Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

AK PARTİ’NİN AKEPE’Lİ MUHALİFLERİ

 

 

AK Parti; 1950'li yıllara kadar olan CHP'sini saymazsak Türkiye'nin en büyük ve güçlü partisi olarak tarihe geçti. Bu başarı öyküsünün altında tabi ki Recep Tayyip Erdoğan'ın üstün siyasi duruşu var. Mevcut başarının %80-85 oranı Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel özelliklerinin kaynağına dayanır. Kalan %15/20'lik pay ise partinin kurulduğu 2002 yılından bu yana atanan birçok bürokrat, seçilmiş vekiller, bakanlar ve diğer alt kadroların toplam başarısını temsil eder.

Yani Recep Tayyip Erdoğan faktörünü bugün Ak Parti lokasyonu içinden çekip aldığınızda elde kalan % 20'lik payı tavan oy oranında maksimum seviye kabul edebilirsiniz.. Bazen o bile tartışılabilir.

Birde son yıllarda İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu'nun parti içinde artan siyasi portföyü ve oy getiri tirajını da hatırlatmak gerekiyor.

Ve başka birkaç kıymetli siyasetçinin isimleri yine Ak Parti'nin var olması sürecinde önemli temel taşlardır. Parti sözcüsü Ömer Çelik gibi, Dışişleri bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, Adalet Bakanımız Abdülhamit Gül, Çevre ve Şehircilik bakanı Murat Kurum gibi…

Ve parti içinde 28 Şubat sürecinin mağduriyet popülizmi yapan, fakat Ak Parti kuruluş ruhu ve millet nezdindeki tanımlamasına ters bir siyasi refleks ortaya koyan Özlem Zengin gibi klik isimler var bir de... Özlem Zengin feminizm gemisinin kaptanı olarak kendini tayin ettiği yeni bir süreç başlattı parti içinde.

Dolayısıyla Ak Parti'nin Türkiye siyasetinde oynadığı başarı rolü yeni bir sektör doğurdu. “Sektör” terimini bilinçli kullandım, çünkü bu başarı tablosunu çıkar gözetme, menfaat sağlama, yukarı çıkmak için basamak olarak kullanmak isteyenlerin Ak Parti'ye kancayı attıkları siyasi vizyondan uzak bir sektörel hareket sürecine dönüştürdü. Türkiye siyaseti dominantlarına ne yazık böyle bir ters biçimde dâhil oldu. Başarısız avukatlar, bir yere gelememiş iş adamı sıfatıyla geçinen iflasın eşiğindeki kimseler, üretken olmayan gazeteciler, az siyasi bağlantısı olanların bulundukları şehirlerde teşkilatlara dadanması, iş alamayan müteahhitler ile kısa yoldan voleyi vurmayı gözüne kestiren bir zamanlar toplumun ekarte ettiği bilumum tahripkâr kişilikli kimseler tarafından resmen kuşatıldı parti.
Samimi Ak Partililer kendi tabiriyle bunlara “Akepe'liler” diyor.

Akepe'liler partide en aktif kesim. Neden? İşin içinde nemalanmak var çünkü. Mal, mülk, servet edinmek var. Her alanda onlar karşınıza çıkar. Her fotoğraf karesine mutlaka girmeyi başarırlar. Ağzı çok iyi laf yapanlardır. Çıkarları için yapmayacakları yalakalık yoktur. Bir bakan bürokrat geldiğinde yılan gibi yanına süzülür ilk teması onlar kurar bir şekilde. Sosyal medyada Ak Parti adıyla yapılmış her paylaşıma balıklama atlayarak sürekli çevrelerine sanal bir aidiyet bildirme profili çizerler. Yani akepe'liler parti içinde kümelenmiş kanserli bir hücreden farksızlar. Kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün.

Ak Partiyi çıkar/rant mekanizmasına dönüştüren bunların sayısı her gün çoğalırken, geri tarafta “bir AK Parti neferiyim, Erdoğan'a ölümüne bağlıyız, biz dava için buradayız” vb sloganik sözler ederseler bile davranış, toplum nezdinde senkronize tutumları ve yaptıkları hal hareketler; Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi duruşunu, mücadeleleri, tüm dünyaya meydan okuması, hikayesini ufaktan baltalayan ve incittiği gerçeğini değiştirmiyor olmasıdır.

