Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

TOPLUM OLARAK TÜKENİYORUZ

Timur İnce yazdı...

 

•Aslında tembelleşiyoruz. Git gide tembelliğimizin bir hastalığa dönüştüğü apaçık ortada değil mi?

•Masa başında oturalım, çok maaşımız olsun, full rezidanslarda oturalım, her şey otomatik olsun, anne baba kimse rahatsız etmesin bizi, arabamız tekerlekleri yere değmesin, kutu içinde pizza söyleyelim gelsin, kredi kartını posa çekelim, giydiklerimiz nano teknoloji olsun, beş yıldızlı otellerde tatil yapalım ve keyfimize Allah korusun nazar değmesin demiyor muyuz?

•Az zamana çok şey sığdırmak gibi yeni alışkanlıklarımız peydahlandı. Üretmeden, yorulmadan, kafa yormadan, hiç terlemeden zirveye çıkalım istiyoruz. Piyango çıksın bir anda köşeyi dönelim. Çalışanı da kıskanalım, ayağını kaydıralım. ‘Benim bir gözümü çıkar onun iki tane' anlayışı sinsice gelip girmedi mi hayatlarımıza.

•Uzun bir makaleyi, şiiri, yazıyı okumaya zaman ayırmayacak kadar tahamülsüzleştik. Bir cümle ile her şeyi özetlemeni istiyorlar. Tembelleştik yani. Oysa Dostoyevski “Suç ve Ceza'yı” idamla yargılandıktan sonra mahkum edildiği bir gemide kürek cezasına çarptırıldığı halde elleri zincirli, ayakları prangalı yazmıştır. Elinde Iphon telefonun not bölümünü açıp yumuşak koltuğuna kurularak değil, Windows çok programlı bir ekranda hiç değil... World'a 180 yazı karakteri beğen, yazıyı geri al, altını çiz, üstünü karala, Google'dan bak kes+kopyala+yapıştır bilmiyorum var mıydı o zamanlar.... Kalem hiç yok, kağıt desen o da aynısı. Ne var peki? Azim, sabır, emek ve yüksek bir inanç.

•24 saat içinde kaybolan durum paylaşımlarına benziyor artık hayatlarımız. Sevgimiz, aşklarımız, gönül, muhabbet, hatır, ilişkilerimiz hatta akrabalığımız 24 saat sonra kendi kendine siliniyor. Oh ne kadar güzel değil mi? Her şey sıfırlanıyor.

•En uzun duygumuz 140'tı sağolsun 280 karaktere çıkardılar. Başkasını stalklamak, hayranlık ve beğenme iç güdülerimizi layklamak (like), kızdığımızı engellemek, bir daha görmek istemediğimizi de sayfadan çıkarmak gibi monoton mekanik bir ruhla hareket etmeyi nasıl olduysa bir anda öğrenir olduk. Tartışmak, konuşmak, paylaşmak, bir sorun varsa ortak noktada buluşmak sessizce çekip gitti dünyamızdan.

•Binlerce fotoğraf çekiyoruz. Çektiklerimizi de hemen paylaşıyoruz. İçten, samimi, mutlu yada “olduğumuz gibi” kareler nadiren ayıklanabilir içinden. Hepsi yapmacık, birilerine gösteriş yapmak, hava atmak, kesilmiş-kırpılmış halde mesaj vermek maksatlı oysa. Dedemize ait odanın baş köşesinde pirinç çerçeve içinde asılı, 1959- foto Çemberlitaş alt yazılı siyah beyaz resim anlamında bir resim onca çektiklerimiz arasında var mı Allah aşkına. Ciddiyetin, mertliğin, gençliğin, zamanın, heybeti temsilen tek kanıtı gibi onlar. Bizim ise İnstagram kolajlamada 50 filtreden geçirdikten sonra... Biz olmaktan çıkmış çakma bir biz kalıyor geriye!

•Siyasiler rant peşinde. Öğrenci dört kameralı telefonu babasına aldırmak için iyi bir karne (1-2 neyine yetmiyorsa...), Kadın en pahalı elbise, genç bir tatil köyüne gitmek, Ford'u olan Mercedes, Mercedes'i olan Ferari, Ferarisi olan bir 10 daire daha almak peşinde. Herkes fazlasını istiyor. Doymak nedir bilmeyen birer canavardan farksızlaştık!

•Gerçekten tembelleşiyoruz. Birileri bilinçli genetik kodlarımızla oynuyor. Bilgisayarlı arabalar, akıllı ev ürünleri, dokunmatik araç gereçler, yapay zeka teknolojik vasıtalar kolaylık sağlıyormuş gibi görünsede; her şeyi, mutlu olma araçlarımızı elimizden aldığını unutuyoruz. Bu yüzden hiç birimiz mutlu değiliz, farkında mısınız?

