© Malatya Time

Doğan DAĞ / Borsa Cinneti, Surlardaki Keneler ve Bayrak Adam'a Nida

Doğan DAĞ yazdı.

Gündem allak bullak!

Her yerde fon skandalı konuşuluyor?

Ne oldu ?

Kimler bunlar?

Ne olacak?

Sorular ...

Ama olanı anlamak !

Ders çıkarmak!

Olan bitenden yüreğimize oturan dersler var!

 Önce vatandaş 

Sonra Cumhurbaşkanımıza çağrı kopuyor hançeremizden!!!

İşte o çağrı:

Ey Vatandaş!

Bırakın o grafik oyunlarını, süslü bilançoları, "portföy" ambalajlı sahte cennet masallarını! 

Karşımızdaki tablo bir finansal kaza, basit bir mevzuat eksikliği veya sıradan bir borsa spekülasyonu değildir. 

Karşımızdaki tablo; alın teri dökmeden, tek bir çivi çakmadan, tek bir bardak su üretmeden "bir koyup bin alma" hastalığının, maddiyatçılığın ruhu yuttuğu bir cemiyette kitlesel bir cinnete dönüşme vesikasıdır.

Peki ne oldu, nasıl bu raddeye gelindi?

Sığ hisselerin fiyatlarını kâğıt üzerinde yüz katına çıkarıp, bunları güya risk seviyesi düşük "likit fon" ambalajlarıyla halka sunanlar; TEFAS etiketini ve kamu güvenini siper ederek devasa bir finansal kumarhane kurdular. 131 fonun kilitlendiği, 455 bin insanın kaynaklarının bir gecede buharlaştığı 272 milyar liralık bu çöküş; emeksiz kazanç hırsının (riba cinnetinin) tabii bir neticesidir. 

Süreç tırmanırken, devletin mühürdar makamları—SPK’sı, Borsa İstanbul’u, MASAK’ı—yangın konağı sarana kadar süslü koltuklarında oturup kâğıt imzalamakla yetinmiş; "mukaddesat" maskesi takan bir avuç finans kurnazı ve ikbal avcısı ise batan gemiden en son kârı çekip kaçmanın peşine düşmüştür.

Fakat bu tabloyu incelerken yapılacak en büyük akıl ve hakikat hatası; suçu çeyrek asırdır bu ülkenin bağımsızlığı, vesayetin yıkılması ve mukaddesatın ihyası için gövdesini taşın altına koyan iradeye yüklemektir.

Çeyrek asırlık büyük bir kalkınma ve izzet mücadelesinin ortasında yaşanan bu tefessüh, davanın değil; davanın çilesini çekmeden ikbaline konan aslakların kokuşmuşluğudur. 

Lider, cephede uluslararası baskılara, vesayet odaklarına ve küresel kuşatmalara karşı surda gedik açmamak için boğuşurken; arkada onun gölgesine sığınan, adını ve itibarını cüzdanlarına kalkan yapan bir avuç fon kurnazı türemiştir. 

Onlar, inşa edilen refah ve serbestlik vasatını istismar eden, haram sofralarında kadeh kaldıran kene misali yapılardır.

İşte tam bu noktada, davanın izzetini her türlü muvakkat hesabın üstünde tutan gür sesle haykırmak boynumuzun borcudur:

EY BAYRAK ADAM!

I.

Seni; vesayetin karanlık mahzenlerini yıktığın, küresel ejderhaların karşısına milli izzetle dikildiğin ve bu mukaddes topraklarda bin yıllık ruhu yeniden şahlandırdığın çeyrek asırlık o amansız çilenin hakkı için selamlıyoruz! 

Sen ki, beşli çetelerin, askeri diktaların ve batı kurgusu tuzakların üstüne tek başına yürüdün; bu milletin imanıyla birleştin ve imkansız denilen surlarda devasa gedikler açtın!

Fakat dur ve bak! 

Sen ön cephede yedi düvelin kuşatmasıyla boğuşurken, cephenin gerisinde, senin heybetli gölgende semiren bir kitle belirdi. 

Senin döktüğün her damla alın terini, verdiğin her tarihi mücadeleyi kendi ikbal harmanına buğday yapan bir aslaklar sürüsü türedi! 

Onlar, çeyrek asırlık o büyük mücadelenin çilesini çekmediler; ancak o mücadelenin getirdiği iktidar ve refah sofrasının en başına oturdular.

II.

Sayın cumhurbaşkanımız!

Dışarıda ulvi nutuklar atıp, içeride kurdukları borsa kumarhanelerinde garibanın, yetimin, bu devlete güvenip birikimini teslim eden yüz binlerin parasını haram havuzlarına akıttılar! 

Tek bir çivi çakmadan, tek bir bardak su üretmeden, "bir koyup bin alma" cinnetiyle sermayeyi muazzam bir yağma düzenine dönüştürdüler. 

Adına "fon" dediler, adına "borsa" dediler; fakat Hak katındaki adı tek kelimedir: İhanet!

Bunlar tatlı su dindarlarıdır! 

Bunlar, abdestli kapitallerini senin heybetine sığınarak dokunulmaz kılan, cüzdanları şiştikçe ruhları pörsüyen, dava kelimesini sadece cürümlerine örtü yapan sahte dostlardır!

III.

Soruyoruz sana ey Bayrak Adam! 

Çöküş bağıra bağıra gelirken, sığ hisseler yüz katına çıkıp garibanın rızkı buharlaşırken, devletin o şaşaalı mühürlerini taşıyan kurumlar ne yapıyordu? 

Yangın evi sarıp dumanlar göğe yükselene kadar süslü koltuklarında oturup kâğıt imzalamaktan başka ne yaptılar?

Devlet, felaketi anı anına seyredip en son itfaiye çağıran kâğıttan bir kule midir? 

Eğer bir sistemde yetkili makamlar tefessühü görüp sükut ediyorsa, oradaki nizam kokuşmuş demektir! 

Bu bürokrasi senin ruhunu taşımıyor; bu bürokrasi senin idealine inanmıyor! 

Onlar sadece makamlarının ikbalini, koltuklarının rahatını ve iktidar zırhının konforunu sürüyorlar!

IV.

Ey Reis!

Şimdi birileri sana gelip "Kol kırılır yen içinde kalır", "Aman davanın imajı zedelenmesin", "Seçim eşiğinde bu hesaplaşma bizi yıpratır" diye fısıldayacaktır. 

Sakın kulak verme o şeytani vesveseye!

Dava dediğin şey, üç beş fon kurnazının cüzdanını koruma kalkanı değildir! 

Dava, adalet üzere kaimdir; adalet bittiği gün dava da kuru bir iddiadan ibaret kalır! 

Kendi bahçesindeki ayrık otunu temizlemekten korkan bir irade, cihanşümul bir medeniyet iddiasını sürdüremez. İçerideki hırsızı gizlemek, dışarıdaki düşmana teslim olmaktan daha büyük bir felakettir!

V.

Ey Bayrak Adam!

Şimdi sana düşen; merhamet değil, maslahat değil, siyasi hesap hiç değil; adaletin Zülfikar'ını kınından çıkarmaktır!

Seni sevenler, senin 25 yıllık emeğinin ve bu milletin harcına döktüğün alın terinin bir avuç muhteris eliyle kirletilmesine izin vermeyecek olanlardır! 

Seni sevenler, davanın izzetini her türlü muvakkat hesabın üstünde tutanlardır.

...

YAZININ DEVAMI BURADA

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER