Ersoy BABA / Kurumsal Milliyetçilik vefat etti!
ÖZEL HABERErsoy BABA yazdı.
Merhaba değerli okurlarım. Ben yeni gelmedim. Geri geldim. Uzunca bir süredir sudan bahanelerle yazamadım. İnsanoğlu kolaya çabuk alışıyor. Yazmamak kolay geldi. Ben de hemen alıştım. Son bir-iki haftadır da ev taşıma sorunum vardı. İşyerime de seyrek gittim.
Dün gittiğimde bırakılmış 5-6 tane düğün davetiyesini gördüm. İnternet üzerinden gelenler de onun iki katı. Baktım kimler kimlerle, kimlerin çocukları kimlerin çocuklarıyla evleniyor diye. Hepsi de tanıdık. Kimileri akrabam. Kimileri de yarım asra yaklaşan birlikteliğimizdeki dost ve arkadaşlarım. Hepsi de güzel güzel davetiyeler bastırmış, kimi elden bırakmış. Kimi de kargo ile ulaştırmış. Bazıları da davetiyenin fotoğrafını çekip atmışlar. Nasrettin Hocamın çorba ikramı gibi. Kimine çorbanın kendisi, kimine de suyunun suyu.
Hepsi başımın üstüne.
Topladım hepsini. Eve giderken yıllarımın geçtiği mobilya mağazamıza uğradım. Sağ olsun Ali Bey beni iyi karşıladı. Kırmızı yollukları sermiş. Çaylar hazır. Kurabiyeler konfetiler. Şaşırdım. Meğer kendi arkadaş camiamızdan, dostlardan, akrabalardan uzun süredir tek gelen ben imişim. İzzet ikram ondanmış.
Elimdeki davetiyeleri görünce kısaca göz attı. Daha fazlası da onda vardı.
Eski düğünlerden açıldı laf. 70 li yıllarda yeşil renkte Steyşın bir Renomuz vardı. Gelin arabası olmadığı düğün olmazdı. Birçoğunda da süslemeyi kendimiz yapardık. O zaman imkanlar kısıtlıydı. İmkânı olan her arkadaş kendi imkanını paylaşırdı. Biz daha çok paylaşırdık. Rahmetli babam evlenen arkadaşlarımızın perdelerini de dikerdi. Annem “ilerde yıkandığında çekmesin” diye perde kumaşını küvette suya batırır bekletirdi. Evimizin banyosundaki küvet sadece o iş için kullanılmıştı o zamanlar. Sonra küçücük evimizin mini minnacık balkonunda onları kurutmaya çalışırdı. Babam arkadaşımızın ev ölçüsüne göre kesip dikerdi. Abimle bana da (Daha çok abime) onları tek tek evlerde korneje asma işi kalırdı. Bu işlerin birçoğu düğün hediyemiz olarak yapılırdı.
Düğünler, düğünler…
Şimdilerde o arkadaşların çocukları, torunları evleniyorlar. Bize de davetiye gönderiyorlar sağ olsunlar. Ama ben buna yasak savma daveti diyorum.
Uzunca bir süre önce arkadaşlardan birinin evine gitmiştik bir bayram ziyareti sebebiyle. Evinde yeni koltuklar, kanepeler. Biz mobilyacıydık ama hiçbiri bizim ürünümüz değildi. Zaten dükkanımıza da uğramamış ürünlerimize bakma zahmetine bile girmemişlerdi. Baksalar ve beğenmeseler:
-“Zevk meselesi beğenmediler” der geçerdim. Fiyatımız pahalı gelse:
-“Bize ne yaparsınız, nasıl bir kolaylık sağlarsınız?” diye sormadılar. Oysa rahmetli babam birçok arkadaşımızın evini döşerken sıfır kâr ile döşer, bir de üstüne taksitler yapardı.
Bize sormadılar bile. Bazen yola çıktıklarımızın boza satışına denk gelmenin acısını hissediyorum.
Bu sadece bizim sektörümüzde mi böyle?
Bu sadece bizim arkadaş çevremizde mi böyle?
Milliyetçiliği bilmiyorum ama “Kurumsal milliyetçilik” sizlere ömür. Ölmüş, ağlayanı yok.
Zaten müşteri portföyümüzün %99’u farklı kesimlerden. Daha önce tanımadığımız insanlar. Bizi tavsiye ile bulmuşlar. Onlarla tanışıklığımız eşya aldıklarında başlıyor, sonra yazlıklarına, çocuklarının düğününe, torunlarına ulaşan bir alışveriş zincirine dayanıyor. Ürünümüzü kullananlar farklı dünya görüşünde olsalar da bizden vazgeçmiyor. Güzel bir ticari akış ve yeni dostluklar oluştu onlarla.
O yönden endişe yok.
Endişem farklı:
...
İlginizi Çekebilir