Selma Karakaş
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Objektiflerin Kızıştırdığı İyilikseverler

Selma Karakaş Tutuş yazdı

 

(Sesli Makale)


Küreselleşen dünyada, küreselleşmiş bireyler arasında hep geçmişin ve eskinin hatrı kalır insanın belleğinde. Ne kadar unuttum deseniz de bunu inkar edemezsiniz. Bir de geçmişte size tanıklık etmiş güzel anılar biriktirmişseniz inanın ki bu sizin için büyük kazançtır. Ve benimde belleğimde yer edinen, unutamadığım bir olayla başlamak istiyorum yazıma.
Yapılan iyiliği karşılık beklemeden yapan çok az yardımsever insanın olduğundan dert yanıyoruz. Azınlıkta olan bu yardımsever insanlardan birinin yılların unutturamadığı davranışına, 7-8 sene önce tanık olmuştum. Yıllar önce, köyümüze kurban bayramında kurban kesemeyen ailelere; birileri gelir, kimlerin kurban kesemediğini sorar, kurban eti dağıtırlardı. Kimin gönderdiğini sorduğumuzdaysa şu cevabı verirlerdi: "İsmini vermek istemeyen bir hayırsever, sadece dua edin." derlerdi.

Hâlâ o yüce gönüllü kişinin davranışını unutmamakla birlikte bir de günümüz para babalarına bakıyorum; aradaki fark dağ gibi büyüyor gözümde. Yaptıkları iyiliği herkes görsün, bilsin, duysun diye girmedikleri kılık kalmadı. Sorsanız etrafımız bir iyilik çemberine bürünmüş ama; bu çember içinde o kadar çok yoksul insan var ki şöyle bir etrafınızı kolaçan etseniz, hak verirsiniz.

Kendi isimlerini duyurmak pahasına dünyayı rekabet yarışına çeviren kişiler, kaşıkla yaptığı yardımları kepçeyle almaktan feyz duyduklarından sürekli kameralar karşısında bundan dem vuruyorlar. Kaşığı kepçeye değişmek, ekranda olmaya bedel. Çünkü bu iyiliksever kurumlarımız; ekranlar aracılığyla kendilerine destek olan küresel bireyleri, ikna etme yöntemleriyle kalbinden vuruyor. Bir vicdani sömürüyle zengin kesimden tutun, ülkenin en fakiri bunların yardımsever kimliklerine ekranlar dizgesinde güven buluyor ve bu kuruluşlara bağışta bulunup yardım zincirine katılmaya umut bağlıyorlar. Bu sebeple bireyler arasındaki rekabetin, yaptığımız iyilikleri yok etmeye sürüklediği bir devinim geçiriyoruz. İyilikten maraz doğar derler lakin; iyilikten değil de bireylerin bu çelimsiz davranışlarını masumiyet tablosuyla iyilik yapayım derken, OBJEKTİFLERE çanak tuttuğu bir dönemin içindeyiz.

Kameralar karşısında yardım veren bu bireylerde BEN egosunun hakim olduğunu görüyoruz. Onların sahip olduğu düşünce biçimi şöyle: Yardımsever tek kişi kendileri ve bağlı olduğu kurumlar. Geriye kalanları ezip geçmek içinse sürekli kendilerini birilerine yardım eli uzatmış vaziyette göstermeye çalışırlar. Aslında insanı can evinden vurmayı çok iyi biliyorlar ki; günümüzde objektif detektörlerinin masumiyetle alakası olmayan davranışlarını, çoğumuz ayakta alkışlar hale gelmişiz ve körü körüne bir bağımlılık oluşturmuşuz.

Alkışlarımız sonucu rekabet ortamında herkes şartsız koşulsuz iyilikler yapmaya başlamış. Bravo! Ne kadar çok iyilikseversiniz? Sormayın gitsin! Haaa sorayım dediniz, şöyle açıklayayım: Söze gelince bir çok yardımsever iş adamımız, sendikalar, vakıflar ve derneklerimiz var. İcraata gelince; yaptıkları yardımları kameralar karşısında takır takır dile getirirler. Objektif olmayı OBJEKTİF'lerde yer almaya tercih ediyorlar. Basın mensupları nerdeyse bu zihniyete sahip şahsiyetlerde hemencik orada bitiveriyor. Anlayacağınız; yaptıkları yardımları duyuracak bir ses yoksa yardımları sansürlüyorlar.