•Peki ya kopyalanan ses efektelerimiz, parmak izlerimiz, Icloud'un bize sormadan kayıt ettiği yazışmalarımız, fotoğraflarımız, görüşme ve telefon numaralarımız. Sosyal medyada arkamızda bıraktığımız izler. CIA, MOSSAD, BND, M15-16 hesaplara bakarak istihbarat bilgisi topluyorsa varın gerisini siz düşünün.

•ABD ilk Meil'i 1970'de Pakistan'dan Washington'a atıyorsa bu adamlar kim bilir şimdi ne tür bir teknoloji kullanıyor ihtimal veremiyorum.

•Biz başımızı Facebook, İnstagram, Twitter'e gömelim ama geri tarafta tarihimizi, ecdadımızı, nimeti, milli birlik beraberlik duygularını, dostu, düşmanı, alın terini, ekolojik dengeleri, sevgi, saygıyı, edep, hayya, gerçekten var olma amaçlarımızın hepsini görmezden gelelim. Yeter ki beğeni gelsin, defalarca videolarımız oynatılsın, fenomen olalım.

•Genç kızlarımız tik-tok'da şarkı eşliğinde dudaklarını oynatarak kendi söylüyormuş gibi yapsın. Biz buna sosyalleştik diyelim. Gerçekten sosyalleştik mi? Pek emin değilim. Sanki daha çok yoldan çıktık geliyor bana.

•Çocuklarımız bir giydiğini ikinci kez giymez oldu. Fastfood'çu, bilgisayar başında “Kantır” oynamak haricinde bir şey yapmak istemeyen, Türk örf adetlerinden bilahare uzak dekontlu bir “y” kuşak büyütüyoruz. Ben son kuşağım mesela. 1975-85 arası doğumlulardan sonrası yok. Son nesil! Bu tarihten sonra doğan her çocuk bünyesi kolaylıklar ve teknolojiyle evrildiğinden; duygusuz, kimliksiz, amaçsız, aşırı bir ana-baba sevgisi üzerine kurulmuş hijyenik yapısı gereği; zayıf narin-hassas, dayanıksız, tembel, zora gelmeyen bir nesil'e geleceğimizi emanet etmek zorundayız.

•Tv'lerde seyre doymadığımız Diziler bile tembelleşti. Emek yok, senaryo yok, konu yok, üç beş tane sözde oyuncu adı altında güzellik yarışmalarından devşirme meta'ya dönüştürülmüş reyting objeleri. Birde boğaz'da bir villa kiralanarak, muhtemelen büyük bir telefon markasıyla sponsorluk anlaşması yapıldığı için, o markanın telefon reklamı olsun diye, ellerinde kocaman absürt telefonlarla birbirini arayıp durmak gafletiyle günü kurtardıkları haricinde başka bir şey görüyor muyuz?

•Ruhumuza gıda alalım diye dinlediğimiz şarkıcıların bir çoğu bile eroin müptelalari. Eskiden sadece gizli kullanırlardı şimdi ticaretini kuryeliğini de yapıyorlar. Nerden nasıl bulaşıyorlarsa? Tıs, tıs, tıs stüdyo ürünü çalıntı sözlerle meydana getirdikleri şarkıların ömrü en fazla 3 gün. Milyonlarca şarkı içinde dinlenecek doğru düzgün bir parça yok. Nerde o Nurettin Sarısözen'ler... Bedia Akartürk, Diyarbakırlı Celal Güzelses, Nida Tüfekçi, Mehmet Seske'ler... Bir plakın, kasetin evlerde yıllarca çalındığı zamanlar! Ruhumuzun bağışıklık sistemi hiç bir şeyden tat almıyor artık. Hissizleştik! Anlamsızlaştık! Tembelleştik!

Tembelleşmekle kalsaydık keşke. Tüm heyecanımızı, sevincimizi, umutlarımızı da kaybettik. Ne derler adına; toplum olarak nanayı yedik galiba.

TİMUR İNCE



YORUMLAR

  1. Serpil

    25.12.2018 16:42:32

    TİMUR bey bizleri aydınlatıyorsunuz. Zaman öyle bozulmuşki her şey karmakarışık. Dilerim bu yazılarınızı özellikle genç nesil okur ve kendine bir ders çıkarır.

  2. Ali

    25.12.2018 15:16:38

    Artık bütün bunları yapmayan toplumda cahil olarak lanse ediliyor.Zamane anneleri ortaokul öğrencisi kızının tık tok videolarını izletiyor.Bu yaşta ne gerek var dendiginde biraz çağdaş olmak lazım cevabı alınıyor.Bu vb yazılarınız çok faydalı inşallah çok kişiye ulaşır da hatadan dönülür.

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>