Selma Karakaş
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Markaların avangard gücü

Selma Karakaş Tutuş yazdı...

 

Kapitalizmin en popüler uyuşturucularından olan Starbucks, Akel, Canon, IKEA, NIKE, Koton, Kinetiks, Mavi, Defacto, Volkswagen, BMV, casper, iphone ve adını sayamadığım nice markalar "toplumdaki burjuvalı kesimi avucunun içine almış durumda" diye girmek istediğim konuya malesef; bununla yetinmeyip, özentilik hastalığını günden güne yaydığı bütün bireyleri, ağına yakaladığı bir ekolden bahsetmek daha doğru olacak. Dolayısıyla hayatın her alanında karşılastığımız marka tanıtımları, bizleri kendine odaklamak için gerek kalitesini gerekse insanlar arasında değer görmeyi markalarla bağdaştırarak, takıntılık düzeyine ulaşmamızı amaçlamaktadır.

Hal böyle olunca toplumumuzda çocuktan gencine, gencinden yetişkinine herkesin "ille de bu olacak" diye direttiği bir markası var. Bu uğurda tutumlu olmanın yok sayıldığı, markalar uğruna kredi kartlarının limitlerinin aşıldığı, virüs gibi yayılan bir hastalığın pençesindeyiz.

CEP AYNASINA BAKILMADAN MARKALARIN PEŞİNDEN KOŞULUYOR

Ekonomik çöküntüden bahsediyoruz ama marka lüksümüzden vazgeçmiyoruz. "Ekonomik kriz var, geçinemiyoruz 2 bin liralık asgari ücretle" diye yakınanlar bile cebinde 5-6 bin liralik telefonla dolaşıyor. Altındaki arabanın, kolundaki saatin markasına hiç girmiyorum. Anlayacağınız toplumumuzdaki bir çok birey, kendini başka bireylere ispatlamak adına böyle takıntılıkların takıntısı olmuş.

Ayrıca belirtmek isterim ki; belirli bir markada herhangi bir ürüne sahip olup, sadece markaya odaklanmadan, başka ürünleri de alabilme potansiyeline sahip olan bireylere diyecek söz yok. Ama bunu takıntılık düzeyinde kendine huy edinenlere, söylenecek çok söz var.

Marka diye onca para sayarlar bir ürüne ve bunu görmezden gelirler. Çünkü o markaya göre kendilerine değer biçerler. Yani kendilerini, belirledikleri markanın canlı metası olmayı öngörürler. Sonrada kendilerini alıkoyamadıkları AVM'lerde bir kahveye verdikleri 15-20 liranın hesabını yapmazlar ama; köşe başlarında gün boyu bekleyen esnaflarla, kıyasıya iki kuruşun hesabını yaparlar.

NERDEN TUTULDUK BU MARKA SEVDASINA?

Geleneksel yaşam biçimimizden çağdaşlık dönemine geçtiğimiz günden beri çeşitli markaların ürünlerine takıldık kaldık. Bunun sonucunda da üretken olma bilincimizi kaybettik. Tüketici konumuna geçtik. Şöyle düşünün; ülkemizde ki bir gencin, günde en az 7 saat kitle iletişim araçlarına maruz kaldığı bir dönemde yaşıyoruz. Bu kitle iletişim araçlarında da gün boyu marka tanıtımları dönüyor. Bu yüzden insanlar ister istemez bu araçların vasıtasıyla gördüğü ürünü almaya yönelip, üretkenliğinden vazgeçmektedir. Girişilen çabalar neticesindeyse gerek sosyal medyanın gücü gerek radyo ve televizyon kuruluşlarında ki reklamlar yoluyla olsun, hazıra konmanın cezbediciliği toplumu yönlendire yönlendire bu noktaya getirdi.

Ayrıca ergenlik dönemindeki çocukların, markalara daha meyilli oldukları aşikar. Bunun farkında olan markaların yönlendiricileri, gençleri hedef alan ürünlere daha ağırlık vermekte. Bu sayede de markaların "Ağaç yaşken eğilir" tuzağına yakalanan gençlerimiz, bu dönemde gördüklerini kendinde kuğul etkisi yaratmak için hemen alarmlar DİNG DONG çalmaya başlıyor. Durum böyle olunca globalleşen dünyada, kendine yer edinmek isteyen bireyler; seçtikleri markanın ürünüyle bütünleşmeye çalışırken, bu akıntıya farkında olmasalar da kapılmaktadırlar.