Öyle ki AK Parti tanımı: dava pragmatiğinden çok artık ihale almak için kullanılan bir adres/çatı olarak görülüyor. Sokaktaki halkın artık düşündüğü şey; biri iyi niyetli olsa bile Ak Partiye yanaşmasının altında çıkar sağlamak için gittiğini düşünmekte. Milletvekilleri ağzıyla kuş tutsalar da kafalardaki şablon her gün milyonlarca liralık rant elde ettikleri olarak düşünmeleridir. İşte böyle bir algı oluşmasının nedeni bu kombine Akepe'lilerdir ne yazık. Ak partiyi veya Recep Tayyip Erdoğan'a yürekten bağlı gerçek kitle sesini duyuramadığı için ya küsüyor, ya zamanla partiden uzaklaşıyor veya sorguluyordu. Hatta “madem bunlara meydan kaldıysa…” diyerek başka alternatif siyasi görüşlere savrulmaların oranı da hatırı sayılır şekilde yine göz önünde bulundurulmalıdır.

Onun için son 10 yıl içerisinde parti teşkilatlarını bir üs haline getirenlerin çoğu rant ve menfaat sağlamaya odaklı Akepe'li sabıkların, Ak Parti ruhuna büyük oranda nasıl hasar verdiği ile özdeşleşiyor. Biliyorum bana kızacaklar ama gerçek ne yazık böyledir, değişmez. Birileri bu gerçekleri artık söylemesi gerekiyor. “Çoğu” diyorum… Çünkü bir de tüm bu parti teşkilat kademelerini ele geçirmiş sahte aristokratlara rağmen canla başla çalışan, gecesini gündüzüne katan önemli bir AK Parti sevdalısı, samimi bir kitlenin varlığı, Akepe'lilerin bıraktığı izlenimlerden dolayı pas geçiliyor. Bir tanıdığımı örnek vermek istiyorum: evli bir bayan, İstanbul'da yaşıyor, varoş bir semtin teşkilatının alt kademesinde aktif. Gündüzleri bir tekstil atölyesinde makine başında pedal basıyor akşamları kapı kapı dolaşarak Ak parti için bir şeyler yapmak mücadelesini sürdürüyor. Bu tür samimi insanları ise tenzi ediyor ve hatta onlardan özür diliyorum.

Akepe'lilerin maalesef ne denli radikal eğilimlerle illeri gittiklerini son örneğini Kürşat Ayvatoğlu'nda gördük. 93 doğumlu bu genç kardeşimiz Kastamonu teşkilatından kurduğu rant çarkını Ankara'ya taşımış, kısa sürede ultra lüks bir servet elde etmiştir. Kürşat Ayvatoğlu belkide deşifre olmuş binlerceden sadece biri. O video sosyal medyaya yüklenmiş olmasaydı parti içindeki konumu ve kârunluğu devam edecekti. Emin olun bunlardan parti-teşkilatlar içine sızmış binlercesi var. Hatta belki de daha fazlasını ve aşırısını yapanlar… Kürşat Ayvatoğlu kendini ele verdi, ya saman altından Fırat nehrini hâlâ yürütmeye sürdürenler?

Ayvatoğlu'nun tek başına Ak partiye verdiği zararın boyutu CHP yıl boyu yaptığı anti propagandadan fazla olduğunu varsayıyorum. Düşünün ülkenin en büyük muhalefet partisi, medyasıyla, kadroları, milletvekilleri, meclisteki çoğunluklarıyla yıl boyunca Ak Partiye yapamadığını biri çıkıyor 18 sn.'lik bir videoyla tabiri caizse yerle yeksan ediyor.

Koskocaman partinin itibarı “pudra şekeri” gibi klişe jargonla anılması paradoksu yaşadı bu ülke. FETÖ, CIA gücünü arkasına aldığı halde, küresel ekonomik yaptırım fonları, Akdeniz'den dolayı AB'nin sert tavırları, faiz lobilerin yapamadığını bir Ayvatoğlu tek başına yaptı. Bu videoyu servis edenler belli ki Ak Partiye yapacağı tahribatın boyutunu da iyi biliyordu. Kim bilir belki de sırada 2, 3, 5'ci Ayvatoğlu bombaları daha patlatılır. Nasıl olsa acayip işe yarıyor.

