Dr. Necmettin ACAR
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

15 Temmuz ve Ortadoğu’da Askeri Darbeler

Dr. Necmettin Acar yazdı...

 

15 Temmuzda maruz kaldığımız bu darbe girişimi elbette birçok boyutu ile ele alınabilir ancak biz bu yazımızda 15 Temmuz darbe girişimi ile Ortadoğu özelinde elde edilmeye çalışılan sonuçlara odaklanacağız. Özellikle Arap Baharı sürecinde Ortadoğu bölgesinde yapılmak istenilen jeopolitik dizayn ile 15 Temmuz darbe girişimi arasındaki ilişkiye dikkat çekeceğiz.

2013 yılında Mısır'da, ilk defa demokratik yöntemler ile seçilmiş Muhammed Mursi yönetimine karşı, yapılan askeri darbe, Katar'a karşı 2104 yılından itibaren uygulanan diplomatik baskılar ve 2017 yılında karadan, denizden ve havadan uygulanan abluka ve 2016 yılında ülkemizde gerçekleştirilmeye çalışılan askeri darbe girişimi birbiri ile benzeşen çok sayıda ortak yönü barındırmaktadır. Bu yazıda, tüm bu süreçte yaşanan gelişmelerin Ortadoğu bölgesinde Arap Baharı sürecinde yapılmak istenilen jeopolitik dizaynın önündeki engelleri kaldırmaya yönelik girişimler olduğunu ortaya koymaya çalışacağız.

Ortadoğu bölgesi Arap Baharına kadar BAE-Suudi liderliğinde statükocu Vehhabi blok ile İran liderliğinde revizyonist Şii blok olmak üzere kabaca iki bloğa ayrılmıştı. BAE-Suudi liderliğindeki statükocu blok için statüko; içeride yönetici ailelerin devleti yönetme imtiyazına, iktidar ve servet dağılımı üzerinde yönetici ailenin tekeline, yönetilenlerin kısıtlı siyasi ve medeni haklarına, dışarıda ise Batı ile ılımlı ilişkilere, ABD ve İsrail tarafından tanımlanan bölgesel statükonun İran gibi revizyonist güçlere karşı korunmasına dayanmaktadır. İran'ın ise, 1979 yılındaki İran Devriminden sonra, ABD ve bölgede ABD'nin en önemli müttefikleri olan İsrail ve Suudi Arabistan tarafından tanımlanan statükoya karşı koymayı temel dış politika gündemi olarak benimsemesi uzun yıllardır her iki blok arasında çetin bir mücadeleye yol açmıştır.

2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgali ve 2010 yılında başlayan Arap Baharı süreci Ortadoğu bölgesinin önemli güçleri olan Irak, Mısır, Suriye gibi ülkelerin zayıflayarak bölgesel güç denkleminden çekilmesi ile sonuçlandı. Bölgesel güç denkleminde kısa sürede yaşanan bu köklü değişimin iki önemli sonucu ortaya çıkmıştır;

  • ABD işgalinin Irak'ı, Arap Baharı sürecinin ise bölgenin önemli devletleri olan Mısır ve Suriye'yi zayıflatması ile oluşan güç boşluğu bölgede statükocu bloğa liderlik eden BAE-Suudi eksenine, bölge genelinde gücünü tahkim etme ve nüfuz alanlarını genişletme açısından yeni imkanlar sağladı. Bu süreçte yaşananlar başta İsrail'in güvenliği olmak üzere Ortadoğu bölgesinde ABD müttefiki statükocu bloğun elini güçlendirdi.
  • Ortadoğu'nun Irak, Mısır ve Suriye gibi başat güçlerinin zayıflaması, Ortadoğu bölgesindeki geleneksel güç dengesini Türkiye ve İran gibi Arap olmayan ülkeler lehine değiştiren bir süreci de başlattı. Bu süreçte, özellikle Türkiye'nin yönünü Ortadoğu'ya dönmesi Sünni dünyada BAE-Suudi eksenini zayıflatan bir etken olmuştur. Bölgenin en büyük ekonomisine, en gelişmiş askeri/endüstriyel kapasitesine, tarihsel olarak bölgede liderlik rolü oynamış engin bir askeri tecrübeye sahip olan Türkiye'nin bölge politikalarına ağırlığını koyması statükocu bloğun elini zayıflatmıştır.

