

<p>Bunun için eskiler "Ne yersen osun" demişlerdir. Belki bugün buna bir şey daha eklemek gerekiyor:</p>

<p>"Ne düşünüyorsan, ne seyrediyorsan ve ne dinliyorsan biraz da osun."</p>

<p>Çünkü insanın karakteri, zihninden geçenlerle şekillenir.</p>

<p>Sürekli öfke izleyen öfkeli olur.</p>

<p>Sürekli şehveti besleyen görüntülerle meşgul olanın kalbi o tarafa kayar.</p>

<p>Sürekli boş şeylerle vakit geçiren, faydalı şeyleri sevemez hale gelir.</p>

<p>Ama zihnini ilimle, hikmetle, güzel örneklerle ve hakikatle besleyen insan zamanla daha da olgunlaşır.</p>

<p>Tıpkı verimli bir toprağa atılan tohumun güzel meyve vermesi gibi.</p>

<p>Bu yüzden kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:</p>

<p><strong>"Dünya ekmek tekneme gösterdiğim özenin ne kadarını ahiretimin ekmek teknesi olan aklıma gösteriyorum?"</strong></p>

<p>Aracımızın bakım tarihini biliyoruz da zihnimizin bakımını ne zaman yaptık?</p>

<p>Telefonumuzun hafızasını temizliyoruz da aklımızı gereksiz yüklerden ne zaman arındırdık?</p>

<p>Bilgisayarımıza virüs programı kuruyoruz da düşünce dünyamızı bozan alışkanlıklara karşı hangi tedbiri aldık?</p>

<p>İnsan dünyasını kazanmak için yıllarını harcıyor. Fakat asıl mesele, dünya için gösterdiği gayreti ahiretini kazanacak sermayesi için de gösterebilmesidir.<br />
Onun için aklımızı koruyalım.</p>

<p>Neleri seyrediyoruz, neleri dinliyoruz, neleri okuyoruz, kimleri takip ediyoruz; bunların hepsini yeniden gözden geçirelim.</p>

<p><strong>Çünkü, aklımız ahiretimizin ekmek teknesidir.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:07:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/02/mustafa-akdemir-1677055520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siyasetin Finansmanı…</title>
                <category>Bilgin Akbal</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/siyasetin-finansmani-78859</link>
                <author>bilginakbal@malatyatime.com (Bilgin Akbal)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/siyasetin-finansmani-78859</guid>
                <description><![CDATA[Siyasetin Finansmanı…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Dairesi “Cumhuriyet Halk Partisinin 2023 yılında yapılan kurultayda bazı delegelere menfaat sağlandığı gerekçesi (Ankara ve İstanbul Asliye Ceza Mahkemelerinde görülmekte olan ve henüz sonuçlanmamış 2 davadaki savcılık iddianamesi ve dosya içinde yer alan belgeler ışığında) ile kurultayın sakatlandığına (aynı gerekçelerle 2023 tarihli İstanbul Kongresi içinde) hükmederek Yargıtay yolu açık olmak üzere ve 2023 kurultayına götüren eski yönetim kademelerini de mahkeme kararı kesinleşinceye kadar tedbiren göreve getirilmesine karar vermişti.&nbsp;</p>

<p>Fakat geçmişte İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ilki 2 Mayıs, ikincisi 22 Kasım 2011 tarihlerindeki düzenlenen iki operasyonla başlatılan 130 sanıklı Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu “örgüt lideri” iddiasıyla 397 yıl hapsinin istenmiş ve tüm sanıkların beraatıyla sonuçlanmış. Ceza davalarında savcılık makamının talebi doğrultusunda dava sonuçlanmayabilir. &nbsp;</p>

<p>Konunun hukuki sonuçlarını değerlendirmeyi daha sonraya bırakarak bu yazımda önce 2023 kurultayına götürüp kendi düzenlediği kurultayda seçimi kaybeden ve geçen haftada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Dairesi tarafından görevlendirilen Genel Başkan; 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 6’lı masanın Cumhurbaşkanı adayı olarak adı geçtiğinde; masada bulunan İYİ Partinin seçilebilecek aday olmalı itirazı üzerine CHP dışındaki 5 Partinin Genel Başkanları Cumhurbaşkanı Yardımcısı olmasına ilave olarak İstanbul ve Ankara Belediye başkanlarının da Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak Hükümette yer almasına 1. Tur öncesi karar verilmişti.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı seçiminde İlk turda hiçbir aday %50 oyu aşamayınca 2. Turda 6’lı masaya Zafer Partisinin de katılımı ile %48 oy alınarak seçim kaybedilmişti.</p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tur sonuçlarıyla ilgili 29 Mayıs 2023 tarihinde açıklama yaparak,&nbsp;“Unutmayın değişmeyen tek şey, değişimdir. Her sahada her ortamda değişim. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç asla beklemeyeceğiz artık. Türkiye’nin şimdi hızlıca normalleşmeye ve gerçek sorunlarına çözüm bulmaya ihtiyacı vardır. Bugün, büyük hayal kırıklığı yaşayan on milyonların olduğunun farkındayım” diyerek değişim için CHP’nin dava konusu olan Kurultayına (çevrimiçi toplantıları da basına sızmıştı) toplantılar yaparak hazırlandılar.</p>

<p>Bütün İlçe ve İl örgütlerinin kongreleri Sayın Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığında Seçim Kurullarının kontrolunda yapıldı. Kasım 2023’de yapılan Kurultay da Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun açılış konuşması ile başlamış. Kurultayda Genel Başkanlık için Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP Meclis Grup Başkanı Özgür Özel adaydı. 2 Genel Başkan adayın önerisi doğrultusunda kurultayı yönetmek üzere divan başkanlığına Ekrem İmamoğlu aday gösterildi. Divan başkanlığı için yapılan oylama sonucu Ekrem İmamoğlu delegelerin oyları ile divan başkanı seçildi.&nbsp;</p>

<p>Yüksek Seçim Kurulu gözetiminde yapılan seçim sonrası Genel Başkanlık Mazbatası Özgül Özel’e verildi.&nbsp;</p>

<p>CHP Mart 2024 yapılan yerel seçimlerde 1. Parti olması sonrası erken seçim talebi ve Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için sandıkta oylama yapılması üzerine Mart 2025 Örgüt lideri olarak tutuklanması durumuna ilişkin Bülent Arınç’ın "Siyasette erken öten horozun başını keserler" ifadesini kullanarak; İmamoğlu'nun adaylığını erken açıklamasının hedef haline gelmesine yol açtığını, tutuksuz yargılamanın esas olması gerektiğini öne sürerek 12 Eylül döneminde kendisinin de yargılanmasının tutuksuz yapıldığını örnek olarak belirtmiştir.</p>

<p>Bayramın 4. Günü Kemal Kılıçdaroğlu parti bayramlaşması için gelen topluluğa yaptığı konuşmasında; “Cumhuriyet Halk Partisi'nin şerefli delegelerini pavyon masalarında pazarlık konusu yapanların, Mustafa Kemal'in partisini mahkeme kapılarına düşürüp itibarımızı ayaklar altına almaya çalışanların maskesini vaktinde indiremediğim için sizlerden özür diliyorum. Halkın belediyesinde, yetimin hakkına göz dikip rüşvete, talana bulaşan o rüşvetçi belediye başkanlarını bu partiden söküp atamadığım, onları tek tek ayıklayamadığım için sizlerden, örgütümden ve tarihi önünde Hakk deryasından özür diliyorum. Benim temiz niyetimi, bu ülkeye olan sevdamı sırtımdan hançerlenmek için kullananları göremedim. Hakkınızı helal edin ve beni affedin.”</p>

<p>Türkiye'de siyasetin ahlakla mı, parayla mı, hukukla mı, operasyonla mı, millet iradesiyle mi, aparatlar üzerinden mi şekilleneceği meselesi olduğunu ileri sürerek &nbsp;“Bir partinin delegesinin iradesi şaibeli hale gelirse milletin iradesine duyulan güven sarsılır ve derin bir yara alır. Bir partinin yönetimi ahlaki meşruiyet sorunu yaşarsa o partinin Türkiye'de demokrasi vadetmesi de imkânsız hale gelir. Temiz, tertemiz bir kurultay yapacağız. Partililerimiz, partimizin güvenli limanını işaret ve inşa edecek, o güvenli limana hep beraber gideceğiz, doğru düzgün bir limana gideceğiz. Ben değil kardeşlerim, güvenli limanı sizler inşa edeceksiniz ve o sandıktan kim çıkarsa partinin meşru, hukuki lideri olacaktır, başımızın tacı olacaktır.&nbsp;</p>

<p>418 milyar dolar kavgamıza, güçlendirilmiş parlamenter sistem mücadelemize, tüyü bitmemiş yetimin hakkını sömüren beşli çetelerde dinlesin. Sokaklarımızı zehirleyen uyuşturucu baronları da dinlesin. Halkın tepesine çöken mafya artıkları da dinlesin. Kemal Kılıçdaroğlu hayatta olduğu müddetçe, bu can bu bedende kaldığı müddetçe size asla ve asla geçit vermeyeceğiz. O çaldığınız milyar dolarları, bu milletin kasasına geri getireceğim.&nbsp;</p>

<p>Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklaması kendi içinde birçok çelişkileri de ortaya koymaktadır. Geçmişteki özürlü yönetmesinden dolayı özür dilemesi, güvenli limana delegelerin götüreceğini belirtmesi, Parti yönetiminde bulunduğu onca yıla karşın hesap adamı olarak hala hesap soracağını söylemesi akıl alır gibi değildi.</p>

<p>Geçmişte 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal Başbakanlığı döneminde kabinesindeki bir Devlet Bakanının yapmış olduğu yolsuzluktan dolayı Yüce Divanda yargılanmasını sağlayarak ceza almasının yolunu açmasına karşın; iktidarda olduğu dönemde Anavatan İktidarı da kendisinden sonraki iktidarlar da bu gibi eleştirilerden nasibini almışlardır.&nbsp;</p>

<p>Cem Uzan’ın liderliğini yaptığı Genç Parti 2002 Milletvekilliği Genel Seçimlerine katılmış ve %7 oy almıştı. Genç Parti o zaman %10 ülke barajını aşamadığından Milletvekillikleri de çıkaramamışlardı. Seçim kampanyası sırasında yapmış olduğu geniş katılımlı miting organizasyonu, dağıttığı promosyonlar, konserler, reklamlar v.s. çok ciddi paralar döküldü. Bu paraların kaynağı sorgulanmadı. Daha sonra Uzan Ailesinin sahibi olduğu İmar Bankasında resmi kayıtların onlarca katı para hareketlerinin olduğu tespit edilmiş ve faturası da ülke insanımıza çıkmıştı. &nbsp;</p>

<p>2015ında dönemin Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu açıkladığı "Kamuda Şeffaflık Paketi" ile bu soruna yönelik aşağıdaki başlıklarda; Siyasi partilere yapılan yardımların elektronik ortamda herkes tarafından izlenebilir olması, Seçimlerden önce ve sonra partilerin maddi kaynakları açıklanması, Uyulmazsa para cezası verilmesi, Milletvekili ve belediye başkan adaylarına yapılacak nakdi yardımlar kendi adlarına açılmış olan&nbsp;seçim&nbsp;hesaplarına yatırılacak ve son derece şeffaf olması, Mal bildirimin yenilenme süresi 5 yıldan 2 yıla indirilmesi, Yüksek mahkeme başkan ve üyeleri ile daire başkanları mal bildiriminde bulunması, Önemli bir kamu görevi yürütüyorsunuz, üst düzey bir bürokrat o kurumla ilgili başka bir işe giriyor ticari kimliğiyle ihaleye Müteahhitlik, komisyonculuk iş takibi yapılmaması sağlanmalı, İmar uygulamaları adil ve hızlı olmalı (her gecikme mağduriyete neden olmakta), İmar planı değişiklikleri sonucu değer artışından belediyelerin pay almasını, Her belediye planların yapımı kabul edilenlerin askıya çıkarılmasına ilişkin mevzuatta web üzerinden bilgilendirmesi, Plan değişikliği tarihi kültürel ve doğal dokuyu koruyarak yapılması, Plan değişikliği rutin bir işlem olmamalı, İmar planı değişiklikleri sıkı planlara bağlanarak belediyeler bundan pay alması, İmar planının bir bölümünde yapılacak değişiklik noktasal değil; bir bütünü kapsayan genel plan değişikliği yapılması için göstermiş olduğu çabalar bizzat Genel Başkanlığını yapmış olduğu AkPartisi tarafından kabul görmemiş ve kendisi de başbakanlıktan ayrılmak durumunda kalmıştı.</p>

<p>Kaçak yapılara bağış alarak ruhsat vermek, imar rantı, ihale usulsüzlükleri, liyakatlı kadrolar yerine yakın kayırmacılığı gibi birçok başlıkta tek devlet tek millet olamama durumundan da bir an önce çıkma adımlarını atmalıyız.&nbsp;</p>

<p>Sonuç olarak siyasetin finansmanı deyince Ekonomi Hocamız Prof. Dr. Osman Altuğ’un sözleri kulağımı çınlatır. “Kayıtlı ekonomi olmazsa, demokrasi de olmaz. Siyasetin finansmanı kayıt dışı olursa, iki tane devlet olur”&nbsp;</p>

<p><strong>Bilgin Akbal<br />
Elektrik Yük.Müh.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 10:11:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/bilgin-akbal-1672252273.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramlaşma Vardı... Malatya Yoktu</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bayramlasma-vardi-malatya-yoktu-78858</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bayramlasma-vardi-malatya-yoktu-78858</guid>
                <description><![CDATA[Bayramlaşma Vardı... Malatya Yoktu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ali Bakan </strong>bayramlaşma düzenledi.</p>

<p>Salon doldu.</p>

<p>Teşkilat geldi.</p>

<p>Muhtar geldi.</p>

<p>Dernek geldi.</p>

<p>Partili geldi.</p>

<p>Çay geldi.</p>

<p>Simit geldi.</p>

<p>Bir tek Ak Partinin Malatyalı vekilleri gelmedi.</p>

<p>Şimdi hakkını teslim edelim.</p>

<p><strong>Bülent Tüfenkci Mekke’de.</strong></p>

<p>Adam hacda.</p>

<p>Allah kabul etsin.</p>

<p>Onu bu fotoğrafın dışında tutalım.</p>

<p>Ama diğerleri…</p>

<p>İşte orası Malatya’nın özeti gibi.</p>

<p><strong>Abdurrahman Babacan belli ki Malatya siyasetini aşmış.</strong></p>

<p>Bir ayağı televizyon stüdyosunda.</p>

<p>Bir ayağı ulusal gündemde.</p>

<p>Bir bakıyorsun Habertürk’te.</p>

<p>Bir bakıyorsun Ankara kulislerinde.</p>

<p>Malatya ise ekranda alt yazı kadar yer bile bulamıyor.</p>

<p><strong>İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak’a gelince…</strong></p>

<p>Kulisler diyor ki…</p>

<p>Bayramlaşma saati <strong>uyku</strong> vaktine denk gelmiş.</p>

<p>Doğrudur.</p>

<p>Sonuçta herkesin bir önceliği vardır.</p>

<p>Kiminin mitingi.</p>

<p>Kiminin yayını.</p>

<p>Kiminin yastığı.</p>

<p>Malatya beklemiş.</p>

<p>Saat beklememiş.</p>

<p><strong>İhsan Koca mı?</strong></p>

<p>Allah rast getire…</p>

<p>Bu cümleden sonra zaten herkes ne demek istediğimi anlıyor.</p>

<p>İşin <strong>garibi </strong>şu.</p>

<p>Bayramlaşma dediğin yılda iki kere.</p>

<p>Ne seçim var.</p>

<p>Ne propaganda.</p>

<p>Ne adaylık yarışı.</p>

<p>Ne koltuk hesabı.</p>

<p>Sadece şehirle aynı kareye girmek.</p>

<p>O kadar.</p>

<p>Ama görünen o ki…</p>

<p>Malatya’da aynı fotoğrafın içine girmek bile zorlaşmış.</p>

<p>Eskiden milletvekilleri bayramda vatandaşın elini sıkardı.</p>

<p>Şimdi vatandaş bayramlaşmada milletvekilini arıyor.</p>

<p>Ve galiba fotoğrafın en acı tarafı şu:</p>

<p><strong>Salonda AK Parti vardı.</strong></p>

<p><strong>Salonda teşkilat vardı.</strong></p>

<p><strong>Salonda Malatya vardı.</strong></p>

<p><strong>Bir tek Malatya’nın vekilleri yoktu.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2008_58_11.jpeg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAYRAMLAŞAMAYAN ODA</span></strong></p>

<p>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası…</p>

<p>Tam 12 bin üye.</p>

<p>Bu ne demek biliyor musunuz?</p>

<p>Şehrin ekmeği orada.</p>

<p>Sanayisi orada.</p>

<p>İhracatı orada.</p>

<p>Atölyesi orada.</p>

<p>Fabrikası orada.</p>

<p>Yani Malatya’nın ticari kalbi orada atıyor.</p>

<p>Ya da atması gerekiyor.</p>

<p>Bayram geldi geçti.</p>

<p>Koskoca oda…</p>

<p>bir bayramlaşma yapamadı.</p>

<p>Mesele çay değil.</p>

<p>Mesele şeker değil.</p>

<p>Mesele protokol fotoğrafı hiç değil.</p>

<p>Mesele <strong>aynı masada buluşabilmek.</strong></p>

<p>Çünkü ticaret güven ister.</p>

<p>Güven temas ister.</p>

<p>Temas istişare ister.</p>

<p>İstişare hareket doğurur.</p>

<p>Hareket bereket getirir.</p>

<p>Şimdi insan ister istemez soruyor:</p>

<p><strong>12 bin üyeyi aynı çatı altında buluşturamayan bir yapı, şehrin ticari enerjisini nasıl bir araya getirecek?</strong></p>

<p>Daha ilginci şu.</p>

<p>Malatya deprem yaşamış.</p>

<p>Esnaf yorgun.</p>

<p>Sanayici temkinli.</p>

<p>Piyasa kırılgan.</p>

<p>Tam da böyle zamanlarda odaların daha görünür olması gerekir.</p>

<p>Daha fazla kapı çalması gerekir.</p>

<p>Daha fazla insanı bir araya getirmesi gerekir.</p>

<p>Ama ortada garip bir sessizlik var.</p>

<p>Sanki oda büyümüş…</p>

<p>ruh küçülmüş.</p>

<p>Sanki bina yerinde duruyor…</p>

<p>ama heyecan başka yere taşınmış.</p>

<p>Oysa bayramlaşma dediğin şey bazen bir çaydan daha fazlasıdır.</p>

<p>Bir masada oturan iki insanın kurduğu cümle…</p>

<p>bazen milyonluk yatırımdan kıymetlidir.</p>

<p>Bir tokalaşma…</p>

<p>bazen aylarca çözülemeyen problemi çözer.</p>

<p>Bir selam…</p>

<p>bazen yeni bir ortaklığın kapısını açar.</p>

<p>Onun için mesele bayramlaşma değil.</p>

<p>Mesele <strong>şehrin ticari nabzının neden bu kadar zayıf attığıdır.</strong></p>

<p>Ve galiba asıl soru da burada başlıyor:</p>

<p><strong>Malatya’nın 12 bin üyeli odasında ses bu kadar az çıkıyorsa… şehir ekonomisinin kalbi gerçekten nerede atıyor?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2008_58_11%20(1).jpeg" style="height:564px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>SESSİZLİĞİN BİTTİĞİ YER</strong></span></p>

<p>Malatya’da yıllardır bir İhsan Koca profili vardı.</p>

<p>Sakin.</p>

<p>Sessiz.</p>

<p>Geri planda.</p>

<p>Şehir konuşur…</p>

<p>sessizlik.</p>

<p>Esnaf konuşur…</p>

<p>sessizlik.</p>

<p>Çiftçi konuşur…</p>

<p>sessizlik.</p>

<p>Sanayici konuşur…</p>

<p>sessizlik.</p>

<p>Derken bir torba yasa çıktı.</p>

<p>Bir baktık…</p>

<p><strong>İhsan Koca imzanın altında.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2008_59_34.jpeg" style="height:601px; width:800px" /></strong></p>

<p>İşin garip tarafı burada başlıyor.</p>

<p>Çünkü tartışılan şey vergi değil.</p>

<p>Yol değil.</p>

<p>Köprü değil.</p>

<p>Baraj değil.</p>

<p>Tartışılan şey doğrudan bir fikir meselesi.</p>

<p>Bir anlayış meselesi.</p>

<p>Bir dünya görüşü meselesi.</p>

<p>Ve tam burada muhafazakâr seçmen dönüp vekiline bakıyor.</p>

<p>Diyor ki:</p>

<p><strong>“Bunca meselede görmediğimiz gayreti burada mı görecektik?”</strong></p>

<p>Siyaset bazen çok acımasızdır.</p>

<p>Yıllarca yaptığınız konuşmalar unutulur.</p>

<p>Ama attığınız bir imza kalır.</p>

<p>Çünkü seçmen kulağıyla değil…</p>

<p>hafızasıyla oy verir.</p>

<p>Bugün sosyal medyaya bakıyorsun.</p>

<p>Kimse yeni yatırım konuşmuyor.</p>

<p>Kimse yeni fabrika konuşmuyor.</p>

<p>Kimse yeni istihdam konuşmuyor.</p>

<p>Konuşulan tek şey şu:</p>

<p><strong>“İhsan Koca neden bu meselenin içinde?”</strong></p>

<p>İnsan ister istemez düşünüyor.</p>

<p>Malatya’nın çözülmeyi bekleyen onlarca meselesi dururken…</p>

<p>vekili görünür kılan şey neden bu oldu?</p>

<p>Belki de siyasetin en ağır yükü budur.</p>

<p>Bazen yaptığın iş değil…</p>

<p><strong>nerede durduğun</strong> konuşulur.</p>

<p>Ve galiba bugün tartışılan da bir yasa maddesinden çok…</p>

<p>o maddenin altındaki imzanın neyi temsil ettiği.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2008_58_11%20(2).jpeg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">CESUR VELİ’NİN EN PAHALI KUMARI</span></strong></p>

<p>Malatya’nın cesur adamı derler.</p>

<p>Doğrudur.</p>

<p>Veli Ağbaba gerçekten cesur çıktı.</p>

<p>Ama bazen cesaret…</p>

<p>insanı zirveye çıkarmaz.</p>

<p>Masaya oturtur.</p>

<p>Hem de bütün sermayesiyle.</p>

<p>Veli Ağbaba yıllardır siyaset biriktirdi.</p>

<p>İlmek ilmek.</p>

<p>Oy oy.</p>

<p>Kriz kriz.</p>

<p>Yüzde 38’e kadar taşıdı hikâyeyi.</p>

<p>Bu rakam CHP için sadece rakam değildi.</p>

<p><strong>Bir yatırım dosyasıydı.</strong></p>

<p>Bir gün Büyükşehir’e yürümenin avansıydı.</p>

<p>Sonra ne oldu?</p>

<p>Masaya bütün fişlerini sürdü.</p>

<p>Kılıçdaroğlu gitti.</p>

<p>Özgür Özel geldi.</p>

<p>İmamoğlu yükseldi.</p>

<p>Veli Ağbaba da tercihini yaptı.</p>

<p>İşte hikâye tam burada başladı.</p>

<p>Çünkü siyasette yanlış tarafta kalmanın faturası bazen seçimi kaybetmek değildir.</p>

<p><strong>Yılların yatırımını kaybetmektir.</strong></p>

<p>Bugün CHP’ye bakıyorsun.</p>

<p>Parti değil.</p>

<p>Parçalı aile toplantısı.</p>

<p>Bir köşede Kılıçdaroğlucular.</p>

<p>Bir köşede Özgür Özelciler.</p>

<p>Başka tarafta İmamoğlucular.</p>

<p>Bir başka masada bölgesel güç odakları.</p>

<p>Aynı binadalar.</p>

<p>Ama aynı partide gibiler mi?</p>

<p>Orası muamma.</p>

<p>Ve şimdi en büyük tehlike ortaya çıkıyor.</p>

<p>Çünkü Veli Ağbaba yıllardır rakipleriyle kavga etmedi.</p>

<p>Geleceğe yatırım yaptı.</p>

<p>Ama insan bazen rakibine yenilmez.</p>

<p><strong>Yatırım yaptığı masanın dağılmasına yenilir.</strong></p>

<p>Bugün Malatya’da konuşulan CHP’nin geleceği değil.</p>

<p>Aslında konuşulan şey şu:</p>

<p><strong>Veli Ağbaba yıllardır çıktığı merdivenin hâlâ duvara yaslı olup olmadığı.</strong></p>

<p>Çünkü siyasette en pahalı kayıp seçim değildir.</p>

<p><strong>Yanlış masaya yatırılan ömürdür.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2008_57_42.jpeg" style="height:639px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">VELİ GİDERSE SAMİ KAZANIR MI?</span></strong></p>

<p>Malatya’da bazıları erkenden bayram hazırlığı yapıyor.</p>

<p>CHP karışmış.</p>

<p>CHP bölünmüş.</p>

<p>CHP kavgalı.</p>

<p>Veli Ağbaba’nın siyaseten zor günler yaşayabileceği konuşuluyor.</p>

<p>Ve hemen ardından aynı cümle geliyor:</p>

<p>“Bu iş Sami Er’e yarar.”</p>

<p>Hakikaten mi?</p>

<p>Bir dakika.</p>

<p>Biraz yavaş.</p>

<p>Biraz hesap.</p>

<p>Biraz matematik.</p>

<p>Selahattin Gürkan seçildiğinde aldığı oy yaklaşık yüzde 67-68.</p>

<p>Sami Er seçildiğinde?</p>

<p>Yaklaşık yüzde 45.</p>

<p>Yani ortada zafer kadar konuşulmayan başka bir rakam daha var.</p>

<p><strong>Yirmi puandan fazla eriyen bir oy.</strong></p>

<p>Ama o günlerde başka bir şey vardı.</p>

<p>Bir anlatı vardı.</p>

<p>Bir vitrin vardı.</p>

<p>Bir itibar yönetimi vardı.</p>

<p>Sami Er anlatılıyordu.</p>

<p>Sami Er pazarlanıyordu.</p>

<p>Sami Er parlatılıyordu.</p>

<p>Aradan zaman geçti.</p>

<p>Broşür kapandı.</p>

<p>Sunum bitti.</p>

<p>Perde kalktı.</p>

<p>Ve geriye yönetim kaldı.</p>

<p>İşte hikâye tam burada başladı.</p>

<p>Çünkü CHP’nin problemi ne olursa olsun…</p>

<p>Sami Er’in problemi yerinde duruyor.</p>

<p><strong>Vekillerle problem.</strong></p>

<p><strong>Teşkilatla problem.</strong></p>

<p><strong>Basınla problem.</strong></p>

<p><strong>İl başkanıyla problem.</strong></p>

<p><strong>Ekip kurma problemi.</strong></p>

<p><strong>Koordinasyon problemi.</strong></p>

<p>Ve hepsinden önemlisi…</p>

<p>“Bildiğim bildik.”</p>

<p>“Dediğim dedik.”</p>

<p>“Çaldığım düdük.”</p>

<p>siyaseti.</p>

<p>Bazıları Veli Ağbaba’nın küçülmesini kendi büyümesi sanıyor.</p>

<p>Halbuki siyaset çocuk parkı değil.</p>

<p>Karşı salıncağın kırılması…</p>

<p>senin yükseldiğin anlamına gelmez.</p>

<p>Rakibin tökezleyebilir.</p>

<p>Muhalefet dağılabilir.</p>

<p>Partiler bölünebilir.</p>

<p>Ama içeride düzen yoksa…</p>

<p>dışarıdaki karmaşanın pek faydası olmaz.</p>

<p>Çünkü bazı siyasetçiler seçimi rakibine karşı kazanır.</p>

<p>Sonra dönüp…</p>

<p><strong>kendi yönetim tarzına karşı kaybetmeye başlar.</strong></p>

<p>Ve galiba bugün sorulması gereken soru şu:</p>

<p><strong>Veli Ağbaba giderse Sami Er kazanır mı?</strong></p>

<p>Yoksa…</p>

<p>Sami Er’in asıl rakibi hâlâ Sami Er midir?</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2008_57_42%20(1).jpeg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KIRK BEŞ YILLIK BETON MU, KIRK YILLIK HİZMET Mİ?</span></strong></p>

<p>Takvim 1980.</p>

<p>Daha internet yok.</p>

<p>Cep telefonu yok.</p>

<p>Sosyal medya yok.</p>

<p>Bugün ahkâm kesenlerin bir kısmı dünyada bile yok.</p>

<p>Bir bina yapılıyor.</p>

<p>Aradan yıllar geçiyor.</p>

<p>On yıl.</p>

<p>Yirmi yıl.</p>

<p>Otuz yıl.</p>

<p>Kırk yıl.</p>

<p>Sonra deprem geliyor.</p>

<p>Ardından mahkeme.</p>

<p>Ve bir isim yeniden gündeme düşüyor:</p>

<p><strong>Ahmet Münir Erkal.</strong></p>

<p>Şimdi insan ister istemez düşünüyor.</p>

<p>Bu şehir Ahmet Münir Erkal’ı neyle hatırlayacak?</p>

<p>Kırk beş yıl önce dökülen betonla mı?</p>

<p>Yoksa kırk yıl boyunca bıraktığı izlerle mi?</p>

<p>Çünkü bazı insanlar makam işgal eder.</p>

<p>Bazıları koltuk eskitir.</p>

<p>Bazıları belediye yönetir.</p>

<p>Ama çok azı şehir hafızasına karışır.</p>

<p>Ahmet Münir Erkal o azlardan biri.</p>

<p>Malatya’nın büyümesine tanıklık etmiş bir isim.</p>

<p>Şehrin dönüşümünde imzası bulunan bir isim.</p>

<p>Sokağında izi olan.</p>

<p>Meydanında hatırası olan.</p>

<p>Bugün dönüp bakıyorsun.</p>

<p>Bir tarafta yarım asra yaklaşan bir bina.</p>

<p>Diğer tarafta yarım asra yaklaşan bir hizmet hikâyesi.</p>

<p>Hayat bazen garip muhasebeci.</p>

<p>Kırk yıllık emeği toplamaz.</p>

<p>Tek dosyayı önüne koyar.</p>

<p>Kırk yıllık hatırayı açmaz.</p>

<p>Tek başlığı büyütür.</p>

<p>Oysa şehirler mahkeme tutanaklarıyla yaşamaz.</p>

<p>Hatıralarla yaşar.</p>

<p>İzlerle yaşar.</p>

<p>Eserlerle yaşar.</p>

<p>Bugün Malatya’da Ahmet Münir Erkal denildiğinde insanların aklına önce bir dosya mı geliyor?</p>

<p>Yoksa bir dönem mi?</p>

<p>Bir karar mı?</p>

<p>Yoksa bir belediyecilik anlayışı mı?</p>

<p>İşte mesele burada.</p>

<p>Çünkü bazı isimler hakkında hüküm vermek kolaydır.</p>

<p>Ama onları birkaç sayfalık dosyaya sığdırmak zordur.</p>

<p>Hem de çok zordur.</p>

<p><strong>Beton yaşlanır.</strong></p>

<p><strong>Binalar yıkılır.</strong></p>

<p><strong>Dosyalar kapanır.</strong></p>

<p>Ama bazı isimler vardır…</p>

<p>Onları mahkeme salonları değil,</p>

<p><strong>şehirlerin hafızası saklar.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2008_57_41%20(1).jpeg" style="height:462px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: DESTEK VAR, KALABALIK YOK</span></strong></p>

<p>Sözcü yazmış:<br />
“Veli Ağbaba’ya büyük destek.”</p>

<p>Fotoğrafa bakıyorsun…<br />
Destek var mı, tartışılır.<br />
Ama kalabalık olmadığı kesin.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2009_01_39.jpeg" style="height:477px; width:800px" /></p>

<p>İnsan merak ediyor:<br />
Manşeti yazan fotoğrafa mı baktı,<br />
yoksa nüfus sayımına mı?</p>

<p>Çünkü bazen haberde en büyük kalabalık,<br />
<strong>başlığın içindedir.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2008_57_41.jpeg" style="height:760px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: “SÖZÜN RAF ÖMRÜ”</span></strong></p>

<p>“Müteahhitten para almam.”</p>

<p>Güzel sözdü.</p>

<p>Alkış da aldı.</p>

<p>Sonra zaman geçti…</p>

<p>Yeni Malatyaspor’da günah olan,<br />
Yeşilyurtspor’da sevap oldu.</p>

<p>Müteahhit aynı müteahhit.</p>

<p>Değişen ne?</p>

<p><strong>Demedi deme Sami…</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET</span></strong></p>

<p>Adamın biri gece evine gelmiş.</p>

<p>Kapıyı çalmış.</p>

<p>Kapıyı açan çocuğu olmuş.</p>

<p>Demişler:</p>

<p>“Bu çocuğu kim dünyaya getirdi?”</p>

<p>Adam:</p>

<p>“Doktor.”</p>

<p>“Evi kim yaptı?”</p>

<p>“Usta.”</p>

<p>“Ekmeği kim verdi?”</p>

<p>“Fırıncı.”</p>

<p>“Parayı kim verdi?”</p>

<p>Adam durmuş.</p>

<p>Hayatta ne varsa…</p>

<p>Herkes bir sebep bulmuş.</p>

<p>Geçen gün deprem oldu.</p>

<p>Birisi fay dedi.</p>

<p>Birisi levha dedi.</p>

<p>Birisi gerilim dedi.</p>

<p>Birisi kırılma dedi.</p>

<p>Herkes sebebi anlattı.</p>

<p>Sebepler tamam.</p>

<p>Ama insan merak ediyor:</p>

<p>Bu memlekette sebeplerin de bir sahibi var mı?</p>

<p>Yoksa onlar da kendi kendine mi çalışıyor?</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da kulislerin sesi yükseliyor…<br />
Bir yanda hafriyat, bir yanda trafik, bir yanda siyaset.<br />
Şehir yeniden kuruluyor deniyor ama vatandaşın sabrı da yeniden test ediliyor.</p>

<p><strong>-Mahallede Alarm Saatine Gerek Kalmadı!</strong><br />
Mahalle aralarına giren iş makineleri ve hafriyat kamyonları sayesinde Malatyalılar artık alarm kurmuyormuş. Sabahın erken saatlerinde başlayan gürültü, gün boyu devam eden toz ve çevre kirliliği mahalleliyi canından bezdirmiş. Kulislerde şu cümle dolaşıyor: “Depremden çıktık, hafriyattan çıkamadık.”</p>

<p>Üç<br />
Şehir merkezindeki daralan yollar, düzensiz parklar ve bitmeyen yıkım alanları nedeniyle trafikte geçirilen süre rekor seviyeye ulaşmış. Eskiden beş dakikalık mesafe şimdi yarım saat sürüyormuş. Vatandaşın ironisi hazır: “Malatya küçük şehir değilmiş, biz yeni öğreniyoruz.”</p>

<p><strong>-Gençlerin Gidecek Yeri Kalmadı mı?</strong><br />
Deprem öncesinin parkları, kafeleri, sosyal alanları birer birer ortadan kalkınca özellikle gençler ve çocuklu aileler alternatif bulamaz hale gelmiş. Şehirde sıkça duyulan söz şu: “Ev var, sokak yok; bina var, hayat yok.”</p>

<p><strong>-CHP Kulislerinde Sular Durulmuyor</strong><br />
38. Olağan Kurultay soruşturmasının Malatya ayağı siyaset kulislerini hareketlendirmiş durumda. CHP Milletvekili Veli Ağbaba’nın yakın çevresinden bazı isimlerin adli süreçlere konu olmasıyla birlikte parti içinde eski hesapların yeniden açıldığı konuşuluyor. Karşı kanatların ses yükselttiği, genel merkezin Malatya dosyasını yakından takip ettiği fısıldanıyor. Şehirde herkes aynı soruyu soruyor: “Bu iş nereye varacak?”</p>

<p><strong>-Fenerle Duvar Gezenler Çoğaldı</strong><br />
Son 5.6’lık depremden sonra daha önce “az hasarlı” denilen evlerde yeni çatlaklar oluşmaya başlamış. Ev sahipleri geceleri duvar kontrolü yapıyormuş. Kulislerde yükselen serzeniş oldukça ağır: “İlk depremde ayakta kaldık ama güven duygumuz yıkıldı.”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bazen en büyük deprem,<br />
yerin altında değil, insanların zihninde yaşanıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah&nbsp;</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:08:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Medeniyet Altı Bin Feette Nasıl Değer Kaybeder?</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-medeniyet-alti-bin-feette-nasil-deger-kaybeder-78857</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-medeniyet-alti-bin-feette-nasil-deger-kaybeder-78857</guid>
                <description><![CDATA[Bir Medeniyet Altı Bin Feette Nasıl Değer Kaybeder?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyanın önümüze düşürdüğü bazı görüntüler toplumsal olarak "Nereye gidiyoruz?" sorusunu da sert bir şekilde yüzümüze çarpıyor. Son olarak İstanbul-Malatya seferini yapan bir hava yolları uçağında yaşanan ve iddialara göre kabin içinde sonlanan o tuvalet tartışması, tam olarak bu cinsten bir olay. Malatya'ya doğru süzülen uçakta, yolcuların gözü önünde yaşanan bu hadise medeniyet ve nezaket sınırlarını zorlayan türden.</p>

<p>Uçak iniş için alçalmaya başlamış, emniyet kemeri ikaz ışıkları yanmış ve havacılığın en kritik aşamalarından birine geçilmiş. Güvenlik prosedürleri gereği kabin ekibi, haklı olarak yerinden kalkan yolcuyu uyarıyor ve tuvalete gitmesine izin vermiyor. Buraya kadar her şey kurallara uygun, olması gerektiği gibi. Ancak iddiaya göre sonrasında yaşananlar, kuralların da, nezaketin de, en temel insani sınırların da sınırını aşıyor.</p>

<p>Peki, bu noktada ne olması gerekirdi? Gelin, hem havacılık kültürü hem de toplumsal sorumluluk açısından madalyonun iki yüzüne de bakalım.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">PROSEDÜRLER ESNETİLEMEZ AMA İNSANİ İLETİŞİM GELİŞTİRİLEBİLİR</span></strong></p>

<p>Havacılık, sıfır hata toleranslı bir sektördür. İniş ve kalkış esnasında yolcuların koltuklarında bağlı kalması bir keyfiyet değil, olası bir sarsıntıda veya acil durumda hayati tehlikeyi önlemek için mutlak bir zorunluluktur. Kabin ekibinin bu kuralı esnetmesini beklemek haksızlık olur; çünkü uçakta yaşanacak her türlü fiziki yaralanmanın sorumluluğu doğrudan onlardadır.</p>

<p>Öte yandan, biyolojik ihtiyaçların ertelenemez ve bazen sağlık sorunlarıyla doğrudan ilişkili olduğu da bir gerçek. Muhtemel bir panik atağı, ani bir rahatsızlığı ya da idrar kaçırma gibi tıbbi bir durumu yönetmek, sadece "Yasak, geçemezsiniz" demekten daha fazlasını gerektirebilir. Bir an için durup iğneyi kendimize batırmamız, empati kurmamız gerekmez mi? Bugün sosyal medyada acımasızca eleştirilen, linç edilen o kişi sizin anneniz, babaanneniz, teyzeniz ya da bizzat siz olabilirdiniz. Ansızın nükseden bir sağlık sorunu yüzünden kendinizi bir anda kontrol edemediğiniz bir biyolojik krizin içinde bulabilirdiniz. Böyle bir durumda, en çaresiz ve en savunmasız anınızın cep telefonlarıyla kaydedilip internette milyonlarca kişiye izletildiğini görseniz ne hissederdiniz? Yaşadığınız sağlık probleminin acısı bir yana, toplumsal bir infazın ortasında kalmanın yaratacağı o psikolojik yıkımı atlatmak mümkün müdür? Şüphesiz kabin ekipleri çok zorlu şartlarda ve yoğun stres altında çalışıyorlar. Ancak bu tür ekstrem kriz anlarında, yolcuyu sakinleştirecek, onun durumunu aciliyet sırasına göre tartacak daha esnek kriz yönetimi refleksleri devreye girebilmeliydi. Elbette işin içinde bir sağlık problemi mi yoksa tamamen bir kuralsızlık inadı mı olduğunu henüz resmi açıklama gelmediği için tam olarak bilemiyoruz.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">"KAYDETMEK" YERİNE "GÖZÜNÜ ÇEVİRMEK" GEREKİRDİ</span></strong></p>

<p>Olayın en az yaşanan hadise kadar düşündürücü olan bir diğer boyutu ise, uçağın içindeki diğer yolcuların refleksi. Bir insanın, sebebi ne olursa olsun, en savunmasız, belki de en trajik anını cep telefonu kameralarıyla saniye saniye kaydedip internete servis etmek bir vatandaşlık görevi değildir. Sosyal medya çağının getirdiği bu "her anı ifşa etme" hastalığı, bizi insan kılan en temel duygulardan birini, yani empatiyi elimizden alıyor.</p>

<p>Orada yapılması gereken şey, telefonlara sarılmak değil, bir insanın içine düştüğü o utanç verici duruma karşı (haklı ya da haksız fark etmeksizin) gözünü çevirmek, o alanı kapatmak ve bir nebze de olsa mahremiyet alanı bırakmaktı. Ne yazık ki toplumsal refleksimiz yine "beğeni ve izlenme" uğruna insan onurunu çiğnemeyi tercih etti.<br />
Gökyüzünde seyahat etmek sadece bir teknoloji meselesi değil, aynı zamanda bir arada yaşama kültürü testidir. Kurallara uymak her yolcunun asli görevidir ve hiçbir biyolojik mazeret, toplumsal açık alanlarda sınırların bu denli aşılmasını haklı çıkaramaz. Ancak medeniyet dediğimiz kavram, kuralların katılığı kadar, kriz anlarında gösterdiğimiz soğukkanlılık, anlayış ve birbirimizin onurunu koruma refleksimizle ölçülür. Umuyoruz ki hava yolu şirketinden gelecek resmi açıklama, olayın arkasındaki tıbbi veya insani gerçeği netleştirir; ancak o zamana kadar bu olay, toplumsal nezaket kurallarımızı yeniden ayarlamamız gerektiğinin en somut kanıtı olarak hafızalarda kalacak.</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 31 May 2026 10:57:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çökme ve götürme!</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/cokme-ve-goturme-78856</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/cokme-ve-goturme-78856</guid>
                <description><![CDATA[Çökme ve götürme!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÇÖKME VE GÖTÜRMENİN PSİKO-ANALİZİ</span></strong></p>

<p>Yıllardır siyasetçilerin rüşvet ve kamu kaynaklarına <strong>“çökme”</strong> ve<strong> “götürme”</strong> eylemleri üzerine konuşulur. Yazılar yazılır, nutuklar atılır. Seçim meydanlarında “<strong>daha temiz daha arınmış” </strong>olduklarını iddia eden liderlerin konuşmaları dinlenir.<br />
Ama seçimler biter kazanan ve kaybeden belli olduktan sonra gerçekler fark edilir.<br />
Koltuğa oturup gücü ele geçirenlerden bazılarının yolsuzluk, rüşvet ve kamu kaynaklarını suistimal etme eğilimleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar.<br />
Üstelik bunu yaparken yüzleri kızarmaz. Sanki doğal bir iş yapıyormuş gibi davrandıkları, kamu kaynaklarını kendi malı gibi kabul ettikleri görülür.<br />
Bu eğilim, psikoloji ve psikanaliz dünyasında nasıl değerlendirilmiştir diye merak ettik ve kısa bir araştırma yaptık.<br />
İlginç ve şaşırtıcı analizlerin yapıldığını, bazı analizlerin, yaşadığımız olay ve kişilere “cuk” oturduğunu ibretle ve dehşetle gördük.<br />
İşte o şaşırtıcı analizlerden birkaçı:</p>

<p><strong>Narsisizm ve "Karanlık Üçlü"&nbsp;</strong><br />
Psikolojide yolsuzluğa yatkınlık genellikle Karanlık Üçlü olarak bilinen üç kişilik özelliğinin birleşimiyle açıklanıyor:&nbsp;<br />
<strong>Narsisizm, Makyavelizm ve Psikopati.&nbsp;</strong><br />
Bu üç özelliğe sahip kişilerin empati yeteneklerinin düşük olduğu belirlenmiş. Bunlar Kamu malına "çökmeyi" bir suç değil, kendi üstünlüklerinin veya "hak ettikleri" gücün doğal bir getirisi olarak görürler.&nbsp;<br />
Bu saptamayı yapan uzmanlara göre, bu yapıdaki bir politikacı için kurallar sadece "sıradan insanlar" içindir. Biraz tanıdık geldi gibi değil mi?<br />
Devam edelim</p>

<p><strong>Kibir Sendromu</strong><br />
Sırada siyasetçilerde görülen güç zehirlenmesi yer alıyor. Bunu<strong> Kibir Sendromu </strong>olarak tanımlamışlar. Onlara göre bu siyasetçilerde görülen bir <strong>"mesleki bozukluktur"</strong>. Bu analize göre güç zehirlenmesi içindeki Kişi, kendisini devletle, güç ile bir tutmaya başlar. <strong>"Ben devletim, güç bende" </strong>algısı oluşur. O Kişi veya kişiler için kamu malını çalmak aslında <strong>"kendi malını kullanmak" </strong>gibi sıradan bir rasyonaliteye dönüşür. Bu türlerin en bariz belirtileri ise size çok daha şaşırtıcı gelecek. Ve mutlaka “<strong>aaa</strong>” diyeceksiniz. Bunlarda aşırı bir özgüven hali, gerçeklerden kopuş ile sadece <strong>“tarihe veya kendi seçmenine"</strong> hesap vereceğine inanma saplantılarının görüldüğü uzmanlarca vurgulanıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-05-28%20at%2022_32_11.jpeg" style="height:458px; width:600px" /></p>

<p>Tabii bu kadarla bitmiyor. Bu kişilerin bir de çocuklukta yaşadıkları aşağılık kompleksini aşırı telafi etme çabaları var. Buna üstünlük çabası deniyor.</p>

<p><strong>Üstünlük Çabası</strong><br />
Bu çaba içindeki Kişi, içindeki yetersizlik duygusunu bastırmak için devasa bir maddi güç ve kontrol mekanizması kurmaya çalışıyor. Kamu malına el koymak, bu kişiliğin dünyadaki varlığını ve <strong>"yenilmezliğini"</strong> kanıtlama biçimi olarak analiz ediliyor.<br />
Vay canına demeyin. Durun daha bitmedi. Uzmanlar yolsuzluğu sadece kişisel bir bozukluk değil sistemin bir sonucu olarak görüyorlar. Buna Durumsal Etki deniyor.<br />
<strong>Yani,</strong> denetimin olmadığı ve gücün mutlaklaştığı ortamlarda<strong> "iyi"</strong> insanlar bile hızla yozlaşabiliyor. Değişik kamu görevlerinde kişiler birdenbire hayal bile etmedikleri bir güç ve mali kaynaklara sahip oluyor ve bir de arkasına siyaset ve başka diğer odakların da desteğini alarak bir nevi<strong> “dokunulmazlık”</strong> kazanıyor. Her türlü denetim ve kontrol bu durumda yetersiz kalıyor.&nbsp;<br />
Bir de bu durumdakilerin "<strong>herkes yapıyor" </strong>diyerek kendi ahlaki pusulasını devre dışı bırakması ve bu işi meşrulaştırması işi içinden çıkılmaz bir noktaya getiriyor.<br />
Kısaca bu kişiler kamu malına çökme ve götürme eylemini yaparken en çok <strong>"Ülkem için çalışıyorum”</strong> mottosuna sığınıyorlar ve adeta<strong> “bu da benim hakkım</strong>" diyerek vicdanlarını susturuyorlar. Ama daha da kötüsü bu mottoya kendi seçmen ve destekçileri de inanmış gözüküyor. Bu kesim ne şaşırtıcıdır götürülen ve çökülen mal kendi malı olmasına karşın görmezden geliyor.<br />
Kişi bu davranışı yaparken kendini hukukun ve toplumun üstünde, dokunulmaz olarak görüyor. Bu konuda soru sorulmasını, eleştirilmeyi veya yargıyı söz konusu bile etmiyor.<br />
Fazla ayrıntıya girmiyor, bunu ve yorumu okuyucuya bırakıyoruz.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BU TİCARETİ AÇIKLAYAN VARSA, GELSİN</span></strong></p>

<p>Yaklaşık 14 bin km uzaklıktaki Şili’den gelen kabuklu ceviz, memleketimizin herhangi bir yerinde üretilen kabuklu cevizden daha ucuz.<br />
Bunu hepiniz biliyor ve bu soruyu ara sıra soruyor olmalısınız.<br />
Bu garip çelişki ABD’den gelen badem, Çin’den gelen sarımsak için de geçerli.<br />
Yani halkımız örneğin, Datça bademini ABD veya Kastamonu Taşköprü sarımsağını Çin’den gelenlerden daha pahalıya satın alabiliyor.<br />
Akşamdan sabaha kadar bu soruyu sorun ve en bilmiş uzmanlar bunu size yanıtlayıp açıklasın yine de tatmin olacağınızı sanmıyorum.<br />
Pekiii bu nasıl oluyor da oluyor?<br />
Yani 14 bin km’den kalkıp gelen ceviz, yerli üretimden daha ucuza satılacak ve bu ticaretten <strong>Şili’deki üreticiden başlayarak, toptancı, ihracatçı, ithalatçı, nakliyeci, Şili ve Türkiye gümrükleri ve de Türkiye’deki satıcı para kazanacaklar,</strong> öyle mi?<br />
Ve bu cevizden daha pahalıya satılan yerli cevize gelince, yerli cevizin bu denli fiyatı ne üreticiyi ne satıcıyı ne de alıcıyı hiç kimseyi mutlu etmeyecek. Öyle mi?<br />
Bu ticareti açıklayan varsa, gelsin… &nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">VİETNAM WEB SİTESİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?</span></strong></p>

<p>Vietnam’da, Vietnamlılara yönelik bir Türk web sitesi var mı bilmiyoruz. Ancak Vietnamlıların Türkiye’de böyle sitesi mevcut. Birkaç hafta önce bu konuda bir yazı yazmış ve Türkiye’deki yabancı sitelerden söz etmiştik. Vietnam’ı gözden kaçırmışız. &nbsp;Vietnam.vn başlıklı bu site şöyle tanıtılıyor: <strong>Vietnam hakkında resmi bilgiler sunmak; Vietnam'daki küresel durum hakkında bilgi vermek, Vietnam'ın imajını güçlendiren bilgiler sunmak, sosyal ağları ve dış ilişkiler bilgi veri tabanlarını entegre etmek. Kullanıcıların dijital ortamda gerçek bir Vietnam deneyimi yaşamalarını desteklemek. </strong>vietnam.vn, Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti devletine ait resmi bir tanıtım ve haber platformu olarak tanıtılıyor. Doğrudan Vietnam Hükümeti'nin kontrolü altında olup, ülkenin kültürel, turistik ve idari yapısını dünya çapında tanıtmak amacıyla faaliyet gösterdiği belirtiliyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-05-28%20at%2022_32_11%20(4).jpeg" style="height:409px; width:600px" /></p>

<p>Edindiğimiz bilgilere göre Site, Vietnam Hükümeti adına yetkili kamu kurumları ve devlet yayın organları tarafından yönetilmekte. Platform üzerinde Komünist Parti ve Devlet politikalarına dair resmi açıklamalar yer almakta. Sitenin amacının Vietnam'ı dünyaya tanıtmak, ülkedeki turistik, kültürel ve sportif etkinlikler hakkında resmi haberler sunmak ve devletin dış politikasına ilişkin bilgileri paylaşmak olduğu vurgulanıyor.<br />
&nbsp;Vietnam’ın kendisini tanıtmak için böyle bir çabaya girişmesi gerçekten güzel bir girişim. Yazıyı yaparken yaptığımız araştırmada Türkiye’nin de Hanoi Büyükelçiliği tarafından yönetilen bir web sitesinin olduğunu öğreniyoruz.<br />
<span style="color:#2980b9"><strong>&nbsp;<br />
&nbsp;KÜTÜPHANEMDEN<br />
GALATA MEVLEVİHANESİ<br />
SERVER DAYIOĞLU<br />
YENİ AVRASYA YAYINLARI</strong></span><br />
&nbsp;<br />
Fatih’in İstanbul’u fethetmesinden sonra 1491 yılında kurulan ilk Mevlevi Tekkesi’ni anlatan eser her yönü ile dikkat çekici. Galata Mevlevihanesi İstanbul’da 500 yıla yaklaşan geçmişi ile gerçek bir kültür, yaşam ve sanat mekânı. Burası bir başka deyişle bir Hz. Mevlana dergahı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-05-28%20at%2022_32_11%20(2).jpeg" style="height:596px; width:400px" /><br />
Eseri Server Dayıoğlu kaleme almış ve bu tarihi mekânı bütün yönleri ile tanıtmış.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-05-28%20at%2022_32_11%20(1).jpeg" style="height:450px; width:600px" /><br />
***<br />
Haftaya tekrar görüşebilmek dileğiyle.</p>

<p><strong>Sarper SAN</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 May 2026 08:32:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir garip ölmüş diyeler </title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-garip-olmus-diyeler-78855</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-garip-olmus-diyeler-78855</guid>
                <description><![CDATA[Bir garip ölmüş diyeler ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Şair ne güzel söylemiş;&nbsp;</p>

<p>Uzaktadır her şey; gökyüzü, deniz,<br />
Her an peşimizden koşan gölgemiz,<br />
Özlenen limanlar, yanan yıldızlar.<br />
Uzaktadır her şey; anneler, kızlar…<br />
Uzaktadır her şey, hep… yalnız ölüm,<br />
Her yerde, her an yakınımız, ölüm.</p>

<p>Yunus Emre de şöyle seslenmiş çağlar ötesinden;&nbsp;<br />
Bir garip ölmüş diyeler<br />
Üç günden sonra duyalar<br />
Soğuk su ile yuyalar<br />
Şöyle garip bencileyin<br />
(Yunus Emre)</p>

<p>Bu fotoğraf ve video, Akçadağ’ın Küçükkürne Köyü’nde 17 Nisan 2026 tarihinde çekildi… Ağır ağır yol alan 80 yaşındaki Salih Kurt amcamız dün fani alemden baki aleme göç etti.&nbsp;<br />
Tek başına yaşıyordu. Ne gam, zaten tek başına doğmadık mı, tek başına da hesap vermeyecek miyiz? Hiç evlenmedi. Uzun yıllar engelli kardeşine baktı. 6 Şubat depreminde, ayakta zor duran derme çatma evi de yıkılınca sağlık ocağına sığındı. Garip doğdu, garip yaşadı, garip öldü.&nbsp;<br />
Şu yürüyüşün ölüme doğru bir yürüyüş olduğunu kim bilebilirdi. Hepimiz de aslında yaşarken ölüme doğru yol almıyor muyuz? Ecel bizi peşimizden gölge gibi takip ediyor, ölüm meleği hep tetikte bekliyor.&nbsp;<br />
Ölümden kaçtıkça daha çok yaklaşıyoruz mukadder akıbete... Her şey uzakta; gökyüzü, deniz, yanan yıldızlar, anneler ve kızlar… Fakat en uzakta gördüğümüz, kim bilir hiç kapımızı çalmayacak sandığımız ölüm ise en yakınımızdadır.&nbsp;<br />
İnsanoğlu garip bir yaratık; sevdiklerimiz, annemiz babamız, evladımız, kardeşimiz sırayla, tek tek, her gün aramızdan ayrılıp giderken, kendi ellerimizle kara toprağa verirken, eve döndüğümüzde hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşamaya devam ederiz.&nbsp;<br />
Ölümün yüzü bize buz gibi soğuk gelir, bütün vücudumuzu elektrik çarpmış gibi sarsılır, hayatın bütün lezzetleri o an bize zehir tadı verir, dünyanın geçiciliği, bizim de bir gün ölebileceğimiz ihtimali beynimize ok gibi saplanır.&nbsp;<br />
“Ölenle ölünmez” derler, elbette, hayat devam ediyor. Fakat ölüm bize ne anlatır?&nbsp;<br />
Yakınlarımızın ölümü hüzün verir bize, ağlar sızlanır, birkaç gün matem havası teneffüs ederiz, sanki belimizden bir kemik kırılmış gibi yığılırız oracıkta… Dünya başımıza yıkılır. &nbsp;Hele vefat eden babamız annemiz ise apaydınlık dünya bir anda zifiri karanlığa dönüşür.&nbsp;<br />
Normal bir insan bütün bunları yaşar, hisseder.&nbsp;<br />
Ya peki gerisi?&nbsp;<br />
Ölüm bize ne anlatır, dedik.&nbsp;<br />
Anlayana ölüm; bir nasihat, bir vaaz, bir derstir. Ölüm, geride kalanlar için paha biçilmez hazine, mirastır. Manevi bir definedir.&nbsp;<br />
Ölümden yeteri kadar ders ve ibret alınmış olsaydı, insanoğlu bu kadar nankör, bu kadar zalim, bu kadar kötü olabilir miydi?&nbsp;<br />
Kalp kırabilir, cinayet işleyebilir, hak yiyebilir, yalan söyleyebilir, fitne ve fesat çıkartabilir, şeytani hileler peşinde koşabilir miydik?&nbsp;<br />
Ölen ölmüştür, ya geride kalan bizler şu fani dünyada, adaletin, hakkın hukukun çiğnendiği, huzur ve mutluluğun ulaşılmaz olduğu şu zorlu imtihan dünyasında biz ne yapacağız?&nbsp;<br />
Yakınlarımızdan ayrılmak zordur ancak inanın şu dünyada yaşamak zorunda kalmak daha zordur.&nbsp;<br />
Rahmetli babam, bir cenaze gördüğünde derdi ki, “Ölüler diriyi götürüyor!” Sahi, ebedi dünyaya göç eden mi ölüdür, yoksa şu fani dünyada kalanlar mı?&nbsp;<br />
O yüzden biz ölüm hadisesine, Batıcı seküler gözüyle bakmayız.<br />
“Babam öldü” ya da “Babamı kaybettik” demeyiz. “Ahirete irtihal etti” (Yani fani dünyadan ebedi dünyaya geçiş yaptı) deriz. “Hakka yürüdü”, “Fani alemden baki aleme seyri sefer etti” deriz.&nbsp;<br />
Neden?<br />
Çünkü biz dünyacı bakış açısının tersine düalizme inanırız, yani ikili bir dünya tasavvurumuz vardır.&nbsp;<br />
Zaten Allah da öyle buyuruyor: “Şüphesiz her nefs ölümü tadacaktır.” Yani, ölüm yok “Ölümü tatma” var. İkisi arasındaki derin fark bizi öteki hayat tarzını benimseyen tek dünyacılardan ayıran en önemli farktır.&nbsp;<br />
****** &nbsp;<br />
İşte Salih Kurt Amcayı’yı baki aleme uğurlarken hep bunları düşündüm. Kırmızı toprak Salih amcanın istirahatgâhına serpilirken, benim de işte bu düşünceler beynime serpiliyordu. Salih amcaya Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, yakınlarına sabır versin.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/makale(3).jpg" style="height:800px; width:374px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 May 2026 08:53:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bereketinden Gastronomide Malatya\&#039;nın Gelecek Vizyonu</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kurban-bereketinden-gastronomide-malatyanin-gelecek-vizyonu-78854</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kurban-bereketinden-gastronomide-malatyanin-gelecek-vizyonu-78854</guid>
                <description><![CDATA[Kurban Bereketinden Gastronomide Malatya\'nın Gelecek Vizyonu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık bir ay önce bu köşede, Malatya’nın geleceğine yön verebilecek vizyoner bir kalkınma modelini kaleme almış; "boş meralarımızın" nasıl birer ekonomik cevhere dönüştürülebileceğini paylaşmıştım.&nbsp;</p>

<p>O yazıdan bugüne memleket sevdalısı pek çok dosttan çok kıymetli, heyecan dolu geri dönüşler aldım.&nbsp;</p>

<p>Demek ki kalpten çıkan, kalbe ulaşıyormuş.</p>

<p>Tam da bu günlerde, yaklaşan Kurban Bayramı’nın o kendine has manevi iklimi, getirdiği bereket ve kadim hayvancılık kültürümüzün şehre yaydığı o muazzam hareketlilik, beni bu mesele üzerinde yeniden tefekkür etmeye sevk etti.&nbsp;</p>

<p>Bayram vesilesiyle gözümüzü ve gönülümüzü çevirdiğimiz o sessiz yaylaları, meraları düşündükçe, içimdeki o memleket heyecanı adeta bir kat daha katlandı.&nbsp;</p>

<p>Müthiş bir potansiyelin tam ortasında durduğumuzu, bu büyük fırsatı şehrin hafızasına bir kez daha, çok daha güçlü bir şekilde nakşetmemiz gerektiğini hissettim ve bu heyecanımı eksiltmeden, yeniden siz saygıdeğer hemşehrilerimle paylaşmak istedim.</p>

<p>Zihnimi kurcalayan ve bu heyecanı tetikleyen en canlı örnek, tarım ve hayvancılık haritasında adeta bir destan yazan&nbsp;<br />
Balıkesir başarısıdır.</p>

<p>Bugün Marmara’nın bu çalışkan kenti; coğrafyasının sunduğu imkanları doğru bir vizyonla işleyerek, kuzu etini coğrafi işaretle taçlandırıp ülkenin en lüks restoranlarının baş köşesine "premium bir marka" olarak yerleştirmeyi başardı. Ticari zeka ve modern pazarlama aklıyla, adeta küllerinden bir hayvancılık ekolü doğurdu.</p>

<p>Peki, sanayide ve teknoloji hamlelerinde kabuğunu kırmaya çalışan, organize sanayi bölgeleriyle geleceğe göz kırpan Malatya’mız, hayvancılıkta neden kendi "Balıkesir Destanı’nı" yazmasın?&nbsp;</p>

<p>Sanayi ve teknoloji atılımlarımızın yanına, bu muazzam hayvancılık potansiyelini eklediğimizde ortaya çıkacak sinerjiyi hayal edebiliyor musunuz?</p>

<p>Bugün Malatya’da dönüp baktığımızda içimizi sızlatan, ama aslında bağrında devasa bir serveti barındıran apaçık bir gerçeğimiz var: Boş meralarımız ve sessizliğe terk edilmiş atıl yaylalarımız.</p>

<p>Biz bu sessizliği bir mahkumiyet değil; sanayi aklıyla, teknolojiyle ve nitelikli tasarımla sıfırdan inşa edilecek muazzam bir ekonomik rönesansın "bakir alanı" olarak görmek zorundayız.&nbsp;</p>

<p>O boş meralar, Malatya’yı küresel gastronomi haritasına taşıyacak en değerli "yeşil altın" madenimizdir.</p>

<p>İşte tam bu bayram arifesinde, bu büyük heyecanla yeniden çağrıda bulunuyorum; gelin günübirlik projeleri bir kenara bırakıp, bu şehre yakışan o devasa vizyonu koyalım:&nbsp;</p>

<p>Malatya’yı Uluslararası bir Gastronomi, Steakhouse ve Festival Şehri yapmak!<br />
Bu hayal, ayakları yere basmayan bir ütopya değildir; aksine endüstriyel ve pratik bir kalkınma modelidir.&nbsp;</p>

<p>Bizim yüksek rakımlı yaylalarımızda, Beydağları’nın, Yama Dağı’nın eteklerinde yetişen hayvanlar, buralardaki endemik bitkilerle ve yaban kekiğiyle beslenir. İşte bu doğal beslenme, et profesyonellerinin "mermerleşme" dediği, etin kendi yağıyla homojen şekilde dokunmasını sağlar. Yani dünyanın en lüks steakhouse zincirlerinin milyarlar ödediği o premium et kalitesi, bizim şu an boş duran yaylalarımızın doğasında zaten gizlidir.</p>

<p>Bu vizyon, geleneği eksiltmeden, üzerine modern dünyayı inşa etmeyi gerektirir.&nbsp;</p>

<p>Elbette bu hedefin önünde aşılması gereken bürokratik, lojistik ve insani altyapı adımları vardır.&nbsp;</p>