Ak Parti'nin bence ilk yapacağı şey bu türevlerden bir an önce kurtulmayı gösteren büyük bir temizliğe imza atması olmalıdır. İhale koşturanlar, Ak parti sayesinde müteahhitliğe soyunanlar, kısa sürede önemli mal varlığı edinmişler, parti itibarını kullanarak şahsi işlerini yaptıranlar, parti ve Recep Tayyip Erdoğan'a olası zarar verecek ihtimali bulunan kim varsa (hiç) gözün yaşına bakılmadan kapı önüne konulmalıdır. Hem de zaman kaybedilmeden.


Her Milletvekilleri kendi ilinde nelerin döndüğünü aşağı yukarı bilir. Bu değişim il başkanlarından başlanmalıdır. Şayet bugün gerekli adımlar bu aşamada atılmaz ise yarın öbür gün seçimlerde gerçekleşmesi muhtemel tıkanıklığın müsebbipleri milletvekilleri ve il başkanları olacağından… Bu sebeplen her ilde teşkilatlar dizayn edilmesi operasyonları derinlemesine sürdürülmez, mevcut hiyerarşik çarpıklığa göz yumulursa, siyasi kirlilik teşkilatlara sirayet etmiş ve bu siyasi kirliliği katkısı bulunanları sosyal medyada ve medyada yakın zamanda yeni Ayvatoğulları olarak daha çok izleyeceğiz gibi görünüyor. Her yeni Ayvatoğlu kan kaybeden bir Ak parti hükümeti anlamını beraberinde getirecek olması ihtimalidir.

Kaldı ki teşkilatlarda böyle bir dizayn sürecini halkta istiyor. Şikâyetler oldukça fazla. Erdoğan'ın “biz Ömer'leri arıyoruz” konuşması açıkçası toplumu heyecanlandırmıştı, lakin devamı gelmedi bir türlü. Yani…? Yani durum çok ciddi, kale içten düşürülüyor. Kimse bunun ne olduğunu görmek işine gelmiyor. Gelse bile parti içinde herkesin kendi kadrolarını oluşturması topyekûn müdahale etme imtiyazını kısıtlamaktadır. Herkes kendi konumunu korumak adına göz yumuyor olanlara. Asla göz ardı edilemez ve taviz verilemez. Muhalefete, FETÖ'ye, Dış mihraklara gerek yokmuş meğer. Ak Partinin kendi içinde yetiştirdiği muhalifler yetiyor artıyor bile. Hem daha etkin ve daha çok işe yaradığı görülüyor.

Hatta Recep Tayyip Erdoğan'ın çekirdek bir kadroyu yanına alarak tüm il ve ilçelerde operasyonel anlamda gerekirse tüm teşkilatları lağvederse, yeni bir yapılanmalarla halkın karşısına çıkıldığı taktirde; bu değişim rüzgarı, taze kan hali, yeni yüz ve isimlerin halkta yeni bir güven ve heyecan metaforu olarak siyasi süreci farklı bir alana taşıyabilir. Bir sabah uyanacağız ki birçok ilin teşkilatları revize edilmiş. 1,2, 3 dalga nihai sonuç verebilir. Belki de Ak parti için temel ve en gerekli ihtiyaç şu an bu değişim rüzgârını yakalamaktır.

En azından Akepe'liler ile Ak Partililer arasındaki sığ uçurum böyle belirginlik kazanabilir. Akepe ve pelikan Erdoğan'ın bu ülkede tekniksel olarak koltuğunu sallayan en tehlikeli etki ajanları, anlayamadığım bunlar neden hala fildişi kulelerinde tutuluyor. Ve kim bunları koruyup kollamaktadır böyle.

Not: Yazımın son paragraflarında “kim bilir sırada belki de yeni Ayvatoğulları bombaları patlatılır” demişim, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın yeğeni ve özel danışmanı Ömer Işık'ın arabasının bagajında balyalarla para taşıması basına yansıdı. Yazımı henüz yayınlamadan haklı çıkmam doğrusu şaşırttı beni.

TİMUR İNCE

 



YORUMLAR

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>