Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Mesaj alındı demek yeterli mi?

Timur İnce yazdı...

 

Geçen hafta bu gün İstanbul'da seçim vardı. Ortalık biraz durulsun bende yazımı ona göre yazayım dedim ve 23 Haziran seçimlerinde şunu gördük. İster kabul edin ister etmeyin tüm Türkiye, Ak partiye oy verenler, vermeyenler, hatta eski solcular, demokrat, muhafazakar, liberaller ve koyu Ak Partililer söz birliği yapmışçasına AK Partide bir değişimin yaşanması gerektiğini savunuyor.

Bunu sırf keyifleri öyle istedi diye değil; il, ilçe teşkilatlarından, diğer ekseri yöneticilerin laçkalaşmasından, milletvekillerine kadar giden bir yozlaşmanın artık göze çarpmasından kaynaklı. Ak Parti yetkililerin ise bu değişim talebine genelikle “mesaj alındı” şeklinde verdiği karşılık artık toplumu tatmin etmediği; böyle bir değişime köklü bir cevap vermesi gerektiğini düşünüyor.

Peki bizler; AK Parti'de değişim değişim diyoruz da gerçekten böyle bir değişim yapabilecek potansiyel ve cesaret var mı parti ana merkezinde hep beraber ona bakmak gerekiyor. Öncelikle AKP'LİLER, AK Parti ayırışmasından işe başlamak lazım. Şayet AKP'LİLER yok sayılırsa hiç gerek yok buna. Böyle devam etsin demeliyiz. Kimse alınmasın, parti içinde AKEPELİLER, AK parti gerçeği var. Bir de şu troller... Kafayı fena taktın şu trollere diyenlere cevabım yine aynısı. Ak Partinin çalıştırdığı trol ordusunu “tamamen” tasfiyesi mümkün olmadıkça, kanserli bir yara gibi bünyesinden kesip atmakla işe başlamazsa istediği kadar “Mesaj alındı” desin, açık tabirle söylemek gerekirse bu gemi batar. Haricinde şahsen mesaj alındı denilmesini bir amigoculuktan İbaret kaldığını düşünüyorum.

Doğrusu halkın bir beklentisi var. Toplumsal bir feryadın haykırışları dolaşıyor ortada. Duyulmayı isteyen sessiz yığınlar. Sadece İstanbul'la sınırlı değil, tüm Türkiye geneli, Anadolu konseptinden AK Partiye gönül vermiş insanların artık beklenen “o” değişimin bir an önce, halkın istediği gibi; Parti yöneticileri, Milletvekilleri, kabine ve teşkilat mensuplarının üzerinde yapacağı revizyonla AK Parti, İstanbul seçimlerini ezici bir çoğunlukla kazansa dahi Erdoğan'ı gelecek siyasi koşullarda zora sokacağına kuşku duymayan bir değişim gerçekleşsin istiyor.

Halkın mütevaziliğine bakarsanız dağların yeri değişsin demiyor kimse. Sadece olması gerekeni. İstanbul'da 31 Mart günü verilen oy oranı ile 23 Haziran günü verilen oy farkının temel prensibinde bu değişimin dayatmasının yapıldığını hepimiz gördük.

Bir Fox'un Fatih Portakal ile İsmail Küçükaya'nın gösterdiği çabaya karşı; Yenişafak, Star, Takvim, Sabah, Akşam, Diriliş Postası ve bağlı bulundukları bir çok kanal, diğer medya kuruluşlarının topyekün çaresiz veya cılız kalmasının nasıl ters bir reaksiyon sebep olduklarını... “Yandaş” diye bilinen bu basın argümanlarının parti ve devlet imkanlarından finanse edilmesine rağmen yeterince etkili olmadıkları için silbaştan bir değişime tabi tutulması gerektiğine dair basın revizyonu da “mesaj alındı” normlarına dahil edilmesi gerekiyor.