Kamera tiryakileri elinde yürütülen yardım destekleri sayesinde; gerek iç savaş gerekse batılı devletlerin sömürgeleri haline gelen ülkelerde yaşadıkları enkazı unutturmak adına yıllardır ülkemizden Orta Asya, Orta Avrupa-Balkanlar ve Orta Doğu ülkelerine yardımlar yapılıyor. Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı(TİKA) raporlarına göre; Türkiye kalkınma yardımlarının en önemli parçası olan ve uluslararası izleme ve değerlendirme çalışmalarında ölçüt olarak kullanılan resmi kalkınma yardımları 2016 yılındaki 6,49 milyar dolar seviyesinden %25 artışla 8,12 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Her şey iyi güzel de; onca yardım gönderiliyor ve her yıl artışla yükselen rakamlara rağmen bahsi geçilen ülkelerde hâlâ açlıkla/susuzlukla mücadele ediliyor. Açlıktan kurumuş bedenleri medya kuruluşlarında görüntülüyorlar sonra da "bilmem kaç tane su kuyusu açtık, bilmem kaç tane TIR dolusu yardım gönderdik" diyorlar. Sormazlar mı samimiyet bunun neresinde? Ya yaptığınız yardımlar yerine ulaşmıyor, başka şahıslar tarafından stok yapılıyor yada o dolu gönderdiğiniz TIR'lar deliniyorda yerine ulaşmadan içindeki yardım kolileriniz tuzla buz mu oluyor?

Bu çelişkiye açıklık getirirseniz çok seviniriz; Saygı değer Kamu Kurum ve Kuruluşlarımız.

Ayrıca 11 ay boyunca yapmadıkları yardımları 1 aya indirgemeye çalışmalarının verdiği ironiye değinmemek olmaz.

Ramazan ayında olmamız sebebiyle bu ay yaptığımız iyilikler kat kat yazılıyor ve bunu fırsat bilenler, kollarını sıvayalı günler oldu. Tabii niyetleri ne kadar görünen yüzüyle hayır duası almak olsa da kamera arkasındaki yüzleriyle asıl niyetleri; birileri tarafından görünmek, dilegelmek olduğunu gösterir nitelikte.

Bu sebeple televizyonu açıyoruz izlemek için her kanalda ayrı bir iyiliksever propagandası dolanıyor. X kanalında biri çıkmış diyor ki "yardıma muhtaç ailelere şu kadar bu kadar yardım gönderdik. Çocukları da unutmadık, küçük sürprizlerimiz oldu onlara" Y kanalında da aynı alavere dalavere dolanıyor. Ayrıca kullandıkları ifadeleri desteklemek adına iyiliğin muhatabı olan kişilere yaptıkları yardımları, başına kalkarcasına videolar yayınlayıp duruyorlar.

Durum böyle olunca bu aralar iş adamlarımız, sendikalarımız, vakıflarımız, derneklerimiz ne kadar yardımı seviyor anlatamam! Zaten benim anlatmama fırsat kalmıyor ki; ramazan ayı munasebetiyle "kendimi nasıl toplumun gözüne koyarım?" düşüncesiyle yardım kolileri hazırlamışlar, iftar yemekleri düzenlemişler ve bunları dört koldan her yere yayınlıyorlar. Açıkçası söylemek gerekirse ben bireyin gözüne sokulmaya çalışan bu iyiliksever şahısların samimiyetine güvenmiyorum. Çünkü gerçekten muhtaç birilerine yardım etmeyi niyetlenmiş kişiler, bunu bir yerlere duyurmaya çalışmazlar. Aksine; bireyler incinmesin, mahcup olmasın bilinciyle gizli bir şekilde yaparlar.

Değinilmesi gereken bir başka konu da şöyle; bu aralar Belediye Başkanlarının katıldığı iftar yemekleri gündemi oldukça meşgul ediyor.

Yerel değilde, ulusal olarak ele almak gerekirse; geçenler de bir haber kanalında Sayın Ekrem Imamoglu'nun " ben bir günde 60-70 evde iftar açıyorum" demesi bazı kesimden oldukça eleştiri yağmuruna tutuldu. Nasıl bir gün içinde 60-70 kez iftar açılabiliyor sözü polemik oldu. İnsanlık halidir belki yanlış telafuz etmiştir, diyerek insiyatif kurmak istiyorum ve şöyle diyorum:

Sayın Ekrem İmamoğlu

Günde 60-70 evde iftar açmaya basın mensuplarınıda peşinize takıp gideceğinize, 60-70 kişiyi siz sofranızda ağırlayın. Emin olun ki; böylesi daha makbule geçecek.

Demiştim ya iyilik, bireyler arasında bir rekabet ortamı oluşturmuş. Sayın Ekrem İmamoğlu İstanbul'da iftar sofralarına katılırken; yine geçenlerde bir baktım ki Sayın Binali Yıldırım öğrenci evine konuk olmuş, iftarını açıyor. Sonra da o mütevazi mizacıyla "KONUM ATIN İFTARA GELEYIM "diyor.

