Rıdvan SAÇU / Bu Kez Farklı Olsun: 2026'da Çocuğumuza Başarıyı Değil, Merhameti Miras Bırakalım...

Rıdvan SAÇU yazdı.
Çok kıymetli anne-babalar ve değerli okurlarım,
2026’ya hoş geldik. Takvimler değişti ama derdimiz aynı, yaramız hala sıcak. Yeni bir yıla girerken eğitim üzerine süslü laflar edebilir, yapay zekadan veya "çağın gerekliliklerinden" bahsedebilirdim. Ama yapmayacağım. Yaşadığımız sorunlar ve gündemlerimizden de gördüğümüz üzere bizlerin, teknolojiden önce insanlığımızı tamir etmemiz gerekiyor.
Daha önce de yazdım ama etkisinden uzun zamandır kurtulamadığım için yine yazmak istiyorum, yakın geçmişimizde, bu toprakların gördüğü en korkunç, en utanç verici olaylardan biriyle sarsıldık: Yenidoğan Çetesi.
Hafızamızı tazeleyelim; kimdi bunlar? Sokaktan geçen eğitimsiz serseriler mi? Okuma yazma bilmeyen cahiller mi? Hayır. Onlar, bu ülkenin en zor sınavlarından geçip, milyonlarca öğrenci arasından sıyrılan, "ilk 5 bine" giren, hepimizin gıptayla baktığı "derece yapmış" doktorlardı, hemşirelerdi.
Bu sistemin "en başarılı" kabul ettiği, anne babaların "oğlum/kızım doktor oldu" diye gururla anlattığı bu bireyler; üç kuruşluk haksız kazanç için, savunmasız bebeklerin nefesini kestiler. O minicik bedenleri, birer para sayma makinesi gibi gördüler.
Şimdi durup sormak zorundayız: Biz nerede hata yaptık?
İlim Kendin Bilmektir...
Bizim toprakların irfanında Yunus Emre asırlar önce reçeteyi yazmıştı aslında:
"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?"
Biz "kendini bilmeyi", "haddini bilmeyi", "Kul hakkını gözetmeyi" anne babalığın müfredatından çıkardık; yerine sadece net sayılarını, test tekniklerini ve kariyer hırsını koyduk. Çocuğumuzun karnesindeki "Peki"yi, kalbindeki "Merhamet"ten daha çok önemsedik. Sonuç ortada: Test çözen ama vicdanı çözülmüş, diploması kabarık ama ahlakı güdük bir nesil tehlikesi.
Riyakarlık Sarmalı ve Kaybedilen Değerler
Bu toplumda kime sorsanız, manevi değerler baş tacıdır. Cuma mesajları telefonlardan eksik olmaz, "Kul hakkı" denince mangalda kül bırakılmaz. Görünüşte "Besmele" ile işe başlarız.
Ama gerçekte? İslam dininin, hatta tüm kadim inançların temeli olan "bir insanın canına kıyan, tüm insanlığı öldürmüş gibidir" düsturu nerede? Yeni doğmuş bir bebeğin canını pazarlık konusu yapan o doktorlar, belki de o hastanelere girerken "dua" ile giriyorlardı.
Bu, korkunç bir riyakarlıktır. Dini ve ahlaki değerleri, sadece bir toplumsal maske, bir "görünme" aracı olarak kullandığımızın itirafıdır. Çocuğumuza "Dürüst ol" derken, trafikte kurnazlık yapıyorsak; "Merhametli ol" derken, sınavda arkadaşını ezmesini öğütlüyorsak; biz o çocuklara dini değil, ikiyüzlülüğü öğretiyoruz demektir.
Anne Babalar, Sözüm Size (Bize)
Sistemi eleştirmek kolaydır. Milli Eğitim Bakanlığı'nı, YÖK'ü, hastaneleri suçlamak konforludur. Peki ya biz? Evdeki biz?
Burada doğanın en acı gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Ormana bakın, gökyüzüne bakın, denizlerin altına inin. Bir kartal yavrusunu göklerden atmaz, bir kurt yavrusunu parçalamaz. İçgüdüsel olarak onu korur, büyütür. Ancak bizde durum farklı.
Tüm canlılar içinde, ebeveynliği ve hırslarıyla kendi yavrusuna zarar veren tek canlı türü insanoğludur.
Bizler, "onun iyiliği için" diyerek çocuklarımızın ruhunu eziyoruz. Kendi gerçekleştiremediğimiz hayalleri onların sırtına yüklüyoruz. Onları birer yarış atı gibi görüp, "komşunun çocuğuyla" kıyaslayarak özgüvenlerini ve vicdanlarını sakatlıyoruz.
Eğer bizler, çocuklarımızı sadece birer "proje" olarak görürsek; onları sadece "doktor, mühendis, avukat" olsunlar diye, ahlaktan ve insanlıktan soyutlanmış bir başarı tüneline sokarsak, o tünelin ucundan "Yenidoğan Çetesi" üyeleri çıkar.
Doktor olması için dualar ettiğiniz çocuğunuz, gün gelir vicdansız bir katile dönüşebilir. Ve o gün geldiğinde, "Ama matematiği çok iyiydi" demek, hiçbir vicdanı temizlemez.
Başarı Nedir?
Başarı, lüks bir arabaya binmek, bol sıfırlı bir maaş almak veya herkesin önünde ceket iliklediği bir makama gelmek değildir. Bu topraklarda başarı tanımını değiştirmek zorundayız.
Başarı; eline fırsat geçtiğinde çalmamaktır. Başarı; kimse görmese bile, bir bebeğin, bir karıncanın hakkını gözetmektir. Başarı; "diplomalı bir canavar" olmak yerine, "vicdanlı bir hiç" olmayı göze alabilmektir.
2026, çocuklarımızın netlerini değil, niyetlerini sorguladığımız bir yıl olsun. Çünkü bu toplumun zeki hırsızlara, başarılı katillere ihtiyacı yok. Bu toplumun; işini namusuyla yapan, Ahlaklı, dürüst, vicdanlı, Allah'tan korkan ve kuldan utanan "insanlara" ihtiyacı var.
Yazımı, rahmetli Doğan Cüceloğlu hocamızın, her anne babanın buzdolabına asması gereken şu muazzam uyarısı ile bitiriyorum:
"Makam mevki rütbe... Bunların hepsi ceket gibidir. Zamanı gelince ceketini asar gidersin. Arkanda sadece insanlığın kalır."
...
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Osman Timurtaş Ak Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığına Atandı
- Yavuz Bingöl'den Gelen Kötü Haber Sonrası Festivalde Sahne Alacak Yeni İsim Belli Oldu
- Buhara Bulvarı Üzerinde Üç Araç Birbirine Girdi! Yaralılar Var
- Malatya'nın Altın Değerindeki En İyi Kayısıları Dünya Sahnesine Çıkmak İçin Yarıştı
- LGS Türkiye Birincileri Başarılarının Sırrını Vali Seddar Yavuz'a Anlattı
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.