Ersoy BABA / Satır Kıyma!

Ersoy BABA yazdı.
Merhaba sevgili okurlarım.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul katliamları 2019 yılında yazdığım ve yayınlanmış olan bir anımı tekrar yazmama sebep oldu. Belki ekranlarını yeni açan okurlarım o tarihli yazımı görmemiştir diye kısmen alıntısını yaparak bu haftaki yazıma ekledim.
Askerlik dönemimde Yedek subay öğretmen olarak tayin olduğum Şanlıurfa Lisesinde 1 yıl süren öğretmenlik hayatımda okulda ve öğrencilerimde büyük değişimler ve güzellikler gerçekleştirebildim. Bu sistemde eğer iyi bir otorite kuramazsanız, ters bir sonuç almanız söz konusu olabileceği gibi, yumuşak davranmakla, laubali olmak arasındaki farkı da yakalayamazsınız. Öğretmen olarak ilk dersime girdim. Lise 2. sınıf idi. Öğrencilerimle tanışma faslı sırasında arka sıralardan bir öğrenci ayağa kalktı. Bu oldukça iri kıyım boylu boslu biri idi.
Kravatı 15-20 santim kadar aşağı kaymış, gömleğinin yakaları açık, ceketinin bir kolu giyilmiş, diğer kolu ise omuzda asılı olan, Lise 2. sınıf öğrencisi için fazla gür sayılabilecek sakalı olan biri idi. Sallana sallana yanıma geldi. Sınıfta çıt çıkmıyor, herkes sanki olacakları kaçırmamak ister bir pozisyonda pürdikkat kesilmiş izliyordu.
.jpeg)
Öğrenci yanıma kadar gelince yukarıdan, (ayakta olmama rağmen) aşağıda kalmış olan bana eğilip:
-”Hoca! Sen devam et, ben dışarda biraz dolanacam!” diye homurdandı ve sınıf kapısını da açık bırakarak çıkıp uzaklaştı.
Dakka bir, gol bir. Bu durumdan kendimi çıkaramaz ve öne geçemezsem bu bir yıl sürecek öğretmenlik hayatım çekilmez hal alacaktı. Önde oturan öğrencilerden birine kapıyı kapatmasını söyledim. Kapı kapatıldı.
-”Bu arkadaşınızın adı nedir?” diye sordum. Sınıfta çıt çıkmadı. Belli ki bir korku egemenliği oluşturulmuş. Herkes çekiniyor. İki kere soruyu tekrar etmeme rağmen sınıftan kimse onun adını söylemedi. Dakka iki, yediğim gol iki. Öğretmen masasına gittim. Çantamdan iki küçük kâğıt çıkardım. Öğrencinin kalktığı sıranın sağında ve solunda kalan öğrencilerin önüne kağıtları koydum.
-”Disiplin kuruluna verebilmem için arkadaşınızın ismi bana lazım. İster onun adını yazın. İsterseniz kendi adınızı yazın. Her iki seçenek de bana uyar."
Tabi ki her ikisi de problem çocuğun ismini yazıp bana getirdi. İlk derste yediğim iki golü de silmiş ve öğrencilerimle ders sonuna kadar güzel ve muhabbetli bir zaman geçirmiştim.
***
Şanlıurfa Lisesi macera dolu bir yerdi. Oradaki öğretmenlik dönemimde okul idaresine, diğer öğretmenlere ve hemen tüm öğrencilere kendimi kabullendirmiş sevilen biriydim. Bunu ben söylemiyorum. Dışardan aldığım duyumlar böyleydi.
Öğrencilerimden Yücel vardı. 6 Edebiyat A sınıfında. Bu arada söylemiş olayım ki 6 Edebiyat A sınıfları o zamanlar bütün okullarda istisnasız en belalı, en muzip ve en yaramaz öğrencilerin tıkıştırıldığı sınıftı. Hepsi bir araya süzülmüş olduğundan diğer sınıflarda istikrarlı bir şekilde ders işlenebiliyordu. Halen öyle midir bilmiyorum.
Öğretmen odasına girip:
-“Öğretmenimiz çantasını getirmemi istedi” deyip çantayı alan ve sınav sorularını çalan öğrenciler bile vardı. Ki bu en masumane suçlardandı. Kötü bir amaç yoktu. Bu dersten kalmak istemediklerinin göstergesiydi.
O sınıftan Yücel isminde bir öğrencim vardı. Sürekli yanında ve arkasında badigard gibi dolaşan öğrenciler olurdu. Yücel ile güzel bir iletişimimiz vardı. Öğle aralarında masa tenisi oynar, muhabbet ederdik. Yenilse de yense de tepsi kebabını o ısmarlardı.
Bir gün yücel derse geldi. Her zaman ceketinin önü açık gezen yücel bu sefer iki eliyle ceketini kapatmıştı. İç cebinde bir kalınlık hissettim.
