Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

YÜZYILIN AİLE OPERASYONU!

 

 

YÜZYILIN AİLE OPERASYONU: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ŞEYSİ

Tahminlere göre 1. Dünya Savaşında ölen insan sayısı 16 ile 19 milyon arasındadır.
70 milyon askerin çarpıştığı İkinci Dünya Savaşı, dünya tarihinde en çok can kaybının verildiği savaş olarak geçmiş, savaşın sürdüğü 6 yıl boyunca asker ve sivil 60 milyondan fazla kişi hayatını kaybetti.
Şu anda dünyayı kasıp kavuran koronavirüsten hayatını kaybedenlerin sayısı ise 1 milyona dayanmış durumda.
Fakat İstanbul Sözleşmesi sadece insanları öldürmüyor. Tüm toplumun değerlerini, geleceğini, aidiyetlerini, toplum dinamiklerini, aile yapısını yok etmek temel prensipte yer aldığı için tabiri caizse “insanlığı” öldürüyor.
İnsanlığın geleceğini, değerleri, aileyi, “kadınları savunuyorum” adına aslında kadını öldürüyor.
Savaşlar bitti, hayat kaldığı yerinden sürdürülürlüğünü devam etmeye başladı. Koronavirüs vb salgınları önlemekte birçok ülke bazı tıbbi aşılar geliştirdi, çok yakın zamanda sahaya sürmeye hazırlanıyorlar! Aşılar sonrası salgın etkisini kaybedeceği öngörülmekte.
Peki, ya? İstanbul Sözleşmesinin bir çaresi, çözümü, uzun vadede insanlığı gayri ahlaki kodlarıyla tehdit eden yasal çerçevelere sığdırılmış salgının bir aşısı var mı? Anladığımız kadarıyla yok!
Sözleşmenin 12/1. maddesi gereğince “Kadın ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınmasını amaçladığı” alenen anlatıldığı halde, buradaki “diğer uygulamalardan maksadın ise İslâm dini “inancımızın” kuralları olduğu belli iken neden kimse müdahale etme cesaretini gösteremiyor?
İstanbul sözleşmesi açıkça bir projedir. Türkiye'nin insanlığa örnek olan sağlam aile yapısını yıkmayı, İslâm'ın aile anlayışını devre dışı bırakmayı amaçlamak olduğunu gösteren milyonlarca örneği bulunuyor.
İş o kadar ciddi ki: şayet İstanbul sözleşmesi hükümranlığı devam ederse 10 yıl sonra varacağımız yer belli. Kadınlar-erkekler arasında bir savaş halinin ortaya çıkacağı gibi; sağcı-solcu, muhafazakâr-ulusalcı-liberal gibi ideolojik görüşler yerine “İstanbul sözleşmesini savunanlar ile karşı olanlar” arasında derin bir uçuruma doğru hızla ilerlediğimizdir. Belki sokakta çatışmalara varacak kadar kritik bir hal alır. 
Bu tehlikeyi elbet şimdiden görebilmeliyiz. Aydınlarımız, yazarlar, Gazeteciler, STK'lar, sosyal değerleri koruyan platformların tarihten beri Dünyaya öncülük yapmış bir ülkenin nereye götürülmek istendiği konusunda yüksek sesleriyle haykırmalılar. Yazıp, çizmeli, sayfalar-kitaplarca anlatmalılar.
Sadece bir Sema Maraşlı, Yusuf Kaplan hoca, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Av. Sibel Eraslan ile yürümez. Herkesin sosyal sorumluluk bilinciyle konuya dahil olması lazım.
Aile yapımızı dinamitlemek için yapılan bu operasyonun Türkiye'de nasıl yer bulabildiğini yetkilerin çok acil şekilde fark/etmesi gerekiyor.
CHP, HDP ile feminist bazı örgütlerin sahiplendiği İstanbul sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde tedavüle konulmuş. “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair” 6284 sayılı kanun ise hemen ardından 30 Eylül 2014'te yürürlüğe girdiği günden beri kadın ölümlerinin, şiddetin, boşanma oranı ve ailelerin parçalanması sayısında olağanüstü şekilde artışın yaşanması bir tesadüf değil İstanbul sözleşmesi hükümlerine bağlı gelişen bir istatiksel veri bağlamıdır.
Hafife almamak gerek. Öyle bir şey ki; Aile içi şiddetin önlenmesi kılıfı üzerinden sözleşmenin hemen ardından eşcinsellerin önünü açan LGBT Derneği'nin kurulmasına izin verilen, hatta erkek erkeğe iki kişinin yaptığı evlilik TV'lerde haber yapılmasının kaynağını oluşturma halidir.
Bu gün son 5 yılda 2 milyon baba evinden uzaklaştırılmış. 2019 yılı itibariyle 3 milyon kişi, 2020'de bu sayı 4 milyona çıktığı biliniyor. Sözleşme gereği erken yaşta evlendiği için mağdur 5 bin vakanın var olduğu. Eşleri çocukları dahil 25 bin kişi eder.
Toplam nüfusa oranla nokta kadar bile değeri olmayan bir durum diyebilirsiniz. Ama insan yaşamının sadece istatistikten ibaret olmadığını da unutmamak gerekiyor.
Üstelik bu insanlara “tecavüzcü” gibi iğrenç bir yaftalama yükü boyunlarına aşılmış. Kimi, 5, kimisi 10, 20 yıllık evliler dahi olan var içinde.  Çocukları dışarıda perişan, kendileri içeri de tecavüzcü muamelesi görmekte ayrı bir ciddi sosyolojik sorun. Eşleri her gün farklı videolar çekip seslerini duyurmaya çalışıyor ama kime?
Yasalar bu kadar açıkken gerçek tecavüzcü ile mağdur pozisyonu neden ayırt edilemiyor? Çünkü İstanbul sözleşmesini işaret eden femin örgütler severek, aşık olmuş 18 yaşından evvel evlenmiş çiftleri mağdur bırakıyor.

