Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Tohumdan tefecilere...

Timur İnce yazdı...

 

SESLİ MAKALE 

 

 

Rizeli bir çay üreticisi; “eskiden çay bahçesini kendimiz toplardık, malum masraflar artınca, çay aile fertlerinin giderlerini karşılamaz oldu ve göç ettik büyük şehirlere. Gurbetlere düştük, şimdi çayımızı Gürcüler gelip topluyor. Yani kısaca eskiden (eğratlık) imece usulü yardımlaşma vardı, o iş bitti, şimdi Gürcüler nasıl gelecek onu düşünüyoruz, onların da gelmeye hiç niyetleri yok.”

En son çay toplanması için acil eylem planına geçildi.

Malatya kayısısında da durum farklı değil, kayısı hasadı için işçi sıkıntılı olacak bu yıl. Lakin şimdilik herhangi bir yetkilinin programında böyle roterik yer almıyor. Şimdiden önlem alınması gereken bir konu. Çayın başına gelenler kayısı başına da gelebilir. Kaldı ki 40 yıldan beri kayısı üreticisi istediği pazarlama standartlarını bir türlü yakalayamadı. Özelikle son 10 yıldır tabiri caizse işçiye çalışıyor. Şehirlerarası işçi tedarik oranı da bir hayli düştü. Malum kayısı yoğun el emeği isteyen bir hasat türü. Çiftçi her yıl sonrası artan işçi maliyetleri karşısında kazancının bir bölümünden feragat ediyor.

Yani tarım istikrar vaat etmiyor artık. Tütün kotalı ekiliyor, şeker pancarı da yine kotalı. Pamukta... Ve birçok tarım ürünü üreticisi açık açık zarar ediyor, üretici mağdur, borç içinde! Kazanan komisyoncu ve hal pazarları.

Bunları yazıyorum diye hedef oluyorum, yazmayınca vicdan diye bir şey içimi sızlatıyor. Çünkü doğruyu söylemek herkesin işine gelen bir durum değil. En azından Covid-19, tarımda yaptığımız hatayı keşfedeceğimiz bir süreç olarak görmemiz gerektiğini düşünmekteyim. Önce toslayacağız, sonra çözüm üreteceğiz. Umarım en azından bu boşluğu fark etmiş oluruz. Tarımda önce toprağın yeni tarım politikalarının sahaya sürüleceği, çiftçi ve üretici haklarını koruyacak, ya da iyileştirici yönleri ile toprağın terk edilmesi önüne geçilerek başlanmalı. Cumhuriyet ile kurulan “sözleşmeli” pancar ekimini diğer ürünlere de uygulanmalı gerekirse!

Aynı düşünceler çerçevesinde şu soruyu sormak icap ediyor. Bu çiftçiler, tarım üreticileri, köylü, üreticinin hali ne olacak? Ziraat odaları ne işe yarar ve bu ziraat odaları bir köy derneği statüsünün dışına çıkıp, aidat toplamak haricinde ne zaman ziraat odası görevini ifa edecektir doğrusu merak ediyoruz.

Daha dün Recep Tayyip Erdoğan ekranlarda “evlerinizin önünü dahi ekin” talimatını doğru anlayanlar eş zamanlı olarak şunu içinden geçirmişlerdir. Mazot, tohum, gübre masrafları ekini karşılamıyor. Karşılasa dahi satış yapmak gibi bir şansımız yok, komisyoncu resmen çöküyor ürünümüze, çaresiz ürettiğimizi mecburen götürüp ellerine teslim etmek zorunda kalıyoruz!

Çünkü 1980'li yıllardan beri Türkiye'de Neoliberal Tarım politikası devreye girdi. Çiftçi, fide/tohum/gübre/ilaç/mazot kıskacında; boğazından, uykusundan, emeğinden kısıtlayarak çoluk çocuğunun emeği ile zor bela üretir. Sonra komisyoncu tüccar gelir ve sıfır masrafla çiftçiye ortak olmak gibi bir (lüksü) imtiyazı vardır. ”Hal mafyası” ise fiyatı belirler-Tarım ve Ticaret bakanlığı yıllardan beri sadece seyreder-Üretici ve tüketici yani Türk milleti %99.9 böylece tokatlanır, binde bir oranındakiler malı götürür.