KİMLİK ARAYIŞIYLA ÖZENMEK ARASINDA KALAN BİR DURUM

Günümüzdeki bireyler arasında bir iletişimsizlik söz konusu. Bu iletişim sorununu çözmek ise genelde hep es geçiliyor. "Ben insanları anlamaya çalışacağıma, onlar anlasın" düşüncesinin hakim olduğu kişiler, kendilerini başkalarına kabullendirmek için kimlik arayışına başvurmaktadır. Kimlik kargaşasının içinde bocalanırken, bir birlerini anlamaya gayret etmiyorlar ve etmedikleri için de kendilerini alışveriş mağazalarına atarak, kenetlendikleri markaların ürünlerini alarak, egolarını nacizane tatmin etmeye çalışmaktadırlar. Görünen böyle olunca bir çocuk, bir genç bile ailesinde yada arkadaşlarında gördüğü marka akımına kapılabiliyor. Kimlik arayışının en büyük etkeni ise karşı cins tarafından beğenilmek, ilgi görmek, hemcinsleri tarafindan saygınlık duymak. Bu etkenleri gerçekleştirmek adına değirmenin suyunun nerden geldiğine bakılmaksızın, servetler yığanlar var markalar uğruna.

Popüler diye tanımladığı arkadaş gurubuna dahil olmak isteyenlerin basvurduğu yöntem ise özentilik. Başkaları için yaşamak, başkaları için kendini değiştirmek diyebiliriz buna. Bir taraftan da elalem görsün, bilsin eşliğinde "voov desinler" diye kendini piskolojikman ayrıştırdığı bir marka tiki var olmakta.

Konuyla ilgili Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Sağlığı Hastalıkları Anadalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taner Güvenir verdiği röportajda şöyle diyor: Bu durumun "takıntı" haline gelmesinin nedenlerini de özellikle ergenlik döneminde kimlik arama sürecinin gereği olarak "bir gruba ait olma" isteğiyle açıklıyor.

AİLELERİN TÜKETİM ALIŞKANLIĞI ÇOCUKLARI YÖNLENDİRMEKTE

Aile, belirli sayıda bireyleri bir arada tutan manevi ve güçlü bir bağdır. Bu bağı oluşturan bireylerin davranış ve tutumları birbirini etkilemektedir. Bu yüzden tüketici konuma düştüğümüz şu günlerde bir marka takıntımız varsa çocuklarımız da bundan nasibini alabilmekte.

Ailelerin tüketim alışkanlığıyla ilintili olarak; anne karnındaki çocuğa don biçmeyle başlayan serüven, yetişkinlik dönemine kadar ilerliyor. Daha çocuk doğmamamış; ebeveybler çeşitli markalardan şampuanlar, sabunlar, bakım kremleri, mamalar alıp bekletiyor. Bir de o ünlü markalardan da çeşit çeşit elbiseleri, ayakkabıları raflara diziyor. Çocuk doğar doğmaz, marka çılgınlığıyla karşılaşmakta ve ilerleyen dönemlerindeyse bir elbisenin, bir oyuncağın markasını logosundan tanıyıp, bağımlısı olabilliyor. Sakın çocuktur, ne anlar demeyin! Şimdi ki çocuklar bir başka. Adapte olmalarıyla çevresindekilerden gördüklerini kopyalamaları an meselesi.

Küçücük çocuğun bile markaya göre değer biçtiği ve akranında aynısı yoksa hor görmeyi öğrettiğimiz bir nesil yetiştirmekteyiz. Daha sonra da çocuklarımız, maddi gücümüzün yetmeyeceği bir şeyler istediklerinde sitem ediyoruz. Aslında kendi kuyumuzu kendimiz kazmışız, beğenmiyoruz.

SAHİP OLDUKLARIMIZIN DEĞERİNİ UNUTUP SAHİP OLAMADIKLARIMIZA ODAKLANDIK

Sahip olduğumuz nesnelerin, olguların değerlerine kör; sahip olamadıklarımıza dört gözle bakar olduk. En önemlisi de burda, kendimizi ele verdik ki bir markanın gölgesine sığındık. İnsan olmayı markayla özdeşleştirdik. Karşımızdaki kişiyi, giydiği elbisenin-ayakkabının, taktığı çantanın-gözlüğün, bindiği arabanının, kullandığı telefonun markasına göre değerlendirecek kadar çirkinleştik.