Koskoca iktidar medyası Oda TV adında bir sitenin haberlerine laf yetiştirmek karşısında güçsüz kaldığını hatta bu yüzden kendi algısını üretemez duruma düştüğünü nasıl bu durumda es geçebiliriz.

İsmail Saymaz ve Barış Yarkadaş gibi iki gazetecinin bazen tüm iktidar partisi kalemşörlerini esir aldıkları ve bu iki gazeteciye karşı sadece savunma pozisyonunda kaldıklarını görüyor izliyoruz. İsteğimiz kadar inkar edelim bu gerçeği ne değiştirebilir ki?

Akif Beki ile Yıldıray Oğur'un yazdıkları analizlerin ciddiye alındığı kadar iktidar partisi yandaş gazetecilerin yazıları ciddiye alınmıyor.

Bu nevrotik patlama ve ruhsal bir enfeksiyon halinden kurtulmak programında sadece üç beş teşkilat başkanı, kabine yetkilisi, Binali Yıldırım, parti içinde aktif çalışan ile sınırlı kalınırsa tek kelimeyle 2002'de kurulmuş bu güne uzanan güçlü Erdoğan partisinin felsefesine yazık olur.

İşin ilginç tarafı tüm Türkiye'nin bu değişimin tek mümessilli Erdoğan'dan beklemeleri. Erdoğan'nın ise milli irade vurgusuna, belli ki içeride ve dışarıda birilerine mesaj verme ihtiyacı hissettiği o kitleye “Bizim siyaset anlayışımızda millete küsmek, millete darılmak, hele hele milleti suçlamak asla ve asla yoktur” sözlerinin adresinin doğrudan doğruya AK Parti kadroları olduğunu bildiğimiz ortadayken.. AK Parti'ye yakın medyada, İmamoğlu'nun seçilmesini “sandık darbesi” olarak nitelendiren milli irade düşmanlarının ayıklanmasına kadar bu yelpazeye dahil edilmesi gerekiyor.!!!İmamoğlu'nun yüzde 54'le kazandığı seçimleri, Kandil ve Pensilvanya'yı sevindirecek bir sonuç olarak nitelendirenlere inat; Erdoğan, “İstanbul halkının kararının başımızın üstünde yeri vardır” diyerek ortamı egale eden lider duruşunu hissettirdiği yeni bir dile ihtiyacın olduğunu fark ettiği, Erdoğan da çok iyi biliyor ki “Muhtar bile olamaz” diyenlere inat Cumhurbaşkanı olduysa, milli irade çok önemli bir güç olduğu telaffuzunu hatırlatmasına kadar bu yeni revizyonun başlıklarını oluşturmalıdır.

Ak Parti içinde Erdoğan dışı stratejik bir aklın varlığı ve bu aklın karşılaştığı bütün sorunları devlet eliyle, savcılarla, polisle çözebileceği düşüncesini her halükarda göstermek yerine alternatif fikirler üretecek bir yetkiliyle halkın karşısına çıkmayı görev bilen; meşruiyet sınırlarını tanımayan bu aklın, her türlü muhalefetin, aykırı sesin, eleştirinin arkasında dış güçler, organize yapılar, komplolar aramayacak bir objektifle hareket etmesini zorlayacak toplumsal hafıza kodlarına ulaşması da mesaj alındı çıkınına dahil edilmelidir.

Her eleştiriye algı operasyonu diyen veya FETÖ'cü yaftalamasıyla muhataplarını diskalifiye etmeyi öğrenmiş çok seslilikten çekinen bu dili kullananların bilimum toplum hassasiyetlerini göz ardı edenlerin de baştan sona tamir ve tedavisi yapılmalıdır.

Özelikle Anadolu kentlerinde vekillerin toplumla aralarında ki mesafe Ankara kulağına gitmediği “o” en nihai gerçek. Vekillerin Anadoluda kurduğu küçük burjuvazist devletçiklerin temeline darbe yapılması da çok önemli. Özelikle milletvekillerin özerk görevlerine sürülmesine dair aynı değişim periyodunda gerekirse “MilletVekili” kavramının yerinde ve yeniden Türkçe'de sözlük karşılığı olarak tanınlanma yapılmasının kati suretle milletvekili revizyonu yapılması da sorunlar silsilesi içinde yer almalıdır.