2010 yılının sonlarında başlayan Arap Baharı Türkiye'yi bir ikilem ile karşı karşıya bırakmıştır; ya bölgedeki rejimlerle kurduğu ekonomik ve siyasal ilişkileri feda etmek pahasına demokrasi yanlısı halk hareketlerini destekleyecek ya da bölgede uzun yıllar boyu inşa ettiği yumuşak gücü ve Arap halkları nezdindeki prestijini kaybetmek pahasına halk hareketlerini görmezden gelerek bölgedeki otoriter rejimlere destek olacaktı. Bu ikilem karşısında Türk karar vericiler otoriter rejimlerden demokrasiye geçiş sürecini aktif bir biçimde destekleyerek Türkiye'nin bölgesel liderlik rolünü pekiştirmeyi tercih ettiler. Böylece bölgede otoriter rejimlerin yerine demokratik yönetimler kurulmasına ilham kaynağı teşkil eden Türkiye, bölgede kurulacak yeni Ortadoğu düzenin öncüsü olabilecekti. Bu süreçte Ortadoğu bölgesinde oluşan güç boşluğundan da yararlanan Türkiye'nin, Katar ve Müslüman Kardeşler yönetimindeki Mısır'la yakınlaşması Suudi liderliğindeki statükocu Sünni bloğu ortasından çatlatmış ve alternatif bir demokrasi yanlısı Sünni bloğun oluşumuna zemin hazırlamıştır.

Arap Baharı sürecinde BAE-Suudi ekseni Türkiye'nin liderlik ettiği demokrasi yanlısı bloğun Ortadoğu'daki demokratik değişim taleplerini aktif olarak desteklemesini kendi otoriter rejimleri için büyük bir ideolojik tehdit olarak yorumladı. Şöyle geriye doğru baktığımızda Ortadoğu'daki olası demokratik dönüşümün otoriter rejimler için ortaya çıkaracağı maliyeti kolayca anlayabiliriz. 1992'de Cezayir'de, 2005'de Suudi Arabistan'da, 2006'de Filistin'de, 2011'de Tunus'ta ve 2013'de Mısır'da yapılan seçimlerin tamamını statükocu bloğa muhalif kesimler kazanmıştı. Özellikle Türkiye, Katar ve Mısır'dan oluşan Sünni bloğun, bölgesel statüko hakkındaki politikalarının –örneğin Filistin meselesi- benzeşmesi dolayısıyla, İran ile sıcak ilişkiler kurabilme potansiyeli BAE-Suudi ekseninin liderlik ettiği statükocu bloğu tam bir kuşatılmışlığa mahkûm edecek sonuçlar doğuracaktı.

Askeri/endüstriyel kapasitesi bakımından Ortadoğu'nun en gelişmiş ülkesi olan Türkiye'nin son dönemde yönünü Ortadoğu'ya dönmesi ve bölgesel güç denklemini tek başına şekillendirebilme kabiliyeti bölge jeopolitiğini yeniden dizayn etmek isteyen ABD destekli statükocu bloğu oldukça rahatsız etmiştir. Irak ve Suriye'nin parçalanarak istikrarsız devletçiklere dönüştürülmesi, İsrail işgalinin meşrulaştırılması, Kudüs'ün statüsü ve Filistinli mültecilerin haklarının gasp edilmesi, Basra Körfezi ve Kızıldeniz bölgesinde BAE-Suudi nüfuzunun tahkim edilmesi, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarının paylaşımı son dönemde Ortadoğu jeopolitiğinde yapılmak istenen dizaynın bazı örneklerini teşkil etmektedir.