<p>Ancak çözümsüz hiçbir engel yoktur.</p>

<p>İlk adımda, meraların hukuki statüsü ve tahsis süreçleri için yerel yönetimler, tarım müdürlükleri ve köy kooperatifleri arasında kamu-özel sektör iş birliği modelleri kurulabilir; meraların hakkaniyetli ve rotasyonel kullanım sistemi güvenceye alınır. Yaylalarımızın o bakir, sessiz atmosferinde taştan ve ahşaptan yapılmış, doğayla tam uyumlu, pratik tasarımlı "Gurme Yayla Köyleri" kurulurken; ekolojik dengeyi bozmadan taşınabilir, modüler altyapı çözümleri (güneş enerjisi, mobil arıtma ve çevre dostu lojistik hatlar) devreye sokulur.&nbsp;</p>

<p>Böylece doğayı tahrip etmeden, aksine koruyarak pratik bir yerleşim modeli inşa edilir.<br />
İkinci olarak; bu devasa üretimi sırtlayacak nitelikli iş gücü açığı, kurulacak bir "Gastronomi, Hayvancılık ve Et Teknolojileri Akademisi" ile çözülür.&nbsp;</p>

<p>Yerel gençlerimizi modern sürü yönetiminden profesyonel kasaplığa, ileri et işleme tekniklerinden (dry-aged) dünya standartlarında steakhouse şefliğine kadar eğitecek bu yapı, projenin insani ve sürdürülebilir motoru olacaktır.</p>

<p>Biz bu kaliteli hammaddeyi alıp sadece canlı hayvan olarak sevk etmeyeceğiz. Entegre sanayi tesislerimizle, modern et işleme teknolojilerimizle bu gücü katlayacağız.&nbsp;</p>

<p>Malatya mutfağının kadim fırın, tandır ve kuyu kültürünü, modern dünyanın anladığı "Et Restorancılığı (Steakhouse)" diliyle yeniden paketleyeceğiz.&nbsp;</p>

<p>Düşünün ki; Malatya’nın meşhur kayısı odunlarının dumanıyla tütsülenmiş, özel tuz odalarında yaşlandırılmış (dry-aged) etler, şehrimize has benzersiz birer imza ürün haline geliyor.&nbsp;</p>

<p>Şehrin karmaşasından kaçan insanlar, o tertemiz yayla havasında, ağır odun ateşinde pişmiş etlerin ritüelini deneyimliyor.</p>

<p>Ve bu sanayi, tarım ve lezzet zincirini dünyaya haykıracak olan o büyük hamle: Festival coşkusu...</p>

<p>Şehir merkezlerinin dar alanlarına sıkışmış etkinlikleri bir kenara bırakın.&nbsp;</p>

<p>Malatya’nın ucu bucağı görünmeyen o muazzam, boş yaylalarında uluslararası nitelikte bir&nbsp;<br />
"Yayla Gastronomi ve Ateş Festivali" düzenlediğimizi tahayyül edin.&nbsp;</p>

<p>Dünyanın en ünlü şeflerinin, gurmelerinin, seyahat yazarlarının kente akın ettiği; devasa meydan ateşlerinin etrafında açık havada et pişirme performanslarının sergilendiği bir festival...&nbsp;</p>

<p>Amerika’nın meşhur barbekü festivallerinin; Anadolu irfanı, Selçuklu ve Osmanlı mutfak kültürüyle yeniden harmanlanıp dünyaya tescilli bir marka olarak servis edilmesidir bu.</p>

<p>Bu mekânlarda ve festivallerde sunulacak etlerin, tasarlanacak konseptlerin isimleri de bu toprakların asaletini taşımalı; köklerimizden beslenen o asil ruhu geleceğe taşımalıdır.&nbsp;</p>

<p>Bu vizyon hayata geçtiğinde, Malatya’nın yerel besicisi, kasabı, esnafı ve genci doğrudan dünya pazarıyla entegre olacak, sanayideki teknolojik dönüşümümüz hayvancılıkla taçlanacaktır.</p>

<p>Balıkesir kendi coğrafyasının hikayesini yazdı ve başardı. Şimdi sıra; meraları boş, yaylaları sessiz ama bağrı cevher dolu Malatya’mızda.&nbsp;</p>

<p>Kurban Bayramı’nın getirdiği bu bereket kapısında, bu büyük vizyonu şehrin ufkuna nakşetmek hepimizin sorumluluğudur.&nbsp;</p>

<p>Unutmayalım ki, dünyada boş alanları nitelikli akılla ve sanayi disipliniyle dolduranlar, her zaman geleceğe yön verenler olmuştur.</p>

<p>Yeter ki bu vizyona inanalım; yeter ki tasarımlarımızı doğayla uyumlu, pratik ve kararlı adımlarla hayata geçirelim. Bayramımız mübarek, vizyonumuz daim olsun.</p>

<p>Kurbanınız kabul, bayramınız mübarek olsun!</p>

<p>Selam ve muhabbetle...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 May 2026 20:33:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda sindirim sistemini yormayın</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bayramda-sindirim-sistemini-yormayin-78853</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bayramda-sindirim-sistemini-yormayin-78853</guid>
                <description><![CDATA[Bayramda sindirim sistemini yormayın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı, bereketli sofraların kurulduğu, aile ziyaretlerinin arttığı ve paylaşmanın en güzel şekilde yaşandığı özel zamanlardan biri. Ancak bayram döneminde değişen beslenme düzeni, artan et tüketimi ve kontrolsüz ikramlar sindirim sistemi başta olmak üzere birçok sağlık sorununu da beraberinde getirebiliyor. Özellikle ani ve yoğun et tüketimi mide yanması, hazımsızlık, şişkinlik ve bağırsak problemlerine neden olabiliyor. Bu nedenle bayram boyunca hem sofraların tadını çıkarmak hem de sağlığı korumak için dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekiyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Kurban Eti Hemen Tüketilmemeli</span></strong></p>

<p>Bayramda yapılan en yaygın hatalardan biri, kesilen etin dinlendirilmeden tüketilmesidir. Yeni kesilmiş et sert yapıda olduğu için hem pişirmesi hem sindirimi daha zor olabilir. Özellikle mide hassasiyeti yaşayan bireylerde dinlendirilmeden tüketilen et hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Bu nedenle etin uygun koşullarda birkaç saat dinlendirilmesi, mümkünse 12-24 saat bekletildikten sonra tüketilmesi sindirim açısından daha sağlıklı olacaktır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Etin Saklama Koşulları da Büyük Önem Taşıyor</span></strong></p>

<p>Kurban etlerinin doğru şekilde saklanması hem sağlık hem gıda güvenliği açısından oldukça önemlidir. Büyük parçalar halinde saklanan etler geç soğuyabileceği için bakteri oluşumu açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle etlerin küçük porsiyonlara ayrılarak buzdolabı poşeti veya saklama kaplarında muhafaza edilmesi öneriliyor. Etlerin oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemesi gerekiyor. Uzun süre saklanacak etlerin ise derin dondurucuda uygun koşullarda muhafaza edilmesi hem besin değerinin korunmasına hem de güvenli tüketimine katkı sağlar.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Bayram Sabahına Hafif Bir Kahvaltıyla Başlayın</span></strong></p>

<p>Bayram sabahında uzun süre aç kalıp doğrudan kavurma ve ağır yemeklerle başlamak mideyi zorlayabiliyor. Bunun yerine yumurta, peynir, zeytin, domates, salatalık ve tam tahıllı ürünlerden oluşan hafif bir kahvaltı tercih edilmesi gün içerisindeki beslenme düzenini korumaya yardımcı olur. Aç karnına aşırı yağlı ve yoğun et tüketmek mideyi yorabileceği gibi gün boyu halsizlik hissine de neden olabilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Et Tüketiminde Porsiyon Kontrolü Şart</span></strong></p>

<p>Kırmızı et kaliteli bir protein kaynağıdır; demir, çinko ve B vitaminleri açısından oldukça zengindir. Ancak fazla miktarda tüketildiğinde sindirim sistemi üzerinde yük oluşturabilir. Özellikle yağlı etlerin aşırı tüketimi kolesterol ve tansiyon açısından risk oluşturabiliyor.</p>

<p>Bayram boyunca her öğünde yoğun miktarda et tüketmek yerine öğün dengesine dikkat edilmeli. Etin yanında lif içeriği yüksek sebzeler, salata, yoğurt veya ayran tüketmek sindirimi desteklerken porsiyon kontrolünü sağlamaya da yardımcı olur.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Hızlı Yemek Yemek Sindirimi Zorlaştırabiliyor</span></strong></p>

<p>Bayram sofralarında uzun süre aç kaldıktan sonra hızlı yemek yemek da sık yapılan hatalardan biri. Beynin tokluk sinyalini algılaması yaklaşık 15-20 dakikayı bulabiliyor. Bu nedenle hızlı yemek yemek fark edilmeden fazla tüketimin önüne geçemeyebiliyor. Aynı zamanda yeterince çiğnenmeden tüketilen besinler mideyi daha fazla çalıştırarak şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Besinlerin yavaş tüketilmesi ve iyi çiğnenmesi sindirim sistemini rahatlatmaya yardımcı olur.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Pişirme Yöntemi Sağlığı Etkiliyor</span></strong></p>

<p>Bayram sofralarında nasıl pişirdiğimiz de büyük önem taşıyor. Çok yağlı kavurmalar, kızartmalar ve yüksek ateşte uzun süre pişirilen etler mideyi zorlayabiliyor. Bunun yerine haşlama, ızgara veya fırınlama gibi daha sağlıklı yöntemler tercih edilmeli.</p>

<p>Mangalda et pişirirken etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli. Çok yüksek ateşte pişen ve yanan etler sağlık açısından risk oluşturabiliyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sebze ve Salata İhmal Edilmemeli</span></strong></p>

<p>Bayram sofralarında çoğu zaman et ön plana çıkarken sebze tüketimi geri planda kalabiliyor. Oysa etin yanında tüketilen sebzeler sindirimi desteklerken aynı zamanda daha dengeli bir öğün oluşmasına yardımcı olur. Özellikle bol yeşillikli salatalar ve C vitamini içeren sebzeler demir emilimini destekleyebilir.</p>

<p>Sadece et ağırlıklı beslenmek bağırsak düzenini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle lif tüketimine dikkat etmek oldukça önemli.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Tatlı ve İkramlarda Ölçülü Davranılmalı</span></strong></p>

<p>Bayram ziyaretleriyle birlikte çay, kahve, çikolata ve tatlı tüketimi de artıyor. Özellikle şerbetli tatlıların sık tüketilmesi kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olabilir. Tatlı tercihlerinde sütlü tatlılara veya meyveye yönelmek daha dengeli bir seçim olacaktır. İkramları tamamen reddetmek yerine küçük porsiyonlarla ilerlemek hem sosyal ortamı korumaya hem de aşırı tüketimin önüne geçmeye yardımcı olur.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Su Tüketimini İhmal Etmeyin</span></strong></p>

<p>Artan protein tüketimiyle birlikte vücudun su ihtiyacı da artıyor. Yetersiz su tüketimi sindirim problemleri, ödem ve halsizlik hissini artırabiliyor. Gün içerisinde düzenli su tüketmek hem metabolizmayı destekler hem de sindirim sisteminin daha rahat çalışmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Kronik Hastalığı Olanlar Daha Dikkatli Olmalı</span></strong></p>

<p>Diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalığı, böbrek rahatsızlığı veya mide problemi olan bireylerin bayram sürecinde daha kontrollü beslenmesi gerekiyor. Özellikle aşırı yağlı et tüketimi ve yoğun tatlı tüketimi sağlık sorunlarını tetikleyebilir. Bu nedenle kişiye özel beslenme düzeninin korunması büyük önem taşıyor.</p>

<p>Elbette bayram sofralarında et de tatlı da olacak. Önemli olan tamamen kısıtlamak değil, ölçüyü koruyabilmek. Porsiyon kontrolüne dikkat ederek, dengeli tercihler yaparak ve sindirim sistemini yormadan geçirilen bir bayram hem sağlığımızı koruyacak hem de bayramın keyfini daha rahat çıkarmamızı sağlayacaktır. Bayramın sağlık, huzur ve bereket getirmesi dileğiyle… Herkese iyi bayramlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 May 2026 08:23:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Gün Kapıyı Çalacaksınız, Açan Olmayacak!..</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-gun-kapiyi-calacaksiniz-acan-olmayacak-78852</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-gun-kapiyi-calacaksiniz-acan-olmayacak-78852</guid>
                <description><![CDATA[Bir Gün Kapıyı Çalacaksınız, Açan Olmayacak!..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu makalemde sizlerle ibretlik bir hikâyeyi paylaşacağım.<br />
Duygusallığımı bağışlayın ve eğer sizleri bayram arifesinde ağlatırsam da affedin lütfen...</p>

<p>Adamın biri der ki;</p>

<p>Bir süre önce bir kadınla yemeğe çıktım. Bu fikir aslında eşime aitti. Bana dedi ki: "Onu ne kadar çok sevdiğini, onun da seni ne kadar çok sevdiğini ve sana nasıl hasret olduğunu çok iyi biliyorum."</p>

<p>Eşimin, dışarı çıkıp vakit geçirmemi istediği kişi annemdi.</p>

<p>Annem 19 yıldır yalnız yaşıyordu. Fakat işlerin yoğunluğu, günlük hayatın koşturmacası, çocukların eğitimi ve sorumluluklar yüzünden onu nadir ziyaret edebiliyordum.</p>

<p>Bir gün onu aradım ve restoranda akşam yemeğine davet ettim. Annem bana şaşkınlıkla, "İyi misin?" diye sordu.</p>

<p>Evet, iyiyim ama seninle baş başa dışarı çıkmak istiyorum anne dedim. Şaşırarak, "Sadece ikimiz mi?" diye sordu. Evet dedim.</p>

<p>"Bunu ne kadar çok istediğimi bilemezsin" diye karşılık verdi.</p>

<p>Ertesi gün iş çıkışı yanına gittim. Evine vardığımda kıyafetlerini giymiş beni bekliyordu. Görünüşe göre, babamın vefatından önce ona aldığı son elbiseydi. Annem bir melek gibi gülümsedi ve "Herkese bugün oğlumla dışarı çıkacağımı söyledim" dedi.</p>

<p>Güzel ve sakin bir restorana gittik. Annem, sanki ülkenin "First Lady'siymiş" gibi koluma girdi. Masaya oturduktan sonra menüyü okumaya başladım. Çünkü o küçük harfleri okuyamıyordu. Ben okurken, o kırışık dudaklarında kocaman bir tebessümle bana bakıyordu.</p>

<p>Sözümü keserek şöyle dedi:<br />
"Sen küçükken sana menüyü ben okurdum, sen de dinlerdin."</p>

<p>Gözlerim dolarak ona cevap verdim:<br />
"Şimdi senin borcunun küçük bir kısmını ödeme sırası bende anne" dedim.</p>

<p>Yemek boyunca çok konuştuk; eski hikâyeler, yeni hikâyeler derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Gece yarısını geçmişti. Evinin kapısına döndüğümüzde;</p>

<p>"Bir kez daha birlikte çıkalım, ama bu sefer hesap benden" dedi.<br />
Ellerini öptüm ve onunla vedalaştım.</p>

<p>Birkaç gün sonra annem kalp krizi geçirerek vefat etti. Her şey çok ani oldu, hiçbir şey yapamadım.</p>

<p>Bir süre sonra restorandan bana annemin el yazısıyla bıraktığı bir not ulaştı. Notta şöyle yazıyordu:</p>

<p>"Oğlum, faturayı önceden ödedim. Çünkü bir daha orada olamayabilirim. Her şey Allah'ın takdirindedir. Sen ve eşin için iki kişilik yemek bedelini ödedim. Çünkü o gece, hayatımda yaşadığım en güzel geceydi. Seni seviyorum oğlum."</p>

<p>Yıllar önce babasını ve annesini kaybeden biri olarak, annesizliğin ve babasızlığın hissiyle söylüyorum:</p>

<p>Bu bayram anne ve babalarınızın yanında olun. Onlarla sohbet edip güzel vakit geçirin.</p>

<p>Bir gün hepimiz anne ve babamızı ebedî âleme uğurlayacağız. Onları kaybetmeden önce yanlarında olup, onlara yaklaşalım.</p>

<p>Eğer göçüp gitmişlerse, onlara dua edelim ve rahmet dileyelim.</p>

<p>Yüce Allah Kur'an'da şöyle buyuruyor:<br />
"Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara 'öf' bile deme, onları azarlama ve onlara güzel, gönül alıcı söz söyle. Onları merhametle alçak gönüllülük kanadıyla sar ve de ki: Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl yetiştirdilerse, Sen de onlara öyle merhamet et."</p>

<p>Eşine değer veren, anne-babasına iyi davranmasını hatırlatan, kocasına değer veren &nbsp;anne-babasına hayırlı evlat olmasını hatırlatan hayırlı eşleri Allah mübarek eylesin.&nbsp;</p>

<p>Yüce Allah beni ve sizleri anne-babasına yaşarken de, öldükten sonra da iyilik edenlerden eylesin. Âmin...</p>

<p><strong>Fi Emanillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 May 2026 07:48:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çin’de Adaletli Olmamızı İstiyor…</title>
                <category>Bilgin Akbal</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/cinde-adaletli-olmamizi-istiyor-78851</link>
                <author>bilginakbal@malatyatime.com (Bilgin Akbal)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/cinde-adaletli-olmamizi-istiyor-78851</guid>
                <description><![CDATA[Çin’de Adaletli Olmamızı İstiyor…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;2000 yıllların başında bankada çalışırken bir arkadaşımın konuşmasını duymakta zorluk çektiğimden; biraz yüksek sesle konuşmasını istedim. Arkadaşım da herkesin kendisini normal duyduğunu ve benim kulaklarımda bir sorun olabileceğini söyledi. Doktora gittim ve yapılan teste “13’li yaşlarda baba mesleği dokumacılık yaptığımdan” meslek hastalığının doğal sonucu olarak bazı frekanstaki sesleri duymadığım sonucuna varıldı. Fakat işitme cihazı kullanmak için kendimi hazır hissetmediğimden uzun bir süre uzak durdum.</p>

<p>&nbsp;Lakin işitme sorumum yaşa da bağlı olarak daha da artınca benimle benzer sorunu yaşayan dostumun tavsiyesi üzere; &nbsp;Doktor Emel Çetin Hanıma gittik. Kendisinin yaptığı ölçümler sonucu işitme cihazı almak zorunda kaldım. Eee artık yaşta belli bir yere geldiğinden kaçınılmaz sonuç bu olsa gerek…</p>

<p>Emel Çetin Hanımla yaptığımız sohbet sırasında Ülke Politikaları Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi olduğumu ve Vakıf olarak “Siyaset, Hukuk, Anayasal Düzen, Ekonomi, Dış Politika, Güvenlik vb.” konu başlıklarında birer günlük Forumlar yaptığımızı ve Elektrik Mühendisleri Odası üyesi olarak 13.Mayıs.2023 tarihinden başlayarak İzmir, Eskişehir, İstanbul, Trabzon, Samsun ve Sinop’ta Belediye ve Sivil Toplum kuruluşlarının katılımı ile İklim Buluşmaları kapsamında Su-Gıda-Enerji Politikaları başlığında birer günlük etkinliklerin sabah oturumunda “Su ve Gıda Politikalarını”, öğleden sonra 2.Oturumda “Enerjinin etkin kullanımı ile Yenilenebilir Enerjiye dönüşüm Politikalarını”, son oturum ise Forum-Panel formatında etkinliği yaptığımız bölgeye yönelik neler yapılabilirliğini tartışımızdan bahsedince kendisinin de; Çin İş Gelişte ve Dostluk Derneğinin Saymanı olduğunu “55. Yılında Çin Türkiye İlişkileri” başlığında 2 günlük toplantı düzenlediklerini ve açılışta kendisinin de bir konuşma yapacağını belirterek toplantılarına davet ettiler.</p>

<p>Üyesi olduğum Elektrik Mühendisleri Odasının içinde yer aldığı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin (TMMOB) "Emperyalizmin Yeni Biçimleri ve Sanayileşme Stratejileri" ana temasıyla 19-20.Aralık.2025 tarihlerinde yapacağı “Sanayi Kongresi” öncesi hazırlık kapsamında 25.Nisan.2025 tarihinde İstanbul Kartal’da düzenlenen bir günlük etkinlikte Çin’in bizim gibi enerjide dışa bağımlı olmasına karşın son 25 yılda; eğitim, yapay zekâ, biyoteknoloji, siber kapasite, kuantum bilgisayarlar, araştırma geliştirme, teşvik uygulamaları, kritik malzemeler ve öncelikli sektörlerle imalat sanayide yüksek teknolojili ürünlerle ihracatı ile uluslararası ticarette cari fazla vermesi sonucu muazzam büyümesinden ve gelişmelerinden çok etkilenmiş olduğumdan yapılan daveti önemsedim.</p>

<p>13-14 Mayıs 2026 tarihlerinde Yapı Kredi Bankası Genel Müdürlüğü’nde yapılan toplantı; Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği, Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti Dostluk Derneği, İstanbul Okan Üniversitesi ve Şanghay Üniversitesi Küresel Çalışmalar Enstitüsü işbirliğinde “Diplomatik Tanınmanın 55. Yıl Dönümü münasebeti ile Türkiye-Çin İlişkileri: Sorunlar ve Çözümler” başlığında uluslararası foruma katıldım.</p>

<p>Düzenlenen etkinlikte akademi, diplomasi, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları yer aldı. &nbsp;</p>

<p>Çin ve Türk konuşmacılar oturumlarda eşit sayıda yer alarak; ekonomik işbirliği, ticaret, kültürel ilişkiler ve küresel gelişmeler çerçevesinde iki ülke arasındaki işbirliği potansiyelinin geliştirilmesi değerlendirilmiş olması çok önemli idi. Çin-Türkiye ikili ticaret hacmi başlangıçta 1 milyon dolarken bugün yaklaşık 50 milyar dolara ulaştığı, karşılıklı ziyaret sayısının yıllık 500 bin kişiyi aştığı, Türkiye’nin Çin’den ithal ettiği ürünlerin yüzde 80’inden fazlasının ara mallardan yani elektronik ürünleri, makine ve ekipmanlar, sanayi ham maddelerden oluştuğu ve bu ürünlerin Türkiye’nin başlıca ihracat sektörlerinin temel girdilerini oluşturduğu ve Çin-Türkiye işbirliği, Türkiye’nin tedarik zincirinin üst ve alt halkalarının etkin biçimde bütünleşmesine katkı sağlarken, imalat sanayisinin temelini de güçlendirdiğini, istihdam yaratığını ve Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü yükseltmesine önemli destek sunduğu ortaya konulmasına karşın; birçok ülkeden öğrenciler Türkiye’deki üniversitelerde öğrenim gördüğü gibi Çinli öğrencilerinde ülkemizde eğitim görmesi, turizmin geliştirilmesi, BYD’nin araba üretimi için Macaristan’da yapmış olduğu fabrikasının yakında açılışının yapılacak olmasına karşın ikili anlaşma ile Manisa’da kurulması planlanan yatırama ilişkin hala bir çivi dahi çakılmadığı gibi birçok konu üzerinde değerlendirmeler yapıldı.</p>

<p>Bu toplantının en önemli tarafı binlerce yıldır tarih sahnesinde var olan iki ülkenin temsilcilerinin aynı ortamda konuları ele alması idi. İlişkilerin geliştirilmesinde bir birimizin konulara bakış açılarımızı ortaya koyması önemli idi. Çinli bir konuşmacının ilişkilerimizin geliştirilmesi noktasında “Arap dostlarınıza ve Avrupalılara ne imkanlar veriyorsanız bize de bu imkanları sağlamalısınız. Adaletli olmalısınız.” sözleri için çok düşünmemiz gerekmektedir.</p>

<p>&nbsp; Ülkemizde imalat sanayinde yüksek teknoloji oranı da %4 altında olması imalat sanayinin GSYH içindeki payı son 5 yıldır düşmektedir. Bunun sonucu olarak emek gelirlerinin katma değer içindeki payı da en çok imalat sanayinde düşmüştür.</p>

<p>Geçmişte Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı yapmış Kayseri Milletvekili Hulusi Akar’ın geçtiğimiz günlerde gençlere “işi ve okula ara vererek Çin'e gitmelerini, orada 3-5 yıl kalarak sanayi devrimindeki ve teknolojide yaşanan gelişmeleri bizzat yerinde incelemelerini” öğütlemesi de çok önemlidir.</p>

<p>Sonuç olarak bölgemizdeki savaşların etkilerini de göz önüne alarak kurtuluş savaşı sonrası yüzümüzü batıya dönerek daha cumhuriyeti ilan edilmeden, Lozan görüşmeleri sırasında 17.Şubat.1923 yapılan Türkiye İktisat Kongresi gibi yeni bir hikaye yazmak için bu sefer yüzümüzü doğuya çevirerek ülkemizin bağımsızlığını, sanayileşmesini, toplumsal kalkınmasını ve demokratikleşmesini geliştirmek için yeni bir İktisat Kongresi yapmalıyız.</p>

<p>2019 yılından bu yana çeşitli makalelerimde önemine vurgu yapmış olduğum Karadeniz, Ege ve Akdeniz’deki 462.000 kilometrekare Münhasır Ekonomik Bölgelerimizdeki haklarımıza yönelik MAVİ VATAN kanun teklifinin geçtiğimiz günlerde TBMM’si gündemine alınması ile yasalaştırılma çabalarından çok mutlu oldum. Yapılan çalışmaları gönülden destekliyorum.</p>

<p>&nbsp;Bilgin Akbal Elektrik Yük.Müh.&nbsp;</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 May 2026 07:44:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/bilgin-akbal-1672252273.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>\&quot;Mutlak Butlan\&quot; ve Kemal Kılıçdaroğlu</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/mutlak-butlan-ve-kemal-kilicdaroglu-78850</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/mutlak-butlan-ve-kemal-kilicdaroglu-78850</guid>
                <description><![CDATA[\"Mutlak Butlan\" ve Kemal Kılıçdaroğlu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Siyasette bazı insanlar seçim kazanarak büyür, bazı insanlar ise karakterleriyle iz bırakır. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Türk siyasetindeki yeri de tam burada durmaktadır.</p>

<p>Yıllarca CHP Genel Başkanlığı yaptı. En ağır eleştirilere maruz kaldı. Seçim sonuçları nedeniyle hedef tahtasına konuldu. Fakat bütün bu yıllar boyunca rakipleri bile onun şahsî servetiyle, lüks yaşamıyla, şaibeli ticari ilişkileriyle veya kamu vicdanını yaralayacak kişisel çıkar düzenleriyle ilgili somut tek bir dosya ortaya koyamadı. Mütevazı yaşamı, sade hayatı ve devlet terbiyesiyle siyaset sahnesinde varlığını sürdürdü.</p>

<p>Değişim Diye Geldiler, CHP'Yİ Mahkeme Koridorlarına Taşıdılar:</p>

<p>2023 kurultayında CHP tabanına büyük vaatler sunuldu.<br />
"Değişim" dediler.<br />
"Yeni bir dönem başlıyor" dediler.<br />
"CHP artık iktidara yürüyor" dediler.<br />
Kamuoyuna sunulan tablo buydu.</p>

<p>Ancak aradan geçen süre içinde CHP'nin gündemi iktidar yürüyüşü değil, bitmek bilmeyen iç çekişmeler, kurultay tartışmaları, yargı süreçleri ve meşruiyet krizleri oldu.</p>

<p>Parti, Türkiye'nin sorunlarını konuşmaktan çok kendi kurultayını ve iç çekişmelerini konuştu. Mahkeme salonları parti koridorlarının önüne geçti.</p>

<p>Kurultayın nasıl yapıldığı, delegelerin iradesinin nasıl şekillendiği, süreçte hangi yöntemlerin kullanıldığı ve ortaya atılan iddialar hâlâ kamuoyunun gündeminden düşmedi.</p>

<p>Bugün gelinen noktada ortaya çıkan tablo, "değişim" sloganının arkasındaki siyasi projenin ciddi şekilde sorgulanmasına yol açmıştır. CHP seçmeni iktidar alternatifi beklerken, parti sürekli kriz üreten bir yapıya dönüşmüştür.</p>

<p>Sayın Kılıçdaroğlu'na yakın birçok isim ve taraftarı ise yaşananların sıradan bir kurultay yarışı olmadığını savundu. Onlara göre süreç, parti içerisindeki belirli odaklar tarafından planlanan ve Ekrem İmamoğlu'nun öncülüğünde yürütülen geniş kapsamlı bir tasfiye operasyonuydu. Bu nedenle kurultay tartışmaları sadece bir genel başkanlık yarışı olmaktan çıkıp CHP tarihinin en sert iç hesaplaşmasına dönüştü.</p>

<p>Belediyeler üzerinden yürüyen tartışmalar, soruşturmalar, görevden almalar ve kamuoyuna yansıyan iddialar CHP'nin kurumsal itibarını ciddi şekilde tartışmaya açmıştır.</p>

<p>CHP seçmeninin beklentisi iktidara yürümekti, hizmetti, çözüm üretmekti, daha güçlü bir muhalefetti. Fakat CHP bu süre içinde kendi iç hesaplaşmalarının gölgesinde kaldı.</p>

<p>Kılıçdaroğlu'nun ayrılmasıyla birlikte CHP tarihinin en ağır meşruiyet krizlerinden biriyle karşı karşıya kalmıştır. Bugün gelinen noktada parti yönetiminden belediyelere kadar uzanan tartışmalar, CHP'nin kamuoyu nezdindeki güvenilirliğini ciddi şekilde tartışılır hale getirmiştir.</p>

<p>Bugün mahkemenin "mutlak butlan" kararıyla CHP'de yeniden Kemal KILIÇDAROĞLU dönemi başlayacaktır. Başından beri bu mücadeleyi verenlere hayırlı olmasını diliyorum.&nbsp;</p>

<p>Ama Sayın Kılıçdaroğlu'nada, iktidara da muhalefete de aciline bir tavsiyem:</p>

<p>Bu milletin mayasında inanç vardır, maneviyat vardır, aile ve kardeşlik vardır, gelenek vardır. Türkiye'de hiçbir siyasi hareket bu toplumsal gerçekliği yok sayarak kalıcı başarı elde edemez. Belki de Ak Partinin uzun süre iktidarda kalmasının sırrı buradadır.&nbsp;</p>

<p>Bundan sonra ekonomik sorunlara çözüm üreten, milli ve manevi değerlere saygı gösteren, vatandaşın inancına ve yaşam tarzına güvence veren, aileyi ve gençliği koruyan siyaset anlayışı, toplumda daha fazla karşılık bulacaktır.</p>

<p>Sayın Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığında CHP'nin önündeki en büyük sınav, toplumla kurduğu mesafedir. Geçmişindeki tartışmalı uygulamalar nedeniyle dindar kesimlerde oluşan güvensizliği aşabilmeli, özgürlük ve demokrasi söylemini toplumun bütün kesimlerine hissettirebilmelidir.</p>

<p>Dindar vatandaş, "CHP iktidar olsa da ben inancımı özgürce yaşarım" diyebildiği gün CHP Türkiye siyasetinde çok daha farklı bir noktaya gelebilir. Aksi halde eski reflekslerle, eski tartışmalarla ve toplumun değerleriyle kavga eden bir siyaset anlayışıyla iktidar yolu açılmaz.</p>

<p><strong>Fi Emanillah&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 19:52:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramıyla Oluşan Dini Heyecan ve Sosyoloji</title>
                <category>Prof.Dr. Fikret Karaman</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kurban-bayramiyla-olusan-dini-heyecan-ve-sosyoloji-78849</link>
                <author>FikretKaraman@malatyatime.com (Prof.Dr. Fikret Karaman)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kurban-bayramiyla-olusan-dini-heyecan-ve-sosyoloji-78849</guid>
                <description><![CDATA[Kurban Bayramıyla Oluşan Dini Heyecan ve Sosyoloji]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurban İbadeti, Tarihi ve Meşruiyeti</strong></p>

<p>26 Mayıs 2026/9 Zilhicce 1447 Salı günü kurban bayramının arefesidir. Bayramlar sevincin, heyecanın ve birlikte olmanın sembolüdür. Kurban ise, Allah’a yaklaşmak ve rızasını kazanmak için tayin edilen vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı, ibadet amacıyla kesmektir. Bu bayramda kesilen kurbana, <em>“udhiyye”,</em> hacda kesilene de “<em>hedy”</em> denir. &nbsp; Kur’an ilk kurbanı, Hz. Âdem’in iki oğlu Hâbil ile Kabil arasında çıkan bir tartışma ile takvanın ölçüsü ve duanın kabulüne vesile olan bir değer olarak açıklamıştır. &nbsp;(Maide 5/27) Kurban ile ilgili ikinci olaya da Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmail’in kıssası üzerinden yer verilmiştir. Hz. İbrahim ilerleyen yaşına rağmen kendisine bir çocuk verilmesi için Allah’a dua etmiş, bir müddet sonra adı İsmail konulan uysal bir çocukla müjdelenmiştir. İsmail ailesiyle beraber iş tutacak sevimli bir yaşa gelince babası ona, “yavrucuğum rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm; düşün bakalım sen bu işe ne diyeceksin?” İsmail, “babacığım! Sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” demişti. Baba oğul arasındaki bu teslimiyetle ilahi emir yerine getirilmek üzere iken, Cenab-ı Hak İbrâhim’e rüyanı gerçekleştirdin bu kesinlikle apaçık bir imtihandır. İşte iyileri böyle ödüllendirdiğini ve oğlunun hayatına bedel olarak büyük bir kurbanlık hediye ettiğini açıklamıştır. &nbsp;(Sâffât 37/100-107) Kelimelerle ifadesi zor olan bu &nbsp; teslimiyet, imanın zirvesidir. &nbsp;Kurbanı pekiştiren ilahi bir mesaj da Kevser suresidir. Hz. Peygamber (sav)’e verilen nübüvvet, iman, hikmet, ilim ve ümmet gibi anlamlara gelen “kevser” hatırlatılarak &nbsp; hemen rabbi için namaz kılması ve kurban kesmesi vurgulanmıştır. (Kevser 108/1-2)ﾠHz. Peygamber (sav) de bayram hutbesinde; “Bugün yapacağımız ilk şey namazımızı kılmaktır. Ondan sonra evlerimize dönmemiz ve kurban kesmemizdir. Her kim böyle yaparsa muhakkak bizim sünnetimize uygun iş yapmış olur” buyurmuşlardır. (Buhari, Iydeyn,3) Hicretin ikinci yılında dini bir hüküm olarak meşru kılınan kurban ibadeti, çoğu mezhebin içtihadına göre sünnet, Hanefi mezhebine göre ise vacip olduğu şeklindedir. &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;Kurban Kesme Yükümlülüğü &nbsp;</strong></p>

<p>Namaz, oruç ve zekâtta olduğu gibi kurban ibadetinin de bazı şartları vardır. Bunlar; Müslüman olmak,akıl ve ergenlik çağına ulaşmış olmak,mukim olmak nisab miktarı mal veya paraya sahip olmaktır. Nisab miktarından maksat, zekât verecek düzeyde zengin olmaktır. &nbsp;Diğer bir ifade ile zekât vermekle kurban kesmedeki zenginlik ölçüsü aynıdır. Aralarındaki tek fark zekâta tabi malın üzerinden bir yıl geçmesi gerekirken, kurban için bu şart aranmaz, Bayram günlerinde bile zenginlik ölçüsüne ulaşan kimse bu dini vecibeyi yerine getirir. Kurban bayramında seferi olanların kurban kesmeleri gerekmez. Bütçeleri ortak olan ailelerde ise, bir kurban kesimi yeterli görülmüştür. &nbsp;</p>

<p><strong>Kurban Allah’a İtaat ve Saygıdır ﾠ</strong></p>

<p>&nbsp;Allah’a ibadetin bir parçası olan kurbana saygı gösterilmesi, kalplerin takvasındandır. (Hac 22/32) Öyle ki kadim Arap geleneğinde kurbanlık, kana benzer bir boya ile işaretlenirdi. Dokunulmazlık ve kutsiyet anlamına gelen bu işleme, <strong>“kurbana kına yakma”</strong> da denirdi. Allah, her ümmete kurban kesmeyi meşru kılmış ve kendilerine rızık olarak verdiği nimetlerin üzerine adının anılmasını istemiştir. (Hac 22/34, 36) &nbsp; &nbsp;Burada altı çizilmesi gereken husus, takva üzerine inşa edilen kurbanın, manen Allah’a ulaştığı inancıdır. Bu inanç bize, Allah’ı saygıyla/tazimle anmamızı hatırlatmaktadır. &nbsp;Yoksa kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşmaz, sadece insanın samimiyeti, O’na ulaşır ve hayata rengini katar. (Hac 22/37) Bu nedenle kurbanın, et için kesilen hayvanlardan farklı özellikleri vardır. Örneğin kurban, sadece koyun, keçi, sığır ve deve cinsinden yapılır. Yaş bakımından da deve 5, sığır 2, koyun ve keçinin 1 yaşını doldurmuş olması gerekir. &nbsp;Sağlık yönünden de bir veya iki gözü kör, aşırı derecede zayıf, kesim yerine gidemeyecek kadar topal, dişlerinin yarsından fazlası dökülmüş, burnu ve memesinin ucu kesilmiş, doğuştan kulağı olmayan kusurlu hayvanlar kurban edilemez. Bunların dişilerinin kurban edilmesi caiz olmakla beraber günümüzde hayvancılığın gelişmesi dikkate alındığında erkek cinsinin tercihi, daha uygundur. &nbsp; &nbsp; Koyun ve keçiyi bir kişi, sığır ve devede ise ortakların tamamı kurbana niyet etmek şartıyla en fazla yedi kişi adına kesilebilir. Uygun olanı, kurban etini üç hisseye ayırarak birini yoksullara, birini &nbsp; akraba ve dostlarına, birini de aile bireylerine vermektir. &nbsp;</p>

<p><strong>Kurban İsraf Olarak Algılanmamalı</strong></p>

<p>Kurban kesimine hayvan sevgisi ve israf gibi gerekçelerle karşı çıkmak doğru değildir. Bu bayramda diğer günlere oranla daha fazla kesim yapıldığı doğrudur. Fakat üç günle sınırlı olan bu artış, israf veya kimi küçük grupların iddia ettiği gibi <strong>“hayvan katliamı”</strong> olarak algılamak, en hafif şekliyle haddi aşmaktır. Aksine bu yoğunluk daha sonraki gün ve aylarda &nbsp; kesimeler azalmakta ve yeniden dengelenmektedir. Kaldı ki kurbanların etleri, ihtiyaç sahipleriyle paylaşılmaktadır. Oysaki diğer kesimlerde bu sevgiyi ve paylaşımı görmek mümkün değildir. Onun için aslı ibadet olan kurban olayına, hayvan severlik ya da vejetaryenlik anlayışıyla karşı çıkmak, subjektif bir düşünceden ibarettir. Bu görüşte ısrar edenlerin, dini vecibeleri/ilahi fıtratı, yüzeysel ve seküler mantıkla değiştirmeye ne güçleri ne de ömürleri yetmez. &nbsp; &nbsp;</p>

<p><strong>Kurban, Çevre Temizliği ve Vekalet Yolu</strong></p>

<p>Kur’an-ı Kerim abdest örneğinde olduğu gibi temizliği ibadetten önce emretmiştir. Namaz kılmak için elbisenin, bedenin ve kılınacak yerin temiz olması gerekir. Bu da çevre temizliğinin ibadetle eş değer olduğunu göstermektedir. Bu gerçek dikkate alındığında karşılıklı ziyaretlerin yoğunlaştığı bayram günlerinde &nbsp; kurban kesimlerinin hijyenik yerlerde ve ehil kişilerce yapılması, işlem sonrası kan, kemik vs atıkların temizlenerek kötü koku ve görüntülere yer verilmemesi gerekir. &nbsp;Aksi halde insan kusurundan kaynaklanan bu tür hata ve görüntüler, kurban ibadetinin imajına zarar vermektedir. Diğer taraftan &nbsp; İslam dini, müminleri &nbsp; yardımlaşmada, bir bedenin değişik organları gibi sorumlu tutmuştur. (Buhârî, Edeb, 27) Bu nedenle mali bir ibadet olan kurban ibadetinin bedeli ödenerek “<strong>vekalet”</strong> usulüyle de kestirilebilir. Savaş, deprem ve doğal afetlerde yardımlaşmak dini ve insani bir görevdir. Nitekim ülkemizde son 30-40 yıldan bu yana, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı Vekaletle Kurban Organizasyonunda” 80-90 kadar ülkede faaliyet göstermektedir. Aynı ölçekte olmazsa bile başka gönüllü kuruluşlar da benzer çalışmalar yürütmektedir. &nbsp; &nbsp;</p>

<p><strong>Kurban Bayramı ve Din Sosyolojisi &nbsp; &nbsp;</strong></p>

<p>Her milletin kendine özgü dini ve milli bayramları vardır. Müslümanlar için kurban bayramı da ibadet ve din sosyolojisi bakımından zenginliklerle dolu iki dini bayramdan biridir. Bu zenginliklerden <strong>birincisi,</strong> Hz. Peygamber (sav)’in bayram namazını<strong> “musalla” </strong>denilen &nbsp;alanda kılmak üzere kadın, erkek ve çocukları teşvik etmesi, ayrıca Mescid-i Nebevînin toprak zemininde bir grup Habeşlinin mızrak ve kalkan ile gösteri yapmalarına, bazı cariyelerin de def çalıp eğlenmelerine izin vermesidir. Bu eğlenceyi seyreden Hz. Aişe’ye engel olmak isteyen Ebubekir’e, o günün bayram ve sevinç günü olduğu belirtilerek hoş görüyle karşılanmasıdır. (Buhârî,ʿÎdeyn, 16, 17) <strong>İkincisi,</strong> Arefe günü sabah namazından sonra başlayıp bayramın dördüncü günü ikindi vaktine kadar her namazdan sonra &nbsp; teşrik tekbirlerinin getirilmesidir. <strong>Üçüncüsü, </strong>Hac ibadeti için dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca müminin vahyin topraklarında buluşmasıdır. Bu olağanüstü birlikteliğin siyasi, sosyal ve kültürel etkileri beklenen düzeyde olmazsa bile haccın davetine gerek yaya gerekse çeşitle vasıtalarla uzaklardan gelip tekbir ve telbiyenin ifadesi olan “tevhid inancı” ile göz yaşlarının akıtılmasıdır. (Hac 22/ 27) <strong>Dördüncüsü,</strong> İslam’ın ilk döneminden itibaren kurbanların paylaşılması, aile, akraba, tanıdık, tanımadık kişilerle bayramlaşılması, çocuklar ve gençler başta olmak üzere hereksin güzel kıyafetlerle gezmesidir. &nbsp; <strong>&nbsp;Beşincisi, </strong>Halk arasında sıkça kullanılan <strong>“nerede o eski bayramlar</strong>” esprisini çağrıştıran özel yemekler, çeşitli tatlılar, kahveler, içecekler vs. ikramlarla, kadim cömertliğimizin ve misafirperverliğimizin tavan yapmasıdır. Altıncısı, son yıllarda bayram günlerinde, tatil beldelerine yönelmeler olsa da bayram bilincinin korunması, dijital imkânlarla da olsa yakın, uzak, akraba ve dostlarla bayramlaşmaya özen gösterilmesidir. Bütün bu güzelliklerin yaşatılması umuduyla bayramı her açıdan tasvir eden Yahya Kemal Beyatlı’nın “<strong>Süleymaniye’de Bayram Sabahı”</strong> şiirinden birkaç &nbsp;beyitle &nbsp;tamamlayalım. &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp;Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de<br />
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,</p>

<p>Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,<br />
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.</p>

<p>Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes<br />
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;</p>

<p>Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını<br />
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;</p>

<p>&nbsp;Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;<br />
Ben de bir varisin olmakla bugün mağrurum;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 May 2026 13:36:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/05/profdr-fikret-karaman-1779359759.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yerin Altı İsyan Ediyor, Ya Üstü?</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/yerin-alti-isyan-ediyor-ya-ustu-78848</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/yerin-alti-isyan-ediyor-ya-ustu-78848</guid>
                <description><![CDATA[Yerin Altı İsyan Ediyor, Ya Üstü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>6 Şubat’ın üzerinden üç yılı aşkın zaman geçti. Milletin hafızasına kazınan o büyük felaketin ardından devlet bütün imkânlarını seferber etti. Bakanlıklar, kurumlar, belediyeler, kısacası devletin bütün refleksi deprem bölgesine yöneldi.</p>

<p>Bugün gelinen noktada deprem bölgesine yaklaşık 500 bin konut inşa edildi. Bu, Cumhuriyet tarihinin en büyük yeniden inşa hamlesidir. Özellikle İkizce, sadece Malatya’nın değil, Türkiye’nin en büyük toplu konut merkezlerinden biri hâline geldi.</p>

<p>Fakat ortada çok acı bir gerçek var: Devlet ev yaptı, ama insanımız hâlâ ölümle burun buruna yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>Şehir merkezinde deprem yemiş, yorgun, riskli, psikolojik olarak bile insanı ezen binalarda oturmayı sürdüren büyük bir kesim var. Üstelik bunu mecburiyetten değil, alışkanlıktan ve anlamsız bir şehir merkezi takıntısından dolayı yapıyor.</p>

<p>Oysa İkizce ile şehir merkezi arasında bir Beyler Deresi, bir viyadük var. Şehir merkezine toplam ulaşım süresi yaklaşık 10 dakikadır.</p>

<p>Sanki başka bir şehirden bahsediyoruz. Kiralar daha uygun. Evler yeni. Zemin daha güvenli. Planlama daha modern. Ama insanlar hâlâ gidip çürümüş betonların arasında yaşamayı tercih ediyor.</p>

<p>Bugün sabah meydana gelen 5.7 büyüklüğündeki deprem bize bir şeyi yeniden hatırlattı:</p>

<p>Deprem bitmedi.<br />
Fay hatları uyumadı.<br />
Allah, kapanmış sandığımız defteri yeniden açabilir.</p>

<p>Adeta kader bize şöyle dedi: “Madem güvenli evlere gitmiyorsunuz, o hâlde korkuyla yaşamaya devam edin.”</p>

<p>Fakat meselenin yalnızca vatandaş boyutu yok. Bu şehrin bir de vicdan muhasebesi vermesi gereken ticaret tarafı var.</p>

<p>Çünkü deprem bölgesinde olmamıza rağmen, Malatya’da bazı çevreler yaşanan felaketi fırsata çevirdi.</p>

<p>Türkiye’nin dört bir yanından yardımlar gelirken, devlet milyarlarca liralık yatırım yaparken, bu şehir yeniden ayağa kaldırılmaya çalışılırken, Malatya şehri Türkiye’nin en pahalı şehri haline geldi. Giyimden araba tamirine, hatta en basit günlük ihtiyaçlar için bile insanlar Elazığ’a gidiyorsa burada durup düşünmek gerekiyor!</p>

<p>Bugünkü depremi bile fırsat bilip insanların tercih etmediği İkizce konutlarının kiralarını iki katına çıkaranlar oldu.</p>

<p>Görüştüğümüz emlakçılar açık açık söylüyor: Daha düne kadar 6-7 bin lira bandında olan İkizce kiraları, bir anda 12-13 bin liraya çıkarıldı.</p>

<p>Deprem olur olmaz fiyat artırmak nasıl bir ahlâktır? Felaketin içinden rant devşirmek nasıl bir vicdandır? Bu nasıl bir anlayıştır?</p>

<p>Bir tarafta devlet gece gündüz konut yetiştirmeye çalışıyor. Diğer tarafta bazı insanlar, felaketi ticari avantaja çevirmeye uğraşıyor.</p>

<p>İşte tam burada insanın aklına şu cümle geliyor: Yerin altı, yerin üstündekileri artık taşımıyor.</p>

<p>Evet, Belki de mesele sadece fay hatları değildir. Belki de toprağın altında biriken şey yalnızca enerji değil; hırs, açgözlülük, fırsatçılık ve vurdumduymazlıktır.</p>

<p>Artık yapılması gerekenler nettir:</p>

<p>Malatya’nın kontrollü şekilde yeni yaşam alanlarına taşınması gerekiyor. İnsanların güvenli konutlara geçmesi gerekiyor. Şehrin yükünün dağıtılması gerekiyor. Yeni yerleşim bölgelerinin sosyal hayatla, ulaşım ağlarıyla, ticaretle ve kamu yatırımlarıyla desteklenmesi gerekiyor.</p>

<p>Hükümet fazlasıyla bina yaptı. Bundan sonra yerel yönetimlerin insanları o binalarda yaşamaya ikna edecek şehir düzeni kurmaları gerekir. Şehrin ve insanların ihtiyaçlarına öncelik vermeleri gerekir.</p>

<p>Bunun için: Ulaşım daha güçlü hâle getirilmeli, Sosyal yaşam alanları artırılmalı, Okul, sağlık ve ticaret altyapısı hızlandırılmalı, Fahiş kira artışlarına ağır denetim uygulanmalı, Riskli yapılarda oturum konusunda daha sert tedbirler alınmalı, Vatandaş artık “merkezde olayım da nasıl olursa olsun” psikolojisinden çıkarılmalıdır.</p>

<p>Bir tarafı Şanzelize, diğer tarafı Hint pazarı olan Malatya şehir merkezine derhal neşter vurulmalı.</p>

<p>Malatya’da mesele sadece konfor değil, hayatta kalmaktır.</p>

<p>Deprem bu coğrafyanın gerçeğidir.<br />
Ama yeni felaketleri artık fay hatları değil; ihmal, açgözlülük ve cehalet getirecektir...</p>

<p><strong>Fi Emanillah</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 May 2026 19:10:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hindiler Hayvan Değil Mi?</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/hindiler-hayvan-degil-mi-78847</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/hindiler-hayvan-degil-mi-78847</guid>
                <description><![CDATA[Hindiler Hayvan Değil Mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİR KURBAN BAYRAMI DAHA GELDİ<br />
MÜZMİN HAYVANSEVERLER&nbsp;<br />
HİNDİ SEVMİYORLAR MI?</span></strong></p>

<p>Başlıktaki soru garip gelebilir. Yazının tamamını okuyacaklar için bu garipliğin ortadan kalkacağını garanti edebiliriz.</p>

<p>O zaman buyurun.</p>

<p>Bir Kurban Bayramı daha geldi. Hayırlı, uğurlu, mübarek olsun.</p>

<p>Her Kurban Bayramı’nda ne oluyorsa bu bayramda da o olacak. Ne konuşulduysa onlar konuşulacak. Yine acemi kasaplar oralarını buralarını kesecek.</p>

<p>Bunları dinleyen, okuyan, konuşanlar da sanki ilk defa oluyormuş gibi davranacaklar.</p>

<p>Memleket Müslüman memleketi ama, Bunca okumuş, çağdaş kişiye, din alimine vb rağmen hala arzu edilecek bir kurban kesim ritüeli ve ortamı oluşturulmuş değil.</p>

<p>Neden?</p>

<p>Hayatın bir parçası olabilecek kurban kesim ortamları için yeterli sayı ve kapasitede mimarımız, din alimimiz, belediyelerimiz, bakanlıklarımız yok mu, yok muydu?</p>

<p>Neden insanlar derme çatma çadırlar içinde kurban kesmeye mecbur bırakılıyor?</p>

<p>Neden Kurban Bayramı dendiğinde hayvanseverlik, hayvan karşıtlığı, hayvanlara eziyet gibi kavramlar ve suçlamalar vb ile karşılaşıyoruz?</p>

<p>Neden böyle bir ibadetin gerçekleşmesi için nitelikli bir ortam, bir çevre ve sosyal koşullar oluşturulamadı ve oluşturulamıyor?</p>

<p>Neden insanlar bu son derece doğru ve meşru bir ibadeti yaparken yanlış bir iş yapıyormuş psikolojisi ile karşı karşıya?</p>

<p>Ve neden Kurban Bayramı gelince insanların aklına bu düzensizlikler ve “kan” geliyor?</p>

<p>Niye hayvansever olarak ortaya çıkanlar sadece Müslümanların kurbanına karşıda, örneğin ABD’de her yıl şükran gününde, Noel’de vb kesilen hindiye karşı değil?</p>

<p>Hindi hayvan değil mi? Hindiden kan akmıyor mu?</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/hindus%20WEB.jpg.jpeg" style="height:382px; width:600px" /></p>

<p>Elbette hindi bir hayvan ve ondan da kan akıyor. Ama adamlar gerekli şartları ve ortamı oluşturmuşlar. Yukarda sorduğumuz bütün nedenlerin yanıtları verilmiş. Bir de kendi toplumunun inanç ve değerlerine bizdeki gibi ön yargılı olanlar olmayınca iş kolaylaşmış.</p>

<p>Başlıktaki soruya gelirsek. Sorun hayvanseverliğin çok ötesinde. Konu hayvan değil. Konu inanç sorunu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ABD’DE DİNİ GÜNLER İÇİN 90 MİLYONA YAKIN HİNDİ KESİLİYOR</span></strong></p>

<p>Biz yine de bazı rakamlarla bu konuyu biraz daha açmaya çalışalım.</p>

<p>ABD'deki Şükran Günü sofralarının başrol oyuncusu olan hindilerle ilgili rakamlar gerçekten devasa boyutlarda.her yıl Şükran Günü döneminde yaklaşık <strong>45 ile 46 milyon</strong> arasında hindi tüketiliyor. &nbsp;</p>

<p>Bir yıl içinde toplamda yaklaşık<strong> 210-220 milyon</strong> civarında hindi tüketildiği düşünülürse, yıllık tüketimin yaklaşık %20'si sadece Şükran Günü'nde gerçekleşiyor.</p>

<p>Şükran Günü'nden sonra en çok hindi tüketilen dönemler <strong>Noel </strong>(yaklaşık 22 milyon) ve<strong> Paskalya </strong>(yaklaşık 19 milyon).</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TÜRKİYE’DE SAYI NE?</span></strong></p>

<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın güncel açıklamaları ve verileri çerçevesinde 2025 yılında Türkiye’de:</p>

<p><strong>Büyükbaş:</strong> Yaklaşık<strong> 830.000</strong> ile <strong>950.000 </strong>baş arası.</p>

<p><strong>Küçükbaş: </strong>Yaklaşık<strong> 2,5 milyon </strong>ile <strong>3 milyon </strong>baş arası olmak üzere toplam <strong>3,3 milyon</strong> ile <strong>3,8 milyon</strong> arasında hayvan kesimi gerçekleşmiştir. Bu yıl da bu civarda bir kesim olacağı tahmin ediliyor.</p>

<p>Dünya genelinde ise, İslam ülkelerinde Kurban Bayramı süresince kesilen hayvan sayısı üzerine kesin bir veri tutulması oldukça zor olmasına karşın çeşitli uluslararası tarım kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve ülkelerin resmi verilerinden yola çıkarak yapılan tahminler çarpıcı bir tablo ortaya koymaktadır.</p>

<p>Genel tahminlere göre, her yıl Kurban Bayramı'nda dünya çapında <strong>50 milyon ile 100 milyon arasında</strong> hayvan (koyun, keçi, sığır ve deve) kurban ediliyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BAZI İSLAM ÜLKELERİNDEN RAKAMLAR</span></strong></p>

<p>●<strong>Bangladeş:</strong> Dünyada en fazla kurban kesilen ülkelerden biridir. Yılda yaklaşık <strong>13-15 milyon</strong> hayvanın kesildiği tahmin edilmektedir.</p>

<p><strong>●Pakistan:</strong> Yıllık ortalama <strong>8-10 milyon</strong> hayvan (genellikle sığır ve keçi) kurban edilmektedir.</p>

<p><strong>●Endonezya: </strong>Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ülkesinde, 2024-2025 verilerine göre talebin yaklaşık<strong> 2,3 milyon</strong> ile<strong> 3 milyon</strong> baş arasında olduğu bildirilmektedir.</p>

<p><strong>●Suudi Arabistan</strong>: Sadece Hac ibadeti kapsamında Mina'da her yıl yaklaşık <strong>1 milyon ile 1,5 milyon</strong> arasında hayvan kurban edilmektedir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KÜRESEL VE EKONOMİK ETKİ</span></strong></p>

<p><strong>●Ekonomik Değer</strong>: Kurban Bayramı'nın dünya genelinde yaklaşık <strong>100 milyar dolarlık</strong> bir ekonomik hacim (hayvancılık, lojistik, yem ve deri sanayi) oluşturduğu öngörülmektedir.</p>

<p>●<strong>Hayvan Ticareti: </strong>Bayram dönemindeki talebi karşılamak için Avustralya, Brezilya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerden Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine milyonlarca canlı hayvan sevkiyatı yapılıyor.</p>

<p>●<strong>Yardım Kuruluşlarının Rolü: </strong>Türkiye merkezli vakıflar (TDV, Kızılay vb.) dahil olmak üzere, uluslararası yardım kuruluşları her yıl yaklaşık <strong>100'den fazla ülkede</strong> (Afrika, Asya, Balkanlar) milyonlarca hisselik kesim yaparak etleri ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor.</p>

<p>Bu devasa rakamlar, İslam dünyasındaki hayvancılık sektörünün yıllık planlamasının büyük bir kısmının sadece bu dört günlük döneme göre şekillenmesine neden olmasına rağmen büyük bir plansızlığı da ortaya çıkartıyor. İslam Ülkeleri kendi aralarında veya tek tek veya kurdukları örgütler aracılığı ile yoksul ve gıda sorunu yaşayan başta İslam ülkeleri olmak üzere dünyadaki birçok ülkeye yönelik bir yardım ağını henüz kurabilmiş değiller.</p>

<p>Belki de en önemli sorun tam olarak bu.</p>

<p><strong>GEREKSİZ KONULAR<br />
OYUNUZ DEĞERLİ Mİ? NE KADAR DEĞERLİ?</strong></p>

<p>Gereksiz gibi gözüken bazı konulara değinelim mi?</p>

<p>İşte ilk gereksiz konumuz: Oyunuz değerli mi? Anlaşılan o ki, değerli.</p>

<p>O değerli oy için<strong> “oy oy”</strong> diyerek, savundukları ilke ve değerlerden taviz üzerine taviz veren siyasetçileri görünce bu değerin niteliği anlaşılıyor.</p>

<p>O zaman, <strong>böylesine değerli bir unsuru neden seçimden seçime kullanıyorsunuz?</strong></p>

<p>Serbest piyasa diyerek size, bize yedirdikleri sistemi bitirmeyi neden düşünmüyorsunuz?</p>

<p>Hani, şikâyet etmeseniz, dönüp dönüp bu konuda paylaşımlar falan yapıp işin lafını yapmasanız, söyleyecek söz olmaz. Ama o kadar şikâyet edip o kadar edilgen o kadar mağdursunuz ki... Yürek parçalanıyor.&nbsp;</p>

<p>Üstelik bunu para harcamaya hiç ara vermeden, frene basmadan yapıyorsunuz.</p>

<p>Derler ya, gelin <strong>“hem ağlarım hem de giderim”</strong> dermiş.</p>

<p><strong>Hem ağlıyor hem de para harcamaya tam gaz devam ediyorsunuz.</strong></p>

<p><strong>Haftada bir gün. Evet sadece bir gün alışveriş yapmayın, markete gitmeyin, internetten sipariş vermeyin. Ve bugünü kendi arkadaşlarınızla paylaşın ve büyütün.</strong></p>

<p><strong>Bir gün yahu.</strong></p>

<p><strong>O çok değerli oyunuz var ya, işte onun gücünü kullanın.</strong></p>

<p>Seçimi beklemeyin.</p>

<p>Piyasayı bozanlara da denetleyemeyenlere de haddini bildirin.</p>

<p>Yok mu bunu yapacak gücünüz, cesaretiniz, özveriniz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm.jpg.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TARIM KREDİ DE NE OLUYOR?</span></strong></p>

<p>İkinci gereksiz konumuz Tarım Kredi ile ilgili. Tarım Kredi’nin fıstık parçalarına ne oldu?</p>

<p>Tarım Kredi tarafından üretilen ve kendi satış yerlerinde satılan Yer Fıstığı Ezmesinin içinde yakın zamana kadar fıstık parçacıkları bulunuyordu.</p>

<p>Tarım Kredi hangi neden ve gerekçe ile, bilinmez, ezmenin içindeki fıstık parçacıklarını kaldırdı. Daha önce yüzde 99,9 olan fıstık oranını da yüzde 100’e çıkarttı.</p>

<p>Tarım Kredi gibi bir kuruluşun varlığı, sahip olduğu nitelik ve değerlerle oluşur. Rekabeti de sahip olduğu bu varlık değerleri ile gerçekleştirir. Satış yeri açmak da bunun bir uzantısı ve parçası olmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Tarım Kredi satış yerlerinde kendi denetimi dışında üretilen her türlü ürünü satmaya kalkıp, rekabet yarışına girerse bu yanlış olur.</p>

<p><strong>Yer Fıstığı Ezmesinin</strong> halkın beğendiği şekilde geliştirilmesi yerine, ucuzcu bir üretime yönelerek sözde rekabet gücünü koruyor gibi olmaları pek doğru gözükmüyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ZENGİNLER PARTİSİ Mİ?</span></strong></p>

<p>Özgür Özel, <strong>arkadaşlarımız tek kuruş haram yememiştir </strong>demişti.</p>

<p>Sözünün ne kadar arkasında bilmiyoruz.</p>

<p>Ancak CHP genel sekreteri de araçlara harcanan 170 bin avro için, <strong>küçük bir miktar</strong> demiş.</p>

<p>Bir kuruş harama tenezzül etmeyen bir kafanın 170 bin avroyu küçük bir para olarak görmesi. Garip bir durum.</p>

<p>CHP gerçekten zenginlerin partisiymiş demek isterdik, ancak hiçbir gerçek zengin böylesine müsrif değildir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BİR ÇAY İKRAM ETSEYDİNİZ</strong></span></p>

<p>Bir tanıdığınız size bir paket getiriyor. Hadi içinde para vb olmasın, sıradan bir paket olsun. Lakin tanıdık kişi zaman ayırmış, zahmet etmiş paketi getiriyor.&nbsp;<br />
N’aparsınız?</p>

<p>a-Tanıdık kişiyi karşılar, teşekkür eder eve buyur eder, bir çay ikram edersiniz.</p>

<p>b-Tanıdık kişiyi kapı önünde karşılar, paketi alırsınız</p>

<p>c-Paketi evin duvarına bırakmasını söylersiniz</p>

<p>Özgür Özel, Uşak Belediye başkanının içinde para olduğu ileri sürülen paketi evin duvarına bırakmasını istemiş.</p>

<p>Özelin evi Manisa’da.</p>

<p>Uşak Belediye Başkanı muhtemelen Uşak’tan geliyor.&nbsp;</p>

<p>Ayrıca Uşak Belediye Başkanı Özel için bir tanıdık vb değil. Arkadaş ötesi.</p>

<p>Yahu böyle bir kişi size, sizin için önemli bir paket getiriyor.&nbsp;</p>

<p>Normal bir dünya vatandaşı ne yapar. En azından çıkar karşılar. Eve davet eder.</p>

<p>Hazır eve kadar gelmiş biraz dedikodu yapıp partinin durumunu vb konuşur.</p>

<p>Hayır hiçbiri olmuyor. Başkan duvara tırmanıyor.</p>

<p>Bence tam bir filmlik, belgesellik, dizilik bir olay bu.</p>

<p>Uşak Belediye Başkanı Özelin evinin duvarına yaklaşır, elindeki torbayı duvara koyup, koydum diye mesaj atar. Ağaçların altındaki bir kişi yavaşça gelip torbayı alırken ışıklar yanar ve 15 gün öncesine döneriz.</p>

<p>Nerde netfix falan?</p>

<p>Kütüphanemden:<br />
<strong>“OFF THE RECORD”<br />
YAVUZ DONAT KİTABI<br />
SÖYLEŞİ: ŞEBNEM BURSALI</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/YAVUZ%20DONAT%20K%C4%B0TABI.jpg.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></strong></p>

<p>Usta gazeteci Yavuz Donat’ın 12 eylül döneminden başlayarak 28 Şubat’a kadar uzanan süreçte yaşadığı, tanık olduğu olayları anlatan eser Turkuvaz Medya Grubu tarafından yayımlanmış.</p>