1980'de ANAP iktidarı döneminde serbest piyasaya geçilmesiyle başladı her şey. Kamuculuk ve denetimin ortadan kaldırılması, yeni Dünya dedikleri neolibaralizim küreselleşmesi küçük ölçekli işletmeleri bitirdiği tarih olarak kabul edilir. O gün bugündür üretici ve tarım can çekişmektedir.

Kaç yıldan beri hazırlanan fakat bir türlü bitmek bilmeyen “Hal yasası” aciliyet taşıdığı halde, yine de devlet büyüklerimize hatırlatmak babında “ikinci bir soru” şeklinde sormak istiyorum. Hal yasası nerde? Köylü, tarım işçisi olmadan bir ülkenin istikrar sağlama temel taşlarından biri sürekli eksik kalacağından... Bu necip millet bu kadar hak, hukuk yiyenin yükünü çekmek zorunda mı?

Ülkemiz genelinde meyve, sebze, hububat, tahıl üretimi yapanların ortak bir sorunu var. 1-Ekilebilir sahaları işlemek, toprak tarımı yapmak ve üretim gerçekleştirmek çok pahalı. 2-Ürettiği ürünlerini hak ettiği fiyat ederinden satamaması. Tarım icraatçısı gibi ciddi bir kitlenin sesini duymamak ancak bir talihsizlik anlamına gelir ki, bu; beraberinde hem adaletsiz bir pazar stratejisi hem de üretimin yavaş yavaş ortadan kalkmasına, orantı olarak tarım nüfusunun şehirlere taşınarak, hayatlarını idame etmek için yeni bir çıkış yolu arayışına sürüklenmeleri sonucunda git gide işsizlik ordusuna dahil olan neferler haline geldiklerini... Telakki eden ülkemizin yeni sorunsal başlıklarından biridir.

Hükümet bu mühim sorunu derhal görmelidir. Ayrıca Türkiye, geçmişte tarımsal üretim açısından kendi kendine yeterli yedi ülkeden biri olarak bilindiği, şu anda durum nasıl? Tarımsal üretimde nereden nereye geldiğinin tablosunu en başından değerlendirme altına alması gerekiyor.

Çözüm aslında çok basit. Bu pekte karışık olmayan matematik işleminin çözüme kavuşturulması, yani 1 TL'lik ürünün 5 TL'ye tüketiciye gitmesi arasında ki 4 TL'lik farkın sebebini bulmaktan geçer. Matematiği boş verelim, mantıksal olarakta yok böyle bir şey, bunda bir hata var. Fark oranı bu kadar afaki olmamalı, değerlendirmesi yapıldığında hesap kitap işlerinde bir hatalar silsilesinin var olduğunu zaten göreceksiniz. Sonuçta üretici ve tüketici her ikisi de mağdur...

İşte üretici ile tüketici arasında makas açığı öncelikle irdelenmeli. O vakit Türkiye'nin tarımda ki en büyük sorunu gün yüzüne çıkartıldıktan sonra çözümlerini beraberinde getirecek olması gibi bir şansı var. 4 TL'yi neden ve nasıl aracılar cebe indiriyor? Üstelik devlet eliyle, suya sabuna dokunmadan hem üreticiden kat be kat kar ediyor hem de tüketicinin mutfağına, boğazına, rızkına ortak olmakta. Bu bariz adaletsiz tanzim hikayesine devlet nasıl müdahale etmez, kafalarda büyük kocaman bir soru işareti bırakmıyor mu sizce?

Madalyonun diğer bir yüzü ise daha karanlık. Örnek komşudan, ahbaptan veya depoda ki ata tohumu ekersen teşvik alamazsın. Teşvik almak istiyorsan illa ABD sermayesi “Cargill” ürünlerini satın alacaksın. Cargil bir kaç cümle ile geçiştirilecek kadar sıradan bir konu değil. Başka bir yazımızda Cargill'i mutlaka ele alacağız. Şunu demek oluyor: Tarımda dahi dışarıya ne denli bağlı olduğumuzun nihai bir kanıtı bu veriler.