Sayın İstanbul Belediye Başkan adayları;

İftar sofrasına katıldığınız kişiler, belki de siz geleceksiniz diye bütçesini aşan bir sunum hazırlamak isteyecekler. Size karşı mahcup olmamak için elinden gelmeyeni dahi yapmayı göze alacaklar. Bunun yerine onca yardıma muhtaç vatandaşlarınız varken; bırakın 60-70 evde iftar açmayı, bırakın "konum atın, iftara geleyim" çağrısı yayınlamayı. Siz o zırhtan duvar ördüğünüz evlerinizin kapısını, yardıma muhtaç ailelere açsanız ve bunu kameralar karşında değil de sessiz sedasız gerçekleştirseniz ne olur?

Dolayısıyla iyilik yapayım sevap kazanayım derken bunu çıkar savaşına dönüştüren, yaptıkları yardımı objektifler karşısında dile getirmeden yapmayan bir millet olduk.

Veren eli alan el görmeden yapılan yardımlar en makbulüdür demeden, verdiğimiz yardımlar muhatabına ulaşmadan, basın yayın organları/sosyal platformlar aracılığıyla yayınlamaya koyulduk. Kendilerini böbürlene böbürlene anlatan kurumların iyiliksever görünümüne katılıp, yardıma muhtaç insanları görmez olduk.

Bu sayede etrafımızda daima kamera tutkunları olduğu müddetçe "iyilik yap denize at, balık görmezse Halik görür." atasözünü günümüze uyarlarsak; iyilik yap denize atma! Seni sarmalayan kameralar çeksin, balık görmesede olur insanoğlu görüyor ya yeter...


Selma Karakaş Tutuş

2009_88



YORUMLAR

  1. Mehmet Tunç

    11.06.2019 15:48:00

    Yazınızı yeni okudum... Hakikatleri bir bir sıralamışsınız... Bu hususta sosyal medyada iyilik adı altında özellikle çocukların kişilik haklarını ihlal edici görseller yoğun şekilde paylaşılıyor... Sosyal medyada çocukların sosyo-ekonomik durumunu kullanarak fotolarının milyonlara sunulması kişilik haklarına saldırı niteliğindedir... Bu durum TCK'na göre suç teşkil etmektedir...ÇHS'ne, Anayasası’nın 41’inci ve 7.3.2017 tarihli MEB genelgesine aykırıdır... İlgili kurumları harekete geçirecek tarzda yazılarınıza devam etmenizi isterim... Kolaylıklar diler, saygılarımı sunarım...

  2. Hikmet

    30.05.2019 18:35:42

    İnsanlar eskiden karşılık beklemedikleri için yardım yaptıkları için isimleri saklarmış.. Ancak bugün hangi yapılan karşılıksız ki? Bu insanlar yardım yapıyoruz diye önce göz dolduruyor sonra bakıyorsun ki bir yerden siyasete atılıp aday olmuş veya bulunduğu konumdan terfi atlamış. Bir verip on almak için yardımlar yapılıyor. Ve gerçek ihtiyaç sahipleri es geçiliyor. Güzel bir noktaya temas etmişsiniz.

  3. Yasemin

    30.05.2019 14:11:00

    Sağ elin verdiğini sol el görmemeli diyoruz ama sadece sözde.. Bugün günümüzde sofrasını paylaşmayan az kişi kaldı. Başkan adayları da güne ayak uyduruyor napsınlar. Neticede her kesimden oy almak dertleri. Bu arada işin iç boyutunu da bilmiyoruz. Belki öğrenci sofraları o gün yetililer tarafından düzenlenmiştir.

  4. Ahmet

    30.05.2019 14:08:42

    Hal böyle olunca yardım alan kişi tarafından yapılan yardımın da bir önemi kalmıyor. Bazen insan misafirliğe gider ama ev sahibi tarafından yapılanlar ballandırıla ballandırıla anlatılınca rahatsız oluruz. Ne gerek verdı geldik de yemek yedik pişmanlığı yaşarız. Ya da asık suratla karşılandığımızda. Kimseye bu pişmanlığı yaşatmayın

  5. Hasan

    30.05.2019 14:07:05

    Kaleminize sağlık yazınızı çok anlamlı buldum. Malatya'da faaliyet gösteren yetimler kervanının iftar yemeği fotoğrafına denk geldim. Genç bir kız yüzünü kapatmış. O fotoğraftaki tabloya gerçekten çok üzüldüm. Genç bir kız yüzünü kapatmıştı. Belli ki görünmek bilinmek tanınmak istemiyor. Yardım yapacaksanız insanların gözüne sokmayın!

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>