<p>Eskiler, geçmiş, günümüzün aynasıdır derler. Bu biraz da yaşananlardan ibret almamanın başka bir ifadesidir. Günümüzü daha iyi anlamak ve analiz yapabilmek için “Off The Record” u okuyun.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-05-18%20at%2014_09_34.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p>***&nbsp;<br />
Haftaya tekrar burada buluşabilmek ümidiyle.<br />
Sarper SAN</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/sarper%20san.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 14:52:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya\&#039;da Kurban Bayramı</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyada-kurban-bayrami-78846</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyada-kurban-bayrami-78846</guid>
                <description><![CDATA[Malatya\'da Kurban Bayramı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi boyunca bayramlar, toplumların sadece inanç dünyasını yansıtmaz; birbirimize ne kadar güçlü bağlarla bağlandığımızı da gösterir. Çünkü bir toplumu gerçekten anlamak, onun bayramı nasıl yaşadığına, o coğrafyanın insanı nasıl bir araya getirdiğine bakmaktan geçer.</p>

<p>İslam’ın Medine ufkunda parlayan ilk kurban bayramı, sadece dini bir ibadet değil, aynı zamanda toplumdaki tüm ayrılıkları, dargınlıkları ve hiyerarşileri yıkan büyük bir kucaklaşmaydı.</p>

<p>Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bayram namazı için Medine’nin dar sokaklarından çıkıp herkesin eşitlendiği o geniş açık alana (Musallâ) yönelmesi, dönüş yolunda daha çok insanla selamlaşmak için güzergâhını değiştirmesi ve kurban etini üçte bir kuralıyla paylaştırması, yepyeni bir kardeşlik toplumunun temellerini atmıştı.</p>

<p>İşte Medine’de atılan o ilk bereketli tohum, yüzyıllar boyunca coğrafyaları aşarak Fırat’ın bereket suladığı topraklarımıza kadar ulaştı.<br />
Köklerini kadim medeniyetlerin harcından alan, inanç ve köklü manevi bağların nakış gibi işlendiği o asil Malatya kültüründe, kendine has derin bir bayram geleneğine dönüştü.</p>

<p>Bugün bu ortak sevincin, köklü aile bağlarının ve köye-sılaya dönüşün en canlı, en vefalı yaşandığı yerlerin başında, medeniyetlerin harmanlandığı kadim şehir Malatya gelir.</p>

<p><strong>Herkesin Eşitlendiği Ortak Alan: Cami Avluları...</strong></p>

<p>Malatya, komşuluk ilişkilerinin, köklü geleneklerin ve birbirine bağlı hanelerin asırlardır büyük bir huzurla bir arada yaşadığı çok asil bir şehirdir.</p>

<p>Eski Malatya’nın (Battalgazi) sur diplerinden Yeşilyurt’un yemyeşil bahçelerine, Darende’nin inanç ikliminden ovadaki her bir cana kadar tüm hemşehrilerimiz bu toprakların bereketinde yan yana ömür sürer.</p>

<p>Bayram sabahı tarihî camilerimizde, mahalle mescitlerimizde saf tutulduğunda, Medine’deki o tek yürek olmuş topluluk yeniden canlanır.</p>

<p>Aynı topraktan beslenen gönüller ve dualar, bayram namazının o gür teşrik tekbiriyle tek bir sese dönüşür.</p>

<p>Cami çıkışlarında uzayıp giden, cemaatin birbirini kucakladığı o uzun musafaha halkaları, şehrin tüm fertlerinin birbirine sunduğu bir dostluk, saygı ve akrabalık sözleşmesidir.</p>

<p><strong>Arife Günü, küncülü ve yağlı ekmek &nbsp;Kokulu Vefa Köprüsü...</strong></p>

<p>Malatya’da bayram, aslında arife gününün ikindi vaktinde mahalle kabristanlarına ve o eski şehir hafızasını taşıyan mezarlıklara doğru akan o sessiz insan seliyle başlar.</p>

<p>Bizim kültürümüzün en vefalı adetlerinden biri olan kabir ziyareti, geçmişle gelecek arasında kurulan manevi bir köprüdür.</p>

<p>Malatya halkı, bayram neşesini evine taşımadan önce bu ovayı kendilerine yurt bırakan geçmişlerine, atalarına koşar, onlarla helalleşir.<br />
Mezarlar sulanır, dualar edilir.&nbsp;</p>

<p>Taş fırınlardan yeni çıkmış yağlı ekmek küncülü açık ekmek<br />
Kömbe, bilik yanında şekerlemeler &nbsp;kabir başında çocuklara ve yoksullara dağıtılır.&nbsp;</p>

<p>Kabir başında okunan duaların ve Yasin-i Şeriflerin ardından dağıtılan bu ikramlar, ölümün hüznünü bayramın şefkatiyle yumuşatır.</p>

<p><strong>Bayram Sofrası... "Bayram çöreği"nden Etli Bulgur Pilavına</strong></p>

<p>Kurban eti Malatya’da sadece tek bir yöntemle pişirilip yenmez; şehrin köklü mutfak zenginliğinin bir yansıması olarak asırlık tariflerle harmanlanır.</p>

<p>Kurban sabahı, kesim telaşının ardından her evde ilk lokma niyetine kurbanın ciğeri kavrulurken, sofranın asıl manevi bereketi namaz dönüşü kendini gösterir.&nbsp;</p>

<p>Bayram sabahı, kurban eti henüz tam hazır değilken ev halkının ve kapıyı çalanların bayram bereketini hissetmesi için hanımların önceden hazırladığı o mayalı, yağlı Bayram çöregi" (Niyaz Çöreği), kömbe ikram edilir. Bu çörek, birbirimize olan bağlılığımızın somutlaşmış halidir.</p>

<p>Ardından Malatya mutfağının şahı olan bulgur, kurban etiyle birleşerek devasa tepsilerde etli bulgur pilavı ya da etli köfteler, analı kızlı, ayranlı köfte olarak yerini alır.&nbsp;</p>

<p>Altın sarısı kayısılarımızın eşlik ettiği bu zenginlik gösterir ki; Malatya’da kurban sofrası, tüm ailenin aynı şükür duygusunda buluştuğu ortak bir ziyafettir.</p>

<p><strong>Kul Hakkı ve "Komşu Payı Hassasiyeti...</strong></p>

<p>Peygamber Efendimiz’in kurban etini evde biriktirmeyip ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı o Medine titizliği, Malatya’nın eski mahallelerinde ve köylerinde tam bir hakkaniyetle uygulanır.</p>

<p>Etler, mahallede hiçbir hane dışarıda kalmayacak şekilde özenle pay edilir.&nbsp;</p>

<p>Konu komşu, akrabalar ve parmağı taşa değen ihtiyaç sahipleri arasındaki o güçlü hak hukuku, kurban paylarının kapı kapı gezmesiyle daha da perçinlenir. Sadece pay dağıtmakla kalınmaz; nişanlı kız evine süslenip boynuzuna kırmızı elma iliştirilerek gönderilen *Gelin Koçu geleneğiyle aileler arası hürmet zirveye taşınır.</p>

<p>Sağ elin verdiğini sol ele göstermeyen o asil medeniyet ahlakı, sessizce yaşatılır.&nbsp;</p>

<p>Amaç; fırından, ocaktan yükselen o kurban kokusunu mahallenin ortak nefesi haline getirmek, her hanede aynı neşeyi hissettirmektir.</p>

<p><strong>Bizi Biz Yapan Son Kale...</strong><br />
Bugün modern hayatın getirdiği yalnızlığa, akrabalık ilişkilerinin zayıflamasına ve eski mahalle ikliminin kaybolma tehlikesine karşı; Malatya’nın bu köklü kurban bayramı gelenekleri, toplumsal bağlarımızı koruyan en güçlü kalemizdir.</p>

<p>Gelin koçundaki zarafet, külünçedeki imece ruhu, mezarlıktaki vefa ve sofradaki bulgur bereketi, Kurban Bayramı’nın o birleştirici ruhunda eriyerek sarsılmaz bir Malatya kimliği oluşturur.</p>

<p>Medine ufkunda parlayan o ilk bayram neşesinin, bu bayram da Malatya’mızın her sokağında, her hanesinde ve her yüreğinde aynı safiyet ve coşkuyla yaşanması dileğiyle...&nbsp;</p>

<p>Kurban Bayramımız mübarek, birliğimiz ve kardeşliğimiz daim olsun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:47:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Migreni tetikleyen günlük alışkanlıklar</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/migreni-tetikleyen-gunluk-aliskanliklar-78845</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/migreni-tetikleyen-gunluk-aliskanliklar-78845</guid>
                <description><![CDATA[Migreni tetikleyen günlük alışkanlıklar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamın yoğun temposu, düzensiz beslenme alışkanlıkları, stres ve yetersiz dinlenme birçok sağlık sorununu beraberinde getirirken, baş ağrıları da giderek daha sık karşılaşılan problemler arasında yer almaktadır. Özellikle migren, yalnızca basit bir baş ağrısı değil; kişinin günlük yaşamını, iş verimini ve sosyal hayatını etkileyebilen önemli bir sağlık sorunudur.</p>

<p>Birçok kişi migrenin yalnızca genetik faktörlerden kaynaklandığını düşünse de günlük yaşam alışkanlıkları da migren ataklarını tetikleyebilmektedir. Farkında olmadan yapılan bazı davranışlar baş ağrılarının daha sık yaşanmasına neden olabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Öğün Atlamak ve Uzun Süre Aç Kalmak</strong></span></p>

<p>Yoğun tempo içerisinde kahvaltıyı geçiştirmek, öğün saatlerini geciktirmek ya da uzun süre aç kalmak oldukça yaygın hale gelmiştir. Ancak düzensiz beslenme, kan şekerinde dalgalanmalara yol açarak migren ataklarını tetikleyebilmektedir. Özellikle sabah öğününün atlanması gün içerisinde halsizlik, dikkat dağınıklığı ve baş ağrısı şikayetlerini artırabilmektedir.</p>

<p>Dengeli öğünler oluşturmak, gün içerisinde uzun süre aç kalmamak ve düzenli beslenme alışkanlığı edinmek baş ağrılarının kontrolünde önemli rol oynayabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Yetersiz Su Tüketimi</strong></span></p>

<p>Gün içerisinde yeterli su içmemek de baş ağrısının en sık görülen nedenlerinden biridir. Özellikle çay ve kahvenin yoğun tüketildiği durumlarda su tüketimi geri planda kalabilmektedir. Oysa çay ve kahve suyun yerini tamamen karşılamaz. Vücudun susuz kalması halsizlik, yorgunluk ve baş ağrısı gibi belirtilerle kendini gösterebilir.</p>

<p>Gün içerisinde düzenli aralıklarla su tüketmek hem genel sağlık hem de baş ağrılarının azaltılması açısından önemlidir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kafein Tüketimine Dikkat</strong></span></p>

<p>Kahve bazı kişilerde kısa süreli rahatlama sağlasa da fazla miktarda kafein tüketimi ya da aniden kafeini bırakmak migreni tetikleyebilmektedir. Özellikle gün boyu kahveyle ayakta kalmaya çalışmak bir süre sonra uyku düzenini bozarak baş ağrılarının daha sık yaşanmasına neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle kafein tüketiminde denge sağlamak oldukça önemlidir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Düzensiz Uyku ve Yoğun Stres</strong></span></p>

<p>Geç saatlere kadar ekran karşısında vakit geçirmek, yetersiz uyumak ve yoğun stres altında olmak da migren üzerinde etkili olabilmektedir. Uyku düzenindeki değişiklikler vücudun biyolojik ritmini etkileyerek baş ağrısı sıklığını artırabilir. Bunun yanında stres, kas gerginliği ve zihinsel yorgunluk da migren ataklarını tetikleyen önemli faktörler arasında yer almaktadır.</p>

<p>Gün içerisinde kısa molalar vermek, uyku düzenine dikkat etmek ve stres yönetimini destekleyen alışkanlıklar kazanmak bu süreçte faydalı olabilir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İşlenmiş ve Paketli Gıdalar</strong></span></p>

<p>Hazır ve işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi de bazı bireylerde baş ağrılarını artırabilmektedir. Özellikle katkı maddesi içeren paketli ürünler, aşırı tuzlu besinler ve işlenmiş et ürünleri hassas kişilerde migreni tetikleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle daha doğal ve dengeli beslenmeye yönelmek, sebze, meyve ve lif kaynaklarına günlük beslenmede daha fazla yer vermek önem taşımaktadır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Ağır Yemekler ve Peynir Tüketimi</strong></span></p>

<p>Bazı bireylerde özellikle ağır ve yağlı öğünler de migren ataklarını tetikleyebilmektedir. Sindirimi zor, yüksek yağ içeren yemekler vücudu metabolik olarak zorlayarak baş ağrısına zemin hazırlayabilir. Bunun yanında özellikle bekletilmiş, fermente veya olgunlaştırılmış peynir türleri (örneğin eski kaşar, parmesan gibi) içeriklerindeki tiramin maddesi nedeniyle hassas kişilerde migreni tetikleyebilmektedir. Bu nedenle bireysel toleranslar dikkate alınarak beslenme planı oluşturulması önemlidir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Baş Ağrılarını Hafife Almamak Gerekir</strong></span></p>

<p>Sık yaşanan baş ağrıları yalnızca günlük yorgunluk olarak değerlendirilmemelidir. Düzenli tekrar eden migren atakları yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Elbette her baş ağrısının nedeni beslenme değildir; ancak yaşam tarzı alışkanlıkları bu süreç üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.</p>

<p>Düzenli beslenme, yeterli su tüketimi, kaliteli uyku ve stres yönetimi gibi küçük görünen alışkanlıklar baş ağrılarının azaltılmasına katkı sağlayabilir. Vücudumuzun verdiği sinyalleri dikkate almak ve gerektiğinde uzman desteği almak sağlıklı bir yaşamın önemli parçalarından biridir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 11:31:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Salonumuzdaki Düşman: Kumandayı Bırak, Zihnini Kurtar!</title>
                <category>Rıdvan SAÇU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/salonumuzdaki-dusman-kumandayi-birak-zihnini-kurtar-78844</link>
                <author>ridvansacu@malatyatime.com (Rıdvan SAÇU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/salonumuzdaki-dusman-kumandayi-birak-zihnini-kurtar-78844</guid>
                <description><![CDATA[Salonumuzdaki Düşman: Kumandayı Bırak, Zihnini Kurtar!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin en sakin vaktinde, evinizin en güvenli köşesinde ailenizle oturuyorsunuz. Kapı çalıyor. İçeriye tanımadığınız, yalanı sanat haline getirmiş, sadakatsizliği öven, hırsı için en yakınını sırtından vuran, ahlaksızlığı normal gören bir grup insan giriyor. Onları salonunuzun başköşesine oturtup çocuklarınızla birlikte saatlerce, gözünüzü bile kırpmadan dinler miydiniz? Delilik, değil mi? Sonuçta evinizin geleceği size bağlı ailenizi her türlü tehlikelerdenkorumak en asli göreviniz… <strong>Peki, her akşam o parlak camın arkasından evimize sızan zehri başköşeye buyur ederken tam olarak bunu yaptığımızı ne zaman fark edeceğiz?</strong></p>

<p>Bize yutturulan o devasa, o koca yalanı çöpe atarak başlayalım. Diyorlar ki: <strong>"Toplum bunu istiyor, biz de halkın talebini ekrana yansıtıyoruz.</strong>" Hayır! Medya endüstrisi toplumun aynası falan değildir; toplumu kendi vahşi çıkarlarına göre yeniden yontan acımasız bir heykeltıraştır. İzleyici seçici değildir. İzleyici, ekranın sunduğuna maruz kalandır.</p>

<p>Önünüze konulan zehirli yemeği, masada başka alternatifiniz olmadığı için yediğinizde, aşçı pişkin pişkin "Demek ki zehir seviyorlar" diyemez. Bugün ekranlarda izlediğimiz ihanet sarmalları, birbirinin kuyusunu kazan şirket ortakları, annelik ve babalık sorumluluğunu ayaklar altına alan lümpen karakterler tesadüf değildir.</p>

<p>Bertrand Russell, kitle iletişim araçlarının insanları nasıl uyuşturup mantık dışı bir manipülasyona sürüklediğini anlatırken çok haklıydı. Kültür endüstrisi, kitleleri aptallaştırırken aynı zamanda onları devasa birer cüzdana çevirmeyi hedefler. Ekranda izlediğiniz o ihanetler, o parçalanmış aileler salt bir "reyting" oyunu değildir. Aile bağları koparılmış, eşine dostuna güveni kalmamış, "hayatta kimseye güvenme" mottosuyla yapayalnız bırakılmış bir birey, sistem için en kusursuz tüketicidir. Korku, kaygı ve tatminsizlik pompalayan bu kurgular, içimizdeki o derin boşluğu ancak daha fazla marka giyerek, daha lüks arabalara binerek doldurabileceğimize inandırır bizi. Televizyon aileyi un ufak eder; acımasız piyasa ise o dağılan parçaları toplayıp sadık birer müşteriye dönüştürür.</p>

<p>Bir de madalyonun diğer yüzü, "hayatta kalma" ve "güç mücadelesi" ambalajıyla evimize sokulan o meşhur sözde yarışma programları var. Bir adada yahut kapalı kapılar ardında insanlar sadece fiziksel becerilerini mi yarıştırıyor sanıyorsunuz? Hayır. Kameralar önünde insanlık onurları çürütülüyor. Birini elemek için kurulan kumpaslar, sinsice yürütülen gayri ahlaki kulisler, yalanlar ve zayıfı ezerek kitleleri yönlendiren manipülasyonlar ekrandan izleyiciye <strong>"stratejik zeka"</strong> olarak sunuluyor. Ekrana yansıyan bu karanlık tünelin tek bir çıkış mesajı var:<strong> "Tek amacın kazanmak olmalı ve kazanmak için her yol mübahtır!" </strong>Peki, bu makyavelist zehri her akşam yudumlayan, rekabet adına her türlü ahlaksızlığın meşrulaştırıldığını görerek büyüyen bir çocuğun ruhunda hangi çiçekler açar? Zihnine "sadece kazananlar haklıdır" tohumu ekilen bir neslin, büyüdüğünde hırsları uğruna sınır tanımayan, hatta üç kuruş kazanç için masum canlara kıyabilen o korkunç "yenidoğan çetelerinin" soğukkanlı faillerine dönüşmesi çok mu şaşırtıcı? Ağaca baltayı vurup, sonra neden dal kırıldı diye ağlayamazsınız.</p>

<p>Oysa İbn-i Haldun, bir medeniyetin, bir "Umran"ın ayakta kalabilmesini "asabiyet"e bağlar. Yani aileyi ve toplumu bir arada tutan, insanı diğerine zimmetleyen o derin, ahlaki dayanışma ruhuna. Nurettin Topçu’nun o sarsıcı ifadesiyle, aile sadece aynı çatıyı paylaşan insanların toplamı değil, mukaddes bir "ruh cephesi"dir. Ekran, işte tam bu cepheyi içeriden, en savunmasız anımızda vuruyor. Sadakati, hürmeti ve dürüstlüğü modası geçmiş bir saflık olarak kodluyor. İhtirası, yalanı ve arkadan iş çevirmeyi ise "kurtarıcı bir zeka" gibi alkışlatıyor. Gazâlî'nin asırlar ötesinden yaptığı uyarıyı hatırlayın: İnsanın kalp aynası, sürekli maruz kaldığı bu kirli görüntülerle kararır ve pas tutar. Bu diziler ve yarışmalar basit bir zaman israfı değildir. Bu kurgular, çocuklarımızın zihinsel mahremiyetine, ahlaki gelişimine vurulan ağır bir darbedir.</p>

<p>Şimdi ne yapacağız? Geçmişin o siyah-beyaz, naif günlerine ağıt yakıp çaresizce dizlerimizi mi döveceğiz? Asla. Nostalji, insanı uyuşturur ve eylemden alıkoyar. Bizim ihtiyacımız olan şey, omuzlarımıza çöken bu uyuşukluğu silkeleyip atmak ve iradeli bir bilinç kuşanmaktır. O programları izlemeyi reddetmek, "Ben bu akşam başka bir kanala bakayım" demek kadar sıradan bir tercih değildir. Bu bir haysiyet mücadelesidir. Tüketim ve hırs çarkına atılmak istenen çocuklarımızı, zihinsel bir şantiyeye çevrilen evlerimizi bu tahribattan korumak zorundayız.</p>

<p>Bir sonraki bölümün fragmanını beklerken durun ve kendinize şunu sorun: Kendi ailenizin, kendi evinizin senaristi misiniz, yoksa başkalarının cebini doldurmak için yazılmış karanlık bir oyunun pasif izleyicisi mi?</p>

<p>Kumandayı elinize alın ve o zehir kusan ekranı karartın. <strong>İzlemeyin! İzlemeyin! İzlemeyin! </strong>Göreceksiniz, eviniz ilk kez bu kadar aydınlık olacak.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 11:13:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/ridvan-sacu-1756200061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ço Keşlilik!</title>
                <category>Ersoy Baba</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/co-keslilik-78843</link>
                <author>ersoybaba@malatyatime.com (Ersoy Baba)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/co-keslilik-78843</guid>
                <description><![CDATA[Ço Keşlilik!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba değerli okurlarım.</p>

<p>Yazılarımda siyasete girmemeye özen gösterdiğimi hepiniz bilirsiniz. Kenarından girdiğim yazılarım bile yayınevinin Ersoy Baba yazılarının basılması hazırlığında sansüre uğramama ve kitabın basımının dondurulmasına kadar gitti. Bu sebeple siyasete girmemeye özen gösteriyorum.</p>

<p>Hocalarımız enteresan insanlardı. Çeşit çeşittir. Hepsini yaptıkları görevler sebebiyle saygı duyuyorum. Kimi sakin sakin görevini yapıp kenara çekilir. Kimi esprili ve giydirmeli konuşur. Kimi de çok sert azarlamalarla ve kınamalarla görevine devam eder. &nbsp;</p>

<p>Hocamızın biri bir cenaze evine taziye için uğrar. Kısa ve öz anlatmıştır:</p>

<p><strong>-“Şehir farklılığı ve Ramazan yoğunluğum sebebiyle dostumuzun vefatından yaklaşık bir ay kadar sonra evine taziyeye gidebildim. Geleceğimi duymuş olan eş dost akraba erkekleri de cenaze evine teşrif etmişlerdi. Salonda oturmuş sohbet ediyorduk. Rahmetlinin vefatının üzerinden bir ay gibi bir süre geçmiş olması sebebiyle hüzün ve acı kalmamış gibiydi. Sohbetin ilerleyen kısımlarında baktım salondaki beylerin gözleri yavaş yavaş kaymaya, uyuklama belirtileri göstermeye başladılar kolay yoldan konuyu değiştirdim.</strong></p>

<p><strong>İslam’da çok eşlilik konusunu açtım. Hangi durumlarda ve ne şartlarla bunun olabileceğini konuşmaya başladığım anda salondaki bütün gözler dibine kadar açıldı. Herkes pür dikkat dinlemeye başladı.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Evin hanımı çaylarımızı getirdi. Tepsiyle sehpaya bıraktı. Yaklaşık 10 cm üstten sert şekilde bırakılan çaylar bize mesajı verdi. Hanım taifesi bu sohbetten haz almamıştı.</strong></p>

<p><strong>Ben de mesajı almıştım. Dikkatleri yeterince açıldığı için eski konuya geri döndüm.”</strong></p>

<p>&nbsp;Muhalif yazar Newşin hanım uşak belediye başkanının ve diğer itirafçıların belgeleriyle anlattığı uçak ve otel partilerindeki bol kadınlı aktivitelere çok bozulmuş.&nbsp;</p>

<p><strong>-“İktidara giderken bu tür grup partileri yapamazsınız! Buna hakkınız yok! Sırası değildi!” </strong>şeklinde azarlamış.</p>

<p>Yani demek istemiş ki:</p>

<p><strong>-“Acele etmeyin. İktidara giderken yapılacak iş değil bunlar. Hele bi iktidar olun. Tüm güçler elinize geçsin. Ondan sonra fazlasıyla yapın. Kimse size karışamaz” </strong>demek istemiş.</p>

<p>Ya da günahını almayayım ama söyleme tarzından hissettiğim:</p>

<p><strong>-“Bensiz nasıl yaparsınız ula!”</strong></p>

<p>Adamların her birinin, istisnasız her birinin 1’den çok sevgilisi var. Kiminin 2, kiminin 6 tane. Belediyelerden akan paralarla hepsini doyurabildiği gibi diğer tüm muhalif yöneticileri ve sevgililerini de doyurabiliyorlar. &nbsp;Bunlarınki “çok eşlilik” değil tabi.</p>

<p><strong>Ço Keşlilik.&nbsp;</strong></p>

<p>Bunlar nikahtan uzak durarak edindikleri bu sevgilileri bezdiklerinde sus paylarını da verip kenara koymak gibi adetleri vardır. Çok eşlilik değil Ço Keşlilik.&nbsp;</p>

<p>Bu arada keş kelimesi uyuşturucu veya sigara bağımlısı olan kişiler için kullanılan bir argo tabirdir. Buradaki bağımlılıkları farklı bir keşlik tabi.&nbsp;</p>

<p>Bunlardaki keşlikte Antalya’daki başkanları level atlamış. Sevgilisini oğluna nikahlamış. Bunları burada yazarken midem bulanıyor.</p>

<p>Onlar da etkin pişmanlık yasasından istifade edebilmek için her şeyi ortaya dökmüşler. Eğer susup bütün pislikleri ortaya dökmeseler muhalif camiada baş tacı olacaklardı. Şimdi ise genel başkanları sabah akşam bunlara küfrediyor.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-17%20at%2013_27_12.jpeg" style="height:397px; width:600px" /></p>

<p>Ağzından salyalar akıtarak hakaretler küfürler ve tehdit mesajları atmasının ana sebebi kendi pisliklerinin de ortaya dökülüyor olmasındandır. Yoksa bunca ahlaksızlığa hırsızlığa karşı çıktığından değil.</p>

<p>Bir Ersoy baba makalesinde daha hiç siyasete dokunmadan yazmayı başardık.&nbsp;</p>

<p>Bazı abiler kızacaktır.&nbsp;</p>

<p><strong>-“Nasıl dokunmadın. Yazdıkların Türkiye’nin siyasi gündeminde olanlar!”</strong></p>

<p>Olaylara o pencereden bakarsak altınları toplayıp mahalleyi dolandıran kaçak kuyumcular da siyasete girer. İşin içine altınlar girdiyse bunda İngiltere’den altın stoğumuzu Türkiye’ye getiren Berat Albayrak ve dolayısıyla Kayınpederi suçludur. Kuyumcunun bir suçu yoktur!</p>

<p>Bir Ersoy Baba yazısının sonuna daha geldik. Ersoy Baba makalesi diyecektim ki Marka Uzmanı Sema kızımızın uyarısı aklıma geldi. Bu yazılar sadece yazı. Makale daha üst seviye ilmi araştırma vs.de kullanılan bir terim. Ama İnternet haber sitelerinde ve gazetelerde “Makale” başlığı altında yayınlandığı için dilimize öyle dolanmış. Bilin istedim.&nbsp;</p>

<p>Biliyorum ki fıkra bekliyorsunuz. daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Ama ekranlarını yeni açan okurlarım fark etmemiş olabilir diye yeniden yazıyorum:</p>

<p>Köylü Rıza efendinin küçük kuzusu büyümüş. Kocaman olmuş. Rıza efendi de bunu çiftleştirip yeni kuzuları olsun istermiş. Sormuş, soruşturmuş. Köyün öbür çıkışındaki Hasan’ın damızlık koçu varmış.&nbsp;“Ona götür”&nbsp;demişler. Rıza efendi hayvancılık yapmadığı için bu konuları bilmiyor. Komşuları biraz da ti’ye alarak yardımcı olmuşlar:</p>

<p><strong>-“Koyununu yormadan götürüp getir. El arabasına yükle. Hasan’ın ağılına kadar götür. İş bittiğinde gene yormadan getir. Ertesi sabah koyunun oturuyorsa bu iş olmuştur. Eğer ayakta duruyorsa maya tutmamıştır. Tekrar el arabasına yükle, yormadan götürüp getir.”</strong></p>

<p>Rıza efendi saflığından sözü dinlemiş. Sabah erkenden koyununu el arabasına yükleyip Hasan’ın ağılına kadar taşımış. Koç ile bir araya getirmiş.</p>

<p>Ertesi sabah merakla ağıla koyununun yanına gidip bakmış. Maalesef koyun ayakta imiş. Tekrar el arabasına yükleyip aynı işi yapmış. Bir sonraki sabah tekrar baktığında koyunun yiye ayakta olduğunu görünce 3. Kez Hasan’ın ağılına taşımış.</p>

<p>Sonraki sabah Rıza Efendi kahvaltısını yaparken hanımına:</p>

<p>-<strong>“Bi bak bakalım koyun ayakta mı oturuyor mu?”</strong>&nbsp;diye seslenmiş. Kadın biraz sonra gelmiş:</p>

<p><strong>-“İnanmayacaksın ama senin koyun el arabasının üstüne çıkmış. Seni bekliyor”</strong></p>

<p>***&nbsp;<br />
<strong>Kalın sağlıcakla.</strong><br />
<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ersoy%20baba%20imza.jpg" style="height:102px; width:200px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 May 2026 13:45:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/ersoy-baba-1672241408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neden Yap(a)mıyoruz?</title>
                <category>Mustafa Akdemir</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/neden-yapamiyoruz-78842</link>
                <author>mustafaakdemir@malatyatime.com (Mustafa Akdemir)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/neden-yapamiyoruz-78842</guid>
                <description><![CDATA[Neden Yap(a)mıyoruz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Neden İnandığımız gibi yaşa(ya)mıyoruz?<br />
Bugünün müslümanının en büyük çelişkilerinden biri bu galiba:<br />
İnanıyor… ama yaşayamıyor.<br />
Allah’a inanıyor, ahirete inanıyor, Peygamber’e inanıyor; fakat amel etmeye gelince geri çekiliyor. Hatta bazen ibadeti ve dini yaşamayı, özgürlüğünün kısıtlanması gibi görüyor.<br />
Peki neden?<br />
Bunun birçok sebebi olabilir, gelin insanın fıtratı açısından birkaçına birlikte bakalım:</p>

<p><strong>-İnsan Değer Verdiği Şeyin Peşinden Gider</strong></p>

<p>Şöyle düşünelim…<br />
Birisi size sıradan bir taş verse, buda ne şimdi der bir kenara atarsınız. Fakat birkaç dakika sonra o taşın çok kıymetli bir elmas olduğu söylense ne olur?<br />
Bir anda her şey değişir.<br />
Az önce değersiz görünen o taş, şimdi en kıymetli hazineniz olabilir. Onu korumaya çalışırsınız. Kaybetmekten korkarsınız. Çünkü artık onun değerini biliyorsunuz.<br />
Demek ki mesele sahip olmak değil; tanımak…<br />
İnsan tanıdığı ölçüde değer verir, değer verdiği ölçüde de ona yönelir.<br />
İşte iman ve amel ilişkisi de tam burada düğümleniyor.<br />
Biz Allah’a inanıyoruz ama O’nu ne kadar tanıyoruz?<br />
Çünkü, Allah’ı tanımayan birisi için O'nun emirleri, "haşmetli bir Sultanın şefkatli daveti" değil, "hürriyeti kısıtlayan ağır yükler" gibi görünür. Namaz bir huzur çağrısı değil de vakit kaybı gibi hissedilir. Tesettür bir vakar değil, özgürlüğe müdahale gibi algılanır.<br />
Demekki mesele emirlerin ağırlığı değil, emri veren Zât’ın yeterince tanınmaması…</p>

<p><strong>-İnsan Peygamberi Tanımazsa, Sünneti Hafife Alır, Yolunu kaybeder</strong></p>

<p>Aynı durum Hz. Muhammed (sav) için de geçerli…<br />
Onun manevi haşmetini ve insanlığa getirdiği nuru tam anlayamayan kişi, sünneti sıradan alışkanlıklar gibi görmeye başlıyor.<br />
Halbuki sünnet, insanı karanlıktan kurtaran bir pusula gibi…<br />
İnsan o pusulayı küçümsediğinde yönünü de kaybediyor.<br />
Bugün modern insanın en büyük problemlerinden biri tam da bu: Çok bilgi var ama yön yok. Çok seçenek var ama istikamet yok.<br />
Çünkü kalp, hakiki rehberini kaybetmiş durumda.</p>

<p><strong>-İnsan Yaratılış Amacını Unutursa…</strong></p>

<p>Meselenin bir diğer tarafı da yaratılış gayesi bilinci..<br />
İnsan bu dünyaya neden gönderildi?&nbsp;<br />
Eğer insan kendisini sadece tüketmek, eğlenmek, kariyer yapmak ve keyif almak için gönderilmiş zannederse, din elbette ona “fazlalık” gibi görünmeye başlar.<br />
Bugünün dünyası sürekli şunu telkin ediyor:<br />
“Hayatı yaşa.”<br />
“Canın ne istiyorsa yap.”<br />
“Önemli olan senin tatmin olman.”<br />
Fakat insan sadece dünya için yaratılmadı.<br />
İnsan, Rabbini tanımak ve O’na iman ve ibadet etmek için gönderildi.<br />
İnsan “Ben kimim, nereden geldim ve nereye gidiyorum?” sorularına cevap bulamadığında, hayatın anlamını da kaybediyor.</p>

<p><strong>-İnsanın Hisleri Aklın Önüne Geçerse..</strong></p>

<p>İşin bir de his ve heves tarafı var…<br />
Özellikle gençlik döneminde insan çoğu zaman aklıyla değil hissiyatıyla hareket ediyor. His ve heves ise kördür akıbeti görmez. Birisi size silah doğrultsa korkarsınız ve ondan kurtulmaya çalışırsınız ama iki gözü görmeyen birisine silah doğrultulsa o korkar mı? Görmediği için korkmaz çünkü tehlikenin farkında değil.&nbsp;<br />
Hisler hakim olunca körlük geliyor.<br />
Çünkü his ve heves, sonucu pek düşünmez. Hazır lezzeti ister.<br />
Bugün küçük bir keyif uğruna yarınki büyük huzur feda edilebiliyor.<br />
İnsan bazen birkaç dakikalık bir günah için yıllarca sürecek pişmanlıkları göze alabiliyor.<br />
Çünkü nefis yakın olanı görüyor, uzak olanı değil…</p>

<p><strong>-İnsan Ölümü Kendine Yakıştırmıyor</strong></p>

<p>Hayatın en büyük yanılgılarından biri de bu: Ölümü başkasına yakıştırmak…<br />
İnsan ölümü kendine uzak görüyor.<br />
Sanki hep yaşayacakmış gibi hissediyor.<br />
İbadeti erteliyor…<br />
Tevbeyi erteliyor…<br />
Kendini düzeltmeyi erteliyor…<br />
Çünkü içinde gizli bir “daha çok vaktim var” duygusu var.</p>

<p><strong>-Modern Dünya Nefsi Sürekli Besliyor</strong></p>

<p>Üstelik yaşadığımız çağ, nefsi sürekli tahrik eden bir çağ…<br />
Modern hayat insana sürekli daha fazla tüketmeyi, daha fazla haz peşinde koşmayı öğretiyor.<br />
Arzuları kışkırtıyor.<br />
İnsanın ruhunu değil, nefsini büyütüyor.<br />
Bu yüzden insanın manevi tarafı zayıflarken, dünyevî tarafı sürekli güçleniyor.<br />
Ve insan fark etmeden iç huzurunu kaybetmeye başlıyor.</p>

<p><strong>Çözüm Ne?</strong></p>

<p>Çözüm sadece “ibadet et” demek değil.<br />
Çünkü insan sevmediği ve tanımadığı bir şeyi uzun süre taşıyamaz.<br />
Asıl mesele imanı derinleştirmek…<br />
Yani taklidî bir imandan, tahkikî bir imana geçebilmek…<br />
Allah’ı daha yakından tanımak…<br />
Kur’an’ı anlamaya çalışmak…<br />
Peygamber’i sevmek…<br />
Kalbi beslemek…<br />
Çünkü iman kuvvetlendikçe amel kolaylaşır.<br />
İnsan Rabbini tanıdıkça ibadeti yük değil nimet olarak görmeye başlar.<br />
Namaz mecburiyet olmaktan çıkar, huzura dönüşür.<br />
Kulluk daralma değil, insanın gerçek özgürlüğü hâline gelir.</p>

<p>Özetle; İnsan aslında inandığı gibi yaşamak ister… Fakat nefsi, hevesi ve dünyanın gürültüsü buna engel olur. Kalp hakikati gerçekten tanıdığında ise amel, zoraki bir görev olmaktan çıkar; insanın ruhununun gıdasına dönüşür.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 10:23:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/02/mustafa-akdemir-1677055520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayıp Oluyor Sayın Vekil!</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ayip-oluyor-sayin-vekil-78841</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ayip-oluyor-sayin-vekil-78841</guid>
                <description><![CDATA[Ayıp Oluyor Sayın Vekil!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’da yaşamak, sadece bir şehirde ikamet etmek değil; yarım kalmış bir hikâyeyi tamamlamaya çalışmak, her gün enkazların arasından umut devşirmektir. Bu şehrin insanı sabırlıdır, metanetlidir ama en önemlisi not tutar. Hafızamız, sadece yıkılan binaları değil, o binaların yerine konulacak tuğlalar için verilen sözleri de tek tek kaydeder.<br />
Takvimler Aralık 2025’i gösteriyordu. AK Parti Malatya Milletvekili İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak, o gün Malatya’nın sembolü, şehrin ruhu olan Yeni Cami için bir müjde vermişti. Şehrin bağrındaki o yarım kalmış görüntü nihayet son bulacak, Yeni Cami Kurban Bayramı’nda kapılarını açacak ve bayram namazı o ulu kubbenin altında kılınacaktı.</p>

<p>Bugün 14 Mayıs 2026.</p>

<p>Kurban Bayramı’na sayılı günler kaldı. Ancak görünen köy ne yazık ki kılavuz istemiyor. Caminin çevresindeki iskeleler kalkmadı, o beklenen manevi kavuşmanın ışığı hala yanmadı. Yani, Malatya’nın kalbi hala mühürlü, verilen sözler ise hala askıda.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">VERİLEN SÖZLER UMUT TACİRLİĞİNE DÖNÜŞMEMELİ</span></strong></p>

<p>Sayın Ölmeztoprak, bizler gazeteci olarak, bu şehrin evlatları olarak sadece haber yapmıyoruz; biz bu şehrin nabzını tutuyoruz. Siz o gün o tarihi verdiğinizde, depremle sarsılmış, çarşısı dağılmış Malatyalı için bu sadece bir inşaat açılışı değildi. Yeni Cami’nin açılması, Malatya’nın ayağa kalktığının, hayatın normale döndüğünün ve en önemlisi "sahipsiz" olmadığımızın bir tescili olacaktı.</p>

<p>Şimdi sormak gerekmez mi? Madem yetişmeyecekti, neden bu kadar kesin bir tarihle halkın umutları perçinlendi? Siyaset, gerçekleştiremeyeceğiniz vaatlerle halkın gönlünü bir anlık hoş tutma sanatı değildir. Eğer bir söz veriliyorsa, o sözün arkasında duracak irade ve takip de aynı kararlılıkla sergilenmelidir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİZ NOT TUTUYORUZ, VAKTİ GELİNCE DE SORUYORUZ</span></strong></p>

<p>Malatyalı "Hallederiz," "Bakıyoruz," "Az kaldı," gibi yuvarlak cümlelerden artık yoruldu. Biz somut adımlar, dürüst tarihler ve tutulan sözler istiyoruz. Şehrimizi istiyoruz, çarşımızı istiyoruz, sembollerimizi geri istiyoruz.</p>

<p>Unutulmasın ki; Malatya halkı kendisine uzatılan eli de, havada kalan sözü de unutmaz. Biz bugün 11 Aralık’taki o açıklamayı not defterimize nasıl büyük harflerle yazdıysak, bugün tutulmayan o sözün altına da kalın bir çizgi çekiyoruz.</p>

<p>Siyasetçilere tavsiyemiz şudur: Yapamayacaksanız, söz vermeyin bari! Çünkü bu halkın hayalleriyle oynandığında, vakti geldiğinde vicdanlarda o hesap elbet sorulur.<br />
Malatya’nın artık boş vaatlere değil, gerçek bir icraat siyasetine ihtiyacı var. Kurban Bayramı’nda o camide saf tutamayacaksak, o gün caminin önünden geçerken verilen o sözün ağırlığı kimin omuzlarında olacak?</p>

<p>Biz bekliyoruz... Şehrimizi, camimizi ve en çok da dürüst siyaseti bekliyoruz.</p>

<p><em><strong>NOT:&nbsp;&nbsp;</strong></em>İsteyen haber sitemizde küçük bir gezintiye çıkabilir ve İnanç vekilin verdiği sözleri, yaptığımız haberleri okuyabilir.</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 08:18:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kahvaltıyı Atlamak Metabolizmayı Etkiler mi?</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kahvaltiyi-atlamak-metabolizmayi-etkiler-mi-78840</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kahvaltiyi-atlamak-metabolizmayi-etkiler-mi-78840</guid>
                <description><![CDATA[Kahvaltıyı Atlamak Metabolizmayı Etkiler mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sabah kahvaltısı uzun yıllardır “günün en önemli öğünü” olarak tanımlanıyor. Ancak son yıllarda değişen yaşam tarzları, yoğun tempo ve farklı beslenme modelleriyle birlikte kahvaltının gerçekten gerekli olup olmadığı daha sık tartışılmaya başladı.</p>

<p>Aslında burada önemli olan yalnızca kahvaltı yapmak değil, günün genel beslenme düzenini nasıl oluşturduğumuzdur. Ancak birçok kişi için güne uzun süre aç başlamak enerji düşüklüğü, odaklanma problemi ve gün içinde kontrolsüz yeme ataklarıyla sonuçlanabiliyor. Özellikle kahvaltıyı atlayan bireylerde akşam saatlerinde daha yüksek kalorili besinlere yönelim daha sık görülebiliyor.</p>

<p>Kahvaltının içeriği de en az yapılıp yapılmaması kadar önemli. Sadece poğaça, simit veya şekerli kahvaltılıklarla yapılan bir kahvaltı kısa sürede tekrar acıkmaya neden olabilirken; protein ve lif içeriği yüksek bir öğün daha uzun süre tokluk sağlayabiliyor. Yumurta, peynir, yoğurt, kefir, tam tahıllar ve yağlı tohumlar dengeli bir kahvaltının temelini oluşturuyor.</p>

<p>Özellikle çalışan bireylerde zaman kazanmak amacıyla pastaneden alınan poğaça, börek ve benzeri hamur işleri sık tercih ediliyor. Ancak bu ürünler çoğu zaman trans yağ, yüksek doymuş yağ ve rafine un içeriği nedeniyle hem uzun süre tok tutmuyor hem de mide yanması, şişkinlik ve gün içinde halsizlik hissine neden olabiliyor. Sabah hızlı bir seçenek gibi görünse de kan şekerinde hızlı dalgalanmalara yol açarak kısa sürede tekrar açlık hissi oluşturabiliyor.</p>

<p>Oysa sağlıklı bir kahvaltı hazırlamak düşünüldüğü kadar zor değil. Bir gece önceden hazırlanacak küçük bir planlama ile hem pratik hem dengeli öğünler oluşturmak mümkün. Üstelik bu seçenekler hem daha uzun süre tok tutuyor hem de gün içindeki enerji seviyesini destekliyor.</p>

<p><strong>Pratik ve Dengeli Kahvaltı Önerileri</strong><br />
• Kefir + yulaf + meyve<br />
• Haşlanmış yumurta + ayran + çiğ badem<br />
• Tam tahıllı tost + peynir + söğüş sebzeler<br />
• Yoğurt + chia tohumu + ceviz<br />
• Lor peynirli tam buğday wrap</p>

<p>Elbette herkesin kahvaltı ihtiyacı aynı değil. Bazı bireyler sabah erken saatlerde açlık hissetmezken bazıları kahvaltı yapmadığında gün boyu halsizlik yaşayabiliyor. Bu nedenle beslenmede tek bir doğru yerine kişiye uygun sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturmak daha önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:34:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital Katliam: Ekranların Çocuklarımıza Zararları</title>
                <category>Rıdvan SAÇU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/dijital-katliam-ekranlarin-cocuklarimiza-zararlari-78839</link>
                <author>ridvansacu@malatyatime.com (Rıdvan SAÇU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/dijital-katliam-ekranlarin-cocuklarimiza-zararlari-78839</guid>
                <description><![CDATA[Dijital Katliam: Ekranların Çocuklarımıza Zararları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mutfakta yemek pişiyor, salonda derin bir sessizlik... Normalde evi birbirine katması gereken iki yaşındaki çocuk, bir heykel gibi koltukta çakılı. Gözlerinde fer yok, sadece mavi bir ışığın donuk yansıması. Anne baba "Ne güzel, uslu uslu oturuyor." diye seviniyor. Oysa o an, o salonda sessiz bir cinayet işleniyor. Çocuğun merakı, hayal gücü ve taze nöronları, o parlak ekranın acımasız dişlileri arasında paramparça ediliyor. Modern ebeveynlik, çocuğun eline bir tablet tutuşturup "huzur" satın aldığını sanıyor. Fakat ödenen bedel, bir neslin zihinsel istikbalidir.</p>

<p><strong>Sıcak Bir Nefes mi, Soğuk Bir Cam mı?</strong></p>

<p>İnsanoğlu, dünyaya eksik doğan tek canlıdır. Bir tay doğar doğmaz ayağa kalkar, bir kaplumbağa denize koşar. Fakat insan yavrusu, hayatta kalmak ve "insan olmak" için ötekine, özellikle de anneye mutlak surette muhtaçtır. Bebeklik döneminde beynin gıdası ekran değil, anne teninin kokusu, kalp atışının ritmi ve gözbebeğindeki ışıktır. İnsan yavrusu şefkati, sevgiyi ve güveni soğuk bir cam ekranından değil, ten tene temastan öğrenir. Anne göğsüne yaslanan bir bebeğin beyni oksitosin (bağlanma hormonu) salgılar; kalp atışı düzene girer, stres seviyesi düşer. Ekran ise bu mucizevi biyolojik ve ruhsal uyumu bıçak gibi keser atar. Karşılıklı gülümsemenin, "agu" demenin, annenin yüzündeki o anlık değişimi okumanın yerini, duygusuz ve tepkisiz bir makine aldığında, çocuk en temel insani yetisinden, empati kurabilme becerisinden mahrum bırakılır. Aynası kırılmış bir ruh, kendini nasıl inşa edebilir? "Tronick'in o sarsıcı 'Donuk Yüz' deneyinde, annesinin aniden tepkisizleşen yüzü karşısında saniyeler içinde dehşete kapılıp çöküş yaşayan bebeğin o kahredici çaresizliği; bugün ruhsuz, buz gibi bir ekrana saatlerce mahkûm edilen her çocuğun yutkunduğu sessiz bir travmadır."(*Donuk yüz deneyi ile ilgili yazımın sonunda paylaştığım videoları muhakkak izleyin)</p>

<p><strong>Beynin Mimarisini Yıkmak: Sinaptik Bir Katliam</strong></p>

<p>Bilimsel veriler artık hiçbir mazerete yer bırakmayacak kadar korkutucu. Yaşamın ilk 36 ayı, beynin en hızlı şekillendiği, saniyede bir milyondan fazla yeni nöral bağın (sinaps) kurulduğu mucizevi bir şantiyedir. Ancak bu şantiye, "kullan ya da kaybet" kuralıyla çalışır (kullanılmayan şey kaybedilir). Harvard Üniversitesi Gelişen Çocuk Merkezi bu dönemi "beyin mimarisi" olarak adlandırır. Ekran, bu mimarinin tam kalbine yerleştirilmiş bir saatli bomba bir hançerdir.</p>

<p>Ekranda hızla değişen renkler, patlayan ışıklar ve saniyede onlarca kez değişen kareler, bebeğin henüz olgunlaşmamış beynini amansız bir uyarana maruz bırakır. Siz bebeğinizin ekrandaki şeyleri ilgiyle izlediğini zannediyorsunuz olan şey bir katliamdır, beynin katliamıdır. Doğa yasalarına aykırı bu hiper-uyarılma, beyinde sürekli ve sahte bir dopamin patlaması yaratır. Çocuk, o renkli illüzyona bakarken aslında kelimenin tam anlamıyla "uyuşturulmaktadır". Peki sonra ne olur? Fişi çektiğinizde, ekranı kapattığınızda o korkunç kriz başlar. Çünkü gerçek dünya; toprak, tahta bloklar veya yavaşça düşen bir sonbahar yaprağı, çocuğun ekranla zehirlenmiş beynine artık aşırı "sıkıcı" gelir. Odaklanma merkezini barındıran prefrontal korteks tahrip olmuştur. Dikkat eksikliği, öfke nöbetleri, dürtüsellik ve otizm benzeri ağır sosyal kopukluklar baş gösterir. Çocuk dünyayı parmağını kaydırarak geçebileceğini sanır. Hayatı kaydıramadığında ise çıldırır. Biz çocuklara "teknolojiyi öğretiyoruz" yalanına sığınırken, aslında onların beyinlerindeki beyaz maddeyi (iletişim ağlarını) bizzat kendi ellerimizle eritiyoruz.</p>

<p><strong>Kalbin Tasfiyesi ve İradenin Felci</strong></p>

<p>İmam Gazâlî, çocuğun kalbini "üzerine ne nakşedersen onu kabul eden, saf ve kıymetli bir cevher" olarak tarif eder. Bu cevheri ekranın kaotik ve kirli görüntüleriyle doldurmak, ruhu daha yolun başında prangalamaktır. Geleneksel hikmet bize sabrı ve "beklemeyi" öğretirken; dijital ekranlar, her şeyi bir tıkla elde etme yanılsamasıyla "haz odaklı" bir karakter inşa eder. Bu, iradenin felç olmasıdır. Kendi iç dünyasının sessizliğinde olgunlaşamayan çocuk, dışarıdan gelecek sürekli uyarana muhtaç, manevi derinliği olmayan "dijital bir nesneye" dönüşür. Terbiye, çocuğu sadece hayata hazırlamak değil, onu kendi nefsinin ve modern çağın esaretinden korumaktır.</p>

<p><strong>Deneyimden Kopan İnsan</strong></p>

<p>Jean-Jacques Rousseau, Emile’de çocuğu "doğanın elinden çıktığı gibi" korumanın öneminden bahseder. Rousseau’ya göre hakiki bilgi, kitabın veya ekranın sunduğu soyutlukta değil, bizzat doğanın içinde, deneme-yanılma ile kazanılan tecrübedir. John Dewey’in "yaparak ve yaşayarak öğrenme" ilkesi, ekran karşısında tamamen çöker. Ekran, çocuğu bir "izleyiciye" mahkûm ederken; hayat onu bir "aktör" olmaya çağırır. Çocuk, ekrandaki elmanın kırmızısını tanır ama elmanın kokusunu, ağırlığını, pürüzünü bilmez. Biz çocukları bilgili yapmaya çalışırken, onları "yaşamdan bihaber" bırakıyoruz. Gerçeklikten kopan zihin, eninde sonunda kaygı ve depresyonun pençesine düşer.</p>

<p><strong>Peygamber Efendimiz (S.A.V.)</strong></p>

<p>Hz. Peygamber’in lügatinde çocuk, sussun diye köşeye atılacak bir yük değil; koklanacak, bağra basılacak bir "cennet reyhanı"dır. Torununu öptüğünü görüp <em>"Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim" </em>diyen bedeviye verdiği o sarsıcı cevabı hatırlayın: <em>"Allah kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim?"</em> Peki, bugün çocuklarını o buz gibi ekranların kucağına saatlerce terk eden bizler, aslında modern ve ruhsal bir "dokunmama" suçu işlemiyor muyuz? Yavrusunu feryatla bağrına basan telaşlı bir anneyi gösterip <em>"Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?" </em>diyen bir Peygamberin ümmeti, bugün evlatlarını o mavi ışığın dijital ateşine kendi elleriyle atıyor. Bilgisayarlar merhamet bilmez, ekranlar çocuğunuzun saçını okşayamaz. Çocuğun sızlayan ruhu, ancak annesinin o ilahi merhametten pay alan şefkatli nazarıyla şifa bulur.</p>

<p><strong>Peki, Şimdi Ne Yapacağız?</strong></p>

<p>Bu bir yasaklama savaşı değil, bir "yerine koyma" davasıdır. Ekranı çekip aldığınızda oluşan boşluğu kendi varlığınızla doldurmazsanız, o boşluk yarın çok daha karanlık bağımlılıklarla dolacaktır.</p>

<p>3-6-9-12 Kuralını Kazıyın: 3 yaşına kadar ekran <strong>SIFIR.</strong> 6 yaşına kadar oyun konsolu yok. 9 yaşına kadar denetimsiz internet yok. 12 yaşına kadar sosyal medya yok. İstisnası, tavizi, "ama"sı yok.</p>

<p>Dijital Diyet Saatleri: Akşam yemeğinde ve yatmadan iki saat önce tüm cihazlar "uykuya" dalmalı. Ebeveynin elindeki telefon, çocuğun gözündeki en büyük rakiptir. Rakibinizi yere bırakın. Gözlerine bakın.</p>

<p>Temasın İyileştirici Gücü: Çocuğun beynini geliştiren en güçlü yakıt, ebeveyniyle kurduğu göz teması ve boğuşarak, sarılarak oynadığı oyunlardır. Hiçbir yüksek çözünürlüklü uygulama, babanın dizinde sallanarak dinlenen bir masalın nörolojik ve ruhsal değerine ulaşamaz.</p>

<p>Anne ve babalar! Çocuğun elindeki o cihaz modern bir "emzik" değil, çocuğunuzla aranıza örülmüş aşılmaz bir "duvar"dır. O duvarı kendi ellerinizle örmeyin. Yarın "Bu çocuk beni neden hiç duymuyor?" diye ağladığınızda, “Neden dikkati hafif bir rüzgarda bile saman çöpleri gibi dağılıyor?” dediğinizde, &nbsp;“Okuduğu en basit cümleyi bile neden anlamıyor?” diye kendi kendinize sorduğunuzda cevabı o sessizce oturduğu koltukta, ekranın mavi ışığında kaybettiğiniz o geri dönüşü olmayan yıllarda arayacaksınız.</p>

<p>Ekranın fişini çekin, çocuğunuza yeniden bağlanın.</p>

<p>* Donuk yüz deneyi:</p>

<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=vmE3NfB_HhE&amp;t=505s"><span style="color:#c0392b"><strong>https://www.youtube.com/watch?v=vmE3NfB_HhE&amp;t=505s</strong></span></a></p>

<p><a href="http://   https://www.youtube.com/watch?v=7Pcr1Rmr1rM&amp;t=242s "><span style="color:#c0392b"><strong>&nbsp; &nbsp;https://www.youtube.com/watch?v=7Pcr1Rmr1rM&amp;t=242s&nbsp;</strong></span></a></p>

<p>ve ilgi gösterilmeyen çocuk ne yapar deneyi:&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=ChoOExRLT4Q "><span style="color:#c0392b"><strong>https://www.youtube.com/watch?v=ChoOExRLT4Q&nbsp;</strong></span></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 07:24:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/ridvan-sacu-1756200061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kürsüde Muhalefet... Kasada Tedbir</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kursude-muhalefet-kasada-tedbir-78838</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kursude-muhalefet-kasada-tedbir-78838</guid>
                <description><![CDATA[Kürsüde Muhalefet... Kasada Tedbir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Veli Ağbaba çıkıyor.</p>

<p>AK Parti’ye yükleniyor.</p>

<p>Mikrofon sıcak.<br />
Ton yüksek.<br />
Muhalefet tam ayarında.</p>

<p>Sonra perde kapanıyor.</p>

<p>Karşımıza başka bir hikâye çıkıyor.</p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin milyarlık şirketi:</p>

<p><strong>Egeşehir A.Ş.</strong></p>

<p>Başında kim var?</p>

<p><strong>Süleyman Ekinci.</strong></p>

<p>AK Parti çevrelerine yakınlığı konuşulan isim.</p>

<p>Yetmiyor.</p>

<p>Malatya’da yıllarca etkili olmuş AK Partili bir siyasetçinin oğluyla ortak.</p>

<p>O da yetmiyor.</p>

<p>Yol dönüyor dolaşıyor…</p>

<p>Ağbaba İnşaat’a bağlanıyor.</p>

<p>İşte siyaset burada ilginçleşiyor.</p>

<p>Kürsüde kavga.</p>

<p>Şirkette ahenk.</p>

<p>Mitingde sertlik.</p>

<p>Ortaklıkta huzur.</p>

<p>İnsan bakınca şunu anlıyor:</p>

<p>Bazıları iktidara muhalefet ediyor…</p>

<p>ama iktidar ihtimalini de cebinde taşıyor.</p>

<p>Çünkü memlekette en risksiz siyaset…</p>

<p>her kapıya anahtar bırakmakmış.</p>

<p>Ve galiba Veli Ağbaba’nın asıl başarısı…</p>

<p>seçim kazanmak değil,</p>

<p><strong>hangi devir gelirse gelsin yolu açık tutmak!</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-13%20at%2018_53_25.jpeg" style="height:650px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HALAY BAŞI SAMİ… FANTAZİ DEDİĞİ ŞEYE DAVUL ÇALIYOR</span></strong></p>

<p>Bir zamanlar çıktı…</p>

<p>kameraların karşısına geçti.</p>

<p>Cümle netti:</p>

<p>“Deprem yaşamış Malatya’nın parasını bu fantaziye harcayamam.”</p>

<p>Kime dedi?</p>

<p>Futbola.</p>

<p>Özellikle de belediye destekli futbol harcamalarına.</p>

<p>Yani o günkü Sami Er’e göre…</p>

<p>topa para vermek lükstü.</p>

<p>Aradan çok geçmedi.</p>

<p>Bir baktık…</p>

<p>fantazi büyümüş.</p>

<p>Üstelik bu kez 3. Lig’de.</p>

<p>Sahada:</p>

<p>Malatya Yeşilyurtspor.</p>

<p>Arkada:</p>

<p>belediye bütçesi.</p>

<p>Transfer yapılıyor.<br />
Prim dağıtılıyor.<br />
Para akıyor.</p>

<p>Hem de öyle böyle değil.</p>

<p>İnsan izleyince sanıyor ki…</p>

<p>kulüp yarın Şampiyonlar Ligi marşıyla sahaya çıkacak.</p>

<p>İşin en ironik tarafı ne biliyor musun?</p>

<p>Yeni Malatyaspor’un borcunu bahane ediyorlar.</p>

<p>“Borç çoktu” diyorlar.</p>

<p>İyi de…</p>

<p>3. Lig’den takım taşımanın maliyeti ucuz mu?</p>

<p>Önce 2. Lig.</p>

<p>Sonra 1. Lig.</p>

<p>Sonra Süper Lig.</p>

<p>Yani yıllarca para.<br />
Yıllarca transfer.<br />
Yıllarca yük.</p>

<p>Üstelik ortada hazır bir marka vardı.</p>

<p>Süper Lig görmüş şehir takımı vardı.</p>

<p>Bir omuzla toparlanabilecek yapı vardı.</p>

<p>Ama onu ayağa kaldırmak yerine…</p>

<p>yeni vitrin kuruldu.</p>

<p>Çünkü mesele futbol değil artık.</p>

<p>Mesele:</p>

<p>yeni hikâye yazıp eski enkazı unutturmak.</p>

<p>Ve tam burada sahneye çıkıyor:</p>

<p><strong>Halay Başı Sami.</strong></p>

<p>Davul çalıyor.<br />
Ritim yükseliyor.<br />
Fotoğraflar geliyor.</p>

<p>Sanki 3. Lig’de top dönünce…</p>

<p>şehirde hayat düzelecek.</p>

<p>Sanki vatandaşın derdi puan tablosuyla bitecek.</p>

<p>Halbuki Malatya’nın sorunu skor değil.</p>

<p>Yönetim.</p>

<p>Ama bazıları hizmet üretemeyince…</p>

<p>tribün üretmeye başlıyor.</p>

<p>Ve galiba bu hikâyenin en komik tarafı şu:</p>

<p>Dün “fantazi” dediği şeye…</p>

<p>bugün en önde mendil sallıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ASELSAN GELİYOR… YİNE GELİYOR</span></strong></p>

<p>Malatya yine savunma sanayinin üssü oluyormuş.</p>

<p>ASELSAN geliyor.</p>

<p>Çip geliyor.<br />
Teknoloji geliyor.<br />
Yüksek katma değer geliyor.</p>

<p>İnsan bir an heyecanlanıyor.</p>

<p>Sonra hafıza devreye giriyor.</p>

<p>“Bir dakika…” diyorsun.</p>

<p>“Bu filmi biz daha önce izlemedik mi?”</p>

<p>Çünkü aynı cümleler dün de vardı.</p>

<p>Selahattin Gürkan döneminde de.</p>

<p>O zaman da:<br />
ASELSAN geliyordu.</p>

<p>O zaman da:<br />
Malatya teknoloji merkezi oluyordu.</p>

<p>O zaman da:<br />
şehir savunma sanayinde çağ atlıyordu.</p>

<p>Şimdi sahnede yeni isim var:</p>

<p><strong>Abdurrahman Babacan.</strong></p>

<p>Metin aynı.</p>

<p>Sunum yeni.</p>

<p>Başlık değişmiş.</p>

<p>Müjde makyajlanmış.</p>

<p>İşin en ilginç tarafı şu:</p>

<p>Malatya’da bazı yatırımlar fabrikadan önce…</p>

<p>haber olarak kuruluyor.</p>

<p>Üretim başlamadan manşet hazır.</p>

<p>Bina ortada yok.</p>

<p>Ama vizyon maşallah tam kapasite.</p>

<p>Bir açıklama geliyor.</p>

<p>Sosyal medya ayağa kalkıyor.</p>

<p>Sanki ertesi sabah F-35 parçası üretilecek.</p>

<p>Halbuki şehir yıllardır aynı cümleyi dinliyor:</p>

<p>“Olacak.”</p>

<p>“Başlayacak.”</p>

<p>“Merkez olacak.”</p>

<p>“Üs olacak.”</p>

<p>Ve galiba Malatya’da en hızlı büyüyen sektör artık savunma sanayi değil…</p>

<p><strong>müjde sanayi.</strong></p>

<p>Çünkü bazı projeler yapılmıyor.</p>

<p>Sadece belli aralıklarla yeniden servis ediliyor.</p>

<p>Bir nevi yatırımın kendisi değil…</p>

<p><strong>fragmanı dolaşıyor.</strong></p>

<p>Ve insan ister istemez düşünüyor:</p>

<p>Demek ki bu şehirde bazı fabrikalar üretime geçmeden önce…</p>

<p>en az beş kere açılıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-13%20at%2018_53_25%20(1).jpeg" style="height:758px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BORÇ DİYE GELDİ… MİLYAR DİYE GİDİYOR</strong></span></p>

<p>Sami Er göreve geldi.</p>

<p>İlk işi ne oldu?</p>

<p>Asfalt değil.</p>

<p>Park değil.</p>

<p>Hizmet değil.</p>

<p>Borç anlatmak.</p>

<p>“17 milyar devraldık” dedi.</p>

<p>“Kasa boştu” dedi.</p>

<p>“Enkaz aldık” dedi.</p>

<p>Öyle anlattı ki…</p>

<p>sanki belediyeyi değil,<br />
<strong>batık banka</strong> satın almış.</p>

<p>Malatyalı da sandı ki:</p>

<p>Demek artık <strong>tasarruf</strong> başlayacak.</p>

<p>Başladı.</p>

<p>Ama belediyede değil…</p>

<p>vatandaşta.</p>

<p>Çünkü rakamlar büyümeye başladı.</p>

<p>Önce banka borcu.</p>

<p>3.5 milyardan…</p>

<p><strong>14 milyara.</strong></p>

<p>Faiziyle beraber maşallah küçük çaplı uzay programı.</p>

<p>Yetmedi.</p>

<p>Toplam borç da yürüdü.</p>

<p>17 milyardan…</p>

<p><strong>28 milyarın üstüne.</strong></p>

<p>Ve işin en güzel tarafı şu:</p>

<p>Dün borç anlatanlar…</p>

<p>bugün harcama rakamlarıyla <strong>roman</strong> yazıyor.</p>

<p>3 milyar İnsan Kaynakları.</p>

<p>1.7 milyar Yol Altyapı.</p>

<p>920 milyon Ulaşım.</p>

<p>803 milyon Fen İşleri.</p>

<p>687 milyon Destek Hizmetleri.</p>

<p>31 milyon Basın Yayın.</p>

<p><strong>Rakam bol.</strong></p>

<p>Hizmet biraz<strong> ketum.</strong></p>

<p>İnsan bakıyor…</p>

<p>şehir hâlâ yorgun.</p>

<p>Yollar aynı.</p>

<p>Trafik aynı.</p>

<p>Vatandaşın amortisör yine sanayide.</p>

<p>Ama belediyede rakamlar çok dinamik maşallah.</p>

<p>Demek ki mesele borç değilmiş.</p>

<p>Mesele…</p>

<p><strong>borcu kimin yaptığıymış.</strong></p>

<p>Çünkü bu memlekette bazı siyasetçiler enkaz edebiyatıyla geliyor…</p>

<p>sonra enkazın metrekare fiyatını büyütüyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA VALİSİ NEDEN GİTMEK İSTER?</span></strong></p>