Bu süreçte Türkiye, takip ettiği politika ile ABD ve ABD'nin bölgedeki en önemli müttefikleri olan İsrail, BAE-Suudi ekseni tarafından Ortadoğu bölgesinde yapılmak istenilen jeopolitik dizaynın önündeki en büyük engeli teşkil etmiştir. Çünkü Türkiye, Suriye ve Irak'ın parçalanmasına dönük politikalara karşı çıkmış, Filistin meselesi ve Kudüs'ün statüsü konusundaki taviz vermeyen politika takip etmiş ve en önemlisi de bölgede demokratik dönüşüm taleplerine ilham kaynağı oluştur. 2013 yılından itibaren bu gerçeği fark eden statükocu blok Türkiye'nin liderlik ettiği demokrasi yanlısı alternatif Sünni bloğu parçalamaya dönük bir politika takip etmiştir. Bu politikanın ilk uygulandığı ülke Mısır olmuştur. Bu yüzden, Mısır'da Türkiye ile yakın ilişkiler geliştiren Müslüman Kardeşler iktidarına yönelik askeri darbeyi BAE-Suudi ekseni ve İsrail tüm imkanları ile desteklemiştir. Mısır'da askeri darbe sonrası şekillenen cunta yönetiminin ilk icraatı Mısır'ı Türkiye ve Katar'dan uzaklaştırmak, İsrail ve BAE-Suudi eksenine yaklaştırmak olmuştur.

Statükocu blok Mısır'dan sonra Katar'a yöneldi. 2014 yılında Katar'la diplomatik ilişkiler askıya alındı. 2017 yılında ise Katar'ın teröre destek verdiği bahanesiyle Katar'ı boğmak için havadan, karadan ve denizden Katar'a yönelik sert bir abluka uygulamaya başlandı. Bu süreçte, statükocu bloğun, Katar'a uygulanan ablukayı kaldırmak için öne sürdüğü 13 şartın tamamı Katar'ın dış politikasında köklü bir değişikliğe giderek Türkiye'nin liderlik ettiği bloktan uzaklaşmasını temin etmeye dönük -El-cezire televizyonunun ve Katar'daki Türk askeri üssünün kapatılması gibi- maddeler içermekteydi. Bu süreçte Katar'da hanedan içi bir darbe girişimi planlanmış başarısız olunca da Suudi askeri kuvvetleri Katar'ı işgal etmek için hazırlılar yapmıştır.

Son olarak, bölgede yapılmak istenilen jeopolitik dizaynın önündeki en büyük engel olarak görülen Türkiye'nin askeri darbe ile zayıflatılarak bölgesel güç denkleminden çıkarılması hesaplanmıştır. Bugün geriye doğru baktığımızda görmekteyiz ki Mısır'da demokratik yollarla iktidara gelmiş Müslüman Kardeşler yönetimine karşı yapılan askeri darbe, Katar'ı boğmaya dönük abluka ve Türkiye'de 15 Temmuzda teşebbüs edilen darbe girişimi aynı tezgahın ürünüdür. Tüm bu operasyonların ortak gayesi ise Ortadoğu bölgesinde ABD ve ABD'nin bölgedeki en önemli müttefikleri olan İsrail ve BAE-Suudi ekseni tarafından yapılmak istenilen jeopolitik dizaynın önündeki engelleri kaldırmak, bölge halklarının insan hakları ve demokrasi taleplerini baskılamaktır.

(Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi/ bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır)



YORUMLAR

  1. Cengiz

    17.07.2019 17:50:11

    Bu yazıdan da anlaşılıyor ki ortadoğudaki aşılması en zor güç olan türkiyeyi darbeyle zayıflatıp istedikleri gibi at koşturmayı düşünmüş bu coğrafyanın düşmanları... Ama şunu düşünememişler Allah'ın da bir hesabı var! Bu ülkenin insanı çok uyanık olmalı yıkmak için hep uğraştılar uğraşacaklar da... Yazı için teşekkürler.

  2. Hikmet

    17.07.2019 16:01:01

    Darbe girişimini farklı boyutlarıyla ele aldığınız bu yazınız sayende bilinmeyenler gün yüzüne çıkıyor. Kaleminize sağlık.

  3. Seyit Baydemir

    17.07.2019 16:00:05

    Malatya Time ailesine hoş geldiniz Böyle bilgilendirici yazılarınız bekleriz.

  4. ercan

    17.07.2019 15:33:08

    çıtayı yükselttiniz...Malatya Time sizi boşuna takip etmiyoruz. Farklı bir bakış açısı demek ki 15 temmuz darbesinin birde dışarı ayağı varmış. amaç Türkiye'ye tiz çöktürmek ama Allah'ın izniyle vatandaşımızın kendini tankını tüfeğin önüne siper etmesiyle geri püskürtüldü. yeni yazarınız hayırlı olsun. bir akademisyenin burada yazması önemli ve değerli. emeğinize sağlık hocam değerli bilgileriniz için...

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>