Murat ÇETİN / Bütün Kâinat İtaat Ediyor... Ya İnsan?
ÖZEL HABERMurat ÇETİN yazdı.
Kâinata bakıyoruz.
Güneş doğuyor.
Dünya dönüyor.
Mevsimler değişiyor.
Yağmur yağıyor.
Toprak mahsul veriyor.
Ezelden beri devam eden muazzam bir intizam.
Kimse güneşe doğmasını öğretmiyor.
Dünyaya dönmesini hatırlatmıyor.
Toprağa mahsul vermesini tembihlemiyor.
Çünkü bütün kâinat, Cenab-ı Hakk’ın irade sıfatından gelen tekvînî kanunlara tâbi.
Her şey emre itaat ediyor.
İnsan da bu nizamın içinde.
Kalbi atıyor.
Kanı dolaşıyor.
Ciğerleri çalışıyor.
Hücreleri yenileniyor.
Bunların hiçbirini kendi iradesiyle idare etmiyor.
Demek ki insan da bütün mevcudat gibi tekvînî emirlere tâbi.
Fakat insanda başka bir hususiyet var.
Teklif!
Cenab-ı Hakk’ın kelâm sıfatından gelen emirler.
Kitap ve sünnet.
Namaz kıl.
Oruç tut.
Abdest al.
Helâle yönel.
Haramdan sakın.
İşte burada insan, bütün kâinattan ayrılıyor.
Çünkü güneşin iradesi yok.
Dünyanın tercihi yok.
Toprağın isyanı yok.
İnsanın ise iradesi var.
İtaat de edebilir, isyan da.
Ve asıl sır burada başlıyor.
Tekvîn ile teklif, insanda birleşiyor!
Bir misal…
Cenab-ı Hakk’ın Kuddûs ismi bütün kâinatta tecellî ediyor.
Denizler temizleniyor.
Atmosfer arınıyor.
Yeryüzü türlü türlü temizlik faaliyetleriyle nezafete mazhar oluyor.
Bütün mevcudat, Kuddûs isminin tecellîsine tekvînen ayinedarlık ediyor.
Peki insan?
O da abdest alıyor.
Fakat onun abdesti iradî.
Çünkü abdest, şeriatın emri.
Yani kelâm sıfatından gelen teklifî bir hüküm.
İnsan bu emre imtisal ettiğinde, kendi cüz’î iradesini İlâhî iradeye tâbi kılıyor.
Kâinatın tekvînen mazhar olduğu nezafete, insan teklîfen iştirak ediyor.
Böylece küçücük bir abdest, bütün âlemde tecellî eden Kuddûs ismiyle irtibat kuruyor.
Bir tarafta kâinatın temizliği.
Diğer tarafta insanın tahareti.
Kaynak aynı.
İsim aynı.
Emir aynı Zât’tan.
Üstelik insanın yaptığı yalnız temizlik de sayılmaz.
Kendi fiilinde Esmâ-i İlâhiyenin tecellîsini görüyor.
O cüz’î hareketin bütün kâinatla münasebetini keşfediyor.
Mebde ile müntehayı birleştiriyor.
İşte Resûl-i Ekrem’in (asm) sünnetine ittibaın ehemmiyeti burada ortaya çıkıyor.
Çünkü sünnet-i seniyye, insanın iradesini İlâhî emre bağlayan yolu gösteriyor.
Besmele o yolun başlangıcı.
Şeriat ise hayatın bütün fiillerini kuşatan İlâhî ölçü.
İnsan bu ölçüye riayet ettikçe kâinatın umumî itaatiyle manevî bir ahenk kuruyor.
Aksi hâlde kendi iradesiyle o ahengin dışına çıkıyor.
Bir düşünün…
Bütün kâinat aynı Rabbin emrine itaat ederken, insanın kendi iradesiyle başka bir istikamete yönelmesi ne büyük bir tenakuz!
Demek ki insanın vazifesi, tekvînî kanunları yeniden keşfedip onlara hükmetmekten önce, teklifî emirlere imtisal ederek kâinatın umumî ubudiyetine iştirak etmektir.
Çünkü bütün âlem Allah’ın iradesine tâbi.
İnsan ise o iradeye, kendi iradesiyle tâbi olmaya davet ediliyor.
Tekvîn kâinatı Allah’a bağlamış.
Teklif ise insanın iradesini bekliyor!
Selam ve dua ile
Fiemanillah
İlginizi Çekebilir