<p>İnsan bazen makamdan yorulmaz.</p>

<p>Şehirden yorulur.</p>

<p>Malatya bugün tam öyle yer.</p>

<p>Milletvekili var.</p>

<p>Ama ağırlık arıyorsun.</p>

<p>Belediye başkanı var.</p>

<p>Ama kriz anında göz başka yere dönüyor.</p>

<p>Sonra ne oluyor?</p>

<p>Vali büyüyor.</p>

<p>Seddar Yavuz bir süre sonra vali gibi değil…</p>

<p>adeta şehrin zorunlu ağabeyine dönüştü.</p>

<p>Yol desen onda.</p>

<p>Koordinasyon desen onda.</p>

<p>Kriz desen onda.</p>

<p>Deprem desen onda.</p>

<p>Çünkü ortada tuhaf bir boşluk oluştu.</p>

<p>Siyaset geri çekildi.</p>

<p>Devlet öne çıktı.</p>

<p>İlk başta bu görüntü işe yaradı.</p>

<p>Şehir toparlandı.</p>

<p>İnsanlar “nihayet biri masaya vuruyor” dedi.</p>

<p>Ama hayat böyledir.</p>

<p>Bir süre sonra alkış…</p>

<p>yük olmaya başlar.</p>

<p>Çünkü Malatya normal şehir değil artık.</p>

<p>Her gün başka problem.</p>

<p>Her gün başka dosya.</p>

<p>Her gün başka yorgunluk.</p>

<p>Şimdi Ankara temasları konuşuluyor.</p>

<p>İnsan şaşırıyor mu?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Çünkü bazı şehirler makam büyütmez…</p>

<p>ömür tüketir.</p>

<p>Hele bir de herkes geri çekilmişse…</p>

<p>bir süre sonra vali değil,</p>

<p>tek kişilik kriz merkezi oluyorsun.</p>

<p>Galiba mesele tam da bu.</p>

<p>Seddar Yavuz Malatya’dan kaçmak istemiyor belki.</p>

<p>Ama insan bazen…</p>

<p><strong>herkesin sustuğu şehirden gitmek istiyor.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-13%20at%2018_53_25%20(2).jpeg" style="height:682px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: TÜİK GİTTİ, MASAL BİTTİ</span></strong></p>

<p>Malatya’nın Ankara’daki birkaç isminden biri TÜİK Başkanı Erhan Çetinkaya’ydı.<br />
<strong>O da gitti.</strong></p>

<p>Şimdi dönüp bir daha anlatsınlar bakalım o meşhur “Malatya lobisini.”</p>

<p>Çünkü güçlü şehir,<br />
adamını kolay düşürmez.</p>

<p>Demek ki Ankara’da lobi yokmuş…<br />
Sadece <strong>kalabalık</strong> varmış.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: “AĞBABA MI, AKBABA MI?”</span></strong></p>

<p>Sosyal medyada iddialar uçuşuyor.<br />
İfadeler konuşuluyor.<br />
Oteller, masalar, şişeler…</p>

<p>Millet şimdi kelimeye takılmış:<br />
<strong>“Ağbaba</strong> mı, <strong>akbaba</strong> mı?”</p>

<p>Siyasette bazen <strong>bir harf</strong> değişir…<br />
Manzara değişir.</p>

<p>Demedi deme Veli…</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FIKRA GİBİ MEMLEKET:</strong></span></p>

<p>Sormuşlar ustaya:<br />
“Bu kaldırım neden böyle?”</p>

<p>Usta demiş:<br />
“Deniz manzaralı yaptık.”</p>

<p>“Peki dükkân kapıları?”</p>

<p>“Onlar da suya yakın olsun istedik.”</p>

<p>Geçen gün Kışla Caddesi’nden geçtim.</p>

<p>Kaldırım değil…<br />
<strong>Karadeniz tatbikatı.</strong></p>

<p>Bir yükseliyor.<br />
Bir çöküyor.<br />
Bir kıvrılıyor.</p>

<p>İnsan yürümüyor…<br />
<strong>denge sınavına giriyor.</strong></p>

<p>Dükkân kapıları desen…</p>

<p>Kaldırım yukarıda.<br />
Esnaf aşağıda.</p>

<p>Yağmur biraz ciddiye binsin…</p>

<p>İçeri müşteri değil,<br />
<strong>sazan girecek.</strong></p>

<p>Şehir yapılıyor deniyor.</p>

<p>Doğrudur.</p>

<p>Ama bazen insan bakıyor…</p>

<p>Bu projeyi mühendis mi çizdi,<br />
<strong>dalga mı vurdu… anlaşılmıyor.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da kulislerin dili yine uzun…<br />
Bir tarafta rezerv alanlar, diğer tarafta viyadükler…<br />
Şehir yeniden kuruluyor deniyor ama herkesin aklında aynı soru dolaşıyor:<br />
“Kurulan şehir bizim bildiğimiz Malatya mı?”</p>

<p><strong>-Rezerv Alanlarda Yeni Tartışma: Komşu Kim Olacak?</strong><br />
Sokaktaki en büyük fısıltı hâlâ rezerv alanlar. Özellikle Çırmıktı, Gündüzbey, Barguzu ve Banazı tarafında projeler netleşmeye başlayınca bu kez başka bir mesele konuşuluyor.<br />
Eskiden “Evimiz ne olacak?” deniyordu…<br />
Şimdi “Yanımıza kim gelecek?” deniyor.<br />
Bazı mahallelerde “Kültürel doku bozuluyor” endişesi sessiz sessiz büyüyor.</p>

<p><strong>-Çarşı Açıldı mı Açılmadı mı?</strong><br />
Merkez Çarşı için “teslimatlar başladı” denildi ama esnaf ikiye bölünmüş durumda.<br />
Bir taraf:<br />
“Eylülde açıldı dediler, Nisan geldi hâlâ toz yutuyoruz” diyor.<br />
Diğer taraf ise modern dükkanların şehre hava katacağını savunuyor.<br />
Çarşı yükseliyor ama tartışma daha hızlı yükseliyor.</p>

<p><strong>-Viyadük Müjdesi Verildi, Vatandaş İç Çekti</strong><br />
Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er “İkinci Viyadük 2026’da başlıyor” dedi…<br />
Malatyalının cevabı gecikmedi:<br />
“Viyadük bitene kadar biz biteriz.”<br />
Özellikle çevre yolu trafiğinden bunalanlar artık direksiyon değil, sabır çeviriyor.<br />
İkizce-Adıyaman bağlantısının şehri ne kadar rahatlatacağı ise ayrı bir merak konusu.</p>

<p><strong>-İkizce Büyüyor, Merkez Düşünüyor</strong><br />
İkizce tarafı büyüdükçe büyüyor…<br />
Emlakçılar heyecanlı, yatırımcıların iştahı açık.<br />
Kulislerde artık şu konuşuluyor:<br />
“Şehrin merkezi Yeşilyurt’tan İkizce’ye mi kayıyor?”<br />
Eski merkezde mülkü olanlar ise hafiften huzursuz.</p>

<p><strong>-Kayısı Bahçelerinde Gözler Gökyüzünde</strong><br />
Valilikten gelen zirai don ve dolu uyarıları kayısı üreticisini alarma geçirmiş durumda.<br />
Sosyal medyada herkes aynı şeyi soruyor:<br />
“Bu sene yüzümüz gülecek mi?”<br />
Çünkü Malatya’da kayısı sadece meyve değil…<br />
Moral, umut, geçim.</p>

<p><strong>-Asayiş Haberleri ‘Bülten’ Olmaktan Çıktı</strong><br />
Kulislerde en çok konuşulan meselelerden biri de güvenlik.<br />
Hırsızlık olaylarındaki artış, bazı mahallelerde büyüyen tedirginlik ve bitmeyen “polis bülteni” haberleri…<br />
Şehirde artık sık sık şu cümle duyuluyor:<br />
“Nerede o eski huzurlu Malatya?”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da artık sadece binalar değil,<br />
alışkanlıklar da yer değiştiriyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah&nbsp;</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 19:40:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kim Kiminle Savaşıyor, Kimler Kimlerle Anlaşıyor?</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kim-kiminle-savasiyor-kimler-kimlerle-anlasiyor-78837</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kim-kiminle-savasiyor-kimler-kimlerle-anlasiyor-78837</guid>
                <description><![CDATA[Kim Kiminle Savaşıyor, Kimler Kimlerle Anlaşıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Artık adı <strong>“Hürmüz Körfez Savaşına” </strong>dönüşen bu savaş aslında kimler arasında oluyor, merak ediyor muyuz?&nbsp;</p>

<p>Savaşın başladığı tarih olan 28 Şubat öncesi haritada sadece bir körfez olan Hürmüz, nasıl oldu da bambaşka bir niteliğe dönüştü.</p>

<p>O her şeyi bilen ölçen hesaplayan Amerikan Derin Devleti, bunu hesaplayamadı mı?</p>

<p>Pekiii Hürmüz’den elde edilen acayip büyük bir gelirin, amiyane tabirle cukkanın gittiği adresler arasında Vatikan, İngiltere, Çin ve başka ilginç yerlerin olması sadece tesadüf mü?</p>

<p>28 Şubattan bugüne İran’a sadece Çin, Rusya, Hindistan mı destek oldu, oluyor. Diğerleri kimler ve neden destek oluyorlar? Gerekçeleri yalnızca İran’a haksızlık yapılması gibi onların nezdinde komik olan bir gerekçe olabilir mi? İnanalım mı?</p>

<p><strong>Bir ipte iki cambaz oynamaz deriz ya biz. Hürmüz’de bir ipte çok cambaz oynuyor. Onlar orada oynarken İsrail haritasını değiştiriyor. Filistin ve Lübnan yok oluşa gidiyor.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-13%20at%2009_52_37.jpeg" style="height:327px; width:600px" /></p>

<p>Ve gerçekten ABD sadece şu an kimlerle anlaşma peşinde.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HERKESİN MALI NEDEN YALNIZCA İRAN’IN MALINA DÖNÜŞÜYOR?</span></strong></p>

<p>Ama daha da ilginç olanı tam da bu. Niye oluyor bu?</p>

<p>Sadece meraktan soruyoruz, Hürmüz tarihin hangi döneminde İran’ın malı olmuştu? Veya bırakın İran’ı, ne zaman Katar’ın, Kuveyt’in, BAE’nin malı kabul edilmişti?</p>

<p>Bu komik sorulara cevap vermek biraz zor.<br />
Ancak en komik olanı da ne biliyor musunuz, bütün bu kepazelik, bu çok övülen internet çağında yapay zekâ devrinde yapılıyor olması.</p>

<p><strong>İletişimin bunca yaygınlaştığı, her alana her şeye kolayca ulaşıldığının ileri sürüldüğü bu dönemde neden hiçbir konuda bilgimiz yok?</strong><br />
Var mı cevabı olan?</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İRANDA REJİM DEĞİŞMİŞ OLABİLİR Mİ?</strong></span></p>

<p>Tamam, bu didişmede ABD-İsrail ve İran konusundaki temel düşüncelerimizi saklı tutarak konuşalım.<br />
45 yıldan fazladır ambargo uygulanan İran’da neler oluyor, nasıl oluyor. Yahu bu adamlar ambargo uygulanıyorsa, bu dev çarşıları, yolları, köprüleri, füzeleri hangi para ile yaptılar?<br />
Hadi geçelim onları.<br />
Peki bu sokaklardaki vatandaşların görüntüleri de ne? Yahu aylar önce bir kadıncağız kıyafet yüzünden ölmemiş miydi? Cezalandırılmamış mıydı?<br />
O insanın ölümüne gerekçe olan başörtüsüne ne oldu da, hangi zaman ve nasıl İranlı kadınların başından havalanıp uçup gitti.<br />
Memleket bombalanıyor, kafeler açık, eğlence tam gaz. Sanırsınız Bağdat caddesinde yürüyüş halindesiniz. Kafelerden ABD &nbsp;rapçilerinin sesleri duyuluyor.&nbsp;<br />
Yahu bu ne iş? Adamlar size bomba yağdırıyor, siz onların kafası ile dizayn edilen cafelerde, onların zevki ile oturup, onların rap şarkılarını dinliyor sonra üzerinde İngilizce yazan kazaklarınızla TV kamerasına “vatan millet” edebiyatı yapıyorsunuz.<br />
Yıllardır yaşadığımız bu çirkinlik nasıl oldu da Tahran’ın göbeğinde karşımıza çıkıverdi?<br />
<strong>“Ben”</strong> diyor Türkiye’de yaşayan bir genç kız, saçını başını, kılığını kıyafetini gösterip, <strong>“Türkiye’de nasılsam burada da öyleyim. Vatanımızın savunmasına geldik, artık çok şey değişti.”</strong> Diye de ekliyor.<br />
Hayırdır? Vatan millet 45 yıllık rejimden de 45 yıldır süren rejim düşmanlığından da baskın mı geldi.<br />
Tam bu noktada kafa dank ediyor, İran’da çaktırmadan rejim mi değişti acaba, diyoruz.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>EVCİL HAYVAN MI PET Mİ ÇOCUK MU?</strong></span></p>

<p>Diye geçtiğimiz şubat ayında yayımlanan yazımızda sormuş ve bunun ciddi bir soruna dönüşmek üzere olduğuna değinmiştik.<br />
Geçtiğimiz günlerde Alman kökenli bir markanın hazırladığı anneler günü reklamı ile bu konu patladı.</p>

<p>İşin ilginç yanı söz konusu firmanın ilk vakası değildi bu.&nbsp;<br />
Evcil hayvanlara, uzunca bir zamandır <strong>“hayvan”</strong> denmiyordu. İngilizce meraklıları” <strong>pet</strong>” diyordu önceleri. Sonra bu “çocuk” olarak değişti.</p>

<p>Evcil hayvanına miras bırakan, malını mülkünü öldükten sonra bir köpeğe vb bağışlayan birçok manyağın yaşadığı bir dünyadayız.</p>

<p>Bu konuya değinen 13 Şubat tarihli yazımızı şöyle bitirmişiz:<br />
<strong>“Gördünüz mü, bir evcil hayvanlar olarak başladığımız yazımızda milli eğitim, maliye, kültür bakanlıkları gibi bakanlıkları ilgilendiren, sosyo-kültürel vaziyetimize vurgu yapan noktalara değindik. Yorum size kalmış.”</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SİYASİ DEĞİL, KAVRAM KARGAŞASI</span></strong></p>

<p>Ankara Büyükşehir Belediyesine yönelik bu yazı ama asla siyasi değil. Sadece &nbsp;ülkedeki kavram kargaşası ve bir memleketin ana dilinin nasıl çarçur edildiğine örnek.</p>

<p>ABB<strong> (Biz CHP’li diyerek ön almıyoruz farkındaysanız) </strong>kale içi ve Ulus’taki bazı sokaklar için “<strong>SOKAK SAĞLIKLAŞTIRMA</strong>” projesi başlatmış.<br />
Sokak sağlıklaştırma. Ne demek bu?<br />
Belediyenin dediğine göre, yapılacak çalışmalarla sokağın özgün dokusu korunarak daha estetik bir görünüme kavuşturulacakmış.</p>

<p>İyi güzel, görevinizi yapıyorsunuz. Yapmalısınız da. Nedir bu <strong>“sağlıklaştırma”</strong></p>

<p>Canlılar için kullanıldığını “sandığımız” bir kelime ne zamandır sokak, cadde, tuğla, bina için kullanılır oldu.<br />
<strong>Yenileme, onarma, eski haline getirme,</strong> de.<br />
İlla bir şeyler diyeceksen<strong> “restore”</strong> de.<br />
<strong>Ama nedir sağlıklaştırma?<br />
Böyle konuştuğun zaman daha mı sağlıklı oluyorsun?</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Kütüphanemden:<br />
ULLA HEISE<br />
KAHVE KAHVEHANE<br />
DOST KİTABEVİ</span></strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-13%20at%2010_00_19.jpeg" style="height:732px; width:600px" /><br />
Mustafa Özel’in Türkçesi ile Almanya’nın en ünlü kahve uzmanlarından biri sayılan Ulla Heıse’nin kaleminden kahve ve kahvehaneye yönelik ilginç bir çalışma. Kahveyi daha yakından tanımak, kahve macerasını dünden bugüne öğrenmek ve daha keyifli kahveler içmek için bir göz atın deriz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-13%20at%2009_52_36%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p>Tekrar görüşebilmek ümidiyle.<br />
Sarper SAN</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 09:53:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya’nın Enkazında PR Tiyatrosu: Gecenin İkisinde Gelen O Mesajın Perde Arkası</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyanin-enkazinda-pr-tiyatrosu-gecenin-ikisinde-gelen-o-mesajin-perde-arkasi-78836</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyanin-enkazinda-pr-tiyatrosu-gecenin-ikisinde-gelen-o-mesajin-perde-arkasi-78836</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’nın Enkazında PR Tiyatrosu: Gecenin İkisinde Gelen O Mesajın Perde Arkası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda Malatya’nın yıkık sokaklarında ilginç bir manzara izliyoruz. Elinde akıllı telefonu olan, bir iki video kurgulamayı bilen herkes kendini "şehrin kurtarıcısı" ilan etmiş durumda. Şehrin tozunu, toprağını, bozuk yolunu bir fon müziğiyle paylaşıp; iki gün sonra belediye oraya kepçeyi vurduğunda "Ben söyledim, ben yaptırdım!" nidalarıyla zafer turları atıyorlar.</p>

<p><strong>Peki, işin aslı gerçekten öyle mi?</strong></p>

<p>Gazetecilik, sadece bir olay mahalline gidip fotoğraf çekmek değil; halk ile hizmet makamı arasında sarsılmaz bir köprü olabilmektir. Bizler bu mesleği icra ederken, hemşerimizden mesajlar, fotoğraflar ve şikâyetler alıyoruz. Vatandaşımız yolundan, suyundan ya da mahallesindeki en küçük bir eksikten dert yandığında, biz bu emaneti yükleniyoruz.</p>

<p>Bunu kamuoyuna duyuruyoruz. Çoğu zaman biz bu eksiklikleri dile getirdiğimizde, ilgili kurumlar ve belediye ekipleri o noktaya yoğunlaşıyor, sorunlar çözülüyor. Peki, sonuç alındığında biz ne yapıyoruz?</p>

<p><strong>Sadece Bir Tebessümle Yetiniyoruz</strong></p>

<p>Hizmet yerine ulaştığında, sorun çözüldüğünde biz ekip arkadaşlarımızla sadece tebessüm ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki Malatya’nın menfaatine dokunan her iş, bizim en büyük ödülümüzdür. Hiçbir zaman manşetimize "Biz yazdık, dize geldiler" ya da "Haberimizle yolu yaptırdık" gibi ifadeler taşımadık. Çünkü bizim görevimiz, o köprü üzerinden geçip hizmete ulaşan vatandaşın mutluluğuna şahitlik etmektir; o köprünün üzerine kendi heykelimizi dikmek değil!</p>

<p><strong>Kurumsal Vakurumuz Gereği Sessiz Kalıyoruz</strong></p>

<p>Bugün Malatya’nın yeniden ayağa kalkması için Yönetim Kurulumuzun yürüttüğü temasları, kurulan &nbsp;köprüleri ve kapalı kapılar ardındaki o yoğun mesaiyi tek tek saymaya kalksak, inanın herkesin ağzı açık kalır. Hangi sorun için kimlerle görüşüldüğünü, hangi düğümün nasıl çözüldüğünü çarşaf çarşaf yazmak bizim için zor değil. Ancak biz, yapılan hizmetin reklamından ziyade kendisiyle ilgileniyoruz.</p>

<p><strong>"İyi ki Varsın" Korosu ve Algı Oyunları</strong></p>

<p>En acısı da bu içerik üreticilerinin oluşturduğu o pofpoflama kültürü. Sanki Malatya’nın binlerce yıllık dili tutulmuş da sadece bir "fenomenin" ağzına bakıyormuşuz gibi bir hava estiriliyor. Sosyal medyada "Sen olmasan ne yapardık?" diyen koro eşliğinde yapılan o PR çalışmaları, aslında sıradan vatandaşın hakkını ve sesini küçümsemekten başka bir şey değil. Kimse kusura bakmasın; bu şehirde her vatandaşın talebi değerlidir ve o yol zaten yapılmak zorundadır. Sizin "etiketiniz" sayesinde değil, o insanın "hakkı" olduğu için!</p>

<p><strong>Gecenin İkisinde Gelen Mesajın Adı "Nezaket" Değildir!</strong></p>

<p>Bir de işin görgü boyutu var ki, evlere şenlik. Kendi PR çalışmasını, kendi "başarısını" ispatlamak için gecenin köründe, saat 02:00’de WhatsApp’tan mesaj atmak hangi görgü kuralına sığar? Gazeteci demek, 7/24 sosyal medya içerik üreticilerinin egosunu tatmin edecek asistan demek değildir. İnsan olmanın da bir sınırı vardır. Gecenin o saatinde gelen mesaj, şehre hizmet aşkından değil, olsa olsa "Beni gör, beni yaz, beni öv" telaşından gelir.</p>

<p>Malatya’nın enkazından etkileşim sağma derdinde olanlara tavsiyem; o telefonu biraz indirin ve şehre gerçekten, reklamsız hizmet edenlerin emeğine saygı duyun. Çünkü bu halk, kimin derdiyle dertlendiğini, kimin takipçi kasmak için tozlu yollarda poz verdiğini çok iyi biliyor.</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 May 2026 14:04:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay Zeka Fırtınasında Ebeveyn Olmak: Çocuklarımızı Bekleyen Gelecek ve Yapmamız Gerekenler</title>
                <category>Rıdvan SAÇU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/yapay-zeka-firtinasinda-ebeveyn-olmak-cocuklarimizi-bekleyen-gelecek-ve-yapmamiz-gerekenler-78835</link>
                <author>ridvansacu@malatyatime.com (Rıdvan SAÇU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/yapay-zeka-firtinasinda-ebeveyn-olmak-cocuklarimizi-bekleyen-gelecek-ve-yapmamiz-gerekenler-78835</guid>
                <description><![CDATA[Yapay Zeka Fırtınasında Ebeveyn Olmak: Çocuklarımızı Bekleyen Gelecek ve Yapmamız Gerekenler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugünlerde birçoğumuzun evinde, her akşam aynı sohbet dolaşıyor: "Yapay zeka çocuklarımızın işini elinden mi alacak?" Televizyonlar, sosyal medya mecraları ve teknoloji guruları sürekli bir "belirsizlik" pompalıyor. Ancak tarih bize fısıldıyor ki; aslında belirsiz olan gelecek değil, bizim geçmişten ders alma hızımızdır.</p>

<p>Aziz ebeveynler; eğer bugün yapay zekadan korkuyorsanız, bu sadece yeni bir teknolojiden değil, insanlığın o bitmek bilmeyen "değişim sancısından" korkuyorsunuz demektir. Gelin, bu korkuyu rasyonel bir zemine oturtalım ve tarihin tozlu raflarından bugüne uzanan o muazzam dönüşümü birlikte inceleyelim.</p>

<p><strong>1. Korkunun Tarihsel Tekerrürü: Otomotiv Devrimi ve "Atların" Sonu</strong></p>

<p>1900’lerin başında sokaklarda at arabaları varken, Henry Ford’un seri üretim bandından çıkan ilk otomobiller göründüğünde dünya bugünküne benzer bir şok yaşamıştı. O dönemde gazeteler, otomobillerin "ölüm makineleri" olduğunu ve yüz binlerce nalbandın, seyisin, yem üreticisinin aç kalacağını yazıyordu.</p>

<p><strong>Verilerle Gerçeklik: </strong>O dönemde hayvancılığa ve at taşımacılığına dayalı ekonomi çöktü mü? Evet. Ama ortaya çıkan devasa büyüklüğe bakın: Bugün küresel otomotiv sektörü yıllık <strong>3-4 trilyon dolarlık</strong> bir hacme sahip. Sadece "şoförlük" değil; lastik imalatından otoyol mühendisliğine, trafik sigortasından petrol rafinelerine, otopark işletmeciliğinden araç yazılımlarına kadar binlerce yeni iş kolu doğdu. Atlar işsiz kaldı, evet; ama insanlar "ulaşım mühendisi" ve "loyalistik uzmanı" oldu.<br />
Yapay zeka da tıpkı otomobil gibidir. Eski yöntemleri (atları) emekliye ayırır ama hayal bile edemeyeceğimiz yeni otobanlar inşa eder.</p>

<p><strong>2. Bir Zamanların "Vazgeçilmezi": Asansör Görevlileri</strong></p>

<p>Çok değil, 1900'lerin ortasına kadar büyük binalarda asansöre bindiğinizde sizi bir görevli karşılardı. O kişi, kolu doğru açıyla çevirerek asansörü kat hizasında durdurmakla görevliydi. Otonom sistemler (bugünkü yapay zekanın ilkel ataları) asansörleri düğmelere bağlı hale getirdiğinde, "asansör operatörlüğü" mesleği bir gecede yok oldu.<br />
Ancak bu dönüşüm, binaların daha yükseğe çıkmasını, asansör bakım mühendisliğinin doğmasını ve dikey mimarinin gelişmesini sağladı. Asansör operatörü işini kaybetti ama onun çocukları asansör güvenlik sistemleri tasarlayan mühendisler oldu.</p>

<p><strong>3. Yapay Zeka Hangi Meslekleri "Emekli" Edecek?</strong></p>

<p>Anne ve babalar olarak dürüst olmalıyız: Yapay zeka şu an icra edilen mesleklerin bir çoğunu tarihin tozlu raflarına yerleştirecek ama özellikle tekrar eden, veriye dayalı ve yaratıcılık gerektirmeyen her iş risk altındadır. Yapay zeka;</p>

<p><strong>Veri Giriş Elemanlığı:</strong> Sadece sayılarla ve tablo doldurmayla uğraşan meslekler.</p>

<p><strong>Temel Çeviri Hizmetleri:</strong> Duygudan yoksun, teknik metin çevirmenliği.</p>

<p><strong>Bazı Muhasebe Süreçleri: </strong>Sadece fatura eşleştiren ve rutin rapor hazırlayan sistemler.</p>

<p><strong>Rutin Müşteri Hizmetleri: </strong>Sıkça sorulan sorulara cevap veren basit çağrı merkezi görevleri.</p>

<p>Bununla birlikte herhangi bir meslek grubunda ihtiyaç duyulan insanların sayısı ciddi oranda düşecektir. Bu mesleklerin yok olması çocuklarımız için bir felaket değil, bir kurtuluştur.Yapay Zeka onları bir makinenin yapabileceği kadar sıkıcı ve ruhsuz işlerden azat ediyor.</p>

<p><strong>4. Geleceğin Yıldız Meslekleri: Çocuklarımızı Ne Bekliyor?</strong></p>

<p>Yapay zeka bir işi yok ederken, o işin çevresinde on yeni uzmanlık alanı oluşturur. Gelecekte çocuklarınızın kartvizitlerinde şunları görebilirsiniz:</p>

<p><strong>Yapay Zeka Etik Uzman</strong>ı: Algoritmaların adil ve ahlaklı davranıp davranmadığını denetleyen, felsefe ve hukuku teknolojiyle birleştiren kişiler.</p>

<p><strong>Prompt Mühendisi (İstem Mühendisi):</strong> Yapay zekaya en doğru soruyu sorarak ondan en yüksek verimi alan "modern zaman büyücüleri".</p>

<p><strong>Dijital İkiz Yöneticisi:</strong> Şehirlerin veya fabrikaların dijital kopyalarını yöneten stratejistler.</p>

<p><strong>İnsan-Makine İşbirliği Tasarımcısı: </strong>Robotlarla insanların en verimli şekilde nasıl çalışacağını kurgulayan psikologlar ve mühendisler.</p>

<p><strong>5. Ebeveynlere Altın Tavsiyeler: Çocuğunuzu Nasıl Yetiştirmelisiniz?</strong></p>

<p>Yapay zeka çağında çocuklarınıza sadece "kodlama" öğretmek, onlara sadece "at sürmeyi" öğretmek gibidir. Asıl mesele, onlara "motorun çalışma prensibini" ve "yolun nereye gittiğini" öğretmektir.</p>

<p><strong>1. Muhakeme ve Eleştirel Düşünme: </strong>Yapay zeka cevap verir ama soruyu insan sorar. Çocuğunuza doğru soruyu sormayı öğretin. "Neden?" ve "Nasıl?" soruları, geleceğin en büyük sermayesidir.&nbsp;</p>

<p><strong>2. Empati ve Duygusal Zeka: </strong>Bir algoritma 1000 kitaptan özet çıkarabilir ama bir yetimin gözyaşını silemez veya bir sanat eserinin ruhundaki hüznü hissedemez. İnsani bağlar kurma yeteneği, geleceğin en pahalı yetkinliği olacak.&nbsp;</p>

<p><strong>3. Adaptasyon Yeteneği (Öğrenmeyi Öğrenmek):</strong> Gelecekte diplomalardan ziyade "beceri portföyleri" konuşulacak. Çocuğunuza bir konuyu hızlıca öğrenip, gerekirse o bilgiyi unutup (unlearning) yenisini edinme esnekliğini aşılayın.&nbsp;</p>

<p><strong>4. Felsefe ve Edebiyatla Bağ Kurun:</strong> Şaşırtıcı gelebilir ama yapay zeka çağının panzehri felsefedir. "Ben kimim?", "İnsan olmanın anlamı nedir?" gibi derin soruları olan bir çocuk, hiçbir algoritmanın kölesi olmaz; aksine algoritmayı kendi amaçları için kullanan bir efendi olur.</p>

<p><strong>Sonuç: Korkmayın, Hazırlanın!</strong></p>

<p>Kıymetli ebeveynler; yapay zeka bir canavar değil, insanlığın icat ettiği en güçlü "zihin kaldıracıdır". Arşimet "Bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım" demişti. Yapay zeka o dayanak noktasıdır.</p>

<p>Çocuğunuzun işsiz kalmasından değil, "meraksız" kalmasından, insani değerlerini kaybetmesinden ve vicdan yoksunu olmalarından korkun. Onlara teknolojiyi tüketmeyi değil, teknolojiyle üretmeyi öğretin. Unutmayın; otomobiller çıktığında atlar işsiz kaldı ama insanlar dünyayı keşfetti. Yapay zeka çıktığında da rutin işler ölecek ama insanlık kendi yaratıcılığının sınırlarını zorlayacağı yeni bir altın çağa girecek.</p>

<p>Siz pusula olun, onlar rotayı zaten çizecektir.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:21:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/ridvan-sacu-1756200061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Avuç Dua, Bir Ömür Fedakarlık: Anne Olmak</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-avuc-dua-bir-omur-fedakarlik-anne-olmak-78834</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-avuc-dua-bir-omur-fedakarlik-anne-olmak-78834</guid>
                <description><![CDATA[Bir Avuç Dua, Bir Ömür Fedakarlık: Anne Olmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eski bir hikaye anlatılır; yeni doğacak olan bir bebek dünyaya gelmeden hemen önce endişeyle Alemlerin Rabbi’ne sormuş:<strong> "Ben orada çok küçük ve savunmasız olacağım, bana kim bakacak?" </strong>Cevap çok netmiş: <strong>"Seni orada bir melek bekliyor olacak. O seni her türlü tehlikeden koruyacak, sana gülümseyecek ve seni her şeyden çok sevecek."</strong> Bebek tekrar sormuş: <strong>"Peki, o meleğin adı ne?" </strong>Yanıt gelmiş: <strong>"Adının bir önemi yok, sen ona 'Anne' diyeceksin."</strong></p>

<p>Gerçekten de öyledir. Hayatın fırtınaları ne zaman üzerimize gelse, sığınacağımız ilk liman, o huzur kokan kucaktır. Dünya değişir, dostluklar eskir, şehirler yıkılır ama bir annenin evladına bakışındaki o duru şefkat hiç değişmez.</p>

<p><strong>Koşulsuz Sevginin Tek Adresi</strong></p>

<p>Anne olmak, sadece bir çocuğu dünyaya getirmek değildir. Anne olmak; kendi uykundan vazgeçip onun huzurunu dilemek, kendi tabağındaki en güzel lokmayı "ben tokum" diyerek evladına uzatmaktır. Çocuğunun ayağı taşa değse sızısını yüreğinde hissetmek, o güldüğünde dünyaları kazanmış gibi mutlu olmaktır.</p>

<p>Bugün etrafımıza bir bakalım. Kimimiz annesinin elini öpme şansına sahip, kimimiz ise sadece fotoğraflara bakıp derin bir iç çekiyor. Ancak annelik sadece biyolojik bir bağ da değildir. Bir yetimin başını okşayan, bir canlının hayatını kurtaran, yüreğinde o anaç şefkati taşıyan her kadın aslında bu kutsal ruhun bir parçasıdır.</p>

<p><strong>Sadece Bir Gün Değil, Her Gün Vefa</strong></p>

<p>Çoğu zaman hayatın koşturmacasına kapılıp gidiyoruz. İş, güç, sınavlar, geçim derdi derken; bizi karşılıksız seven o koca yürekli insanları bazen ihmal ediyoruz. Oysa bir annenin tek beklediği, hatırlanmak ve sıcak bir "nasılsın" cümlesidir. Bir demet papatya ya da sadece içten bir sarılma, onlar için dünyadaki tüm hazinelerden daha değerlidir.</p>

<p>Şehit annelerimizden, evladını hasretle bekleyenlere; gece gündüz demeden çalışan emektar kadınlardan, evladının başarısı için saçını süpürge edenlere kadar... Her biri bu toplumun görünmez kahramanlarıdır.</p>

<p>Bugün Anneler Günü. Eğer hayattaysa ellerini öpün. Eğer uzaklardaysanız sesinizi ulaştırın. Eğer göçüp gitmişse, ona en güzel hediyeniz olan dualarınızı gönderin. Unutmayın ki, bizi bu dünyada "biz" olduğumuz için, hiçbir çıkar gözetmeden seven tek kişi annemizdir.</p>

<p>Dünyayı güzelleştiren, sevgiyle yoğuran ve bizlere insanlığı öğreten tüm annelerin günü kutlu olsun. Dualarınız üzerimizden eksik olmasın.</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 May 2026 11:04:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Stratejik Derinlik: Anadolu Modeli ve Malatya’nın “Uyuyan Dev” Potansiyeli</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/stratejik-derinlik-anadolu-modeli-ve-malatyanin-uyuyan-dev-potansiyeli-78833</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/stratejik-derinlik-anadolu-modeli-ve-malatyanin-uyuyan-dev-potansiyeli-78833</guid>
                <description><![CDATA[Stratejik Derinlik: Anadolu Modeli ve Malatya’nın “Uyuyan Dev” Potansiyeli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Saha 2026 Savunma Sanayii Fuarı coşkusunu yaşadığımız bu günlerde, bir büyük başarı hikayesinin geldiği noktayı gururla müşahede ediyoruz.&nbsp;</p>

<p>İnsansız hava araçlarımız gökyüzünde süzülürken, zihnimizde şu soru yankılanıyor:&nbsp;</p>

<p>Bu millet, savunma sanayiinde yazdığı destanı neden tarım ve hayvancılıkta da yazmasın?</p>

<p>Eğer bir metot devrimiyle göklerde oyun kurucu olabildiysek; aynı disiplin, teknoloji ve yerli akılla toprağımızda da büyük bir sıçrama gerçekleştirebiliriz</p>

<p>İşte bu tefekkürle, Anadolu’nun makûs talihini değiştirecek, Malatya merkezli bir <strong>"Harekât Planı"</strong>nı kaleme almanın vaktidir.</p>

<p>Türkiye’nin savunma sanayiinde yakaladığı<strong> “paradigma değişimi,” </strong>sadece bir teknoloji başarısı değil, bir zihniyet devrimidir. “<strong>Yapılamaz”</strong> denilen alanda kendi kurallarımızı koyduk.&nbsp;</p>

<p>Şimdi bu operasyonel aklı; sahipsiz kalmış dağlarımıza, Malatya’nın terk edilmiş köylerine ve ıskalanmış endemik zenginliklerine tahvil etmeliyiz.</p>

<p>Karşımızda duran tablo bir trajedidir: Dağlar boş, köyler sessiz, araziler sahipsiz...&nbsp;</p>

<p>Ama daha büyük bir trajedi, bu toprakların evlatlarının büyük kentlerin varoşlarında, plazaların alt katlarında “niteliksiz yığınlar” olarak mutsuzluğa mahkûm edilmesidir.&nbsp;</p>

<p>Oysa çözüm, savunma sanayiindeki “sıfırdan büyük başarı” formülünde gizlidir.</p>

<p><strong>1.Savunma Sanayii Disipliniyle Tarım: “Tarım-Endüstri Kompleksi”</strong><br />
Savunma sanayiinde nasıl bir ekosistem kurduysak, tarımda da bir ekosistem inşa etmeliyiz.<br />
Hassas Müdahale: Malatya’nın her bir vadisi birer "stratejik üs" gibi kodlanmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Örneğin Akçadağ Kozluca’daki alıç, sadece bir meyve değil; global sağlık pazarının (wellness) merkezine yerleşecek, standartize edilmiş bir şifa ajanıdır.</p>

<p>İzlenebilirlik: Blokzincir teknolojisiyle, Kozluca’da üretilen bir şişe sirkenin hangi ağaçtan, hangi rakımdan geldiği dünya pazarına<strong> “ultra-şeffaf”</strong> bir veriyle sunulmalıdır.</p>

<p><strong>2.Kentin Mutsuzluğu Köyün Bereketine Kaldıraç Olabilir mi?</strong><br />
Şehirlerde asgari ücretin kıskacında ruhu daralan milyonları, <strong>"toprak teknisyenlerine</strong>" dönüştürecek bir Öze Dönüş Seferberliği şarttır.</p>

<p>Entegre Yerleşim: Köy, sadece konut alanı değil; laboratuvarı, soğuk hava deposu ve dijital pazarlama merkezi olan bir <strong>"üretim kampüsü"</strong> olmalıdır.</p>

<p>Mutluluk Ekonomisi: Bu modelde motivasyon sadece para değildir; insanın kendi toprağında, haysiyetli bir hayat sürmesidir. Bu, sosyal patlamaların önüne geçecek en güçlü toplumsal emniyet supabıdır.</p>

<p><strong>3.Pilot Model Önerisi: Malatya Öze Dönüş Kampüsü</strong><br />
Bu vizyonu hayata geçirmek için Malatya’da Turgut Özal Üniversitesi, Fırat Kalkınma Ajansı ve Valilik koordinesinde bir pilot model tasarlanmalıdır:</p>

<p>Gönüllü Aileler: Hemşehri dernekleri aracılığıyla İstanbul’da mutsuz olan, tarımsal geçmişi olan aileler ikna edilerek köye döndürülür.</p>

<p>Kanaat Önderleri: Muhtarlar ve yerel önderler eliyle, köylerdeki atıl araziler bu projeye tahsis edilir.</p>

<p>Teknoloji Paketi: Her aileye "<strong>Akıllı Tarım Kiti"</strong> verilir. Üretim, üniversite denetiminde drone ve sensörlerle modernize edilir.</p>

<p><strong>Hulasa: Topyekûn Kalkınmanın Kaldıracı</strong><br />
Eğer savunma sanayiindeki o meşhur "parametrel değişim" mantığını tarıma uygularsak; Malatya’nın terk edilmiş köyleri, Türkiye’nin en büyük ihracat kalelerinden biri olur.<br />
Ve elbette!<br />
Hatalardan ders aldık: Parçalı arazi yapısına teslim olmayacağız, niteliksiz üretime razı gelmeyeceğiz. Arazilerimizi bir altın yumurtlayan tavuk gibi görmeliyiz...</p>

<p>Kimi dostlar bıyıkaltı tebessümle bunu hafife alabilir...</p>

<p>Özdemir Bayraktar'ın uçurtmadan hallice oyuncakları uçurtmayı çalıştığı görüntüler den bugün uzaya göz dikmiş bir teknoloji devi Baykar'a eriştiğini unutmayalım...<br />
&nbsp;&nbsp;<br />
Bu bir romantizm değil, en saf haliyle reelpolitik bir zorunluluktur.&nbsp;</p>

<p><strong>Bir hayal!</strong><br />
Anadolu Modeli; toprağın sadakatini, teknolojinin gücüyle birleştirme sanatıdır.<br />
Dağlarımızdaki o sessiz bekleyiş sona ermeli; Anadolu, kendi evlatlarını yeniden kucaklayarak küresel bir üretim devine dönüşmelidir. Zaman, mirasın üzerine oturma zamanı değil; o mirası geleceğin kalkınma kaldıracı yapma zamanıdır.</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:32:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarih Bazen Videodan Daha Çok Konuşur</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/tarih-bazen-videodan-daha-cok-konusur-78832</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/tarih-bazen-videodan-daha-cok-konusur-78832</guid>
                <description><![CDATA[Tarih Bazen Videodan Daha Çok Konuşur]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyaya bir video düştü.</p>

<p>Kahkaha var.<br />
Neşe var.<br />
Keyif yerinde.</p>

<p>Normal zamanda olsa…</p>

<p>kimsenin umurunda olmaz.</p>

<p>Ama videonun tarihi ilginç.</p>

<p>13 Nisan 2024.</p>

<p>Yani Antalya’da teleferiğin koptuğu gün.</p>

<p>Memleket ekran başında.</p>

<p>Birileri dua ediyor.<br />
Birileri ağlıyor.<br />
Birileri vinç bekliyor.</p>

<p>Diğer tarafta…</p>

<p>fasıl.</p>

<p>Şimdi mesele eğlenmek değil.</p>

<p>Mesele şu:</p>

<p>İnsan bazen ne yaptığından değil…</p>

<p><strong>ne zaman yaptığından kaybeder.</strong></p>

<p>Dışarı çıkıp ciddi yüz takınmak kolay.</p>

<p>Kaşı çatmak kolay.</p>

<p>Mikrofon görünce üzülmek kolay.</p>

<p>Zor olan…</p>

<p>rolü içeride de devam ettirmek.</p>

<p>Çünkü siyaset bazen mitingde değil…</p>

<p>masada belli olur.</p>

<p>Ve millet artık şunu ayırıyor:</p>

<p>Gerçek üzüntü başka.</p>

<p>Protokol üzüntüsü başka.</p>

<p>Bir süredir CHP’nin toparlanması gerektiği söyleniyordu.</p>

<p>Meğer sorun tabelada değilmiş.</p>

<p><strong>ışıklandırılmış masadaymış.</strong></p>

<p>Çünkü balık baştan kokunca…</p>

<p>rakı masası bile deodorant olmuyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-06%20at%2014_53_51%20(2).jpeg" style="height:800px; width:758px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“FANTEZİ” DEDİĞİ ŞEYE… ŞİMDİ KASA AÇIYOR</span></strong></p>

<p>Fotoğraf hâlâ orada.</p>

<p>Cümle net.</p>

<p>“Depremde hasar görmüş Malatya’nın parasını bu fantezi için verebilir miyim?”</p>

<p>Kim söylüyor?</p>

<p><strong>Sami Er.</strong></p>

<p>Kime söylüyor?</p>

<p>Futbola para aktarılmasına.</p>

<p>Yani dünün tarifine göre…</p>

<p>kulübe kaynak ayırmak<br />
“lüks”,<br />
“israf”,<br />
“fantazi.”</p>

<p>Şimdi dön bugüne.</p>

<p>Bir kulüp var:</p>

<p>Yeşilyurt Belediyespor.</p>

<p>Yeni adıyla…</p>

<p><strong>Malatya Yeşilyurtspor.</strong></p>

<p>Ve bir anda…</p>

<p>para akıyor.</p>

<p>Ama öyle böyle değil.</p>

<p>Transfer konuşuluyor.<br />
Prim konuşuluyor.<br />
Bütçe konuşuluyor.</p>

<p>İnsan bakınca ilçe takımı değil…</p>

<p>sanki Avrupa devi.</p>

<p>İşte mesele burada başlıyor.</p>

<p>Çünkü insan ister istemez soruyor:</p>

<p>Dün “fantezi” olan şey…</p>

<p>bugün nasıl “vizyon” oldu?</p>

<p>Ne değişti?</p>

<p>Şehir mi düzeldi?</p>

<p>Depremin izi mi silindi?</p>

<p>Yollar mı yapıldı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Sadece fikir değişti.</p>

<p>Daha doğrusu…</p>

<p><strong>kasaya bakış değişti.</strong></p>

<p>Üstelik işin içinde sadece Sami Er de yok.</p>

<p>İlhan Geçit de sahada.</p>

<p>İki belediye.</p>

<p>Tek kulüp.</p>

<p>Bitmeyen destek.</p>

<p>Ve şehirde dolaşan aynı soru:</p>

<p>Bu para kaç lira?</p>

<p>Çünkü rakam açıklanmıyor.</p>

<p>Şeffaflık yok.</p>

<p>Ama harcama hissediliyor.</p>

<p>Hem de fazlasıyla.</p>

<p>O yüzden mesele futbol değil.</p>

<p>Mesele şu:</p>

<p>Dün kürsüde söylenenle…</p>

<p>bugün kasadan çıkan neden birbirini tutmuyor?</p>

<p>Çünkü siyaset bazen projeyle değil…</p>

<p>eski açıklamayla yakalanır.</p>

<p>Ve insanın başına en büyük bela…</p>

<p>dün söylediği cümledir.</p>

<p>Hele bir de ekran görüntüsü alınmışsa…</p>

<p><strong>unutulmaz.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-06%20at%2014_53_51%20(1).jpeg" style="height:800px; width:758px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TOKİ SAYISI EZBER… ESNAF YASAK BÖLGE</span></strong></p>

<p>Sosyal medyaya bir video düştü.</p>

<p>Karşı karşıya iki şey vardı:</p>

<p>Bir tarafta esnaf.<br />
Diğer tarafta barikat.</p>

<p>Hem de çevik kuvvet.</p>

<p>Deprem görmüş şehirde…</p>

<p>kepenk açmaya çalışan adamı<br />
adeta stadyum holiganı gibi karşıladılar.</p>

<p>Çünkü bu memlekette artık vatandaş değil…</p>

<p><strong>görüntü korunuyor.</strong></p>

<p>Mikrofon açılınca rakam hazır:</p>

<p>“Şu kadar konut.”<br />
“Bu kadar daire.”<br />
“Şu kadar teslim.”</p>

<p>Ezber kuvvetli.</p>

<p>TOKİ sayıları maşallah hafızada.</p>

<p>Peki esnaf?</p>

<p>Sessizlik.</p>

<p>Adam dükkânını kaybetmiş.<br />
Müşterisini kaybetmiş.<br />
Düzenini kaybetmiş.</p>

<p>Muhatap arıyor.</p>

<p>Bulduğu şey?</p>

<p><strong>polis bariyeri.</strong></p>

<p>TSO ortada yok.</p>

<p>Esnaf Odaları desen…</p>

<p>sanki toplu kayıp ilanı.</p>

<p>AK Parti yönetimi başka frekansta.</p>

<p>Geriye kim kalıyor?</p>

<p>Büyükşehir.</p>

<p>Ama onlar da esnafı dinlemek yerine…</p>

<p>önüne set çekiyor.</p>

<p>İşte tam burada insanın aklına o meşhur ters lale geliyor.</p>

<p>Hani herkesin önünde poz verilen.</p>

<p>Fotoğrafı çekilen.</p>

<p>Anlam yüklenen.</p>

<p>Malatya’da da ters olan bir şey var ama…</p>

<p>lale değil.</p>

<p><strong>öncelik sırası.</strong></p>

<p>Çünkü bu şehirde esnaf konuşmak istiyor…</p>

<p>yönetim fotoğraf vermek.</p>

<p>Ve insan ister istemez düşünüyor:</p>

<p>Demek ki bazıları için belediyecilik…</p>

<p>çukur kapatmak değil,</p>

<p><strong>kadraj ayarlamakmış.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-06%20at%2014_53_51.jpeg" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SANDIKTAN RAHATSIZ OLAN BAŞKANLAR ÇAĞI</span></strong></p>

<p>Bendevi Palandöken çıktı…</p>

<p>öyle bir cümle kurdu ki…</p>

<p>koltuklar bile irkildi.</p>

<p>“Seçimler olmasa daha iyi olurdu.”</p>

<p>İnsan duyunca şaşırıyor.</p>

<p>Sonra düşünüyor.</p>

<p>27 kere seçilen biri için…</p>

<p>sandık gerçekten yorucu olabilir.</p>

<p>Çünkü bir yerden sonra adaylık bitiyor…</p>

<p><strong>tapu başlıyor.</strong></p>

<p>Üstelik bunu söyleyen sıradan biri değil.</p>

<p>Malatyalı.</p>

<p>Yani memleket bu kafaya yabancı değil.</p>

<p>Bakıyorsun…</p>

<p>aynı isimler.<br />
aynı yüzler.<br />
aynı makamlar.</p>

<p>Takvim değişiyor.</p>

<p>Başkan değişmiyor.</p>

<p>Şevket Keskin orada.</p>

<p>Ali Evren desen yıllardır aynı masada.</p>

<p>Oğuzhan Atasadıkoğlu da genç yaşta düzenin dilini erken öğrenenlerden.</p>

<p>İnsan ister istemez soruyor:</p>

<p>Buralarda yarış mı var…</p>

<p>yoksa nöbet mi devredilmiyor?</p>

<p>Çünkü bunlar sandığı seviyor.</p>

<p>Ama içinden başka isim çıkmadığı sürece.</p>

<p>Liste değişmesin.<br />
Denge bozulmasın.<br />
Koltuk sallanmasın.</p>

<p>İşte huzur dedikleri şey bu.</p>

<p>Bir aday çıkınca suratlar düşüyor.</p>

<p>Bir rakip belirince ortam geriliyor.</p>

<p>Sanki oda seçimi değil…</p>

<p>miras kavgası.</p>

<p>Ve işin en komik tarafı şu:</p>

<p>Hepsi “esnaf için buradayız” diyor.</p>

<p>Ama bir başkası oturacak ihtimali doğunca…</p>

<p>bir anda seçimler gereksizleşiyor.</p>

<p>Çünkü bazı insanlar makamda oturmuyor.</p>

<p><strong>kök salıyor.</strong></p>

<p>Bir süre sonra koltuktan kalkmayı değil…</p>

<p>koltuğun başkasına gitmesini problem görüyorlar.</p>

<p>Ve memlekette en uzun görev süresi bazen başarıdan değil…</p>

<p><strong>kimsenin yerinden oynatamamasından geliyor.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-06%20at%2014_54_00%20(1).jpeg" style="height:380px; width:641px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">OSMAN GÜDER YAPTI… BUNLAR SUNUMUNU HAZIRLADI</span></strong></p>

<p>Bir liste yayınlandı.</p>

<p>Orduzu Çarşıbaşı.<br />
Kırkgöz Sahil Parkı.<br />
Derme Deresi.</p>

<p>İnsan okuyunca zannediyor ki…</p>

<p>Battalgazi’ye ikinci Paris kurulmuş.</p>

<p>Kelimeler büyük.</p>

<p>Sunum gösterişli.</p>

<p>Anlatım destansı.</p>

<p>Bir bakıyorsun…</p>

<p>işin adı:</p>

<p><strong>rekreasyon.</strong></p>

<p>Yeni nesil belediyeciliğin sihirli kelimesi.</p>

<p>Çünkü “rekreasyon” deyince…</p>

<p>vatandaşın gözünde vinçler yükseliyor.</p>

<p>Halbuki işin Türkçesi basit:</p>

<p>Düzenleme.<br />
Makyaj.<br />
Rötuş.</p>

<p>Yani sıfırdan şehir kurmak değil…</p>

<p><strong>mevcut olanı parlatmak.</strong></p>

<p>Ama mesele zaten burada.</p>

<p>Çünkü Orduzu Çarşıbaşı’nı da…</p>

<p>Kırkgöz’ü de…</p>

<p>Derme Deresi’ni de…</p>

<p>bugün anlatanlar yapmadı.</p>

<p>Bunlar selefin işi.</p>

<p><strong>Osman Güder döneminin projeleri.</strong></p>

<p>Şimdi yapılan ne?</p>

<p>Biraz peyzaj.<br />
Biraz dokunuş.<br />
Biraz süs.</p>

<p>Sonra kamera açılıyor.</p>

<p>Müzik giriyor.</p>

<p>Sanki Malatya yeniden keşfedilmiş.</p>

<p>Bir bank boyanıyor…</p>

<p>anlatımda medeniyet hamlesi oluyor.</p>

<p>Derme Deresi’ne taş döşeniyor…</p>

<p>sunumda Hollanda şehir planlaması.</p>

<p>İşin en komik tarafı şu:</p>

<p>Ortada gerçekten büyük emek var.</p>

<p>Ama onu yapan başka.</p>

<p>Anlatırken sahiplenen başka.</p>

<p>Ve galiba bu dönemin belediyeciliği tam olarak şu:</p>

<p>Eser üretmek zor.</p>

<p><strong>Sunum yapmak daha kolay.</strong></p>

<p>Çünkü bazıları şehir inşa etmiyor.</p>

<p>Var olan projeye ışık tutup…</p>

<p><strong>kendini mimar sanıyor.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: TABLODAN GELEN MESAJ</span></strong></p>

<p><strong>Furkan Turmuş,</strong> Sami Er’e bir tablo hediye etmiş.<br />
Tabloda tek cümle var:<br />
<strong>“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”</strong></p>

<p>Aslında başka söze gerek yok.</p>

<p>Çünkü Sami Er hakkında bugüne kadar yazılan her şeyin özü de bu:<br />
Doğru olmak…<br />
Dosdoğru kalmak…</p>

<p>Bazen <strong>bir ayet,</strong><br />
sayfalarca yazıdan daha <strong>ağır</strong> konuşur.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/IMG-20260506-WA0002.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: “FİLO KOMUTANI”</span></strong></p>

<p>MOTAŞ’a 12 otobüs alınmış…<br />
Sanki THY’ye filo katıldı.</p>

<p>Afiş var.<br />
Reklam var.<br />
<strong>“Haydi Malatya maça!”</strong> var.</p>

<p>Bir tek eksik var:<br />
Hizmet.</p>

<p>Otobüs geliyor diye<br />
şehir uçacak sandılar.</p>

<p>Demedi deme Sami Başkan…<br />
Malatya Büyükşehir Belediyesi değil,<br />
reklam ajansı yönetiyorsun.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-06%20at%2014_54_00.jpeg" style="height:800px; width:644px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET:</span></strong></p>

<p>Sormuşlar adama:<br />
“Bu kadar övgü fazla değil mi?”</p>

<p>Adam demiş:<br />
“Az söyleyince plaket vermiyorlar.”</p>

<p>Eskiden başarı belgesi vardı.</p>

<p>Şimdi…<br />
“Asrın” dönemi.</p>

<p>Asrın projesi.<br />
Asrın toplantısı.<br />
Asrın açıklaması.</p>

<p>Yetmedi.</p>

<p>Malatya’da çıta yükseldi.</p>

<p>Battalgazi Muhtarlar Derneği…</p>

<p>Seddar Yavuz’a plaket verdi:</p>

<p><strong>“Asrın Valisi.”</strong></p>

<p>Bir an herkes durdu.</p>

<p>Çünkü bu hızla giderse…</p>

<p>Yakında<br />
Asrın Muhtarı…<br />
Asrın Berberi…<br />
Asrın Çaycısı…</p>

<p>hazır.</p>

<p>Korkumuz şu:</p>

<p>Bir sabah uyanacağız…</p>

<p><strong>“Asrın Sessizliği”</strong> ödülü bile dağıtılacak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da kulisler bu hafta hem tedirgin hem hareketli…<br />
Bir yanda dolu korkusu, bir yanda siyaset fısıltısı…<br />
Şehirde herkes başka bir şey konuşuyor ama kimse rahat değil.</p>

<p><strong>– Kayısı Dalda Kalacak mı?</strong><br />
Ziraat odalarıyla üreticilerin gündemi aynı: hava durumu ve dolu riski.<br />
750 milyon dolarlık ihracat hedefi konuşuluyor ama üreticinin derdi başka: “Önce dalda ürün kalsın.”<br />
Bahçelerde göz gökyüzünde.</p>

<p><strong>– Kurban Bu Sene Lüks mü Oldu?</strong><br />
Kurban Bayramı yaklaşırken açıklanan vekâlet bedelleri ve pazar fiyatları şehirde yeni muhabbet başlatmış.<br />
Fısıltı kısa ama ağır: “Bu sene kurban kesebilecek miyiz?”</p>

<p><strong>– Yeni Malatyaspor İçin Kritik Süreç!</strong><br />
Yönetimin kongre kararı ve Play-off süreci spor camiasını hareketlendirmiş.<br />
Taraftarın sabrı tükenmiş durumda.<br />
Şehirde tek cümle dolaşıyor: “Bu takım artık ayağa kalksın.”</p>

<p><strong>– Sami Er İçin ‘Ayrılık’ Fısıltısı!</strong><br />
Malatya siyasetinin en sıcak kulisi şu sıralar bu…<br />
Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’in sağlık sorunlarını gerekçe göstererek görevi bırakabileceği konuşuluyor.<br />
Resmî açıklama yok ama kulislerde “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyenlerin sayısı artmış durumda.</p>

<p><strong>– “Asrın Valisi” Ödülü Şehri İkiye Böldü!</strong><br />
Vali Seddar Yavuz’a verilen “Asrın Valisi” ödülü şehirde tartışma çıkarmış.<br />
Bir kesim destek verirken, diğer kesim “Bu kadar da abartılmaz” diyor.<br />
Battalgazi Muhtarlar Derneği Başkanı Abdulvahap Ortaç’ın ise eleştirilere aldırmadığı konuşuluyor.</p>

<p><strong>– Beydağı’nda Huzur da Paralı Oldu!</strong><br />
Battalgazi’deki Beydağı Tabiat Parkı giriş ücretinin 160 TL’ye çıkması vatandaşın tepkisini çekmiş.<br />
Şehirde yorum hazır: “Stres atmak bile lüks oldu.”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bazen en büyük gündem,<br />
sessizce yayılan cümlelerde gizlidir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><em><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 14:59:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özgürlük Çelişkisi</title>
                <category>Mustafa Akdemir</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/ozgurluk-celiskisi-78831</link>
                <author>mustafaakdemir@malatyatime.com (Mustafa Akdemir)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/ozgurluk-celiskisi-78831</guid>
                <description><![CDATA[Özgürlük Çelişkisi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Allah’a inanıyoruz ama yaşam tarzımızı değiştirmek istemiyoruz. İslamın emirleri bize zor geliyor, kısıtlanmak istemiyoruz”</strong></p>

<p>Bu zamanın en yaygın cümlelerinden biri bu. İnsan kendi hayatını istediği gibi yaşamak ister, kim karışabilir? Dışarıdan bakıldığında bu bir <strong>"özgürlük" </strong>çığlığı gibi tınlasa da, aslında insanın kendi saadetini kendi eliyle baltaladığı bir yanılgının ifadesidir. Peki özgürlük insanın her istediğini yapması mıdır yoksa yapmaması mı?</p>

<p>İnsanın önüne konulan bazı yasaklar, çoğu zaman bir engel gibi görülür. Oysa her yasak, aynı zamanda bir korumadır. Tıpkı<strong> “zehirli bal”</strong> gibi. Bu zehirli, yeme dersiniz ama nefis yemek ister. Çünkü dışarıdan bakıldığında tatlı, cazip ve parıltılıdır. Nefis, peşin ve hazır olan o küçük lezzetin peşindedir ve uzun vadeli düşünmez. Uzakta görünen bir ceza da onu caydırmaz. Ama o balın içine saklannış kıskançlık, karşılık görmeme, pişmanlık, değersizlik hissi gibi zehirler gösterilse işte o zaman ondan uzak durabilir. Yani &nbsp;lüzumsuz, geçici ve günahları zevklerin akıbeti elemeler ve tessüfler olduğunu farkettiğinde onların cazibesine karşı kendisini koruyabilir. &nbsp;</p>

<p>Demek ki mesele sadece<strong> “haram”</strong> denilen şeyin ilerideki cezası değildir. Asıl mesele, o lezzetin içinde peşin olarak bulunan acıyı görebilmektir. İnsan bunu fark ettiğinde, artık nefsiyle mücadelesi kör bir yasaklar listesi olmaktan çıkar; bilinçli bir tercih haline gelir.</p>

<p>İnsan diğer canlılardan çok daha üstün ve donanımlı yaratılmıştır. Eğer insan sadece yiyip içmek ve eğlenmek için yaratılmış olsaydı, bu kadar kapsamlı bir donanıma sahip olmasına gerek olmazdı. Göz, kulak, kalp, akıl… Her biri ayrı bir âlemi tartacak şekilde verilmiş. Bu kadar geniş bir cihazatla donatılmış bir varlığın gayesini sadece basit zevklerle sınırlamak, hem büyük bir israf hemde akıl ve mantığa ters değil midir?</p>

<p>Mesela akıl, insanın başına bela mıdır yoksa yol gösteren bir nur mu? Çünkü akıl, geçmişin pişmanlıklarını ve geleceğin endişelerini sürekli hatırlatır. Hayvanın anlık lezzetini insanın yaşayamamasının sebebi de budur. Aklı olmasa geçmişten gelen pişmanlıklar ve hüzünler, geleceketen gelen korkular onun hazırdaki lezzetini bozulmayacak, tam lezzet alacak.</p>

<p>Akıl, yanlış yolda bir <strong>“bela aleti”</strong> gibi çalışır; insanın huzurunu kaçırır. Fakat doğru yolda bir <strong>“nur</strong>” haline gelir; ona hakikati gösterir. Sorun akılda değil, aklın yönünde saklıdır.<br />
Günlük hayatımıza bakalım. Her sabah bize 24 saatlik bir ömür veriliyor. Bu, adeta her gün cebimize konulan 24 altın gibidir. İnsan bu altınların neredeyse tamamını kısa ve ne olacağı belli olmayan dünya için harcarken, ebedî cennet hayatının bileti olan namaz gibi bir ibadete bir saatini ayırmak istemiyor. İbadeti özgürlüğün kısıtlanması olarak görüyor. &nbsp;Bu mantığa tamamen zıt değil mi?&nbsp;</p>

<p>Daha bunlar gibi bir sürü örnekler düşünebiliriz.</p>

<p>Özgürlük, çoğu zaman <strong>“kimse bana karışmasın”</strong> şeklinde anlaşılıyor. Oysa insanın en büyük esareti, dışarıdan değil içeriden gelir. Nefsin bitmeyen istekleri, insanı sürekli bir arayış içinde tutar ama hiçbir zaman tam anlamıyla doyurmaz. Bu yüzden nefsin peşinden gitmek özgürlük değil, daha ince bir esarettir.</p>

<p>Hakiki hürriyet ise, insanın kendisini bu esaretten kurtarmasıdır. Bu da ancak daha büyük bir hakikate bağlanmakla mümkündür. Allah’a kul olmak, ilk bakışta bir bağlılık gibi görünür; ama gerçekte insanı her türlü sahte bağımlılıktan kurtaran bir özgürlüktür. Çünkü insan, yaratılmış olan her şeye karşı bağımlı olmaktan çıkar, sadece Yaratıcı’ya yönelir.</p>