Aslında bir şeyleri dengede tutabilmeyi başaramadık ki pahalı diye sahip olamadığı 5-6 bin liralık (ve ya daha fazla ) markalı telefonu, yıllarca iç dünyasında hayalini kuranları ve pahalı diye alamadığı 100-200 bin liralık markla araba için can atanları var ettik. Ama paha biçilemez bir annesi, bir babası, bir eşi kısacası bir ailesi var diye can atanları var edemedik. Niye mi? Çünkü o bağımlısı olduğumuz markalar, insanlardan çok onlara değer vermemiz için ezelden beri hep yeni bir ürün çıkararak, nefsimizin o doyumsuz arzusunu tetikleyerek bizleri tutsaklaştırdı. Tüketim alışkanlığını, marka seyrinde devam ettirerek egomuzu doyuralım dedik. Böylece sahip olduğumuz güzelliklerden öyle bir mahrum kaldık ki; en yakın arkadışım diye nitelendirdiklerimizi, üstündeki marka amblemlerine-logolarına göre değerlendirecek kadar adileştik.

Sonra ne mi oldu? Devir öyle bir değisti diye başladığımız cümlelerin eşiğine geldik derken eşiği geçip, içeri girmişiz farkında değiliz. Evet, devir öyle bir değişti ki "bu akşam evde tencerem kaynayacak mı, ekmek alıp eve gidebilecek miyim?" kaygılarını üst raflara kaldırdık. Elimizin altına koyduğumuz raflardaysa; egomuzu tatmin etmek için bireyler arasında bir kutuplaşma var ederek, markaların ete kemiğe dönüşmüş halini koyduk.


Selma Karakaş Tutuş



YORUMLAR

  1. Yusuf

    04.08.2019 20:17:37

    Abi ben marka tutkunu birisi değilim ve çoğu markadan daha iyi bilinmedik markalar mevcut bunu çok iyi bilen birisiyimLakin şu marka dediğiniz firmaların mağazalarında alışveriş yapacak olduğumda kendi mağazammış gibi gidiyor deniyor alıyor değişiyor ve iade yi kolaylıkla yapabiliyorum.. maalesef normal bi mağazada 3ürünü tezgaha indirdiklerinde suratlar değişiyor almadığında dudak bükülmeler ve hatta laf söylemeler mevcut...tabiki iyi esnaf var lakin oda çok az... doğru analiz yapalım...

  2. Gülperi

    01.08.2019 20:00:26

    Selma Hanım çok haklısınız. Biz giymedik, bizim olmadı diye diye bazı şeylerin çocuğumuzun yaşamasını sağlıyoruz. Ancak ilerleyen zamanlarda da bunun zorluklarını çekeceğimizi biliyoruz. Ancak Allah evlatlarımıza sağlam karakter versin diye dua ediyoruz. Zira karakteri iyi olursa markaların esiri olmayacaklarına da inanıyorum. Yeter ki sağlam karakter aşılayalım onlara. Yine de çevremizde onlarca doğal insan var. En azından batıda bulunan şehirlerde yaşayan insanlardan daha şanşlı hissediyorum kendimi...

  3. Halit culum

    01.08.2019 18:51:45

    ozellikle yetiskinbayanlar ergen ve ergen üstü gençler uyuşturucu gibi bu hastalığa tutulmuşlar marka olursa herşeyin daha iyi olacağını düşünüyorlar erkekleri inaniinanılmaz bir sekil de maddi olarak zorluyorlar konunun hemcinsleri tarafından kaleme alınması sıkça gündeme gelmesi halinde iyi olacağına inanıyorum marka yemek marka giymekle markalı ürün tüketmekle insanın kalitesi eğitimin kalitesi yaşamın kalitesi yükselmez çalışmak okumak ve üretmekle maddi manevi gelenek göreneklerimize inanclarimiza milli kimliğimize sahip çıkarak başarı ve mutluluğu yakalayabiliriz selamlar saygilar

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>