-“Hayırdır Yücel? Ne saklıyorsun cebinde?” diye elimi yaka arasından iç cebine uzattım. Elime gelen sapı dışarı doğru çektim. Bu hareketimi beklemediğinden engel de olamamıştı. Dışarı çıkan bir satırdı. Kasap satırı. Et, kemik parçaladıkları satır. Şok olmuştum.
-“Bu ne Yücel? Bu satır ne iş?”
Yücel biraz ezilip büzüldü. Benim duyacağım kadar bir sesle:
-“İdare et hocam. Silahı yağlamıştım. İşi bitmemişti. Ben de bunu aldım yanıma.”
Satırı alıp küçük odama koydum. Kapıyı da kilitleyip müdür odasına yöneldim. Yücel gayet sakince:
-“Sorun yok hocam. Dersten sonra alırım. Dursun odanızda.” Dedi.
Müdürün odasına çıktım. Müdür:
-“Buyur hocam” dedi.
-“Hocam öğrencinin birinin cebinde satır yakaladım.?”
-“Neee? Vay çakal! Kimmiş bu öğrenci?”
-“Yücel”
Müdür sanki pause düğmesine basılmış gibi bir an dondu. 3-5 saniye sonra:
-“Hocam. Yücel aşiret reisinin oğlu. Bunların kan davaları, mal davaları çoktur. O aleti ona geri ver. Dışarda başına bir iş gelir. Biz sebep olmuşuz gibi burayı da bizi de yakarlar. Geri ver onu. Geri. Geri.”
Velhasıl sevgili okurlarım oralarda böyle şeyler yaşadım. Bundan 35 sene önce böyleydi. Şimdi de farklı olduğunu düşünmüyorum.
Televizyonlarda hangi kanalı açsam okul cinayetleri ile ilgili uzmanlar konuşup duruyorlar. Bu kadar kanalda bu kadar uzman sürekli bilgi veriyor, velilere nasıl davranmaları gerektiğini anlatıp duruyorlar. Bir de ben bu konuda kafa şişirmek istemiyorum. İstesem şişiririm. Eski okurlarım iyi bilir. Ama istemiyorum. Onun için de okul cinayetlerinin sosyolojik, psikolojik ve bir çok lojik çözümüne bulaşmadan yoruma açık bir şekilde yazımı bitirmek istiyorum.
Her yazının sonunda gibi geleneksel fıkramızı yayınlıyordum. Bu sefer alıntı bir günün hikayesini sizlerle paylaşacağım:
GÜNÜN HİKAYESİ..
Kargayla Kan Davası: 3 Yıllık Trajikomik Bir Hesaplaşma
Üç yıl önceydi. Eşimden yeni ayrılmıştım. Hayatımı yeniden kurmak için merkezi bir semtte küçük bir eve taşındım. Yatak odası vardı ama kullanmıyordum; çalışma odasındaki kanepe ve battaniye yeni hayat düzenim olmuştu. Yetiyordu bana… Ta ki sabah 5.20'ye kadar.
Daha halk arasında “karga bokunu yemeden” denilen vakit… Ama bu karga çoktan yemişti. Camın önündeki ağaca tüneyip gak gak bağırıyordu.
İlk sabah: Sabrettim.
İkinci sabah: “Git ulan!” dedim, gitmedi.
Üçüncü sabah: Maşrapayla su attım, nafile.
Dördüncü sabah: İçimdeki köylü çocuğu uyandı. Ağaca çıktım, yuvasını bozdum.
Ve işte o sabah hayatım değişti.
O günden sonra aramızda adı konmamış bir savaş başladı. Yeni yuvasını ağacın en tepe, en ulaşılmaz dalına yaptı. Her sabah 5.20’de tekrar orada. Penceremin tam önünde. Bazen yatak odasına geçiyorum, bu sefer oraya geliyor. Sanki yer değiştirdikçe o da taktik değiştiriyor.
Derken başka bir cephe açtı: arabam. Mahallede herkesin arabası pırıl pırıl, benimki her sabah karga bokuyla imzalanmış gibi. Bir gün camdan izledim: Arabayı park ettikten 10 dakika sonra geldi, pisledi, gitti.
...
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Genç İnfaz Koruma Memuru Telefon Mesajının Ardından Canına Kıydı
- Tarımda Yeni Dönem Başlıyor: Binlerce Sözleşmeli Personel Sahaya İniyor
- Pütürge'nin Dağ Yamaçları Binlerce Fidanla Yeniden Yeşeriyor
- Malatya'nın LGS Şampiyonları Vali Seddar Yavuz'u Ziyaret Etti
- Malatya'da Çöp Sahasında Çıkan Yangın İki Saatte Kontrol Altına Alındı
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.