<p>İman, insanın içine yerleşen bir denetim mekanizması gibidir. Dışarıdan zorlayan bir sistem değil, içeriden yön veren bir pusula… Bu pusula sayesinde insan, sadece dünyevî sonuçlardan değil, kendi iç çöküşünden de korunur.</p>

<p>Ve en nihayetinde şu hakikat kalır:</p>

<p>Ömür sermayesi bellidir. Eğer ölçüsüz ve kontrolsüz bir şekilde harcanırsa, geriye sadece hatıralar değil; pişmanlıklar, kırgınlıklar ve çoğu zaman telafisi zor izler bırakır. Oysa aynı ömür, doğru bir istikamette kullanıldığında, hem bu dünyada hem de ebedî hayatta değer kazanır.</p>

<p>Tercih her zaman insanın elindedir. Zehirli balın geçici tadına aldanmak da mümkün, o balın içindeki gizli acıyı görüp ondan uzak durmak da…</p>

<p>Belki de gerçek özgürlük tam burada başlar:</p>

<p>İnsanın, her istediğini yapabilme gücünde değil; kendine zarar verecek olanı terk edebilme iradesinde.</p>

<p>Ve o irade, insanı sadece sınırlandırmaz…</p>

<p>Onu gerçekten özgür kılar.</p>

<p>Peki insan neden doğru olanı yapmıyor? Bir sonraki yazımızda bunu ele alıcaz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 May 2026 14:40:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/02/mustafa-akdemir-1677055520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tecde\&#039; de Bir Keklik Avı</title>
                <category>Suat Gülşen</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/tecde-de-bir-keklik-avi-78830</link>
                <author>suatgulsen@malatyatime.com (Suat Gülşen)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/tecde-de-bir-keklik-avi-78830</guid>
                <description><![CDATA[Tecde\' de Bir Keklik Avı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Killo’nun Keklikleri başlıklı yazımda, &nbsp;rahmetli Mehmet Gülşen’in kekliklere olan merakından ve ötücü kekliklerinden bahsetmiştim. Bu kez onun, kardeşi Lütfi ile birlikte çıktıkları bir keklik avını anlatacağım.</p>

<p>&nbsp;Uzun yıllar öncesi yaşan keklik avını anlattığım bu yazımda, Emekli Öğretmen yazar amcam rahmetli Lütfi Gülşen’in “Kekliğim Kınalıdır” isimli öyküsünden alıntılar yaptım.</p>

<p>Lütfi’nin babası Mıkdat Hoca, tek başına, yoğun işleri arasında boğulur gibiydi. Büyük oğlan Mehmet’in hiç hayrı yoktu. Yer içer, başını alıp giderdi. Nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun diyen olmazdı. Ölen dedesinin ismini koymuşlardı. Dedesi gençliğinde keman çalarmış, keklik beslermiş. Mehmet’te onun yolundan gittiği için isminin başına dededen kalma Killo sözcüğünü getirmişlerdi. Kardeş anlamına mı geliyordu, keklikçi anlamına mı? Bilmiyorlardı. Üç kızın üstüne geldiği için çok şımartılmıştı. İşe hiç koşulmamıştı. Şimdi de söz geçiremiyorlardı.</p>

<p>Killo Mehmet, kendini keklik avına, bir de saz çalmaya vermişti. Eli biraz keser, rende tutsa da marangozluk yapmazdı. Boş gezenin boş kalfası, Tecde’nin kabadayılarındandı. Köyüne, köylüsüne toz kondurmazdı. Komşularını sever, sayardı. Küçükleri korurdu.</p>

<p>Babası evde olmadığı zamanlarda bağlama çalıp, yanık türküler söylerdi. Bu yanıklık, bu iç çekmeler, içtenlik neden ileri geliyordu? Kimseler bilmezdi. Anası, babasıyla kavga çıkmasın diye iki arada bir derede kalırdı. Sazı köşe bucak saklardı.</p>

<p>Lütfi, bütün işlerinde ağabeyine yardım etmek zorunda kalırdı. Yoksa onun canını çıkarırdı. Öyle sert, öyle merhametsizdi. Eli de çok ağırdı. Bir tokat atınca kulağı günlerce çınlardı. Gözlerinden ateş çıkar, pıtır pıtır yaşlar dökülürdü. Ses çıkarma, sesli ağlama yasaklanmıştı. Babasından bu kadar korkmazdı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/KEKL%C4%B0K.jpg" style="height:206px; width:401px" /></p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;Onun başına bir de kekliklerine bakma, ava gitme işi çıkarmıştı. Kafeste iki kekliği vardı. Ayakları, gagaları kınalıydı, kırmızı. Gözleri sürmeli sürmeliydi. Mehmet saatlerce onlara bakardı. Yemlerini verirdi. Ötüşlerini dinlerdi. Ağzıyla çıkardığı seslerle onları neşelendirir, ötüşe kaldırırdı. “Gubak gubak, gak gubak, gak gak gak” diye ötünce kendinden geçerdi:</p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; -Lütfi, bunların otları kalmamış. Harık kenarından biraz keklik otu toplayıver, çabuk, koş!..</strong> derdi.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Emirler sertti, kesindi. Lütfi hemen denileni yapar, bir deste ot toplayıp dönerdi. Onu ayıklar, ağabeyinin önüne kordu.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Belki bu hizmetlerine karşılık, belki de ava alıştırmak için bir kez de onu ava götürmüştü. Gizlice:</p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; -Bu gece erken yat, demişti. Şafak sökerken seni de ava götüreceğim. Anam biliyor. Babamın haberi olmasın.</strong></p>

<p>O gece Lütfi’nin gözüne uyku girmemişti. Uyuyup uyuyup uyanmıştı. Ya kendisine haber vermeden giderse!.. Ya uyanamazsa!.. Keklik avının nasıl olduğunu merak ediyordu. Gece yarısı bir elin dürtmesiyle uyanmıştı:</p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; -Kalk, giyin. Ceketini almayı unutma!&nbsp;</strong></p>

<p>&nbsp; &nbsp; Ağabeyi çoktan hazırlanmıştı. Keklik kafeslerini omuzuna asmıştı. Kıldan yapılma abasının altına gizlemişti. Kimseler görmesindi. Hem de yerli yersiz ötmesinler istiyordu. Üşümelerini de önlemiş olurdu.</p>

<p>On beş yirmi dakika sonra Tecde karanlığa gömülmüştü. Evler görünmez olmuştu. Dağ yoluna girmişlerdi. O dağ senin, bu dağ benim derken iki üç saat tırmanmışlardı. İyice yorulmuşlardı. Öyle her yerde bol keklik bulunmazdı. Ağabeyi yerlerini iyi biliyordu. İyi av olacağını umduğu yamaca keklikleri indirmişti. Abasıyla gene üzerlerini örtmüştü. Yıkık durumda olan küçük av evinin taşlarını, ses çıkarmadan, dizmişti. On beş yirmi adım öteye keklikleri kurmuştu. Onların da çevresini taşlarla kapatmıştı. Bir tek başlarının çıkacağı yer kalmıştı. Önlerindeki küçük düzlüğe de çabuk çabuk tuzakları sermişti. Böylece keklikler kurulmuş olmuştu.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Bu işleri ses çıkarmadan tamamlamış, kendini aceleyle av evinin içine atmıştı. Lütfi’ye:</p>

<p>&nbsp;<strong> &nbsp; -Sesini çıkarma, sakın öksürme, </strong>demişti. Nefesler kesilip beklenmişti. Ortalık ağarmaya başlayınca önce kendi keklikleri ufak ufak ötmüştü. Arkasından sanki gecenin sessizliği yırtılmıştı. İki kardeş küçük sığınaklarında, birbirine sokulmuşlardı. Uzaklardan gelen sesleri dinliyorlardı. Lütfi heyecandan titremeye başlamıştı:<br />
<strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;-Üşüyorsan ceketini üzerine al,</strong> dedi ağabeyi.</p>

<p><strong>&nbsp; &nbsp; -Yok yok üşümüyorum.</strong></p>

<p>&nbsp; &nbsp; Kendini tutamıyordu. Zaman zaman başını kaldırıp dışarı bakmak istiyordu. O zaman ağabeyi, eteklerinden çekip oturtuyordu:</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/KEKL%C4%B0K%20AVI.jpg" style="height:543px; width:637px" /></p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;-Bak, bizimkiler tam ötmeye başladılar. Karşıdakileri ısrarla çağırıyorlar. Aslanlarım benim, hadi sizi göreyim!.. Biraz sonra önümüzde olacaklar. Çetin bir savaşa başlayacaklar.&nbsp;</strong></p>

<p>&nbsp; &nbsp; Birden iki, ikiyken üç beş olmuşlardı. Dağlar taşlar keklik sesiyle dolmuştu. Bir gürültü, bir patırtı, bir çığlık kopmuştu. Ortalık savaş alanına dönmüştü. Birbirine cevap vermeler, meydan okumalar.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/TECDE%20KEKL%C4%B0K.jpg" style="height:490px; width:735px" /></p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yabaniler kendi bölgelerine başkalarını sokmak istemezlerdi. Belki eşlerini kıskanıyorlardı. Tanımadıkları bu keklikleri bölgeden atmak için yüklenirlerdi. Bir meydan güreşiydi sanki. Eski zamanlardaki gibi, yüz yüze yakın savaşma kadar heyecanlıydı.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; İşte kanat sesleri… Üç keklik kendi kekliklerinin önüne konmuş, saldırıya geçmişti. Biri sesini kalınlaştırarak, üzerine hışımla yürümüştü. Mehmet’inkiler öyle saldırıdan korkacak cinsten değildi. Çevre köylerin en yiğit, en korkusuz keklikleriydi. Hele birisi, on tanesine karşı koyacak güçteydi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/KEKL%C4%B0K%20%20MAKALE.jpg" style="height:512px; width:800px" /></p>

<p><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yakın döğüşler başlamıştı. Birinin ayağı tuzağa takılmıştı. Çekip çıkaramadı. Kanada kalkmış, uzağa uçamamıştı. Onlarınkiler çeşitli seslerle, çığlıklarla, onu sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Diğerleri ürküp kaçmışlardı. Böylece kekliklerin savaşı sona ermişti. Sesler kesilmişti. Yavaşça yerlerinden kalkıp kekliklerin yanına doğru yürümüşlerdi. Ağabeyi hafif ötüşlerle kekliklerine yanaşmıştı. Sevgi sözcükleriyle, yerden kopardığı bir iki otu uzatarak onları ödüllendirmişti. <strong>“Burrş, burrş, oğlu, oğlum!..”</strong><br />
Tuzağa düşen yabani keklik, bir taşın yanına sinmiş kalmıştı. Onu da tuzaktan kurtarıp bir kafese koymuşlardı. Mehmet’in neşesine, sevincine diyecek yoktu. Kekliklerinin başarısı onu gururlandırmıştı. Tuzağı topladıktan sonra dönmüşlerdi.</p>

<p>Not: Anılarda kalan bu av heyecanını yaşayan Killo ve Lütfi amcalarıma rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 May 2026 13:12:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/11/suat-gulsen-1699447974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rızık-Adalet İlişkisi</title>
                <category>Ziya KESRİKLİOĞLU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/rizik-adalet-iliskisi-78829</link>
                <author>ziyakesriklioglu@malatyatime.com (Ziya KESRİKLİOĞLU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/rizik-adalet-iliskisi-78829</guid>
                <description><![CDATA[Rızık-Adalet İlişkisi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Herkese Eşit Verilseydi Daha İyi Olmaz mıydı?&nbsp;</p>

<p>“Senin var benim neden yok!?” sorusu insanlık tarihi kadar eski kadim bir sorudur.</p>

<p>Kur’anı Kerim’de Rezzak olan Allah’ın, kullarından dilediğine rızkı bol verdiği, dilediğine de kıstığı1 buyurulur. Bugün bazı coğrafyalarda kimileri paralarını harcayacak yer bulamazlarken bazılarının ise adeta açlıktan nefesi kokmaktadır. Burada şöyle bir soru karşımıza çıkmaktadır: Mademki rızkın anahtarı Allah’ın elinde, o zaman niçin kullarına ekonomik anlamda eşit imkânlar vermiyor. Vermediği halde aynı dini kurallara tabi tutma konusunda eşit sorumluluklar yüklüyor. Bu suallerin bir kitap hacminde birden fazla boyutu/cevabı var. Bazılarını özetlemeye çalışacağız.</p>

<p>Öncelikle Rabbimiz her insandan aynı görev ve sorumlulukları istememektedir. Örneğin fakir olan bir Müslüman farz olan zekât ve hac ibadetinden sorumlu değildir. Yine ayakta duramayacak olan bir Müslümana namazın zorunlu rükünlerinden olan kıyam (ayakta durmak) farz değildir. Oturarak, buna da güç yetiremiyorsa yatarak kılar. Yine fiziksel ya da ruhsal anlamda engeli bulunan bir Müslüman’ın namaz, oruç, zekât, cihat gibi ibadetlerden sorumluluğu bu durumuna göre değişir. Demek oluyor ki, her insan aynı dini yükümlülüklerden sorumlu olmayıp, verilen imkân ve nimetler oranında sorumludur. Aksi zulümdür. Allah zulümden münezzehtir.2&nbsp;</p>

<p>Allah’ın takdir ve taksimatına (rızık, mal, mevki, ilim, güzellik vb. paylaştırmasına) itiraz edenlerin durumu Kur’an’da açıkça eleştirilir. Böyle bir tutum, Allah’ın hakîmane düzenini sorgulamak anlamına geldiğinden kibir ve nankörlük olarak değerlendirilir.</p>

<p>“Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan bir kısmını diğerine derecelerle üstün kıldık ki biri diğerine iş gördürebilsin. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.”3</p>

<p>Bir diğer ayette Rabbimiz “kiminin rızkını bollaştırırken kimini kıstığı...” “Şayet Allah kullarına rızkı bol bol verseydi azar, yeryüzünde taşkınlık ederlerdi; ama O dilediği ölçüye göre vermektedir. Çünkü O kullarının durumunu çok iyi bilmekte ve görmektedir.”4 buyurmak suretiyle tüm canlı ya da özelde insanlara bol veya eşit rızık verilseydi sanıldığı gibi bunun sonucu iyi ve güzel olmayacaktı. Aksine Kur’an’ın ifadesi ile asıl kargaşa o zaman daha fazla olacaktı.&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HERKESE EŞİT RIZIK, PROBLEMLERİ ÇÖZER MİYDİ?</span></strong></p>

<p>Burada önce eşitlik iddiasına temas edelim. Bilindiği gibi sosyalist dünya görüşüne göre evrendeki bütün kavgaların en büyük nedeni mülkiyet farkı, yani “senin var benim yok!” kavgasıdır. Dışarıdan yüzeysel bakışta mantıklı gibi görünen bu görüş aslında hem pratikte imkânsız hem de fıtrat (yaradılış) kanunlarına aykırıdır.&nbsp;</p>

<p>Konuyu yetmişli yıllarda trend olan meşhur bir hadise ile anlatmaya çalışalım. Üniversitede biri milliyetçi diğeri sosyalist iki arkadaş tartışırken sosyalist olanı şöyle der ki: “Benim savunduğum düzen gelse tüm sorunlarımız ortadan kalkacak, adeta kurt kuzu ile yaşayacak kadar ülkemiz bir barış ve huzur ülkesi olacak. Çünkü sosyalizmde eşitlik var, örneğin senin bir evin bir araban var, benim de aynı kalite ve büyüklükte evim, aynı marka ve modelde arabam olacak. Senin bir inek,&nbsp;&nbsp;iki koyunun, 10 tavuk ve iki horozun var, benim de aynı sayıda hayvanlarım olacak... (Bütün bunlar devletin olup kullanım hakları bizim olacak).”&nbsp;</p>

<p>Milliyetçi olanı ise sözü alarak sorar: “Bir dakika; senin kaç gömleğin kaç ayakkabın var?” diye sorar. Sözlerinin kesilmesinden rahatsız olan sosyalist genç heyecanla, “4 gömlek iki ayakkabım var” diyerek cevap verir. Bunun üzerine milliyetçi genç “Tamam, öyleyse bir yerden başlayalım. İki gömlek ve bir ayakkabını bana verir misin?” der. Bu istek karşısında şaşıran sosyalist genç; “Ben şimdi demedim. Sosyalist rejim ülkeye egemen olursa dedim…” diye cevap verir. Bunun üzerine milliyetçi: “Hayır! Arkadaşım. Ben sana da savunduğun rejime de inanmıyorum. Bugün elindeki bir ayakkabısını vermeyen yarın iki evinden birini vermez” der. Ve oradan ayrılır.</p>

<p>Eşitlik iddiası, vaktiyle milyonları safına çeken sosyalizmin de komünizmin de bir aldatmaca ve hayalden ibaret olduğu, doğup büyüdüğü Rusya’da bile yıkılmasıyla anlaşıldı. Evet, eşitlik bir aldatmacadır. Aslolan eşitlik değil adalettir. Ata da köpeğe de ot vermek eşitliktir ama adalet değildir; adalet, ata ot, köpeğe et vermektir.<br />
Kur’an rızkın eşit dağıtılmama nedenini imtihan, tanışma, yardımlaşma ve daha önemlisi yukarıda geçen ayette yer alan ifadede olduğu gibi5 “birinin diğerine iş gördürebilmesi” olarak ifade eder.&nbsp;</p>

<p>Bu açıdan baktığımızda asıl kıyamet herkesin eşit olmasıdır. Neden mi?&nbsp;</p>

<p>Toplumda bütün insani ilişkiler; komşuluk, arkadaşlık, muhabbet, hatta aşk, tarafların birbirleri ile tanışması, yardım etmeleri, karşılıklı ihtiyaçlarını karşılamaları ile doğar, büyür, gelişir. Bunlardan en büyük ihtiyaçların (duygusal, cinsel) karşılanması aşkı doğurur.&nbsp;</p>

<p>İmkânsız da olsa herkesin eşit olduğunu hayalen de olsa şöyle bir düşünelim: Komşuda ne varsa bende de ondan var. Ev, araba, telefon, gelir düzeyi. Her şeyi ile eşitiz. Hatta bunu biraz daha büyütelim. Boylarımız, kilolarımız, renklerimiz, mesleklerimiz, hobilerimiz... Hepsi eşit olsun. İmkânsız ama oldu diyelim. O zaman dünya daha yaşanılabilir, daha bir barış ve huzur yurdu mu olur sanıyorsunuz!? Maalesef ki hayır!</p>

<p>Hayatın devam etmesi için, farklı karakter ve mizaçta yaratılan insanların farklı işlerde, alanlarda çalışmaları gerekir. Ayette “Herkes kendi mizacına, istidat ve kabiliyetine göre iş yapar…”6 buyurulur.</p>

<p>İnsan sosyal bir varlıktır. Dostluklar, arkadaşlıklar, muhabbetler eşitlikten değil, tam tersine farklılıklarımızdan ve birbirimize olan ihtiyaçlardan doğar ve gelişir. Ahmet ekmek üretirken, Mehmet elbise dikecek, Hasan gıda satarken Yusuf tıraş edecek… Örnekler uzar gider. Her meslek sahibi bir diğerinin ihtiyacını görerek hayatı kolaylaştırırlar. Değilse herkes terzi ya da öğretmen olursa yolları, binaları kim yapacak, araçları kim tamir edecek, sokakları kim süpürecek.. vs. Demek oluyor ki farklılıkta hayat var; eşitlikte ise, dilde, ırkta, meslekte, zenginlikte kargaşa çıkar.</p>

<p>Komşumuz her bakımdan bizimle eşit olsaydı, bugüne kadar hiçbir işimizi, ihtiyacımızı karşılamış olmasaydı, onun varlığı ile yokluğu arasında bizce fark olmazdı, değeri de olmazdı. İşte eşitlik iddiası hayatın devamı için kaosa sebep olacağı gibi ve değersizliği de netice verir.</p>

<p>Ayette vurgulanan diğer husus; “Şayet Allah kullarına rızkı bol bol verseydi azar, yeryüzünde taşkınlık ederlerdi…”7 diye ifade ediliyor. Rızkın bol verilmemesi Allah’ın cezalandırması değil rahmetidir. Tarih, Roma, Bizans imparatorlarından tutun Hitler’e, ondan bugünkü ABD ve İsrail başkanlarına kadar gücün şımarttığı zalimlerle doludur. Bu ayetten, rızkın bol verilmesinin de taşkınlık nedeni olacağı bildirilerek insanlığa huzur getirmeyeceğini anlıyoruz.</p>

<p>Oldukça kapsamlı bu konu ile ilgili olarak sadece kişi başına yıllık 90 bin doların düştüğü Amerika örneğini vermek kâfi sanıyoruz. Amerika’nın, demokrasi ve barış getireceğim diyerek işgal ettiği topraklarda yaptıklarına bakarak, taşkınlığın ve zulmün boyutlarını anlamamız mümkün.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>MÜLK ALLAH’INDIR</strong></span></p>

<p>Konunun adalet boyutunu biraz daha açacak olursak, bilinmeli ki, bir mümin mülkün tümüyle Allah’a ait olduğuna inanıyorsa Allah’tan hak dava edemez. Zira insan bu âleme önce bir bitki olarak gelmiş olsa liyakat gösterip bir süre sonra hayvanat âlemine, burada da başarı ve liyakat göstererek insan olma imtiyazına kavuşsaydı belki bir hak dava edebilirdi. Oysa gerçek böyle olmamış ne kendisinin ne de varlığına sebep olan ana-babasının talebi, çabası veya başka ifade ile siparişi ile dünyaya insan olarak gelmiş değildir. O tamamen Rabbinin ihsan ve keremi ile; yok olmadı, bitki olmadı, iki veya dört ayak üzerinde yürüyen bir hayvan olmadı. Yeryüzünün en imtiyazlı varlığı insan olarak dünyaya geldi, yani getirildi.</p>

<p>Cenabı-Hak Nur suresinde “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır…”8 buyuruyor. Yani Mülk umumen O’nundur. Mülk sahibi, mülkünde istediği gibi tasarruf edebilir.</p>

<p>Burada konuya kerem ve ihsan noktasından da bakabiliriz. Bir zatın kendi mülkünde istediği gibi tasarruf etmesine zulüm denilmez. Zulüm gayrın hukukuna tecavüzdür. Kerem, ihsan ve ikram adaletle tartılmaz. Kimsenin Allah’tan hak isteme, dava etme hakkı yoktur. Onun bir hakkı gasp edilmemiş ki hak dava etsin. Aynen bunun gibi O, hiçbir mecburiyeti olmadığı halde tamamen ihsan ve kereminden kiminin rızkını bol eyler kimininkini daraltır. Mülkün ona ait olduğuna gerçekten inanan hiçbir mümin, ‘benimki niye az’ diye hesap sormaz. Bilir ki, hakkı da haddi de değildir. Peygamberinin tavsiye ettiği gibi sadece çalışarak, yoksulu gözeterek, sıla-ı rahim yaparak Allah’tan dua ve niyazda bulunarak rızkının artmasını talep edebilir.9</p>

<p>Konuyu Bediüzzaman’ın manidar cümleleri ile noktalayalım:</p>

<p>“Demek şu meşhud saltanat-ı insaniyet ve terakkiyât-ı beşeriye ve kemâlât-ı medeniyet, celb ile değil, galebe ile değil, cidâl ile değil; belki ona, onun zaafı için teshîr edilmiş, onun aczi için ona muâvenet edilmiş, onun fakrı için ona ihsan edilmiş, onun cehli için ona ilham edilmiş, onun ihtiyacı için ona ikram edilmiş. Ve o saltanatın sebebi, kuvvet ve iktidar-ı ilmî değil, belki şefkat ve refet-i Rabbâniye ve rahmet ve hikmet-i İlâhiyedir ki, eşyayı ona teshîr etmiştir. Evet, bir gözsüz akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerâta mağlûp olan insana bir küçük kurttan ipeği giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren, onun iktidarı değil, belki onun zaafının semeresi olan teshîr-i Rabbâniye ve ikram-ı Rahmânîdir.”10<br />
Rabbim bizleri tamamı zatına ait olan rızkın tevziini layıkı ile anlamaya, her hal ve durumda kendisinden razı olmaya ve nimetlerini takdir edip şükredici olmaya muvaffak eylesin.(*)&nbsp;</p>

<p><strong>Kaynaklar:</strong><br />
1. Bkz. Rum, 30/37; Sebe, 34/39; Zümer, 39/52<br />
2. Yunus 10/44<br />
3. Zuhruf, 43/32<br />
4. Şura 42/27<br />
5. Zuhruf 43/32<br />
6. İsra 17/84<br />
7. Şura 42/27<br />
8. Nur 24/42<br />
9. Bkz. Buhari “Buyu”, 13; İbn Mace “Edeb”<br />
10. Sözler, 23. Söz, İkinci Mebhas 439</p>

<p>(*)&nbsp;&nbsp;Dr. Ziya KESRİKLİOĞLU/Zafer İlim- Araştırma Dergisi/ Mayıs 2026</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 13:41:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/03/ziya-kesriklioglu-1710529453.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sizin Yaratıcılığınız Batsın... Analık Makamı Reklam Malzemesi Değildir, Kendinize Gelin!</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sizin-yaraticiliginiz-batsin-analik-makami-reklam-malzemesi-degildir-kendinize-gelin-78828</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sizin-yaraticiliginiz-batsin-analik-makami-reklam-malzemesi-degildir-kendinize-gelin-78828</guid>
                <description><![CDATA[Sizin Yaratıcılığınız Batsın... Analık Makamı Reklam Malzemesi Değildir, Kendinize Gelin!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir beyaz eşya markasının <strong>"Tam bi' anne hikayesi"</strong> başlığıyla servis ettiği reklam filmi, modern reklamcılığın geldiği sığ ve bir o kadar da hadsiz noktayı gözler önüne seriyor. İki kadının karşılıklı diyaloğu üzerinden yürüyen, izleyiciyi "annelik" duygusuyla yakalamaya çalışan reklamın sonunda, "çocuk" diye bahsedilen varlığın bir evcil hayvan olduğu ortaya çıkıyor. Sözüm ona <strong>"yaratıcı"</strong> bir sürprizle biten bu kurgu, aslında toplumun en kutsal değerlerinden biri olan annelik makamına yapılmış bir hürmetsizlikten başka bir şey değildir.</p>

<p>Günümüz reklamcılarına sormak lazım: Bir ürünü pazarlamak için kutsalları aşındırmak, kavramların içini boşaltmak ne zamandan beri <strong>"yaratıcılık" oldu? "Annesiniz galiba", "Bende de var iki tane" </strong>gibi ifadeleri bir hayvan sahipliği üzerinden kurgulamak, anneliğin o eşsiz, fedakarlık ve çileyle yoğrulmuş doğasını hiçe saymaktır.&nbsp;</p>

<p>Annelik, sadece bir sahiplik ya da bakım verme hali değildir; o, bir canın dünyaya gelmesine vesile olma, uykusuz gecelerle, ömür boyu süren bir endişe ve karşılıksız sevgiyle örülen kutsal bir makamdır. Şüphesiz ki yoktan var etmek yalnızca Allah’a mahsustur; ancak anne, o mucizevi yaratılışa dokuz ay boyunca canıyla, kanıyla ev sahipliği yapan mübarek bir emanetçidir. Bu yüce makamı, bir reklam senaryosunda evcil hayvan bakımıyla aynı düzleme indirgemek tek kelimeyle kabul edilemez.</p>

<p><strong>Hayvan Sevmek Başka, "Ana" Olmak Başkadır</strong></p>

<p>Yanlış anlaşılmasın; hayvan sevmek, kapının önüne bir kap su koymak, bir can dostuna yuva açmak merhametin ve insanlığın gereğidir. Hayvanları sevelim, koruyalım, onlara şefkat gösterelim; buna kimsenin tek kelime sözü olamaz. Ancak hayvan sevgisini, annelik gibi ulu bir kavramla yarıştırmaya kalkmak, hatta bu ikisini bir tutmak tam bir akıl tutulmasıdır. Bir köpeğe bakmakla, bir evladı dokuz ay karnında, bir ömür kalbinde taşımak; onun her nefesinde bin bir endişeyle titremek aynı kefeye konulabilir mi?</p>

<p><strong>"Çocuk işte</strong>" diyerek bir hayvandan bahsetmek, annelik kavramına karşı yapılmış bir hiciv değil, açık bir haksızlıktır. Reklam sektörü, ilgi çekmek uğruna değerlerimizi birbirine karıştırmaktan, kavramları dejenere etmekten vazgeçmelidir. Hayvan, hayvandır; evlat, evlattır. Annelik ise hepsinden öte, hiçbir dünyevi hobi veya sahiplikle kıyaslanamayacak kadar yüce bir rütbedir.</p>

<p><strong>Cennet Annelerin Ayakları Altındadır</strong></p>

<p>Bizim medeniyetimizde annelik, öyle reklam masalarında üzerine espri yapılacak bir konu değildir. Kuran-ı Kerim, anneye öf bile denilmesini yasaklamış, ona gösterilecek hürmeti imandan saymıştır. Rehberimiz Peygamber Efendimiz (S.A.V) ise herkes tarafından bilinen uyarısını yapmıştır:<strong> "Cennet, annelerin ayakları altındadır."</strong></p>

<p>Şimdi kalkıp bu muazzam maneviyatı, bir süpürge ya da bulaşık makinesi satmak için evcil hayvan sahipliğiyle bir tutmaya çalışmak, toplumun vicdanıyla alay etmektir. Reklamcılar, ajanslar ve markalar kendinize gelin! Annelik, sizin <strong>"ters köşe</strong>" yapacağınız bir espri malzemesi değil, baş tacı edilmesi gereken bir hayat memat meselesidir. Kutsallarımızı tüketim çılgınlığınıza alet etmeyin; o makamın ağırlığı, sizin reklam spotlarınızdan çok daha büyüktür.</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 09:48:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Herkes kendi işini yapsın!</title>
                <category>Ersoy Baba</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/herkes-kendi-isini-yapsin-78827</link>
                <author>ersoybaba@malatyatime.com (Ersoy Baba)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/herkes-kendi-isini-yapsin-78827</guid>
                <description><![CDATA[Herkes kendi işini yapsın!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba değerli okurlarım.</p>

<p>Birkaç hafta önce petrol ve altın fiyatları müthiş bir çıkış yaparken ben de çok kötü bir düşüş yaptım. Bu düşüşte 6 kaburga kemiğim kırıldı. Bununla ilişki başka sıkıntılar da peşisıra geldi. Bir süre hastanede yattım. Tedavi sürecim devam ediyor.</p>

<p>Şunu belirtmek istiyorum ki öksürebilmek büyük bir nimetmiş. Gülmek, kahkaha atabilmek de öyle. Ne zaman öksürme gelse bütün kaburgalarım adeta yeniden kırılır gibi ağrıyordu. Tansiyon ölçülmesi için sağ kolumu uzatmam gerektiğinde sol elimle tutup kaldırıyor ve uzatıyordum. Çünkü sağ kolum gram yük kaldıracak olsa kaburga kemiklerim adeta yeniden kırılıyordu.</p>

<p>Neyse ki bu zorlu sürecin en zor sürecini atlatmış bulunmaktayım. Arayan soran tüm dostlara teşekkürler. Aramayanları da zaman zaman bu sütunlarda teşhir edecek değilim elbette. Haberleri olmamıştır diye gene de iyi düşünüyorum.</p>

<p>***&nbsp;<br />
Yunanistan’ın yerinde biz olabilirdik.</p>

<p>CIA ve MOSSAD’ın Türkiye ayağı olan FETÖ’cüler İsrail’i <strong>“Güneydeki sevilen ülke” </strong>diyerek ifade ediyorlardı. 15 Temmuz’da başarılı olsalardı İsrail’in Yunanistan’a yatırım yapmasına gerek kalmayacaktı. Türkiye yani Anadolu topraklarının tamamı İsrail’in askeri üssü haline gelecekti. Çok şükür bu planları tutmadı. Ama kasabın önündeki kedi vaz mı geçti. Hayır. Şimdi Özgür Özel mitinglerde methiye düzüyor İsrail’e. Filistinlileri sebepsiz tutuklayıp hapse atan, türlü işkence ve tecavüzlerden sonra da sebepsiz idam edip soykırıma alan açan İsrail demokrasisine resmen methiyeler düzdü. Dil sürçmesi bahanesiyle.&nbsp;</p>

<p>CHP’nin İsrail ile ortak noktası var tabi. Bunlar da zamanında iktidarı ele geçirdiklerinde<strong> sudan sebeplerle insanları asmadılar mı? İbadethaneleri yakıp yıkmadılar mı? Koca bir milleti sindirmediler mi? Ülkesinin köylerine varana kadar yerleşim yerlerini yakıp yıkan, katliamlar yapan Yunanistan’ın kralını kendi kralı gibi “karşılayıp “kahraman Yunan askerleri(!)ne Noel hediyeleri” göndermediler mi? İngiliz şapkalarını millete mecbur edip alfabeyi değiştirmediler mi? Fırsatları olsaydı ibrani alfabesini bize dayatırlardı Cumhuriyetin ilk yıllarında. Geçiş dönemi kabul edip latin alfabesiyle yetinildi. &nbsp;</strong></p>

<p>Şimdi onların torunları aynı yola baş koymuş. &nbsp;Ama bir farkla. Bu topraklarda bir daha iktidar yüzü göremeyeceklerini biliyorlar onun için de rahatlar. İçip-sıçıp günlerini gün ediyorlar. Hani İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay demiş ya:</p>

<p>-“AKP İzmirlilerin gönlünü kazanmak istiyorsa hükümet olarak Körfezi temizlesin. Yolları yapsın. Arıtma tesislerini kursun. Çöpleri de toplayıversin. Giderken bizim eve de 2 ekmek bıraksın. İzmirlilerin gönlünü kazanacaktır.”</p>

<p>Diyemediği de şuydu herhalde:</p>

<p><strong>-“AKP tüm bu hizmetleri yapsın. Karı kız işlerini, rüşveti, ihaleye fesat karıştırmayı, her şehirde metres tutmayı, kendi pavyonlarının çalışan or.spularının maaşlarını ve sigortalarını belediye bütçesinden karşılama işlerini biz hallederiz. Herkes bildiği işi yapsın. Onlar o işleri bizimkiler de bu işleri yapsın.”</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-03%20at%2011_56_09.jpeg" style="height:327px; width:600px" /></p>

<p>***&nbsp;<br />
Geçenlerde markete gittim. Mahallemizin büyük bir marketi. Cuma saatinde namaz bitene kadar marketimizin kepenkleri inik olur. Namaza gitmeyen elemanı çalıştırmaz. Çok güzel meziyetler tabi. Bu markette de boykot ürünleri her markette olduğu gibi yer almaya devam ediyor. Bu Yahudi firmaların çalışanları<strong> “market elemanlarını yormamak adına</strong>” gelip kendi ürünlerini en güzel şekilde teşhir ediyor. Düzenliyor. Müşterilerin gözüne gözüne sokuyor boykottaki ürünlerini. &nbsp;İnsanlar da düşüncesizce alıyorlar.&nbsp;</p>

<p>Aklıma takıldı; acaba<strong> “boykot olmayan kola mola da var mı acaba?”</strong> diye. Baktım dolapta da birçok ürün var ama marka olarak göremedim. Bazı kola ürünlerini gördüm ki markaları şişenin görünmeyen kısmında arkada kalmış. Dolabın kapağını açıp şişenin arkasını döndürdüğümde bildiğimiz Yahudi olmayan markanın şişesinin dönük olduğunu gördüm. Düzeltmek için elime aldığımda onun arkasında kalan şişenin de arkasının dönük olduğunu görünce üşenmedim tüm sıraya baktım. Hepsi markaları arkaya gelecek şekilde düzgünce dizilmişti. O Yahudi olmayan markanın tüm kolaları, hatta hatta tüm sarı kolaları, hatta ve hatta tüm gazozları müşteriye sırtını dönecek şekilde yerleştirilmiş ve markaları kesinlikle görünmüyordu. Bunu arayan bir müşterinin onu bulması imkansızdı. Mecburen bir içecek alacaksa daha önde ve güzelce sunulmuş Yahudi markasını alıp Gazze’deki ve Batı Şeria’daki Müslümanlara atılacak bombanın fünyesini, kanadını içindeki patlayıcıyı katil devlete gönderiyordu.&nbsp;</p>

<p>Market sahibinin ve çalışanlarının dünyadan haberleri yoktu ki kendi dolaplarında döndürülen dalaverelerden haberleri olsundu!</p>

<p>Üşenmedim bu boykot ürünü olmayan milli firmanın merkez telefonuna kadar ulaştım. Durumu anlattım. Karşımdaki “salak” sekreter:</p>

<p>-<strong>“Hı..heee… Tamam ben ileteceğim”</strong> deyip kapattı. Bu aslında:</p>

<p><strong>-“Beyefendi bu boykot döneminde satışlarımız katlandı. Ben bile arada aşağı inip şişe düzenliyorum. Gına geldi artık. Bir de sizin bu garip keşiflerinizle mi uğraşacağız” </strong>demek istedi.</p>

<p>Onu anladım. Bunun için İç Anadolu Bölge dağıtımcılarına ve Merkez yönetimine mail de attım.</p>

<p><strong>-“Madem ürünlerinizi takip edecek elemanlarınız yeterli değil o zaman şişe üzerine öyle bir grafik yapın ki şişe ne yana dönerse dönsün marka okunsun” </strong>diye de yazdım. Dönüş olmadı.&nbsp;</p>

<p>Oysa 6 yıl kadar önce basit bir şikâyet yazdığım firmalar hem merkezlerinden hem dağıtıcılarından anında geri dönüşler yapıp şikâyet ettiğim ürünün de yenisini evimin kapısına kadar ulaştırmışlar, hatayı telafi etmişlerdi.</p>

<p>Diyoruz ya <strong>“bu Yahudi firmaları nasıl bu kadar büyüdüler? Bizim milli ve yerli firmalar neden bunlarla baş edemiyorlar?”</strong></p>

<p><strong>Bence Milli ve yerli firmalarımızın önce kendilerine saygıları yok!</strong></p>

<p><strong>Sonra ürünlerine saygıları yok!</strong></p>

<p><strong>Sonranın sonrasında da müşterilerine saygıları yok. Hatta hiç yok.</strong></p>

<p>Bir satıcının sözü 22 yaşımdan bu yana kulağımda çınlar:</p>

<p><strong>-“Müşteri sakalımdaki kıl gibidir. Keserim yeniden çıkar.”</strong></p>

<p>Bakış açısı bu olursa kendi ürününü Yahudi firmanın çalışanlarının eline teslim edip sonra da ağzını açıp satış bekler.</p>

<p>Şimdi diyeceksiniz ki <strong>“Ersoy Baba’nın geçen hafta neden yazı yazmadığı anlaşıldı. Yazı potansiyelini firmalara yazmakta tükettiğinden…”</strong></p>

<p>Değil. Koluma anca güç geldi. Sağ kolum anca çalışmaya başladı. Şu sakatlık dönemimde satranç oynarken bile sol elimle oynamak zorunda kaldım. Karşı taraf gene de kazanamadı</p>

<p>Bu hafta yazımı kısadan bitireyim dedim. Geldik yazı sonu fıkramıza. Konularımızla alakasız olsa da…</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ersoy%20baba%20malatya.jpg" style="height:217px; width:600px" /></p>

<p>Kalın sağlıcakla.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ersoy%20baba%20imza(1).jpg" style="height:102px; width:200px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 12:07:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/ersoy-baba-1672241408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aralıklı Oruç: Doğru Bilinen Yanlışlar ve Gerçekler</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/aralikli-oruc-dogru-bilinen-yanlislar-ve-gercekler-78826</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/aralikli-oruc-dogru-bilinen-yanlislar-ve-gercekler-78826</guid>
                <description><![CDATA[Aralıklı Oruç: Doğru Bilinen Yanlışlar ve Gerçekler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sabah kahvaltıyı atlayan, gün içinde yalnızca kahveyle idare eden ve akşam tek öğünde doyduğunu düşünen bir yaşam tarzı giderek yaygınlaşıyor. Bir dönem “az ve sık beslenme” önerilirken, bugün uzun süre aç kalmak sağlıklı yaşamın bir parçası olarak görülüyor. Bu değişimin merkezinde ise Intermittent Fasting yani aralıklı oruç yer alıyor.</p>

<p>Sağlıklı yaşam ve kilo kontrolü denildiğinde en çok konuşulan beslenme modellerinden biri hâline gelen bu yaklaşım, doğru anlaşılmadığında faydadan çok zarar getirebilir. Bu nedenle aralıklı orucu doğru değerlendirebilmek için ne olduğunu ve vücutta nasıl etkiler oluşturduğunu bilmek gerekir.</p>

<p><strong>Peki Aralıklı Oruç Nedir?</strong></p>

<p>Aralıklı oruç, günün belirli saatlerinde beslenip kalan sürede aç kalmaya dayanan bir beslenme modelidir. En yaygın uygulanan yöntemlerden biri, 16 saat açlık ve 8 saatlik beslenme süresini kapsayan modeldir. Bunun dışında 12–14 saatlik daha esnek uygulamalar da bulunmaktadır.</p>

<p>Bu yaklaşım bir diyet listesi değil, zaman kısıtlı beslenme modelidir. Yani yalnızca öğün saatlerini değiştirmek değil, aynı zamanda beslenmenin kalitesini korumak da önemlidir.</p>

<p><strong>Aralıklı Orucun Faydaları Nelerdir?</strong></p>

<p>Aralıklı oruç, bazı bireylerde insülin duyarlılığının artmasına, kan şekeri kontrolünün desteklenmesine, yağ metabolizmasının olumlu yönde etkilenmesine ve sindirim sistemine dinlenme süresi tanınmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu etkilerin her bireyde aynı şekilde görülmediği ve kişisel farklılıkların önemli olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p><strong>Hücresel Yenilenme (Otofaji)</strong></p>

<p>Aralıklı oruçla birlikte en çok konuşulan konulardan biri hücresel yenilenmedir. Uzun süreli açlık dönemlerinde “otofaji” adı verilen bir süreç devreye girebilir. Bu süreçte hücreler, hasarlı yapılarını parçalayarak adeta kendi kendini temizler ve yeniler.</p>

<p>Bu mekanizma, yaşlanma ve bazı hastalık süreçleri açısından dikkat çekmektedir.</p>

<p><strong>Aralıklı Oruçta Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?</strong></p>

<p>Aralıklı oruç yaygınlaştıkça, bu beslenme modeli hakkında bazı yanlış bilgiler de doğru kabul edilmeye başlanmıştır. Bu yanlışlar, yöntemin etkisini azaltabileceği gibi sağlık açısından risk de oluşturabilir.</p>

<p><strong>Yanlış: Ne kadar uzun süre aç kalırsam o kadar sağlıklı olurum</strong></p>

<p><strong>Gerçek:</strong><br />
Aralıklı oruçta amaç açlık süresini zorlamak değil,&nbsp;<strong>vücudu dengeli bir ritme sokmaktır</strong>. Gereğinden uzun açlık süreleri; halsizlik, kan şekeri dengesizliği ve kas kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>Yanlış: Aralıklı oruçta istediğimi yiyebilirim</strong></p>

<p><strong>Gerçek:</strong><br />
Bu yöntem sınırsız yeme anlamına gelmez. Beslenme süresinde tüketilen gıdaların kalitesi belirleyicidir. İşlenmiş ve besin değeri düşük gıdalar tercih edildiğinde beklenen fayda sağlanamaz.</p>

<p><strong>Yanlış: Kahvaltıyı atlamak herkese iyi gelir</strong></p>

<p><strong>Gerçek:</strong><br />
Aralıklı oruçta kahvaltı atlanabilir ancak bu herkes için uygun değildir. Bireyin yaşam tarzına ve ihtiyaçlarına göre planlanmalıdır.</p>

<p><strong>Yanlış: Aralıklı oruç hızlı kilo verdirir</strong></p>

<p><strong>Gerçek:</strong><br />
Kilo kaybının temel nedeni genellikle toplam kalori alımının azalmasıdır. Aralıklı oruç, diğer yöntemlere göre mucizevi bir üstünlük sağlamaz.</p>

<p><strong>Yanlış: Aralıklı oruç herkes için uygundur</strong></p>

<p><strong>Gerçek:</strong><br />
Hamileler, emziren anneler, diyabet hastaları, kronik rahatsızlığı olan bireyler ve yeme bozukluğu geçmişi bulunan kişiler için uygun olmayabilir.</p>

<p><strong>Diyetisyen Kontrolü Neden Önemlidir?</strong></p>

<p>Aralıklı oruç, her ne kadar basit bir beslenme modeli gibi görünse de, metabolizma üzerinde doğrudan etkili bir yaklaşımdır. Bu nedenle bilinçsiz ve kontrolsüz uygulanması, beklenen faydayı sağlamadığı gibi çeşitli sağlık sorunlarına da yol açabilir.</p>

<p>Her bireyin metabolizması, yaşam tarzı ve sağlık durumu farklıdır. Bu nedenle aralıklı oruç tek tip uygulanabilecek bir yöntem değildir; kişiye özel planlanmalıdır.</p>

<p>· Diyetisyen kontrolünde planlanmalı,</p>

<p>· Bireyin günlük yaşamına ve biyolojik ritmine uygun saat aralıkları belirlenmeli,</p>

<p>· Beslenme sürecinde alınan enerji ve besin ögeleri dengeli şekilde düzenlenmelidir.</p>

<p>Bu yaklaşım, hem sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de uzun vadede sürdürülebilir sonuçlar elde edilmesine katkı sunar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 11:30:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ASRIN VALİSİ (!)</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/asrin-valisi-78825</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/asrin-valisi-78825</guid>
                <description><![CDATA[ASRIN VALİSİ (!)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dost acı söyler derler. Ama bazen acı, öyle bir noktaya gelir ki insan gülmeden de duramaz. İşte Malatya’nın düştüğü hâl tam olarak budur: Gülünç, trajikomik ve bir o kadar da iç acıtıcı!</p>

<p>Bir haber düşüyor yerel sitelere. Battalgazi Muhtarlar Derneği Başkanı ve etrafındaki birkaç kişi Malatya Valisi Sayın Seddar Yavuz ile bir araya geliyorlar. Birkaç fotoğraf, bolca samimiyet (!).<br />
Malatya eşrafı, siyaseti, iktidarı, muhalefeti, sivil toplum örgüt temsilcileri... Kimse yok.</p>

<p>Malatya Valisi Sayın Seddar Yavuz’a <strong>“Asrın Valisi”</strong> ödülü veriliyor!</p>

<p>Asrın valisi!</p>

<p>Bir durup düşünmek lazım. <strong>“Asır”</strong> dediğin şey yüz yıl. Bir yüzyıl içinde nice devlet adamları, nice krizler, nice zaferler, nice felaketler barındıran bir zaman dilimi. Birkaç kişi bir araya gelip bir plaket bastırarak bir valiye <strong>“Asrın Valisi”</strong> diyor!</p>

<p>Bu ne ölçüsüzlük?<br />
Bu ne ciddiyetsizlik?<br />
Oscar mı dağıtıyorsunuz siz? Akademi misiniz?<br />
Dünya çapında bir değerlendirme mi yaptınız?<br />
Yoksa üç kişi bir araya gelip<strong> “hadi bir ödül verelim”</strong> mi dediniz?</p>

<p>İşin trajikomik tarafı burada başlıyor zaten. Çünkü bu sadece bir ödül değil; bu, Malatya’nın ciddiyetinin geldiği noktayı gösteren bir aynadır.</p>

<p>Malatya depremden çıkmış, yaralarını sarmaya çalışan, bir kısmı hâlâ toz duman, toparlanamamış bir şehir. İnsanlar konteynerlerde, düzen yok, deprem korkusunu henüz üzerlerinden atamamış. Şehrin kalkınmaya ihtiyacı var. Kurumsal akla, ortak vizyona, ciddi projelere ihtiyacı var.</p>

<p>Ama Malatya’da birileri kalkıp vali beye plaket veriyor!<br />
Üstelik öyle sıradan bir plaket de değil.<strong> “Asrın Valisi</strong>” plaketi!</p>

<p>Bu ifade sadece abartı değil; bu, akıl tutulmasıdır.</p>

<p>Şimdi gelelim işin Vali Bey tarafına...</p>

<p>Sayın Valim,<br />
Siz devleti temsil ediyorsunuz. Makamınız şahsınızdan büyüktür. O koltuk kişisel PR alanı değildir. Orası bir<strong> “CV yapma yeri”</strong> hiç değildir.</p>

<p>Evet, çalışkan bir vali olabilirsiniz. Sahada olabilirsiniz. İnsanlarla temas kuruyor olabilirsiniz. Bunlar takdir edilir. Ama takdir ile şişirilmiş övgü arasında ciddi bir fark vardır.</p>

<p>Birileri size ölçüsüz bir unvan veriyorsa, sizin göreviniz onu almak değil, reddetmektir.<br />
Çünkü devlet ciddiyeti bunu gerektirir.<br />
Çünkü vakar bunu gerektirir.<br />
Çünkü siz “<strong>asrın valisi”</strong> değilsiniz. Olmak zorunda da değilsiniz...</p>

<p>Ama siz o plaketi alıyor, poz veriyorsanız işte o zaman mesele değişir. O zaman bu iş sadece muhtarların basit bir abartısı olmaktan çıkar, kurumsal bir zaafiyete dönüşür.</p>

<p>Hadi muhtarlar ölçüyü kaçırdı,<br />
Peki siz neden frene basmadınız?<br />
Neden <strong>“arkadaşlar, bu ifade doğru değil” </strong>demediniz?<br />
Neden <strong>“ben görevimi yapıyorum, abartmaya gerek yok”</strong> diyemediniz?</p>

<p>Bu, bir yönetim krizi değil sadece… Bu, bir zihniyet krizidir.</p>

<p>Bugün Malatya’da bazıları bazılarından yüz bulamıyor. Bazen siyasetçiden sıkılan valiye koşuyor. Validen sıkılan siyasetçiye koşuyor. Bürokrasiden sıkılan başka bir kapıya gidiyor...</p>

<p>Sayın Valim,<br />
Acaba bu plaket size neden verildi?<br />
Size bu plaketi verenlere, şehrin yöneticileri ve siyasetçileri nerede diye sordunuz mu?<br />
Bir vali “Asrın Valisi” plaketini alırken şehrin protokolü orada olmaz mı?</p>

<p>Belli ki bu şehirde bazıları bazılarını parlatıyor. Dertleri birilerini parlatmak da değil haaa! Dertleri başka bir tarafa mesaj vermektir!<br />
Bu cambazlık var, bu şehirde fazlası var!</p>

<p>Bu plaketi verenler depremden beri bu şehrin kalkınması için ne yaptı acaba?</p>

<p>Malatya oyuncak değil.<br />
Bu şehir fotoğraf karesi üretme yeri değil.<br />
Bu şehir PR sahası hiç değil.<br />
Bu şehir acı çekmiş bir şehir.</p>

<p>Ve acının üzerine<strong> “Asrın Valisi”</strong> yazıp plaket vermek veya almak hiç değil!<br />
Kusura bakmasın kimse; bu, trajediyi komediye çevirmektir.</p>

<p>Sayın Valim,<br />
Siz bu şehrin valisisiniz. Depremi yaşamış Malatya’ya daha iyi hizmet etmek için atandınız. Elbette çalışacak, vatandaşla iç içe olacak ve halkta karşılık bulacaksınız. Başarılı olmalısınız. Böyle olduğunuzu düşünüyoruz.</p>

<p>Ama sahte övgüler, gerçek emeğin ve başarının önüne geçer.<br />
Bu plaket size pahalıya mal olabilir. Sizin de vardır geleceğinizle ilgili hayalleriniz, hedefleriniz. Hepsini boşa çıkarabilir!</p>

<p>Bu şehirde başarılı olmuş bir belediye başkanı, sadece bir hatadan dolayı yeniden aday gösterilmeyip siyasi hayatı sonlandırılabiliyorsa; bu tür akıllıca yapılmamış, sonucu düşünülmemiş bir plaket de bundan sonraki geleceğinize gölge düşürebilir.</p>

<p>Çünkü mesele bir plaket meselesi değildir.<br />
Mesele, ölçünün kaybıdır.<br />
Mesele, ciddiyetin erozyonudur.<br />
Mesele, hak edilmemiş övgülerin, hak edilmiş emeğin önüne geçirilmesidir.</p>

<p>Bu süreçte bize “<strong>asrın valisi” </strong>değil, <strong>“aklın terazisi"</strong> lazım.</p>

<p><strong>Fi Emanillah.</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 12:18:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bunlara alet olanlar da TC vatandaşı!</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bunlara-alet-olanlar-da-tc-vatandasi-78824</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bunlara-alet-olanlar-da-tc-vatandasi-78824</guid>
                <description><![CDATA[Bunlara alet olanlar da TC vatandaşı!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<strong>DÜZENLENECEK Mİ,&nbsp;<br />
DÜZENLENMEYECEK Mİ?</strong></p>

<p>Nihayet uyanmaya başladılar. Çocuklar, derken reklam pastası ve derken kayıp vergiler derken birçok ülke sosyal medya devlerine karşı<strong> “dik”</strong> durmanın yollarını bulabilmek içim<strong> “uyanmaya”</strong> başladılar.</p>

<p>Bu çok kolay olmadı biliyorsunuz. Kişisel haklar dediler, özgürlükler dediler, kısıtlamaya hayır dediler ve geçmiş yıllarda bu konuların konuşulmasını bile engellediler.</p>

<p>Tabii bazı politik güç devşirme ve toplum mühendisliği gibi konularda sosyal medyanın üstlendiği sahte rol çok hoşlarına gitmişti. Bazı ülkelerde seçimler manipüle edildi, bazı ülkelerde sokak hareketleri organize edildi. Turuncu devrim, Arap Baharı, Gezi Olayları ilk başta aklımıza gelenler. Sosyal medya spekülatörleri ekonomiyi de yönlendirdi.&nbsp;</p>

<p>O zaman bu eylemler hoşa gitti. Kahkahalar attırdı. Ama gelin görün ki, devran pek de istedikleri gibi dönmedi.</p>

<p>Önce, ülke içi reklamların önce azaldığını sonra kesildiğini gördüler. Reklamlar ve elbette reklam gelirleri göz göre göre yurt dışına sanal medya devlerine gidiyordu. İsimleri ve yaptıkları işlerle büyük, milyarlarca insana ulaşan ve onları yönlendirebilen bu devlerin çoğunun yasal, legal ve hukuki merkezi bilinen yerlerde değil, hiç akla gelmeyen ülkelerde minicik bir tek odadan ibaretti. Ya vergi vermiyorlar veya bu minicik merkezleri açtıkları ülkelerdeki vergi indiriminden yararlanıyorlardı.</p>

<p>Sonra özellikle ergenlik ve öncesindeki çocuklara yönelik yıkıcı tahribatlar fark edildi.</p>

<p>Ve Kanada, Avustralya, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler yasal düzenlemeler yapmaya yöneldiler.</p>

<p>Türkiye de bu düzenlemeleri yapmak için adım atan ülkelerin arasında yer alıyor. Uzun bir süredir sosyal medya devleri ile görüşülüyor, Türkiye de şube açmaları, vergi vermeleri ve yerel mevzuata dahil olmaları konusu gündemde tutuluyor. Söz konusu şirketlerin bir kısmı bu talepleri duyuyor, bir kısmı duymazdan geliyor. Bazıları ise doğrudan kabul etmiyor. Bu da sosyal medya ile ilgili “düzenlenecek mi, düzenlenmeyecek mi” tartışmalarını körüklüyor.</p>

<p>Herkesin bildiği, çoğunun şikayetçi olduğu ancak özellikle bazı odakların günlük çıkarlarından ötürü suskun oldukları bu konu, öyle anlaşılıyor ki dünyadaki genel gidişin rüzgarından etkilenerek bir ivme kazanacak.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">.CNN BİTTİ, AXİOS VERELİM</span></strong></p>

<p>CNN’in 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak işgalindeki rolü gerçekten bir dönüm noktasıydı; "savaşın canlı yayında izlenmesi" kavramını hayatımıza sokmuştu. Günümüzde ise, ABD-İsrail, İran Savaşında kulağımıza hep Axios geliyor. Axios özellikle Beyaz Saray kaynaklı habercilikle öne çıkıp dikkat çekmekte.</p>

<p>Habercilikte hıza ve verimliliğe odaklanan yeni nesil bir medya gücü olarak tanımlanan Axios,<strong> 2016</strong> yılında kuruldu ve yayın hayatına Ocak 2017’de başladı. Kurucuları, daha önce yine dijital haberciliğin öncülerinden olan Politico’yu kuran ve yöneten <strong>Jim VandeHei, Mike Allen ve Roy Schwartz. </strong>Kuruluşundan sonra hızla büyüyen Axios, 2022 yılında 525 milyon dolara ABD’li medya ve otomotiv devi Cox Enterprises’a satıldı.</p>

<p>Axios’un en büyük özelliği, kendi literatürlerine kattıkları <strong>"Smart Brevity" (Akıllı Kısalık)</strong> felsefesidir. CNN gibi uzun yayınlar veya karmaşık analizler yerine:</p>

<p><strong>●Kısa ve Öz: </strong>Haberler genellikle 300 kelimenin altındadır.</p>

<p><strong>●Madde İşaretleri:</strong> Okuyucunun zamanını çalmamak için bilgiyi maddeler halinde verirler.</p>

<p><strong>●"Neden Önemli?" </strong>Bölümü: Her haberin altında mutlaka bu bilginin neden kritik olduğunu açıklayan küçük bir not bulunur.</p>

<p><strong>●Niş Alanlar: </strong>Sadece genel haberler değil; teknoloji, sağlık, enerji gibi spesifik alanlarda çok güçlü bültenler hazırlarlar.</p>

<p>Kısacası; CNN <strong>"savaşı evimize getiren"</strong> ekranın simgesiydi, Axios ise <strong>"bilgi kirliliği çağında vakit kaybetmeden gerçeğe ulaşmak isteyen</strong>" modern okuyucunun dijital bülteni haline geldi. Özellikle Beyaz Saray ve teknoloji dünyasındaki sızıntıları ilk duyuran mecralardan biri olması, onları bugünün "A-takımı" yaptı.</p>

<p>Axios’u 2022’de alan <strong>Cox Enterprises,</strong> ABD’nin en eski ve köklü aile şirketlerinden biridir. Şirketin kurucusu <strong>James M. Cox</strong>, 1920 yılında Demokrat Parti’nin başkan adayıydı (yanındaki başkan yardımcısı adayı ise Franklin D. Roosevelt'ti). Yani kökleri derin bir Demokrat geleneğe dayanır.</p>

<p>Günümüzde ise Cox ailesi (özellikle dördüncü kuşak lideri Alex Taylor), siyasi bir aktivizmden ziyade "<strong>ılımlı</strong>" ve <strong>"iş dünyası odaklı" </strong>bir profil çiziyor. Şirket, hem Demokratlara hem de zaman zaman Cumhuriyetçilere bağış yapabilen, statükoyu koruma eğiliminde olan bir devdir.</p>

<p>Axios, ABD'deki medya kutuplaşmasında (Sol: MSNBC/CNN vs. Sağ: Fox News) tam ortada durmaya çalışıyor. Bağımsız analiz kuruluşları (Ad Fontes Media gibi) Axios’u genellikle "<strong>Merkez" </strong>veya "<strong>Hafif Sol-Merkez"</strong> olarak tanımlar.</p>

<p><strong>Axios</strong> Trump döneminde sızıntı haberlerle dikkat çekmiş olsa da, asıl işlevi Washington'daki karar vericilere (bürokratlar, CEO'lar, lobiciler) hızlı ve tarafsız görünen bilgi sağlamak olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Yani CNN gibi "kitleleri heyecanlandırmak" yerine, Axios "profesyonellere hap bilgi vermek" üzerine kurulu, daha steril ve teknokratik bir siyasal dile sahip.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TÜRKİYE PAZARINDA TEZGAH KURANLAR</span></strong></p>

<p>Bizim ülkemiz büyük bir Pazar yerine benziyor. Bu pazarda tezgâh kuranlar, kurmak isteyenlerin sayısı ise pek çok. Hepsi de Pazar yerini kendi çıkarına göre düzenlemek ve istediği malı dilediği fiyata satma niyetinde. Bu pazarcıların bir kısmı sosyal medya ve yayıncılık alanında boy gösteriyor. Türkiye’de yabancı ülke kaynaklı yayın kuruluşları, özellikle son yıllarda geleneksel radyoculuktan dijital platformlara (web sitesi, YouTube, podcast) evrilmiş durumda.&nbsp;</p>

<p>Birçoğu kendi ülkelerinin kamu bütçesiyle finanse ediliyor ve Türkçe içerik üreterek Türkiye gündemini manipüle ederek etkilemeye çalışıyor.</p>

<p>Bunların hemen hemen hepsinde deneyimli TC vatandaşları çalışıyor. Zaten gariplikte orada başlıyor. Örneğin İstanbul’un göbeğinde, başka bir ülkenin finansmanı ile kurulmuş bir yayın kuruluşunda Türkiye’nin çıkarlarına aykırı bir yayın yapılıyor ve bunu yapanlar da TC vatandaşı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-01%20at%2021_51_08%20(3).jpeg" style="height:327px; width:600px" /></p>

<p>İsterseniz bunlardan bazılarına kısa bir göz atalım, hangi ülkeler içimizde<strong> “habercilikle”</strong> meşguller görelim:</p>

<p><strong>BBC News Türkçe (Birleşik Krallık)</strong></p>

<p>● Kaynak: İngiltere'nin kamu yayıncısı BBC.</p>

<p>● Durum: 2011 yılında radyo yayınlarını sonlandırdı ancak web sitesi, sosyal medya ve YouTube üzerinden Türkiye'nin en çok takip edilen yabancı medya kuruluşlarından biri olmaya devam ediyor.</p>

<p><strong>Sputnik Türkiye (Rusya)</strong></p>

<p>● Kaynak: Rusya hükümeti tarafından kurulan Rossiya Segodnya ajansı.</p>

<p>● Durum: Türkiye'de hem haber sitesi hem de Radyo Sputnik (eski RS FM) adıyla karasalfrekanslar üzerinden (İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde) yayın yapıyor.</p>

<p><strong>DW Türkçe (Almanya)</strong></p>

<p>● Kaynak: Almanya'nın uluslararası yayın kuruluşu Deutsche Welle.</p>

<p>● Durum: Radyo yayıncılığından ziyade video haberciliği ve dijital makalelere odaklanmış durumda. DW, son dönemde Türkiye'deki lisans tartışmalarıyla da sık sık gündeme geldi.</p>

<p><strong>&nbsp;Amerika'nın Sesi / Voice of America (ABD)</strong></p>

<p>● Kaynak: ABD federal hükümeti tarafından finanse edilmektedir.</p>

<p>● Durum: Türkiye'de doğrudan bir radyo frekansı yok; içeriklerini internet sitesi ve YouTube kanalı üzerinden ulaştırıyor.</p>

<p><strong>Euronews Türkçe (Avrupa Birliği)</strong></p>

<p>● Kaynak: Merkezi Fransa'da bulunan Avrupa merkezli bir haber kanalıdır.</p>

<p>● Durum: Televizyon kanallarında ve dijitalde aktiftir. Eskiden daha çok AB odaklıyken, şu<br />
an geniş kapsamlı Türkçe haber servisi sunmakta.</p>

<p><strong>Independent Türkçe (Suudi Arabistan / Birleşik Krallık)</strong></p>

<p>●Kaynak:İngiliz "The Independent" markasının isim haklarını alan Suudi Arabistan merkezli SRMG (Suudi Araştırma ve Pazarlama Grubu) tarafından işletiliyor ve sadece dijital gazete/haber yayını yapıyor.</p>

<p>Bunların dışında,<strong> Al Araby / Al Jazeera (Katar) </strong>Türkiye'de ofisleri bulunan ve Türkçe haber servisleri olan bir başka kuruluş.</p>

<p>Elbette bu rekabete Çin de girmiş durumda. <strong>&nbsp;CRI Türk (Çin)</strong> Çin Uluslararası Radyosu'nun Türkiye şubesi. Türkiye'de çeşitli illerde karasal radyo frekansları üzerinden yayın yapıyor.</p>