Milletvekillerin halkın sorunlarıyla ilgilenmek yerine rant, ihale koşturan, şehirlerin kıymetli yerlerini uzaktan kumandalarla taşeron araçlar üzerinden yeni bir mafyalanma konsürsiyomu diyalektiğiyle elde eden kişilerden öteye gitmediği; arsa, kıymetli mülk, ihale yöntemiyle talan etme girişimlerinin halkın vicdan muahebesinde yarattığı kargaşanın ilgili mercilere şikayet edememe deport revizyonu da mesaj alındı'ya konu edilmeli.

Teşkilatlarda ki çürümenin boyutu da...

Ve bu teşkilatların halka bakış açısının yukarıdan, tepeden, kibirli, bir saltanat havasında, Ak partinin yenilmezlik egosuyla buluşanların bir araya geldikleri oligarkların, partiyi birer adres olarak kullandıkları ve asıl partiye gönül verenlerin insafsızca parti teşkilatlarından uzak tutukları gerçeğinin yine toplum merkezinde meydana getirdiği travmaya kadar neşter atılmalı...

Ve Ak Partinin doğal mendiliteye göstereceği refleksin, ki buna fabrika ayarları diyoruz, yeniden fabrika ayarlarına evrilme sürecinde baş vuracağı halk standartlarıyla uyumu bariz gözle görülecek ölçüde mi olacak yoksa bilindik aynı samimiyetin saptamasında, spariş düzeyde başvuracağına odaklanacak mıyız sorusuna mı hazırlıklı olmalıyız.

Tüm bu ana başlıklarda revizyon yapılarsa elbet bir şeyler değişir. Ben şahsen böyle geniş çaplı bir revizyonun yapılacağına ihtimal vermiyorum. AKP'liler asla buna müsade göstermez.

Bu sebeple Erdoğan'ın işi çok zor.

İçerde ki AKP'liler AK Parti'deki sorunların çözümüne kulak asmadıkları için İstanbul kaybedildi. İstiyorlar ki Erdoğan sırtında sorunlar bir kambur şeklinde büyüsün ve bir bakanın gidip diğerinin gelmesine, partinin söyleminden siyaset tarzına, ülke yönetiminden toplumsal huzura kadar köklü değişiklikler hiç yapılmasın. Parti içi ziyaretlerle, hediye, çelenklerle günü tamamlayalım istiyorlar.

Velhasıl velkelam bir de milletin cebi var ki en önemli konu. Demirel “tencerenin düşürmeyeceği iktidar yoktur!” demişti. Ekonomiye ilişkin olumlu değerlendirmelere ise ekonomi yönetiminin devam edeceği sonucu üzerinde hassasiyetle durulması yine AK Parti geleceğinin yol haritasını oluşturuyor.

Şimdi tüm bu genel kavramlara bakılırsa; Erdoğan 1994'den Girdiği tüm seçimleri kazandı. Buraya kadar sorun yok. 23 Haziran İstanbul seçimleri hariç. Kaybetti. Bunun muhasebesini yapmaya hazır il ve ilçe teşkilatlarının içinde bulundukları lüks, ihtişam, siyasi egonun velinimetlerinden vazgeçecek kaç siyasi aktör AK Partide var ona bakalım. Sanırım kimse yok. İşte yazımın en başından dediğim gibi AKP'LİLER'i AK Partililerden ayırtılmadığı sürece bu iş olmaz, insanlar tatmin olmaz ve bir şeyler sürekli eksik kalmaz mı? Aynı geminin açık sularda dönüp durmaktan başka yol alamayacağını bilmeliyiz.

TİMUR İNCE



YORUMLAR

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>