Toplum nerede?

İnsanlar nerede?

Bu devlet, bu millet nerede?

Örf, adetlerimiz, düzen, dik duranlar, bu ülkeyi sevenler, uğruna bedel ödemiş olanlar nerede?

Aynı sapkınlık icracıları 2014 – 2016 yıllarında Orta Öğretim Genel Müdürlüğü organizesiyle 10 ayrı ilde, liselerin 11. ve 12. sınıf öğrencilerine “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi (ETCEP)” başlığıyla seminer konusu olarak sunuldu. “Yeniden Yazmaya Var mısınız?” sloganıyla gençler tahrik ediliyordu.
Projenin etkisiyle ODTÜ'de fişeklendi ve o aynı günlerde tuvaletler, soyunma odaları kız-erkek müşterek olsun, talepleri seslendirildi.
Milli Eğitim kamuoyundan tepkilerin yükselmesi üzerine projeyi durdurdu.
Durdurdu fakat bu kez TTB'ne (Türk Tabipler Birliği) sıçradı. Projeyi devam ettirme kararı aldılar. Kendi personeline, bazı kurumların çalışanlarına, toplumun farklı kesimlerine, birçok işte konferans ve seminerler verdiler. Aynı tepkiler oluştu yine. Hoooooop proje tekrar askıya…
Uzun bir sessizlik döneminde sonra Malatya'da ortaya çıktı bu kez. Film festivalinde “cinsiyetsiz“ dayatması yapılınca tekrar kamuoyu bastırdı ve yine iptal…
Bakalım daha ne kadar şansını deneyecek, duyarlı halk klik değerlerini korumak adına daha ne kadar bunların üstesinden gelecektir.
Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Sömürgeci düzen, özellikle; Çanakkale ve Kût-ul Amâre yenilgilerinden sonra, Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyeceklerini iyice anlayınca… Baktılar olmuyor. Psikolojik harp usulleri denemeye girişti. Önce İslâm'ın içeriğini boşaltma, ardından kültürümüzü yok etme, sırada aile erkini ve nesli bozma gibi yöntemleri işte İstanbul sözleşmesi içine gizleyerek bizlere altın tepside yeşil feminist-Kadem üzerinden servis ediyorlar bu gün.
Ya kabul etmeyip sonuna kadar karşısında durup ret edeceğiz her şeyi, ya da İstanbul Sözleşmesi'nde Roma ve Cenevre anlaşmaları esas alınmış; kararları AİHM ve BM içtihatları ölçü kabul edilerek hazırlanmış olan Hristiyanik, Masonik bu dayatmaları eninde sonunda kabul edeceğiz.
Yani teslim olacağız. Teslimiyet…
İkisinden biri. Karar sizindir. Hangisi? Buyurun…

TİMUR İNCE

 



YORUMLAR

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>