<p>+90 (Konsorsiyum ise, DW, BBC, France 24 ve VOA'nın ortak projesi olarak YouTube üzerinden yayın yapan bir kanaldır.</p>

<p>Bunlar legal ve hukuki oluşumlar. Bir de el altından, kapı arkasından desteklenen veya fonlananlar var. Sizce bütün bu çabalar memleketin gündemine katkıda bulunup, vatandaşı olup bitenden haberdar etmekten mi ibaret?</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>PEKİİİ TÜRKİYE NE YAPIYOR?</strong></span></p>

<p>Bütün bunlara karşılık Türkiye ne yapıyor veya yapmalı? Veya yapıyor mu?</p>

<p>Evet, Türkiye de bir şeyler yapıyor, ama onların yaptığı gibi değil. Türkiye, özellikle son 10-15 yılda bu alanda çok büyük yatırımlar yaparak "yumuşak güç" (soft power) unsuru olarak uluslararası yayıncılığa ağırlık verdi. Tıpkı BBC veya Sputnik gibi.&nbsp;</p>

<p>Türkiye'nin bugün birçok farklı dilde ve coğrafyada yayın yapan dev kuruluşları bulunuyor.</p>

<p>İşte Türkiye'nin başlıca uluslararası yayın girişimleri:</p>

<p><strong>TRT World (İngilizce)</strong></p>

<p>● Kapsam: TRT'nin amiral gemisi olan İngilizce haber kanalı.</p>

<p>● Türkiye'nin perspektifini dünyaya anlatmak ve küresel haberleri "insanı merkeze<br />
alan" bir bakış açısıyla sunmak. Londra ve Washington gibi merkezlerde ofisleri bulunur<br />
ve personeli dünyanın dört bir yanından gelen gazetecilerden oluşur.</p>

<p><strong>TRT Arabi (Arapça)</strong></p>

<p>● Kapsam: Orta Doğu ve Kuzey Afrika odaklı yayın yapar.</p>

<p>● Bölgedeki en etkili yayınlardan biridir. Sadece haber değil, Türk dizileri ve kültürel<br />
İçeriklerle de ciddi bir izleyici kitlesine sahiptir.</p>

<p><strong>TRT'nin Dijital "Diller" Ailesi</strong></p>

<p>TRT, sadece televizyonla sınırlı kalmayıp dijital platformlar üzerinden birçok dilde yayın yapıyor.</p>

<p>Bunlar genellikle bölgeye özel haber siteleri ve sosyal medya kanallarıdır:</p>

<p>● TRT Russian: Rusya ve Orta Asya odaklı.</p>

<p>● TRT Deutsch: Almanya'daki Türkler ve Almanca konuşan toplumlar için.</p>

<p>● TRT French: Fransa ve Frankofon Afrika ülkeleri için.</p>

<p>● TRT Balkan: Boşnakça, Hırvatça, Sırpça gibi Balkan dillerinde.</p>

<p>● TRT Afrika: Yakın zamanda kurulan ve Afrika kıtasındaki gelişmeleri takip eden platform.</p>

<p>● TRT Spanish: Latin Amerika ve İspanyolca konuşan kitleye hitap eder.</p>

<p><strong>&nbsp;Anadolu Ajansı (AA)</strong></p>

<p>● Kapsam: Dünyanın en büyük haber ajanslarından biri haline geldi.</p>

<p>● Diller: Şu an 13 farklı dilde (İngilizce, Arapça, Rusça, Fransızça, İspanyolca, Farsça,</p>

<p>Boşnakça vb.) haber servis ediyor. Dünyanın 100'den fazla ülkesinde muhabir ağı var.</p>

<p>Birçok yabancı gazete, Türkiye ve Orta Doğu haberlerini AA'dan satın alıyor.</p>

<p><strong>Türkiye'nin Sesi Radyosu (VOT - Voice of Turkey)</strong></p>

<p>● Kapsam: TRT bünyesinde, radyo üzerinden (kısa dalga ve internet) yaklaşık 36 dilde yayın yapıyor.</p>

<p>●Cumhuriyet tarihinin en eski dış yayın girişimidir. Dünyanın en ücra köşelerindeki Türkçe konuşanlara veya farklı dillerdeki dinleyicilere ulaşmayı hedefler.</p>

<p>Özetle Fark Ne?</p>

<p>Sputnik veya BBC Türkiye'ye gelip Türkçe yayın yaparken; TRT World, TRT Arabi ve AA yurtdışına gidip İngilizce, Arapça, Rusça gibi dillerde yayın yaparak Türkiye'nin sesini duyurmaya çalışıyor. Özellikle Türkiye aleyhine oluşan kasıtlı haber ve bilgilendirme operasyonlarına karşı doğru ve belgeli yayınlar sunuyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HASTANEYE FAZLA GİTMENİN BEDELİ</span></strong></p>

<p>Bakanlık yaşlı bir kadının bir yıl içerisinde 300’den fazla hastaneye gittiğini açıklamış ve ülke çapındaki muayene sayısının anormal olduğunu belirtmiş.</p>

<p>Kadının canı sıkılıyormuş, alışkanlık yaptığı için hastaneye gidiyormuş. Bir başkası evinde canı sıkıldığı için, emekli bir bey evde oturmasına izin verilmediği için bir diğeri de şehir hastanelerini yerinde görmek için hastaneye gidiyormuş. Bir kadın da sohbet etmek için gidiyorum, doktorlar çok okumuş çocuklar nazik nazik konuşuyoruz, demiş.</p>

<p>Gülmeyin. Bunlar uzaydan gelen vatandaşlar değil. Eninde sonunda bu kepazeliği hepimiz yapıyoruz. Niye? Öncelikle hizmet bedava kardeşim. Vergilerimizle yapılıyor ayrıca. Yani hizmetin sahibi bu insanlar. Teftişe gidiyorlar.</p>

<p>Bedava sirke, baldan tatlı denir ama, bu ne bal ne sirke. Hastane yahu. En azından parka git yürü, gez temiz hava al. Hava soğuksa bir AVM’ye git. Vitrin bak.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-01%20at%2021_51_08.jpeg" style="height:678px; width:600px" /></p>

<p>Hepsine hepsine evet diyoruz. Tamam gitsinler, görsünler, konuşsunlar, rahatlasınlar da…Rahatlamak için girdikleri tuvaletlerin kapısını indirmesinler yere.<br />
Beyimiz böyle mi rahatlıyor?</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Kütüphanemden:</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AYŞE GÜLÇİN MANKA<br />
ANADOLU SAVAŞI VE II. DÜNYA SAVAŞI&nbsp;<br />
GAZİ ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ YAYINLARI</span></strong></p>

<p><strong>Kitapta İkinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu Ajansının basına ilettiği haberlerin kamuoyuna nasıl yansıtıldığı irdeleniyor. Ayrıca hükümetin dış politika anlayışı ile dış haber kaynakları üzerinde de duruluyor. Bütün bu anlatımlar bize savaşın nasıl geliştiğini ve neler olduğunu da anlatıyor. Elbette tüm bunlar medya-devlet ve medya-siyaset ilişkisine de ışık tutmakta.</strong></p>

<p>***&nbsp;</p>

<p>Haftaya tekrar görüşebilmek ümidiyle.<br />
<strong>Sarper SAN</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 22:03:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Sağlığını Korumak Beslenmeyle Başlar: Kalp Sağlığı İçin Beslenme Önerileri</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kalp-sagligini-korumak-beslenmeyle-baslar-kalp-sagligi-icin-beslenme-onerileri-78823</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kalp-sagligini-korumak-beslenmeyle-baslar-kalp-sagligi-icin-beslenme-onerileri-78823</guid>
                <description><![CDATA[Kalp Sağlığını Korumak Beslenmeyle Başlar: Kalp Sağlığı İçin Beslenme Önerileri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları, günümüzde hem dünyada hem de ülkemizde en yaygın sağlık sorunlarının başında gelmektedir. Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte bu hastalıkların görülme sıklığı artarken, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, stres ve yanlış beslenme alışkanlıkları riski daha da artırmaktadır.</p>

<p>Günlük hayatta farkında olmadan yapılan beslenme hataları, uzun vadede kalp ve damar yapısını olumsuz etkileyebilir. Aşırı tuz tüketimi, doymuş yağ oranı yüksek besinlerin sık tercih edilmesi, işlenmiş gıdaların günlük beslenmede yer alması ve sebze-meyve tüketiminin yetersiz olması, kalp hastalıkları için önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra düzensiz öğünler ve sağlıksız atıştırmalıklar da metabolik dengeyi bozarak süreci hızlandırır.</p>

<p>Beslenme, kalp sağlığının korunmasında en önemli ve en etkili faktörlerden biridir. Doğru besin seçimleri ile kolesterol düzeylerini dengelemek, kan basıncını kontrol altında tutmak ve damar sağlığını desteklemek mümkündür. Bu noktada önemli olan kısa süreli diyetler değil, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme alışkanlığı kazanmaktır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Kalp Sağlığı İçin Nasıl Beslenmeliyiz?</span></strong></p>

<p>Kalp sağlığını korumak için beslenme düzeninde yapılacak küçük değişiklikler, uzun vadede büyük faydalar sağlar. Burada önemli olan katı kurallar uygulamak değil, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme alışkanlığı oluşturmaktır. Temel amaç, kalbi zorlayan besinleri azaltmak ve koruyucu etkisi olan besinlere daha fazla yer vermektir.</p>

<p>Öncelikle tüketilen yağın türüne dikkat edilmelidir. Doymuş yağ oranı yüksek olan tereyağı, kuyruk yağı ve işlenmiş et ürünleri yerine zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar tercih edilmelidir. Yemek pişirme yöntemleri de bu noktada önemlidir; kızartma yerine haşlama, ızgara ve fırın yöntemleri tercih edilmelidir.</p>

<p>Günlük beslenmede lif açısından zengin besinlere daha fazla yer verilmelidir. Sebzeler, meyveler, kurubaklagiller ve tam tahıllar hem kolesterol seviyesinin dengelenmesine yardımcı olur hem de damar sağlığını destekler. Renkli ve çeşitli beslenmek bu açıdan önemlidir.</p>

<p>Protein kaynakları dengeli seçilmelidir. Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalı, bunun yerine haftada en az iki gün balık tüketilmeli; diğer günlerde daha hafif ve sağlıklı protein kaynaklarına yer verilmelidir.</p>

<p>Tuz tüketimi mutlaka kontrol altına alınmalıdır. Fazla tuz, kan basıncını yükselterek kalp üzerinde olumsuz etki oluşturur. Bu nedenle hazır ve paketli gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı, yemeklerde kullanılan tuz miktarı azaltılmalıdır.</p>

<p>Şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi de sınırlandırılmalıdır. Şekerli içecekler, tatlılar ve beyaz un içeren ürünler metabolik dengeyi bozarak dolaylı yoldan kalp sağlığını olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Beslenme düzeni ihmal edilmemelidir. Gün içinde öğün atlamak, uzun süre aç kalıp ardından fazla yemek, kalp sağlığını olumsuz etkileyebilecek alışkanlıklar arasındadır. Daha düzenli ve dengeli bir beslenme planı oluşturmak bu sürecin önemli bir parçasıdır.</p>

<p>Porsiyon kontrolü de göz ardı edilmemelidir. Sağlıklı beslenmek yalnızca doğru besini seçmek değil, aynı zamanda doğru miktarda tüketmekle de ilgilidir.</p>

<p>Gün içinde yeterli su tüketmek ve hareketsiz kalmamak da bu sürecin tamamlayıcı unsurlarıdır. Düzenli yürüyüşler ve günlük hareketin artırılması, kalp sağlığını destekleyen en basit ama en etkili adımlardan biridir.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kalp Sağlığını Destekleyen Besinler</strong></span></p>

<p><strong>Zeytinyağı:</strong></p>

<p>Tekli doymamış yağ asitleri açısından zengin olan zeytinyağı, kötü kolesterolün düşürülmesine yardımcı olur. Günlük beslenmede özellikle yemeklerde ve salatalarda tercih edilmelidir.</p>

<p><strong>Yağlı balıklar (somon, uskumru, sardalya):</strong></p>

<p>Omega-3 yağ asitleri içeriği sayesinde kalp ritmini düzenlemeye ve damar sağlığını korumaya katkı sağlar. Haftada en az 2 kez tüketilmesi önerilir.</p>

<p><strong>Ceviz ve fındık:</strong></p>

<p>Sağlıklı yağlar ve E vitamini açısından zengin olan bu besinler, damar sağlığını destekler. Gün içinde bir avuç kadar tüketilmesi yeterlidir.</p>

<p><strong>Yulaf:</strong></p>

<p>Çözünür lif içeriği ile kolesterol seviyesinin düşürülmesine yardımcı olur. Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, roka): Potasyum ve antioksidan içeriği ile kan basıncının dengelenmesine katkı sağlar.</p>

<p><strong>Domates:</strong></p>

<p>İçerdiği likopen sayesinde güçlü bir antioksidan etki gösterir ve kalp damar sağlığını destekler. Özellikle çiğ ya da az pişmiş şekilde tüketilmesi önerilir.</p>

<p><strong>Kırmızı ve mor meyveler :</strong></p>

<p>Yüksek antioksidan içerikleri sayesinde damar sağlığını destekler.</p>

<p><strong>Aronya:</strong></p>

<p>Yüksek antioksidan içeriği ile bilinen aronya, damar sağlığının korunmasına katkı sağlayabilir. Düzenli ve dengeli tüketildiğinde kalp sağlığını destekleyen besinler arasında yer alır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 17:09:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Telefon Bağımlılığı Beslenme Alışkanlıklarımızı Nasıl Değiştiriyor?</title>
                <category>Ferdanur Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/telefon-bagimliligi-beslenme-aliskanliklarimizi-nasil-degistiriyor-78822</link>
                <author>ferdanurberk@malatyatime.com (Ferdanur Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/telefon-bagimliligi-beslenme-aliskanliklarimizi-nasil-degistiriyor-78822</guid>
                <description><![CDATA[Telefon Bağımlılığı Beslenme Alışkanlıklarımızı Nasıl Değiştiriyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde akıllı telefonlar yalnızca iletişim aracı olmanın ötesine geçerek günlük yaşamın merkezine yerleşmiş durumda. Sabah uyanır uyanmaz başlayan ekran teması, gün boyunca kesintisiz devam ediyor. Bu yoğun kullanım yalnızca zaman yönetimini değil, fark edilmeden beslenme alışkanlıklarımızı da etkiliyor.</p>

<p>Yemek yeme davranışı geçmişte daha çok fiziksel bir ihtiyaç olarak değerlendirilirken, bugün çoğu zaman başka uyaranlarla birlikte gerçekleşen bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Özellikle telefon kullanımıyla birlikte yemek yeme eylemi, dikkat gerektiren bir süreç olmaktan çıkıp otomatikleşen bir davranış haline gelebiliyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Ekran Karşısında Değişen Yeme Davranışları</span></strong></p>

<p>Gün içinde birçok öğün ekran karşısında tüketiliyor. Kahvaltıda haber akışı, öğle arasında kısa videolar, akşam saatlerinde sosyal medya… Bu durum, bireyin yeme hızını ve tükettiği miktarı fark etmesini zorlaştırıyor. Dikkatin ekrana yönelmesiyle birlikte beynin yeme sürecine verdiği geri bildirim azalıyor.</p>

<p>Tokluk hissi, yalnızca mide doluluğuyla değil, beynin bu süreci algılamasıyla oluşur. Ancak dikkat dağınıklığı söz konusu olduğunda bu sinyaller gecikebilir. Bu da daha hızlı yemek yeme, porsiyon kontrolünde zorlanma ve farkında olmadan daha fazla tüketimle sonuçlanabilir. Uzun vadede bu durum kilo kontrolünü zorlaştıran önemli bir etken haline gelebilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Gerçek Açlık mı, Tetiklenen İstek mi?</span></strong></p>

<p>Telefon kullanımının beslenme üzerindeki etkisi yalnızca dikkat dağınıklığı ile sınırlı değildir. Sosyal medyada sıkça karşılaşılan yemek içerikleri ve hedeflenmiş reklamlar, gerçek açlık hissi olmadan yeme isteğini artırabilir. Görsel açıdan çekici yemek paylaşımları, beynin ödül sistemini uyararak iştahı tetikleyebilir.</p>

<p>Bu noktada “canım çekti” olarak ifade edilen durum çoğu zaman fizyolojik bir ihtiyaçtan değil, dış uyaranların oluşturduğu bir istektir. Sürekli olarak bu tür uyaranlara maruz kalmak, bireyin açlık ve tokluk sinyallerini ayırt etmesini zorlaştırabilir ve yeme davranışında dengesizliklere yol açabilir.</p>

<p>Gece Ekranı ve Değişen Yeme Döngüsü Telefon kullanımının bir diğer önemli etkisi ise uyku düzeni üzerinden ortaya çıkar. Özellikle gece saatlerinde artan ekran maruziyeti, uykuya geçiş süresini uzatırken uyku kalitesini de olumsuz etkileyebilir. Bu durum, açlık ve tokluk hormonlarının dengesinde değişikliklere neden olabilir.</p>

<p>Yetersiz ve kalitesiz uyku, gün içinde enerji düşüklüğüne ve daha hızlı sindirilen, yüksek kalorili besinlere yönelimi artırabilir. Aynı zamanda gece saatlerinde artan atıştırma alışkanlığı, hem sindirim sistemi hem de metabolizma üzerinde ek bir yük oluşturabilir. Zamanla bu durum, uyku düzensizliği ve kontrolsüz beslenmenin birbirini beslediği bir döngüye dönüşebilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Günlük Hayatta Uygulanabilir Küçük Adımlar</span></strong></p>

<p>Bu noktada amaç teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak değil, daha bilinçli kullanmaktır. Günlük hayatta yapılacak küçük değişiklikler, beslenme davranışı üzerinde önemli farklar yaratabilir:</p>

<p>-Yemek sırasında telefonu masadan kaldırmak, yeme farkındalığını artırarak porsiyon kontrolünü kolaylaştırır.</p>

<p>-Öğünleri mümkün olduğunca dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak bir ortamda tüketmek, tokluk sinyallerinin daha sağlıklı algılanmasına yardımcı olur.</p>

<p>-Sosyal medyada geçirilen süreyi özellikle yemek saatlerine yakın zamanlarda sınırlandırmak, iştah tetikleyici uyaranlara maruziyeti azaltabilir.</p>

<p>-Gece saatlerinde ekran kullanımını azaltmak ve uyku öncesi dijital molalar vermek, hem uyku kalitesini hem de ertesi gün beslenme düzenini olumlu yönde etkiler.</p>

<p>-Gün içinde “Gerçekten aç mıyım?” sorusunu sormak, duygusal ya da tetiklenmiş yeme davranışını fark etmeyi kolaylaştırır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 14:10:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2026/02/ferdanur-berk-1771751632.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Barış Manço’nun Şarkısı Malatya’da Yeniden Besteleniyor... Sarı Çizmeli Sami Başkan</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/baris-manconun-sarkisi-malatyada-yeniden-besteleniyor-sari-cizmeli-sami-baskan-78821</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/baris-manconun-sarkisi-malatyada-yeniden-besteleniyor-sari-cizmeli-sami-baskan-78821</guid>
                <description><![CDATA[Barış Manço’nun Şarkısı Malatya’da Yeniden Besteleniyor... Sarı Çizmeli Sami Başkan]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’nın semalarından bu kez bereket değil, afet yağdı. Baharın o taze kokusunu içimize çekmeye hazırlanırken, dolu taneleri kayısı bahçelerimizi, umutlarımızı ve bir yıllık alın terimizi vurdu geçti. Tablo ağır, üretici dertli, gözler ise yetkililerde.</p>

<p>Tam da bu manzaranın ortasında, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’i gördük. Ayağında sapasağlam, parıl parıl parlayan sarı çizmeler... Hekimhan Güzelyurt’un çamurlu yollarında, kayısı ağaçlarının arasında ekibiyle beraber boy gösterdi. Fotoğraflar servis edildi,<strong> "Süreci takip ediyoruz"</strong> mesajları verildi.</p>

<p>Görüntüyü görünce gayriihtiyari Barış Manço’nun o ölümsüz eseri dilime dolandı:<strong> "Yaz dostum, bir dünya ki haklı haksız karışmış..."</strong></p>

<p>Biz bu filmi daha önce de görmüştük. Deprem zamanında kafasında gıcır gıcır beyaz baretiyle şantiyeleri gezen, tozun toprağın içinde "her şey kontrol altında" pozu veren Başkan, şimdi de baretini çıkarıp sarı çizmelerini çekmiş. Tarz değişiyor, ama sahne aynı. Halkın zihninde ise tek bir soru var: Bu sarı çizmeler sadece çamurda yürümek için mi, yoksa üreticinin derdine derman olmak için mi giyildi?</p>

<p>Sarı Çizmeli Mehmet Ağa şarkısında ne diyordu Usta Sanatçı:<strong> "Yaz dostum, yoksul görsen besle kaymak, bal ile... Garipleri giydir ipek şal ile…"</strong></p>

<p>Malatya’nın kayısı üreticisi şu an o yoksulluğun, o çaresizliğin sınırında. Geçen yılın don vurgunu daha soğumamışken, bu yılın dolu darbesi belini büktü. Şimdi üretici, Başkan’ın ayağındaki çizmenin markasına ya da rengine bakmıyor. O çizmelerin, Ankara’nın dehlizlerinde üretici için bir fon koparıp koparmayacağına, kredi borçlarını erteletip erteletmeyeceğine, belediyenin bütçesini bu yarayı sarmak için kullanıp kullanmayacağına bakıyor.</p>

<p>Şarkının sonu malum:<strong> "Yaz tahtaya bir daha, tut defteri kitabı... Sarı çizmeli Mehmet Ağa, bir gün öder hesabı."</strong></p>

<p>Biz de buraya notumuzu düşelim. Malatyalı üretici defteri açtı, hesabı tutuyor. Şimdi o sarı çizmelerin hakkını verme, sadece gezme değil, gerçek hizmeti getirme vaktidir. Bakalım günün sonunda hesap kime kesilecek, alkış kime gidecek?</p>

<p><strong>Yaz dostum; kimse göçmez bu dünyadan mal ile...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 13:17:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>200 Konut... 200 Soru</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/200-konut-200-soru-78820</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/200-konut-200-soru-78820</guid>
                <description><![CDATA[200 Konut... 200 Soru]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’da konutlar yükseliyor.</p>

<p>Rakam büyüyor.<br />
<strong>Yüz bin deniyor.</strong></p>

<p>Anahtar veriliyor.<br />
Kura çekiliyor.</p>

<p>Güzel.</p>

<p>Olması gereken.</p>

<p>Ama tam bu noktada…</p>

<p>şehrin içinde dolaşan bir mesele var.</p>

<p>Adı geçiyor:</p>

<p><strong>Malatya TSO.</strong></p>

<p>Ve başında bir isim:</p>

<p><strong>Oğuzhan Atasadıkoğlu.</strong></p>

<p>Konuşulan şu:</p>

<p>TSO üyeleri için<br />
<strong>200 konut ayrıldığı söyleniyor.</strong></p>

<p>Kesin mi?</p>

<p>Bilmiyoruz.</p>

<p>Ama mesele kesinlik değil.</p>

<p><strong>güven duygusu.</strong></p>

<p>Çünkü bu şehirde böyle söylentiler boşlukta doğmaz.</p>

<p>Bir sebep ister.<br />
Bir zemin ister.</p>

<p>Ve en çok…</p>

<p><strong>açıklama olmadığında büyür.</strong></p>

<p>Şimdi herkes aynı şeyi merak ediyor:</p>

<p>Bu konutlar kimlere verildi?</p>

<p>Gerçek hak sahiplerine mi?</p>

<p>Deprem mağdurlarına mı?</p>

<p>Yoksa liste…</p>

<p>başka türlü mü yazıldı?</p>

<p>Hepsi dağıtıldı mı?</p>

<p>Bir kısmı bekliyor mu?</p>

<p>Çünkü mesele sayı değil.</p>

<p><strong>itibar meselesi.</strong></p>

<p>Bir kurum düşün.</p>

<p>Adı “ticaret”.</p>

<p>Ama konuşulan şey ticaret değil…</p>

<p><strong>dağıtım listesi.</strong></p>

<p>Bir başkan düşün.</p>

<p>Üyelerini temsil ediyor.</p>

<p>Ama şehir ona bakıyor.</p>

<p>İşte bu yüzden kimse hüküm vermiyor.</p>

<p>Ama herkes cevap bekliyor.</p>

<p>Çünkü Malatya artık temkinli.</p>

<p>Gördüğünü sorguluyor.</p>

<p>Duyduğunu tartıyor.</p>

<p>Ve çözüm çok basit:</p>

<p>Açıkla.</p>

<p>Listeyi koy.</p>

<p>İsimleri paylaş.</p>

<p>Kime, hangi ölçüyle verildiğini anlat.</p>

<p>Çünkü açıklama gelmezse…</p>

<p>boşluk dolmaz.</p>

<p><strong>boşluk konuşur.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-27%20at%2010_34_14%20(1).jpeg" style="height:617px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">CAMİ BÜYÜTÜLÜR… SÖZ KÜÇÜLTÜR</span></strong></p>

<p>Edirne’de bir cami var.</p>

<p>Selimiye.</p>

<p>İçinde bir iz…</p>

<p><strong>ters lale.</strong></p>

<p>Küçük.<br />
Ama derin.</p>

<p>Bir hikâye bırakılmış.<br />
Bir hatıra saklanmış.</p>

<p>Taş konuşmuyor…</p>

<p><strong>niyet konuşuyor.</strong></p>

<p>Malatya’da bir cami var.</p>

<p>Yeni Camii.</p>

<p>Deprem geldi.<br />
Minare yıkıldı.</p>

<p>Sonra yapıldı.<br />
Sonra yine yapıldı.<br />
Yine tadilat gördü.</p>

<p>Ama…</p>

<p><strong>yarım bırakıldı.</strong></p>

<p>Bilerek.</p>

<p>İsteyerek.</p>

<p>Unutulmasın diye.</p>

<p>Çünkü bazı yapılar tamamlanmaz.</p>

<p><strong>hatırlatmak için eksik kalır.</strong></p>

<p>Şimdi sahne değişiyor.</p>

<p>Söğütlü Camii.</p>

<p>Ortada bir emek var.<br />
Bir hayır var.<br />
Bir isim var:</p>

<p><strong>Bayram Kızılaslan.</strong></p>

<p>Ve kürsüye çıkan bir cümle:</p>

<p>“Bundan daha büyüğünü yaptıracağız.”</p>

<p>Kime?</p>

<p>Başkasına.</p>

<p>Ne oluyor o anda?</p>

<p>Cami büyümüyor.</p>

<p><strong>söz büyüyor.</strong></p>

<p>Ama yanlış büyüyor.</p>

<p>Çünkü büyüklük metrekareyle ölçülmez.</p>

<p><strong>üslupla ölçülür.</strong></p>

<p>Bir caminin önünde…</p>

<p>başka bir camiyi yarıştırmak…</p>

<p>ne mimari,<br />
ne nezaket,<br />
ne de akıl işidir.</p>

<p>Bu…</p>

<p><strong>ölçü kaybıdır.</strong></p>

<p>Bir emek var.</p>

<p>Sen onu büyütmek yerine…</p>

<p>gölge düşürüyorsun.</p>

<p>Bir hayır yapılmış.</p>

<p>Sen onu takdir etmek yerine…</p>

<p><strong>kıyaslıyorsun.</strong></p>

<p>Ve sonra zannediyorsun ki büyüttün.</p>

<p>Hayır.</p>

<p><strong>küçülttün.</strong></p>

<p>Sadi Şirazi boşuna dememiş:</p>

<p>Yanlış söz…</p>

<p>doğrunun celladıdır.</p>

<p>İşte tam burada…</p>

<p>Yeni Camii’nin yarım minaresi akla gelir.</p>

<p>O minare eksik değil.</p>

<p><strong>ibret.</strong></p>

<p>O minare kusur değil.</p>

<p><strong>hafıza.</strong></p>

<p>Ve şimdi…</p>

<p>Söğütlü Camii için de aynı şey söylenebilir.</p>

<p>Tamamlanmasın.</p>

<p>Olduğu gibi kalsın.</p>

<p>Ve üzerine yazılsın:</p>

<p><strong>“Bu eser, büyüklükle değil sözle küçültüldü.”</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-27%20at%2010_34_15.jpeg" style="height:608px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TALİH KÜSMÜŞTÜ… BİR İSİM SES VERDİ</span></strong></p>

<p>Malatya bir süredir şansla değil…</p>

<p><strong>şanssızlıkla anılıyor.</strong></p>

<p>Covid geldi.<br />
Ardından deprem.<br />
Sonra bir daha deprem.<br />
Akabinde don.<br />
Üstüne sel.</p>

<p>Yetmedi.</p>

<p>En ağır darbe…</p>

<p><strong>siyasetten geldi.</strong></p>

<p>Çünkü afet geçer.</p>

<p>Ama seviye düşünce…</p>

<p>şehir düşer.</p>

<p>Ve Malatya tam orada.</p>

<p>Konuşan çok.<br />
Üreten yok.</p>

<p>Kürsü var.<br />
İçerik yok.</p>

<p>Görüntü var.<br />
Ağırlık yok.</p>

<p>Siyaset var gibi…</p>

<p>ama aslında yok.</p>

<p>Bu şehir belki de tarihinin en zayıf dönemini yaşıyor.</p>

<p>İsimler var.</p>

<p>Ama iz yok.</p>

<p>Unvan var.</p>

<p>Ama etki yok.</p>

<p>Ve insan bir noktada şunu diyor:</p>

<p><strong>Bu iş buraya kadar mı?</strong></p>

<p>Tam o anda…</p>

<p>küçük bir haber.</p>

<p>Ama anlamı büyük.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ahmet Kızlay.</strong></p>

<p>Malatya Tabip Odası’na seçildi.</p>

<p>Bir makam değil mesele.</p>

<p>Bir işaret.</p>

<p>Çünkü uzun zamandır ilk defa…</p>

<p><strong>bir isim umut çağrıştırdı.</strong></p>

<p>Şaşırdık.</p>

<p>Evet.</p>

<p>Bu şehirde umut görünce şaşırıyoruz artık.</p>

<p>Çünkü alıştığımız şey başka:</p>

<p>Hayal kırıklığı.</p>

<p>Boşluk.</p>

<p>Tekrar.</p>

<p>Ama bu defa farklı.</p>

<p>Küçük.</p>

<p>Sessiz.</p>

<p>Ama net.</p>

<p>Sanki bir şey kırıldı.</p>

<p>Belki de o meşhur şey.</p>

<p><strong>şeytanın bacağı.</strong></p>

<p>O yüzden bu sadece bir seçim değil.</p>

<p>Bir hatırlatma.</p>

<p>Bu şehir tamamen bitmedi.</p>

<p>Henüz değil.</p>

<p>Ve belki de ilk kez…</p>

<p>uzun zamandır ilk kez…</p>

<p>Malatya için şu cümle kurulabiliyor:</p>

<p><strong>Ümit hâlâ yaşıyor.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-27%20at%2010_34_14.jpeg" style="height:531px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KAYYUM SADECE BAŞKASINA DEĞİL… SANA DA GELİR</span></strong></p>

<p>Halfeti’de kapı çaldı.</p>

<p>İçeride kim var?</p>

<p>Dün kayyum.<br />
Sonra seçilmiş başkan.</p>

<p>Aynı dosyada.</p>

<p>Aynı fotoğrafta.</p>

<p>Ve yıllardır anlatılan hikâye…</p>

<p>çatırdadı.</p>

<p>“Kayyum sadece muhalefete gelir” deniyordu.</p>

<p>Öyle mi?</p>

<p>Halfeti cevap verdi.</p>

<p><strong>Hayır.</strong></p>

<p>Sıra gelince…</p>

<p>rozete bakılmıyor.</p>

<p>Çünkü mesele parti değil.</p>

<p><strong>dosya.</strong></p>

<p>Mesele renk değil.</p>

<p><strong>kayıt.</strong></p>

<p>Mesele koltuk değil.</p>

<p><strong>sorumluluk.</strong></p>

<p>Ama yine de alışkanlık kolay bırakılmaz.</p>

<p>Birileri hâlâ şunu zannediyor:</p>

<p>“Bize dokunmaz.”</p>

<p>“Bizden olana gelmez.”</p>

<p>“Biz güvendeyiz.”</p>

<p>Halfeti diyor ki:</p>

<p><strong>değilsin.</strong></p>

<p>Çünkü bu işler başladığında…</p>

<p>çember daralır.</p>

<p>Ve o çember genişlemez.</p>

<p><strong>yaklaşır.</strong></p>

<p>O yüzden şimdi kulislerde tek bir cümle dolaşıyor:</p>

<p>“Sırada kim var?”</p>

<p>İsim yok.</p>

<p>Ama şehir var.</p>

<p><strong>Elazığ konuşuluyor.</strong></p>

<p>Fısıltı değil.</p>

<p><strong>beklenti.</strong></p>

<p>Ve herkesin aklının ucunda bir başka yer:</p>

<p><strong>Malatya.</strong></p>

<p>Kesin mi?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Ama mesele kesinlik değil.</p>

<p><strong>ihtimalin ağırlığı.</strong></p>

<p>Çünkü bu tür süreçlerde en büyük hata şudur:</p>

<p>“Bize gelmez” demek.</p>

<p>Oysa geldiğinde…</p>

<p>çoktan geç olur.</p>

<p>Ve en sert gerçek şudur:</p>

<p>Dün başkasına bakıyordun.</p>

<p>Bugün sana bakılıyor.</p>

<p>Yarın?</p>

<p><strong>kapı çalınır.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SINAVDA ÖĞRENCİ AZ… VELİ FAZLA</span></strong></p>

<p>26 Nisan. Saat 10.<br />
Adres: <strong>Beydağı Anadolu Lisesi.</strong></p>

<p>Sınav var.</p>

<p>Ama içeride değil…<br />
<strong>bahçede.</strong></p>

<p>Öğrenci kapıda.<br />
Veli merdivende.</p>

<p>Sanki soru çözülecek yer sınıf değil…<br />
<strong>okulun önü.</strong></p>

<p>Kalabalık akıyor.<br />
Koridor tıkanıyor.<br />
Giriş kilit.</p>

<p>Dakika ilerliyor.</p>

<p>Ama kimse “dur” demiyor.</p>

<p>Çünkü düzen yok.</p>

<p><strong>seyir var.</strong></p>

<p>En ironik an?</p>

<p>Sınav sürerken…<br />
mikrofon açılıyor.</p>

<p>Açıklama yapılıyor.</p>

<p>Evet.</p>

<p>Çocuk içeride ter dökerken…<br />
dışarıda cümle kuruluyor.</p>

<p>Söz var.<br />
Ama tedbir yok.</p>

<p>Plan var gibi.<br />
Ama sonuç yok.</p>

<p>Ve asıl sahne:</p>

<p>Kriz büyüyor.</p>

<p>Kim çözüyor?</p>

<p>Bir öğretmen.</p>

<p>Evet.</p>

<p><strong>Bir kişi.</strong></p>

<p>Velileri çıkarıyor.<br />
Alanı açıyor.<br />
Düzeni kuruyor.</p>

<p>Yani sistem değil…</p>

<p><strong>refleks kurtarıyor.</strong></p>

<p>Şimdi soralım:</p>

<p>Bu işin sorumlusu nerede?</p>

<p>Orada.</p>

<p>Ama yok.</p>

<p>Yetki var.<br />
Ama irade yok.</p>

<p>Görev var.<br />
Ama müdahale yok.</p>

<p>Ve tablo net:</p>

<p>Sınav günü…</p>

<p>öğrenci içeri giremiyor,<br />
veli dışarı çıkmıyor,<br />
yönetim ise…</p>

<p><strong>yerinde duruyor.</strong></p>

<p>Ve bu işin en acı tarafı:</p>

<p>Bu bir aksaklık değil.</p>

<p><strong>alışkanlık</strong>.</p>

<p>Çünkü bir şehirde sınavı öğretmen kurtarıyorsa…</p>

<p>orada problem küçük değil.</p>

<p><strong>yönetim zayıf.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-27%20at%2010_34_40.jpeg" style="height:602px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: 150’YE 8 LİDER</span></strong></p>

<p>Eğitim Bir-Sen Malatya’da 150 delege…<br />
Ama 8 aday.</p>

<p>Basit matematik:<br />
Her 19 kişiye bir “lider.”</p>

<p>Bu lider bolluğu değil…<br />
<strong>lider yokluğu.</strong></p>

<p>Çünkü gerçek lider varsa,<br />
aday sayısı artmaz…<br />
<strong>insanlar etrafında toplanır.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: “TABELA BELEDİYESİ”</span></strong></p>

<p>Battalgazi Belediyesi taziye evi açıyor…<br />
Öyle diyorlar.</p>

<p>Yapan kim?<br />
<strong>Salih Karademir.</strong></p>

<p>Belediye ne yapıyor?<br />
Kurdele.</p>

<p>Hizmet hayırseverde,<br />
şov makamda.</p>

<p>Demedi deme Battalgazi…<br />
Bu gidişle belediye değil,<br />
<strong>tabela kalır.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-27%20at%2010_35_14.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET;</span></strong></p>

<p>Sormuşlar birine:<br />
“Lale Devri neden bitti?”</p>

<p>Demiş:<br />
“Halk açtı… saray çiçek sayıyordu.”</p>

<p>Malatya’da sormuşlar:</p>

<p><strong>“Kayısı ne oldu?”</strong></p>

<p>“Dolu yedi.”</p>

<p>“Peki ne yapılıyor?”</p>

<p>“Ters lale sayılıyor.”</p>

<p>Aynı hikâye.</p>

<p>Tek fark:</p>

<p>Eskiden kitaplara girdi.<br />
Şimdi… <strong>story’ye.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-27%20at%2010_34_59.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da kulisler bu hafta tozlu…<br />
Sokak başka konuşuyor, siyaset başka…<br />
Ama herkes aynı soruyu fısıldıyor: “Bu işler ne zaman düzelecek?”</p>

<p><strong>– Toz Bitmedi, Sabır Bitti!</strong><br />
Malatya’nın kronik sorunu “toz”, 2026’da zirve yapmış.<br />
Yollar kazılıyor, kapanıyor, yeniden kazılıyor…<br />
Kulislerde tek cümle dönüyor: “Bu şehirde koordinasyon yok mu?”</p>

<p><strong>– Ulaşım Çilesi Derinleşiyor!</strong><br />
Deprem sonrası değişen güzergâhlar ve yetersiz otobüs seferleri özellikle konteyner kentlerde yaşayanları bezdirmiş.<br />
Fısıltı sert: “Ev geçici, çile kalıcı.”</p>

<p><strong>– Verilen Sözler Unutuldu mu?</strong><br />
“Malatya’yı 2 yılda ayağa kaldıracağız” denmişti…<br />
Zaman geçti, sabır azaldı.<br />
Şimdi kulislerde şu konuşuluyor: “Söz verildi ama tutuldu mu?”</p>

<p><strong>– Çevreyolu Alarm Veriyor!</strong><br />
Plansız trafik ışıkları ve bitmeyen kazalar halkı isyan noktasına getirmiş.<br />
Soru açık: “Alt geçit mi zor, yoksa beklemek mi kolay?”</p>

<p><strong>– Sağlıkta Yeni Gündem: Tozun Bedeli!</strong><br />
Astım ve alerji vakalarındaki artış artık sadece sağlık meselesi değil.<br />
Kulis yorumu net: “Bu iş yönetim meselesine döndü.”</p>

<p><strong>Fiskos Masası notunu aldı…</strong><br />
Malatya’da artık sorunlar görünmüyor değil,<br />
görmezden geliniyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fiemanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:34:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Venk, Çamurlu ve Çöşnük Üçgeninde Rüya Gibi Bir Gezi </title>
                <category>Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/venk-camurlu-ve-cosnuk-ucgeninde-ruya-gibi-bir-gezi-78819</link>
                <author>alisanhayirli@malatyatime.com (Alişan Hayırlı - Hayırlı Geziler)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/venk-camurlu-ve-cosnuk-ucgeninde-ruya-gibi-bir-gezi-78819</guid>
                <description><![CDATA[Venk, Çamurlu ve Çöşnük Üçgeninde Rüya Gibi Bir Gezi ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akçadağ’dan İzollu’ya, Fırat Nehrinden Baskil’e kadar geniş bir alanı gören kartal yuvası gibi yükselen kayalıkların üstünde, ters (ağlayan) lalelerin etrafımızı sardığı tepeden Malatya’yı, bu kadim şehri seyrediyoruz. Üç yıl önce başımıza gelen son yüzyılın en büyük felaketinin, 6 Şubat depremler zincirinin yerle bir ettiği Battalgazi diyarını süzüyoruz.&nbsp;<br />
Bahar rüzgârları yaralı ruhumuzu okşayıp geçerken, rüzgârın konforuna kaptırmış gökyüzünde adeta kanat çırpmaya bile gerek duymayan şahin, başımızın üstünde uçuyor. Yine aynı rüzgâr, Çöşnükspor Kulübü'nün diktiği 15 metrelik direğin üstünde mavi gökyüzünü süsleyen şanlı bayrağımızı dalgalandırıyor.&nbsp;</p>

<p>Karşımızda Fırat nehri, Malatya coğrafyasını bir gerdanlık gibi sarmış, nazlı nazlı akıyor. Manzaranın tam ortasında, bir pırlanta gibi duruyor Orduzu Pınarbaşı göleti…&nbsp;<br />
Hangisini sayabiliriz ki… Malatya’nın altın haritası önümüzde duruyor. Seyre doyum olmaz bir güzellik…&nbsp;</p>

<p>Çöşnük Spor Kulübü Başkanı Hasan Ünlü ve kulüp yönetim kurulu üyeleri Mehmet Yamadağ, Ahmet Ortagedik ve Özkan kardeşimizle birlikte yola koyulduk. Nisan ayında dağları süsleyen Ters (Ağlayan) lalelerle bir kez daha buluşmaya gidiyoruz.&nbsp;</p>

<p>Çöşnük mahallesinden, eski Venk’i geçip Çamurlu dağlarına doğru yöneldik. Yüzyıllardır akıp duran tarihi Venk çeşmesinden suyumuzu doldurup kayaların üstüne çıktık. Artık bütün Malatya ayaklarımızın altında…&nbsp;</p>

<p>Çöşnükspor anıt tepesine dikilen kocaman bir Türk Bayrağı karşıladı bizi… Çöşnükspor Kubüp Başkanı ve bir avuç Çöşnüklü genç işte bu bayrağı dikmiş kayaların üstüne... Öyle bir yerde dalgalanıyor ki, hem gelip geçen kuşlar selam duruyor, hem de her taraftan görülebiliyor.</p>

<p>Çöşnüklü gençler hem buradaki endemik çiçeklere, doğal hayata sahip çıkıyor, hem de yılda birkaç gez gelip burada doğanın keyfini çıkarıyor. Çöşnükspor sadece bir spor takımı olmaktan öte Çöşnük’ün kültürel ve sosyal hayatını canlı tutan birçok etkinliklere imza atıyor.&nbsp;</p>

<p>Venk dağlarına ilk ziyaretimizi 2019 yılında Malatya Üniversitesi Bitki Bölüm Başkanı Şükrü Karakuş hocamızla beraber yapmıştık. Buradaki ters lalelerin ilk görüntülerini yayınlamış ve koruma altına alınmasını istemiştik. Daha sonra Çöşnüklü gençler buradaki ters lale ve diğer nadir bitki ve çiçeklerin görüntülerini yayınlamışlardı.&nbsp;</p>

<p>Yıllar sonra tekrar bu bölgeye gitmek ve Malatya’yı seyretmek nasip oldu. Bu vesileyle Çöşnükspor yetkilileri ile birlikte unutulmaz bir piknik yapmak nasip oldu. Malatya’ya hakim tepenin, kayalıkların üstünde, ters lalelerin hemen yanı başında çayımızı demledik, menemenimizi yaptık ve kahvemizi pişirdik.&nbsp;</p>

<p>Şunu gördüm, bu bölge iç turizme açılması halinde büyük ilgi göreceğine inanıyorum. Çok güzel yürüyüş rotaları var. İlgili kurumların altyapısını hazırlaması (Ağaçlandırması, yolların yapılması) &nbsp;halinde Malatyalılar, çok güzel piknik, yürüyüş ve gezinti mekânına kavuşmuş olur. Değerlendirilmesi gereken bakir bir gölge Çöşnük dağları…&nbsp;<br />
Bize bu geziyi ve piknik imkânını hazırlayan Çöşnükspor Kulübünün Başkanı ve değerli üyelerine yürekten teşekkür ediyor, Malatyalı kamu idarecilerinin bu kulübe ve yöneticilerine sahip çıkmalarını canı gönülden rica ediyorum.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/gezi(1).jpg" style="height:800px; width:533px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:11:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/alisan-hayirli-hayirli-geziler-1672249510.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>33 Yıl Önce Özal Nasıl Öldürüldü?</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/33-yil-once-ozal-nasil-olduruldu-78818</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/33-yil-once-ozal-nasil-olduruldu-78818</guid>
                <description><![CDATA[33 Yıl Önce Özal Nasıl Öldürüldü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 17 Nisan 1993’de vefat etti.</p>

<p>Ardından çok şey yazıldı, çizildi. Ama en önemlisi <strong>“Özal’ın öldürülmesine ilişkindi”</strong></p>

<p>Evet maalesef, Özal öldürülmüştü.</p>

<p>Nasıl mı?</p>

<p>Ölüm her canlı için kaçınılmaz bir son olsa da birçok açıdan Türkiye’ye<strong> “çağ atlatan”</strong> Özal’ın vefatı çok hazin, çok acınası detaylarla doluydu.</p>

<p>Lafa gelince mangalda kül bırakmayıp, yere göğe sığdıramadığımız Çankaya Köşkünde bir <strong>“acil müdahale birimi”</strong> yoktu örneğin.</p>

<p>Memleketin Cumhurbaşkanı kalp krizi geçirince Köşk personelinin eli ayağı birbirine dolaşacak “hemen hastaneye” gidilmesine karar verilecek ama hangisine gidilmesi konusunda da bir türlü karar verilemeyecekti.</p>

<p>Kapıdaki 1970 Model, şanzımanı arızalı ve adeta süs niyetine duran Mercedes marka ambulansa binildiğinde hangi hastaneye gidileceğine hala karar verilmemişti. Araç 2. Vitese geçmiyor, 1 ile 3. Vites arasında çalışabiliyordu.</p>

<p>Günlerden cumartesiydi ve Çankaya Köşkünün önündeki Atatürk Bulvarı tıklım tıklım doluydu. Özal hasta değil de gezintiye çıkmış gibi bir durum söz konusuydu.</p>

<p><strong>Bürokrasi kilitlenmiş, ne yapacağını bilmez haldeydi.</strong></p>

<p>Önce Gülhane’ye gidelim dediler, sonra fikir değişti Hacettepe’ye gitmeye karar verdiler. Yaşlı siyah Mercedes her an durabilirdi. Durmadı.</p>

<p>Hacettepe’ye geldiler. Geliş istikametinde “yetişkin acil” kapısı ilk kapıydı, sağa dönüp girmeleri gerekiyordu. Heyecan, telaş, işgüzarlık ve iş bilmezlikten kapıyı geçtiler. Araç yolun sonuna kadar çıkıp geri döndü.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-23%20at%2008_17_30.jpeg" style="height:327px; width:600px" /></p>

<p>O sırada başhekim dahil doktorlar kapıya dizilmiş Özal’ı bekliyorlardı. Özal’a müdahale edildi, ancak kurtarılamadı.</p>

<p>Sonradan <strong>Çankaya Köşkünün, cumhurbaşkanına bir şey olursa yapılması gerekenlere ilişkin bir protokolünün olmadığı anlaşıldı.</strong></p>

<p>Protokolü olmadığı gibi köşkün içinde sıradan bir revir dışında bir müdahale merkezinin olmadığı da ortaya çıktı.</p>

<p>Böyle bir olay olunca gidilecek hastane, güzergâh, ekip vb düşünülmediği de açıktı.</p>

<p>Ve bu işi yapacak aracın hiçbir donanımı olmayan arızalı bir araç olduğu da acı bir şekilde görüldü.</p>

<p><strong>Memlekete çağ atlatan cumhurbaşkanı konutuna sahip çıkamamış, terzi, söküğünü dikememişti.&nbsp;</strong></p>

<p>Sonra?</p>

<p>İhmal, vurdumduymazlık, bilgisizlik, gerçekleri görememek ve daha birçok nedenden dolayı söz yerindeyse <strong>“Cumhurbaşkanını”</strong> öldürmüştük.</p>

<p>Sonradan bu konu araştırıldı, güya üzerine gidildi ama bir sonuç çıkmadı. Hiç kimsenin canı yanmadı, acımadı en kötüsü utanmadı.</p>

<p>Çünkü halkına sağlık konusunda hizmet vermeyen “sistem” sözde “<strong>beyaz yakalılara”, “devlet ricaline”</strong> ayrıcalık yapıyordu ama her nedense iş Özal’a gelince<strong> “çökmüştü”.</strong> Özal sistemi düzeltmeye kalkmış, sistem de sanki intikamını almıştı.</p>

<p>Halkın sağlığı sistem için hiçbir şeydi, tamam da cumhurbaşkanın hiç mi önemi yoktu?</p>

<p>Gün geldi sistemde radikal değişikliklere gidildi. Bundan rahatsız olanlar oldu. Soyut bir Çankaya Köşkü söylemi geliştirildi. Lakin bu siyasi söylemin içi bu tür insani ve elzem gerçeklerle doldurulamadı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ACIDAN POLİTİK KAZANÇ DEVŞİRMEK</span></strong></p>

<p>Acı bir olay yaşadık. Haberlerde izlediğimiz filmlerini seyrettiğimiz silah kuşanmış “çocuk katiller” bizim ülkemizde de ortaya çıktı ve canımızı yaktı. Hoş, bu birdenbire olmadı.</p>

<p>Geliyorum diyen bir olaydı bu. Okullarda öğretmen öğrenci ilişkisi bozulmuş, velilerin garip ve anlaşılmaz tutum ve davranışları artmış, idarenin otoritesi çoktandır kaybolmuştu.</p>

<p>Eğitim yaz boz tahtasına dönmüştü. Lakin şimdilik bu konuları “uzmanlarına” bırakıp, can yakan okul basma olaylarına gelin, bu olayların ortaya çıktığı ABD’den bakmaya çalışalım.&nbsp;</p>

<p>Uzunca bir zamandır Okul basma olaylarının ABD Tarihinde özel bir yeri bulunuyor. Öyle ki zaman içinde bu olaylar<strong> Münferit Olaylardan Sistematik bir Krize dönüşerek diğer ülkelere de sıçradı</strong>. ABD'de okul saldırılarının tarihi sanılandan çok daha eskiye dayanıyor, ancak kırılma noktaları konunun algısını tamamen değiştirdi.</p>

<p>Bilinen en eski olaylardan biri <strong>1764'teki Enoch Brown</strong> okul katliamı.</p>

<p><strong>Bath Okulu Felaketi (1927)</strong>. ABD tarihindeki en kanlı okul saldırısı. Bir okul yönetim kurulu üyesinin okulu havaya uçurması sonucu 44 kişi hayatını kaybetti.</p>

<p><strong>Columbine Kırılması (1999).</strong> Modern dönemin başlangıcı kabul ediliyor. Bu olaydan sonra <strong>"aktif saldırgan"</strong> protokolleri dünya genelinde değişti. Medyanın katilleri popülerleştirmesi, "Columbine Etkisi" denilen taklitçi saldırıları tetikledi.</p>

<p><strong>Sandy Hook ve Sonrası. </strong>2012'deki bu olaydan sonra tartışmalar tamamen <strong>bireysel silahlanma ve ruh sağlığı</strong> eksenine kaydı. Bu baskında 28 kişi öldürüldü. Ölenlerin 20’si 6-7 yaşlarındaki çocuklardı.</p>

<p><strong>Virginia Tech (2007):</strong> 33 Ölü. Bu baskın modern tarihin en kanlı ateşli silah saldırısı olarak kabul ediliyor.</p>

<p><strong>Robb İlkokulu, Uvalde (2022),</strong> 22 ölü.</p>

<p><strong>Marjory Stoneman Douglas Lisesi, Parkland (2018)</strong> 17 ölü.</p>

<p>Şiddet sadece ABD'ye özgü değil, okul basarak öğrenciler üzerinden şiddet gösterme eylemleri başka ülkelerde de görüldü. Birkaç örnek verelim:</p>

<p><strong>Rusya (Beslan, 2004)</strong> Bir okulun teröristler tarafından ele geçirilmesi sonucu 330'dan fazla kişi hayatını kaybetti. Bu, siyasi motivasyonlu okul şiddetinin en uç örneğidir.</p>

<p><strong>Almanya (Erfurt, 2002)</strong> Okuldan atılan bir öğrencinin gerçekleştirdiği saldırı, Avrupa'da ateşli silah yasalarının ciddi şekilde sertleştirilmesine yol açtı.</p>

<p><strong>Brezilya (Suzano, 2019):</strong> Son yıllarda Latin Amerika'da da ABD tarzı taklitçi saldırılarda artış gözlemleniyor.</p>

<p><strong>Çin:</strong> Burada ateşli silah yasak olduğu için şiddet genelde kesici aletlerle (bıçaklı saldırılar) anaokullarına yönelik gerçekleşiyor; motivasyon genelde toplumsal hayal kırıklığı ve kişisel intikam oluyor.&nbsp;</p>

<p>Ne acı ki, eğitim gibi çok yönlü bir kavramlar bütününde politika cambazlığı yapılan ülkemiz de bu sıralamaya girdi. Her konuda olduğu gibi bu konuda da her kafadan bir ses çıktı, doğru düşünceler ortaya çıkmadan eleştiriler yapıldı, tavırlar alındı, bloklar oluşturuldu.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>GERÇEKTEN YAŞIYOR MUSUNUZ?</strong></span></p>

<p>Çocuklarımızı <strong>“sosyal medyadan”</strong> nasıl uzak tutarız konusu konuşuluyor. Nasıl tutarız? Herhalde bunun ilk yolu önce annelerin babaların uzak durmaları. Kaptırdık gidiyoruz sanal dünyada. Ne doğru ne yanlış ayırt eden pek kalmadı. Sosyal medyanın tutsağı oldu koca koca insanlar. Bütün okumuşlar, onca eğitim almış insanlar bile bu yalan dünyanın birer kölesi oldu.</p>

<p>Hazin olanı bundan utanmayışımız. Örneğin, genç bir anne bebeğini, bebe arabasına koymuş, sokakta gidiyor. Bir eli ile arabayı kontrol etmeye çalışırken diğer elinde telefonu ile ilgileniyor.&nbsp;</p>

<p>Evlerde herkesin elinde telefon. Oyun oynayan, video seyreden, sanal dünyada gezinen, like atan veya peşinde koşanlar az değil.</p>

<p>Yemek yapılmıyor, uygulamalar üzerinden sipariş veriliyor, kuryelerin getirdiği yemekler ayrı ayrı odalarda bilgisayar veya telefon eşliğinde yeniyor. Hepimiz bu yanlış ve sakat etkileşimin birer parçasıyız. Hiç utanmıyor, sıkılmıyor, edindiğimiz yalan yanlış bilgileri, haberleri birbirimize gönderiyor, dedikodunun kralını, fitne fesadın en beterini yapıyoruz.<br />
Bu sakat paylaşımlarla ekonomiyi düzeltiyor, iktidar deviriyor, muhalefeti alkışlıyor veya yeriyoruz. Her şey bize kolay, canımız çekince birer “<strong>fake</strong>” hesap açıp dilediğimize küfrediyor, dilediğimizi alkışlıyoruz.</p>

<p>Çocuklar mı? Nasıl olsa onlarda da var birer telefon, birer tablet veya bilgisayar. Varsın oynasınlar. Sözde akıllı telefonların içindeki sanal dünyaya hayatımızı sıkıştırdık. Hakikatten uzaklaştık. Hepimiz bir oyunun içindeyiz. Sanıyoruz ki, istediğimiz siler, dilediğimizi geriye alır, gerekirse programı kaldırır yeniden yükleriz. Oynadığımız oyunlardaki gibi gerekirse vurduklarımızı canlandırır, bir daha öldürürüz.</p>

<p>Gerçek ile sanalı elbirliği ile karıştırdık, birbirine boca ettik.</p>

<p>Acı çok acı ama, an gelir, deprem olur. An gelir ormanlar yanar kül olur ve an gelir bu şaka gibi oynadığımız sanal dünyanın etkisi ile felaket felaket üstüne gelir. Kim bilir belki o felaketi yaşatanlar hala bir oyun içinde olduklarını sanıyorlar. Önce aileler bu rezalete bir son vermeli. Gerçekle tanışıp, hakikatle yüzleşmeli.</p>

<p><strong>Kütüphanemden</strong></p>

<p><strong>Prof.Dr.Emin Çarıkcı</strong></p>

<p><strong>BALKANLARDAN ANAVATANA</strong></p>

<p><strong>HAYAT MÜCADELEM</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-23%20at%2008_17_30%20(1).jpeg" style="height:738px; width:600px" /></strong></p>

<p>Eserde tanınmış iktisatçı Prof.Dr.Emin Çarıkcı’nın hayat hikayesi, kendi kaleminden anlatılıyor. Anadolu’nun bir ucu Balkanlardır. Osmanlı Balkanları anavatan kabul etmiştir. Oralarda doğup daha sonra zorunlu nedenlerle Anadolu’ya göçenler veya onların çocukları kopmaz bir bağla bağlıdırlar o topraklara.<br />
Emin Hocanın kaleminden bu bağı okumanızı ve tanımanızı öneririm.</p>

<p>&nbsp;Haftaya tekrar görüşebilmek dileğiyle</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 09:26:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurtulamadığın Güç... Seni Yönetir</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kurtulamadigin-guc-seni-yonetir-78817</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kurtulamadigin-guc-seni-yonetir-78817</guid>
                <description><![CDATA[Kurtulamadığın Güç... Seni Yönetir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de bir sahne var.</p>

<p>Bir tarafta <strong>Özgür Özel.</strong><br />
Diğer tarafta<strong> Ekrem İmamoğlu.</strong></p>

<p>Genel başkan var…<br />
ama gölge daha büyük.</p>

<p>Kurtulmak istiyor.<br />
Kurtulamıyor.</p>

<p>Çünkü bazen mesele rakip değildir.</p>

<p><strong>yanındaki güçtür.</strong></p>

<p>Aynı sahne…</p>

<p>Malatya’da oynandı.</p>

<p>Ama burada hikâye farklı bitti.</p>

<p><strong>Sami Er</strong> geldi.<br />
Seçim oldu.<br />
Kampanya yapıldı.</p>

<p>Rakamlar konuşuldu.</p>

<p><strong>10 milyon.</strong></p>

<p>Ve ardından bir iddia:</p>

<p>Bu yükün…</p>

<p><strong>Esenlik üzerinden ödendiği iddia ediliyor.</strong></p>

<p>Altını çizelim:</p>

<p><strong>iddia.</strong></p>

<p>Ama siyaset bazen gerçekle değil…</p>

<p><strong>iddialarla şekillenir.</strong></p>

<p>Ve o iddia büyüdükçe…</p>

<p>sessizlik büyür.</p>

<p>Çünkü bir isim vardı:</p>

<p><strong>Veysel Tay.</strong></p>

<p>Resmî konumu belliydi.<br />
Ama etkisi daha büyüktü.</p>

<p>Herkese karşı dik.</p>

<p>Kimseye eyvallahı yoktu.</p>

<p>Arkasında ne vardı…</p>

<p><strong>merak konusu.</strong></p>

<p>Ve asıl soru burada başlıyor:</p>

<p>Neden kimse dokunamadı?</p>

<p>Neden kimse ses çıkaramadı?</p>

<p>Neden her şey görülüyor ama konuşulmuyordu?</p>

<p>Çünkü siyaset bazen sandıkla değil…</p>

<p><strong>bağla kurulur.</strong></p>

<p>Ve o bağ çözülmeden…</p>

<p>hiçbir şey çözülmez.</p>

<p>Sonra ne oluyor?</p>

<p>Bir olay.</p>

<p>Bir kriz.</p>

<p>Bir kırılma.</p>

<p>Kamuoyu devreye giriyor.</p>

<p>Ve bir anda…</p>

<p><strong>istifa geliyor.</strong></p>

<p>Kendi kendine.</p>

<p>Kimse görevden almıyor.</p>

<p>Kimse “git” demiyor.</p>

<p>Ama gidiliyor.</p>

<p>İşte buna şans derler.</p>

<p><strong>Sami Er için saadet güneşi.</strong></p>

<p>Çünkü yapamadığını…</p>

<p><strong>olay yaptı.</strong></p>

<p>Söyleyemediğini…</p>

<p><strong>gündem söyledi.</strong></p>

<p>Dokunamadığını…</p>

<p><strong>kamuoyu götürdü.</strong></p>

<p>Ve şimdi tablo net:</p>

<p>Dün dokunulamayan bir isim…</p>

<p>bugün yok.</p>

<p>Ama soru hâlâ ortada:</p>

<p>Bu bir temizlik mi?</p>

<p>Yoksa…</p>

<p><strong>zorunlu bir boşalma mı?</strong></p>

<p>Çünkü eğer bir yönetici…</p>

<p>yanındaki etkiye karşı<br />
kendi iradesiyle duramıyorsa…</p>

<p>orada başarı yoktur.</p>

<p><strong>bağımlılık vardır.</strong></p>

<p>Ve bütün hikâye tek cümlede biter:</p>

<p>Kurtulamadığın güç… seni yönetir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-20%20at%2010_31_32.jpeg" style="height:800px; width:789px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ODASI VAR… SİYASETİ YOK</span></strong></p>

<p>Bir şehir düşün.</p>

<p>Siyaset meydanda yapılmıyor.</p>

<p><strong>odada yapılıyor.</strong></p>

<p>Kapı açık değil.</p>

<p>Anahtarlı.</p>

<p>Herkes giremiyor.</p>

<p>Referans lazım.</p>

<p>İçeri giren giriyor.</p>

<p>Çıkan?</p>

<p><strong>belli değil.</strong></p>

<p>İddialar konuşuluyor.</p>

<p>Kimin kaldığı…<br />
kimin ağırlandığı…<br />
kime “buyur” denildiği…</p>

<p>Hepsi kulaktan kulağa.</p>

<p>Resmi yok.</p>

<p>Ama hikâye çok.</p>

<p>Ve ilginç olan şu:</p>

<p>Bu hikâyeler hep aynı yerden çıkıyor.</p>

<p>Aynı çevre.<br />
Aynı isimler.<br />
Aynı ilişkiler.</p>

<p>İnsan ister istemez düşünüyor:</p>

<p>Bu kadar tesadüf fazla değil mi?</p>

<p>Çünkü siyaset dediğin şey…</p>

<p>gizli yapılmaz.</p>

<p>Perde arkasında kurulmaz.</p>

<p>Kayıt altına hiç alınmaz.</p>

<p>Ama eğer bir şehirde…</p>

<p>siyaset konuşulurken oda numarası geçiyorsa…</p>

<p>orada başka bir şey vardır.</p>

<p>İşletmecilik değil.</p>

<p><strong>etki kurma sanatı.</strong></p>

<p>Ve o etki büyüdükçe…</p>

<p>siyaset küçülür.</p>

<p>Çünkü güven azalır.</p>

<p>Şeffaflık kaybolur.</p>

<p>Ve en sonunda…</p>

<p>herkes susar.</p>

<p>Ama fısıltı artar.</p>

<p>Ve bu işlerin en kötü tarafı şu:</p>

<p>Bir gün herkes unutulur.</p>

<p>Ama o odalar…</p>

<p><strong>hatırlanır.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-20%20at%2010_31_32%20(2).jpeg" style="height:668px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“PARA YOK” DEDİ… KULÜBE AKITTI</span></strong></p>

<p>Göreve gelir gelmez kürsüye çıktı.</p>

<p>Dedi ki:<br />
“Ben müteahhitten para almam.”<br />
“Spora böyle harcama olmaz.”<br />
“Gerekirse amatöre, okula veririm.”</p>