Sanayi ülkesi kriterlerini taşımıyoruz. Onun için; büyümenin, istikrarın, ekonomi ve kolektif ticaretin büyümesi elde ki tarım tahvillerini net şekilde değerlendirmeye bağlı. Recep Tayip Erdoğan'ın “evlerinizin önünü dahi ekin” anlayışına bu pencereden bakmak lazım. Tarımın topyekün şekilde ele alınarak, çiftçi ve tarım iştirakçilerin ortak şekilde profesyonel tarıma geçişin sağlanması için radikal adımların atılması gerek şeklinde okumalıyız.

Haliyle Türkiye tarımını biçimlendirme girişimlerinin en tahripkâr olanı 2000-2008 dönemi arasında Tarım Reformu Uygulama Projesi (ARIP) adı altında yürütülen "yapısal dönüştürme" programını gerekirse değiştirilmeye ya da pasifleşmeye gidilerek...

Daha net ve ayrıntılı, çiftçi-üreticinin anlayabileceği doğru tespitlerin ergonomik şekilde yeni tarım politikası ile reaktife edilerek, gerekirse üreticinin malını devlet kendi toplayacak, fiyatları kendi belirleyecek, böylece komisyoncu üreticiden değil devletin elinden alacak ve böylelikle devletin kontrolünde yeni bir tarım sistemi kendi kendine şekillenecektir. Doğal olarak devlet filtre görevi üslense daha kaliteli bir üretim-tüketim tablosu ortaya çıkaracak olmasına odaklanmalıyız.

Nedense “hal yasası” üç yıldır bir türlü Meclis'te çıkartılamıyor. Garip-gureba, fakir-fukara bu iktidarı “vatanıma göz dikeni ez oğlum” düşüncesi doğrultusunda destekledi, desteklemeye de devam ediyor. Pazarlarda alım gücü düşmüş vatandaşın fahiş fiyatlar karşısında eli kolu bağlı, her şeyin hal'de ki simsarın kalem ucuna, vicdanına terk edilmesi büyük üniter devlet anlayışıyla bağdaşmamakta, vatandaşını korumak, vatandaşını düşünmek hepsi topyekün bu yeni tarım politikalarına dahil edilerek oluşturulmalıdır. Gerçek şu: vatandaş fiyatların altında eziliyor! Yazık değil mi insanlarımıza, üreticiye günah değil mi? Hal yasasının çıkmamasının nedeni ne olabilir ki? Veya kim mani oluyor, çoğunluk kimde anlamış değiliz?

Toprakla uğraşan, çiftçi kökenli ve köyde yaşayan biri olarak söylüyorum. Çiftçi Planlı üretim olmadığı sürece tarımın düzelmesi imkansız. Her çiftçi ne üreteceğini ne kadar üreteceğini ve çiftçinin ne kazanacağının garantisi olmalı. Çiftçi Banker değildir, 2 sene üst üste zarar ederse icralık oluyor. Şu durumda bankalara borcu olmayan çiftçi yok! Memurun, kobinin, bazı şirketlerin nasıl garantisi varsa çiftçinin de olmalı.

Derhal, şartlar ne olursa olsun çiftçinin, tarım nüfusunun komisyoncu ve hal mafyası elinden kurtarılması şart.

Milleti en fazla soyan bu iki gruptakiler. Ardından market zincirleri. Fiyatları bir kartel gibi belirliyorlar. Bakanlık resetlenmiş daha iyi bir sistem geliştirmeli.

Çiftçinin komisyoncu ve hal mafyası elinden kurtaracak taslak çalışması hızla meclisten geçirilmesi hassasiyet arz ediyor artık ve tarım yapan nüfusun hal komisyoncularına muhtaç edilmiş konumdan çekip çıkaracak yeni çalışma ile inanın ülkemize ve bereketli Anadolu topraklarının daha verimli rezerviye dönüşmesi sonrasında çok şey değişebilir. Anadolu topraklarını ekip, biçen, işleyen insanların da buna ihtiyacı olduğunu belirtmekte hiç behis göremiyorum.

Herkese saygı ve selamlarımla...

TİMUR İNCE

 

 

 

 



YORUMLAR

  1. Mehmet SUNA

    05.06.2020 06:31:09

    Emeğine saygı duyulmayan, o kadar zahmet ve meşakkate katlanıp elde ettiği bi kaç kuruş parayı da simsarcılara kaptıran,değeri bilinmeyen güzel insanlara selam olsun

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>