<p><strong>İddia büyüktü.</strong></p>

<p>Cümleler sertti.<br />
Duruş netti.</p>

<p>Sonra ne oldu?</p>

<p>Bir kulüp bulundu.</p>

<p><strong>Yeşilyurt Belediyespor.</strong></p>

<p>Adı değişti.<br />
<strong>Malatya Yeşilyurtspor oldu.</strong></p>

<p>Ve bir anda…</p>

<p>para akmaya başladı.</p>

<p>Ama öyle böyle değil.</p>

<p><strong>Hesapsız.<br />
Sınır tanımaz.<br />
Kontrolsüz.</strong></p>

<p>Sanki Süper Lig kulübü.</p>

<p>Ama ortada…</p>

<p><strong>amatör bir yapı.</strong></p>

<p>Ne değişti?</p>

<p>Ne oldu?</p>

<p>Dün “olmaz” diyen adam…</p>

<p>bugün “olur” demeye başladı.</p>

<p>Sebep?</p>

<p>Basit.</p>

<p>Yapamadığını…</p>

<p><strong>gizlemek.</strong></p>

<p>Eksikleri…</p>

<p><strong>örtmek.</strong></p>

<p>Çünkü bazıları hizmet üretemez.</p>

<p>Ama sahne kurar.</p>

<p>Bazıları yol yapamaz.</p>

<p>Ama kulüp büyütür.</p>

<p>Bazıları şehirle uğraşamaz.</p>

<p><strong>topla uğraşır.</strong></p>

<p>Zanneder ki…</p>

<p>kulüp yükselince,<br />
alkış yükselecek.</p>

<p>Hayır.</p>

<p>O tribünde kaç kişi var?</p>

<p>Bin?<br />
İki bin?<br />
Üç bin?</p>

<p>Onun da yarısı…</p>

<p><strong>işin içinde olanlar.</strong></p>

<p>Yönetici kazanır.<br />
Futbolcu kazanır.<br />
Çevresi kazanır.</p>

<p>Ama şehir?</p>

<p><strong>bakar.</strong></p>

<p>Çünkü mesele spor değil.</p>

<p>Mesele şu:</p>

<p>Devletin parası…</p>

<p><strong>kimin için harcanıyor?</strong></p>

<p>Memleketin hali ortada.</p>

<p>Ama kaynak…</p>

<p>tek bir kulübe.</p>

<p>Üstelik dün karşı çıktığın şeye.</p>

<p>İşte asıl trajedi burada.</p>

<p>Söz başka…</p>

<p>icraat başka.</p>

<p>Dün kürsüde konuşan adamla…</p>

<p>bugün karar(!) veren adam aynı değil.</p>

<p>Ve herkesin aklında tek soru:</p>

<p><strong>Kim fikrini değiştirdi?</strong></p>

<p>Yoksa…</p>

<p><strong>fikri hiç yok muydu?</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-20%20at%2010_31_32%20(1).jpeg" style="height:496px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ASFALT YOK… FATURA ÇOK</span></strong></p>

<p>Malatya’da direksiyon tutan herkes aynı yolu biliyor.</p>

<p><strong>Sanayi.</strong></p>

<p>Çünkü şehirde yol yok.</p>

<p><strong>Köstebek yuvası var.</strong></p>

<p>Asfalt diye dökülen şey…</p>

<p>ilk yağmurda kayboluyor.<br />
ilk frende dağılıyor.</p>

<p>Her çukur…</p>

<p>bir fatura.</p>

<p>Her darbe…</p>

<p>bir masraf.</p>

<p>Sonra ne oluyor?</p>

<p>Araç sanayiye gidiyor.<br />
Usta bakıyor.<br />
Liste uzuyor.</p>

<p>Parça değişiyor.<br />
Fiyat şişiyor.</p>

<p>Çünkü iş çok.</p>

<p>Talep yüksek.</p>

<p>Arz sınırlı.</p>

<p>Ve sonuç:</p>

<p><strong>Katlı fiyat.</strong></p>

<p>O yüzden Malatya’da sanayinin yeni adı var:</p>

<p><strong>Kafiristan.</strong></p>

<p>İroni değil.</p>

<p>Gerçek.</p>

<p>Çünkü giren yanıyor.<br />
Çıkan eksiliyor.</p>

<p>Ama mesele sadece sürücü değil.</p>

<p><strong>milli servet.</strong></p>

<p>Her gün eriyor.<br />
Her gün buhar oluyor.</p>

<p>Bir çukur açılıyor…</p>

<p>on araç giriyor.</p>

<p>On araç giriyor…</p>

<p>yüz parça değişiyor.</p>

<p>Yüz parça değişiyor…</p>

<p>binler gidiyor.</p>

<p>Ve kimse şunu sormuyor:</p>

<p>Bu işin çözümü ne?</p>

<p>Cevap basit.</p>

<p><strong>Yama.<br />
Asfalt.<br />
Bakım.</strong></p>

<p>Üç kelime.</p>

<p>Ama yapılmıyor.</p>

<p>Çünkü burada çözüm zor.</p>

<p><strong>ihmal kolay.</strong></p>

<p>Yol yapılmaz.</p>

<p>Ama sanayi çalışır.</p>

<p>Çukur kapanmaz.</p>

<p>Ama hesap büyür.</p>

<p>Ve şehir alışır.</p>

<p>Sarsıntıya.<br />
Masrafa.<br />
Kayba.</p>

<p>Sonra bir gün…</p>

<p>herkes aynı cümleyi kurar:</p>

<p>“Bu şehir neden pahalı?”</p>

<p>Çünkü yol yok.</p>

<p><strong>çukur var.</strong></p>

<p>Ve o çukur sadece asfaltı değil…</p>

<p><strong>cüzdanı da yutuyor.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>KOMŞU KOŞUYOR… BİZ BAKIYORUZ</strong></span></p>

<p>Elazığ’da masa kurulmuş.</p>

<p>Fırat Kalkınma Ajansı var.<br />
TSO var.</p>

<p>Plan var.<br />
Program var.</p>

<p>2026 hedefi konmuş.</p>

<p>Kadın istihdamı.<br />
Genç girişimci.<br />
Yeşil dönüşüm.</p>

<p>Üstüne bir de rakam:</p>

<p><strong>7 milyon 500 bin lira.</strong></p>

<p>Üstelik faizsiz.</p>

<p>Yani laf değil…</p>

<p><strong>destek.</strong></p>

<p>Şimdi dönelim Malatya’ya.</p>

<p>TSO ne yapıyor?</p>

<p>…</p>

<p>Evet.</p>

<p>Cevap bu.</p>

<p>Çünkü ortada anlatılacak bir şey yok.</p>

<p>Plan yok.<br />
Program yok.<br />
Vizyon yok.</p>

<p>Ama görüntü var.</p>

<p>Toplantı var.<br />
Fotoğraf var.<br />
Söz var.</p>

<p>İş?</p>

<p><strong>yok.</strong></p>

<p>Komşu şehir üretirken…</p>

<p>biz izliyoruz.</p>

<p>Onlar dağıtırken…</p>

<p>biz konuşuyoruz.</p>

<p>Onlar planlarken…</p>

<p>biz tribüne oynuyoruz.</p>

<p>Çünkü burada mesele ekonomi değil.</p>

<p><strong>algı.</strong></p>

<p>Hizmet değil.</p>

<p><strong>görünürlük.</strong></p>

<p>Ve işin en garip tarafı şu:</p>

<p>Seçim kapıda.</p>

<p>Rakip güçlü.</p>

<p>Ama ortada hâlâ bir telaş yok.</p>

<p>Bir hazırlık yok.</p>

<p>Bir hareket yok.</p>

<p>Bu rahatlık…</p>

<p>özgüven mi?</p>

<p>Yoksa…</p>

<p><strong>alışkanlık mı?</strong></p>

<p>Çünkü uzun süredir aynı şey yapılıyor:</p>

<p>Çalışmadan kazanmak.<br />
Üretmeden anlatmak.</p>

<p>Ve buna da yönetim deniyor.</p>

<p>Ama gerçek başka.</p>

<p>Elazığ koşuyor.</p>

<p>Malatya bakıyor.</p>

<p>Ve fark açılıyor.</p>

<p>Her geçen gün.</p>

<p>Her geçen ay.</p>

<p>Her geçen fırsatta.</p>

<p>Ve en acı cümle şu:</p>

<p><strong>Komşu proje anlatıyor…<br />
biz hâlâ bahane.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: FOTOĞRAFIN DERSİ VAR</span></strong></p>

<p>Ankara’da ziyaret turu…<br />
Valiyle başlıyor.</p>

<p>Sonra bir kare değişiyor.<br />
Sami Er…<br />
Veli Ağbaba’nın makamında.<br />
<strong>Yalnız.</strong></p>

<p>Vali yok.<br />
Çünkü bazı fotoğraflara herkes girmez.</p>

<p>Biri poz verdi…<br />
biri poz vermedi.</p>

<p>Aradaki fark tecrübe.</p>

<p>Ve o kare şunu söylüyor:<br />
<strong>Sami Er’in daha öğreneceği çok şey var.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-20%20at%2010_31_11.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: “ANKARA’YA UZAK”</span></strong></p>

<p>Milletvekili olmuş…<br />
Ama Ankara’ya gitmek istemiyor.</p>

<p>Kanun Meclis’te yapılır,<br />
sen çarşıda geziyorsun.</p>

<p>Bütçe Ankara’da yazılır,<br />
sen Malatya’da konuşuyorsun.</p>

<p>Temsil dediğin kürsüdür…<br />
sen fotoğraf peşindesin.</p>

<p>Bu siyaset değil,<br />
yerinde sayma sanatı.</p>

<p><strong>Demedi deme İnanç…</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-20%20at%2011_28_45.jpeg" style="height:584px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FIKRA GİBİ MEMLEKET:</strong></span></p>

<p>Sormuşlar memura:<br />
“Çalışıyor musun?”</p>

<p>“Çalışıyorum” demiş.</p>

<p>“Nasıl?”</p>

<p>“Mesai saatinde masa başında…<br />
mesai dışında sahadayım.”</p>

<p>“Peki iş?”</p>

<p>Memur gülmüş:<br />
<strong>“Fotoğrafta çıkıyor.”</strong></p>

<p>Malatya’da sahne tanıdık.</p>

<p><strong>Avukat Bayram Taşkın…</strong><br />
8-5 mesai.</p>

<p>Sonra bir gün…<br />
spor kıyafet.</p>

<p>Saha.</p>

<p>Kare.</p>

<p>Çalışanlar yanında.<br />
Fotoğraf hazır.</p>

<p>Mesai bitti.<br />
Paylaşım başladı.</p>

<p><strong>Çalışmak</strong> ayrı.<br />
Görünmek ayrı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-20%20at%2010_31_11%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİSKOS MASASI:</span></strong></p>

<p>Malatya’da kulisler bu hafta hem temkinli hem umutlu…<br />
Bir yanda güvenlik konuşuluyor, bir yanda kayısı, diğer yanda siyaset Ankara yollarında.<br />
Masada her konu var ama herkes aynı şeyi fısıldamıyor…</p>

<p><strong>– Okul Önlerinde Polis, Ama Tartışma Başka!</strong><br />
Komşu şehirlerden gelen haberler sonrası Malatya’da güvenlik önlemleri artırılmış. Okul önlerinde artık hafta sonu bile polis var.<br />
Ama kulislerde başka bir cümle dönüyor: “Güvenlik dışarıdan, çözüm içeriden.”</p>

<p><strong>– Don Korkusu Geçti, Gözler Hasatta!</strong><br />
Beklenen don bu yıl teğet geçmiş gibi. Bahçelerde çiçekler meyveye durmuş.<br />
Ama fiskos şu: “Kayısı tamam da, alternatif ürün şart.”<br />
Sessiz bir arayış başlamış.</p>

<p><strong>– Malatyaspor Konuşulunca Gündem Değişiyor!</strong><br />
Şehirde herkes farklı şey konuşuyor ama konu Malatyaspor olunca akan su duruyor.<br />
Borçlar, gelecek, “yeni sayfa açılır mı?” sorusu…<br />
Her gün başka bir senaryo yazılıyor.</p>

<p><strong>– Kiralar Geri Vites Yaptı!</strong><br />
Bir zamanlar İstanbul’la yarışan kira fiyatları düşüşe geçmiş.<br />
Yeni konutlar piyasaya girince denge değişmiş.<br />
Kulis yorumu: “Ev çok, kiracı seçiyor.”</p>

<p><strong>– Ankara Trafiği Yoğundu, Şimdi Söz Sırası!</strong><br />
Geçtiğimiz hafta Malatya heyeti Ankara’da adeta mekik dokumuş.<br />
Özellikle Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile yapılan görüşme dikkat çekmiş.<br />
Ulu Cami, tarihi eserler, Lezzet Caddesi… Her şey konuşulmuş.<br />
Şimdi kuliste tek cümle var: “Anlatıldı, peki yapılacak mı?”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartıyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da asıl mesele,<br />
konuşulan değil… yapılacak olan.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /><br />
&nbsp;<br />
<strong>Selam ve dua ile<br />
Fi-emanillah</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 10:39:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya\&#039;nın İktisadi Rönesans\&#039;ı: Teşvikle Şahlanacak Yeni Vizyon</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/malatyanin-iktisadi-ronesansi-tesvikle-sahlanacak-yeni-vizyon-78816</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/malatyanin-iktisadi-ronesansi-tesvikle-sahlanacak-yeni-vizyon-78816</guid>
                <description><![CDATA[Malatya\'nın İktisadi Rönesans\'ı: Teşvikle Şahlanacak Yeni Vizyon]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta bu sütunlarda Malatya ekonomisinin kaderini her bahar tekrarlanan o kaygılı "çiçek nöbetlerinden" kurtaracak yeni bir ufuk çizmiştik.&nbsp;</p>

<p>Bugün, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ilan ettiği "Yerel Kalkınma Hamlesi" teşvikleri, o gün kurduğumuz hayallerin üzerine somut bir devlet iradesi olarak inşa edilmiştir.&nbsp;</p>

<p>Artık Malatya için "ne olacak?" sorusu bitmiş, "nasıl yapılmalı?" safhası başlamıştır.</p>

<p>İlan edilen teşvik kalemleri; Malatya’yı sadece bir tarım şehri değil; bir yüksek teknoloji üssü, lojistik merkezi, gastronomi başkenti ve turizm destinasyonu yapacak anahtarları elimize vermiştir.&nbsp;</p>

<p><strong>Peki, bu fırsat penceresinden nasıl geçmeliyiz?</strong></p>

<p><strong>1.Tıbbi Cihaz ve Tanı Teknolojileri Üssü Malatya</strong><br />
Teşvik listesinin en stratejik başlığı olan tıbbi cihaz üretimi, Malatya için sadece sarf malzemesi üretmek anlamına gelmemelidir.&nbsp;</p>

<p>Turgut Özal Tıp Merkezi’nin dünya çapındaki akademik birikimi ve sağlık turizmi potansiyeli ile birleşen sanayimiz; MR, Ultrason ve Röntgen gibi ileri seviye görüntüleme ve tanı cihazlarının tasarlandığı, yüksek hassasiyetli parçalarının üretildiği bir merkez olmayı hedeflemelidir.&nbsp;</p>

<p>Bu hamle, Malatya’yı Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltan bir "Sağlık Teknoparkı"na dönüştürecektir.</p>

<p><strong>2.Madenden Dijitale: Hekimhan Bakırından Fiber Optiğe</strong><br />
Hekimhan’ın zengin bakırı, artık sadece ham madde olarak şehri terk etmemelidir.&nbsp;</p>

<p>Bu maden, kurulacak nitelikli tesislerde işlenerek fiber optik kablolara ve gelişmiş haberleşme sistemlerinin bileşenlerine dönüşmelidir.&nbsp;</p>

<p>Malatya, bölgenin dijital damarlarını ören bir "Veri İletim Merkezi" haline gelerek savunma sanayiinin de stratejik bir partneri olmalıdır.</p>

<p><strong>3.Turizmde "Battalgazi Vizyonu" ve Yaşayan Tarih vizyonu...</strong><br />
Turizm, Malatya’nın en büyük "bacasız sanayisi" olmaya adaydır.&nbsp;</p>

<p><strong>UNESCO tescilli Arslantepe’de</strong><br />
yükselen kadim medeniyeti, "Battalgazi Yaşayan Müzesi" konseptiyle ete kemiğe büründürmeliyiz.&nbsp;</p>

<p>Turisti sadece şehirden geçiren değil, Malatya’nın bin yıllık vakarını hissettiren bir turizm rotası inşa etmeliyiz.&nbsp;</p>

<p>Arasta çarşısı kültürüyle ticaretin ahlakını, tarihsel platosuyla, dizisiyle, filmleri ile Battalgazi’nin kahramanlık destanını dünyaya anlatacak bir Kültür ve Tarih Turizmi Hamlesi başlatmalıyız.</p>

<p><strong>4.Gastronomide "Steakhouse" ve Entegre Hayvancılık</strong><br />
Meralarımızdaki kekik kokusu, teşvik kapsamındaki asgari 1000 başlık entegre hayvancılık tesisleriyle birleşmelidir.&nbsp;</p>

<p>Malatya eti, doğru bir markalama ve butik kesim modelleriyle sadece fırın yemeklerimizin sırrı değil, dünya standartlarında lüks "Steakhouse"ların aranan ürünü haline gelmelidir. Yaylalarımızdaki bereket, modern gıda endüstrisiyle buluşarak şehrimizi bir Gastronomi Merkezi yapacaktır.</p>

<p><strong>5.Gıda ve Tekstilde "Dünya Markası"</strong><br />
Kayısıyı daldan koparıp kurutmak dünün hikayesidir.&nbsp;</p>

<p>Teşvik kapsamındaki meyve kaynaklı katma değerli ürünler, Malatya’yı gurme çikolatalar ve endüstriyel gıda bileşenleri üreten bir merkeze taşıyacaktır.&nbsp;</p>

<p>Tekstilde ise "fason dikim" devri kapanmalı; Arslantepe’den süzülen estetiği modern dünya modasına taşıyan özgün tekstil markalarımızı çıkarmalıyız.</p>

<p><strong>Sözün Özü: Stratejik Akıl ve Birliktelik...</strong></p>

<p>Devlet kapıyı aralamış, teşvikleri masaya koymuştur. Şimdi top; müteşebbisin, üniversitenin ve yerel yönetimin sahasındadır. Bu teşvikler; sadece fiziksel yıkımı onarmak için değil, geleceğin modern Malatya’sını inşa etmek için bir kaldıraçtır.&nbsp;</p>

<p>Malatya'nın kurtuluşu; toprağın bereketini yüksek teknolojinin rasyonalitesiyle, kadim ahlakımızı ise modern ticaretin dinamizmiyle harmanlamaktan geçmektedir.</p>

<p>Bilimin ışığında, ahlakın rehberliğinde ve yüksek teknolojinin imkanlarıyla; Malatya artık depremin yaralarını saran değil, bölgenin üretim ve kültür motoru olan bir şehirdir.</p>

<p>&nbsp;Unutmayalım ki; coğrafya kaderdir, ama o kaderi imar etmek bizim elimizdedir.</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Satır Kıyma!</title>
                <category>Ersoy Baba</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/satir-kiyma-78815</link>
                <author>ersoybaba@malatyatime.com (Ersoy Baba)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/satir-kiyma-78815</guid>
                <description><![CDATA[Satır Kıyma!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba sevgili okurlarım.&nbsp;<br />
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul katliamları 2019 yılında yazdığım ve yayınlanmış olan bir anımı tekrar yazmama sebep oldu. Belki ekranlarını yeni açan okurlarım o tarihli yazımı görmemiştir diye kısmen alıntısını yaparak bu haftaki yazıma ekledim.&nbsp;<br />
Askerlik dönemimde Yedek subay öğretmen olarak tayin olduğum Şanlıurfa Lisesinde 1 yıl süren öğretmenlik hayatımda okulda ve öğrencilerimde büyük değişimler ve güzellikler gerçekleştirebildim.&nbsp;&nbsp;Bu sistemde eğer iyi bir otorite kuramazsanız, ters bir sonuç almanız söz konusu olabileceği gibi, yumuşak davranmakla, laubali olmak arasındaki farkı da yakalayamazsınız.&nbsp;&nbsp;Öğretmen olarak ilk dersime girdim. Lise 2. sınıf idi. Öğrencilerimle tanışma faslı sırasında arka sıralardan bir öğrenci ayağa kalktı. Bu oldukça iri kıyım boylu boslu biri idi.<br />
Kravatı 15-20 santim kadar aşağı kaymış, gömleğinin yakaları açık, ceketinin bir kolu giyilmiş, diğer kolu ise omuzda asılı olan, Lise 2. sınıf öğrencisi için fazla gür sayılabilecek sakalı olan biri idi. Sallana sallana yanıma geldi. Sınıfta çıt çıkmıyor, herkes sanki olacakları kaçırmamak ister bir pozisyonda pürdikkat kesilmiş izliyordu.&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-19%20at%2014_58_48%20(2).jpeg" style="height:363px; width:649px" /></p>

<p>Öğrenci yanıma kadar gelince yukarıdan, (ayakta olmama rağmen) aşağıda kalmış olan bana eğilip:&nbsp;<br />
<strong>-”Hoca! Sen devam et, ben dışarda biraz dolanacam!” </strong>diye homurdandı ve sınıf kapısını da açık bırakarak çıkıp uzaklaştı.<br />
Dakka bir, gol bir. Bu durumdan kendimi çıkaramaz ve öne geçemezsem bu bir yıl sürecek öğretmenlik hayatım çekilmez hal alacaktı. Önde oturan öğrencilerden birine kapıyı kapatmasını söyledim. Kapı kapatıldı.&nbsp;&nbsp;<br />
<strong>-”Bu arkadaşınızın adı nedir?”</strong> diye sordum. Sınıfta çıt çıkmadı. Belli ki bir korku egemenliği oluşturulmuş. Herkes çekiniyor. İki kere soruyu tekrar etmeme rağmen sınıftan kimse onun adını söylemedi.&nbsp;&nbsp;Dakka iki, yediğim gol iki.&nbsp;&nbsp;Öğretmen masasına gittim. Çantamdan iki küçük kâğıt çıkardım. Öğrencinin kalktığı sıranın sağında ve solunda kalan öğrencilerin önüne kağıtları koydum.<br />
<strong>-”Disiplin kuruluna verebilmem için arkadaşınızın ismi bana lazım. İster onun adını yazın. İsterseniz kendi adınızı yazın. Her iki seçenek de bana uyar."&nbsp;</strong><br />
Tabi ki her ikisi de problem çocuğun ismini yazıp bana getirdi. İlk derste yediğim iki golü de silmiş ve öğrencilerimle ders sonuna kadar güzel ve muhabbetli bir zaman geçirmiştim.&nbsp;<br />
***&nbsp;<br />
Şanlıurfa Lisesi macera dolu bir yerdi. Oradaki öğretmenlik dönemimde okul idaresine, diğer öğretmenlere ve hemen tüm öğrencilere kendimi kabullendirmiş sevilen biriydim. Bunu ben söylemiyorum. Dışardan aldığım duyumlar böyleydi.&nbsp;<br />
Öğrencilerimden Yücel vardı. <strong>6 Edebiyat A</strong> sınıfında. Bu arada söylemiş olayım ki <strong>6 Edebiyat A </strong>sınıfları o zamanlar bütün okullarda istisnasız en belalı, en muzip ve en yaramaz öğrencilerin tıkıştırıldığı sınıftı. Hepsi bir araya süzülmüş olduğundan diğer sınıflarda istikrarlı bir şekilde ders işlenebiliyordu. Halen öyle midir bilmiyorum.<br />
Öğretmen odasına girip:<br />
<strong>-“Öğretmenimiz çantasını getirmemi istedi” </strong>deyip çantayı alan ve sınav sorularını çalan öğrenciler bile vardı. Ki bu en masumane suçlardandı. Kötü bir amaç yoktu. Bu dersten kalmak istemediklerinin göstergesiydi.&nbsp;<br />
O sınıftan Yücel isminde bir öğrencim vardı. Sürekli yanında ve arkasında badigard gibi dolaşan öğrenciler olurdu. Yücel ile güzel bir iletişimimiz vardı. Öğle aralarında masa tenisi oynar, muhabbet ederdik. Yenilse de yense de tepsi kebabını o ısmarlardı.&nbsp;<br />
Bir gün yücel derse geldi. Her zaman ceketinin önü açık gezen yücel bu sefer iki eliyle ceketini kapatmıştı. İç cebinde bir kalınlık hissettim.&nbsp;<br />
<strong>-“Hayırdır Yücel? Ne saklıyorsun cebinde?” </strong>diye elimi yaka arasından iç cebine uzattım. Elime gelen sapı dışarı doğru çektim. Bu hareketimi beklemediğinden engel de olamamıştı. Dışarı çıkan bir satırdı. Kasap satırı. Et, kemik parçaladıkları satır. Şok olmuştum.&nbsp;<br />
<strong>-“Bu ne Yücel? Bu satır ne iş?”</strong><br />
Yücel biraz ezilip büzüldü. Benim duyacağım kadar bir sesle:<br />
<strong>-“İdare et hocam. Silahı yağlamıştım. İşi bitmemişti. Ben de bunu aldım yanıma.”</strong><br />
Satırı alıp küçük odama koydum. Kapıyı da kilitleyip müdür odasına yöneldim. Yücel gayet sakince:<br />
-“Sorun yok hocam. Dersten sonra alırım. Dursun odanızda.” Dedi.<br />
Müdürün odasına çıktım. Müdür:<br />
<strong>-“Buyur hocam” </strong>dedi.<br />
-“Hocam öğrencinin birinin cebinde satır yakaladım.?”<br />
<strong>-“Neee? Vay çakal! Kimmiş bu öğrenci?”<br />
-“Yücel”</strong><br />
Müdür sanki pause düğmesine basılmış gibi bir an dondu. 3-5 saniye sonra:<br />
<strong>-“Hocam. Yücel aşiret reisinin oğlu. Bunların kan davaları, mal davaları çoktur. O aleti ona geri ver. Dışarda başına bir iş gelir. Biz sebep olmuşuz gibi burayı da bizi de yakarlar. Geri ver onu. Geri. Geri.”</strong><br />
Velhasıl sevgili okurlarım oralarda böyle şeyler yaşadım. Bundan 35 sene önce böyleydi. Şimdi de farklı olduğunu düşünmüyorum.<br />
Televizyonlarda hangi kanalı açsam okul cinayetleri ile ilgili uzmanlar konuşup duruyorlar. Bu kadar kanalda bu kadar uzman sürekli bilgi veriyor, velilere nasıl davranmaları gerektiğini anlatıp duruyorlar. Bir de ben bu konuda kafa şişirmek istemiyorum. İstesem şişiririm. Eski okurlarım iyi bilir. Ama istemiyorum. Onun için de okul cinayetlerinin sosyolojik, psikolojik ve bir çok lojik çözümüne bulaşmadan yoruma açık bir şekilde yazımı bitirmek istiyorum.<br />
Her yazının sonunda gibi geleneksel fıkramızı yayınlıyordum. Bu sefer alıntı bir günün hikayesini sizlerle paylaşacağım:</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GÜNÜN HİKAYESİ..</span></strong></p>

<p>Kargayla Kan Davası: 3 Yıllık Trajikomik Bir Hesaplaşma<br />
Üç yıl önceydi. Eşimden yeni ayrılmıştım. Hayatımı yeniden kurmak için merkezi bir semtte küçük bir eve taşındım. Yatak odası vardı ama kullanmıyordum; çalışma odasındaki kanepe ve battaniye yeni hayat düzenim olmuştu. Yetiyordu bana… Ta ki sabah 5.20'ye kadar.<br />
Daha halk arasında “karga bokunu yemeden” denilen vakit… Ama bu karga çoktan yemişti. Camın önündeki ağaca tüneyip gak gak bağırıyordu.<br />
İlk sabah: Sabrettim.<br />
İkinci sabah: “Git ulan!” dedim, gitmedi.<br />
Üçüncü sabah: Maşrapayla su attım, nafile.<br />
Dördüncü sabah: İçimdeki köylü çocuğu uyandı. Ağaca çıktım, yuvasını bozdum.<br />
Ve işte o sabah hayatım değişti.<br />
O günden sonra aramızda adı konmamış bir savaş başladı. Yeni yuvasını ağacın en tepe, en ulaşılmaz dalına yaptı. Her sabah 5.20’de tekrar orada. Penceremin tam önünde. Bazen yatak odasına geçiyorum, bu sefer oraya geliyor. Sanki yer değiştirdikçe o da taktik değiştiriyor.<br />
Derken başka bir cephe açtı: arabam. Mahallede herkesin arabası pırıl pırıl, benimki her sabah karga bokuyla imzalanmış gibi. Bir gün camdan izledim: Arabayı park ettikten 10 dakika sonra geldi, pisledi, gitti.<br />
İnanmayacaksınız ama araç değiştiriyorum, fark etmiyor. Sıfır araç, ikinci el, ödünç araç… Hepsi aynı kaderi yaşıyor. Artık arabanın plakası mı, ruhsatı mı, beni mi tanıyor bilmiyorum. Ama hedefte hep ben varım.<br />
Barışmak istedim. Camın kenarına ekmek, su, zeytin, hatta kedi maması koydum. Görmedi bile. Belki de gördü ama görmezden geldi. Göz göze geldiğimiz anları unutamıyorum. Gözlerinde kin, hesap, sabır… Hepsi vardı.<br />
Ruhsatlı tüfeğim var, evet. Ama bugüne dek hiçbir canlıya silah doğrultmadım. Bu başka. Bu bir hayvan değil… Bu, bir hesaplaşma gibi. Sabahları başarı motivasyonuyla değil, bir karganın bağırtısıyla uyanıyorum. Alarm kurmasam da 5.20’de gözüm açılıyor.<br />
Günler geçtikçe üstünlük onun eline geçti. Arabamı, evimi, uykumu ele geçirdi. Annemin arabasını bile getirsem fark etmiyor: Ertesi sabah bok içinde. Artık takip edildiğimi hissediyorum. Camdan baktığımda orada… Yukarıdan bana bakıyor.<br />
Yuvası eskiden ağacın alt tarafındaydı. Ulaştım, dağıttım. Ama şimdi? En tepedeki daldan tüm evi denetliyor. İmkânsız bir yere taşındı.<br />
<strong>“Sapanla vur”</strong> diyenler oldu. <strong>“Havalı tüfekle indir”, “Sık geçsin gitsin…” </strong>Ama mesele bu değil. Mesele tüfek değil, vicdan. Evet, ruhsatlı iki tüfeğim ve bir silahım var. Ama ben onları taşımıyorum, onların sorumluluğunu taşıyorum.<br />
Benim derdim bu kargayla savaşmak değil… Anlaşmak. Ama olmuyor. Defalarca barış eli uzattım. Görmedi. Kabul etmedi. Küstü belki. Belki de affetmedi. Ama savaş da istemiyorum. Mia’nın cam kenarına koyduğum mamaları bile kurudu. Yine de umut ediyorum.<br />
Hayalim: buraları terk edip Çanakkale’ye yerleşmek. Ama bazı arkadaşlar “Oraya da gelir” diyor. Ve içten içe hak veriyorum. Bu savaş sadece mekâna bağlı değil. Bu, bir bağ gibi. Takipten vazgeçmiyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-19%20at%2014_58_48%20(1).jpeg" style="height:800px; width:533px" /></p>

<p>Her sabah aynı hikâye. 5.20’de uyansam da alarm kuruyorum. Artık refleks olmuş. Alarm olmasa da <strong>“gak” </strong>sesiyle uyanıyorum. Yastığın altına kafamı sokuyorum ama olmuyor.<br />
Biliyorum, kulağa komik geliyor. İnsan bir kargayla nasıl savaşır diye düşünülüyor. Ama yaşıyorum ben bunu. Ve itiraf edeyim, komik olduğu kadar yıpratıcı.<br />
Bu yüzden kan çıksın istemiyorum. Benim ömrüm yetmez böyle bir kan davasına. O 200 yıl yaşar. Ben 70 yıl. Böyle bir davaya evlat bırakacak halim de yok.<br />
Ama şunu söyleyeyim:<br />
Bu bir düşmanlık değil, bir direniş.<br />
Bu bir zafer değil, bir yaşama biçimi.<br />
Ve ben her sabah aynı gak sesiyle, aynı mücadeleye yeniden başlıyorum.<br />
------------<br />
Kıssadan Hisse:<br />
Her sabah bağıran kargaya kızarsın, ama aslında uyanmanı sağlayan odur.<br />
Hayat bazen huzuru değil, alışmayı öğretir.<br />
Kin güden bir karga bile seni hayatla yüzleştirebilir.<br />
O yüzden, her düşman bazen bir öğretmendir,<br />
Ve her gaklayış, kaderin tokadıdır.<br />
***&nbsp;<br />
<strong>Kalın sağlıcakla.</strong><br />
&nbsp;<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ersoy%20baba%20imza.jpg" style="height:102px; width:200px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 15:11:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2022/12/ersoy-baba-1672241408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Önce Ahlak ve Maneviyat</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/once-ahlak-ve-maneviyat-78814</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/once-ahlak-ve-maneviyat-78814</guid>
                <description><![CDATA[Önce Ahlak ve Maneviyat]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde okullarımızda patlak veren gençlik şiddeti, sadece bireysel bir sapma değil; toplumsal koruma kalkanlarımızın çöküşüdür.&nbsp;</p>

<p>Ergen zihinlerin bu denli savrulması, içine hapsedildikleri "sınırsız özgürlük" illüzyonunun doğal bir neticesidir.&nbsp;</p>

<p>Eğer bir gencin zihnine ahlaki bir sınır çizmezseniz, o sınırları başkalarının canını yakarak test edecektir.</p>

<p>Muhit Bireyi İhata Etmelidir<br />
Çözüm, bireyi tek başına, korumasız ve denetimsiz bırakmamaktır.&nbsp;</p>

<p>Muhit; yani aile, mahalle ve okul, bireyi bir zırh gibi ihata etmeli, yani kuşatmalıdır.</p>

<p><strong>Kontrol ve İkaz:</strong></p>

<p>Genç, yanlış bir adım attığında mahallenin bakışını, ailenin otoritesini ve okulun disiplinini ensesinde hissetmelidir. Eskilerin "mahalle baskısı" dediği o kutsal oto-kontrol, aslında toplumu çürümekten koruyan en güçlü bağışıklık sistemidir.&nbsp;</p>

<p>Muhit; bireyi eğitmeli, yanlışında ikaz etmeli ve değerler etrafında kontrol altında tutmalıdır.</p>

<p><strong>Eğitme ve Terbiye:</strong></p>

<p>Muhit sadece yasaklamaz, aynı zamanda eğitir.&nbsp;</p>

<p>Evde baba, okulda hoca otoriteyi temsil etmeli; liberalizmin "her şey mübah" anlayışına karşı ahlak yaşatılarak öğretilmelidir.</p>

<p><strong>Radikal Önlemler Kaçınılmazdır</strong><br />
&nbsp;<br />
<strong>1.Ekran Temizliği: </strong></p>

<p>Şiddeti özendiren mafya dizileri ve aile mahremiyetini ifşa eden programlar derhal kaldırılmalıdır.<br />
&nbsp;<br />
<strong>2.Eğitimde Maneviyat:&nbsp;</strong></p>

<p>Okullara Diyanet bünyesinden manevi rehberler atanmalı, bilgi kadar ahlaki değerler de öncelik haline gelmelidir.<br />
&nbsp;<br />
<strong>3.Sıkı Denetim:</strong></p>

<p>Sosyal medya yasalarla dizginlenmeli, uyuşturucu ve şiddet odaklı her türlü sızma okul çevrelerinden kazınmalıdır.</p>

<p>Asayişin sadece polisle sağlanacağını sanmak yanılgıdır. Gerçek asayiş, bireyin vicdanına vurulan ahlak mührüdür.</p>

<p>Cemiyet, bu liberalizm tehdidinden ve sınırsızlık batağından ancak otoritenin, muhitin kuşatıcılığının ve değerler eğitiminin yeniden tesisiyle çıkarılabilir.&nbsp;</p>

<p>Ahlakı &nbsp;ve maneviyatı yüceltmek, ahiret ve istikbali kurtarmaktır.</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 15:37:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Turgut Özal Vardı</title>
                <category>Ziya KESRİKLİOĞLU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-turgut-ozal-vardi-78813</link>
                <author>ziyakesriklioglu@malatyatime.com (Ziya KESRİKLİOĞLU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-turgut-ozal-vardi-78813</guid>
                <description><![CDATA[Bir Turgut Özal Vardı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün tarih 17 Nisan 2026</p>

<p>Sizi bilmem ama ben On yedi Nisan’larda farklı bir özlem ve hüznü bir arada yaşarım. 66 yıllık yaşamımda yakın/tanık olduğum en sıcak lider, en farklı devlet ve siyaset adamı Turgut Özal’ı kaybetmenin hüznünü yaşarım.</p>

<p>Kısa boyu, tombul bedeni, samimi babacan tavırlarıyla beliriverir karşımda Özal silueti. Hükumet meydanındaki mitigleri, Malatya Malatya türküsüne eşlik edişi ve ardından “Allahınıza gurban!” deyişi gelir gözlerimin önüne..</p>

<p>30 yılı devlet, 10 yılı siyaset adamlığı ile geçen 66 yıllık bir ömründe hataları ile birlikte “hasenat” tarafının ağır bastığına her zaman hüsnü zam ettiğim; On yıllık siyasi hayatında bana göre uzunca bir zamandan beri hasret kaldığımız “büyük devlet”&nbsp;&nbsp;imajının yeniden kazandırılması adına ciddi gayretleri olan Özal.<br />
Aramızdan ayrılalı tam 33 yıl geçmiş. Zaman nasıl da çabuk ilerliyor.</p>

<p>İnanılır gibi değil!<br />
…..<br />
Rahmetli Özalla ilgili çok şeyler söylenilebilir. Ardından onlarca kitap ve makale yazıldı. Benim de çok sayıda makalem var.</p>

<p>&nbsp;Malatya Belediyesinde vefatının ardından çok sayıda anma programı ve etkinlik düzenledik. Bunlardan 2010 yılında düzenlediğimiz “Türk Siyaset Tarihinde Turgut Özal” konulu makale yarışmasında dereceye giren yarışmacılardan kadim dostum, kanaat önderi, yazar Dr. Ali Yalçın (daha sonra aynı isimle yayımladığımız kitapta da yer alan makalesinde) şöyle diyordu:</p>

<p>“ Özal, Türkiye’de köklü değişimleri, siyasi, hukuki, toplumsal ve ekonomik dinamikleri sisteme geri dönüşsüz ve derinlemesine yerleştiren büyük bir reformist, değişim ve dönüşüm lideridir. Attığı her adımla; devleti toleranslı ve bürokrasiden uzak, sistemi şeffaf ve esnek toplumu da açık toplum olmaya zorlayan cesur bir siyasetçidir. Akıllı, adil, halkın acılarına duyarlı, hüzünlü ama yüreğinde kendisine ihanet edenler de dâhil olmak üzere herkese yeteri kadar yer olan büyük bir devlet adamıdır. (Türk Siyaset Tarihinde Turgut Özal, Sh.41 vd.)<br />
….<br />
Her şeyden önce tahkiye yapmayan, inandığı gibi yaşamaya çalışan,&nbsp;&nbsp;samimi bir mümindi. Bugün bazı siyasi liderlerin yaptıkları gibi Ramazanda ayet okuyan, Cemevinde Hacı Bektaştan, Diyarbakır mitinginde, “Kürtlerin kendilerini eşit yurttaş hissetmesinin devletin görevi.” olduğundan söz eden pragmatist liderlerden değildi.</p>

<p>&nbsp;Bununla birlikte Özal;</p>

<p>Teşebbüs, düşünce ve vicdan özgürlüğü dediği üç özgürlüğün gelişmesine öncülük etti.</p>

<p>Statüko ile mücadeleyi kalıcı hale getirdi.</p>

<p>Dinin siyaset renklerinden biri olmaması gerektiğini ortaya koydu.</p>

<p>Siyasete sivil derinlik kazandırdı.</p>

<p>Özal iktidarına kadar bir Kürt, Türkiye’de rahatça ben Kürdüm, bir Alevi ben Aleviyim diyemiyordu. Kürtçe şarkı okuyamıyordu. Bugün TRT Kürdi var.</p>

<p>Bugün bu ve benzeri özgürlükleri herkes dibine kadar kullanabiliyorsa bunda vaktiyle Özal’ın başlattığı statüko karşıtı sivilleşmenin payı olduğunu sanıyorum.</p>

<p>Bir anı</p>

<p>Dediğim gibi rahmetli Özal’ın vefatından sonra Malatya Belediyesinde 20 yıla yakın anma /anlama amaçlı konferans, panel, sempozyum, yarışma,&nbsp;&nbsp;sergi vs. düzenledik. Bu etkinliklere rahmetliyi iyi tanıyan, birlikte çalışmış, milletvekili, bakan, bürokrat, gazeteci, yazarla birlikte aileden bir kişinin de davet edilmesi için çaba gösterdim. Lakin Korkut Özal ve dayıoğlu Hüsnü Doğan dışında kimse katılmadı. Büyük oğlu Ahmet Özal’ı defalarca davet etmeme hele bir defasında yazılı ve sözlü söz vermesine, afişlere ismini yazdırmamıza rağmen gelmedi, katılmadı. Oysa söz verdiği sene (2001) Malatya’dan bağımsız milletvekili idi. Çok kızmıştım. Yine gelmeyince telefon açıp nedenini sordum. Bahaneler uydurdu. “Bakın Ahmet Bey, bundan önce de sizi davet ettim, gelmediniz. Fakat bu defa rahmetli babanızın ismi sayesinde vekili olduğunuz ilde sizi belediye başkanı adına babanızı anma programına davet ettim. Üstelik geleceğinize söz vermiştiniz..” diye sıkıştırınca, “uçak bulamadım..” demişti. Benim aynı zamanda gazeteci olduğumu bilmeden söylenmiş bir cümleydi bu. Ben de; “yapmayın Ahmet bey daha geçen ay ……..iş adamına ait özel uçakla …. Programa gittiniz. Bizim programı önemsemediniz, isteseniz pekâlâ buraya da gelebilirdiniz...” demiş sitemle telefonu kapatmıştım.<br />
…..<br />
Evet, bir Turgut Özal vardı, sağlığında Malatyalıların Ankara’da çat kapı gidip derdini anlatabildiği Malatya aşığı bir Cumhurbaşkanı. Onun yokluğu Türkiye’ye çok şey kaybettirdi. Fakat Malatya ve Malatyalı daha fazla şey kaybetti.</p>

<p>Yazıyı uzattığımın farkındayım. Sadece bir tanesini söyleyeyim. Özal’a kadar Malatya’nın&nbsp;&nbsp;kayısı ihracatı ile ilgili ciddi bir geliri yoktu. Örneğin 1972 yılında İstanbul ve İzmir üzerinden yurt dışına&nbsp;&nbsp;sadece 3 bin ton kuru kayısı gönderiliyor. İhracat tutarı 5 milyon dolar civarındaydı. Özal’la birlikte artan ihracat 1986 yılında 21 bin tona,&nbsp;&nbsp;2000 yılında 100 bin tona ulaşıyor. () Günümüze gelindiğinde MTB Kayıtlarına göre 2024 yılında toplamda 76 bin 926 ton kuru kayısı ihracatı gerçekleştirilerek, 410 milyon 891 bin dolar gelir elde edildiği ifade ediliyor. (*)</p>

<p>Ülkemizin bugün ulaştığı sosyal, ekonomik, demokrasi ve özgürlük ortamına erişmesinde büyük katkıları bulunan Malatya ve Türkiye’nin yüz akı devlet ve siyaset adamı 8. cumhurbaşkanımız sevgili Turgut Özal’ı vefatının 33. yılında saygı, rahmet ve özlemle anıyorum. Makamı ali, mekânı cennet olsun.</p>

<p>Ziya KESRİKLİOĞLU&nbsp;<br />
……………<br />
(*)&nbsp;&nbsp;Ege İhracat Birlikleri Kayıtları 2003; Katkıları için Prof. Dr. Bayram Murat Asma Hocama teşekkürler.<br />
(**) Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan’ın açıklaması 17.04.2025</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 07:34:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/03/ziya-kesriklioglu-1710529453.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mabedin İşgali: Bataklıkta Son Çıkış</title>
                <category>Rıdvan SAÇU</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/mabedin-isgali-bataklikta-son-cikis-78812</link>
                <author>ridvansacu@malatyatime.com (Rıdvan SAÇU)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/mabedin-isgali-bataklikta-son-cikis-78812</guid>
                <description><![CDATA[Mabedin İşgali: Bataklıkta Son Çıkış]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım, Şanlıurfa ilimizde yüreklerimizi yakan, tarifi imkansız acı bir olay yaşandı. 19 yaşında bir şahıs, uzun namlulu silahla girdiği okulda evlatlarımızı ve kıymetli öğretmenlerimizi hedef aldı, 17 canımızı yaraladı. Geleceğimizin teminatı çocuklarımıza ve onları yetiştiren fedakar öğretmenlerimize sıkılan her kurşun, hepimize, tüm milletimize sıkılmıştır. Bu elim hadisede yaralanan evlatlarımıza ve öğretmenlerimize acil şifalar diliyorum. Öylesine bir adli vaka olarak görülmemesi gerektiği için derin düşüncelerle yazımı kaleme aldığım esnada, benzer bir olayın Kahramanmaraş ilimizde de gerçekleştiğini okuduğumda artık ülkemizin bir beka sorunu yaşadığını net şekilde söyleyebilirim. Ancak en derin üzüntüm ve acım şudur ki; maalesef öğretmen ve öğrencilerimizi kaybettik. Hayatını kaybeden her bir canımız için yüreğim kanıyor.</p>

<p>Kaybettiğimiz kıymetli öğretmenlerimize ve sevgili yavrularımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve tüm eğitim camiamıza başsağlığı ve sabırlar diliyorum.</p>

<p>Okullarımıza kadar sıçrayan bu şiddet sarmalı, sadece adli vakalar değil, topyekun mücadele edilmesi gereken, ülkemizin geleceğini tehdit eden derin bir beka sorunudur…</p>

<p>Sınıfın ortasında patlayan o silah sesi aslında bir okulun koridorlarında yankılanmadı. O ses, topyekûn bir medeniyetin, ahlakın ve insanlık tasavvurumuzun çatırdama sesidir.</p>

<p>ugün okullarımızın bahçesine düşen kan, sadece bir "asayiş" vakası değil; günden güne içine çekildiğimiz o devasa, karanlık ve pis kokulu bataklığın yüzümüze sıçrayan ilk balçığıdır. Eğer bugün bu balçığı temizleyemezsek, yarın o bataklık hepimizi, evlatlarımızı ve geleceğimizi yutacak.</p>

<p>Peki, ne oldu da kalem tutması gereken eller namluya uzandı? Neden şiddet, bir virüs gibi yeni neslin ruhuna sızdı?</p>

<p>Bakın etrafınıza; ekranlardan sızan mafya özentisi karakterler, "kısa yoldan köşeyi dönme" hırsı, emeğin değil zorbalığın alkışlandığı dijital arenalar... Gençlik, bir anlam boşluğunun içinde savruluyor. Ahlakın "zayıflık", nezaketin "pısırıklık" olarak pazarlandığı bu çağda, suçun ve şiddetin estetik bir ambalajla sunulması en büyük cinayettir.</p>

<p>Utanma duygusunu yitirmiş bir toplumun çocukları, kahramanlığı tetikte arıyor.</p>

<p>Şimdi durup o can yakıcı soruları sorma vaktidir:</p>

<p>Bu meselenin kökenindeki <strong>asıl tehlike, </strong>okulun bir "güvenlik sorunu" haline gelmesi değildir. Asıl tehlike, öğretmenin bir rehber bir yol gösterici rolunun toplumda yok olması okulun bir "şefkat ve emniyet kalesi" olma vasfını yitirmesidir. Okul artık bir "mabed" değil, sadece diploma veren bir soğuk beton yığını, öğretmen ise bir çocuk bakıcısı olmuştur. Ruhunu kaybeden her yapı gibi okul da çürümeye mahkumdur.&nbsp;</p>

<p>Toplumdaki <strong>en büyük yanlış inanç</strong> ise şudur: "Kapıya metal detektörü koyarsak, polisi artırırsak çocuklarımız güvende olur." Hayır! Demir parmaklıklar ve detektörler sadece hapishane inşa eder. Bir çocuğun kalbine "merhamet" ve "sorumluluk" detektörü yerleştiremediğiniz sürece, hangi cihaz o içteki şiddeti engelleyebilir?&nbsp;</p>

<p>Bu satırları yazarken merhum Nurettin TOPÇU’nun mesleğine duyduğu derin saygıyı ifade eden o sarsıcı ve mana yüklü sözü aklıma geldi;<strong> "40 yıl öğretmenlik yaptım, mabede nasıl girdimse sınıfa da öyle abdestli girdim"&nbsp;</strong></p>

<p>Bizim bu yazıdaki asıl <strong>aydınlanmamız</strong>, tetiği çeken parmağa değil, o tetiği çektiren "anlam yitimine" odaklanmak olmalıdır. Mesele bir güvenlik zafiyeti değil, bir "insan inşa etme" iflasıdır.</p>

<p>Farabi, yüzyıllar öncesinden "Erdemli Şehir" (Medinetü'l-Fazıla) idealiyle bize seslenmişti. Ona göre eğitim, ferdi saadete ve toplumsal huzura ulaştıran bir ahlak yolculuğudur.</p>

<p>Eğer okul, "kalbi tasfiye" edip insanı kendi nefsinin zorbalığından kurtaramıyorsa; orada sadece bilgili canavarlar yetişir. Biz bugün bilgiyi yücelttik ama hikmeti-hakikati toprağa gömdük. Hikmetsiz bilgi, sahibinin elinde bir silaha hakikatsiz okul vicdansız ruhlar yetiştiren bir beton yığınına dönüşür.</p>

<p>Eğitim zihinleri bir özgürleşme pratiğidir eğer biz eğitimi sadece sınav başarılarına, rakamlara ve rekabete indirgersek; çocukları birbirinin kurdu haline getiririz. Rekabetin olduğu yerde haset, hasedin olduğu yerde şiddet vardır. Gerçek eğitim, insanın içindeki "öteki"ne karşı sorumluluk duymasını sağlayan akılcı bir uyanıştır.</p>

<p><strong>İtibarını Yitirme Tehlikesinde Bir Meslek…</strong></p>

<p><strong>Hepsinden öte, bu toplumsal yangının asıl müsebbibi nedir biliyor musunuz?</strong> Maarif ordusunun komutanını, yani öğretmeni sarsılan tahtından indirip, onu ruhsuz bir "çocuk bakıcısına" dönüştürmemizdir. Bugün özellikle ilkokul kademesinde öğretmeni sadece çocuk oyalayan, vakit dolduran bir teknisyen sanmak; medeniyetin kendi temeline dinamit koymasıdır.</p>

<p><strong>Bertrand Russell</strong>’ın o muazzam uyarısını kulaklarınıza küpe yapın: <strong>"En büyük zihinler, en küçük zihinleri eğitmelidir." </strong>Peki, biz ne yapıyoruz? En parlak beyinlerimizi paranın, teknolojinin ve bürokrasinin odalarına hapsederken; geleceğimizi, yani o körpe ruhları, sistemin değersizleştirdiği, itibarsızlaştırdığı ve "basit bir iş" olarak kodladığı bir cendereye teslim ediyoruz. <strong>Oysa bir ana sınıfı veya ilkokul öğretmeni, bir toplumun atom mühendisinden daha stratejik bir mimardır. </strong>Birincisi maddeyi, ikincisi geleceğimizi şekillendirir.<br />
Bir paradigma değişimi artık tercih değil, hayatta kalma meselesidir. Öğretmenlik; geçim derdiyle boğuşan, veli kaprisine hapsedilen veya bürokrasinin çarkları arasında ezilen bir "bakıcılık" hizmeti değildir. O, bir haysiyet, gelecek davasıdır bir beka meselesidir. Öğretmenin vakarını haysiyetini koruyamazsak, o sınıftan bir kahraman değil, sadece sonuç ekranında birer "numara" çıkarırız. Unutmayın; öğretmenin itibarının bittiği yerde, sokağın şiddeti başlar. Mektebi ibadethane yapan, o mabed içindeki rehberin dehasıdır.</p>

<p><strong>Çözüm Reçetesi Net:</strong></p>

<p><strong>-Okulu Mabed Kılmak:</strong> Okul, sokağın kirliliğinden korunan, estetiğin, sanatın ve vicdanın nefes aldığı bir sığınak olmalıdır. Burası bir test çözme merkezi değil, bir şahsiyet atölyesidir.</p>

<p><strong>-Öğretmen Değil, Muallim:</strong> Sadece bilgi aktaran memurlar değil, karakter inşa eden "mimar"lar yetiştirmeliyiz. En zeki ve en vicdanlı insanlarımızı, en küçük yaş gruplarının başına göndermeliyiz.</p>

<p><strong>-Ebeveynin Aynası</strong>: Anne ve babalar! Evde nezaketin sustuğu, gücün ve hırsın kutsandığı her an, çocuğunuzun eline o hayali ebeveyn olarak biz veriyoruz. Çocuğumuza sadece "başarılı" olmayı değil, "insan" olmayı öğütleyelim…</p>

<p><strong>Sözün özü;</strong> ya çocuklarımıza sığınacakları bir mana dünyası inşa edeceğiz ya da o çocukların elindeki silahların gölgesinde korkuyla yaşamaya alışacağız. Seçim bizim. Ama unutmayın; bataklıkta son çırpınışlar değil, bataklığı kurutacak irade bizi kurtarır.</p>

<p>Şimdi söyleyin: Bir çocuğun elindeki kalemden sızan mürekkep mi daha kıymetlidir, yoksa o kalemden vazgeçip sarıldığı soğuk metalin yarattığı sahte güç mü?</p>

<p>Geleceği kurtarmak için önce mabedimizi geri almalıyız. Ve o mabedin mimarı olan öğretmeni, hak ettiği itibarın ve özgürlüğün zirvesine taşımalıyız. Ruhsuz binalar değil, onurlu muallimler medeniyet inşa eder.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 10:35:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/ridvan-sacu-1756200061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kendi Seçtiğin İsim, Koltuğuna Talip</title>
                <category>Murat Çetin</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kendi-sectigin-isim-koltuguna-talip-78810</link>
                <author>muratcetin@malatyatime.com (Murat Çetin)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kendi-sectigin-isim-koltuguna-talip-78810</guid>
                <description><![CDATA[Kendi Seçtiğin İsim, Koltuğuna Talip]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde bir dönem kapanıyor.</p>

<p>Dün…</p>

<p><strong>Aysun Bay Karabulut.</strong><br />
Bugün…</p>

<p><strong>Prof. Dr. Recep Bentli.</strong></p>

<p>Yarın?</p>

<p>Henüz belli değil.</p>

<p>Ama kulisler sessiz değil.</p>

<p>Geçen dönem 18 aday vardı.<br />
İsim çoktu.<br />
Rekabet vardı.</p>

<p>Ama sonuç yine tek çıktı.</p>

<p>Bugün yine benzer bir tablo kuruluyor.</p>

<p>Ve bu kez sahnede dikkat çeken bir isim var:</p>

<p><strong>Prof. Dr. İlhan Erdem.</strong></p>

<p>Nasıl geldi?</p>

<p>Kendi kariyer akışıyla mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p><strong>Bentli’nin tercihiyle.</strong></p>

<p>Aynı çevre.<br />
Aynı yakınlık.<br />
En çok güvenilen isim.</p>

<p>Yani sıradan bir akademik atama değil…</p>

<p><strong>kişisel tercih.</strong></p>

<p>Ama şimdi o tercih…</p>

<p>farklı bir anlam kazanıyor.</p>

<p>Çünkü İlhan Erdem’in adı<br />
rektörlük için anılıyor.</p>

<p>Sessizce.<br />
Derinden.<br />
Planlı şekilde.</p>

<p>Ve asıl soru şu:</p>

<p>Bentli bu tabloyu görüyor mu?</p>

<p>Çünkü bazen mesele dışarıdan gelen rekabet değildir.</p>

<p><strong>İçeride büyüyen ihtimaldir.</strong></p>

<p>Bentli dönemi ne verdi?</p>

<p>Beklenen atılımı veremedi.<br />
Üniversite akademik başarıyla değil…</p>

<p><strong>tartışmalarla anıldı.</strong></p>

<p>Hakan Kahtalı’nın desteği…<br />
siyasi gölge…<br />
Aysun Bay Karabulut’la yaşanan gerilimler…</p>

<p>Kurumsallık yerine…</p>

<p><strong>gündem öne çıktı.</strong></p>

<p>Şimdi yeni bir eşik var.</p>

<p>Ama bu kez mesele sadece adaylık değil.</p>

<p><strong>yakınlığın dönüşmesi.</strong></p>

<p>Çünkü akademide en kritik kırılma şudur:</p>

<p>Güvendiğin isim…</p>

<p>bir gün<strong> alternatif olur.</strong></p>

<p>Ve o gün geldiğinde…</p>

<p>en zor soru şudur:</p>

<p>Bu bir tesadüf mü?</p>

<p>Yoksa…</p>

<p><strong>kaçınılmaz bir sonuç mu?</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-15%20at%2008_51_50.jpeg" style="height:596px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İKİ HAFTALIK GENEL MÜDÜR</span></strong></p>

<p>Esenlik’te yönetim kuruldu…</p>

<p>iki haftada dağıldı.</p>

<p>Sahne hazır:<br />
<strong>Sami Er.</strong><br />
Koşturuyor.<br />
Arıyor.<br />
İstiyor.</p>

<p>Eski vekil <strong>Hakan Kahtalı’</strong>ya gidiyor.<br />
“Bana Mehmet Orhan’ı ver” diyor.<br />
“Dürüst, işi bilir” diyor.</p>

<p>Israr ediyor.</p>

<p>Veriliyor.</p>

<p><strong>Mehmet Orhan geliyor.</strong></p>

<p>Şart koyuyor:<br />
“Ekibimle gelirim.”</p>

<p>Neden?</p>

<p>Çünkü Esenlik’te iş <strong>satın almada kazanılır.</strong><br />
Piyasa bilinir.<br />
Firma tanınır.<br />
Sözleşme doğru kurulur.</p>

<p>Tamam deniyor.</p>

<p>Ekip geliyor.</p>

<p>Telefonlar açılıyor.<br />
Eski düzen taranıyor.</p>

<p>Ve ilk teşhis:</p>

<p><strong>“Bu kadroyla olmaz.”</strong></p>

<p>İsim veriliyor:<br />
<strong>Naci Bayrakçı.</strong></p>

<p>“Bu yapı değişecek” deniyor.</p>

<p>Cevap?</p>

<p><strong>“Kalacak.”</strong></p>

<p>Peki.</p>

<p>“Bize karışmasın” deniyor.</p>

<p>Bir hafta geçiyor.</p>

<p>Yeni cümle:</p>

<p>“Yetkili olacak.”</p>

<p>Biraz daha zaman…</p>

<p>Yeni karar:</p>

<p><strong>Genel müdür değişti.</strong></p>

<p><strong>Kadir Çelik geliyor.</strong><br />
Mehmet Orhan?</p>

<p><strong>Yardımcı.</strong></p>

<p>Yetmez…</p>

<p>Tartışmalı kadro kalıyor.<br />
İnsan kaynakları aynı.</p>

<p>Yani:</p>

<p><strong>Eski düzen korunuyor.<br />
Yeni isim küçültülüyor.</strong></p>

<p>Mehmet Orhan bakıyor tabloya.</p>

<p>Ve tek cümle kuruyor:</p>

<p><strong>“Bu iş olmaz.”</strong></p>

<p>Çekiliyor.</p>

<p>Ekibi çekiliyor.</p>

<p>Kapı kapanıyor.</p>

<p>İki haftalık yönetim…</p>

<p><strong>iki haftada bitiyor.</strong></p>

<p>Sonra ne oluyor?</p>

<p>Mehmet Orhan<br />
eski yerine dönüyor.</p>

<p>Ekip dağılıyor.</p>

<p>Esenlik?</p>

<p>Aynı yerde.</p>

<p>Çünkü mesele adam bulmak değil.</p>

<p><strong>adamı tutabilmek.</strong></p>

<p>Mesele ekip kurmak değil.</p>

<p><strong>ekibi koruyabilmek.</strong></p>

<p>Ve en net fotoğraf şu:</p>

<p>Yalvararak getirdiğin adamı…</p>

<p><strong>iki haftada harcıyorsan,</strong></p>

<p>sorun adamda değil.</p>

<p><strong>yönetende.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-15%20at%2008_51_50%20(1).jpeg" style="height:654px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYASPOR, YENİ MALATYASPOR… SIRADA YEPYENİSİ</span></strong></p>

<p>Malatya’da futbolun hikâyesi sahada yazılmıyor artık.</p>

<p><strong>isimde yazılıyor.</strong></p>

<p>Bir zamanlar vardı:</p>

<p><strong>Malatyaspor.</strong><br />
Efsane.</p>

<p>Düştü.</p>

<p>Ne oldu?</p>

<p>Bir kulüp çıktı.</p>

<p><strong>Belediyespor.</strong></p>

<p>Hızlı yükseldi.</p>

<p>Adı değişti:</p>

<p><strong>Yeni Malatyaspor.</strong></p>

<p>O gün dalga geçiliyordu.</p>

<p>“Bu düşerse…”<br />
<strong>yepyeni Malatyaspor kurarlar</strong> diyorlardı.</p>

<p>Gülüyorlardı.</p>

<p>Şimdi?</p>

<p>Kimse gülmüyor.</p>

<p>Çünkü o cümle…</p>

<p><strong>gerçek oldu.</strong></p>

<p>Yeni Malatyaspor düştü.</p>

<p>Sahneye yeni bir isim çıktı:</p>

<p><strong>Malatya Yeşilyurtspor.</strong></p>

<p>İsim mi?</p>

<p>Karışık.</p>

<p>Yeşilyurt mu?<br />
Malatya mı?</p>

<p>Hangisi?</p>

<p>Belli değil.</p>

<p>Ama mantık belli:</p>

<p>eski <strong>gider, yenisi gelir.</strong></p>

<p>Sonra o da gider…</p>

<p><strong>daha yenisi gelir.</strong></p>

<p>Ve döngü devam eder.</p>

<p>Ama değişmeyen bir şey var:</p>

<p><strong>para.</strong></p>

<p>Kaynak akıyor.<br />
Hesap yok.</p>

<p>Büyükşehir’den…<br />
Belediyeden…</p>

<p><strong>akıl almaz destek.</strong></p>

<p>Sahada karşılık?</p>

<p><strong>yok.</strong></p>

<p>Ama yönetici var.</p>

<p>Gezen var.<br />
Tozan var.<br />
Yiyen var.<br />
İçen var.</p>

<p>Futbolcu var.</p>

<p><strong>astronomik ücret var.</strong></p>

<p>Ama sonuç?</p>

<p><strong>yok.</strong></p>

<p>Çünkü burada futbol oynanmıyor.</p>

<p><strong>yapı kuruluyor.</strong></p>

<p>Kulüp değil…</p>

<p><strong>mekanizma kuruluyor.</strong></p>

<p>Ve en acı tarafı şu:</p>

<p>Yıllar önce dalga geçilen cümle…</p>

<p>bugün gerçeğe dönüşmüş.</p>

<p>Malatyaspor…<br />
Yeni Malatyaspor…<br />
ve şimdi…</p>

<p><strong>yepyeni Malatyaspor.</strong></p>

<p>Adı farklı olabilir.</p>

<p>Ama hikâye aynı.</p>

<p>Giden gider.<br />
Gelen gelir.</p>

<p>Ama bedel?</p>

<p><strong>hep aynı yerden ödenir.</strong></p>

<p>Ve o hesap…</p>

<p>bir gün mutlaka sorulur.</p>

<p>Hem devlette…</p>

<p>hem vicdanda.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-15%20at%2008_51_51.jpeg" style="height:654px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YEDİR, İÇİR, GEZDİR… HİZMET DİYE ANLAT</span></strong></p>

<p>Malatya’da yeni bir belediyecilik keşfedildi.</p>

<p>Çalışmadan başarılı olma yöntemi.</p>

<p>Tarif basit:</p>

<p><strong>Yedir.<br />
İçir.<br />
Gezdir.</strong></p>

<p>Sonra bekle.</p>

<p><strong>Anlatsınlar.</strong></p>

<p>Her gün aynı sahne.</p>

<p>“Şu kadar yemek dağıttık.”<br />
“Bu kadar misafir ağırladık.”<br />
“Şu grubu gezdirdik.”<br />
“Bu ekibi oraya götürdük.”</p>

<p>Program var.<br />
Etkinlik var.<br />
Fotoğraf var.</p>

<p>Ama bir şey yok:</p>

<p><strong>hizmet.</strong></p>

<p>Çünkü bunlar belediyeciliği ters anlamış.</p>

<p>Zannediyorlar ki insanları gezdirince…</p>

<p><strong>başarı anlatılır.</strong></p>

<p>Hayır.</p>

<p>İnsan önce çalışır.</p>

<p>Üretir.<br />
Yapar.<br />
Ortaya koyar.</p>

<p>Sonra der ki:</p>

<p><strong>“Gel, bak.”</strong></p>

<p>Ama burada tablo ters.</p>

<p>Önce çağırıyorlar:</p>

<p>“Gel.”<br />
Sonra gösteriyorlar:</p>

<p><strong>“Bak… hiçbir şey yok ama seni gezdirdik.”</strong></p>

<p>Battalgazi aynı.<br />
Yeşilyurt aynı.<br />
Büyükşehir aynı.</p>

<p>Gezi var.</p>

<p>Ama gezilen şey?</p>

<p><strong>eski işler.</strong></p>

<p>Dün yapılanı bugün anlatıyorlar.</p>

<p>Bugün yapılan?</p>

<p><strong>yok.</strong></p>

<p>Çünkü üretmeyen anlatır.</p>

<p>Yapmayan gösterir.</p>

<p>Boş olan süsler.</p>

<p>Ve sonra buna “etkinlik” denir.</p>

<p>Oysa gerçek şu:</p>

<p>Yiyen adam anlatmaz.</p>

<p>İçen adam savunmaz.</p>

<p>Gezen adam ikna olmaz.</p>

<p>Çünkü insan gördüğünü anlatır.</p>

<p><strong>görmediğini değil.</strong></p>

<p>Ve Malatya’da artık herkes aynı şeyi görüyor:</p>

<p>Yemek var.<br />
Gezi var.<br />
Program var.</p>

<p>Ama belediyecilik?</p>

<p><strong>yok.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İKİ YIL GEÇTİ… ANLATILACAK BİR ŞEY YOK</strong></span></p>

<p>İki yıl doldu.</p>

<p>Anlatıyoruz.</p>

<p>…</p>

<p>…</p>

<p>…</p>

<p>Altı satır.</p>

<p>Hiçbir şey yok.</p>

<p>…</p>

<p>…</p>

<p>…</p>

<p>Bir altı satır daha.</p>

<p>Yine yok.</p>

<p>…</p>

<p>…</p>

<p>…</p>

<p>Bir sayfa daha açıyorsun.</p>

<p>Yine aynı.</p>

<p>Çünkü ortada anlatılacak bir şey olmayınca…</p>

<p><strong>en çok nokta kullanılır.</strong></p>

<p>Üç nokta.</p>

<p>Boşluğun edebiyatı.</p>

<p>İki yılın özeti.</p>

<p>“Değerlendirme” yapılmadı.</p>

<p>Neden?</p>

<p>Çünkü değerlendirecek bir şey yok.</p>

<p>Ne diyecek?</p>

<p>Ne gösterecek?</p>

<p>Neyi anlatacak?</p>

<p>Başlık atsan boş.</p>

<p>İçini doldursan yok.</p>

<p>Çünkü iki yıl boyunca yapılan şey…</p>

<p><strong>yapılmamış.</strong></p>

<p>Ama anlatı hazır.</p>

<p>Her yerde aynı ses:</p>

<p>“Çalışıyoruz.”</p>

<p>Nerede?</p>

<p>Belli değil.</p>

<p>“Yapıyoruz.”</p>

<p>Ne?</p>

<p>Bilinmiyor.</p>

<p>“Anlatıyoruz.”</p>

<p>Neyi?</p>

<p><strong>hiçbir şeyi.</strong></p>

<p>Ve işin en ironik tarafı:</p>

<p>Birileri zannediyor ki…</p>

<p>yazdırınca oluyor.</p>

<p>Parayla anlatılınca gerçek oluyor.</p>

<p>Bir yerde övülünce…</p>

<p>şehir değişmiş sayılıyor.</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Şehir yazıyla değişmez.</p>

<p><strong>işle değişir.</strong></p>

<p>Metinle büyümez.</p>

<p><strong>icraatla büyür.</strong></p>

<p>Ve Malatya bugün şunu söylüyor:</p>

<p>İki yıl geçti.</p>

<p>Ortaya bakıyoruz.</p>

<p>Ne yeni bir iz var…</p>

<p>ne yeni bir iddia.</p>

<p>Sadece anlatı var.</p>

<p>Sadece tekrar var.</p>

<p>Sadece gürültü var.</p>

<p>Ama altını kazıyorsun…</p>

<p><strong>boş.</strong></p>

<p>Ve bütün hikâye tek cümle:</p>

<p>İki yıl geçmiş.</p>

<p>Ama şehir…</p>

<p><strong>yerinde saymamış.</strong></p>

<p><strong>hiç başlamamış.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KALEM HAKKI: ROZETİ KİM TAKIYOR?</span></strong></p>

<p>CHP’li meclis üyesi “asla geçmem” dedi… geçti.<br />
Rozeti kim taktı? İl başkanı değil…<strong> Sami Er.</strong></p>

<p>Yeniden Refah’tan istifa eden geçti…<br />
Rozeti kim taktı?<br />
&nbsp;<strong>Ali Bakan.</strong></p>

<p>Normalde bu işin adresi bellidir.<br />
Ama Malatya’da rozetler başka ellerde.</p>

<p>Bu sadece transfer değil…<br />
<strong>part içi ihtilafın ilanı.</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-15%20at%2008_51_15.jpeg" style="height:800px; width:601px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">LAF EBESİ: “ERHAÇ’IN HÂLİ”</span></strong></p>

<p>Malatya Erhaç Havalimanı terminali yapılır…<br />
Ama Malatya’da bitmez.</p>

<p>Sebep beton değil,<br />
<strong>sahipsizlik.</strong></p>

<p>Ne Abdurrahman…<br />
Ne İnanç…<br />
Ne İhsan…</p>

<p>Ortada proje var,<br />
ama sahip yok.</p>

<p>Malatya’nın <strong>Öznur ablası</strong> olsaydı,<br />
o terminal çoktan açılmıştı.</p>

<p><strong>Demedi deme Malatya…</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FIKRA GİBİ MEMLEKET</span></strong></p>

<p>Adamın biri çıkmış demiş ki:<br />
<strong>“Bu evi ben yaptım.”</strong></p>

<p>Sormuşlar:<br />
“Tuğlayı kim koydu?”</p>

<p>“Usta.”</p>

<p>“Demiri kim verdi?”</p>

<p>“Devlet.”</p>

<p>“Peki sen ne yaptın?”</p>

<p>Adam gülmüş:<br />
<strong>“Ben… fotoğraf çektim.”</strong></p>

<p>Malatya’da da durum aynı.</p>

<p>120 bin konut yapılmış.<br />
Devlet yapmış.<br />
TOKİ yapmış.</p>

<p>Sami Er konuşuyor.</p>

<p>“Ben yaptım.”</p>

<p>Doğru.</p>

<p><strong>Fotoğraf…<br />
gayet güzel.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>FİSKOS MASASI:</strong></span></p>

<p>Malatya’da kulisler bu hafta daha da ısındı…<br />
Bir yanda siyaset içten kaynıyor, diğer yanda sokakta tedirginlik büyüyor.<br />
Masada konuşulan çok, üstü kapalı kalan daha çok…</p>

<p><strong>– Ali Bakan’dan Ankara Hamlesi!</strong><br />
AK Parti İl Başkanı Ali Bakan’ın, Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’i Ankara’da genel merkeze şikayet ettiği konuşuluyor. Bu iddia sonrası Sami Er ve ekibinin perde arkasında acil toplantı yaptığı fısıldanıyor. Kulislerde soru net: “İpler gerildi mi?”</p>

<p><strong>– Don Korkusu Bahçeleri Sardı!</strong><br />
Şehrin bir numaralı gündemi dondurucu soğuklar. Vali Seddar Yavuz’un uyarısı üreticiyi ayağa kaldırmış. Bahçelerde nöbet tutuluyor, dualar ediliyor. Fısıltı kısa: “Bir gece her şeyi götürebilir.”</p>

<p><strong>– Esenlik Sessizliği Tepki Çekiyor!</strong><br />
Saadet Partisi’nin Meclis’e taşıdığı Esenlik meselesi şehirde büyük yankı bulmuş. Vatandaşın tepkisi artıyor: “Neden kimse konuşmuyor?” Sessizlik kulislerde daha çok konuşuluyor.</p>

<p><strong>– “Ali Bakan Geldi, İşler Hızlandı” Diyenler Var!</strong><br />
Şehirde dikkat çeken bir başka yorum ise bu. Özellikle bazı kesimler, İl Başkanı Ali Bakan’la birlikte işlerin hızlandığını konuşuyor. Fısıltı olumlu: “Bir hareket geldi.”</p>

<p><strong>– Siyasette Saflar Kaynıyor!</strong><br />
“Kim nerede?” sorusu Malatya siyasetinin yeni gündemi. Meclis üyeleri başta olmak üzere bazı isimlerin saf değiştirdiği konuşuluyor. Kulislerde merak şu: “Dengeler tamamen değişir mi?”</p>

<p><strong>– Yeşilyurt’ta Üretim Üssü Heyecanı!</strong><br />
Yeşilyurt’a kurulması planlanan büyük üretim üssü için beklenti yüksek. Teknoloji, istihdam, yatırım… Şehir soruyor: “Malatya savunma sanayiinin merkezi olur mu?”</p>

<p><strong>– İşe Alım ve Yardımda ‘Adalet’ Tartışması!</strong><br />
Sosyal medyada en çok konuşulan başlıklardan biri bu. “Partisi olanın işi görülüyor” algısı hızla yayılıyor. Bu söylem, siyasilere olan güveni zedeliyor.</p>

<p><strong>– Sokakta Bıçak, Evde Tedirginlik!</strong><br />
Malatya sokaklarında artan bıçaklı kavgalar halkı huzursuz etmiş. Kulislerde herkes aynı şeyi söylüyor: “Bu gidiş iyi değil.”</p>

<p><strong>Fiskos Masası kulak kabartıyor…</strong><br />
Çünkü Malatya’da bazen en büyük gerilim, en sessiz cümlelerde gizlidir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/fiskos%20masas%C4%B1%C4%B1(2)(1)(1).jpg" style="height:564px; width:800px" /></p>

<p><strong>Selam ve dua ile<br />
Fi-emanillah</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:47:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/10/murat-cetin-1729854193.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hürmüz Kilidi</title>
                <category>Prof.Dr. Fikret Birdişli</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/hurmuz-kilidi-78809</link>
                <author>fikretbirdisli@malatyatime.com (Prof.Dr. Fikret Birdişli)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/hurmuz-kilidi-78809</guid>
                <description><![CDATA[Hürmüz Kilidi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ABD/İsrail ve İran savaşında düğüm noktası haline gelen Hürmüz Boğazı ile ilgili iddialar ne anlama geliyor?&nbsp;</p>

<p>Hürmüz Boğazı uluslararası hukuk açısından "uluslararası boğaz" olarak kabul edilmektedir ve yine Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesine göre denizlerin ve boğazların serbestliği genel bir kural olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda tüm ülkeler uluslararası boğazlardan "transit geçiş" hakkına sahiptir. Transit geçiş hakkına göre askeri ya da sivil tüm gemiler ve hava araçları bu bölgelerden durmaksızın geçme hakkına sahiptir ve bu hak keyfi olarak engellenemez. Kıyı devletleri ancak seyrü sefer güvenliği ve çevre korumaya yönelik önlemler ve düzenlemeler yapabilir.&nbsp;</p>

<p>İran ise Hürmüz Boğazı'nın "transit geçiş" hakkına değil, "serbest geçiş" hakkına tâbi olduğunu ileri sürmektedir. Aralarındaki fark ise serbest geçiş hakkının karasuları içinde tanınan bir hak olmasıdır. Buna göre İran Hürmüz Boğazı'nın kendi karasuları içinde yer alan bir uluslararası boğaz olduğunu ileri sürerek özellikle askeri gemiler için kısıtlamalar yapabileceğini ya da ulusal güvenlik endişeleriyle boğazdan geçişi engelleyebileceğini iddia etmektedir. Hürmüz Boğazı'nın statüsü ile ilgili özel bir anlaşma da bulunmadığı için bu konu tartışmalı hale geliyor.&nbsp;</p>

<p>Bu bilgi notu çerçevesinde taraflar arasındaki çatışmanın geleceğinin Hürmüz Boğazı'nın statüsünde kilitlendiğini söyleyebiliriz. Yani ABD bu kadar masraf ve çabanın ardından Hürmüz Boğazı'nın statüsü ile ilgili bir anlaşma yapmadan, başka bir ifadeyle, orayı açık biçimde transit geçiş bölgesi haline getirmeden bölgeden ayrılmak ve bu savaşı bitirmek istemeyecektir.&nbsp;</p>

<p>Dünya ticareti için benzer kritik öneme sahip Bab el-Mendeb Boğazı ve Malaka Boğazı da transit geçiş hakkını içeren boğazlar olarak biliniyor.&nbsp;</p>

<p>Türk Boğazları olarak bilinen İstanbul ve Çanakkale Boğazları ise uluslararası boğaz niteliğinde olmakla birlikte dünyada tek ve benzeri olmayan özel hükümlere sahiptir. Bu özel hükümler Montrö Anlaşması sebebiyledir. Buna göre, dünyadaki uluslararası boğaz statüsünde olup da kıyı ülkesine tam egemenlik hakkı sağlayan tek anlaşma Montrö ve bu statüdeki tek boğazlar bizim boğazlardır. Montrö Anlaşması'nı yapanların ne büyük bir iş başardıklarını buradan anlamak lazım. Zira bu anlaşma sayesinde sadece Boğazlar'dan geçiş değil, Karadeniz'in güvenliğinin anahtarı da Türkiye'nin elindedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 07:22:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/10/profdr-fikret-birdisli-1698747491.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kayısıda Don Sancısından Vizyon Atılımına</title>
                <category>Doğan Dağ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kayisida-don-sancisindan-vizyon-atilimina-78808</link>
                <author>dogandag44@gmail.com (Doğan Dağ)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kayisida-don-sancisindan-vizyon-atilimina-78808</guid>
                <description><![CDATA[Kayısıda Don Sancısından Vizyon Atılımına]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>MALATYA'NIN &nbsp;YENİ YOLU ....</strong></span></p>

<p>Her bahar aynı karın ağrısı, her nisan aynı uykusuz geceler... Gözümüz meteoroloji ekranlarında, kulağımız daldaki çiçeğin titreyişinde. Malatya ekonomisinin kaderini sadece tek bir ürüne bağlayıp alternatif üretmeden beklemek, koca bir şehrin geleceğini büyük bir riskin içine itmektedir. Elbette rızık Allah’tandır ve her çiçek O’nun emriyle açar; ancak bizlere düşen, tedbir kuldan, takdir Allah’tan" düsturuyla fiili duamızı eksik etmemektir. Ekonomimizi sadece iklim şartlarına mahkûm bırakmak yerine, Rabbimizin bu şehre bahşettiği tıp, doğa, tarih ve zanaat gibi diğer büyük hazineleri de fark eden yeni bir vizyon inşa etmeliyiz.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ZİRAATTE BİLİMSEL DEVRİM: Geç Çiçek Açan Kayısı</span></strong></p>

<p>Kayısı bizim sevdamızdır; ancak bu sevdayı her yıl "acaba donacak mı?" korkusundan kurtarmanın yolu, bilimin rehberliğinden geçmektedir. Artık Malatya için iklim değişikliğine dirençli, dondan etkilenmeyen veya geç çiçek açan kayısı cinslerinin geliştirilmesi kaçınılmaz bir hal almıştır.</p>

<p>&nbsp;Üniversitelerimiz ve tarım enstitülerimiz, genetik ıslah çalışmalarını hızlandırarak Malatya kayısısını "mevsimlerin insafına" bırakmayacak bir biyoteknolojik zırhla donatmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Bu, kayısıyı terk etmek değil, onu bilimle koruma altına almaktır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DOĞU-BATI HATTINDA BİR LOJİSTİK VE DEPOLAMA ÜSSÜ&nbsp;</span></strong></p>

<p>MALATYA, sadece üreten değil, aynı zamanda bölgenin ticaretini yöneten bir merkez olmalıdır. Genişleyen meyve portföyümüzün korunması ve pazarlanması için modern soğuk hava depoları ve lisanslı depolama sistemleri, hayati önem taşımaktadır. Doğu ile Batı geçiş yollarının tam merkezinde yer alan stratejik konumumuzu kullanarak, Malatya’yı bölgenin en etkin lojistik üssü ve dağıtım deposu haline getirmeliyiz.&nbsp;</p>

<p>Bu altyapı, sadece kendi ürünümüzü değil, bölge ticaretinin tamamını şehrimiz üzerinden dünyaya bağlayacaktır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>MERALARIN SESSİZ GÜCÜ: Steakhouse Başkenti Malatya</strong></span></p>

<p>Şehrimizin yüksek rakımlı yaylaları ve kekik kokulu meraları, aslında dünyanın en nitelikli "Gastronomi Ekonomisi"nin yatağıdır. Endemik otlarla beslenen küçükbaş hayvanlarımızın et kalitesi, doğru bir markalama ile şehrimizi Türkiye’nin "Steakhouse Başkenti" yapmaya adaydır. Butik kesimhaneler ve yerel pişirme sanatı birleştiğinde; Malatya eti, metropollerin lüks restoranlarında aranan, hikayesi olan bir marka haline gelecektir.</p>

<p>Geleceğin Savunma SANAYİ ve Tıp Teknolojisi ŞEHRİ MALATYA hedefinde;<br />
girişimci ruhumuz ve lojistik konumumuz, bizi sadece bir tarım kenti olmaktan çıkarıp bir teknoloji merkezi ligine taşımalıdır.</p>

<p>&nbsp;Savunma sanayii bileşenlerinin üretimi ve Turgut Özal Tıp Merkezi'nin etrafında şekillenecek "Sağlık Turizmi" ve "Tıbbi Teknoloji" alanları, Malatya’nın katma değerini yukarı çekecektir. Sanayicilerimiz, yüksek teknolojiyi toprağın bereketiyle harmanlayarak bölgenin üretim motoru olmalıdır.</p>

<p>MİRASIN ESTETİĞİ: Arslantepe'den Battalgazi’ye<br />
Tarih, Malatya için sadece geçmiş değil, yaşanması gereken bir gelecektir.</p>

<p>&nbsp;UNESCO tescilli ARSLANTEPE’den yükselen o kadim medeniyeti, BATTALGAZİ YAŞAYAN MÜZESİ konseptiyle ete kemiğe büründürmeliyiz.</p>

<p>&nbsp;Bu vizyonu tamamlayan ARASTA ÇARŞI kültürü ise ticaretin ahlakla, zanaatın estetikle buluştuğu bir durak olmalı; ziyaretçisine bin yıllık bir vakar ve edebi sunarak kültür turizmini canlandırmalıdır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">VE SÖZÜN ÖZÜ;</span></strong></p>

<p>Malatya; tarihiyle gurur duyan, mutfağıyla dünyayı ağırlayan, tıbbıyla şifa dağıtan ve sanayisiyle teknoloji üreten bir şehir olma potansiyeline fazlasıyla sahiptir.</p>

<p>&nbsp;Artık sadece "Don vurdu mu?" diye endişelenen değil; bilimle ıslah edilmiş kayısısıyla, modern lojistik merkezleriyle, savunma sanayiindeki atılımlarıyla ve meralarındaki bereketiyle konuşulan bir Malatya vizyonuna ihtiyacımız var.</p>

<p>&nbsp;DEĞİŞİM, Malatya’nın özünde var olan o büyük potansiyeli, ahlak ve akıl dairesinde serbest bırakma yolculuğudur.</p>

<p><strong>Selam ve muhabbetle...&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:23:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/08/dogan-dag-1756028221.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kayısı Artık İklim Değişikliğine Direnemiyor Mu? Malatya Tarımda Yol Ayrımında Mı?</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/kayisi-artik-iklim-degisikligine-direnemiyor-mu-malatya-tarimda-yol-ayriminda-mi-78807</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/kayisi-artik-iklim-degisikligine-direnemiyor-mu-malatya-tarimda-yol-ayriminda-mi-78807</guid>
                <description><![CDATA[Kayısı Artık İklim Değişikliğine Direnemiyor Mu? Malatya Tarımda Yol Ayrımında Mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’nın sarı altını, son yıllarda üzerine titrenen bir çocuk gibi değil, adeta kaderine terk edilmiş bir dev gibi her bahar ayazla imtihan ediliyor. Geçen sene ağaçlar yandı, emekler heba oldu. Ondan önceki seneler de farklı değildi. Biz her bahar mart ve nisan aylarında "kayısıyı don vurdu mu?" manşetlerini atmaktan, üreticimiz ise dumanın isinde umut aramaktan yoruldu.</p>

<p>Peki, neden her yıl aynı filmi izliyoruz? Cevap kapımızda: İklim değişiyor. Artık Malatya’nın o eski, kararlı mevsim geçişleri yerini dengesiz ve ani hava olaylarına bıraktı. Kışın ortasında baharı yaşayan ağaçlar erkenden uyanıyor, sonra bir gecelik ayazla tüm o emekler kara toprağa düşüyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TAŞIMA SUYLA DEĞİRMEN DÖNER Mİ?</span></strong></p>

<p>Bahçelerde yakılan lastikler, dumanlama yöntemleri... Bunlar elbette birer çaba, birer can havli. Ancak "taşıma suyla değirmen dönmediği" gibi, iklim kriziyle de sadece ateş yakarak savaşamayız. Kayısı artık Malatya’nın sadece "tek" gerçeği olmaktan çıkmak zorunda mı? Bu soru can yakıcı ama sormak zorundayız.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İKLİM Mİ DEĞİŞİYOR, STRATEJİ Mİ?</span></strong></p>

<p>Eğer iklim koşulları artık kayısının o hassas çiçeklenme dönemine izin vermiyorsa, Malatya topraklarında "alternatif" bir devrim başlatmanın vakti gelmiş demektir. Toprak analizleri ve iklim verileri ışığında, don riskine daha dayanıklı ürünleri artık ciddi ciddi konuşmalıyız.</p>

<p>Kayısı bizim sevdamız, Malatya’nın kimliğidir. Ondan vazgeçmek değil, onu korumak için bilimsel yöntemlere ve "tek ürüne bağımlılık" zincirini kırmaya ihtiyacımız var. Ancak doğa ile inatlaşmak yerine onun yeni kurallarına uyum sağlamayı öğrenmeliyiz. "Eski çamlar bardak oldu" derler; Malatya’nın o eski, tahmin edilebilir baharları da artık geride kalıyor olabilir.</p>

<p>İşte bu belirsizlik ortamında üreticinin elini güçlendirecek olan, sadece yakılan saman alevleri değil, bilimin ve çeşitliliğin ışığıdır. Kayısımızı baş tacı etmeye devam ederken, yanına soğuğa dirençli yeni yoldaşlar eklemek, Malatya tarımının sigortası olacaktır.</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 12:18:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal Medya Doktorları</title>
                <category>Sarper San</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/sosyal-medya-doktorlari-78806</link>
                <author>sarpersan@malatyatime.com (Sarper San)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/sosyal-medya-doktorlari-78806</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal Medya Doktorları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SOSYAL MEDYA DOKTORLARI CANDAN&nbsp;<br />
DİN ADAMLARI İMANDAN EDER&nbsp;</span></strong></p>

<p>Şaka değil, sosyal medyada türeyen binlerce doktor ve din adamı halka önerdikleri yol ve yöntemlerle tehlikeli sulara yelken açıyorlar. Bazısı iyi niyetli, kimi bir şeyler deneyip memnun olmuş ve başkaları ile paylaşmak istiyor. Ama çoğunluğu sosyal medya tüccarı.&nbsp;</p>

<p>Tıklama denen garabetin şehvetine kapılan ve <strong>“abi oturduğun yerden milyonları götürüyorsun” </strong>gazına gelen kişiler. &nbsp;</p>

<p>Kabız mısın? Bir kaşık zerdeçal, bir tutam karabiber, biraz zencefil, üstüne yoğurt (evde yapılmışı makbul) hadi güzel olur ekle bir kaşık da sumak, hadi sık azıcık limon, sonra iç ne kabızlığın kalır, ne de bağırsakların.&nbsp;</p>

<p>Öylesine kendinden emin öylesine bilmiş ve öylesine ikna edici anlatıyor ki, kabız olmayanın bile hemen kabız olup bu tarifi deneyesi geliyor.&nbsp;</p>

<p>Tıpkı, garantili dua tarifleri verenler gibi.&nbsp;</p>

<p>Üçten başlayıp, 33, 100 ve 1000’e kadar ulaşan sayılarda yapacağınız zikirlerle dualarınızın kabulü garanti edilmekle kalmıyor, anında zenginlik, şifa teminatı da veriliyor. &nbsp;</p>

<p>Onlara kulak vermeye hele bir de dediklerini uygulamaya kalkarsanız ya canınızdan veya imanınızdan ya da her ikisinden de olabilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>Bu sosyal medya doktorlarına bakarsanız ne diş hastalığınız kalır ne kalp ne de başka bir sıkıntınız. İki taşım ot ile böbreklerinizdeki taştan kurtulur, tıkalı damarlarınızı açar, üç günde bomba gibi olursunuz. Dedikleri duaları yaparsanız borçlarınızdan kurtulur, en kısa zamanda zengin olursunuz.&nbsp;</p>

<p>Sivilceden, kalp krizine, kanserden &nbsp;bunamaya kadar her türlü hastalığın devası, sosyal medyada. &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Borçtan bunamaya, mutluluktan huzura kadar her konuda hazırlanmış yarım yamalak dualar da sosyal medyada.&nbsp;</p>

<p>Saçı dökülen, canı yanan, acil servise koşan, aman doktor diyen de az değil.&nbsp;</p>

<p>Bu kargaşayı görüp elini taşın altına sokmak isteyen iyi niyetli doktorlar, duanın ne zaman ve nasıl yapılacağını, dua ile birlikte diğer yapılması gerekenlerin neler olduğunu anlatmaya çalışan din bilginlerimiz de var. &nbsp;</p>

<p>Ama yetmiyor, yeterli olamıyor. &nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-12%20at%2015_21_32%20(1).jpeg" style="height:327px; width:600px" /></p>

<p>Çünkü Çin tıbbından başlayıp, geleneksel Türk tıbbına, İbni Sina’dan Aristo’ya kadar adı bilindik bilinmedik birçok kişinin ilaç formülleri sosyal medyada uçuşuyor.&nbsp;</p>

<p>Biliyoruz, biz de şikayetçiyiz, doktorların gelişi güzel reçete yazmasından, ilaç sektörünün kötü niyetinden, insanların hastalanıp ilaç manyağı olmasını biliyoruz ve bu konuda hepimiz dertliyiz.&nbsp;</p>

<p>Lakin, bu sosyal medyada yapılanlar da fazla be kardeşler.&nbsp;</p>

<p>Tamam, başı ağrıyana tomografi, kulağı çınlayana MR, göğsünde sızı hissedene şak diye anjiyo yapılmasın. &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Tamam, sanki alay edercesine ayetleri hadisleri eksik yalan yanlış yazıp, şu sayıda oku, şöyle yap böyle yap diyerek insanların inancı rencide edilmesin.&nbsp;</p>

<p>Amaaaa lütfen arkadaşlar, sağlık konularında sağlık bakanlığı, dini konularda Diyanet İşleri Başkanlığı artık ellerini taşın altına bi koysunlar artık.&nbsp;</p>

<p>Bu işler, <strong>“efendim sosyal medya şirketleri ülkemizde temsilcilik açmadı, vergi vermiyor, talepleri kabul etmiyorlar, bizi dinlemiyorlar”</strong> denecek kadar ucuz, gereksiz ve baştan savılacak işler değil.&nbsp;</p>

<p>Affedersiniz ama, memlekete giren bir teröristin saldırısına nasıl misli ile karşılık veriliyorsa, bu konular da hiç kusura bakılmasın, aynen terör eylemleri gibidir ve karşılık görmelidir.&nbsp;</p>

<p>Bırakın karşılık vermeyi, engellemeyi veya hadlerini bildirmeyi. &nbsp;</p>

<p>Hem Sağlık Bakanlığı hem de Diyanet İşleri Başkanlığı sanki bu eylemler yokmuş gibi davranıyor.&nbsp;</p>

<p>Oysa aynı Bakanlık, ilaç konusunda yatırım yapmak isteyen birçok iş adamını <strong>“o belge, bu belge” </strong>diyerek yıllarca uğraştırıyor. Yatırıma adeta engel olan sağlık bürokrasisi nerden çıktığı bilinmeyen tariflerle beyin hastalıklarına deva olduğunu iddia edenlere ise sadece bakıyor.&nbsp;</p>

<p>Aynı durum Diyanet İşleri Başkanlığı için de geçerli.&nbsp;</p>

<p>Bu iki kuruluşun da sosyal medyada yaşanan bu &nbsp;rezalete karşı ivedilikle bir eylem geliştirmesinin zamanı geldi geçiyor.&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MASONLARA DA KAYYUM ATANDI YA...&nbsp;</span></strong></p>

<p>Yıllarca insanlara, kuruluşlara, hükümetlere ve de devletlere “kayyum” olup yöneten Masonlara sonunda kayyum atanmış.&nbsp;</p>

<p><strong>“Vay beee!” </strong>diyenleriniz vardır.&nbsp;</p>

<p><strong>“Adalet budur sonunda seni de bulur</strong>” diyenleriniz vardır.&nbsp;</p>

<p>Evet <strong>“kayyum” </strong>atanmış ama bilinçli bir adımın sonucu olarak değil. Basit sıradan bir mevzuat eksikliğinden veya mevzuatın yerine getirilmemesinden.&nbsp;</p>

<p>Kısaca, büyük üstat hapse girince genel kurul yapılamamış, mevzuat hazretleri de bu büyük hatayı kaçırmayıp kayyumu atayıvermiş.&nbsp;</p>

<p>Bu mevzuat denen meret böyledir. Yapması gerekeni, yapması gerektiği şekilde yapamaz ama, yapması gerekeni akıl dışı bir yöntemle yapıp cümle alemi şaşırtır.&nbsp;<br />
Bu özellik bütün dünyada böyledir.&nbsp;</p>

<p>Ancak en kalıcı örnek de ABD’den Al Capone örneğidir.&nbsp;</p>

<p>Yıllarca adalet ve polisle dalgasını geçen gangster Al Capone sıradan bir vergi suçu üzerinden yakalanmıştı.&nbsp;</p>

<p>Buna şaşkınlığın aymazlığı veya kibrin körleşen gözleri de diyebilirsiniz.&nbsp;</p>

<p>Mümkün olan her türlü olasılığı düşünür ona göre önlem alır, kendinizi güvenceye alırsınız ama, bir vergi borcu veya genel kurulu düzenleme zorunluluğu gözünüzden kaçar, yakalanırsınız.&nbsp;</p>

<p>Hayat böyle ilginç derslerle doludur.&nbsp;</p>

<p>Milyarlarca dolar harcar uçak gemisi ile, sükseli uçaklar ile pikniğe gider gibi savaşa gidersiniz lakin hadsizce aşağıladığınız insanlar üç kuruş paraya imal ettiği dronlarla sizi avlayıverir.&nbsp;</p>

<p>Buna örnek çoktur. Yeter ki anlayan olsun. &nbsp;</p>

<p>Eeee, ilahlık peşindeki firavunu da bir sivrisinek öldürmemiş miydi?&nbsp;</p>

<p>Peki anlayan kaç kişiydi?&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BARİ YAPTIĞINIZIN ARKASINDA DURSAYDINIZ&nbsp;</span></strong></p>

<p>Durmazlar, duramazlar.&nbsp;</p>

<p>Avrupalının huyu değildir. Verdiği söze, imzaladığı anlaşmaya karşısında kendisinden daha güçlü bir devlet yoksa uymaz.&nbsp;</p>

<p>Örneğin parasını aldığı gemileri bir bahane bulur vermez.&nbsp;</p>

<p>O Avrupa’nın günümüzdeki gayri meşru evladı da parasını aldığı F35’leri vermez.&nbsp;</p>

<p>Bunlar 1916 da Birinci Dünya Savaşı devam ederken Osmanlı Topraklarını cetvelle çizip paylaşmışlardı.</p>

<p>Hiç utanmamış, yüzleri kızarmamıştı.&nbsp;</p>

<p>Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri bu hainliğin sonunda ortaya çıktılar.&nbsp;</p>

<p>Adına da bu garabeti bulan iki subayın adını verdiler, Skyes Picot dediler.&nbsp;</p>

<p>Yüzyıl boyunca petrol başta olmak üzere bütün zenginliklere çöken, herhangi bir karşı koyma söz konusu olduğunda da her türlü fitneyi fesadı yapan bu ülkeler yaptıkları işin ardında yüzyıl bile duramadılar.&nbsp;</p>

<p>Oysa böle böle parçaladıkları Osmanlı’nın kurduğu düzenin gölgesi bile bu topraklarda hala yaşıyor ve aranıyor.&nbsp;</p>

<p>Cetvelle kurulan bu ülkelerde 1916 ‘dan bugüne kaç ihtilal yapıldı, sistem kaç kere değişti, devrildi. Kaç milyon insan katledildi. Hesabını bilen var mı?&nbsp;</p>

<p>O çok övdükleri demokrasi ve diğer başka şeyler neden bu ülkelere hiç uğramadı? Siz ellerinizle kurmuştunuz ya sözde bu ülkeleri.&nbsp;</p>

<p>Kurdular, oynadılar, parçaladılar.&nbsp;</p>

<p>Kan akıttılar, göz yaşı döktüler, bebeklerin kanına girdiler&nbsp;</p>

<p>Bunlar hala demokrat, hala çok uygar ve hala çok çağdaşlar.&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ÖRNEK BİR EYLEMİNİZ VAR MI ACABA?&nbsp;</span></strong></p>

<p>Ucuz işler oluyor.&nbsp;</p>

<p>Gerçekten garip ve anlamsız. Şeytana pabucunu ters giydirecek cinlikler yapılıyor, yapılmak isteniyor.&nbsp;</p>

<p>Bir TV kanalındaki haber bülteninde, <strong>“Seçilmiş filanca Belediye Başkanı”</strong> cümlesinin hemen ardından.<strong> “Akepeli Cumhurbaşkanı” </strong>deniliyor.&nbsp;</p>

<p>Bu doğrudan bilinçaltına yönelik cümleyi kuran kendini akıllı, başkalarını ise aptal sanıyor olmalı.&nbsp;</p>

<p>Belki de sandığı gibi.&nbsp;</p>

<p>Çünkü o ve saz arkadaşları bıkıp usanmadan, yorulup dinlenmeden bu <strong>“bilinçaltı aşağılama seansına”</strong> devam ediyorlar.&nbsp;</p>

<p>Aynı sandıktan çıkan “kendi yandaşları” seçilmiş oluyor, karşıtları aşağılanıyor, öyle mi?&nbsp;</p>

<p>Bunlar ucuz işler.&nbsp;</p>

<p>Hep vurguluyoruz, lütfen biraz daha yaratıcı olup, çağa uygun politikalar geliştirin. Bilinçaltı oluşturmanın bile yeni yeni modelleri, tarzları çıktı. Bunları uygulayın.&nbsp;</p>

<p>Çağdaş olmak son model cep telefonu kullanmak, fake hesapla sağa sola küfredip sonra adliyede <strong>“kuzenimin oğlu yazmış”</strong> demek değil.&nbsp;</p>

<p>Vatandaşın verdiği oyu aşağılamak hiç değil.&nbsp;</p>

<p>Sonra bu cinlikler, bu kurnazlıklar elinize ayağınıza dolaşıyor.&nbsp;</p>

<p>Sahi, Türkiye’nin herhangi bir yerinde, hatta bir köyünde sizin o çok övdüğünüz “<strong>seçilmiş bir başkanın”</strong> yapıpta alkışladığınız, örnek olarak gösterdiğiniz <strong>“bir tek eylem”</strong> var mı acaba.&nbsp;</p>

<p>Meraktan soruyorum, var mı?&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Kütüphanemden:</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">OSMANLI PADİŞAH FERMANLARI&nbsp;</span></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9">Hazırlayan: Ayşegül Nadir,1986&nbsp;</span></p>

<p><span style="color:#2980b9"><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-12%20at%2015_21_31%20(2).jpeg" style="height:732px; width:600px" /></span></p>

<p>19 Eylül 1986-18 Ocak 1987 tarihleri arasında İstanbul’da Türk ve İslam Eserleri Müzesi İbrahim Paşa Sarayında düzenlenen Osmanlı Padişah Fermanları sergisinde yer alan eserler daha sonra bir katalog şeklinde basılmıştı.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-12%20at%2015_21_31.jpeg" style="height:800px; width:497px" /></p>

<p>Bu eserle Osman Bey’den, son padişah Vahideddin’e kadar padişahların fermanlarını bir arada bulabilirsiniz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/WhatsApp%20Image%202026-04-12%20at%2015_21_31%20(1).jpeg" style="height:800px; width:497px" /></p>

<p>Haftaya tekrar burada buluşabilmek ümidi ve dileğiyle.</p>

<p><strong>Sarper SAN</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/imza%20sarper.jpg" style="height:73px; width:186px" /></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 15:26:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/10/sarper-san-1761456935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>10 Nisan \&quot;Namlunun Ucundaki İnsan\&quot;</title>
                <category>Ebuzer Aydın</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/10-nisan-namlunun-ucundaki-insan-78805</link>
                <author>ebuzeraydin@hotmail.com (Ebuzer Aydın)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/10-nisan-namlunun-ucundaki-insan-78805</guid>
                <description><![CDATA[10 Nisan \"Namlunun Ucundaki İnsan\"]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, sadece Türk Polis Teşkilatı'nın kuruluş yıldönümünü kutlama günü değil, aynı zamanda bir vefa ve minnet günüdür. Zira güzel ülkemin sokaklarında huzurla geziyor, evlerimizde güvenle uyuyor, çocuklarımız emniyet içinde geleceğe hazırlanıyorlarsa, en büyük pay polislerimizindir.</p>

<p>Polis olmak demek; geceyi gündüze katmak demektir. Mesai tanımamaktır. Nerede bir asayiş sorunu varsa bertaraf etmektir. Sofrasında yemeği hep soğuk olan, vatandaşı için sıcak bir çay bile içemeyen insan olmaktır. Kalabalıkların ortasında yalnız, bir eli tetikte, diğer eli vicdanında olmaktır. Çünkü onların görevi sadece suçluyu yakalamak değil, bir vatandaşın gözyaşını silmek, bir çocuğun korkusunu dindirmektir.</p>

<p>An gelir bir teröristin hedefi olurlar, gün gelir bir sokak başında çıkan kavgada hayatlarını tehlikeye atarlar. Onların geri adım atmak, göz yummak, kayıtsız kalmak gibi lüksleri yoktur. Yemin ettiği değerler vardır, vatan, millet, bayrak ve namus gibi...</p>

<p>Namlunun ucunda sadece kurşun değil, ihanet de vardır. Karanlık pusular, sinsi planlar ve çoğu zaman kimsenin görmediği fedakârlıklar...<br />
Onlar giydikleri üniformanın hakkını vermek için nice özel günü, bayramı, sevinci geride bırakırlar. Çünkü onların görevi sürekli ve mesaileri yoktur. Nerede bir can tehdit altındaysa, bir ses “Yetişin!” diyorsa, onlar oradadır.</p>

<p>Polislik, sadece fiziksel güç değil, aynı zamanda büyük bir sabır, sağduyu ve irade ister. Trafikte karşılaştıkları öfke, toplumsal olaylarda maruz kaldıkları baskı, sosyal medyada yöneltilen haksız eleştiriler!. Tüm zorluklara rağmen kamu düzenini korumaya devam ederler. Onlar yalnızca suçla değil, zaman zaman adaletsiz bakışlarla da mücadele ederler.</p>

<p>Görev başında şehit düşen tüm kahramanlarımıza ve onların aziz hatıralarına, hâlâ görevde olan yiğit polislerimizin alın terine ve yüreklerine bin selam olsun.&nbsp;<br />
Onlar ki; her sabah evlerinden çıkarken, “dönemeyebilirim” ihtimalini taşıyan, ama bunu ailelerine hissettirmeyen vatan evlatlarıdır.</p>

<p>Ey kahraman Türk polisi!<br />
Sen, karanlığa direnen ışıksın. Sen, adaletin sesi, mazlumun duasısın. Namlunun ucundaki insan ve korkusuzca dimdik duransın.</p>

<p>10 Nisan Polis Haftası dolayısıyla şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor, tüm emniyet mensuplarımıza saygılarımızı sunuyoruz.&nbsp;<br />
Sizler sadece bir meslek mensubu değil, bu ülkenin huzur nöbetçileri ve emniyet sigortasısınız.&nbsp;<br />
Sizler kalbimizde ve dualarımızdasınız...</p>

<p><strong>Fi Emanillah.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Ebuzer AYDIN&nbsp;</strong></p>

<p><strong>"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 20:41:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/01/ebuzer-aydin-1706377214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Melheme-i Kübra mı.?</title>
                <category>Hasan Erdoğan</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/melheme-i-kubra-mi-78804</link>
                <author>HasanErdogan@malatyatime.com (Hasan Erdoğan)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/melheme-i-kubra-mi-78804</guid>
                <description><![CDATA[Melheme-i Kübra mı.?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ABD - İsrail zulmü arşa çıktı.<br />
Bu hal gadri ilahiye dokundu.<br />
Ben gibi çoklar bu harbin ahir zamandan haber veren hadisi şerife uyuyor.<br />
Savaş korona ile başladı diyen var.<br />
Gazze ile de..<br />
Ve şimdi İran ile.<br />
Ve yayılıyor.&nbsp;<br />
Hadisi şerif de savaşın başında Müslümanların mağlubiyeti, sonu zafer diyor..<br />
İnşaallah ...<br />
Zahiren mağlubiyet var.<br />
İnşaallah sonu hakimiyeti İslam..&nbsp;</p>

<p>Bediüzaman (ra) 1909 martında şam camii emeviyede verdiği hutbe de;</p>

<p>Câmi-i Emevî'de Şam ulemasının ısrarıyla içinde yüz ehl-i ilim bulunan onbin adama yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî ders risalesindeki hakikatları bir hiss-i kable'l-vuku' ile Eski Said hissetmiş, kemal-i kat'iyyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o hakikatlar görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî ve yirmibeş sene bir istibdad-ı mutlak, o hiss-i kable'l-vukuun kırk elli sene te'hirine sebeb olmuş ve şimdi o zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri âlem-i İslâmiyette başlamış. Demek bu pek ehemmiyetli ders, zamanı geçmiş eski bir hutbe değil, belki doğrudan doğruya 1327'ye bedel, 1371'de ve Câmi-i Emevî yerine âlem-i İslâm câmiinde üçyüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatlı ve taze bir ders-i içtimaî ve İslâmîdir, diye tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin ederim.<br />
&nbsp;&nbsp;Said Nursî&nbsp;<br />
Hutbe-i Şamiye - 5<br />
ben dünyaya işittirecek derecede kanaat-i kat'iyyemle derim:<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;"İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet'in olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'aniye ve imaniye olacak. Öyle ise şimdiki kader-i İlahî ve kısmetimize razı olmalıyız ki, bize parlak bir istikbal, ecnebilere müşevveş bir mazi düşmüş.&nbsp;"<br />
Hutbe-i Şamiye - 21<br />
İnşaallah bu beşaret ile muntazırız.<br />
Rahmet i ilahiye den bekliyoruz.&nbsp;</p>

<p>Selam ve dua ile saygılar.&nbsp;<br />
Fi emanillah.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:21:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2025/04/hasan-erdogan-1744640598.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bugün Bir Anne Yakışıklısını Toprağa Verdi! Dualar Batuhan Kalı İçin…</title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bugun-bir-anne-yakisiklisini-topraga-verdi-dualar-batuhan-kali-icin-78803</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bugun-bir-anne-yakisiklisini-topraga-verdi-dualar-batuhan-kali-icin-78803</guid>
                <description><![CDATA[Bugün Bir Anne Yakışıklısını Toprağa Verdi! Dualar Batuhan Kalı İçin…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün kalem kâğıda küstü, kelimeler boynunu büktü. Malatya’nın üzerine tarifi imkânsız bir hüzün çöktü. Henüz 15 yaşında, hayatının baharında, İstanbul Özel Alman Lisesi’nde okuyan, pırıl pırıl bir fidanımızı, Batuhan Kalı’yı kaybetmenin derin acısını yaşıyoruz.<br />
Batuhan’ı, &nbsp;Malatya’nın iki kıymetli hekiminin, Op. Dr. Gökhan Kalı ve Dr. Zercan Kalı’nın göz bebeği olarak tanıdık.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ŞEFKATLİ BİR EL, ŞİMDİ EVLAT ACISIYLA YANIYOR</span></strong></p>

<p>Benim çevremde Zercan Hanım’ı tanımayan, onun şifalı elinin değmediği neredeyse kimse yoktur. O sadece bir doktor değil; her hastasına kendi kardeşiymiş gibi yaklaşan, dert dinleyen, çözüm üreten, "dünyalar iyisi" diye tabir ettiğimiz o nadir insanlardandır. Çoğu hastasının ablası, dert ortağı, sığındığı limanı olmuştur. Yıllarca hastalarının acısına merhem olan, şefkatiyle yüreklere dokunan o eller, bugün hayatının en büyük imtihanını, bir annenin yaşayabileceği en ağır acıyı yaşıyor.</p>

<p>Yıllar boyunca Zercan Hanım’ı pek çok kişiden, pek çok farklı hikâyeyle dinledim. Kiminle konuşsam, hepsinin gözünde aynı sarsılmaz güveni gördüm. Çevremde ne zaman alanında bir doktor önerisi istense, istisnasız herkesin ilk verdiği isim hep Zercan Kalı oldu. O, sadece tıbbi bilgisiyle değil, hastasına yaklaşımıyla, o meşhur şefkatiyle insanların gönlünde taht kurmuş bir isim. Bugün bu kadar çok insanın yüreğinin yanması, Zercan Hanım’ın yıllardır Malatya’da sadece hastalarını değil, binlerce gönlü de iyileştirmiş olmasındandır. Şimdi o şifalı ellere, o güven veren yüreğe Malatya halkı olarak bizler dualarımızla merhem olmaya çalışıyoruz.&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ON BEŞ YAŞINDA YARIM KALAN BİR MASAL</span></strong></p>

<p>Daha lise sıralarında, hayallerinin peşinde İstanbul’da eğitim gören 15 yaşındaki bir gencin, talihsiz bir kaza sonucu aramızdan ayrılması sadece bir ailenin değil, tüm şehrin yasıdır. O, annesinin "yakışıklısı", babasının “gururu”, yarınların büyük umuduydu..<br />
Bugün Malatya, Batuhan’ı dualarla, gözyaşlarıyla sonsuzluğa uğurladı. Geriye ise o yarım kalan hayaller, okul sıralarındaki sessizlik ve bir annenin yüreğine oturan o devasa köz kaldı.</p>

<p>Kıymetli hekimlerimize, Kalı ailesine ve tüm sevenlerine Rabbimden sabrın en büyüğünü diliyorum. Zercan Hanım’ın şefkatiyle şifa bulan binlerce yüreğin duası, bugün Batuhan’ın ruhuna, ailesinin ise sabrına yoldaş olsun.</p>

<p><strong>Mekânın cennet olsun.</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:09:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dedenin Hediyesi</title>
                <category>Suat Gülşen</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/dedenin-hediyesi-78802</link>
                <author>suatgulsen@malatyatime.com (Suat Gülşen)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/dedenin-hediyesi-78802</guid>
                <description><![CDATA[Dedenin Hediyesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#c0392b"><strong>Dede torunlarına her yıl doğum günü hediyesi verdi.</strong></span></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Bu öyle bir hediye ki torunlar büyüdükçe değeri daha da artacak</strong></span></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Yıllar geçtikçe elden ele dolaşacak</strong></span></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Torunların da kendi çocuklarına kalacak</strong></span></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Baktıkça Suat Dede hep anılacak…</strong></span></p>

<p>Fotoğrafın insan yaşamındaki yerini ve önemini yıllar sonra daha iyi anlıyor insan. Hele benim gibi 80 yaşına yaklaşınca işte o zaman daha iyi anlıyor küçüklük fotoğraflarının ne denli önemli olduğunu. Albüm sayfalarını çevirdikçe, anılar canlanıyor çocukluk ve gençlik yıllarının. Acı tatlı ne günler yaşandı, kimler geldi kimler geçti…</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/11(12).jpg" style="height:327px; width:531px" /></p>

<p><br />
Torunlarımın fotoğraflarını kitap haline getirdim. Bir günlük tutar gibi fotoğrafını sayfaya yerleştirip altına o gün ne yaşandı, resim nerede çekildi, masal anlatırmış gibi yazdım. Bir yılın sonunda tüm yazdıklarımı kitap halinde bastırdım. Kitap kapağını da hazırlayıp ciltlettim.&nbsp;<br />
Tounlarımın her doğum gününde onlara armağanım, onun bir yıllık yaşamının resimleriyle anlatıldığı kitabıdır. Onlar için en değerli, en kalıcı hediyenin bu olduğunu umuyorum.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/22(26).jpg" style="height:319px; width:529px" />&nbsp;&nbsp;</p>

<p>İlk kitabım; 2005 yılında doğan ilk torunum Batu Eken’in doğumu ile ilgili meraklı bekleyiş, heyecan ve sevincin anlatıldığı kitapçık oldu. 2008 yılında doğan 2. Torunum Egehan Gülşen’e de aynı şekilde doğumunun ilk günlerindeki heyecan ve sevinçleri anlatan kitapçık yazdım.</p>

<p>Asıl kitaplarım torunlarımın en az bir yıllık yaşamını anlatan kitapları oldu. Torunlarım büyüyüp o kitapları okumaya başladığında bir yaşında neler olmuş, iki yaşında neler yaşanmış? Üç, dört, beş, altı... Yaşlarındaki olayları günü gününe okuduğunda, her biri 500-600 sayfadan oluşan resimli kitabın değerini daha iyi anlayacaktır.<br />
Bazen öyle çok resimler, anılar oldu ki bir kitaba sığmayınca 2-3 cilt yapmak durumunda kaldım.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/33(8).jpg" style="height:497px; width:414px" /></p>

<p>Elli atmış yaşına gelmiş bir insanın, kendi bebekliğinin, çocuklığunun yıl yıl, günü gününe fotoğraflarıyla anlatıldığı kitaplarının olması ve bunları okudukça maziyi anması ne güzel değil mi? Kitaba aile seceresini (üst soy bilgi şeması) de yazdığım için tüm sülalesini de tanımış olacak.</p>

<p>2013 yılında ılık bir mart günü Bornova’dan belediye otobüsüne bindim. İçerisi kalabalık değildi. Cam kenarına oturdum. Yanımdaki koltuk boştu. Elimdeki poşette bir hafta sonra 3 Nisan günü altı yaşına girecek olan torunum Egehan’a doğum günü hediyesi olarak hazırladığım 554 sayfadan oluşan altıncı kitabı vardı. Kitabı çiltciden almış eve gidiyordum. &nbsp;</p>

<p>Ben elimdeki kitabı incelerken otobüs bir sonraki durakta bekleyen yolcuları almıştı. Bir hanımın yanımdaki koltuğa oturduğunu farkedince toparlandım. Hanım gülümseyerek selam verir gibi baktı. Kitabı tekrar poşete koyuyordum ki, kapağında torunumun resmi olan &nbsp;kitap ilgisini çekmiş olacak ki, dikkatle kitaba bakarak tekrar &nbsp;gülümseyince:</p>

<p><strong>-Torunumun kitabı. O’na yazdım</strong>, dedim. Hanım hayretini gizleyemedi;</p>

<p><strong>-Yaa! Çok ilginç,</strong> deyince kısaca durumu açıklamaya çalıştım:</p>

<p><strong>-Benim iki torunum var. Torunlarıma her doğum gününde onlar için yazdığım, onun son bir yılını anlatan kitabını hediye ediyorum. Oyuncak veya giysi hediye etmektense kitap daha kalıcı ve değerli olacağı için böylesini uygun görüyorum.</strong></p>

<p><strong>-Çok güzel bir düşünce, ne mutlu torunlarınıza,</strong> diyen koltuk komşusu hanımın ilgisinden cesaret almıştım:</p>

<p><strong>-Sizin torununuz var mı?</strong> diye sormadan kendimi alamadım.</p>

<p><strong>-Evet, bir torunum var, yedi yaşında.</strong></p>

<p><strong>-Öyleyse size de yazmanızı öneririm.</strong></p>

<p><strong>-Pardon bakabilir miyim?</strong> deyince kitabı uzattım. O ilgiyle sayfalarını çevirip bakarken;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/44(9).jpg" style="height:635px; width:439px" /></p>

<p><br />
<strong>-Bu altı yaşına girecek olan torunumun Egehan’ın altıncı kitabı. Doğumunun anlatıldığı ilk kitabı ve sonraki her yılının anlatıldığı beş kitabı var. Diger torunum Batu’nun &nbsp;da bunun gibi yedi kitabı var.</strong></p>

<p><strong>-Ay! çok güzel, kutluyorum sizi. Müsaadenizle arka kapaktaki özgeçmişinizi ve eserlerinizi okuyabilir miyim?</strong></p>

<p><strong>-Tabi, buyurun</strong>. Hanım arka kapaktaki yazara ait bölümü merakla okumaya başladı.</p>

<p><strong>-Evet, neden kitap yazdığınız anlaşılıyor, tekrar kutluyorum,</strong> diyerek kitabı uzattı.</p>

<p><strong>-Beğendiğiniz için teşekkür ederim.</strong></p>

<p><strong>-Özgeçmişinizde Malatyalı olduğunuzu okudum. Benim ilk görev yerimdi Malatya. Doğanşehir’de çalıştım.</strong></p>

<p><strong>-Göreviniz neydi.</strong></p>

<p><strong>-Ben de öğretmenim.</strong></p>

<p><strong>-Öyleyse siz de torununuz için yazabilirsiniz. Henüz vakit geçmiş değil.</strong></p>

<p><strong>-Evet, ama yüzlerce resimleri toparlamam gerekiyor. Bu çok zor.</strong></p>

<p><strong>-Resimleri torununuzun doğumundan başlayarak yıl yıl ayırıp, çekilme tarihine göre sıraya koyup yazmaya başlayın. Torununuz için çok güzel bir hatıra olacak.</strong></p>

<p><strong>-Bilmem becerebilir miyim?&nbsp;</strong></p>

<p><strong>-Deneyin bakayım. Sabırlı bir çalışma sonunda başaracağınızdan eminim.</strong></p>

<p>O sırada Çamkran durağına gelmiştik. Ben iki durak sonra inecektim. Hanım inmek için kalktı. Yüzü yine gülüyordu. Elini uzattı, tokalaştık:</p>

<p><strong>-İyi günler hocam.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>-İyi günler. Güle güle.</strong></p>

<p>Hanım da torununa kitap yazmaya başladı mı bilemiyorum. Keşke herkes torununa kitap yazabilse. Yaptığım araştırmalarda torunlarına kitap yazan başka hiç kimseye rastlamadım. Ne duydum ne gördüm. Benimki Türkiye’de bir ilk. Belki dünyada da bir ilk desem abartmış olur muyum bilemiyorum.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/55(2).jpg" style="height:319px; width:438px" /><br />
&nbsp;<br />
Ben iki torunuma kitap yazarken yıllar içinde iki de kız torunum Esin ile Burcu oldu. Her yıl 4 kitap yazmaya başladım. Kitapları dijital baskıcıdan her alışımda kalıcı bir eser ortaya çıkardığım için ilk mutluluğu ben yaşadım. Sonra kurdele ile bağlayıp torunuma hediye ettiğimde torunum ile birlikte tüm aile mutlu oldu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/66(3).jpg" style="height:474px; width:367px" /></p>

<p>&nbsp;&nbsp;2005 yılında başlayan torunlarımın yaşam kitaplarını yazma uğraşım 21 yıldır devam ediyor. Onlara kalıcı bir eser bırakmanın mutluluğu, ailelerinin ve torunlarımın mutluluğu tüm yorgunluğumu unutturuyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/77.jpg" style="height:235px; width:512px" /><br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bugüne kadar toplam 47 kitap yazdım. Torunlarım Üniversiteye başlayınca onlara kitap yazmayı bırakmayı düşünüyordum ama &nbsp;Batu torunum Üniversite 2.sınıfta olmasına ramen kardeşine yazdığım için onunki de devam ediyor.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/88.jpg" style="height:312px; width:555px" /></p>

<p>Benzeri görülmeyen bu hediyelerimi daha ne kadar torunlarıma vereceğimi bileniyorum ama şimdilik yazmaya devam diyorum.</p>

<p><strong>Hayırlısı bakalım.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 10:31:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2023/11/suat-gulsen-1699447974.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Polis Haftası Hatırası: REJİDE \&quot;POLİS\&quot; VAR! </title>
                <category>Sevgi Berk</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/makale/bir-polis-haftasi-hatirasi-rejide-polis-var-78801</link>
                <author>sevgiberk@malatyatime.com (Sevgi Berk)</author>
                <guid>https://www.malatyatime.com/makale/bir-polis-haftasi-hatirasi-rejide-polis-var-78801</guid>
                <description><![CDATA[Bir Polis Haftası Hatırası: REJİDE \"POLİS\" VAR! ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlar, bugün size dışarıdan "ne kadar karizma" görünen, ama mutfağında bizim sırtımızdan sicim gibi ter akıtan, hani o meşhur "ekip ruhu" denilen şeyin aslında nasıl bir "can havli" olduğunu gösteren bir hikâye anlatacağım.</p>

<p>Hatırlayanlarınız olur, Kanal Malatya’da haber editörü ve haber spikeri olduğum dönemde, Polis Haftası şerefine şahane bir organizasyon yaptık. Dedik ki; "Bugün haberleri emniyetimizin o vakur duruşlu iki neferi, bir kadın bir erkek polisimiz sunsun." Hazırlıklar tamam, perforeler (seslendirmeler) hazır, görüntüler sistemde, polis arkadaşlarımız üniformalarıyla jilet gibi geldi... Kameramanımız Selçuk, stüdyoyu mis gibi hazırlamış. Işıl ışıl her yer… 19.30 ana haberlerine son 20 dakika!</p>

<p>Bizim Reji Masası Sorumlumuz İsa bir fırladı; "Sevgi, sistem göçtü! Bütün haberler uçtu!" O sırada elinde pimi çekilmiş bombayla kalakalmış gibi hissettim. "Acaba pencereyi açıp atlasam mı?" dedim; ama rejide ve stüdyoda atlanacak pencere yoktu. Şaka tabii…</p>

<p><strong>O An Haber Merkezi Değil, Teksas&nbsp;</strong></p>

<p>Hani o polis arkadaşlarımız asayişi sağlamaya gelmişti ya, asıl asayiş bizim reji masasında bozuldu! İsa’nın gözler yuvalarından fırlamış, haber merkezi panik içinde. Dedim ki; "İsa, sakin ol. Ne yaparsak bu yayın çıkar?" İsa diyor ki; "Haberleri en sondan başa doğru hızlıca yeniden montajlayıp sisteme basarsak belki yetişiriz."</p>

<p>Hadi buyur bakalım…</p>

<p>İşte orada "Savaş Muhabiri" modu devreye girmeliydi. Bizim Haber Şefi Cebrail panikten "baga" girmiş, ekrana bakıyor ama dünyayla bağlantısı kesilmiş! Nur desen keza öyle... Hemen operasyonu başlattım: "Cebrail, kendimize gelelim! Sen 20. haberi montajla, Nur sen 19'u, Cebrail 18 sende!" O "baga" giren Cebrail, sonra öyle bir açıldı ki, sanırsınız parmakları klavyede dans ediyor! O panik halinden çıkıp saniyelerle yarışan bir hız makinesine dönüştü.&nbsp;</p>

<p><strong>Mutfağın Sırtından Ter, Ekranın Yüzünden Nur Akıyor!</strong></p>

<p>Stüdyonun kapısını bir kapattık, içeride polisler koltukta en ciddi halleriyle oturuyorlar, sanıyorlar ki her şey yolunda. Biz dışarıda, reji odasında "Sen 17'yi at, İsa sistemi kontrol et, Nur 16 geliyor!" diye sessizce birbirimizi yiyoruz. İsa’nın “Tamam oluyor Sevgi” demesi beni rahatlattı. Sırtımızdan akan terle Malatya’nın susuzluk sorunu çözülür, öyle bir gerginlik!</p>

<p>Saat tam 19.30... Jenerik dönüyor, polis arkadaşlarımız "İyi akşamlar sayın seyirciler" dediler. Haberleri sunmaya başladılar. Biz arkada kalan bütün haberleri sisteme yetiştirmeye çalışıyoruz! Haber merkezi ve reji masası arasında mekik dokuyorum. Malatyalılar ekran başında polislerin o karizmatik sunumunu izlerken, biz mutfakta ekipçe resmen destan yazıyorduk.</p>

<p><strong>Ekip Kazandı, Rakipler Avucunu Yaladı!</strong></p>

<p>Neyse ki Yönetim Kurulu Başkanımız Ebuzer Hocanın ruhu bile duymadı bu hengâmeyi. Kendisi de alt kattaki odasında Kanal Malatya Haber’i izliyordu. Yayın bittiğinde hepimiz koltuklara yığılmıştık ama o yüzümüzdeki gurur her şeye değerdi. Eğer o gün paniğe teslim olsaydık, koordine kurmasaydık, İsa’nın teknik zekâsına güvenmeseydik; bugün bu yazıyı "Polis Haftası'nda rezil olduk" diye yazıyor olurdum.</p>

<p>Ama ne oldu? Ekip işi kazandı! Dostluk kazandı! Rakiplerimize kendimize güldürmedik, tam aksine Kanal Malatya farkını bir kez daha ortaya koyduk.</p>

<p>Buradan tüm emniyet teşkilatımızın Polis Haftası’nı kutlarken, o gün o yayını ipten alan gizli kahramanlara kocaman bir alkış gönderiyorum. Bizim meslek böyle işte; ekran önü çiçek bahçesi, arkası yangın yeri!</p>

<p><strong>AYAĞINIZA TAŞ DEĞMESİN!</strong></p>

<p>Aslında o gün bizim reji masasında yaşadığımız o saniyelik kriz ve verdiğimiz mücadele, her gün sokaklarda, sınırda ve şehrin her köşesinde bizler için canını dişine takan kahraman polislerimizin hayatının küçük bir özeti gibiydi. Biz sadece bir yayını kurtarmaya çalıştık; oysa onlar her an bir canı, bir huzuru ve koca bir vatanın güvenliğini kurtarmak için saniyelerle yarışıyor, yeri geldiğinde kendi hayatlarını hiçe sayarak fedakârlığın en büyüğünü sergiliyorlar.&nbsp;</p>

<p><strong>Bu özel günü benim için daha da anlamlı kılan, kalbimin en derinindeki o özel selamı da eklemeden geçemeyeceğim</strong>. Mesleğine yüreğini koymuş, her adımında onuruyla yürüyen, vatan aşkıyla çarpan kalbiyle gururum, yarım elmam, en güzel can bağım, kan bağım, canımın yarısı <strong>Komiser Ahmet Turan Sulubay’ın ve onun nezdinde tüm kahramanlarımızın Polis Haftası’nı en içten dileklerimle kutlarım.</strong> İyi ki varsın, ayağına taş, gözüne yaş değmesin.</p>

<p><strong>Sevgiyle Kalın.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:54:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/kullanicilar/2024/04/sevgi-berk-1713186505.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
